Yazılar

Ece Vahapoğlu’nun 13. kitabı “Dişil Enerji”

Ece Vahapoğlu, Üçüncü Göz Yayınevi’nden çıkan yeni kitabı “Dişil Enerji”nin imza gününde okurları ile buluştu.

Ece Vahapoğlu yeni kitabını; “Bu kitap yaratıcılığı, bereketi, sevgiyi ve huzuru kendine kolayca çeken bir enerjiyi aktive etmenin yollarını gösteriyor” sözleriyle tanımladı.

Yoga ve nefes egzersizlerinden çakra açılımlarına, aura temizliğinden doğal taşlarla enerji yükseltmeye, 21 gün felsefesiyle yeni alışkanlıklar kazanmaktan sağlıklı tariflere kadar geniş bir içerik sunan kitap, Vahapoğlu’nun 13. kitabı.

Ece Vahapoğlu; “Bu kitap tam kapsamlı bir Dişil Enerji kitabı diyebiliriz. Günümüzde hepimizin ihtiyacı olan, o teslimiyeti savunan, “az çaba, çok sonuç” diyen, yaratıcılığı, bereketi, bolluğu, sevgiyi ve huzuru kendine kolayca çeken bir enerjiyi aktive etmek için içinde yoga, meditasyon, sağlıklı tarifler, renkler, aromaterapi ve doğal taşlarla ilgili bilgiler olan, rehber niteliğinde bir başucu kitabı.” sözleriyle yeni kitabını anlattı.

Reinhard Kaiser-Mühlecker “Kaçak Avcı”

Ödüllü yazar Reinhard Kaiser-Mühlecker’in kırsal yaşamı derinlikli ve sarsıcı bir dille ele aldığı romanı Kaçak Avcı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı! Genç bir çiftçinin hayatı üzerinden ilerleyen roman, taşra yaşamının sert gerçekliklerini insan ruhunun kırılganlığıyla harmanlaya güçlü bir anlatı sunuyor. Nesiller boyu süren aile bağları, aidiyet ve bireyin kendine yabancılaşması gibi evrensel temaları sakin ama yoğun bir üslupla işleyen Kaçak Avcı, doğanın döngüleriyle insanın içsel çalkantılarını ustaca iç içe geçiriyor.

Akran zorbalığı kalıcı izler bırakabiliyor!

Masum görünen şakalar, kırıcı davranışlar ya da şiddete varan eylemler… Son yıllarda akran zorbalığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor.

Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.

Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

  • Çocuğunuza bağırıp aşağılamayın!

Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor.  Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor.

  • Yargılamadan konuşun ve açık iletişim kurun

Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar.

  • Öğretmeni ve okul yönetimiyle temasta olun

Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor.

  • Güvenli alanlar oluşturun

Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor.

  • Empati kazandırın

Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor.

  • İnternette karşılaşabilecekleri tehlikeleri anlatın

Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır.

  • Belli etmeden gözlemleyin

Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir.  Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.

Elif Uras “Ellerinde Toprak”

Elif Uras’ın kadın emeğini tarihsel ve maddi kültür bağlamında yeniden düşünmeye davet eden Ellerinde Toprak başlıklı sergisi, 16 Eylül – 8 Kasım tarihleri arasında Galerist’te izleyiciyle buluşuyor.

Kale Tasarım ve Sanat Merkezi’nin (KTSM) desteğiyle gerçekleşen sergide, sanatçının New York’ta torna ve elde şekillendirme teknikleriyle ürettiği seramik işleri, Osmanlı’dan bu yana Türk çiniciliğinin tarihi merkezi olan İznik’te döküm yöntemiyle ürettiği eserleriyle ilk kez bir araya geliyor.

Sergi 8 Kasım 2025 tarihine dek, pazar günleri hariç her gün 11.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Adres: Meşrutiyet Cad. 67/1, Passage Petits Champs, Tepebaşı/İstanbul
Telefon: +90 212 252 18 96

Gyles Brandreth “Mutluluğun 7 Formülü”

Tanınmış yazar Gyles Brandreth’in, kendi hayatından kesitlerle ve psikiyatrist Anthony Clare’den ilhamla mutluluğa dair ipuçları paylaştığı kitabı Mutluluğun 7 Formülü: Bir İyimserin Günlüğünden Notlar, Düşbaz Kitaplar’dan çıktı! Kitapta mutluluğun temel sırlarını basit, anlaşılır ve ilham verici bir dille sunan Brandreth, iyimser bakış açısının hayatımızdaki dönüştürücü gücünü ortaya koyuyor. Mutluluğun 7 Formülü, gündelik yaşamda uygulanabilecek önerileri, samimi anlatımı ve yol gösterici yaklaşımıyla daha dengeli, huzurlu ve umutlu bir hayat arayışında olan herkes için değerli bir rehber niteliğinde…

Ayrıntı Yayınları’nın renkli markası Düşbaz Kitaplar, Eylül 2025’te İngiliz yazar, televizyon sunucusu ve eski milletvekili Gyles Brandreth’in Mutluluğun 7 Formülü: Bir İyimserin Günlüğünden Notlar adlı kitabını Hilal Söğütlü’nün çevirisiyle okurlarla buluşturdu.

Jonah Lehrer “Karar Anı”

Bugün insanlık tarihinde ilk kez bu soruya cevap verebiliyoruz. Beynin içine bakıp insanların nasıl düşündüklerini görebiliyoruz: Kapalı kutu artık açılmıştır. Fakat kutudan akılcı varlıklar olmadığımız çıkmıştır. Zihin farklı alanlardan oluşan karmakarışık bir ağa benzer ve bu alanların çoğu duygu üretimi surecinin birer parçasıdır.

Duygular ile düşüncelerin birbirinden kopuk şeyler olarak görülmesi en temel sorunlardan biridir. Bu kitabın amacı bu yapay ikili karşıtlığı aşarak iki soruya cevap vermektir: “İnsan beyni nasıl karar alır?” ve “Bu kararları nasıl daha iyi hale getirebiliriz?”

Kevin J. Wetmore “Ölü Yiyiciler”

Dünya üzerindeki her kültürde, insan yiyen canavarlara dair anlatılara tanık oluruz. Grendel’den ortaçağda bir yamyam olan Sawney Bean’e; antik İran’daki gulyabanilerden Teksas Katliamı’na kadar, bu varlıkların insanları yediği her hikâye, evrensel ve bir o kadar da korkutucu nitelikler taşır. Bu kitapta Kevin J. Wetmore Jr., hortlaklar, yamyamlar, wendigolar ve insan etiyle ziyafet çekmeyi seven diğer varlıklar da dahil olmak üzere ölü yiyen canavarların tamamına yer veriyor. Mitolojiden başlayarak tarihe ve çağdaş popüler kültüre yönelen Wetmore, antik Yunan tanrılarının insanlarla beslenme hikâyelerinden, Tibet’teki gökyüzü cenazelerine; Zerdüştlükten modern toplumlardaki gerçek yamyamlık vakalarına kadar görünüşte insanlık dışı olan bu eylemleri inceleyerek Ölü Yiyiciler’de, ceset yiyenlerin bizlere insan doğası ve en derin korkularımıza dair pek çok şey öğretebileceğini ortaya koyuyor.

Cilt kanserinde 20-40 yaş grubunda belirgin artış görülüyor!

Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr.  Emel Güngör, bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor.

Prof. Dr. Emel Güngör

Prof. Dr. Emel Güngör

Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek

Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor.

Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor

Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor.

Cilt kanserinin 8 önemli sinyali!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi
  • Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği
  • Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu
  • Benin asimetrik bir şekilde olması
  • Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması
  • Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması
  • Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması
  • Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi

En önemli risk faktörü güneş ışınları

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle  çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor.

Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural!

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.
  • SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın.
  • Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün.
  • Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle, cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.
  • Solaryumdan kaçının.

Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor.  Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor.

Gripin’den “Tek Buzlu”

Türk rock müziğinin en başarılı gruplarından Gripin bir yandan yeni albümünden şarkılar yayınlamaya devam ederken; bir yandan da çok yakında müzikseverlerle buluşacak olan sürpriz bir albümün ilk şarkısıyla karşımızda.

Çok sevilen Gripin şarkılarından özenle seçerek, tek enstrüman eşliğinde yeniden yorumlayarak hazırladıkları “Tek Buzlu” isimli albümü dinleyicilerine sunacak olmanın heyecanını yaşayan grup; albümün ilk teklisi “Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar”ı yalnız piyano eşliğinde, solist Birol Namoğlu’nun benzersiz yorumuyla yeniden müzikseverlerle buluşturdu.

Sözleri Birol Namoglu, Murat Başdoğan, Haluk Kurosman’a müziği Murat Başdoğan’a ve düzenlemesi Gripin’e ait olan “Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar (Tek Buzlu)”, piyano eşliğindeki sakin yorumuyla Avrupa Müzik ve Gripin Yapım iş birliğiyle tüm dijital platformlarda!

Dean Rickles, Hayat Kısa: Daha Anlamlı Bir Hayat İçin Kısa Bir Rehber

Dean Rickles, bu kısa ve öz kitabında, her nefesimizin bizi kendi sonluluğumuzla yüzleştirmesine rağmen hâlâ nasıl devam etmeye değer bir yaşam inşa edebileceğimizin izlerini sürüyor. Yaşamın bütün geçiciliğiyle kucaklanabilmesinin yolunun ölüm fikrini ondan ayırmamakla mümkün olduğunu ileri süren Rickles, hepimizin kaygılandığı hayatın anlamı sorusunu, tam da onun sınırlılığı ve sonluluğuyla cevaplıyor. Hayat Kısa, otantik bir anlamın ise buradan doğacak bir zaman kavrayışıyla nasıl şekilleneceğinin anahtarını sunuyor okuruna.

Kendi ölümlülüğünün farkında canlılar olarak yaşadığımız kaygıların, modern dünyanın hızıyla iyice ivme kazandığı bir zamanın kitabıdır Hayat Kısa. Yazar, seçim yapmanın da tıpkı ölmek gibi, yaşayacağımız başka senaryoların ortadan kaldırılması sırasında deneyimlediğimiz kararsızlık olduğuna odaklanıyor. Ölüm korkusuna benzer bir kaygıyla hiçbir seçenekten vazgeçmeyerek söz konusu olanakları bütün hayatlarına yayabilmek için sürekli bir kararsızlık içerisinde yaşama eğilimi karşısında, nasıl bu tuzaklara düşmeden anlamlı bir hayat inşa edebileceğimizin yollarını arıyor. Rickles bu tuzaklardan kaçarken yer yer Stoa felsefesinin kavramlarından ve düşünme biçimlerinden de yararlanıyor.