Yazılar

Teoman’dan “Grunge Alaturka” Dokunuş: “Yorgun Mermi”

Rock müziğin usta ismi Teoman, yeni şarkısı “Yorgun Mermi” ile dinleyicilerle buluştu. Sanatçının söz, müzik ve düzenlemesini üstlendiği parça; darbuka ve rock gitarını birleştirerek “grunge alaturka” stilinde dikkat çekici bir yorum sunuyor. Türk tasavvufunun sözel anlatımından ilham alan şarkı, Doğu ile Batı arasında güçlü bir bağ kuruyor.

Bas gitarın derinlik kattığı altyapı, sert ama dengeli gitarlar ve ritmi taşıyan davul ile darbukanın birleşimi, parçaya özgün bir kimlik kazandırıyor. Çello ise şarkının dramatik etkisini artırarak duygusal yoğunluğu yükseltiyor. Teoman, bu çalışmasıyla diskografisinde hem tematik hem de stilistik açıdan farklı bir noktaya imza atıyor.

“Yorgun Mermi”, Bayhan Müzik ve Avrupa Müzik iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Teoman #YorgunMermi #YeniŞarkı #GrungeAlaturka #TürkRock #BayhanMüzik #AvrupaMüzik #MüzikHaberi #Magazin #YeniTekli #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Dip’ten yeni single: “KOKU” dijital platformlarda

Türk rock müziğinin üretken gruplarından Dip, yeni single’ı “KOKU” ile dinleyicileriyle buluştu. 2025’i “Bahaneler” ile kapatan grup, 2026’ya duygusu güçlü ve anlatımı net bir çalışmayla giriş yaptı.

Sözleri Sercan Erdinç, bestesi Ozan Yurdakul imzası taşıyan şarkı, özlemek, gitmek ve kalmak arasında sıkışan bir ruh hâlini merkeze alıyor. Kokunun bir hatıraya dönüşmesi fikri, parçanın en güçlü imgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Prodüksiyon sürecini de üstlenen Dip, bu çalışmada umutsuzluk ve bekleyiş duygularını iç içe geçirerek etkili bir anlatım sunuyor.

Mix ve mastering çalışmaları Göksel Elbüken tarafından yapılan “KOKU”, GROW etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Dip #KOKU #YeniSingle #TürkRock #MüzikHaberi #Magazin #Grow #YeniŞarkı #RockMüzik #DijitalPlatformlar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gençlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleri yaygınlaşıyor!

Ülkemizde ve dünyada kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Son yıllarda genç yaş grubunda kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Eskiden daha çok ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp-damar sorunları, günümüzde değişen yaşam tarzı, stres, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle gençleri de tehdit eder hale geldi. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı günümüzde belirgin artış göstermiştir. Bunun altında masum nedenler kadar, hayati riske yol açabilecek kalp kaynaklı ciddi etkenler de yatabildiği için, gereksiz kaygıyı azaltmak ama riskli durumları da kaçırmamak amacıyla doktor muayenesi büyük önem taşımaktadır” diyor. Prof. Dr. Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı kimi zaman masum nedenlerden kaynaklanabilirken, kimi zaman da önemli kalp hastalıklarının ilk belirtisi olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, özellikle son yıllarda yanlış yaşam alışkanlıklarının etkisiyle bu iki sorunun yaygınlaştığını belirterek şöyle konuşuyor: “Son yıllarda hem gençlerde hem de yetişkinlerde kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran hasta sayısında belirgin bir artış dikkat çekiyor. Hastalar çarpıntıyı çoğunlukla “kalbim hızlandı”, “tekli atımlar oluyor”, “göğsümde bir boşluk hissi”, “aniden çarpmaya başlıyor” şeklinde tarif ediyor. Göğüs ağrısı ise sık olarak batma, sıkışma, yanma tarzında; çoğu zaman eforla ilişkisi net olmayan, kısa süreli ve tekrarlayıcı özellikte anlatılıyor. Genç hastalarda bu şikayetlere sıklıkla nefes alamama hissi, baş dönmesi, huzursuzluk ve ölüm korkusu eşlik edebiliyor.”

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci

Modern yaşam tarzı en önemli etkenlerden biri ancak…

Modern yaşam tarzının ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının, bu şikayetlerin artışında başı çektiğini belirten Prof. Dr. Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “En sık karşılaştığımız hataların başında; yoğun kafein tüketimi, stresi yönetememek, sigara ve tütün ürünleri, uyku bozuklukları, bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri ve takviyeler, burun spreyleri, hareketsizlik, uzun süre ekran karşısında kalma, aşırı tuzlu ya da çok ağır yemekler, ani ve plansız egzersizler, yeterli ısınma yapmadan spora başlamak, hızlı yeme alışkanlığı, gece geç saatlerde yemek yeme geliyor. Özellikle gençlerde, altta yatan ciddi bir kalp hastalığı olmaksızın hissedilen çarpıntı ve göğüs ağrılarının en sık nedenlerinden birinin de; sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete olduğunu görüyoruz. Tüm bunlar otonom sinir sistemi dengesini bozarak, kalbin normal ritmini olumsuz etkileyebilir ve çarpıntıya zemin hazırlar.”

Diyabet, obezite ve metabolik hastalıklar da çok etkili

Prof. Dr. Cebeci; obezite, hipertansiyon, kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrılar, mide-yemek borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, koroner arter hastalığı, diyabet ve tiroit hastalıklarının toplumda sık görülmesinin de, kalp kaynaklı şikayetlerin artmasına yol açtığını vurguluyor. Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı durumunda; olası ritim bozukluğu, yapısal kalp hastalığı veya metabolik nedenlerin ayrıntılı öykü, fiziki muayene ve uygun tetkiklerle mutlaka dışlanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Cebeci “Her kalp çarpıntısı veya göğüs ağrısı mutlaka ciddi bir kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak bu şikayetlerin altında masum etkenler gibi ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle mutlaka doktora başvurulmalı, iki yakınma ayrı ayrı değerlendirilmelidir” diyor.

Tedavi edilmezse!

Her kalp çarpıntısı ya da göğüs ağrısının kalıcı bir kalp hastalığına yol açmayacağını, ancak altta ciddi bir neden yatıyorsa ve tedavisiz bırakılırsa ciddi sonuçlara yol açabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci sözlerine şöyle devam ediyor: “Kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısı hayati riske yol açabilecek hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu nedenle şikayetlerin ciddiye alınması, doğru zamanda doğru değerlendirme yapılması büyük önem taşır. Örneğin; çarpıntının nedeni tiroit hastalığıysa, hormonal dengesizlik tedavi edildiğinde şikayetler büyük ölçüde azalır. Ancak uzun süre tedavi edilmezse gelişen ritim bozukluğu kalıcı hale gelebilir. Ayrıca göğüs ağrısı gençlerde sıklıkla kalp dışı nedenlere bağlı olsa da; eforla artıyorsa, baskı ve sıkışma tarzındaysa, kola, çeneye veya sırta yayılıyorsa, nefes darlığı ve baş dönmesi eşlik ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Sonuç olarak; kalp, genç yaşta da sinyal verir. Bu sinyalleri doğru okumak, gelecekte oluşabilecek kalıcı kalp hasarlarını ve hayati riskleri önlemenin en etkili yoludur. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, stres azaltıcı alışkanlıkların geliştirilmesi sağlıklı ve mutlu bir gelecek için temel esaslardır.”

Çarpıntı ve göğüs ağrısına yol açan hatalı alışkanlıklar;

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bekir Sıtkı Cebeci, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısına yol açan 9 hatalı alışkanlığı şöyle sıralıyor;

  • Aşırı kafein tüketimi
  • Sigara ve alkol
  • Düzensiz uyku saatleri
  • Uzun süre ekran karşısında kalma
  • Sağlıksız beslenme (Aşırı tuzlu, ağır yemekler, hızlı yemek yeme, gece geç saatlerde yemek yeme vb)
  • Hareketsiz yaşam
  • Ani ve plansız egzersizler, uzun süre egzersiz yapmama, yeterli ısınma yapmadan spora başlama
  • Stresle baş etme yöntemlerinin yetersizliği, sürekli kaygı hali ve bastırılmış anksiyete
  • Bilinçsiz kullanılan zayıflama ürünleri, bitkisel takviyeler, sporcu destekleri, burun spreyleri

#KalpSağlığı #GençlerdeKalpSorunları #GöğüsAğrısı #KalpÇarpıntısı #SağlıklıYaşam #Kardiyoloji #StresYönetimi #KafeinTüketimi #Obezite #Diyabet #SağlıkUyarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rolls-Royce Spectre: Geleceğin Klasiği Elektrikli Coupé

Rolls-Royce’un elektrikli coupé modeli Spectre, koleksiyonerler tarafından geleceğin klasiği olarak görülüyor. 2025 yılında dünya genelinde en çok talep gören ikinci Rolls-Royce olan Spectre, markanın köklü mirasını modern tasarım ve ileri mühendislikle buluşturuyor.

Spectre’nin olağanüstü dayanıklılığını kanıtlayan 2,5 milyon kilometrelik test programı, bataryanın uzun ömürlü performansını doğruladı. Rolls-Royce, tüm Spectre modelleri için kilometre sınırı olmadan geçerli 15 yıllık batarya garantisi sunarak elektrikli mobiliteye duyduğu güveni ortaya koyuyor. Bu garanti, markanın uzun vadeli müşteri desteği ve sürdürülebilirlik vizyonunun güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

#RollsRoyce #Spectre #ElektrikliOtomobil #BataryaGarantisi #Otomotiv #LüksAraçlar #GeleceğinKlasikleri #SürdürülebilirMobilite #Coupé #Bespoke #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Böbrek hastalıkları çoğu zaman sinsice ilerliyor!

Böbrek hastalıkları dünya genelinde giderek büyüyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Güncel verilere göre, dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişi böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Uzmanlar, bu artışın hatalı alışkanlıklar ve çevresel etkenler sebebiyle önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacağı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de de tablo endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Ülkemizde yaklaşık 7,5 milyon kişi kronik böbrek hastası;  bu rakam, her 6-7 erişkinden 1’inde görüldüğü anlamına geliyor. Genellikle belirti vermeden sinsice ilerlemesi nedeniyle çoğu zaman geç tanı konulan kronik böbrek hastalığı geri dönüşü olmayan sorunlara yol açabiliyor; böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor!  Bu özelliğiyle, dünyada ölüme neden olan hastalıklar arasında her geçen yıl üst sıralara yükseliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, bu nedenle böbrek sağlığında düzenli hekim kontrollerinin ve koruyucu önlemlerin yaşamsal önem taşıdığına dikkat  çekerek,  “Sağlıklı beslenmek, yeterli sıvı almak, tuz tüketimini azaltmak, ilaç ve takviye ürünlerini doktor kontrolünde kullanmak, tansiyon ve kan şekeri için hekim takibinde olmak, böbreklerimizin uzun yıllar sağlıklı çalışmasını sağlayabilmektedir. Ayrıca,  erken teşhis için yılda bir kez rutin ultrason taraması yapılması da son derece önemlidir” diyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, böbreklerimizde hasar oluşturan etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar

Diyabet: Böbrek hasarının en yaygın nedeni

Diyabet, dünya genelinde ve ülkemizde böbrek hastalıklarının en sık görülen nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalara göre, tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 30-40’ında böbrek hasarı gelişiyor. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerin süzme birimi olan damarlarında yapısal hasara yol açarak, diyabetik nefropati gelişmesine sebep oluyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar,  böbreklerdeki hasar tedavi edilmediğinde ilerleyerek diyaliz tedavisi ve böbrek nakli ihtiyacına kadar ilerleyebildiğini belirtiyor.

Önlemek için: Diyabete bağlı böbrek hasarını önlemenin en etkili yolu; kan şekerinin hedef değerlerde tutulması, düzenli idrar ve kan tahlilleri ile hasarın erken dönemde saptanması.  Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, erken tanı ve doğru tedaviyle böbrek yetmezliği gelişiminin yıllarca geciktirilebildiğine, hatta tamamen önlenebildiğine dikkat çekiyor.

Hipertansiyon: Böbrekleri sessizce yıpratan tehlike

Kontrolsüz hipertansiyonu olan hastalarda kronik böbrek hastalığı gelişme riski 3–4 kat artıyor.  Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, ancak hipertansiyonun çok yaygın  görülmesine rağmen toplum tarafından genellikle ciddiye alınmadığı uyarısında bulunarak,  “Günümüzde her 3 erişkinden 1’i tansiyon hastasıdır. Hastaların önemli bir kısmı ya tanı almamıştır ya da tedavisini düzenli olarak sürdürmemektedir. Bu durum, hipertansiyonu böbrekler için en tehlikeli risk faktörlerinden biri haline getirmektedir. Çünkü, uzun süre yüksek seyreden tansiyon, tüm damarlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açmaktadır” diye konuşuyor.

Önlemek için: Düzenli kan basıncı takibi, tuz tüketiminin azaltılması ve tedavinin aksatılmaması, hipertansiyonun böbrekler üzerindeki yıkıcı etkilerini büyük ölçüde önleyebiliyor.

Aşırı tuz tüketimi: Böbrek hasarını tetikleyen önemli bir etken

Aşırı tuz tüketimi, böbrek sağlığını olumsuz etkileyen önlenebilir risk faktörlerinin başında geliyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen miktardan 3 kat daha fazla olduğunu hatırlatarak, “Tuz alımının artması, vücutta sıvı dengesinin bozulmasına ve tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Bu durum, özellikle tansiyon ve böbrek hastalarında ciddi bir risk oluşturmaktadır” uyarısında bulunuyor. Deniz tuzu, kaya tuzu, Himalaya tuzu ya da rafine tuzun tamamının böbrekler üzerinde aynı zararlı etkilere sahip olduğuna işaret eden Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Böbrek sağlığı açısından belirleyici olan tuzun çeşidi değil, tüketilen miktarıdır. Bilimsel çalışmalar, tuz tüketiminin azaltılmasının kan basıncını düşürdüğünü ve böbrek fonksiyon kaybının ilerlemesini yavaşlattığını göstermektedir” diyor.

Önlemek için: Sağlıklı kişiler, özellikle de risk grubunda olanlar için tuz kısıtlaması, böbrek sağlığının korunmasında kilit bir rol üstleniyor.

Takviye ürünler: Böbrek sağlığı için gizli tehlike

Çok sayıda bilimsel çalışmalar; vitamin, mineral, protein tozları ile kreatin gibi takviye olarak alınan ürünlerin gereksiz ve kontrolsüz kullanımının böbrek fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini gösteriyor. Öyle ki takviye ürünleri kullanan kişilerin yaklaşık yüzde 10-20’sinin böbrek fonksiyon testlerinde klinik olarak anlamlı değişiklikler saptanmış. Bu ürünlerin, uzun  süreli kullanımında, sağlıklı kişilerde böbrek hasarı oluşturabildiği belirtiliyor.  Bilimsel veriler, diyabet, hipertansiyon veya böbrek hastalığı olanlarda ürünlerin böbrek hasarını hızlandırdığını ortaya koyuyor.

Önlemek için: Takviyelerin ancak gerçek bir gereksinim varsa ve hekim önerisiyle kullanılmaları önem taşıyor.

Obezite: Böbreklere de yük oluyor

Dünyada ve ülkemizde adeta salgın boyutuna ulaşan obezitede, böbrek hastalığı 1.5-2 kat daha sık görülüyor. Her 5 kiloluk artış kronik böbrek yetmezliği riskini yüzde  20-30 oranında yükseltiyor.  Bunun nedeni ise obezitenin böbreklere hem doğrudan aşırı filtre yükü ve yağ birikimi yoluyla hem de dolaylı olarak hipertansiyon, insülin direnci ve inflamasyon üzerinden zarar vermesi.

Önlemek için: Sağlıklı beslenmek ve ideal kilo aralığında olmak böbrek sağlığını korumanın temel adımlarını oluşturuyor.

Ağrı kesici ilaçlar: Kontrolsüz kullanımı çok riskli

Çok yaygın kullanılan ve kolayca ulaşılan ilaçlar olan ağrı kesiciler böbrek dolaşımını sağlayan mekanizmalar üzerine etki ederek hem akut hem de kronik böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Çok kısa süre kullanımı bile son dönem böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Kontrolsüz alınması sağlıklı kişiler için bile sakıncalıyken, özellikle böbrek yetmezliği riski yüksek olan hipertansiyon ve diyabet hastalarında  daha büyük tehdit oluşturuyor.

Önlemek için: Gerekli olduğu durumlarda, hekim kontrolünde, uygun doz ve sürede kullanılması böbrek hasarını önlüyor.

Sigara: Böbrek damarlarında hasar oluşturuyor

Sigara dumanında bulunan nikotin, karbon monoksit ve ağır metaller, tüm damarlarda olduğu gibi, böbrek damarlarında da işlev bozukluğuna yol açabiliyor. Bu maddeler doğrudan böbrek dokusuna ulaşarak hücresel düzeyde de hasara neden olabiliyor. Bunların yanı sıra vücutta iltihabi yanıtı artıran ve oksidatif stresi tetikleyen bir etki oluşturabiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu faktörlerin etkisiyle sigara içen kişilerde kronik böbrek hastalığı gelişme riskinin içmeyenlere göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Zuhal Atan Uçar, “Özellikle diyabet ve hipertansiyon gibi ek risk faktörleri olan hastalarda sigaranın böbrekler üzerindeki olumsuz etkisi daha belirgin hale gelmektedir ve son dönem böbrek yetmezliği gelişimi hızlanmaktadır” diyor.

Önlemek için: Sigaraya hiç başlanmaması, kullanılıyorsa hemen bırakılması böbrek sağlığında büyük önem taşıyor.

#BöbrekSağlığı #KronikBöbrekHastalığı #Diyabet #Hipertansiyon #TuzTüketimi #Obezite #AğrıKesiciRiskleri #SigaraZararı #ErkenTeşhis #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuğra ve Borsa Restoran’dan Ramazan’a Özel İftar Deneyimi

Ramazan ayı boyunca Çırağan Palace Kempinski İstanbul, iftar sofralarında geleneksel tatlardan rafine sunumlara uzanan ayrıcalıklı lezzetler sunuyor. Sarayın ihtişamlı atmosferinde Osmanlı ve Türk mutfağının mirasını modern dokunuşlarla harmanlayan Tuğra Restoran, Michelin Guide Tavsiye Listesi’nde yer alan menüsüyle misafirlerini Ramazan boyunca ağırlıyor. İftariyeliklerden ara sıcaklara, hünkâr beğendi ve kuzu incik gibi klasiklerden Gaziantepli ustaların el açması baklavalarına uzanan menü, Ramazan’ın paylaşma ruhunu sofralara taşıyor.

Çırağan Sarayı’nda Boğaz’a nazır konumlanan Rüya İstanbul, Borsa Restaurant’ın imzasını taşıyan geleneksel iftar sofralarına ev sahipliği yapıyor. Anadolu mutfağını çağdaş bir bakış açısıyla yorumlayan menü, Ramazan’ın ikinci yılında da misafirlerine zarif bir gastronomi deneyimi sunuyor.

Ayrıca Çırağan Palace Shop, Ramazan boyunca Saray mutfağının seçkin tatlarını online sipariş imkânıyla sofralara taşıyor. Kurumsal iftar davetleri ve konaklayan misafirlere özel sahur menüsüyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ramazan ayını eşsiz bir deneyime dönüştürüyor.

 

#ÇırağanPalace #RamazanLezzetleri #TuğraRestoran #BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #GurmeDeneyim #İftarSofrası #GaziantepBaklavası #Ramazan2026 #İstanbulGastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Payam Latifi “Halı Altına Süpürülenler”

Sanatçı Payam Latifi, kimlik, köken, görünmezlik ve sevme/sevilme hâllerini İran halılarının görsel şöleni altında çağdaş ve soyut bir anlatıyla yeniden kuruyor. “Halı Altına Süpürülenler” sergisi, izleyiciyi desenlerin, renklerin ve düğümlerin altına bakmaya; gizlediklerimiz ve tamir ettiklerimizle yüzleşmeye davet ediyor.

Latifi, halı ve camı malzeme olarak kullanarak zıtlıklar üzerinden soyut bir evren kuruyor. Camın kırıldığı yerden ışığın yansıdığı bu evren, kişisel ve kolektif bir yüzleşmeyi beraberinde getiriyor. “Esaret” ve “özgürleşme” ikiliğini İran halıları ve cam kırıkları üzerinden görünür kılan sergi, 17 Şubat – 17 Mart 2026 tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

#PayamLatifi #HalıAltınaSüpürülenler #ÇağdaşSanat #SergiHaber #FikretOtyamSanatMerkezi #SanatVeKimlik #İranHalıları #SoyutSanat #SanatEtkinliği #AnkaraSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sanat ve Koku Buluşması: “The Grand Excess”

Uluslararası esans üreticisi MG International Fragrance Company, çağdaş sanatçı Lal Batman’ın “The Grand Excess” başlıklı kişisel sergisine özgün bir koku çalışmasıyla eşlik ediyor. 29 Ocak’ta başlayan sergi, 14 Şubat’a kadar PİLEVNELİ Dolapdere’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide Lal Batman, sosyal medyanın parıltılı yüzünü sorgularken geçmişin zarafetini günümüzün yapay ihtişamıyla yüzleştiriyor. Antik Mısır ve Yunan dönemlerinden 18., 19. ve 21. yüzyıllara uzanan tarihsel katmanlar; Güney Amerika, Uzak Doğu, Orta Doğu ve Batı kültürlerinin estetik anlayışlarıyla birleşiyor.

Eserlerde mürekkep, akrilik, doğal ve cam taşlar ile incilerin oyma dokulu kâğıtlar üzerinde buluştuğu özgün bir üretim dili öne çıkıyor. Bu görsel anlatıya, sanatçının hikâyesinden ilhamla MG International Fragrance Company tarafından tasarlanan özel bir koku eşlik ediyor. Sergi alanında kurgulanan bu kompozisyon, izleyiciyle kurulan etkileşimi derinleştirerek sanatın çok boyutlu doğasını vurguluyor.

Koku kompozisyonunda; sümbülteberin çiçeksi yoğunluğu, Tahiti gardenyasının yumuşak dokusu, Sumatra paçulisinin topraksı derinliği, Laos öd ağacının tütsümsü karakteri, Çin osmanthusunun kayısımsı alt tonu, Endülüs labdanumunun kehribar sıcaklığı ve Seylan tarçınının baharatlı vurgusu yer alıyor. Böylece sergi, görsel olduğu kadar duyusal bir deneyime dönüşüyor.

MG International Fragrance Company, bu iş birliğiyle kokunun bir sanat formu olarak mekânsal deneyimin ayrılmaz bir parçası olabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.

#TheGrandExcess #LalBatman #MGInternational #PilevneliDolapdere #SanatVeKoku #ÇağdaşSanat #SergiDeneyimi #FragranceArt #İstanbulSanat #MultisensoryArt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler

Tüm dünyada yeni bir pandemi mi geliyor sorularına neden olan Nipah virüsü (NiV) kaygıyla izleniyor. Meyve yarasaları ve domuz gibi hayvanlar tarafından taşınan virüs, ateş ve beyin iltihabına neden olabiliyor. İstinye Üniversitesi Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü (NiV) ile ilgili merak edilenleri yanıtladı. Fışgın’ın verdiği bilgilere göre, virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler yer alıyor. Vaka ölüm oranı ise yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değişiyor.

Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor. Hindistan’da tespit edilen yeni Nipah virüsü vakaları, Asya’da da yakından izleniyor. Virüsün yayılım riskine karşı Tayland, Malezya ve Singapur gibi ülkeler, havalimanları ve sınır kapılarında tarama ve test uygulamalarını sıkılaştırdı. Bu durum yeni bir pandemi yaşanır mı sorularını akıllara getirdi. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

 “200’e yakın temaslının izlendiği bildirildi”

 “Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan, hayvanlarda ve insanlarda asemptomatik enfeksiyondan akut solunum yolu enfeksiyonuna ve ölümcül ensefalite kadar çeşitli klinik tablolara neden olan Paramyxoviridae ailesine ait bir RNA virüsüdür” diyen Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın,

“Nipah virüsü ilk olarak 1999 yılında Malezya’daki domuz çiftçileri arasında bir salgın olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra hastalık 2001 yılında Bangladeş’te de tespit edilmiş olup halen her yıl belli sayıda olgu saptanmaktadır. Hastalık ayrıca Doğu Hindistan’da da periyodik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yıl da Hindistan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre iki vakanın doğrulandığı ve yaklaşık 200’e yakın temaslının izlendiği bildirilmiştir. Pteropodidae familyasına ait meyve yarasaları (uçan tilki) özellikle de Pteropus cinsine ait türler Nipah virüsünün doğal konakçılarıdır. Meyve yarasalarında belirgin bir hastalık belirtisi yoktur. Virüslerin Afrika’daki Pteropodidae yarasalarının coğrafi dağılım alanında mevcut olabileceği biliniyor.”

“Hasta insanlar salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabilir”

Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceğini belirten Fışgın, şunları söyledi:

“Nipah virusunun domuzlarda ve at, keçi, koyun, kedi ve köpek gibi diğer evcil hayvanlarda görülen salgınları ilk olarak 1999’daki Malezya salgını sırasında bildirilmiştir. Malezya’da ve Singapur’da da görülen ilk salgında, insan enfeksiyonlarının çoğu hasta domuzlarla veya onların kontamine olmuş dokularıyla doğrudan temas sonucu meydana geldiği görülmüştür.  Daha sonra Bangladeş ve Hindistan’da meydana gelen salgınlarda, enfekte meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kirlenmiş meyvelerin veya meyve ürünlerinin, örneğin çiğ hurma suyu tüketimi, enfeksiyonun en olası kaynağı olarak saptanmıştır. Ayrıca virüsün insandan insana bulaştığı özellikle de enfekte hastaların aile üyeleri ve bakıcıları arasında saptandığı bildirilmiştir. Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceği ve insandan insana bulaşta bunun önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle de sağlık çalışanları da hasta takibi açısından risk altındadır.”

“Semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor”

Nipah virüsünün ilk belirtileriyle ilgili de bilgi veren Fışgın, şöyle konuştu:

“İnsanlarda görülen hastalık; asemptomatik enfeksiyonlardan, hafif veya şiddetli seyreden akut solunum yolu enfeksiyonlarına ve ölümcül olabilen ensefalite kadar değişmektedir. Virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişmektedir. Bazı hastalarda bu sürenin 45 güne kadar uzadığı bildirilmiştir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler sayılabilir. Daha sonra hastalarda baş dönmesi, uyuşukluk, bilinç değişikliği ve nörolojik bulgular saptanabilmektedir. Hastaların bazılarında solunum yolu enfeksiyonu gelişmekte ve bu pnömoni bulguları ilerleyerek ciddi solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Şiddetli vakalarda ölümcül olarak tanımlanan ensefalit ve durdurulamayan nöbetler görülmekte ve hastada 24-48 saat içinde koma ortaya çıkmaktadır. Vaka ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Nipah virus enfeksiyonunun ilk belirti ve bulguları spesifik olmadığı için genellikle başlangıçta bu hastalıktan şüphe edilmez. Burada özellikle hastalığın bulunduğu bölgeye seyahat etmek önemli bir epidemiyolojik veridir.  Tanıda kullanılan başlıca testler, vücut sıvılarından gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) yoluyla antikor tespitidir. Ayrıca hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu da tanıda kullanılmaktadır.”

Virüse karşı alınması gereken önlemler

 Şu anda Nipah virusuna karşı herhangi bir ilaç veya aşının bulunmadığını belirten Prof. Dr. Fışgın, “Şiddetli solunum ve nörolojik komplikasyonların tedavisi için yoğun destekleyici tedavi önerilmektedir” dedi. Nipah virusuna karşı herhangi bir aşı bulunmadığı için koruyucu önlemlerin ön plana çıktığını belirten Fışgın, bu virüse karşı alınması gereken önlemlerle ilgili ise şunları sıraladı:

  • Bu kapsamda, 1999 yılında domuz çiftliklerinde yaşanan Nipah virus salgını sırasında edinilen deneyime dayanarak, domuz çiftliklerinin uygun deterjanlarla düzenli ve kapsamlı bir şekilde temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi enfeksiyonu önlemede etkili olabilir.
  • Ayrıca bir salgın şüphesi varsa, hayvan barınağı derhal karantinaya alınmalıdır. İnsanlara bulaşma riskini azaltmak için enfekte hayvanların itlaf edilmesi ve cesetlerin gömülmesi veya yakılması yakından denetlenmelidir. Enfekte çiftliklerden diğer bölgelere hayvan hareketinin kısıtlanması veya yasaklanması, hastalığın yayılmasını azaltabilir.
  • İnsanlardaki bulaş ve enfeksiyonu azaltmak için toplumu bu konuda bilgilendirmek gerekmektedir. Risk faktörlerinin, bulaş yollarının ve hasta ile temasta alınması gereken önlemlerin anlatılması önem arz etmektedir. Hasta kişilerle yakın ve korunmasız fiziksel temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilere bakım verdikten veya onları ziyaret ettikten sonra düzenli olarak eller yıkanmalıdır.
  • Seyahat edilecek bölgelerdeki riskli durumlar tanımlanmalıdır. Özellikle bulaşmada önemli olan ve engellenmesi gereken durum yarasaların hurma özsuyuna ve diğer taze gıda ürünlerine erişimini azaltmaya odaklanmalıdır. Yeni toplanan hurma suyu kaynatılmalı ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı ve mümkünse soyularak tüketilmelidir.
  • Şüpheli veya doğrulanmış enfeksiyonu olan hastalara bakım veren sağlık çalışanları, her zaman standart enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamalıdır. Özellikle sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşma vakaları bildirildiğinden, standart önlemlere ek olarak temas ve damlacık önlemleri de alınmalıdır.
  • Son olarak ülkemizde bulunan yarasa türleri, virüsü taşıyan “Pteropus” (meyve yarasası) türünden farklıdır. Bu nedenle, virüsün ülkemizdeki yaban hayatında doğal bir döngü oluşturma ihtimali düşüktür. Şu ana kadar ülkemizde doğrulanmış bir Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak küresel seyahat hareketliliği nedeniyle “ithal vakalara” karşı hazırlıklı olunması önemlidir.

#NipahVirüsü #HalkSağlığı #PandemiEndişesi #EnfeksiyonHastalıkları #AsyaVakaları #SağlıkGündemi #Virüs #KüreselSağlık #NiV #Epidemiyoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ocakbaşı Kültürüne Mevsimsel Dokunuş: Tere’nin Yeni Lezzetleri

İstanbul’un en etkileyici manzaralarından birine karşı konumlanan Tere Ocakbaşı, Şubat ayında Gaziantep mutfağının kışa özgü iki özel lezzetini menüsüne taşıyor. Ocak ateşinin başrolünde olduğu mutfakta, mevsiminde öne çıkan ürünler ve zamana duyarlı pişirme teknikleriyle hazırlanan bu seçki, ocakbaşı kültürünü modern bir yorumla sunuyor.

Şubat’ın Öne Çıkan Tatları

Menüde öne çıkan Soğan Kebabı, kontrollü ve yavaş pişirme tekniğiyle hazırlanarak et ve soğanın derin aromalarını buluşturuyor. Ayvalı Nar Ekşili Lahmacun ise taş fırında pişirilerek ayvanın hafif tatlı dokusunu nar ekşisinin canlı asiditesiyle dengeliyor, klasik lahmacuna mevsimsel bir yorum kazandırıyor.

Mevsimsellik ve Ocakbaşı Kültürü

Tere, yıl boyunca farklı dönemlerde menüsüne ekleyeceği Keme Kebabı, Fındık Uykuluk, Sarımsaklı Kebap, Yenidünya Kebabı ve Birecik Patlıcan Kebabı gibi lezzetlerle ocakbaşı kültürünü mevsimsellik ve ürün odağında yeniden yorumlamayı sürdürecek.

 

#TereOcakbaşı #ŞubatLezzetleri #SoğanKebabı #AyvalıLahmacun #GaziantepMutfağı #GurmeDeneyim #İstanbulYemeİçme #OcakbaşıKültürü #MevsimselLezzet #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity