Yazılar

Ipsos Sandık Sonrası Araştırması 2024

Ipsos Sandık Sonrası Araştırması 2024

Bu bir tahmin çalışması değil. Yapılmış olan seçimin sonuçlarını bilimsel Yönleriyle İnceleme, Anlama Çalışması” …

IPSOS Araştırma Şirketi Sandık sonrası verileri açıkladı. Türkiye genelini kapsayan araştırma çarpıcı bulguları ortaya koydu. Araştırma 31 Mart seçimlerinden sonraki iki gün içerisinde gerçekleştirilen görüşmelerle elde edildi.  Dünyanın ve Türkiye’de önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos; dünyada toplam on dokuz bini aşkın çalışanı ile global ve kurumsal bir hizmet veriyor. Ipsos Türkiye’nin bu araştırmasının künyesine bakıldığında; toplamda 2 bin 29 kişiyle görüşümeler gerçekleştirdiğini belirtti. Online ve telefon görüşmeleriyle elde edilen veriler toplamda yüzde 95 güven aralığında ve artı-eksi 2,2’lik bir yanılma payına sahip.

Ipsos CEO’su ve aynı zamanda TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik

Ipsos CEO’su ve TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik

Ipsos CEO’su ve aynı zamanda TÜAD (Türkiye Araştırmacılar Derneği) Başkanı Sidar Gedik çalışma ile ilgili şöyle değerlendirmelerde bulundu; “Seçime katılım oranı yaklaşık yüzde 78,5. Bizim örneklemimizin de yine yaklaşık yüzde 78,5’i (1521 kişi) o seçimde oy kullananlardan, yüzde 21,5’i de oy kullanmayanlardan (431 kişi) oluşuyor. Sandık Sonrası araştırmalarını 10 yılı aşkın bir süredir her seçimden, her referandumdan sonra gerçekleştiriyoruz. Bu bir tahmin çalışması değil. Yapılmış olan seçimin sonuçlarını bilimsel açılardan, siyaset dilinden uzak inceleme, anlama çalışmasıdır.Seçim sonu çalışmalarının belli bir kurum veya siyasi parti adına yapmıyoruz. Tamamen topluma doğru bilginin erişmesi için gerçekleştiriyoruz. Faydalanmak isteyen toplumdaki her bireye hizmet olarak gerçekleştirdiğimiz çalışmanın ve maliyetinin tamamen Ipsos Araştırma şirketi tarafından karşılıyoruz” dedi.

Ipsos Türkiye

PARTİ TERCİHLERİNDE YAŞA GÖRE DAĞILIMDA NE OLDU?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanan AK Parti seçmeninin yüzde 84’ü bu seçimlerde de oy kullanmadığı, yüzde 16’sı sandığa gitmediği, CHP seçmeninin yüzde 10’u oy kullanmaya gitmediği bulguları mevcut. Geçen seçimlerde oy kullanıp bu seçimlerde oy kullanmayan seçmenlerin yüzde 26 sını AK Parti seçmeni oluşturuyor. Emekli ve işsizler ‘chp’, ev hanımları ‘ak parti’ dedi

IPSOS Araştırma Şirketi

EKONOMİNİN MEVCUT DURUMUNUN ETKİSİ NASIL? 

Dünya ve ülke gündemi derinden etkileyen önemli bir başlık… Türkiye’de ekonomi enflasyonun etkileriyle daha ağır hissedildi. Katılımcılar; Türkiye ekonomisinin çok kötü gittiği konusunda neredeyse hemfikir denilebilir.

IPSOS Araştırma Şirketi

GELECEĞE YÖNELİK BEKLENTİ: 

Katılımcıların oy verme tercihlerinde etkili olan gündem başlıkları sıralamasına bakıldığında ise ekonomi ve enflasyon ilk 2 sırada yer aldığı görülüyor. Araştırmada; katılımcıların gelecek beklentileri sorulduğunda, AK Parti seçmeninin yüzde 33’ü CHP seçmenin yüzde 35’i gelecekten umutlu. Bu oran yüzde 14’le İYİ Parti seçmeninde en düşük olduğu söylenebilir.

ÇALIŞMA DURUMUNA GÖRE OY DAĞILIMLARI NASIL?

Ipsos Araştırma şirketinin elde ettiği raporda yer alan bulgulara bakıldığında; çalışanların yüzde 38’i CHP’ye, yüzde 33’ü AK Parti’ye oy verdi. Emeklilerin yüzde 58’i CHP’ye, yüzde 21’i AK Parti’ye oy verdi. Ev hanımlarının yüzde 43’ü AK Parti’ye, yüzde 32’si CHP’ye oy verdi. İşsizlerin yüzde 45’i CHP’ye, yüzde 27’si AK Parti’ye oy verdi.

IPSOS Araştırma Şirketi

DİĞER GÜNDEM KONULARININ SEÇMEN TUTUM DAVRANIŞINA ETKİSİ NASIL?

Oy verme tercihlerinde etkili olan gündem başlıkları sıralamasında ilk ikide;  Ekonomi ve Enflasyon olduğu görüldü.

Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?

Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?

  • Oruç tutma alışkanlığımız değişiyor mu?
  • Geçen sene Ramazan ayında oruç tutanlar bu yıl da tutu mu?
  • Sadece Kadir gecesi tutmayı planlayanlar var mı?
  • 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapanların oranı ile bu yıl bu konuda ne fark var mı?
  • Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı nedir?
  • Ramazan da öne çıkan her hangi bir duygu var mı? Varsa nedeni?
  • Varsa bu duyguda olanların oranı nedir?
  • Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler var mı? Bireyler bu konuda ne ifade ediyor?
  • Bu ay değişen tutum davranışlar sadece yeme içme alanında mı görülüyor?
  • Yardımlaşma, dayanışma konularında görüşler nasıl?

Geçen seneye göre farklılıklar var mı?

IPSOS tarafından gerçekleştirilen; “GÜNDEME DAİR” araştırması verilerinden derlenerek hazırlanan içerik bu dosyada bulunmaktadır.

RAMAZAN AYINA ÖZEL ALIŞKANLIKLARIMIZ DEĞİŞİYOR MU? Oruç tutma alışkanlığımız değişmiyor. Geçen sene de olduğu gibi her 10 kişiden 8’i oruç tutuyor. Bu sene sadece Kadir Gecesi’nde oruç tutacağını söyleyenlerin oranı da %2.

Ipsos Türkiye

GEÇENYIL VE BU YIL RAMAZAN AYI VERİLERİ KARŞILAŞTIRILDIĞINDA… 2023 senesi ile karşılaştırıldığında Ramazan ayına özel bir alışveriş yapmayacağını söyleyenlerin oranının daha az olduğu görülüyor. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı 9 puan daha düşük. Bu sene Ramazan ayına özel alışveriş yapmayı planlayanların oranı daha yüksek.

Ipsos Türkiye

ESKİYE ÖZLEM… Eski ramazanları özleyenlerin oranındaki düşüş dikkat çekici olsa da yine de her 10 kişiden 8’i eski ramazanları özlüyor.

Ipsos Türkiye

 GİDERLER RAMZAN AYINDA ARTTI MI? Ramazan ayında giderlerin artacağı yönündeki görüşler azalıyor ancak tüm ifadelere baktığımızda genel olarak ne katılıyorum ne de katılmıyorum diyen bireylerin oranının artacağı görülüyor. Bu durum zaten halihazırda yaşanan hayat pahalılığından dolayı Ramazan ayının ekonomiye daha da olumsuz bir etkisi olmayacağı şeklinde yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ESKİ RAMAZANLARDAN NELER NELER ÖZLENDİ?…  Eski Ramazanlardaki aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular oldu… Başka neler özlendi derseniz?

 Ipsos Türkiye

 PEKİ YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA KONULARINDA GEÇEN SENEYE GEÖRE FARKLILIKLAR VAR MI? Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Her 4 kişiden 1’i bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş, %43’ü de yardımda bulunmayı düşünüyor. Geçen seneye göre bu sene tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da eklenmiş.

Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Dünya’da 2 milyarı aşkın Müslüman’ın heyecanla beklediği bir dönem Ramazan. Birlik ve beraberliğin ön planda olduğu, umutların tazelendiği, yardımlaşmanın ve dayanışmanın pekiştiği bir ay. Dünya’da genel olarak oruç tutma alışkanlıklarının azaldığına ilişkin tartışmalar olsa da bizim araştırma sonuçlarımıza göre  ülkemizde geçtiğimiz senelere kıyasla oruç tutan bireylerin oranında bir azalma görmüyoruz.  Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu sene de her 10 kişiden 8’inin oruç tuttuğunu ya da tutmayı planladığını belirtiyor.

Ekonomik zorlukların Ramazan hazırlıklarına yansımış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Geçen sene Ramazan’ın ilk haftalarında bu aya özel alışveriş yapmış olanların oranı %37 iken bu sene yine aynı dönemde alışveriş yapmış olanların oranı %28.

Geçmiş Ramazanlara özlem her yıl olduğu gibi bu yıl da araştırmamızın sonuçlarında kendini gösteriyor. Pandemi gölgesindeki Ramazanlarda uzunca bir süre sofralar kurulamadı, son iki yıldır da ekonomik zorluklardan dolayı bireyler sofralarda bir araya gelemiyor. Toplumumuzdaki her on kişiden sekizi geçmiş Ramazanlara özlem duyduğunu belirtiyor.  Aile birlikteliği, arkadaşlık ve komşuluk en çok özlenen konular.

Manevi duygular üzerinde çok büyük etkisi olan bu dönemde; özellikle yardımlaşmaya ve dayanışmaya yönelik pozitif tutumlar çok daha ön planda. Araştırmamızda her dört kişiden biri, bir kurum ya da kişiye yardımda bulunduğunu belirtiyor, her on kişiden dördü de yardımda bulunmayı düşünüyor. . Geçen seneyle kıyasladığımızda bu sene, bireylerin tanımadıkları kişilere yardım etme niyeti daha yüksek ve nakdi yardımların yanı sıra gıda ve giyecek yardımı da yapmayı düşünüyorlar.  Özetle tutumlu çekirdek aile sofralarının kurulduğu ama dayanışmanın güçlü olduğu bir Ramazan ayı geçiriyoruz gibi görünüyor.”

Kadınlar, kadınların %64’ü hayatın her alanında şiddete uğradığını, %67’si şiddetin cezası kaldığı görüşünde

Kadınlar, kadınların %64’ü hayatın her alanında şiddete uğradığını, %67’si şiddetin cezası kaldığı görüşünde

Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirmiş olduğu IPSOS DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ve IPSOS GÜNDEME DAİR iki farklı araştırmadan derlenen dosya veriler bu dosya içeriğinde bulunmaktadır.

SEKİZ MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ… Kadın ve erkek eşitliğine inanan bireylerin oranı son 3 yıl içinde değişmiyor. Bugün kadın erkek eşitliğine inanların oranı %56 ve kadınlar nezdinde bu oran %50’ye geriliyor.

Ipsos Türkiye

EŞİT HAKLAR…  “Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi söz konusu olduğunda, ülkemde işler yeterince iyiye gitti.” ifadesine ne derece katıldığınızı söyler misiniz?’’ Sorusunun yanıtlarında dikkat çeken ise şöyle; her ne kadar bu konuda tüm ülkelerde bir ilerleme kaydedildiği görülse de bireylerin sadece %54’ü olumlu görüş bildiriyor. Hemen hemen her ülkede erkeklerin bu konudaki görüşleri kadınlara göre çok daha olumlu. Türkiye’deki durum ülkeler ortalamasına yakın ve son 5 seneye göre olumlu görüşlerin 11 puan arttığı görülüyor.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİK VAR MI? “Türkiye’de bugün genel olarak kadın ve erkeğe eşit davranılıyor.” ifadesine katılıp katılmadığınızı belirtir misiniz?  Sorusuna ise bireylerin vermiş olduğu yanıtlara bakıldığında; Türkiye’de kadın ve erkeklere eşit davranıldığını düşünen bireylerin oranı son 3 sene içinde pek değişmiyor. Eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı ise seneler içinde azalıyor. Bu konuda fikri olmayanların oranı artıyor.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİK KONULARINDA ERKEKLERİN GÖRÜŞLERİ NASIL? …

Dünyanın lider Araştırma Şirketi Ipsos’un  yapmış olduğu araştırmada; Kadın ve erkeklere aile içinde eşit davranılmaktadır.” ifadesine katılıp katılmadığınızı belirtir misiniz? Sorusuna verilen yanıtlarda; her 10 kişiden sadece 3’ü ailede kadın ve erkeklere eşit davranıldığını düşünüyor. Kadınların bu konudaki düşünceleri erkeklere göre daha olumsuz olsa da erkeklerin bu konudaki görüşleri çok farklı değil. 2022 yılına göre bu konularda eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı azalıyor ancak kadınlara hem iş yerinde hem de aile içinde eşit davranılmadığını düşünenler hala çoğunlukta.

Ipsos Türkiye

KADINLARIN GÖRÜĞÜ ŞİDDET KARŞISINDA CEZALAR YETERLİ Mİ ?

Kadınların %64’ü, hayatın her alanında kadınların şiddete maruz kaldığını ve %67’si kadına yönelik şiddetin cezasız kaldığı görüşünde. Kadına yönelik şiddet, kadınların temel hak ve özgürlüklerini açık bir şekilde ihlal eden ve kadın ile erkeğin arasında erkek lehine olan bir güç dengesizliği yani cinsiyet eşitsizliği sonucu ortaya çıkmaktadır. Keza kadının aile içindeki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki ataerkil zihniyet yüzünden kadının emeğinin değersiz sayılması ve emeğinin sömürülmesine müsait varlık olarak algılanması sonucu kadın aile içinde şiddete maruz kalabilmektedir.

Ipsos Türkiye

Kadınlara iş hayatında eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı %40’ın üzerinde. Aynı işe eşit ücret alınmadığını söyleyenlerin oranı ise %41.

kadınlar hayatta olduğu gibi üretim sürecinin de önemli bir parçası olmasına karşın çalışma hayatından dışlanmakta ve ayrımcı uygulamalarla karşılaşmakta olduğu ne yazık ki tüm dünyada izlenmektedir. İşgücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılığın temelinde cinsiyete dayalı mesleki katmanlaşma yer alıyor denilse yanlış olmaz. Günümüzde de halen birçok toplumda, cinsiyete dayalı iş bölümü ya da toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle Kadınlara ve erkeklere farklı roller verilmektedir. Bu rollerin temelini oluşturan, ataerkil bakış açısının baskın olduğu toplumlarda kadınlar çocuk ve yaşlı bakımı, vermek, temizlik gibi ev işlerini yapmakla sorumlu tutulmaktadır. Kadının çalışma hayatına girmesi başta eşin ve toplumun ondan beklediği sorumluluklarda bir değişikliğe yol açmamakta, dolayısıyla kadınların iş/aile dengesinin sağlanması sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kadınlar göz önünde olmayan, pasif ve niteliksiz pozisyonlarda ve “kadın işi” olarak adlandırılan işlerde çalışmayı tercih etmekte (cinsiyete dayalı yatay mesleki katmanlaşma) ya da işverenler tarafından bu pozisyonlara yönlendirmekte, bazen de işten çıkarılmakta ya da işi bırakmak zorunda kalmaktadır. Yönetici pozisyonunda ya da beyaz yakalı çoğunluğun ise tüm çabalara rağmen beklenen rakamlarda olmadığı açıktır. Kadınlar işe alımda ayrımcılığa maruz kalıyor diyenlerin oranı toplumun yarısından fazla…

Ipsos Türkiye

 KADINLAR AİLESİNDEN VEYA EŞİNDEN İZİN ALMADAN ÇALIŞMA HAYATINA KATILAMIYOR.  Dünyada; ülkelerin gelişmişlik seviyesindeki en önemli ölçütü, kadınların işgücüne katılım oranı olarak kabul edilmektedir. Bütün bu çabalara rağmen araştırmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında  bugün halen ailesinden yada eşinden izin almadan çalışma hayatına katılamayan kadınların var. Toplumun %57’si kadınların eşlerinden izin almadan iş hayatına katılamadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

EŞİTLİĞİ TEŞVİK ETMEK ALINABİLECEK SORUMLULUKLAR OLDUĞUNU BELİRTENLER… “Kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek için benim alabileceğim aksiyonlar var” ifadesine ne derece katıldığınızı söyler misiniz?’’ sorusuna bireylerin vermiş olduğu ifade ve yanıtlardan elde edilen veriler okunduğunda, Türkiye’de bireylerin kendilerinin de bir şey yapabileceği konusuna katılımları ülkeler ortalamasının üzerinde ve kadınlar bu konuda daha da istekli…Tüm ülkelerin ortalamasında her 3 kişiden 2’si kadın erkek eşitliğini sağlamak için kendilerinin de alabileceği aksiyonlar olduğunu düşünüyor. Diğer taraftan her 4 kişiden biri de bu konuda kendisinin yapabileceği bir şey olmadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

ERKEKLER KADIN HAKLARINI DETSKELEMEK İÇİN HAREKETE GEÇMEDİKÇE, KADINLAR BENİM ÜLKEMDE EŞİTLİĞİ SAĞLAYAMAYACAK… Sorusuna verilen yanıt; 31 ülke ortalamasında her  3 kişiden 2’si erkeklerin  kadın erkek eşitliğini savunması gerektiğini düşünüyor ve bu oran yıllar içinde pek değişmiyor. Kadınların bu konuya katılım oranı daha yüksek %69 vs %61. Türkiye’de ise bu konuya destek verenlerin oranı ülkeler ortalamasından 5 puan daha yüksek (%70) ve yine dünya genelinden farklı olarak hem erkeklerin hem de kadınların görüşleri benzer.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Eduardo Galeano’nun şahane kitabı Kadınlar’dan iki küçük alıntı;

“1929 yılında bugün, yasa ilk kez olarak Kanada’daki kadınların birey olduklarını kabul etti. O güne kadar onlar kendilerini öyle görüyorlardı, ama yasa öyle görmüyordu. Bireyin yasal tanımı kadınları içermiyor, diye hüküm vermişti Yüksek Adalet Mahkemesi.” Çok çarpıcı. Dünya’nın en gelişmiş toplumlarından biri olarak değerlendirilen Kanada’da sadece 100 yıl önceki hal bu.

“1816’da Buenos Aires Hükümeti Juan Azurdy’a erkeksi cesaretinden ötürü yarbay rütbesi verdi… Neredeyse 2 asır sonra, başında bir kadın bulunan Arjantin Hükümeti onu kadınsı cesaretine duyduğu saygıya istinaden generallik rütbesine yükseltti.” Kadını takdir ederken dahi erkeklik üzerinden bir değerlendirme yapmak…  Kadınların bugün geldikleri (ve maalesef hala hiç de tatmin edici olmayan) noktaya ne kadar geriden başlayarak, nasıl uzun mücadeleler sonunda ulaşabildiklerini anlamak açısından tokat etkisi yapan iki anektod. Toplumların temel konularda gelişebilmesi için tüm bireylerin mücadelesi gerekir. Eşitlik çok temel, hatta belki de en temel konudur, eşitlikten bahsetmeye başladığımızda cinsiyet eşitliğini ilk sıralardan birine koymamız gerekir, ve sadece kadınların mücadelesi ile ilerlemek imkansızdır. Ipsos’un 31 ülkede gerçekleştirdiği araştırmada “Erkekler kadın haklarını desteklemek için harekete geçmedikçe kadınlar benim ülkemde eşitliği sağlayamayacak.” ifadesine katılanların oranı yüksek (%65) olmasına rağmen her dört kişiden biri de bu düşünceye katılmıyor, araştırmaya Türkiye’den katılanlar arasında da benzer bir oran var. Aynı araştırmada “Kadın-erkek eşitliğini teşvik etmek için benim alabileceğim aksiyonlar var” ifadesine katılıp katılmadıkları sorulduğunda da benzer yanıtlar ile karşılaşıyoruz. Bu konuda tam bir görüş birliği maalesef henüz oluşmamış görünüyor.

Sidar Gedik

Tam bir toplumsal konsensüs oluşmamasının bir sonucu olarak kadın-erkek eşitliği için alınması gereken yol uzun olmaya devam ediyor. ‘’Kadın ve erkek eşitliğine inanıyor musunuz?’ ’sorusuna evet yanıtını verenlerin oranı ülkemizde son 2 yılda %2 azalmış durumda (%56). Kadınların yarısı da eşitliğe inanmıyor. Bunu eşitlik olmamalı fikri savunuluyor diye okumamak lazım, her şeye rağmen gelinen noktada hala bir eşitlik olmadığı çıkarımı daha doğru. Bu çıkarımı yaparken dayanağım toplumun ancak yarısının (%54) Türkiye’de bugün genel olarak kadın ve erkeğe eşit davranıldığı düşüncesinde olması.  Gerek aile içinde, gerekse çalışan kadınlar için (kadınlarda iş gücüne katılım ancak %35 !!!) eşitsizliğe maruz kalma hali hala hüküm sürüyor. Ancak %27’lik bir kesim kadın ve erkeklere aile içinde eşit davranıldığını düşünüyor, bu oran son yıllarda değişmedi.

Her ne kadar son senelerde kayda değer şekilde ilerleme ölçüyor olsak bile kadınların çoğunluğu (%57’si) çalışmak istediğinde ailesinden veya eşinden izin almaya hala mecbur. Bu izni alabilenler için de süreç o kadar kolay ilerlemiyor, araştırmaya katılanların yarısından fazlası (%53) işe alımlarda kadınların ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Ya tüm engelleri aşıp da bir işe girdikten sonra ne oluyor, eşitsizlik orada da devam ediyor, iş yerinde kadınlara ve erkeklere eşit davranılmadığını düşünenlerin oranı %44. Eşit işe eşit ücret konusunda da iç açıcı bir tablo yok, katılımcıların %41’i kadınların aynı iş için erkeklerden daha düşük ücret kazandığını belirtiyor. (Bu soruda da son yıllarda iyiye doğru yavaş bir gidiş olduğunu not etmeyi atlamamak gerek.) Kadınlar eğitimde fırsat eşitsizliği, ekonomik bağımsızlıktan yoksunluk, hayatın pek çok farklı alanında şiddete uğrama gibi derin sorunlar ile karşı karşıya olmaya devam ediyorlar. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlamak önemli, böyle özel günler gündem yaratmak, farkındalık oluşturmak için faydalı elbette. Ancak bu sorunların üstesinden gelebilmek için tüm toplum olarak mücadele etmeliyiz.

Senem Tuğcuoğlu’nun Pause Dergi’deki yazısından bir alıntı ile bitirmek istiyorum, “Kadınların hakları için; kadınlar, erkekler, anneler, babalar, yasalar tüm tarafların el ele vermesi gerekir. Kadının da her birey gibi okuryazar olma, iş hayatında ve siyasette söz sahibi olma, tercihlerine göre baskı görmeden yaşama, başkalarının tasarrufları yüzünden şiddete, dayatmaya maruz kalmama hakları var. Kadının tercihlerinin değil de kadına yüklenen imajın masaya yatırılması gerekir. Kadın da erkek de kendi tercih ve imkanları doğrultusunda evde kalmayı, iş hayatında rol almayı veya bunları birlikte yürütmeyi seçebilir. Öncelikle biz hakları teslim edelim!”

Araştırmacılar toplumu objektif şekilde içgörü ile donatmalıdır.

Araştırmacılar toplumu objektif şekilde içgörü ile donatmalıdır.

Türkiye Araştırmacılar Derneği (TÜAD) olarak misyonumuz; meslek ilkelerimizle hareket ederek toplumu ve kurumları objektif içgörülerle bilgilendirmek ve manipülasyondan uzak bir ortamda doğru karar alınmasını sağlamaktır.

Seçimler yaklaşırken her ülkede olduğu gibi Türkiye’de de siyasi araştırmaların gündemdeki ağırlığı artar. Bu gibi dönemlerde, bir araştırmanın sahip olması gereken asgari şartları ve gereksinimleri karşılamaktan uzak olarak yapılan çalışmalar bilgi kirliliği yaratabilir.

Doğru bilgiye ulaşmak, kamuoyunun en temel hak ve özgürlükleri arasında yer almaktadır. Araştırmacıların başlıca odağı, içinde bulunduğumuz seçim ortamında meslek kriterlerine uygun şekilde toplanan verilerle şeffaf ve doğru bilgilendirmeyi sağlamaktır. Ortak amacımızın topluma fayda sağlamak olduğu bir noktada, siyasi, ekonomik ya da toplumsal konuları aynı ahlaki bakış açısıyla değerlendirmek ve bu konular ile ilgili içgörü sunmak vatandaşlık borcumuzdur.

Sahip olunan veriye rağmen toplumu yanlış ve/veya eksik bilgilendirmek, çalışmayı bu mesleğin profesyonel standartlarına uygun olarak yürütmemek ve kaynağı belirsiz çalışmaları kamuoyuna sunmak, toplumu manipüle etmek ve yanlış yönlendirmeye çalışmanın dışında bir amaca hizmet etmez.

TÜAD olarak medya mensuplarının da bu konuda birincil sorumlu olduğu kanaatindeyiz. Medya mensupları, kendileriyle paylaşılan araştırma sonuçlarının çok yönlü analiz ve şeffaf veriye dayalı olduğundan emin olmadan hiçbir paylaşımda bulunmamalıdır. Bir araştırma verisi yorumlanırken araştırmanın amacı, örneklem, araştırma verenin kim olduğu, soruların nasıl düzenlendiği, verilerin hangi bağlantılarla irdelendiğini mutlaka incelenmelidir. Bu sebeble başta basın yayın kuruluşu çalışanları olmak üzere tüm vatandaşlarımızdan kaynağı belirsiz ve bilimsel kriterleri karşılamayan anket ve benzeri çalışmalara itibar etmemelerini önemle rica ederiz. Tarafımızca hazırlanmış olan “Medya ve Reklamda Araştırma Sonuçları Kullanım Kılavuzu”na https://tuad.org.tr/  adresinden ulaşabilirsiniz.

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

TÜRKİYE’DE HAZIR YEMEK TÜKETENLER;

  • Ev dışında; restoran mı daha çok tercih edildi?
  • Kafeye mi gidildi?
  • Otel vb bir mekânda yemek yiyenler ne durumda?…
  • Eve sipariş edenlerin oranı ne?
  • Veya gel-al yöntemiyle hazır yemek satın alanların yüzdesi kaç?

Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirmiş olduğu; ülkemizdeki nereyse tek denilebilecek detayların izlendiği IPSOS YEME&İÇME PANELİ araştırma verilerinden hazırlanmıştır.

BİREYLER 2023 YILINDA 2.4 MİLYAR YEME- İÇME TÜKETİM VARKEN GEÇEN YILA KIYASLA BU YIL % 4 KÜÇÜLME OLDU.  Ev-dışı gıda tüketiminin bireysel nedenlerini genellikle gıda harcamalarını azaltma, etkinlik, eğlence, damak tadı ve sosyal etkileşim olarak sıralasa da, bu harcamalarda görülen değişkenliklerin temel nedenleri oldukça çeşitlidir. Örneğin, kadınların iş gücüne katılımının artması, ev-dışı gıda harcamalarının gelir artışına duyarlılığı ve gelirlerdeki satın alma gücündeki artışlar, kentli nüfusun büyümesi ve hane halklarının zaman kısıtlarının artması gibi demografik ve ekonomik faktörler önemlidir. Ek olarak Ayrıca, gıda üreticisi ve sunucusu firmaların küreselleşme sonucunda yaygınlaşması, artan pazarlama ve reklam faaliyetleri, gelenek, kültür ve sosyal yapıların değişimi, eğitim, turizm ve tüketici tutumlarındaki değişimler de ev-dışı gıda tüketim harcamalarını etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Ortalama bir birey yıl içinde 7 farklı restoran tipinden tüketim gerçekleştirirken, ayda yaklaşık dört kere sipariş verdi.

Ipsos Türkiye

  MEKANDA TÜKETİMLER ESKİ SEVİYESİNİN ALTINDA KALDI. Yeme-İçme tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın azalmasından kaynaklandı. Yerinde tüketimdeki kısmi büyüme toplamdaki düşüşü önlemeye yetmedi. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi öncesi ile kıyaslandığında, Mekanda tüketimler eski seviyesinin altında kaldı. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.

Ipsos Türkiye

 HER 100 TÜKETİMİN 23’Ü KEBAPÇILARDAN YAPILDI…

Tüketim azalmasında Kebapçı, Çiğ Köfteci ve İskender-Dönercilerin etkisi öne çıktı. 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını lokantalar sağladı. Lokantalar ortalamadan daha uygun fiyatlı tüketim imkanı sağlamasıyla farklılaşıyor. Ayrıca öğle yemeklerinde tercihi edilme oranı artarak devam ediyor. Modumuz düşük olduğunda yüksek karbonhidrat içeren gıdalara yöneldiğimizi belirten Sert, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor

Ipsos Türkiye

 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı.

 Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ; 2023 yılında 2.4 milyar yeme-içme anı oldu. Geçen yıla kıyasla bireyler daha az sıklıkta hazır yemek tükettikleri için pazar %4 daraldı.  Tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın tüketim sayısındaki azalmadan kaynaklandı. 2023 yılında en çok tüketim %22.9 ile Kebapçılardan yapıldı. Ancak geçen yıla kıyasla Kebapçıların payı 1.7 puan azaldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını ortalamaya göre daha uygun fiyatlı yemek yenebilen lokantalar sağladı. 2023 yılında yeme-içme tüketimlerinin %21.1’ini lokantalar oluşturdu. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler  son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

  • Elektrikli araçlar toplumun gündeminde yer alıyor mu, nasıl yer alıyor?
  • Bu konuda en çok konuşulan üç başlık nedir?
  • Erişim payı son iki yılda nasıl bir o paya sahip?
  • Yurtdışına kıyasla araçlara erişilebilirlik ile ilgili ilk sırada yer alan engel ne?
  • Tüketicilerin bu araçlarla ilgili endişeleri var mı, bunlar nelerdir?
  • Tüketici beklentilerinde ne var?
  • Toplumun tutumu yenilikçi deneyimlere karşı nasıl?
  • Tüketiciler için cazip unsurlar arasında öne çıkan nedir?
  • Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya neler teşvik ediyor? 
  • Süreçte hangi tutuma sahip markalar  sektör liderliğini arttırıyor olacak? 

 2023’TE ELEKTRİKLİ ARAÇ İLE İLGİLİ KONUŞMALAR İKİ KAT ARTTI… 

Elektrikli araçlarla ilgili toplumda yapılan konuşmaların hızla arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle sosyal medya platformları, bu konuşmaların merkezi haline gelmiştir. Instagram, Twitter ve diğer sosyal medya kanallarında, bireyler elektrikli araçlarla ilgili son gelişmeleri, teknolojik yenilikleri ve çevresel faydalarını sıkça tartışmaktadır. Bu tartışmalar özellikle Togg ve Tesla lansmanlarının gerçekleştiği Mart ve Nisan aylarında izlnmiştir. Yılın ilk üç çeyreğinde  %101 Elektrikli araçların çevreye olan olumlu etkileri, düşük karbon ayak izi ve sıfır emisyon gibi kavramlar, bu konuşmaların odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca, otomotiv endüstrisindeki büyük markaların elektrikli araç üretimine yönelik hamleleri ve hükümetlerin teşvik politikaları da, toplumdaki ilgiyi ve konuşmaları artıran etkenler arasında yer almaktadır. Bu tartışmalar, gelecekteki ulaşım dönüşümü ve çevresel sürdürülebilirlik konularında önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki bu konuşmalar sadece trend değil bir dönüşümün göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

 LANSMANLAR KONUŞMALARIN ZİRVE NOKTALARINDA ETKİLİ OLDU… Sosyal medya trendlerine bakıldığında, marka lansmanlarının dönemsel zirvelerde büyük etkisi olduğu gözlemlenmektedir. Özellikle 2023 yılında, tüketicilerin otomotiv endüstrisinin genelindeki ilgisinin arttığı görülmektedir. Markaların yeni elektrikli araçlarını tanıttığı lansmanlar, sosyal medyada büyük yankı uyandırmaktadır. Bu trend, tüketicilerin çevre dostu ulaşım ve sürdürülebilirlik konularına olan ilgisinin giderek arttığını göstermektedir.

 

TWİTTER’IN PAYI DÜŞERKEN, YOUTUBE VE FORUMLAR YÜKSELİYOR.

Twitter’ın payının azalmasıyla birlikte, YouTube ve forumlar gibi video odaklı platformlar, elektrikli araçlar konusunda giderek artan bir ilgi ve etkileşim seviyesiyle parlıyor. Özellikle elektrikli araçlarla ilgili videolar ve bu videolara yapılan yorumlar, paralel bir şekilde büyüyerek dikkat çekiyor. YouTube ve Instagram gibi görsel medya mecraları, kullanıcıların interaktif ve görsel içerikler aracılığıyla elektrikli araçlar hakkında daha derinlemesine bilgi edinmelerini ve deneyimlerini paylaşmalarını sağlıyor. Bu platformlar, tüketicilerin elektrikli araçlarla ilgili tercihlerini şekillendirmede giderek daha etkili bir rol oynuyor.

Tüketici gündeminde ana konu Elektrikli araçlara erişim

Tüketici gündeminde elektrikli araçlara erişim, günümüzün en önemli konularından biri olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlarla ilgili konular arasında ise fiyat ve maliyetler, belirleyici bir rol oynuyor. Bu konu kapsamında, araç fiyatları, vergiler, sipariş süreçleri ve teslimat zamanlamaları gibi unsurlar yoğun bir şekilde tartışılıyor ve bu konu kümesi %31’lik bir paya sahip. Sektör konuları ise lansmanlar, teşvikler, fabrikaların durumu, sektöre yapılan yatırımlar ve geleceğe yönelik tahminlerle dolu. Bu alanın gündemdeki payı ise %22 olarak belirlenmiş durumda. Araçların menzili, şarj altyapısı gibi sektöre özel konular ise elektrikli araçların geleceğini belirlemede önemli bir role sahip ve üçüncü büyük ana konuyu oluşturuyor. Bu veriler, elektrikli araç endüstrisinin dinamiklerini ve tüketicilerin önceliklerini yansıtıyor, aynı zamanda da sektördeki gelişmeleri izleyenler için önemli bir yol gösterici niteliği taşıyor.

Ipsos Türkiye Sosyal Dinleme ve Analitik Hizmet Birimi Lideri ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN, verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ;

Türkiye’de tüketicilerin elektrikli araçlara olan ilgisi ve merakı dikkate değer ölçüde artıyor. 2023’te dijital mecralarda, elektrikli araçlar hakkında yapılan paylaşımlar önceki seneye göre yaklaşık iki katına çıktı. Google arama verisinde de benzer bir artış var. Her iki veriye beraber bakıldığında artan ilgi, tüketicilerin sektörel gelişmelere ve lansmanlara son derece duyarlı olduğuna ve bunları yakından takip ettiğine işaret ediyor.

Değişen sadece elektrikli araçtan daha çok bahsedilmesi değil; nasıl bahsedildiği ve bahsedilen konular. Lansmanlara paralel olarak bir markadan bahsedenlerin oranı 2022’de %73 iken, 2023’te %80’e çıkıyor. Tüketiciler 2022 yılına kıyasla daha fazla sürüş deneyimine dair görüş ve yorum paylaşıyor. Konuşma tonunda nötr içerikler azalırken, olumlu ya da olumsuz olarak sınıflandırdığımız içerikler artıyor. Elektrikli araç gündemleri tüketiciye artık daha çok temas ediyor.

Elektrikli araç tüketicisi elektrikli araçlara bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Sadece satın alım süreci ya da kendi deneyimi değil, sisteme dair finansal, teknolojik ve sosyal boyutlar hem bugünü hem geleceğiyle tartışılıyor. Türkiye’de tüketici, elektrikli araç ekosisteminin ne derece gelişmiş olduğunu ve yakın zamanda ne derece gelişeceğini, dünyadaki elektrikli araç merkezli dönüşümün hızına Türkiye’nin nasıl ayak uyduracağını, geçişin zamanlamasını, başta Çin ve Avrupa pazarlarını, alternatif enerjileri konuşuyor.

Tüketiciler, elektrikli araç ekosisteminin, şarj altyapısından teknolojik gelişmelere kadar geniş bir yelpazede konuların gelişimini merak ediyor ve bu faktörler satın alma kararlarını etkiliyor. Çünkü tüketiciler, sadece satın almak istediği araçla ilgili değil, elektrikli araçlar ekosisteminin finansal, teknolojik, sosyal ve altyapısal yeterliliğine dair her faktörü, bugünü ve geleceğiyle gözden geçirmek durumunda. Bu karmaşık ve belirsizliklerin olduğu süreçte bilgiye, güvene, desteğe ve iyi partnerlere ihtiyaçları var. Burada da yine markalara görevler düşüyor. Tüketici kaynaklı dijital içeriklerin niceliksel ve niteliksel dönüşümü, yarattığı özgün gündem başlıkları ve yüksek etkileşim, sektöre eşsiz bir bilgi kaynağı sunuyor. Markaların tüketici gündemini ve içeriklerini takip etmesi ve desteklemesi şart. Analiz ettiğimiz yaklaşık 500 bin tüketici paylaşımında, en çok bahsedilen konular, fiyatlar, vergiler ve maliyetler. Araca erişim hem 2022’de hem de 2023’te en yüksek paya sahip konu. Yurtdışına kıyasla daha zayıf bulunan teşvikler ve yüksek vergiler, elektrikli araçların erişilebilirliği konusunda önemli bir engel olarak görülüyor. Enflasyon ve döviz kurlarındaki değişim, uzun sipariş süresi ile de birleşince erişim konusu tüketicinin gözünde olumsuz bir imaja sahip oluyor. Ayrıca tüketiciler güvenlik, tasarım ve sürdürülebilirlik konularında da endişelere sahip. Diğer yandan yatırımlar ile daha rekabetçi bir pazar ve aşağıya çekilecek fiyat beklentisindeler.

ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN

Türk tüketicileri, elektrikli araçlara geçiş için birçok motivasyona sahip olduğunu belirtiyor. Yenilikçi teknolojileri deneyimleme arzusu ve çevreye olan duyarlılığın yanı sıra ekonomik faktörler de elektrikli araçlara olan ilgiyi körüklüyor. Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş ve elektrikli araçların uzun vadede sunduğu tasarruf potansiyeli, tüketiciler için cazip unsurlar arasında. Şehir içi kullanım kolaylığı ve evden şarj imkânı gibi pratik avantajlar, elektrikli araçları özellikle kentsel yaşam için uygun hale getiriyor. Ayrıca, pazardaki çeşitlilik artıyor ve yeni modeller, farklı ihtiyaç ve beklentilere hitap edecek şekilde tasarlanıyor. Tüm bu faktörler, Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya teşvik ediyor.

2023’te daha fazla konuşulan kullanıcı deneyimi konusu, yeni modeller ve iyileştirmeler ile sektör ortalamasına göre yüksek oranda olumlu yorumları içeriyor.  Türkiye’de elektrikli araçların yükselişi, sadece bir trend değil, aynı zamanda bir dönüşümün sinyallerini veriyor. Önümüzdeki yıllarda, şarj altyapısının gelişimi, teknolojik yenilikler ve devlet tarafından sağlanacak olası teşviklerin artması, elektrikli araçların daha erişilebilir ve cazip hale gelmesini sağlayabilir. Tüketicilerin güvenlik ve sürdürülebilirlik konusundaki endişelerinin azalmasıyla birlikte, elektrikli araç pazarının olgunlaşmasını bekleyebiliriz. Bu gelişmeler, Türkiye’yi küresel sıfır emisyon hedeflerine uyum konusunda hızlandırabilir ve ülkeyi yeşil bir geleceğe taşıyabilir. Elektrikli araçların kısa vadede içten yanmalı motorlarla yan yana var olacağı bir dönemden sonra, mobilite çözümlerinde öncü rolü üstleneceği bir dönemi uzun vadede öngörebiliriz. Tüketicilerin bilinçlenmesi ve sektöre olan ilgisinin artması, bu dönüşümü destekleyen anahtar faktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte, tüketicilere yakın duran, ihtiyaç ve beklentilerini destekleyen markalar sektörde liderliği ele alacaktır.

Bakliyat satışları neden düştü? Yerini  ne aldı?

Bakliyat satışları neden düştü? Yerini  ne aldı?

  • Hanelerin hızlı tüketim harcamalarında neler oldu?
  • Haneler her 100 TL’sini hangi ürünlere harcadı?
  • 2023’te hanelerin Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamaları bir önceki yıla kıyasla ne yönde ilerledi?
  • Ortalama bir hane ortalama kaç günde bir harcama yaptı?
  • Ortalama olarak bir alışveriş sepetine kaç TL ödedi.
  • Ulusal zincirler dışındaki satış kanallarında alışveriş sıklığı nasıl?
  • Ana ürün gruplarında alışveriş sıklığı ne durumdaydı?
  • Payını en çok arttıran kana hangisi?
  • İndirim marketleri pay ne ?
  • Evlerin vazgeçilmezi bakliyatın yerini ne aldı?

İşte bu soruların yanıtı…

HANELERİN HIZLI TÜKETİM ÜRÜNLERİ (HTÜ) HARCAMALARI GEÇEN YILA KIYASLA %68 ARTTI. Ortalama bir hane yaklaşık olarak 2 günde bir kez HTÜ alışverişi yaptı ve bir alışveriş sepetine 152 TL ödedi. Geçen yıla kıyasla ulusal zincirler dışındaki tüm satış kanalları ve temizlik dışındaki ana ürün gruplarında alışveriş sıklığı azaldı.

 Ipsos Türkiye

HANELER  HER 100 TL’SİNİN NE KADARINI NEREYE HARCADI? Haneler her 100 TL’sinin 83’ünü gıda ve içeceğe, 9 TL’sini kişisel bakım ürünlerine, 7 TL’sini ise ev bakım ürünlerine harcadı. Tüm kategoriler arasında en yüksek ciro artışı ev temizlik ürünlerinde gerçekleşti. Gıda ve içecek kapsamında ciro olarak en çok büyüyen kategoriler et & et ürünleri ve atıştırmalıklar oldu.

 Ipsos Türkiye

2023 ÖNCEKİLERDEN FARKLI BİR SENE OLDU…  Artan fiyatlar karşısında promosyon, ürün çeşitliliği açısından rekabetçi olan ulusal zincirler bu sene en çok büyüyen ve payını artıran kanal oldu. Ulusal zincirlerin büyümesinde Migros ve Tarım Kredi Kooperatifleri etkili oldu. İndirim marketleri %35 pay ile hala en büyük kanal unvanını koruyor.

 Ipsos Türkiye

ORTALAMA BİR HANE, HER 100 TL’LİK HARCAMASINI NELERE AYIRDI?  Ortalama bir hane, her 100 TL’lik harcamasının yaklaşık 55 TL’sini markalı, 23 TL’sini açık, 22 TL’sini ise market markalı ürünlere ayırdı. Geçen yıl ile kıyasladığımızda markalı ürünlerin payı arttı. Markalı ürünler en çok ulusal zincirlerde ve kağıt ürünlerinde ciro payını artırdı. Market markalı ürünleri cirosunun %90’ı indirim marketlerinden geldi. Açık ürünler geçen yıla kıyasla HTÜ harcamalarından daha az pay aldı.

 Ipsos Türkiye

 EVLERİN VAZGEÇİLMEZİ BAKLİYATLAR 2023’TE DAHA AZ SATIN ALINDI. Evlerin vazgeçilmezi bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, gazlı meşrubatlar, sütler, yoğurtlar ve tereyağları 2023’te daha az satın alındı. Bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, hazlı meşrubatlar, sütler ve yoğurtlar daha az sıklıkta ve her alışverişte daha az miktarda alındı. Tereyağlar için ayrıca bu kategoriyi satın alan hane sayısı da azaldı.

 Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye Tüketici Panelleri bölüm Lideri Pelin HALAÇOĞLU ARNAU KURİ verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Tüketici Güven Endeksi, Ağustos’tan bu yana sınırlı artışlarla yılı 77 endeks ile kapadı. Hanelerin Hızlı Tüketim Ürünleri harcaması geçen yıla göre %68 arttı. Enflasyonun etkisiyle her bir alışverişte harcanan tutardaki artış ve buna karşılık alışveriş sıklığındaki düşüş bu konjonktürde beklenen bir tablo oluşturdu. Yüksek enflasyon sebebiyle, tüketiciler daha fazla promosyon, aktivite ve uygun fiyatlı ürün arayışına devam etti, bazı kategorilerde ise bu çabaların yeterli olmaması genel olarak ürünlerin daha az alınmasıyla sonuçlandı. Evlerin ve sofraların vazgeçilmezi bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, gazlı meşrubatlar, sütler, yoğurtlar ile tereyağları 2023’te daha az miktarda satın alındı.

Pelin Halacoglu

Hanelerin ulusal zincirleri alışveriş için daha sık tercih etmesi bu kanaldan alınan ürün çeşitliliğini ve harcanan toplam parayı ortalamaların üzerinde arttırdı. Bu durum ulusal zincirlerdeki çeşitliliğin ve kampanyaların tüketici ihtiyacına daha iyi yanıt verdiğinin bir işareti olarak yorumlanabilir. İndirim marketleri hane harcamalarında en yüksek paya sahip kanal olmayı sürdürüyor ve payını koruyor. Kanal tercihlerindeki bu hareketlerle birlikte haneler harcamalarının geçen seneye göre daha büyük bir kısmını markalı ürünlere ayırıyor, açık ürünlere ayrılan pay düşerken, market markalı ürünler sabit kalıyor. “

Depremin ardından, bir yıl sonra nasıl hissediyoruz?

Depremin ardından, bir yıl sonra nasıl hissediyoruz?

DEPREMİN ARDINDAN NASIL HİSSEDİYORUZ? 6 Şubat depremlerinin birinci senesinde deprem bölgesinde yaşayan bireylerin hissettiği duygular daha olumsuz. Deprem illerinde yaşayan bireyler toplumun geneline göre daha yorgun, endişeli, üzgün ve kafası karışmış hissediyor…

Ipsos Türkiye

SON BİR HAFTADIR NELER KONUŞUYORUZ? Geçim zorluğu herkes tarafından en çok konuşulan konu. Türkiye genelinde yerel seçimler, deprem illerine göre daha yüksek oranda konuşuluyor. Deprem illerinde ise olabilecek yeni bir deprem ve bu illerde yaşayan bireylerin ihtiyaçları, toplumun geneline göre çok daha fazla konuşulan konular.

Ipsos Türkiye

 DEPREM KONUSUNDA ENDİŞE DÜZEYİ…

Yaşanılan bölgede / ilde deprem olması konusundaki endişe düzeyi hala yüksek. Ancak 6 Şubat depremlerinin hemen sonrasında deprem illeri dışındaki illerde yaşayan kişilerin %56’sı oldukça endişeliyken bugüne gelindiğinde bu oran %40’a kadar gerilemiş durumda. Deprem illerinde yaşayan bireylerin endişesi ise çok daha yüksek.

Ipsos Türkiye

İSTANBUL / MARMARA DEPREMİ KONUSUNDA ENDİŞE…

Marmara depremi konusundaki endişeler devam ediyor. Ancak endişe düzeyinin yoğunluğu azalmış

Ipsos Türkiye

NORMALLEŞME SÜRECİ …

Deprem bölgesi dışında yaşayan her dört kişiden biri halen normale dönemediğini ifade ediyor. Deprem illerinde yaşayan bireylerin yarısı normale dönemediklerini belirtirken hayatının normalleştiğini söyleyenlerin oranı yalnızca %5.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; 6 Şubat Depremleri’nde hayatını kaybedenleri rahmetle anıyoruz, geride kalanlara bir kez daha sabır ve şifa diliyoruz. Toplum yaraların sarılması için ilk andan itibaren takdire değer bir kenetlenme örneği gösterdi, ilk haftalarda çok yoğun bir destek faaliyeti yaşandı. Ancak zaman ilerledikçe insanın en önemli özelliklerinden biri olan “unutma” kabiliyeti devreye girdi. Ne yazık ki deprem 2023 yılı Nisan ayına geldiğimizde ülkemizin en önemli sorunu listemizdeki yerini kaybetmişti bile.

Aradan bir yıl geçti, deprem illeri ile ülkenin geri kalanı arasında hissedilen duygular bakımından bir fark olup olmadığını araştırdık. Depremden bağımsız olarak, özellikle de ekonomik kriz nedeni ile uzun bir süredir genellikle olumsuz duygular dile getiriliyor. Deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlar açısından bu olumsuz hisler bir kat daha fazla.

Deprem şehirleri haricindeki bölgelerde yaşayan vatandaşlar içinde bölgedeki insanların ihtiyaçlarının dile getirilme oranı %19, bölgede ise bunun iki katı bir oran var. Yaklaşan seçimlerin gündem oluşturması oranı da bölgede daha düşük. Yeni bir deprem yaşanma ihtimali de yine bölgede yaşayan vatandaşların gündemini daha fazla meşgul ediyor.

Geçen yıl depremden sonra bölge dışında yaşayan vatandaşların %56’sı bulunduğu şehirde bir deprem yaşanması ihtimalinden büyük endişe duyuyordu. 1 sene sonra bu oran %40’a gerilemiş halde. Öte yandan bu endişe, deprem bölgesinde sıcaklığını korumaya devam ediyor. Benzer durum bilim insanları tarafından uyarıları yapılan muhtemel Marmara depremi için de geçerli. Deprem bölgesindeki vatandaşların sadece kendi şehirlerine yönelik değil olası Marmara depremine dair endişeleri de yüksek.

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK

Manevi etkisi hiçbir zaman yok olmayacak bir felaket yaşadık. Deprem bölgesi dışında yaşayan her dört vatandaştan biri halen normale dönemediğini ifade ediyor. Deprem bölgesinde ise neredeyse her iki vatandaştan biri halen normale dönemediğini belirtiyor. Hayatının normalleştiğini belirtenlerin oranı sadece %5, ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor.

Yaklaşan yerel seçimlerde adayların taahhütleri arasında depreme yönelik önlemler öne çıkıyor. Felaketin bu anlamda bir uyandırma çağrısı görevi görmüş olması çok önemli. Umarız seçimlerden sonra kazanan adaylar bugün ortaya koydukları projeleri hızla hayata geçirirler ve binalarımızı depreme hazırlıklı hale getirebiliriz. Bizden sonraki nesillere deprem riski karşısında daha güvenli şehirler bırakmak boynumuzun borcu olmalı.

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijitalleşme, günlük hayatımızda birçok alanda derin ve kalıcı bir etki yaratıyor, yaratmaya da devam edecek. İletişimden bilgi erişimine, çalışma hayatından eğlenceye kadar birçok alanda hayatımızın evrilmesine neden olurken alışveriş alışkanlıklarımız ve deneyimlerimiz üzerindeki etkisi de tartışılmaz. Evimizin rahat ve sıcak ortamında, koltuğumuzda otururken birkaç tıklama ile dünyanın her yerinden ürün satın alabiliyoruz. Ancak dijitalleşmenin bize yaşattığı bu alışveriş deneyimine, rahatlığa ve pratikliğe rağmen fiziksel mağazalardan alışveriş yapmaktan da vazgeçemiyoruz. Bu makalede, tüketicilerin alışveriş kanalı tercihlerinin arkasında yatan dinamikleri ve fiziksel alışverişin kaybolmayan cazibesi ile nasıl evrimleştiğini inceleyeceğiz.

 “Güven” dijital alışveriş için hala bir bariyer

Öncelikle tüketicilerin alışveriş kanallarını nasıl değerlendirdiklerine bakacak olursak, Ipsos‘un Türkiye genelinde 1.205 kişiyle gerçekleştirdiği “Online Shopper 2023” çalışmasının raporuna göre tüketiciler online alışverişi pratik, ekonomik, stressiz ve keyifli bulurken, fiziksel mağazalardan yapılan alışverişi sorunsuz ve güvenilir olarak değerlendiriyorlar. “Güven” hala dijital alışverişte bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de toplumun yarıya yakını güven sorunundan dolayı internetten alışveriş yapmaya çekiniyor. Tüm teknolojik gelişmelere ve güvenlik önlemlerine rağmen bu tutum seneler içinde çok da değişmedi. Ipsos’un “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu 2022” raporuna göre 2018 yılında internetten alışveriş yapmaya çekinenlerin oranı yüzde 46 iken 2022 yılında sadece 3 puanlık bir düşüşle yüzde 43 olarak gerçekleşti. Internet alışverişine karşı çekimser olma durumu sadece Türkiye’ye özgü de değil; dünyada da sebepleri farklı olsa da internet alışverişine karşı çekimser bir kitle var. Ipsos’un “Global Trends 2023” raporuna göre her 10 kişiden 4’ü online alışverişi fiziksel mağazalardan yapılan alışverişe göre daha zor buluyor.

Fiziksel mağaza demek gezmek demek, dokunmak demek

Peki tüketicileri online alışverişe ya da fiziksel mağazalardan alışverişe yönlendiren şey ne? Ipsos‘un “Online Shopper 2023” raporuna göre fiziksel bir mağazaya gitmek yerine online alışverişi tercih etmedeki en temel motivasyonlar evden çıkılamayan zamanlarda ürünlerin kapıya gelmesi, 7/24 alışveriş yapma olanağı, ürünleri taşımak zorunda kalmamak, sipariş takibinin kolay olması, ürünlerin fiyatlarının anlaşılır ve net olması, sepette ek indirim ya da kupon / kod gibi fırsatlar sunulması, ürün ve fiyat çeşitliliğinin olması. Yine aynı raporda, fiziksel alışverişin başlıca motivasyonları ise ürünleri yakından görme, dokunma, inceleme fırsatı, teslimatı beklemek zorunda kalmama, mağazada gezip dolaşmanın keyfi ve kargo / teslimat ücreti ödememe olarak karşımıza çıkıyor.

Fiziksel mağazalar alışverişi bir deneyime dönüştürme konusunda benzersiz bir avantaja sahip. Mağazalar, atmosferleri, müzikleri, ürün düzenlemeleri ve genel sunumlarıyla tüketicilere online kanalların sunamadığı bir deneyim sunuyor. Son trendlere baktığımızda, birçok fiziksel mağazanın teknolojiyi kullanmaya başladığını görüyoruz. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi teknolojiler, mağazaların tüketicilere daha interaktif ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmasını sağlıyor. Bu tür yenilikler fiziksel mağazaların, online alışverişin sunduğu rahatlıkla rekabet etmelerine yardımcı oluyor.

 Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?

Zaman zaman “Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?” sorusu gündeme geliyor. Hayır elbette ölmüyor ancak farklılaşıyor. Pandemi dijital alışverişin kapılarını ardına kadar açsa da, pandeminin ortadan kalkması ile birlikte tüketiciler fiziksel mağaza alışverişine dönüş yaptı. Ipsos’un 15 ülkede 10.017 kişiyle yaptığı araştırmanın sonuçlarını içeren “Essentials 2022” raporuna göre, tüketiciler alışveriş zamanlarının önemli bir kısmını (kategoriye bağlı olarak yüzde 38 ile yüzde 74 arasında değişmektedir) fiziksel mağazalarda (gezinme, araştırma, satın alma) geçiriyor. Satın aldıkları ürünlerin de yüzde 29 ile yüzde 77’sini fiziksel mağazalardan alıyorlar.

Fiziksel mağazalar duyusal bir deneyim sunuyor

Fiziksel mağazaların rolü ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, kategoriden kategoriye ve kanaldan kanala büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak geleneksel olarak fiziksel mağazaların tarihsel rolü keşfetme, sergileme, gösterim, işlem ve belki de bazı satış sonrası hizmetler etrafında toplanmış olup, tüm bunlar değişken bir müşteri deneyimine yol açıyor. Perakendecilerin veya markaların bakış açısından fiziksel mağazalar hem satış hem de pazarlama hedeflerine hizmet etse de, alışveriş yapanların bakış açısından mağazalar bir dizi işlevsel, deneyimsel ve insani amaçlara hizmet ediyor. Fiziksel mağazaların bu rolleri zaman içinde genişlemiş olup müşterilerin marka deneyimi tüm bu yönlerden etkileniyor. Fiziksel mağazalar, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gibi dijital araçların tam anlamıyla sağlayamadığı bir şekilde içine çeken, etkileyici, eğlenceli ve duyusal bir deneyim sunma yeteneğine sahip. Bu, özellikle dokunma, koklama ve tat alma duyularını aktive etmesiyle meydana gelen bir durum (görme ve işitme dijital olarak taklit edilebilir). Böylece beş duyunun tümüne de sesleniyor diyebiliriz. Ürünlere dokunma, fiziksel temas kurma ve deneme üst yaş grupları için ve taze meyve-sebze ve giyim gibi belirli kategoriler için özellikle önemli.

Diğer yandan, dijital ve fiziksel alışverişin birbirine rakip değil, birbirini tamamlayıcı olduğu inkar edilemez bir gerçek. Her iki kanalın da kendi benzersiz avantajları ve dezavantajları var ve bu nedenle genellikle farklı alışveriş ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu iki kanalın birbirini tamamladığı birçok örnek var. Birçok tüketici, online olarak araştırma yapmayı ve daha sonra fiziksel mağazadan satın almayı tercih ediyor (“webrooming”). Öte yandan, bazı tüketiciler de bir mağazada bir ürünü denemeyi ve daha sonra online olarak daha iyi bir fiyata bulmayı tercih ediyor (“showrooming”).

 

Sonuç

Fiziksel mağazalar elbette ortadan kalkmayacak, ancak rolü evrim geçiriyor ya da dönüşüyor diyebiliriz.  Ticaret kanallarının bol olduğu, fiziksel ve çevrimiçi alışveriş arasındaki sınırların bulanıklaştığı ve alışverişin bir yer olmaktan çok bir aktivite haline geldiği bir dünyada, fiziksel mağazaların evdeki alışverişin rahatlığından daha fazla kişisel alışveriş yapma sebebi sunması gerekiyor. Ve bu sebepler işlevsel, deneyimsel ve insani bir kombinasyonla bütünleşmeli. Temel olarak işlemsel bir alan olmanın ötesine geçen fiziksel mağazalar, tüketicilerin ticaret ekosistemi ihtiyaçlarını karşılamak için rollerini, formatlarını, deneyimlerini ve operasyonlarını geliştirmeye devam etmeli. Öngörülü perakendeciler ve markalar fiziksel mağazalara yeni bir perspektifle bakıyorlar. Mağaza ziyaretlerinin, marka hikayelerini pekiştirmek, deneyimler aracılığıyla izlenimler yaratmak ve dönüşüm sağlamak için bir fırsat olduğunu anlıyorlar. Fiziksel mağazalar, müşterilerin kesintisiz ekosisteminin bir parçası, dijitalden ayrı tutulamaz. Bu, perakendecilerin ve markaların ayrı ayrı çalışan fiziksel ve dijital ekipler yerine birleşik operasyonlara bakmaları gerektiği anlamına geliyor. Tüketicilerin ticaret ekosistemlerini derinlemesine anlamak, çok kanallı müşteri yolculuklarını haritalamak, tasarlamak ve ardından ölçümlemek önemli. Bu da, alışveriş yapanların kanallar arasında nasıl gezindiğini anlamak ve farklı kategoriler için fiziksel mağazanın rollerini yeniden değerlendirmek anlamına geliyor. Fiziksel mağazanın rolleri dönüşürken, modellerin, deneyim tasarımının, uygulamanın, ölçümün ve yönetimin de dönüşmesi gerekiyor.

Yazan: Beste Yıldız

Ipsos Stratejik Araştırmalar Bölüm Lideri ve İcra Kurulu Üyesi 

Maksimum Hatırlanan Reklamlar…

Maksimum Hatırlanan Reklamlar…

CHP-CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ 2023-SANA SÖZ YİNE BAHARLAR GELECEK

AKP-TÜRKİYE YÜZYILI

TRENDYOL İLGİLİ AY İNDİRİMLERİ 2023

A101 MARKET-GENEL

A101 MARKET-MÜGE ANLI-ALIŞKANLIKLARA MEYDAN OKUYORUZ

CHP-HAYDİ TÜRKİYE

AKP-SEÇİM 2023-DOĞRU ZAMAN DOĞRU ADAM-GENEL

TRENDYOL-ONLINE ALIŞVERİŞ

A101 MARKET-MÜGE ANLI-GENEL

YEMEK SEPETİ-GENEL

SANA SÖZ YİNE BAHARLAR GELECEK

Televizyon reklamları, toplumun kültürel yapısını etkileyen, markalar arasındaki rekabeti kızıştıran ve ünlülerin katkısıyla tüketici davranışlarını şekillendiren güçlü bir pazarlama aracıdır. Reklam filminde marka hikayesi, müziği, ünlüsü tarafından sunulan multi içerik izleyicinin aklında hatırlama, tercih etme gibi yerleşkelere sahiptir. Bu izlemeler neticesinde biz de Maksimum Hatırlanan Reklamların sıralamasını sorduk. Dünyanın lider araştırma şirketi olan Ipsos verileri üzerinden bu sıralamayı sizlere sunmak istedik.

 2023’de maksimum hatırlanan 10 reklamı incelendiğinde, önceki yıllardan farklı olarak seçim iletişimlerinin belirgin bir şekilde öne çıktığı gözlemleniyor. Türk izleyicisi bu sene Şubat depremi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi önemli olaylarla da meşguldü. Bu durum, seçim reklamlarının listedeki ağırlığını da anlamlandırılmasını sağlıyor.

TRENDYOL

İzleyicilerin dikkatinin büyük bir kısmını Türkiye’nin gündemi oluştururken, buna rağmen bazı reklamların hala izleyicilerin hafızasında önemli bir yer edindiği görülmekte.  Özellikle A101-Müge Anlı-Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz reklamı, 2023’ün öne çıkan kampanyalarından biri olarak belirginleşti. Kampanyanın detaylarına dikkatlice bakıldığındaa101

–        Yaratıcı Deneyim: Müge Anlı uzun zamandır A101 markası ile iş birliği içerisinde. A101, televizyon sunucusu ve gazeteci Müge Anlı’nın popülerliğinden yararlanırken, aynı zamanda A101’in marka değerine ve imajına da katkı sağlıyor. Reklamın “Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz” sloganı, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını sorgulamalarını, belki de kendilerinden parça bulmayı kolaylaştırıyor.

–        Empati & Uyum: Müge Anlı, genellikle dürüstlüğü, adaleti ve toplum hizmetini temsil eden bir kişi olarak tanınıyor. Bu nitelikler, A101’in “Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz” mesajı ile uyumlu bir şekilde birleşiyor böylece tüketiciye ucuz ama kaliteli ürünler alabileceği mesajını iletebiliyor.

–        Yaratıcı Fikir: Reklam, tanıttığı ürünler ve ‘meydan okuma’ temasıyla tüketicileri bilgilendiriyor ve güçlü söylemi ile rakiplerinden ayrıldığını iddia ediyor.