Yazılar

Pastalardaki tehlike “Maytap”

Pastalardaki tehlike “Maytap”

Çocuğunuzun doğum günü hazırlıklarına günler hatta aylar öncesinden başlayıp organizasyonun kusursuz olması konusunda tam da her şeyi yaptığınızı düşündüğünüz noktada sizi uyarmak isteriz; madem bu kadar titizlendiniz, yeni yaşında çocuğunuza hastalık hediye etmeyin. Hamurundan kullanılan malzemeye kadar özenle hazırladığınız ya da hazırlattığınız pastanın üstüne çocuğunuz çok sevse dahi maytap koymayın. Neden mi? Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Reyhan Tamer yanıtladı.

Dr. Reyhan Tamer

Dr. Reyhan Tamer

Göründüğü kadar masum değil
Pasta üzerinde doğum günü ve özel günlerde sıkça kullandığımız maytap; aslında birçok ülkede yasaklanan bir kimyasal yanıcı ve patlayıcı bir maddedir. İçinde bulunan;

  • Demir çubuk,
  • Potasyum klorat,
  • Alüminyum toz,
  • Stronsiyum nitrat,
  • Baryum nitrat gibi kimyasal maddeler solunum ve ağız yoluyla alındığında karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarda ciddi yan etkiler oluşturulabilir.

Pastasında sadece mum olsun
Özellikle maytabın pasta üzerinde yanmasıyla ortaya çıkan kimyasallar solunum yoluyla vücuda girer. Bunun yanı sıra pasta üzerinde yanan maytabın üzerinden düşen parçalar da pasta ile birlikte ağız yoluyla vücuda girer. Büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu çocukluk döneminde eğlence olsun diye tekrarlayan pasta üzerindeki yanan maytaplar;

  • Karaciğer,
  • Böbrek ve
  • Akciğer gibi organlarda fonksiyon bozukluğu oluştururken,
  • Solunum güçlüğü,
  • Mide bulantısı,
  • Kusma,
  • Nefes almada güçlük,
  • Kan basıncında ve kalp ritminde düzensizlik,
  • Cilt temasında ise kimyasal yanıklar gibi önemli istenmeyen yan etkiler de oluşturabilirler.

Temas halinde ne yapmalı?
Maytap ile hava yolu ile temasta açık havaya çıkmak yararlı olur. Cilde temasında, temas edilen bölgeyi bolca sabunlu su ile yıkamak faydalı olacaktır. Ağız yolu ile alındığında ise baş dönmesi, solunum güçlüğü, kusma gibi belirtiler varsa en yakın sağlık merkezine başvurmak gerekir.

Menisküs yaralanmalarına dikkat edin

Menisküs yaralanmalarına dikkat edin

“Menisküsler, diz ekleminde bulunan iki C şeklinde yarım ay şeklindeki kıkırdak yapılarıdır. Bunlar, diz eklemi için çok önemlidir çünkü yürüme veya koşma sırasında oluşan şokları emerler, eklem yüzeylerini korurlar ve eklemi daha dengeli hale getirirler.” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Kays Ünal Diz ekleminin gizli kahramanları ve koruyucuları olan menisküslerin de çeşitli sebeplerden dolayı yaralanabileceğini belirterek travma tiplerini ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Doç. Dr. Ömer Kays Ünal

Doç. Dr. Ömer Kays Ünal

TRAVMA TİPLERİ
Menisküsler de çeşitli sebeplerden dolayı yaralanabilir.

Dizin dönme travmaları: Hızlı bir şekilde dönme hareketleri yaparken veya ani bir dönüş yaparken, dizdeki menisküsler yırtılabilir. Özellikle spor aktiviteleri sırasında bu tür hareketler sıkça rastlanan nedenlerden biridir.

Dizi bükme ve eğme: Dizi büküp eğme sırasında, özellikle aşırı zorlandığında veya düzgün olmayan bir şekilde büküldüğünde menisküs yırtıkları oluşabilir. Bu, dizin ani bir şekilde eğilmesi veya bükülmesi sırasında meydana gelebilir.

Düşme: Düşme sonucu dizinize doğrudan darbe almak, menisküs yırtıklarına yol açabilir. Özellikle yüksek bir yerden düşme veya spor sırasında yere düşme durumlarında bu tür yaralanmalar oluşabilir.

Yaş alma: Menisküsler zamanla yaşlanır ve zayıflar. Bu doğal yaşlanma süreci, menisküslerin yıpranmasına ve yırtılmasına yol açabilir. Bu nedenle yaşlanma, menisküs yırtıklarının yaygın bir nedenidir.

Menisküs yırtıkları genellikle bu tür travmatik olaylar sonucunda ortaya çıkar ve ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilere yol açabilir. Bu tür yaralanmaları önlemek için spor yaparken dikkatli olmak, doğru teknikleri kullanmak ve düşmelerden kaçınmak önemlidir.

YIRTIK TİPLER
Menisküs yırtıkları farklı tiplerde oluşabilir:

Düz yırtık (Lineer yırtık): Bu tür yırtık, menisküsün ortasından başlayarak dışa doğru uzanan bir çizgi şeklinde meydana gelir. Düz yırtıklar genellikle yırtığın bir kenarından diğerine uzanır.

Parçalı yırtıklar: Menisküsün birkaç parçasının kopması durumunda oluşan yırtıktır. Bu kopan parçalar, diz eklemi içinde sıkışabilir ve ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığına neden olabilir.

Belirtileri
Menisküs yırtıklarının belirtileri, yaralanmanın ciddiyetine ve tipine bağlı olarak değişebilir. Ancak en sık görülen belirtiler şunlardır:

  • Özellikle yük taşıma esnasında dizde ağrı ve hassasiyet,
  • Dizde şişlik ve sıvı birikimi
  • Dizde kilitlenme veya sıkışma hissi,
  • Dizde güçsüzlük ve dengesizlik hissi ve
  • Diz hareketlerinde kısıtlılık.

Menisküs yırtıkları, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve tedavi gerektirebilir. Tedavi seçenekleri, yırtığın türüne, büyüklüğüne ve hastanın yaşına bağlı olarak değişebilir.

Liv Hospital

YAYGIN TEDAVİ SEÇENEKLERİ
İlaç tedavisi: Doktorunuz, ağrı ve iltihaplanmayı kontrol etmek için reçete edebileceği ilaçlar önerebilir.

Fizik tedavi: Diz kaslarını güçlendirmek ve eklem esnekliğini artırmak için fizik tedavi programları uygulanabilir. Bu, yaralanmış menisküsün iyileşme sürecini hızlandırabilir.

Diz ateli veya koltuk değneği: Dizi desteklemek ve korumak için kullanılabilir. Özellikle yaralanmanın ilk dönemlerinde kullanılır.

Menisküs yırtıklarının cerrahi tedavisi: Menisküs yırtıkları, bazen cerrahi müdahale gerektirebilir. Cerrahi tedavi, yırtığın boyutuna, tipine ve hastanın yaşına göre doktorlar tarafından önerilir. İşte menisküs yırtıklarının cerrahi tedavisi hakkında temel bilgiler:

Artroskopik cerrahi: Genellikle minimal invaziv bir yöntem olan artroskopik cerrahi, küçük kesilerle diz eklemine erişmeyi sağlar. Bu yöntem, daha hızlı iyileşme süresi ve daha az komplikasyon riski sunar. Doktor, yırtık parçasını onarabilir veya çıkarabilir.

Açık cerrahi: Eski yıllarda daha sıklıkla uygulanan bu yöntem artık günümüzde terk edilmiştir. Açık cerrahi, daha büyük bir kesiyi gerektirebilir ve genellikle büyük yırtıklar veya karmaşık durumlar için kullanılır. Bu yöntemde doktor, menisküsün tamiri veya kesilen bölümün çıkarılması işlemini gerçekleştirir.

Menisküs nakli: Nadir durumlarda, menisküs yırtığı o kadar ciddi olabilir ki onarılamaz hale gelir. Bu durumda, donörden alınan sağlam bir menisküsün nakli düşünülebilir. Ancak menisküs nakli nadir bir işlem olup, özenle değerlendirilir.

Cerrahi müdahale sonrası, fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci önemlidir. Doktorunuzun tavsiyelerine uyarak, dizinizi güçlendirmek, esnekliğini geri kazanmak ve normal aktivitelere dönmek için fizik tedavi programını takip etmelisiniz.

Unutmayın ki menisküs yırtıkları, her birey için farklılık gösterebilir ve cerrahi tedavi kararı, her hasta için özelleştirilir. Cerrahi sonrası iyileşme süreci de kişiden kişiye değişebilir. Bu nedenle doktorunuzun önerilerine tam olarak uymak ve iyileşme sürecinizi sabırla takip etmek önemlidir.

Menisküs yırtıklarını önlemenin en iyi yolu, spor yaparken uygun ekipmanları kullanmak, doğru teknikleri öğrenmek ve dizlere aşırı stres uygulayan aktivitelerden kaçınmaktır. Eğer diz ağrısı veya yaralanma belirtileri yaşıyorsanız, bir sağlık profesyoneline başvurmalısınız. Doğru tanı ve tedavi, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeniz için kritik öneme sahiptir. Unutmayın, menisküs yaralanmaları erken teşhis edilip tedavi edildiğinde, uzun vadeli komplikasyonları önlemek mümkündür.

Nefes darlığınız varsa koah olma ihtimaliniz olabilir!

Nefes darlığınız varsa koah olma ihtimaliniz olabilir!
“Tedavide hastalığın şiddetine göre nefes açıcı ilaçlar, rehabilitasyon programları, bronkoskopik tedaviler gibi farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Ancak bu tedaviler hastalığı tedavi etmekten çok semptomları kontrol altına almak ve yaşam kalitesini yükseltmek üzerine etkilidir.” diyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Özdemir KOAH hakkında merak edilenleri anlattı.
KOAH dünya çapında ölüm nedenlerinde 3. sırada, engelliğe yol açan yaşam yılı değerlendirmesinde de 7. sırada yer alan önemli bir sağlık sorunudur. Ülkemizde de benzer şekilde ölüm nedenlerinde 3. sırada, engelliğe yol açan yaşam yılı değerlendirmesinde de 8. sırada yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre 2019 yılında 3,23 milyon kişi KOAH nedeniyle kaybedilmiştir.

Doç. Dr. Cengiz Özdemir

Doç. Dr. Cengiz Özdemir

 

 

 

 

KOAH gelişimi için en sık görülen risk faktörleri

  • Tütün kullanımı ve dumanına maruziyet,
  • Mesleki ve çevresel toz maruziyeti ve
  • Hava kirliliği gibi risk faktörlerdir.

Bunun dışında genetik bozukluklar (alfa 1 antitripsin eksikliği), akciğerin gelişme bozuklukları, solunum yolu enfeksiyonları, beslenme bozuklukları, oksidatif stres, erkek cinsiyet ve ileri yaş da KOAH gelişiminde tanımlanmış risk faktörleridir. Yüksek gelirli ülkelerde KOAH’lı olguların %70’inden fazlasında sigara ve diğer tütün ürünleri sorumludur. Düşük ve orta gelirli ülkelerde ise hava kirliliği KOAH gelişmesinde en önemli risk faktörü olmakla birlikte, sigara ve tütün kullanımı KOAH vakalarının %30-40’ını oluşturmaktadır. 70 yaşın altındaki KOAH ölümlerinin yaklaşık %90’ı düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana gelmektedir.

KOAH nedir?
KOAH, hava yolunun daralması ve buna bağlı hava akımının kısıtlanmasına yol açarak solunum sorunlarına neden olan yaygın bir akciğer hastalığıdır. Bazen amfizem veya kronik bronşit olarak da adlandırılır. Amfizem genellikle akciğerlerdeki hava yollarının sonundaki küçük hava keselerinin (alveoller) tahrip olmasına bağlı sürekli geniş kalması anlamına gelir.

Kronik bronşit nedir?
Kronik bronşit, solunum yollarındaki iltihaplanmadan kaynaklanan balgam üretimiyle birlikte kronik öksürüğü ifade eder.

KOAH’da en sık görülen belirtiler nelerdir?

  • Nefes darlığı,
  • Öksürük (balgamlı veya kuru) ve
  • Hırıltı ve yorgunluktur.

Nefes darlığı en önemli ve genellikle ilk semptomdur ve KOAH’ın erken safhalarında eforla nefes darlığı olarak başlar. Hastalar merdiven çıkmada veya koşu ve spor faaliyetlerinde eskiye göre kapasitelerinin düştüğünü ve nefeslerinin daraldığını veya kendi yaşıtlarına göre daha çabuk yorulduklarını hissederler. Hastalık ilerledikçe nefes darlığı belirginleşir ve istirahat halinde bile nefes darlığı hissedilmeye başlanır.  Bunun için tütün kullanımı ve dumanına maruziyet, organik ve inorganik toz maruziyeti gibi daha önce belirtilen risk faktörleri olan hastaların eforda zorlanmaya başladıklarında KOAH açısından değerlendirilmeleri erken tanı açısından oldukça önemlidir. Erken tanı hastalığın risk faktörlerinin erken tespit edilip elemine edilerek hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılması, ilerde oluşabilecek komorbid hastalıkların önlenmesi ve alevlenme riskinin azaltılarak daha iyi bir yaşam kalitesinin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır.

KOAH’lı hastalarda;

  • Akciğer enfeksiyonları,
  • Akciğer kanseri,
  • Kalp hastalıkları,
  • Osteoporoz,
  • Depresyon ve anksiyete gibi eşlik eden hastalıkların görülme riski daha yüksektir. Bu hastalıklarla ve diğer kronik hastalıklarla birliktelik KOAH hastalığının seyrini kötüleştirmektedir.

Liv Hospital

Hastalığın seyrini hangi faktörler etkiler?

  • KOAH’ta alevlenmeler dediğimiz hastanın şikayetlerinde hızlı ve ani kötüleşmeyle ortaya çıkan ataklar, hastalığın seyrini etkileyen en önemli faktörlerdendir.
  • Alevlenmelerin en sık sebebi enfeksiyonlar, özellikle de viral enfeksiyonlardır.
  • Grip ve son yıllarda COVİD gibi viral enfeksiyonlar da KOAH’lı hastalarda daha ağır seyretmektedir. Bu nedenle KOAH hastalarının grip, COVID ve pnömoni aşılarını mutlak suretle yaptırmaları ve solunum yolları enfeksiyonlarının arttığı bu dönemde kişisel hijyen kurallarına ve maske kullanımına dikkat etmeleri gerekmektedir.

Risk faktörlerinin özellikle de tütün kullanımı ve dumanına maruziyet ile hava kirliliğinin ortadan kaldırılması KOAH ile mücadelede en önemli basamağı oluşturmaktadır.

Risk faktörleri nelerdir?

  • Tedavinin ana basamaklarını ise yine risk faktörlerinin ortadan kaldırılması,
  • Semptomları kontrol altına almak,
  • Hayat kalitesini yükseltmek ve alevlenmelerin önüne geçmek oluşturur.

Semptomplar nasıl kontrol altına alınır?
Tedavide hastalığın şiddetine göre nefes açıcı ilaçlar, rehabilitasyon programları, bronkoskopik tedaviler gibi farklı tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Ancak bu tedaviler hastalığı tedavi etmekten çok semptomları kontrol altına almak ve yaşam kalitesini yükseltmek üzerine etkilidir.

Prematüre bebeklerde görülebilen sağlık sorunları!

Prematüre bebeklerde görülebilen sağlık sorunları!

Bir bebeğin uygun büyüme ve gelişimi için ortalama 40 haftalık bir süreyi anne karnında geçirmesi gerekir ama bazı bebekler bazen bu kurala uymayarak hayata gelme konusunda aceleci davranabiliyorlar. Bu da erken doğuma sebebiyet veriyor. 37. gebelik haftasından önce doğan ve prematüre olarak adlandırılan, hayata tutunma konusunda hem aceleci hem de kahraman olan minik kalplerin yalnızca bir kısmının yoğun bakıma ihtiyacı olduğunu vurgulayan Liv Hospital Yenidoğan Uzmanı Dr. Ozan Uzunhan; “Prematüre bebeklerin dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi ve takibi oldukça önemlidir” dedi.

Dr. Ozan Uzunhan

  1. gebelik haftasından önce doğan bebekler prematüre olarak adlandırılır
    Bir bebeğin uygun büyüme ve gelişimi için ortalama 40 haftalık bir süreyi anne karnında geçirmesi gerekir. Tanım olarak 37 gebelik haftasından önce doğan bebekler, prematüre bebekler olarak tanımlanır. Prematüre bebekler doğum haftasına göre de ileri derece prematüre (28 haftadan erken doğanlar), çok prematüre (28-32 hafta arasında doğanlar), orta derece prematüre (32-34 hafta arasında doğanlar) ve geç prematüre (34-37 hafta arasında doğanlar) olarak sınıflandırılırlar.

Yalnızca bir kısmında yoğun bakım ihtiyacı gerekir
Günümüzde her 10 bebekten biri prematüre doğmaktadır.  Prematüre bir bebek normalden ne kadar fazla erken doğmuş ise erken doğum ile ilişkili sorunlar da aynı oranda artmaktadır. Bu bakımdan bebeğin doğum haftası oldukça önemlidir. Özellikle 34 gebelik haftasından önce doğan bebeklerin neredeyse tamamının yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenmesi gerekirken daha büyük prematüre bebeklerin yalnızca bir kısmında yoğun bakım ihtiyacı gerekir. Geç preterm olarak adlandırılan ve 34 haftadan büyük doğan prematüre bebeklerde bir sağlık sorunu yaşama riski daha azdır.

Yenidoğan uzmanı hekimler tarafından değerlendirilmeleri önemlidir

Prematüre bebeklerin doğum anından itibaren yenidoğan uzmanı hekimler tarafından değerlendirilmesi ve takip edilmesi çok önemlidir. Prematüre bebeklerin özel tasarlanmış yenidoğan ünitelerinde de yine bu konuda özel eğitim almış hemşireler tarafından özenli ve profesyonel bir bakım alarak tıbbi gereksinimlerinin karşılanması gerekmektedir.

Prematüre bebeklerde görülebilen sağlık sorunları
Prematüre bebeklerin organ sistemleri tam olarak gelişmediğinden bu bebekler doğum sonrası solunum, dolaşım ve beslenme desteği gibi bazı destek tedavilerine ihtiyaç duyarlar.  Bu bebekler vücut ısılarını koruyamadıkları için kuvöz olarak adlandırılan, ortam ısısının ve nemin ayarlandığı özel yaşam ünitelerinde izlenirler ve yaşamsal bulguları devamlı olarak monitörler ile yakın takip edilir. Prematüre bebeklerde gözlenen başlıca sorunlar aşağıdaki başlıklar altında sıralanabilir.

  1. Enfeksiyonlar: Prematüre bebekler, bağışıklık sistemleri henüz gelişmediğinden enfeksiyonlara karşı oldukça duyarlıdırlar. Bu bakımdan yoğun bakım ünitelerinde sıklıkla antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyarlar.
  2. Solunum sorunları: Prematüre bebekler, akciğerleri tam gelişmediği için sıklıkla solunum güçlüğü yaşarlar. Prematüre bebeklerin akciğerlerde sürfaktan adı verilen bir protein yeterli yapılamadığı için respiratuvar distres sendromu (RDS) olarak adlandırılan klinik tablo meydana gelir ve ciddi solunum güçlüğü ile kendini gösterir. Bebeğin doğum haftası ne kadar erken ise RSD riski de o kadar fazladır. Bunun dışında apne adı verilen solunum duraklamaları, uzamış oksijen ve solunum desteği gereksinimi gibi başka klinik durumlar da görülebilir.
  3. Kalp sorunları: Prematüre bebeklerde en sık görülen kardiyak sorun Patent Duktus Arteriyozus’tur (PDA). Doğumdan önce ana atar damar (aort) ile akciğere giden atar damar arasında bağlantı sağlayan ve duktus arterozus adı verilen damarın doğumdan sonra kapanmayarak açık kalmaya devam etmesine PDA denilir. PDA’ya bağlı bebekte kalp yetersizliği, akciğer ödemi, organlara yetersiz kan pompalanması ve kan basıncı düşüklüğü gibi sorunlar görülebilir.
  4. Beyin kanamaları: Prematüre bebeklerde beyin içindeki damarlar kolaylıkla hasar görebilir ve kanayabilirler. Buna bağlı beyin hasarı, nöbetler ve hidrosefali olarak adlandırılan beyin içindeki boşluklarda sıvı birikimi görebilir.
  5. Göz sorunları: Prematüre bebeklerde gözün retina tabakasının damar gelişim süreci bozulabilir ve buna bağlı olarak ROP olarak adlandırılan prematüre retinopatisi gelişebilir. Bu durumuma bağlı olarak uzun dönemde tam körlüğe kadar gidebilen ciddi sonuçlar ortaya çıkabilir. Özellikle 32 haftanın altında doğan veya kötü klinik seyir gösteren prematüre bebekler ROP açısından risklidir.
  6. Sindirim sistemi sorunları: Prematüre bebeklerde mide ve bağırsakların olgunlaşması gecikebilir. Buna bağlı beslenme güçlüğü, kusma, karında gerginlik gibi sorunlar sık görülür. Özellikle küçük preterm bebeklerde bağırsakların kan dolaşımının bozulmasına bağlı nekrotizan enterokolit olarak adlandırılan ciddi bir sağlık sorunu gelişebilir.

Bunların dışında kan şekeri düşüklüğü, vücut ısısını koruyamama (hipotermi), kansızlık, sarılık gibi sorunlar da doğum haftasıyla ters orantılı olarak prematüre bebeklerde görülebilen diğer sorunlardır.

Dr. Ozan Uzunhan

34-35 haftalık olduklarında taburcu edilmeye hazır olurlar
Genel olarak, prematüre bebekler 34-35 haftalık olduklarında taburcu edilmeye hazır olurlar. Ancak bazı prematüre bebekler, solunum, beslenme, ısı kontrolü gibi sorunlar yaşayabilirler.  Prematüre bir bebeğin eve gitmeden önce bazı kriterleri sağlaması beklenir. Bebeğin en az son 24 saattir solunum, dolaşım ve vücut ısısı gibi yaşamsal bulgularının stabil olması ve yeterli kilo alımının gözlenmiş olması gerekir. Bunun dışında bebeğin oda ısısında ve kuvöz dışında iken vücut ısısını normal aralıkta koruyabiliyor olması, emerek veya kaşık biberon gibi ağız yoluyla beslenebiliyor olması ve tedavi gerektirecek düzeyde sarılık veya kritik düzeyde kansızlığının olmaması gerekir.

Prematüre bebeklerin ev bakımı
Prematüre bebekler taburcu olduktan sonra da enfeksiyonlara olan eğilim devam ettiğinden eve gelen ziyaretçiler sınırlandırılmalı, enfeksiyon şüphesi olan bireylerle yakın temastan korunmalı, bebekle temas edecek herkesin ellerini yıkaması sağlanmalı, evin belirli aralıklarla havalandırılması sağlanmalıdır. Prematüre bebeğin taburculuk sonrası oda sıcaklığı  24-26 derece arasında olacak şekilde ayarlanabilir. Prematüre bebekler için en ideal besin anne sütüdür ancak anne sütünün yeterli olmadığı durumlarda özel formül mamalar kullanılabilir. Bebekler yastıksız ve sırt üstü pozisyonda uyutulmalıdır, yatağın içinde peluş oyuncak, yorgan, ipli-zincirli emzik veya oyuncak bulunmamalıdır.

Prematüre bebeklerin taburculuk sonrası izlemi
Prematüre bebeklerin ilk müdahalesi ve yoğun bakım süreci kadar taburculuk sonrası bakım ve takibi de çok önemlidir. Bebeğin taburculuk sonrası fiziksel büyüme, nöromotor ve psikososyal gelişim, göz muayenesi, fizik tedavi ve rehabilitasyon desteği, bağışıklama ve beslenme gibi pek çok konuda takip edilmesi gerekir. Özellikle yaşamın ilk 3 yılında bu bebeklerin yenidoğan uzmanı hekim koordinasyonunda çocuk nöroloji uzmanı, göz hastalıkları uzmanı, çocuk kardiyoloji uzmanı, fizik tedavi uzmanı ve KBB uzmanından oluşan profesyonel bir ekip tarafından belli aralıklarla izlemlerinin aksatılmadan sürdürülmesi gerekmektedir

Diyabet tedavisinde kritik rol ne?

Diyabet tedavisinde kritik rol ne?

“Diyabetle mücadelede beslenme, bireylerin yaşam tarzlarını şekillendiren önemli bir faktördür ve diyabet tedavisinde kritik bir rol oynar.” diyen Liv Hospital Uzmanı, Diyetisyen Safiye Keskin, bu süreçte nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatırken, toplumda diyabet bilincinin artırılması konusundaki öneme de dikkat çekti.

Diyabet, insülinin eksikliği veya etkisizliği ile karakterize kronik bir hastalıktır. Hem insülin üretiminin eksik olduğu durum Tip 1 diyabet hem de vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamadığı durum Tip 2 diyabet olmak üzere farklı türleri bulunmaktadır. Diyabetliler için hayati önem taşıyan insülini keşfederek diyabetlilere sağlıklı bir ömür armağan eden Frederick Bantingin anısına doğum günü olan 14 Kasım Dünya Diyabet Günü olarak kabul edilmektedir.

Dünya Diyabet Federasyonu bugünün temsili olarak mavi halka simgesini belirlemiştir. Mavi; insanları altında birleştiren gökyüzünü, halka ise sağlığı sembolize etmektedir. Bu sembolün benimsenmesi, Diyabet Günü etkinliklerini, kampanyalarını birleştiren bir küresel dayanışma ve farkındalık oluşturma çabasının bir parçasıdır. Mavi halka, insanların diyabetle ilgili konularda konuşmaya teşvik edilmesini, toplumların bu konuda daha fazla bilinçlenmesini ve diyabetle yaşayan bireylere destek olunmasını amaçlamaktadır.

Diyetisyen Safiye Keskin

Diyetisyen Safiye Keskin

Diyabette beslenmenin önemi
Diyabetle mücadelede beslenme, bireylerin yaşam tarzlarını şekillendiren önemli bir faktördür ve diyabet tedavisinde kritik bir rol oynar.

  • Kan Şekerinin Kontrolü:

Karbonhidrat içeriği: Karbonhidratlar, vücut tarafından glikoza dönüştürülerek kan şekerini yükseltirler. Diyabetli bireyler, karbonhidrat alımını dengelemeli ve kan şekerini kontrol altında tutmalıdır.

Porsiyon kontrolü: Besin porsiyonlarını kontrol etmek, kan şekeri regülasyonuna yardımcı olur.

  • Diyabet Komplikasyonlarının Önlenmesi:

Sağlıklı yağların tüketimi: Sağlıklı yağlar, kalp sağlığını destekler ve diyabetle ilişkili kardiyovasküler riskleri azaltabilir.

Posa içeren yiyecekler: Sebzeler, meyveler, tam tahıllar gibi posa içeren yiyecekler, sindirimi yavaşlatarak kan şekerinin dengeli seyretmesine katkı sağlar.

  • Kilo Yönetimi ve İnsülin Duyarlılığı:

Dengeli beslenme: Dengeli beslenme sağlıklı kilo yönetimine yardımcı olur ve insülin duyarlılığını artırabilir.

Fiziksel aktivite ile sentezleme: Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ile birleştirildiğinde diyabetin kontrolü üzerinde olumlu etkiler yapabilir.

  • Organ Fonksiyonlarının Desteklenmesi:

Vitamin ve mineral alımı: Sağlıklı beslenme, vücudun gerekli vitamin ve mineralleri almasını sağlayarak organ fonksiyonlarını destekler.

Yeterli protein alımı: Protein, vücut dokularının yeniden inşası için önemlidir ve diyabetli bireylerin protein dengesine dikkat etmeleri önemlidir.

  • Mental Sağlık ve Yaşam Kalitesi:

Enerji alımının iyileştirilmesi: Sağlıklı beslenme, enerji harcamasını artırarak günlük aktivitelerin daha etkin bir şekilde gerçekleştirilmesine yardımcı olabilir.

Mental sağlık: Sağlıklı beslenme, diyabetle yaşayan bireylerin genel mental sağlığını iyileştirebilir ve yaşam kalitesini artırabilir.

Beslenme bilinci arttırılmalı

  • Diyabetin kontrolü,
  • Komplikasyonların önlenmesi ve
  • Genel sağlığın korunması açısından büyük bir rol oynamaktadır.

Toplumda beslenme bilincinin artırılması, Diyabet Günü’nün amacına ulaşmasında önemli bir adımdır. Beslenme konusundaki bilinçliliğin artması, diyabetle mücadelede toplumun güçlenmesine ve daha sağlıklı bir geleceğe adım atılmasına katkı sağlar.

Her yıl 2,5 milyondan fazla kişi zatürreden hayatını kaybediyor!

Her yıl 2,5 milyondan fazla kişi zatürreden hayatını kaybediyor!

Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Ayten: “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 500 milyon insan zatürre ve bronşit gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanmakta ve her yıl 2,5 milyondan fazla kişi zatürreye bağlı kaybedilmektedir.” diyerek önemli bir sağlık sorunu olan Zatürre hastalığı hakkında bilgiler verdi.
Zatürre nedir?

Zatürre (pnömoni) çoğunlukla bakteri veya virüslerin nadiren de mantarların neden olduğu bir akut solunum yolu enfeksiyonu şeklidir.
Önemli bir sağlık sorunu
Ülkemizde de ne yazık ki enfeksiyon kaynaklı ölümler arasında zatürre ilk sırada yer almaktadır. Zatürre önemli bir sağlık sorunudur. Bu önemli sağlık sorununa dikkat çekmek, hastalıktan korunmak, tedavinin düzenli kullanılmasını sağlamak ve riskli gruplar için aşılanmanın önemini vurgulamak için Dünya Sağlık Örgütü 2009 yılında, 12 Kasım gününü dünya zatürre günü ilan etmiştir.

 

Doç. Dr. Ömer Ayten

Her yaş insanda görülebilir

Zatürre her yaştan insanda görülmekle birlikte, 5 yaş altı çocuklar ve önceden kronik rahatsızlıkları olan yaşlı yetişkinler  (>65 yaş) ile bağışıklık sistemi sorunları olan duyarlı kişilerde daha sık görülür. Bununla birlikte:

  • İleri yaş,
  • Kronik hastalık varlığı,
  • Bağışıklık sistemi hastalıkları ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı,
  • Aşırı sigara ve alkol kullanımı,
  • Uzun süreli hastane yatışları,
  • Yutma bozuklukları ve kusma,
  • Kalabalık yaşam ve kronik kimyasal maruziyeti zatürre gelişimi için tanımlanmış risk faktörleridir.

Hastanın bağışıklık tepkisi önemli
Hastalık hafif seyirli klinik tablolarla seyredebildiği gibi yaşamı tehdit eden klinik tablolara da yol açabilir. Hastalığın seyri büyük ölçüde uygun tedavi ile birlikte hastanın bağışıklık tepkisine bağlıdır. Özellikle 65 yaş üzeri kronik hastalığı olanlarda (kronik kalp hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları, inme, kronik böbrek hastalıkları, diyabet vb) hastalığın ağır seyretme riski ve hastalığa bağlı ölüm riski daha yüksektir.

Zatürre tanısı klinik ve radyolojik bulgulara dayanır
Zatürre hastaları sıklıkla solunumsal ve sistemik semptomlarla başvururlar. En sık görülen semptomlar ateş, öksürük (kuru veya balgamlı), nefes darlığı ve batar tarzda göğüs ağrısıdır. Bunun yanında halsizlik, yorgunluk, kas ağrıları ve bulantı da görülebilir. Zatürre tanısı klinik ve radyolojik bulgulara dayanır. Uygun semptom ve fizik muayene bulguları olan hastalarda akciğer grafisinde veya tomografide infiltrasyonların gösterilmesi tanıyı doğrular. Akciğerdeki infiltrasyonların gösterilmesinde akciğer grafisinin yetersiz kalması durumunda akciğer tomografisi daha ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasını sağlar.
Tanıda zatürre etkeninin tanımlanması uygulanacak antimikrobiyal tedavinin düzenlenmesinde önemli bir yere sahiptir ancak çoğu zaman etkenin ortaya konması mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genel olarak antimikrobiyal tedavi, olası mikrobiyal etkenler göz önüne alınarak ampirik (etkeni bilmeden) olarak başlanır ve etken izole edildiğinde buna yönelik antimikrobiyal tedavide düzenleme yapılır. Tedavide en önemli nokta planlanan antimikrobiyal tedavinin düzenli olarak belirlenen süre boyunca kullanılmasıdır. Yetişkinlerde genellikle uygun antimikrobiyal tedavi ile zatürre büyük oranda akciğerde dokusunda hasar (sekel )bırakmadan iyileşir. Gecikmiş ve yetersiz antimikrobiyal tedavi ampiyem (akciğer zarları arasında enfekte sıvı toplanması), akciğer dokusunda kalıcı hasar oluşumu (sekel) gibi sonuçların yanı sıra solunum yetmezliği ve ölümle de sonuçlanabilir.

Korunmada öz hijyen çok önemli

  • Zatürreden korunmanın en önemli basamaklarını kişinin öz hijyenine dikkat etmesi, bağışıklık sistemini korumak ve zatürre oluşumunu kolaylaştıran risk faktörlerinden uzaklaşmak oluşturur.
  • Ortam hijyeninin sağlanması, stresten kaçınma, dengeli beslenme, uyku düzeninin sağlanması, alkol ve sigara içmemek ve kronik hastalıkların düzenli takip ve tedavisi de yine önemlidir.
  • Kronik hastalığı olan yaşlı bireyler başta olmak üzere kapalı, havasız ve kalabalık ortamlardan mümkün oldukça kaçınmak ve bu ortamlarda maske kullanımı korunmada önemli bir faktördür.

Korunmada diğer önemli bir faktör de aşılardır
İnfluenza’nın  (grip virüsü) hem kendisinin zatürre oluşturabilmesi hem de ikincil olarak bakteriyel zatürrelere zemin oluşturması nedeniyle grip aşılarının yapılması korunmada önemli bir yer teşkil etmektedir. Günümüzde 6 aydan küçük bebekler dışında tüm bireylere yıllık rutin grip aşısı yapılması önerilmektedir.

Zatürre aşısı, zatürrenin en sık etkeni olan Streptococcus pneumoniae’ya karşı geliştirilmiş bir aşıdır. Dolayısıyla tüm mikroorganizmalara karşı etkili değildir. Zatürre aşısısının 65 yaş üzeri tüm yetişkinler ile 19 yaş üzeri ek hastalığı olan (BOS kaçağı, kohlear implant, diabetes mellitus, alkolizm, siroz, kronik böbrek yetmezliği (KBY), kronik akciğer hastalığı, kronik kalp hastalıkları, obezite; erişkinde: BMI ≥40, bağışıklık sistem bozukluğu olanlar) tüm bireylere yapılması önerilmektedir.

Akciğer kanserinin sebepleri!

Akciğer kanserinin sebepleri!

“Günde 2 paketten fazla sigara içen her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak çok önemli bir nokta vardır ki; sigara bırakıldığında risk azalmaktadır, etkileri zamanla kaybolmaktadır. Yani sigaraya başlamamak en iyi kanserden korunma yöntemi olsa da bırakmak da kanser riskini azaltmaya yardımcı olur.” diyen Liv Hospital Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Sayar, Akciğer kanserinden korunmanın yedi yolunun altını çizdi.

  1. Akciğer kanserinde sebep önemli
    Nedeni önemli bir konu. Bunun için öncelikle akciğer kanserinin neye bağlı geliştiğine bakmalıyız. Akciğer kanserinin en önemli tetikleyicisi sigara ve tütün mamulleridir. Sigara içenlerde içmeyenlere göre akciğer kanseri gelişme riski 10 kattan fazladır.
  2. Pasif sigara dumanından kaçının
    Sigara içmeyenlerde en sık neden; pasif sigara dumanı maruziyeti ve radon gazıdır.
  3. Pasif içiciler de risk altında
    Tütün mamülleri hem içicileri hem de pasif olarak dumana maruz kalanları risk altına sokar.
  4. Sigarasız yaşam öncelik olmalı
    Çocukluk döneminden itibaren bireyleri sigara dumanından korumak, hiç başlamamasını sağlamak akciğer kanserinden korumaya yardımcı olacaktır.
  5. Sigaranın etkisi dozu ile ilişkili
    Sigaraya başlama yaşı ne kadar erken, içme süresi ne kadar uzun, miktarı ne kadar fazlaysa kanser gelişme riski o kadar yüksektir. Sigaranın etkisi dozu ile ilişkilidir. Günde 2 paketten fazla sigara içen her 7 kişiden biri akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak çok önemli bir nokta vardır ki; sigara bırakıldığında risk azalmaktadır, etkileri zamanla kaybolmaktadır. Yani sigaraya başlamamak en iyi kanserden korunma yöntemi olsa da bırakmak da kanser riskini azaltmaya yardımcı olur.
  6. Ortamın havalandırılması önemli
    Akciğer kanserine yol açan bir diğer madde ise radon gazıdır. Bazı bölgelerde doğal ortamdan, toprak ve kayalardan ortama salınıp, havalandırması iyi olmayan mekanlarda, madenlerde birikebilir. Özellikle zemin ve bodrum katlarda yer alan mekanlarda, zeminlerdeki çatlakların kontrolü ve kapatılması, ortamın düzenli olarak iyi havalandırılması içeride radon birikimini önleyerek riski azaltmaya yardımcı olur.
  7. Düzenli muayene yaptırın
    Akciğer kanserinde genetik yatkınlık söz konusudur. Aile bireylerinden birinde (anne, baba, kardeş) akciğer kanseri varsa risk artmıştır. Bu durumda ek olarak düzenli olarak göğüs hastalıkları muayenesi olmak gelişebilecek kanserin erken yakalanmasını ve tedavisini sağlayacaktır.

Organ bağışı neden önemli?

Organ bağışı neden önemli?

Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı “Organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.” diyor.

Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı

Prof. Dr. Hasan Taşçı

Başarılı bir şekilde gerçekleştirildiğini unutmayın
Milattan önceki çağlardan bu yana, insan vücudunda işlev göstermeyen veya eksik olan parçaların, başka bir kaynaktan temin edilerek insana nakledilmesi işlemi yapılmaktadır. Gelişen ve kümülatif olarak yükselen tıp bilimi ve teknolojinin desteği ile organ nakilleri günümüz dünyası ve ülkemizde oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.  Yapılan kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, pankreas, uterus, ekstremiteler ve diğer organ ile dokuların nakilleri sayesinde, organ yetmezliği olan insanların sağlığına kavuşması ve çok yönlü olarak topluma kazandırılması sağlanmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2023 yılı itibariyle organ nakline ihtiyaç duyan 25.319 hasta bulunmakta. Bu hastalardan böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalar, akraba veya yakınlarının kendilerine organ bağışlaması halinde canlı vericili nakil olabilmektedir. Ancak kalp, akciğer gibi canlı donör bağışı olmayan organları bekleyen hastalar, bu imkana sahip değildir. Kadavra donörden bağış olmaması halinde hayatlarını kaybetmektedirler. Organ nakli bekleyen hastalar, yaşamlarını sürdürebilmek için diyaliz, hemofiltrasyon gibi tedavilere ihtiyaç duymaktadır. Organ nakli bekleyen hastalar, tedavileri sırasında sıklıkla hastanede yatmakta ve bu nedenle iş ve sosyal yaşamlarından uzaklaşmaktadır. Bu durum, hastaların psikolojik ve sosyal açıdan da zorlanmasına neden olmaktadır.

Organlarınızı bağışlayabilirsiniz
Organ bağışı, organ yetmezliği nedeniyle yaşam mücadelesi veren hastalar için umut ışığıdır. Organ bağışı sayesinde, bu hastalar yaşamlarını sürdürebilir ve yaşam kalitelerini artırabilirler. Organ bağışı, cinsiyete, ırka, dine ve sosyal statüye bakılmaksızın herkes tarafından yapılabilir.

Bir gün hepimiz muhtaç olabiliriz
Bir gün hepimizin muhtaç olabileceği organ bağışını bireysel olarak teşvik etmek için; organ bağışının önemi hakkında bilgi edinebilir ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirebilir, organ bağışı merkezlerinden bağış yapıp bağış kartını edinebilir ve yakınlarımıza organ bağışı niyetimizi bildirebiliriz. Aynı zamanda kişi ve kurumlar tarafından düzenlenen organ bağışı kampanyalarına destek olabiliriz.

Farkındalık konusunda sizde fayda sağlayabilirsiniz
Sonuç olarak, organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.

Mastit emziren annelerde daha sık görünüyor

Mastit emziren annelerde daha sık görünüyor

Meme dokusunun ağrılı iltihaplanması sonucu, genellikle bakteriyel enfeksiyon kaynaklı oluşan ve özellikle emzirme döneminde annelere rahatsızlık veren Mastit, şişlik ve kızarıklıkla kendini belli eder. Peki bu dönemde özellikle nelere dikkat etmek gerekir? Meme ucunu ve çevresini nasıl temizlemeli? Emzirme döneminde anneye sancı verir mi? Hangi önlemler alınmalı ve tedavi süreci nasıl olmalı? Merak edilen soruları Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tükenmez yanıtladı.

Prof. Dr. Mustafa Tükenmez

Prof. Dr. Mustafa Tükenmez

Mastit nedir?
Mastit, meme dokusunun ağrılı iltihaplanması demektir ve genellikle bakteriyel enfeksiyon kaynaklı oluşmaktadır. Özellikle emzirme dönemindeki kadınlarda ilk üç ayda görülür. Emziren annelerin %10 ile %30 kadarında görülmektedir. Mastit memelerde şişlik, kızarıklık, ısı artışı, ödem, ağrı, yanma hissi, ateş ve titreme gibi belirtiler verebilir.
Emzirme döneminde memede aşırı süt birikimi risklidir
Enfeksiyon olmamasına rağmen memede aşırı süt üretimi veya birikimi de belirtilerden bir tanesidir. Ayrıca tüm bunlar dışında memede aşırı süt birikimi bakteriyel enfeksiyon açısından riski de artırmaktadır. Meme başında çatlak ya da yaralar ciltteki bakterilerin meme dokusuna ve süt kanallarına geçişine neden olur. Zaman zaman enfekte olan süt bir alanda birikip apse oluşumuna yol açabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda apseye, cerrahi yöntemler veya enjektör ile boşaltılmalıdır.

Tanı konulması önemlidir
Mastitte tanı klinik olarak gösterdiği belirtilere ve muayene bulgularına göre konulur. Meme ultrasonu ile memede apse varlığının tespitinin yapılması ve meme kanseri gibi diğer başka patolojik sonuçların eşlik edip etmediğinin saptanması gerekir. Mastit tedavisi iltihap ve ağrıların giderilip, oluşabilecek yeni enfeksiyon risklerinin önlenmesini hedefler.
MASTİT İÇİN TAVSİYELER

  • Emzirme: Doğru emzirme yöntemini kullanarak, süt akışının sağlanması ana tedavi metodudur. Emzirme döneminde mastitden korunmak için doğru emzirme tekniklerini öğrenmek ve memede süt birikimini azaltmak önemlidir.
  • Soğuk uygulama: Aralıklı zaman dilimlerinde sırt üstü uzanarak meme bölgenize soğuk uygulamalar yapabilirsiniz.
  • Lenfatik drenaj: Meme dokunuza, koltuk altı ve köprücük kemiğinize doğru hafif basınç uygulayıp, lenfatik sıvıyı harekete geçirmeniz memedeki ödem ve iltihabın azalmasına yardımcı olabilir. Böylece meme başı ve ciltteki ödem ve şişlik azalacak, bebeğiniz meme başı ve cildini kolayca tuttuğundan daha rahat bir emzirme sağlanacaktır. Yüksek basınçla masaj yapmak beklenilenin aksine iltihaplanmayı, süt kanallarındaki basınca bağlı tıkanıklığı ve ödemi artırabilir.
  • Destekleyici sütyen giyimi: Meme bölgesine baskı uygulamayan, dar olmayan, balen içermeyen ve hafifçe memeye destek olan sütyenleri tercih etmelisiniz.
  • Ağrı kesici: Hekiminizin uygun gördüğü ağrı kesici ve anti inflamatuar ilaçlar kullanabilirsiniz.
  • Antibiyotik kullanımı: Emzirme dönemindeki bakteriyel meme enfeksiyonları çoğunlukla cilt kaynaklı bakteriler olup basit penisilin veya sefalosporin grubu antibiyotikler ile tedavi edilebilir. Antibiyotikler hekiminizin gerekli gördüğü durumlarda uygun gördüğü şekilde kullanılmalıdır. Genelde 48 ile 72 saat içerisinde rahatlama hissedilir ve 10 gün içinde enfeksiyon ortadan kalkabilir. Nadiren de olsa tedaviye dirençli enfeksiyonlar da bulunur. Böyle durumlarda süt kültür antibiyogramı yapıldıktan sonra sonuca göre hekiminiz tarafından antibiyoterapi değişikliği yapılabilir.

Hangi önlemlerin alınması önemli
Meme ucunda meme başının nemli kalmasını sağlayan özelleşmiş bir tür ter bezi olan montgomery bezleri vardır ve bu bezler emzirme sırasında yağlı bir salgı sağlayarak meme ucunu nemlendirir. Bunun dışında aşırı hijyenik kişilerin meme ucunu sürekli sabun veya başka kimyasallar ile temizlemesi meme başındaki çatlak oluşmasına yol açabilir. Meme başının yalnızca su ile temizlenmesi yeterli olacaktır. Yine mastitten korunmak için memeye belli bölgelerde baskı uygulayan sütyenler tercih etmekten kaçınılmalıdır.

Prof. Dr. Mustafa Tükenmez

Tedavi gerekli midir?
Eğer mastit tedavi edilmezse meme apsesine yol açabilir. Bu durumda cerrahi operasyon ile veya iğneyle yapılacak küçük bir işlemle apseyi boşaltmak gerekir. Apse drenajı sonrası apsenin boşaltıldığı yerden süt gelmeye devam eder ve buna süt fistülü denir. Çoğu durumda ise tedavi sonucunda kapanır.
Her belirti mastit olmayabilir!
Mastit geçirmiş olmak meme kanseri riskini artırmamakla beraber mastitin belirtileri enflamatuvar meme kanseriyle de karışabilmektedir.
Bir sağlık uzmanının takibinde olun!
Enflamatuvar meme kanseri, meme cildini tutan nadir bir meme kanseri türü olmakla birlikte meme cildinde kızarıklık, ödem ve portakal kabuğu görünümü gibi belirtiler ile görülür. Hızlı tanı ve tedavi gerektirir. Tedaviye rağmen hala geçmeyen belirtileriniz varsa mutlaka bir sağlık uzmanına tekrar başvurmalısınız.

Çocuğunuzun vücudundaki morluklar lösemi belirtisi olabilir!

Çocuğunuzun vücudundaki morluklar lösemi belirtisi olabilir!

Çocuklarda bazen sadece basit bir çarpma ile oluşan morluklar kimi zaman çok ciddi hastalıkların da habercisi olabilir. Bu nedenle ‘’Çocuğum sadece çarpmıştır, birkaç güne zaten geçecektir’’ söylemleri her zaman hafife alındığı kadar kolay olmayabilir. Fakat belirti gösteren her morlukta endişeli yaşamak ve en olumsuz senaryoyu düşünmek de yanlıştır. Liv Hospital Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan çocuklardaki morlukların hangi durum ve seviyelerde ciddiye alınması gerektiği konusunu anlattı.

Prof. Dr. Tülin Tiraje Celkan

Morluk sayısını ve boyutunu mutlaka takip edin
Çocuğunuz hareketli ve yerinde duramayan bir yapıdaysa morarmalarını normal karşılayabilirsiniz Çünkü dizinin altında, özellikle kaval kemiğinin üzerinde destek doku az olduğundan dolayı çarpması ya da düşmesi sonucu dizlerinde morlukların oluşması çok doğaldır. Ancak çocuğunuzun yalnızca diz altında değil vücudunun diğer bölgelerinde de varsa ve travma olmadan veya küçük çarpmalarla bile büyük morluklar oluşuyorsa bu bir kan hastalığının belirtisi olabilir. Bu nedenle bu konuda dikkatli olmanız, morluk sayısı ve boyutlarını takip etmeniz çok önemli.

Ayrıntılı muayene önemli
Vücudumuz kanama olmasını engellemek üzere programlanmış bir sistemin bütünüdür. Damar duvarı, kan pulcukları (trombosit) ve pıhtılaşmaya yarayan faktörler sayesinde hasarlanan yerde pıhtı oluşup kanama olmasını engeller. Bu 3 faktör iyi çalışmazsa veya sayılarında azalma olursa morluklar oluşmaya başlar. Morluklar ile gelen bir hastada iyi bir öykü, dikkatli fizik muayene ve basit birinci basamak testleri ile yüzde 80’den fazla durumda tanı konulabilir.

TANIDA, MORLUĞA EŞLİK EDEN AĞRI VE ATEŞ ÖNEMLİ

Tanı nasıl konuluyor?
Sizde ya da diğer çocuklarınızda bir şikayetin bulunup bulunmadığı ve morluklara eşlik eden ağrı, ateş gibi başka semptomların görülüp görülmediği konusu tanı için önemlidir. Düşünülen tanıya uygun tetkikler istenerek, genelde tam kan sayımı ve periferik yayma denilen mikroskopla, hücrelere bakılarak tanı konulur. Bazen pıhtılaşma testleri ve kemik iliği aspirasyonu gibi ileri tetkiklerin de yapılması gerekebilir.

Kemik iliği kanseri habercisi olabilir
Morarmalar trombosit yani kan pulcuk sayısı ve fonksiyon bozuklukları İTP (immün trombositopenik purpura, glanzmann trombastenisi, vb), Hemofili A ve Hemofili B, vWF gibi pıhtılaşma faktör eksiklikleri ve lösemi, nöroblastom gibi kemik iliğini tutan tümör hastalıklarının habercisi olabilir. Aynı zamanda bazı karaciğer ve böbrek hastalıklarının ilk belirtisi de morlukların sayı ve büyüklüklerinin fazla olması şeklinde klinik bulgu verebilir.

Tek başına morluk lösemi demek değildir
Bacaklarda morarma sıklıkla görülen bir lösemi belirtisi olabilir ama lösemi tek başına sadece morluklarla bulgu vermez. Bu morarmaların nedeni blast denilen hücrelerin kemik iliğini istila ederek iyi hücrelerin üremesini engellemesinden kaynaklanmaktadır. Kemik iliğinde yaşam için gerekli olan eritrosit (Kırmızı kan hücreleri) azalınca çocukların rengi solar, halsizleşir, çabuk yorulur, yerinden kalkmak istemez, çok üşürler; kan pulcukları (trombositler) azalınca hastada morluklar ve peteşi denilen minik kanamalar yanında burun, ağız, idrar, dışkı, mide kanamaları oluşabilir. Lökositler azalınca ve artınca ateşli hastalıklar oluşur. Bu nedenle morlukların lösemiyi düşündürmesi için çocuklarda genellikle beraberinde kilo kaybı, vücutta çeşitli bölgelerde bezeler, diş etlerinde şişkinlik ve eklem ağrıları, ateş ve düzelmeyen enfeksiyonlar olmalıdır. Eklem ve bacak ağrıları romatizmal çocuk hastalıklarına bağlı olabileceği gibi lösemiye de bağlı olabilir.

Ne zaman endişelenmek gerekir?
Ağrı iki haftadan uzun sürüyorsa, sık tekrarlıyorsa, vücut ağrı kesicilere yanıt vermiyorsa, hareket kısıtlanması varsa, gece ağrı ile uyanılıyorsa mutlaka araştırılması gerekir. Çok sayıda olan, kendi kendine gelişen, travmanın şiddetiyle ters orantılı olan, beraberinde burun ve diş eti kanamalarının eşlik ettiği morluklarda da alarma geçilmesi gerekir.