Yazılar

Jessica Andrew “Tuzlu Su”

Jessica Andrews’un aidiyetle özgürlük arasında bocalayan bir ruhun portresini çizdiği romanı Tuzlu Su, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı!

Tuzlu Su, Londra’nın yoğun temposundan kaçarak Kuzey İngiltere’nin kırsalına sığınan ve burada geçmişiyle, ailesiyle ve kendi kimliğiyle yüzleşen Lucy’nin hikâyesini anlatıyor. Modern edebiyatın sade ama güçlü seslerinden biri olarak öne çıkan roman, genç bir kadının büyüme sancılarını samimi ve çarpıcı bir yaklaşımla gözler önüne seriyor.

Ayrıntı Yayınları’nın Edebiyat dizisinde yerini alan Tuzlu Su’yu İngilizceden dilimize Sena Dalgıç çevirdi.

Dila Uzun’un yeni teklisi “Döne Döne”

Dila Uzun’un yeni teklisi “Döne Döne”, duygusal bir döngünün içinde kaybolmuş bir ruh halini etkileyici bir müzikal anlatımla sunuyor.

Alternatif pop ve R&B; altyapısına sahip şarkı, groove odaklı yapısıyla hem hareketli hem de içe dönük bir atmosfer kuruyor. Hipnotik ritimler, yumuşak synth dokunuşları ve güçlü vokal yorumu; parçanın hem tekrar eden duygusal halini hem de içsel çatışmasını yansıtıyor. “Döne Döne”, takıntı ve özlem arasında gidip gelen duyguları sade ama vurucu bir dille anlatıyor. Şarkının aranje ve mix süreci Osman Çetin’e, mastering çalışması ise Emre Kıral’a ait. Dila Uzun’un karakteristik yorumu ve üretim ekibiyle kurduğu uyum sayesinde parça, kendi sesini buluyor ve dinleyiciye benzersiz bir deneyim sunuyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Pop müziğe taze kan Vildan Demir

Vildan Demir, müzik kariyerine güçlü bir adım daha ekleyerek yeni teklisi “Sen De Duysan”ı dinleyiciyle buluşturuyor. Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan şarkı, modern sound’u ve güçlü yorumuyla sezona iddialı bir giriş yapmayı hedefliyor. Söz ve müziği, son dönemde üretimleriyle dikkat çeken Soner Han’a ait olan “Sen De Duysan”, etkileyici anlatımıyla öne çıkıyor. Prodüktörlüğünü deneyimli müzik adamı Genco Arı’nın üstlendiği çalışma, modern altyapısıyla dinleyiciyi ilk dinleyişte içine çekiyor. Güncel bir müzikal yaklaşıma sahip olan şarkı, pop müziğin özlenen sıcaklığını dinleyicilere yeniden hatırlatıyor. Vildan Demir, yepyeni şarkısı “Sen De Duysan” ve klibi, tüm dijital müzik platformlarında yayında!

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Işıl Ayman ve Batuhan Kordel’den yaz şarkısı

Işıl Ayman ve Batuhan Kordel, yaza yeni bir aşk şarkısı ile giriyor. 2022 yılında imkansız bir aşkı anlatan “Sevsek de Olmuyor” şarkısıyla ilk kez buluşan ikili, bu sefer bir kavuşma hikayesi anlatıyor ve “Kollarını Bana Sar” diyor.

Söz ve bestesi Işıl Ayman ve Batuhan Kordel’e ait şarkı, aynı zamanda Işıl Ayman’ın sonbahar aylarında yayınlanacak ilk albümden ikinci single olarak yayınlanacak. 20 Haziran’da Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşacak şarkının düzenlemesi Efe Demiryoğuran imzası taşıyor.

Cesur sözleriyle de ilgiyi üzerine çekecek “Kollarını Bana Sar” şarkısının Selin Sanlı tarafından çekilen klibi de tüm platformlarla birlikte, Işıl Ayman youtube kanalında yayında olacak.

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Murda, Emil Rose güçlerini birleştirildi

Rap dünyasının tanınan ismi Murda, viral hit’leri ve unutulmaz iş birlikleriyle adından söz ettiren Türk-Hollandalı yükselen sanatçı Emil Rosé ile güçlerini birleştiriyor. İkilinin birlikte seslendirdiği “Hasret”, duygusal yoğunluğu ve yüksek enerjisiyle yaza damga vurmaya hazır! Tekli, tüm dijital platformlarda yayında.

Şarkının klibi ise bu duygusal ikiliği tam anlamıyla yansıtıyor. Işıltılı bir düğün atmosferinde geçen klipte Murda ve Emil, kaybettikleri aşkı son bir kez geri kazanmaya çalışıyor. Duygusal ama eğlenceli, sinematik ama gerçek: “Hasret”in duygusu kadar klibi de unutulmaz.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Bîdar’dan yeni şarkı “Hazine”

Alternatif müziğin özgün isimlerinden Bîdar, yeni şarkısı “Hazine” ile dinleyicisiyle buluştu. Sözü ve müziği kendisine ait olan parça, geçmişin izlerini taşıyan anıların zamanla nasıl birer hazineye dönüştüğünü anlatıyor.

Prodüksiyon, miks ve mastering süreçlerinde Özgün Tuncer yer alırken; davullarda Ediz Hafızoğlu, synth basta Umut Oymak, gitarda ise Durul Canberk İres bulunuyor. Klavye, synthesizer ve geri vokallerde Bîdar’ın kendi dokunuşu hissedilirken, kapak tasarımı Elif Tekneci imzası taşıyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Gökcan Sanlıman’dan duygusal şarkı “Nasıl Hayat?”

Gökcan Sanlıman, hem içeriği hem de prodüksiyon kalitesiyle öne çıkan yeni şarkısı “Nasıl Hayat” için tüm hazırlıklarını tamamladı. Sözü ve müziği sanatçının kendisine ait olan parçanın prodüktör koltuğunda ise Esad Fidan oturuyor.

Sanlıman’ın “duygusal ama enerjik” olarak tanımladığı parçada, uzaklaşan bir ilişkiye dair içsel bir sorgulamanın izleri var. Dinleyeni düşündüren ama aynı zamanda dans ettiren şarkı, sanatçının yakında yayımlanacak olan albümünün de habercisi niteliğinde. Yönetmen Deniz Özgün’ün imzasını taşıyan video klip, modern ve sade bir anlatımla dikkat çekiyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Anoreksiya tedavisinde erken müdahale hayat kurtarır!

Anoreksiya nervozanın sadece kilo verme isteği olmadığını belirten uzmanlar, benlik algısı ve duygusal düzenleme bozukluklarıyla karakterize ciddi bir psikiyatrik rahatsızlık olduğunu söylüyor.

Hastalık, kişinin bedenini olduğundan büyük algılaması ve kilo alma korkusuyla kendini gösterdiğini ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantılar anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabilir.” dedi. Tedavi sürecinin uzun ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğin, erken müdahalede başarı şansının arttığını vurgulayan Şen, tedaviye direncin sık görülse de empatik yaklaşım ve aile desteğiyle aşılabildiğine dikkat çekti. Şen ayrıca, nüks riskine karşı psikoterapilerin sürdürülmesinin ve beden algısı üzerine çalışmaların hayati öneme sahip olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, anoreksiya nervozanın psikolojik ve fiziksel boyutları ile gelişim nedenleri ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen

Psikiyatri Uz. Dr. Firdevs Seyfe Şen

Anoreksiya, benlik algısı ile duyguları düzenlemede yaşanan bozukluklarla kendini gösteriyor!

Anoreksiyanın, temel olarak kişinin beden algısı ve kilo kontrolü üzerine yoğunlaşan, ciddi bir yeme bozukluğu olduğunu ifade eden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Anoreksiya nervoza adıyla bilinen bu hastalıkta kişi, şiddetli kilo alma korkusu yaşar, kendisini sürekli kilolu hisseder ve bu nedenle ciddi şekilde kilo kaybeder.” dedi.

Kişinin bedenini olduğundan daha büyük algıladığını ve kilo kontrolü için yemek kısıtlama, aşırı egzersiz, bazen kusma veya laksatif kullanımı gibi davranışlar geliştirdiğini dile getiren Şen, “Psikolojik bir rahatsızlık olarak anoreksiya; benlik algısı bozukluğu, yeme davranışları üzerinde patolojik kontrol ve duygusal düzenleme sorunları ile karakterizedir.” şeklinde konuştu.

Sadece kilo verme isteği değil, ciddi bir psikiyatrik bozukluk!

Toplumda bazen sağlıksız diyet yapmanın, aşırı kilo takıntısı veya zayıflama isteğinin ‘anoreksiya’ gibi algılanabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak anoreksiya nervoza bir psikiyatrik tanıdır ve yalnızca kilo verme isteğiyle sınırlı değildir.” dedi.

Her iki durum arasındaki temel farklara değinen Şen, şunları söyledi:

“Toplumsal zayıflama takıntısı, daha yüzeysel, dönemsel ve sosyal etkiyle gelişebilir. Anoreksiya nervoza ise; kilo almaktan aşırı korku, bozulmuş beden algısı ve kişinin fiziksel sağlığını ciddi riske atan yeme davranışı değişiklikleri ile giden kompleks bir psikiyatrik tablodur. Ayrıca anoreksiya nervozada adet kesilmesi, halsizlik, saç dökülmesi gibi fizyolojik belirtiler ile eşlik eden anksiyete, obsesif-kompulsif belirtiler sık görülür.”

Anoreksiya gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılar etkili!

Araştırmaların anoreksiya nervozanın gelişiminde kişilik özellikleri ve erken dönem yaşantılarının etkili olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Mükemmeliyetçilik, aşırı kontrolcülük, detaycılık ve katılık, düşük benlik saygısı, onay arayışı gibi durumlar etkili olur.” dedi.

Çocuklukta yaşanan duygusal ihmal, aşırı eleştirel ebeveyn tutumu, ailede kilo ve dış görünüş odaklılık, cinsel istismar ve zorbalık gibi travmatik yaşantıların anoreksiya gelişimi için zemin hazırlayabileceğini aktaran Şen, aile içi yüksek beklenti, katı kurallar ve düşük duygusal ifade ortamının da risk faktörleri arasında olduğuna işaret etti.

Anoreksiya tedavi edilebilir ama uzun ve çok yönlü bir süreç!

Anoreksiya tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Ancak tedavi süreci karmaşık, uzun soluklu ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Erken müdahale edilmesi, tedavi başarısını artırır.” dedi.

Tedavinin, psikoterapi, psikiyatri, diyetisyen ve gerekiyorsa dahiliye/endokrinoloji uzmanlarının iş birliğiyle yürütüldüğünü açıklayan Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anoreksiya tedavisinde kanıta dayalı psikoterapi yöntemleri uygulanır. Bilişsel Davranışçı Terapi ile yeme davranışını sürdüren olumsuz düşünce ve inançların değiştirilmesi hedeflenir. Aile Temelli Terapi, özellikle ergen ve genç erişkinlerde, ailenin destekleyici rolünü güçlendiren ve birlikte iyileşme süreci öneren bir yaklaşımdır. Duygu Düzenleme Terapileri, kişinin duygularını tanıma, ifade etme ve sağlıklı biçimde yönetmesini amaçlar. Şema Terapi ya da Psikodinamik Terapilerde, derinlemesine kişilik yapılanması ve erken dönem yaşantılarla çalışılır.

Ayrıca hastalarda ilaç tedavisi ve TMU tedavisinden yararlanılır.”

Anoreksiyada kişi hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir!

Anoreksiya nervozada tedaviye direncin çok yaygın olduğunu kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Çünkü kişi kilo alma düşüncesiyle yoğun anksiyete yaşar ve hastalığı ‘kontrol aracı’ olarak görebilir.” dedi.

Direnç durumunda atılabilecek adımlara değinen Şen, “Empatik ve yargısız yaklaşım, küçük hedeflerle ilerleme, kilo alma korkusunu anlamaya yönelik terapötik çalışmalar, hastanın kontrol hissini tamamen kaybettiği algısını düzeltmek, aileyi sürece katmak ve desteklemek direnci aşmada etkili olur. Zorlayıcı değil, işbirliğine dayalı bir ilişki kurmak önemlidir.

Tedavi süresi kişiden kişiye değişir. Ortalama olarak 1-2 yıl sürebilir. Beden ağırlığı normale dönse bile psikolojik toparlanma ve beden algısının düzelmesi daha uzun sürebilir. Yeme davranışı düzelse de duygusal düzenleme becerileri, benlik algısı ve sosyal ilişkiler üzerinde çalışmak gerekebilir.” açıklamasını yaptı.

Anoreksiya sadece bir yeme problemi değil, derin bir ruhsal sorun!

Anoreksiya nervozada nüks riskinin yüzde 30 ila 50 civarında olduğunun da altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Nüksü önlemek için, tedavi sürecinin yeterince uzun sürmesi, destekleyici psikoterapilerin devam etmesi, anksiyete ve duygu düzenleme becerilerinin güçlendirilmesi, olumsuz beden algısı üzerinde çalışılması gerekir.” dedi.

Beden algısının yeniden inşasında, ayna çalışmaları, dans, sanat terapisi gibi beden odaklı terapiler, duygu ve beden farkındalığı çalışmaları, negatif iç konuşmaların fark edilmesi ve dönüştürülmesinin etkili olduğunu da aktaran Şen, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ayrıca, kişinin sosyal destek kaynaklarını güçlendirmesi ve stresle baş etme yöntemleri geliştirmesi uzun vadede koruyucu rol oynar. Anoreksiya yalnızca bir yeme problemi değil, beden algısı ve duygularla ilgili derin bir ruhsal sorundur. Erken fark edilmesi ve destek olunması hayat kurtarıcıdır. Eğer çevrenizde böyle bir sorun yaşadığını düşündüğünüz biri varsa, onu mutlaka bir uzmana yönlendirin ve yalnız olmadığını hissettirin.”

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Prof. Dr. Mehmet Kanar “Nef’î’nin Türkçe Dîvân’ı”

Klasik Türk edebiyatının en kudretli şairlerinden Nef’î’nin Türkçe Dîvân’ı, eserin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayan Prof. Dr. Mehmet Kanar’ın dil içi manzum çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı!

Temelini Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki yazma nüshanın oluşturduğu, aynı zamanda başka yazma ve matbu kaynaklardan da yararlanılan çalışma, okurlara sayfanın bir tarafında özgün metnini, öbür tarafında ise halk şiiri anlatımına yaslanan, sanat kaygısından uzak çevirisini sunuyor. Bazı kavramların ve isimlerin daha iyi anlaşılması için kitabın sonunda küçük bir sözlüğün de yer aldığı Dîvân, raflarda ve internet satış sitelerinde!

Yaz kış güneş kremi kullanın!

Yaz aylarında açık havada daha çok vakit geçiriyor, deniz ve havuza girmeye bayılıyoruz. Ama yazın bu keyiflerin tatsız sonuçlarıyla karşılaşmamak için risklerine karşı önlem almak da gerekiyor. Yaz aylarının en büyük riski, güneş ışınları. Uzmanlar, aşırı güneş ışığına maruz kalmanın, güneş yanıklarına ya da onarılması güç başka hasarlara neden olduğuna ve cildi yaşlandırdığına dikkat çekiyor. Ama korkulan başka bir sonuç daha var; deri kanseri. Güneşten gelen ultraviyole ışınlarına maruz kalmak deri kanserlerinin önlenebilir sebeplerinin en başında geliyor. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun kanser istatistik verilerine göre; 2009 yılında 353 melanom vakası varken 2014 yılında bu sayı 610’a yükselmiş. Acıbadem Kartal Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, “Güneş sanıldığı kadar masum değil. Güneşin zararlı etkileri zamanla ince, kırışık, lekeli bir cilde ve hatta deri kanserlerine yol açabiliyor. Deri kanserinden korunmanın en etkili yolu ise güneşle teması bilinçli sınırlamaktan geçiyor. Özellikle gündüz saatlerinde doğrudan güneşe çıkmayın, mutlaka çıkmanız gerekirse de gölgede kalmaya çalışın, güneş kremi kullanın, güneş gözlüğü ve şapka takın” sözleriyle uyarıda bulunuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan güneşin zararlı etkilerinden korunmak için alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

Dr. Didem Kazan

Dr. Didem Kazan

Güneş kremiyle korunun

En az SPF 30 ve üzeri koruma sağlayan bir güneş kremi kullanmaya özen gösterin. Bu konuda tartışmalar olsa da güneş kremlerinin insan sağlığı üzerinde uzun dönemde kanserojenik bir etkiye sahip olduğunu gösteren bilimsel bir çalışma bulunmuyor. Hatta bazı çalışmalar tam tersini, yani güneş kremi korumasından sonra deri kanserlerinin azaldığını ortaya koyuyor. Bu nedenle cildimize düzenli güneş kremi uygulayarak deri kanseri gelişimini engelleyebiliriz.

Çinko oksit kremler ışınları geri yansıtır

Özellikle gebeler, emziren anneler, 6 ay ve üzeri yaştaki çocuklar başta olmak üzere, tüm yaş grupları için titanyum dioksit, çinko oksit gibi fiziksel filtre içeren ürünler daha güvenli bir tercih sunuyor. Bu filtreler ciltten emilmez ve sistemik dolaşıma katılmadığı için hormonal, sistemik yan etki riski taşımaz. Güneş ışınlarını geri yansıtarak cildi güneş ışınlarından korur. Dışarı çıkmadan yarım saat önce iki parmak uzunluğu kadar güneş kremini yüzünüze, sonrasında aynı miktarda kremi sırasıyla boyun, dekolte, kulak üzeri ve el üzerine sürün. Her 2-3 saatte bir ya da deniz, havuz sonrası yenileyin.

Kışın da krem sürmeyi ihmal etmeyin!

Ultraviyole ışınlarının camdan ve buluttan kolaylıkla geçip cildimize ulaşması nedeniyle yaz, kış, bulutlu, güneşli gün, evde ve dışarıda her zaman güneş kremi sürmek gerektiğini unutmayın.

Süresi geçen üründen kaçının

Güneş kremi ambalajı üzerindeki ibareleri dikkatle okuyun. UVA ve UVB işaretleri ultraviyole A ve B’den korur, bu nedenle her iki dalga boyundan koruma sağlayan ürünleri tercih edin. Artı sayısı “+” koruyuculuk gücünü gösterir, mümkünse “++++” ibaresi bulunan ürünleri seçin. Kapağı açık kutu işaretinin ürünün ömrünü gösterdiğini aktaran Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, “Genellikle 6 ay ya da 1 yıl olarak belirlenen süre içerisinde ürünün tüketilmesi gerekir. Kullanım süresini geçen ürün yeterli koruyuculuk sağlayamayacağı için yanıklara, lekelenmelere, uzun dönemde deri kanserlerine neden olabilir” diyor.

Geniş çeperli şapka ve gözlük takın

Güneşe maruz kalan vücut alanı ne kadar küçük olursa cilt hasarı da o kadar azalır. Bu amaçla sıklıkla yüzünüzün alın, kulak ve ense kısmını kapatan geniş çeperli şapkalar ve gözlük takın. Mümkünse bu ürünlerin ultraviyole koruması içeren formlarını tercih edin. Ayrıca ince kumaştan kolları ve bacakları örten giysilerin de vücudun güneşten korunmasına katkı sağlayacağını unutmayın.

10:00-16:00 saatleri arasında güneşe çıkmayın

Güneş ışınlarının dik olduğu yaz aylarında saat 10:00-16:00 arasında güneşe çıkmamaya özen göstermek ultraviyole maruziyetini kısıtlamak açısından çok değerlidir. Bu saatler güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği saatler olup hem güneş yanıkları açısından hem de lekelenme ve deri kanseri gelişimi açısından riskli saatlerdir.

Gölgede kalın!

Dışarıda geçirdiğiniz zaman boyunca mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın. Ancak gölgede kalındığı zaman içerisinde de yerden yansıyan güneş ışınları nedeniyle ultraviyole maruziyetinin devam ettiğini unutmayın. Bu nedenle gölgede kalacak olsanız bile istenmeyen saatlerde dışarı çıkarken güneş kremini ihmal etmeyin.

Güneş altında geçireceğiniz süreyi kısaltın

Eğer dışarıda vakit geçirmek zorundaysanız güneş altında geçirmeniz gereken süreyi kısıtlamaya özen gösterin. Tüm korunma önlemlerine rağmen güneşte 15 -20 dakika fazla zaman geçirilmesi yüksek ultraviyole maruziyetine neden olur. Gününüzü buna göre planlamaya çalışın.

Koruyucu hap alabilirsiniz

Tüm bu önlemlere ek olarak deri kanserine genetik yatkınlığı, güneş alerjisi, deri kanseri öyküsü, güneş ile alevlenen deri hastalığı gibi özellikli hastalığı olan kişilerde ayrıca güneş koruyucu hap gibi ek önlemler de alınabilir. Ancak bu hapların da tek başına güneşten koruma etkisinin kremlerden daha az olması nedeniyle diğer önlemlere ek olarak ve doktor tavsiyesiyle alabilirsiniz.

Solaryumdan uzak durun

Son olarak güneşten neredeyse 10 kat daha fazla ultraviyole maruziyetine neden olan solaryumdan uzak durmak gerektiğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan, “Dünya Sağlık Örgütü tarafından kanserojen olarak adlandırılan solaryum cihazlarının uygulanmasından sonra cilt kanserlerinde ciddi artış gelişimini bildiren çok sayıda çalışma bulunuyor. Bu nedenle yaz kış solaryumdan kaçının” diyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pau