Yazılar

29. Araştırma Zirvesi: Akıl ve İçgüdü Üzerine

Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD), 7 Mayıs 2026’da Raffles İstanbul’da düzenlenen 29. Araştırma Zirvesi ile araştırma, reklam, pazarlama, akademi ve medya dünyasının profesyonellerini bir araya getirdi. “İnsanın İki Yüzü: Akıl ve İçgüdü” temasıyla gerçekleşen zirvede, bireysel davranışlardan toplumsal dönüşümlere uzanan çok katmanlı bir yaklaşım ele alındı.

TÜAD Başkanı ve Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik, açılış konuşmasında araştırma sektörünün yalnızca veri üreten değil, toplumu anlamlandıran ve stratejik içgörü sağlayan bir yapı olduğuna dikkat çekti. Yapay zekâ, etik, metodoloji ve nitelikli insan kaynağının önümüzdeki dönemin en kritik başlıkları olacağını vurguladı.

Zirvede öne çıkan oturumlarda; Ahmet Pura araştırmanın iletişim ve iş dünyası açısından yön gösterici rolünü, Azmi Gümüşlüoğlu sürdürülebilir denge için farklı sesleri anlamanın önemini, Pladis ve eBrandValue ise yapay zekâ destekli veri analitiğinin pazarlama süreçlerini nasıl dönüştürdüğünü anlattı. NielsenIQ oturumunda ise agentic AI yaklaşımıyla dijital raf düzeninin ve tüketici yolculuğunun yeniden tanımlandığı paylaşıldı.

Akademi ve iş dünyasından birçok isim, tüketici davranışlarının rasyonellik sınırlarını, toplumsal tepkiyi, ekonomi politikalarını ve yapay zekâ ile insan aklı arasındaki etkileşimi tartıştı. Gün boyu süren paneller, ödül töreni ve networking seansıyla tamamlanan zirve, araştırma sektörünün geleceğine ışık tuttu.

 

 

#AraştırmaZirvesi #TÜAD #Akılveİçgüdü #AraştırmaSektörü #VeriAnalitiği #YapayZeka #Pazarlama #İletişim #Ekonomi #PauseDergi  #PauseTv #PauseJournal  #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Catherine Lacey’den Kimlik ve Gerçeklik Üzerine Çarpıcı Roman

Amerikalı yazar Catherine Lacey, yeni romanı X’in Biyografisi ile okurları kimlik, gerçeklik ve kurgu arasındaki bulanık çizgide sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Can Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, geleneklere başkaldıran sanatçı X’in ölümünden sonra geride bıraktığı gizemli boşluğu ve eşi C.M. Lucca’nın hakikat arayışını konu alıyor.

Roman, biyografi türünün sınırlarını zorlayarak “X gerçekten yaşamış mıydı?” sorusunu gündeme getiriyor. Uydurulmuş belgeler, çalınmış biyografiler ve siyasi firarların gölgesinde şekillenen bu anlatı, okuru şu soruyla baş başa bırakıyor: “Bir kişi hakkında her şeyi bilmek mi daha korkunçtur, yoksa onun aslında hiç kimse olduğunu anlamak mı?”

 

#XinBiyografisi #CatherineLacey #CanYayınları #Roman #Edebiyat #HakikatveKurgu #KimlikArayışı #PauseDergi

Alice Cooper: “Şok Artık Hayatta, Sahnede Değil”

İstanbul’da sahneye çıkmadan önce Alice Cooper’la konuşmak, bir rock efsanesiyle röportaj yapmaktan çok, onun yarattığı teatral evrenin içine kısa bir bakış atmak gibi. Yıllardır sahnede korkuyu, mizahı, karanlığı ve rock’n roll’u aynı hikâyenin içinde buluşturan Cooper, bugün hâlâ yalnızca bir müzisyen değil; kendi mitolojisini yaratmış yaşayan bir performans ikonu.
Telefonun diğer ucunda sakin, ölçülü ve şaşırtıcı derecede sıcak bir ses vardı. Ancak konu sahneye geldiğinde, Alice Cooper hâlâ o bildiğimiz Alice Cooper’a dönüşüyor: giyotinlerin, yılanların, kara mizahın ve dev prodüksiyonların efendisine. Rock tarihinin en teatral figürlerinden biri olarak anılan sanatçı, İstanbul konserini anlatırken bunu yalnızca bir turne durağı gibi değil, “gerçek bir rock gösterisi” olarak tanımlıyor.
13 Haziran gecesi Lifepark sahnesinde izleyiciyi bekleyen şey ise klasik bir konserden çok daha fazlası olacak. Yarım asrı aşan kariyerine rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen sanatçı, bugün hâlâ seyirciyi şaşırtmanın yeni yollarını arıyor ve İstanbul’daki bu geceyi de tam olarak böyle tanımlıyor ; yüksek sesli, karanlık, teatral ve unutulması zor bir rock gösterisi.
Ve röportaj boyunca hem rock’n roll’un geçmişini hem de yaklaşan İstanbul konserini konuştuk.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Alice Cooper

60 yıla yaklaşan bir kariyer nasıl hâlâ aynı enerjiyle devam ediyor?
Çünkü sahneye çıkmayı hâlâ seviyorum. Ama insanlar bunun sadece rock’n roll kaosu olduğunu düşünüyor; gerçek öyle değil. Asıl mesele yalnızca disiplin değil, aynı zamanda seyirciye duyulan saygı. İnsanlar bilet aldıklarında sizin yorgun olmanızı umursamazlar; onlar hayatlarının en iyi Alice Cooper şovunu görmek ister.
Bu yüzden perde açıldığı anda yüzde yüzünüzü vermek zorundasınız. Benim iş anlayışım her zaman bu oldu ve hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Bir Alice Cooper konseri aslında baştan sona fiziksel bir performans: iki saat boyunca koşuyor, bağırıyor ve karakterin içinde kalıyorsunuz. Bunu sürdürebilmek için de yıllar içinde kendime bir atlet gibi bakmayı öğrenmek zorunda kaldım.

Hâlâ sahneye çıkmadan önce aynı heyecan var mı?
Evet, bence biraz korku da olmalı zaten. Eğer hiç gergin değilseniz, artık umurunuzda değil demektir. Perde açılmadan hemen önce hâlâ o elektriği hissediyorum ve dürüst olmak gerekirse, bu işin en sevdiğim kısmı da tam olarak o an.

Alice Cooper

70’ler ve 80’ler rock sahnesi çok daha kaotikti. Bugün aynı hissi görüyor musunuz?
O dönem daha filtresizdi. Daha hamdı. Bugün her şey daha profesyonel, daha temiz. Ama bazen fazla temizlik ruhu öldürür. Yine de gençlerde aynı şey var: karşı çıkma ihtiyacı. Sadece ifade biçimi değişti.
Bugünün müzik endüstrisi artık algoritmalar ve platformlar üzerinden şekilleniyor. Rock’n roll böyle bir düzende nasıl varlığını sürdürüyor?
Rock hiçbir zaman bir sistemin ürünü olmadı. O yüzden sistem değiştiğinde rock değişmez. Rock kontrol edilebilir bir şey değildir. Bir algoritma sana ne çalacağını söylüyorsa, orada zaten rock yoktur. Rock dediğiniz şey bir reaksiyondur.

Hard rock yıllardır değişen müzik türleri arasında sabit kalan nadir alanlardan biri. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Çünkü hard rock bir moda değil, bir yapı. Bir refleks. İnsanlar değişir, dönemler değişir ama gitarın yarattığı enerji değişmez. Aerosmith’i, Rolling Stones’u, Guns N’ Roses’ı dinlediğinizde aslında aynı şeyi duyarsınız: kontrolsüz bir özgüven ve doğrudanlık. Biz bunu süslemiyoruz, sadece sahneye koyuyoruz.

Alice Cooper

‘Shock rock’ denince akla ilk gelen isim sizsiniz. Ama artık şok kavramının değiştiğini söylüyorsunuz. Bugün sahnede ne kaldı?
Bugün şok artık sahnede üretilen bir şey değil. Dünya zaten şok edici. Ben sahnede şok yaratmıyorum. Bir kontrast yaratıyorum. Bir hikâye kuruyorum: korku, mizah, drama… Hepsi kontrollü bir evren içinde. Seyirci bunun bir oyun olduğunu biliyor ama yine de içine giriyor.

İstanbul’a ve Lifepark sahnesine geri dönüyorsunuz. Bu sizin için ne ifade ediyor?
İstanbul çok güçlü bir şehir. Orada sahneye çıktığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. Lifepark’ta çaldığımda seyirci sadece konser izlemiyordu, şovun bir parçası olmuştu. Bu her yerde yaşadığınız bir şey değil. Hollywood Vampires turnesinde 2023’te Lifepark sahnesine çıktığımda bir gün tekrar geri dönmek istediğimi söylemiştim. Şimdi bunu gerçekleştiriyoruz ve bu güzel bir his.

Seyircinize ne söylemek istersiniz?
Onlara söyleyecek bir şey yok. Zaten ne olacağını biliyorlar. Biz sahneye çıkacağız, hikâyeyi anlatacağız. Geri kalanını onlar tamamlayacak.”

Alice Cooper

#AliceCooper #ShockRock #Lifeparkİstanbul #RockKonseri #HardRock #RockEfsanesi #İstanbulKonserleri #PauseDergi #MelisBayraktar #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Škoda Epiq: 440 Km Menzilli Elektrikli SUV

Škoda, elektrikli ürün gamına yeni bir model daha ekledi. Markanın merakla beklenen kompakt SUV modeli Epiq, dünya prömiyeriyle tanıtıldı. 2027 Haziran’dan itibaren Türkiye’de satışa sunulacak olan Epiq, Škoda’nın elektrikli mobilite stratejisinde önemli bir rol üstlenecek.

Škoda Epiq

Elektrikli SUV’da Yeni Dönem

Enyaq ve Elroq’un ardından konumlanan Epiq, yaklaşık 440 km menzil sunuyor. Hızlı şarj desteğiyle bataryası %10’dan %80 seviyesine yalnızca 24 dakikada dolabiliyor. Yeni nesil MEB+ platformunu kullanan ilk Škoda modeli olan Epiq, çift yönlü şarj teknolojisini de destekliyor.

Škoda Epiq

Modern Solid Tasarım

Epiq, Škoda’nın yeni Modern Solid tasarım dilini kullanan ilk seri üretim modeli oldu. Parlak siyah “Tech-Deck” ön yüz, T şeklindeki far imzası ve aerodinamik gövde yapısı ile dikkat çekiyor. 0.275 Cd sürtünme katsayısı sayesinde enerji verimliliği artırıldı.

Škoda Epiq

Teknolojik ve Sürdürülebilir İç Mekân

Kabin tasarımında %100 geri dönüştürülmüş polyester lifler ve yeni Techtona malzemesi kullanıldı. 13 inçlik Android tabanlı bilgi-eğlence sistemi, Spotify ve YouTube gibi uygulamalara erişim sağlıyor. Ayrıca kablosuz şarj, panoramik cam tavan ve Matrix LED farlar gibi donanımlar da sunuluyor.

Škoda Epiq

Güvenlik ve Sürüş Destek Sistemleri

Epiq, Ön Bölge Frenleme Asistanı, Şerit Değiştirme Asistanı, Trafik İşareti Tanıma ve Sürücü Uyarı Sistemi gibi gelişmiş güvenlik teknolojilerini standart olarak sunuyor. Yedi hava yastığı ve opsiyonel Travel Assist 3.0 sistemiyle kompakt SUV sınıfında güvenlik standartlarını yükseltiyor.

Škoda Epiq

#ŠkodaEpiq #ElektrikliSUV #ModernSolid #MEBPlus #440KmMenzil #HızlıŞarj #SürdürülebilirİçMekan #OtomobilHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Osman Hamdi Bey’in Eserleri Pera Müzesi’nde, The Met’te Oryantalizm Sergisinde

Dünyanın en köklü sanat kurumlarından The Metropolitan Museum of Art (The Met), Haziran ayında “Orientalism: Between Fact and Fantasy” başlıklı kapsamlı bir sergiye hazırlanıyor. New York’ta 12 Haziran 2026 – 28 Şubat 2027 tarihleri arasında düzenlenecek sergide, Osman Hamdi Bey’in eserleri de yer alacak.

The Met’in Avrupa Resimleri ve İslam Sanatı bölümlerinin iş birliğiyle hazırlanan sergi, kurumun Oryantalizm’i merkeze alan ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. Yaklaşık 180 eserlik seçki, Napolyon’un Mısır seferinden Osman Hamdi Bey’in yapıtlarına uzanan bir tarihsel anlatı kuruyor.

Osman Hamdi Bey’in nadir görülen eserleri, Jean-Léon Gérôme ve dönemin diğer Oryantalist ressamlarının yapıtlarıyla birlikte sergilenecek. Bu birliktelik, sanatçının Batılı Oryantalist geleneğe verdiği özgün yanıtı yeniden değerlendirme fırsatı sunuyor.

Osman Hamdi Bey’in Başyapıtları Pera Müzesi’nde

The Met’teki sergiyle eş zamanlı olarak, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde sanatçının eserlerinden bir seçki izleyiciyle buluşuyor. Müzenin Oryantalist Resim Koleksiyonu’nda yer alan yapıtlar, Osman Hamdi Bey’in çok yönlü kimliğini ve Osmanlı modernleşmesi içindeki özgün konumunu yansıtıyor.

Aralarında “Kaplumbağa Terbiyecisi” ve “İki Müzisyen Kız” gibi başyapıtların da bulunduğu eserler, sanatçının figür kurgusunu ve resim dilini yakından inceleme olanağı sunuyor.

Pera Müzesi, Salı–Cumartesi günleri 10.00–19.00, Pazar günleri 12.00–18.00 saatleri arasında gezilebilir. Cuma günleri “Uzun Cuma” kapsamında 18.00–22.00, Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba” kapsamında öğrencilere ücretsiz giriş imkânı sunuluyor.

 

#OsmanHamdiBey #TheMet #PeraMüzesi #Oryantalizm #OrientalismExhibition #KaplumbağaTerbiyecisi #TürkSanatı #SanatTarihi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Süper 1 Takım Gala ile Tanıtıldı

Grafi2000 Prodüksiyon imzasını taşıyan ve Kral Şakir’in yaratıcısı Varol Yaşaroğlu’nun yapımcılığını üstlendiği “Süper 1 Takım: Varol Abi’nin Çizgi Film Makinesi”nin görkemli galası Kanyon Paribu Cineverse’de gerçekleşti. Çocuklara özel hediyeler ve renkli görüntülerle dolu gecede, sanat, medya ve iş dünyasından birçok isim yer aldı. Kral Şakir hayranlarının yoğun ilgi gösterdiği galada, Varol Yaşaroğlu ile fotoğraf çektirmek isteyenler uzun kuyruklar oluşturdu.

Film gösterimi öncesinde Yaşaroğlu ve çocuk oyuncu Gece Işık Demirel basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Yaşaroğlu, “Türkiye olarak güçlü bir aileyiz, Süper 1 Takım da bu ruhu yansıtıyor” diyerek filmin kültürel değerleri öne çıkardığını vurguladı. Bodrum Kalesi, Göbeklitepe ve Kapadokya gibi tarihi mekânların da filmde yer aldığını belirten Yaşaroğlu, bu yapımların kültür elçisi rolü üstlendiğini ifade etti.

Gece Işık Demirel ise heyecanını dile getirerek, “Kral Şakir hayranıyım, Süper 1 Takım’ı da çok sevdim. İzleyenler de benim gibi çok sevecek” dedi. Çizgi filmde Ayı Dede, Birce, Birol, Yapay Zekai gibi kahramanların yanı sıra Kral Şakir ve Fil Necati de sürpriz şekilde yer alıyor. Film, 22 Mayıs’tan itibaren Türkiye’de tüm sinema salonlarında vizyona girecek.

#Süper1Takım #VarolYaşaroğlu #ÇizgiFilm #KralŞakir #MagazinHaber #FilmGala #ÇocukFilmleri #TürkiyeSinema #Animasyon #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yeni Konsept Swarovski Mağazası Akmerkez’de Açılıyor

Akmerkez’de yer alan Swarovski mağazasının 10. yılı, Papermoon’da düzenlenen özel bir davetle kutlandı. Swarovski ithalatçı partneri Ahmet Eler’in ev sahipliğinde gerçekleşen gece, iş, sanat ve cemiyet hayatından isimleri bir araya getirdi.

Zarafetin ve kristal ışıltısının ön planda olduğu davette konuklar keyifli bir akşam geçirirken, Ahmet Eler yaptığı konuşmada Swarovski’nin Akmerkez’deki on yıllık yolculuğunu hatırlattı. Ayrıca markanın dünyadaki en yeni perakende konseptiyle tasarlanan mağazasının çok yakında Akmerkez’de açılacağını duyurdu.

 

#Swarovski #Akmerkez #Papermoon #MagazinHaber #ÖzelDavet #YeniKonseptMağaza #İstanbulEtkinlikleri #CemiyetHayatı #KristalIşıltısı #SwarovskiAkmerkez

Düşük Ayak Belirtisi: Tökezlemeyi Hafife Almayın

Yürürken ayak ucunuz yere takılıyor mu? Sık sık tökezliyor veya ayağınızı yukarı kaldırmakta güçlük çekiyor musunuz? Özellikle merdiven çıkmak, engebeli zeminde yürümek ve hızlı hareket etmek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor mu?  Bu sorunlardan yakınıyorsanız, nedeni halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen “foot drop” olabilir!

Hemen her yaşta görülebilen düşük ayak yürüyüş dengesini bozarak günlük yaşamı önemli ölçüde etkileyebiliyor. Hastalar zamanla düşecekleri kaygısıyla dışarı çıkmaktan kaçınabiliyor, sosyal hayattan uzaklaşabiliyor. İlerleyen dönemlerde ise yürüyebilmek için destek cihazlarına ihtiyaç duyabiliyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayak tablosunun tek başına bir hastalık değil; çoğu zaman sinir, kas, omurga veya nörolojik hastalıkların bir belirtisi olduğuna dikkat çekerek,  “Bu  nedenle yürümekte güçlük çeken kişilerin ‘Biraz uyuşma var, geçer‘, ‘Ayağım takılıyor ama idare ediyorum’ veya ‘Tökezlememin nedeni dikkatsizliğimdir’ düşüncesiyle zaman kaybetmeden hekime başvurmaları çok önemlidir. Erken tanı hem altta yatan hastalığın ilerlemesini önlenmede hem de ayakta oluşabilecek kalıcı hasar riskini azaltmada kritik rol oynar. Günümüzde erken tanı ve uygun tedavi sayesinde ayak fonksiyonlarında önemli ölçüde iyileşme sağlanabilir” diyor.

Prof. Dr. Umut Yavuz

Prof. Dr. Umut Yavuz

Yürüme bozukluğuyla kendini gösteriyor

Düşük ayak kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasına neden olan önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor.  Bu tablo kendini genellikle yürüme bozukluğuyla gösteriyor. Normal yürüyüş sırasında ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar, ayağın yere takılmadan ilerlemesini sağlıyor. Bu kasların sağlıklı çalışması için siyatik sinir ve onun bir dalı olan peroneal sinirin sağlam olması gerekiyor. Bu sinirlerden en az biri etkilendiğinde ayağı yukarı kaldıran ve sağ ile sola yönlendiren kaslar zayıflıyor. Sonuç olarak ayak ucu yere  sürtünmeye başlıyor ve kişi yürürken ayağını normalden daha fazla kaldırmak zorunda kalıyor. Bu tablo halk arasında “düşük ayak”  olarak adlandırılıyor. Bazı hastaların ise ayağını yere takmamak için dizini normalden fazla kaldırarak yürümek zorunda kaldıklarını aktaran Prof. Dr. Umut Yavuz, “Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir” diye konuşuyor.

Ciddi bir sorunun habercisi olabiliyor!

Düşük ayak, ayağı yukarı kaldıran kasların yeterince çalışamaması sonucu ortaya çıkıyor. Kaslar doğrudan hasar görebileceği gibi, bu kaslara komut taşıyan sinirler de etkilenebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz,  düşük ayağın çoğu zaman başka bir sağlık sorununun habercisi olduğunu vurgulayarak,  “Bu tabloya genel olarak sinir sıkışmaları, bel fıtığı veya bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ile inme gibi ciddi durumlar neden  olur. Bazen travmalar ve diz veya kalça protezi gibi büyük cerrahiler sonrasında sinir etkilenmeleri de düşük ayak sorununa yol açabilir” diye konuşuyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, bunların yanı sıra uzun süre bacak bacak üstüne atan, çömelerek çalışan, dizin dış  kısmına uzun süre baskı uygulayan ve hızlı kilo kaybı yaşayan kişilerde de düşük ayak tablosunun gelişebildiğini söylüyor.

En yaygın belirtisi ayağın yere takılması

Hastalar sağlık kuruluşlarına en sık ‘Ayağımı kaldıramıyorum’, ‘Ayağım yere sürtüyor’, ‘Sık sık tökezliyorum’ ve ‘Ayakkabımın ucu yere çarpıyor’ gibi şikayetlerle başvuruyor.  Düşük ayağın belirtileri bazen aniden, bazen de sinsi başlayabiliyor. Travma, cerrahi sonrası sinir yaralanması veya ani bel fıtığında tablo hızlı ilerleyebiliyor. Sinir sıkışması, diyabetik nöropati veya bazı nörolojik hastalıklarda ise belirtiler daha yavaş gelişebiliyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın en yaygın belirtilerini şöyle anlatıyor: “En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken  ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”

Geç kalındığında kalıcı hasar oluşabiliyor

Düşük ayak tablosunda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Umut Yavuz, altta yatan bazı nedenlerinde erken tedavi sayesinde sinir fonksiyonunun toparlanabildiğini ve kalıcı hasarın önlenebildiğini aktarıyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, şu bilgileri paylaşıyor:  “Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.”

Bu tabloda ameliyat gerekebiliyor

Tedavide temel hedef, altta yatan nedeni tespit etmek ve   mümkünse ortadan kaldırmak. Bunun yanında hastanın güvenli yürümesini sağlamak ve ayakta kalıcı şekil bozukluğu gelişmesini engellemek amaçlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz, erken tanı alan hastalarda, özellikle sinirin tamamen kopmadığı ve basının erken dönemde giderildiği durumlarda tedavide oldukça başarılı sonuçlar sağlandığını belirterek, “Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur” diyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, uzun süreli ve kalıcı tablolarda ise tendon transferi cerrahisine başvurulduğunu söylüyor.

Amaç güvenli ve dengeli bir yürüyüş sağlamak!

Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor.  Prof. Dr. Umut Yavuz, ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanıldığını, ardından fizik tedavi sürecine geçildiğini belirterek, “Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenmektedir” bilgisini veriyor.

 

#DüşükAyak #FootDrop #SağlıkHaber #Ortopedi #AcıbademKadıköy #YürüyüşSorunları #ErkenTanı #SinirHastalıkları #KasHastalıkları #NörolojikBelirti #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rolls-Royce Black Badge Cullinan by Cyril Kongo Tanıtıldı

Rolls-Royce Motor Cars, ünlü çağdaş sanatçı Cyril Kongo’nun el boyaması eserlerini içeren özel iş birliği projesi Black Badge Cullinan by Cyril Kongo’yu tanıttı. Beş özel Private Commission’dan oluşan bu koleksiyon, Kongo’nun “Kongoverse” adını verdiği estetik evrenini otomobilin iç yüzeylerine taşıyor. Starlight Headliner, piknik masaları, ön panel ve arka koltuklar arasındaki dikey orta panel gibi detaylarda sanatçının özgün dokunuşları yer alıyor.

Black Badge Cullinan

Her araç, siyah bir temel üzerine canlı renk patlamalarıyla şekillenen iç mekân tasarımına sahip. Phoenix Red, Turchese, Forge Yellow ve Mandarin tonlarıyla ayrıştırılan bölümler; dikiş detayları, piping uygulamaları ve kuzu yünü halılarla tamamlanıyor. Kongo’nun el boyaması Starlight Headliner tasarımları, hayali gezegenler ve kuantum fiziğine dair sembollerle zenginleştirilerek her otomobili benzersiz bir sanat eserine dönüştürüyor.

Black Badge Cullinan

Dış tasarımda ise Rolls-Royce için bir ilk olan Gradient Coachline dikkat çekiyor. Blue Crystal Over Black gövde rengi üzerinde Phoenix Red’den Forge Yellow’a, Mandarin’den Turchese’ye geçiş yapan çizgiler, Kongo’nun imza niteliğindeki ‘tag’ motifleriyle birleşiyor. 23 inç Part Polished Black Badge alaşım jantların arkasında farklı renkte fren kaliperleri yer alıyor.

Black Badge Cullinan

Goodwood’daki Home of Rolls-Royce, Seul ve New York’taki Private Office ekipleri tarafından küratör edilen proje, çağdaş sanat ile otomobil tasarımının eşsiz bir birleşimini temsil ediyor. Beş Black Badge Cullinan by Cyril Kongo modeli dünya çapındaki koleksiyonerler için tahsis edildi. Rolls-Royce tasarım direktörü Domagoj Dukec, bu iş birliğinin markanın cesur çağdaş sanat vizyonunu yansıttığını belirtti.

Black Badge Cullinan

#RollsRoyce #BlackBadgeCullinan #CyrilKongo #ÇağdaşSanat #BespokeDesign #LuxuryCars #OtomobilHaber #Kongoverse #GradientCoachline #StarlightHeadliner #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Göksel’den Yeni Albüm: “Rüyaların İşi” Dijital Platformlarda

Göksel, albümünü “Bilinçaltımın ve yaşadıklarımın bende bıraktığı izlerin şarkılara dökülmüş hali” olarak tanımlıyor. 12 şarkıdan oluşan albümde 11 şarkının söz ve müziği Göksel’e ait. “Ay” isimli şarkıda ise Mabel Matiz’in imzası bulunuyor. Düzenlemelerde Samed Nalbant, Osman Şahin ve Alper Erinç yer alıyor.

Albüm öncesinde yayımlanan “Alev Alev” ve “Peki Öyle Olsun”, gördüğü yoğun ilgiyle albümün atmosferine dair ipuçları vermişti. Açılış şarkısı “Be Oğlum” ise Aytekin Yalçın yönetmenliğinde kliplendirildi. Göksel’in güçlü yorumuyla aşk, yalnızlık ve yüzleşmeler üzerine kurulu albüm, dinleyicide derin bir iz bırakıyor.

 

#Göksel #Rüyalarınİşi #TürkPopMüziği #YeniAlbüm #MabelMatiz #SolesMüzik #AvrupaMüzik #MüzikHaber #Magazin #PopMüzik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity