Yazılar

Tüketici Güven Endeksi 29 ülkede ne diyor?

Tüketici Güven Endeksi 29 ülkede ne diyor?

 Ipsos tarafından gerçekleştirilen dosya içeriği; Ipsos Tüketici Güven Endeksi ve Gündeme Dair isimli araştırma verilerinden derlenmiştir. Endeks Ipsos’un dünya çapında 29 ülkede gerçekleştirilmiştir. Ülkenin en önemli sorunu ne? Finansal politikaların doğruluğu yanlışlığı nedir? Uzmanların dışında halkın bu konulara dair algısı nasıl? Yirmi Dokuz ülke arasında Türkiye’de halkın bu konulara yönelik durumu nedir? Enflasyonu da mercek altına vatandaşın değerlendirmesi, beklentisi, yükselme veya düşüşe yönelik düşünceleri, işsizlik, kişisel yaşam standartları gibi başlıklar için de geçerli olan İfade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ Mevcut piyasa durumu ve gelecekteki beklenti tüketicilerin tüketim ve yatırım kararlarını etkilemektedir. Finansal piyasalar açısından tüketicilerin piyasaya olan güveni, hem yatırım araçlarını arz edenler hem de talep edenler açısından büyük önem taşımaktadır. Tüketicinin hem tüketim isteği hem de bunun reel olarak ne kadar gerçekleşebileceğini ölçümleyen tüketici güven endeksleri fotoğraafı belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır.

Ipsos Türkiye

EN ÖNEMLİ SORUN Depremi yaşadığımız Şubat ayında ekonominin önemi düşmüştü. Ancak bugüne gelindiğinde ekonomi yine her 4 kişiden 3’ü için en önemli sorun.

Ipsos Türkiye

TÜRKİYE EKONOMİSİ MEVCUT DURUM Türkiye ekonomisin mevcut durumuna yönelik olumlu görüşler çok değişmese de daha kötü olacak diyenlerin oranı düşüyor. Olumlu beklentilere sahip birey oranı ise Nisan ayından itibaren son 1 sene içindeki en yüksek orana erişmiş durumda. Ancak gelecekle ilgili ne olacağı konusunda fikri olmayanların da oranı artıyor.

Ipsos Türkiye

ENFLASYONUN DAHA DA ARTACAĞI GÖRÜŞÜ AZALIYOR.

Ipsos Türkiye

 İŞSİZLİĞE YÖNELİK BEKLENTİ İşsizliğin artacağını düşünenlerin oranı Şubat’tan bu yana azalıyor.

Ipsos Türkiye

 YAŞAM STANDARDINA YÖNELİK BEKLENTİ Yaşam standardına yönelik beklentilerde de olumsuz düşünenlerin oranı azalıyor.Ipsos Türkiye

KİŞİSEL HARCAMALARA YÖNELİK BEKLENTİ Sabit giderleri ödedikten sonra kendilerine harcayabilmek için kalan paranın azalacağını söyleyenlerin oranı düşerken aynı kalacağını düşünenleri oranı artıyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ; “Nasıl bir felaket ile karşılaşırsak karşılaşalım ekonomi en önemli sorun olmayı sürdürüyor. Salgın yaşadık, deprem felaketi yaşadık, binlerce can kaybettik, ancak küçük bir kesinti döneminin ardından ekonomi hep en önemli sorun olarak görülmeye devam etti. Finansal politikaların doğruluğu yanlışlığı ile ilgili tartışmaları konunun uzmanlarına bırakıp halkın bu konuya dair algısının nasıl olduğuna baktığımızda son 1 yıl içinde yavaş da olsa olumlu yönde ilerleyen bir trend ile karşılaşıyoruz.

29 ülkede ölçümlenen Ipsos Tüketici Güven Endeksi’nde her ne kadar hala ülkeler ortalamasının çok altında bir noktada olsak bile Türkiye son 1 yıl içinde en fazla ilerleme kaydeden ülkelerden biri oldu. 29 ülke ortalamasında tüketici güven endeksi değeri 47 iken Türkiye’de 39, ancak bu değer bir yıl önce 31 idi.

Ülkemize daha detaylı baktığımızda her üç vatandaştan ikisi ülke ekonomisinin mevcut durumunu kötü bulduğunu görüyoruz, ancak 1 yıl önce bu oran %84 idi. Keza ekonominin birkaç aylık dönemde daha iyi olacağını düşünenlerin oranı 1 sene önce %6 iken şimdi %24. Ekonominin bu kısa vadeli geleceğine dair beklentisi olumsuz olanların oranı yarı yarıya azalmış durumda.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Biraz daha detaya inip enflasyonu mercek altına alıp bakalım, vatandaşların önemli bir kısmı enflasyonun zirveyi gördüğünü düşünüyor, %39’luk bir kesim enflasyonun ya artık bu seviyelerde kalacağı ya da azalacağı fikrinde. Enflasyonun yükselmeyi sürdüreceğini düşünenlerin oranı sene başında %70 iken Mayıs başında %60’a düştü.

Tablo genel olarak baskın şekilde olumsuz olmaya devam ediyor elbette ancak olumsuz beklentilerdeki benzer gerileme işsizlik, kişisel yaşam standartları gibi başlıklar için de geçerli.

Özetlemeye çalışırsak vatandaşların ekonomiye yönelik algısında toplam gösterge olumluya dönmemiş olmakla birlikte “krizde zirveyi gördük, bundan sonra daha kötü olmaz ama daha iyi olabilir” diyenlerin oranında artış var.

Bu pozitif trendin 14 Mayıs’taki seçim sonuçlarına yansımış olma ihtimali de yok değil” dedi.

Şavaş varsa mültecilere kapımız açık

Şavaş varsa mültecilere kapımız açık

Dünya Mülteci Günü Araştırması Ipsos tarafından; 22 Nisan – 6 Mayıs 2022 tarihlerinde dünya çapında 28 ülkede gerçekleştirilmiştir. Derlenen verilerde bu hafta ; İnsanların ülkesinden savaş ya da zulümden dolayı kaçmak zorunda kaldığında, diğer ülkelerin bu vatandaşları ülkelerine kabul etmesi, dünyada ve Türkiye’de göç edenlerin topluma uyumu, bu uyuma yönelik toplumların değerlendirmeleri, mültecilere çalışma izninin verilmesi, mültecilere sınırlarını kapatılması konularında bireylerin ifade, tutum ve davranışlar​​ı incelenmiştir.

 SINIRLARIN MÜLTECİLERE KAPATILMASI KONUSUNU EN FAZLA DESTEKLEYEN ÜLKE TÜRKİYE… İnsanların ülkesinden savaş ya da zulümden dolayı kaçmak zorunda kaldığında diğer ülkelerin bu vatandaşları ülkelerine kabul etmesi görüşüne 28 ülke genelinde bireylerin %78’i katılıyor. Türkiye’de ise bu oran %66 seviyesinde. Ayrıca bu görüşe katılan bireylerin de oranı son 2 senede 11 puan gerilemiş durumda.

Ipsos Türkiye

TÜRKİYE’DE YAŞAYAN VATANDAŞLARIN %66’SI SAVAŞ VEYA ZULÜMDEN DOLAYI ÜLKESİNİ TERK EDEN KİŞİLERİN DİĞER ÜLKELERE SIĞINABİLMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR.  İnsanların ülkesinden savaş ya da zulümden dolayı kaçmak zorunda kaldığında diğer ülkelerin bu vatandaşları ülkelerine kabul etmesi görüşüne 28 ülke genelinde bireylerin %78’i katılıyor. Türkiye’de ise bu oran %66 seviyesinde. Ayrıca bu görüşe katılan bireylerin de oranı son 2 senede 11 puan gerilemiş durumda.

Ipsos Türkiye

ÜLKEMİZE GELECEK OLAN MÜLTECİLERİN TÜRK TOPLUMUNA UYUM SAĞLAYACAKLARI KONUSUNDA BİREYLERİN DÜŞÜNCESİ OLDUKÇA OLUMSUZ.  28 ülke genelinde mültecilerin gittikleri ülkede topluma uyum sağlayacakları konusundaki görüşler ikiye ayrılmış durumda. Bireylerin %50’si bu kişilerin topluma uyum sağlayacaklarını düşünürken %40’ı uyum sağlayamayacakları görüşünü savunuyor. Türkiye’de ise durum oldukça farklı. Türkiye’de sadece her 4 kişiden 1’i mültecilerin topluma uyum sağlayacaklarını belirtirken, %69’u uyum sağlayamayacaklarını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

 MÜLTECİLERE ÇALIŞMA İZNİ VERİLMESİNİN MÜLTECİLERİN HEM O ÜLKENİN DİLİNİ ÖĞRENMELERİ HEM DE TOPLUMA DAHA KOLAY UYUM SAĞLAYABİLECEKLERİ KONUSUNDA Kİ KABUL ORANI DA TÜRKİYE’DE DİĞER BİRÇOK ÜLKEDEN DAHA DÜŞÜK: Ülkelerin genelinde bireylerin %60’ı çalışma izninin mültecilerin topluma uyumu kolaylaştıracağı konusunu destekliyor. Ülkemizde ise bu görüşü destekleyenlerin oranı sadece %33 ve tüm ülkeler arasında bu konuda olumlu görüş bildiren en düşük ülke. Olumlu görüş bildirmenin yanı sıra olumsuz görüş bildirenlerin de oranı %46 ile tüm ülkeler arasındaki en yüksek oran.

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; “İçinden geçilen dönemin en önemli gerçeklerinden biri göç. Göç, üzerinde bir ömür boyu akademik araştırma yapılabilecek, çok boyutlu, derin bir konu. İç göç, dış göç, ekonomik, siyasi veya savaş nedeni ile göç gibi çeşitlenebiliyor. Ancak değişmeyen gerçek, Dünya coğrafyasının önemli bir kısmında kitlesel göç hareketlerinin yaşanıyor olduğu. Bu durum farklı ülkelerde göç olgusuna farklı bakışlar yaratıyor.

Ipsos’un 28 ülkede gerçekleştirdiği araştırma, göç ile karşı karşıya kalan ülkelerde yaşayanların 2020’den 2021’e geçişte konuya dair daha olumsuz bir yaklaşım içine girmişken 2022’de bu görüşlerin değiştiğini gösteriyor. 2022 yılında yapılan araştırmada birçok ülkede sorulara verilen yanıtlarda Ukrayna-Rusya savaşının etkilerini görüyoruz. Suriye’de yaşanan savaşın ardından çok kısa bir süre içinde kitlesel bir göç ile karşı karşıya gelen Türkiye’de ise olumsuzluk artarak devam ediyor.

Savaş söz konusu olduğunda mültecileri kabul etme eğilimi yüksek. 28 ülke ortalamasında araştırmaya katılanların %78’i savaştan kaçanların diğer ülkelere sığınabilmesi gerektiğini belirtiyor.  Ukrayna-Rusya savaşının da etkisi olduğunu düşünüyorum. Savaştan kaçanların başka ülkelere sığınabilmesi gerektiğine inananların oranı 2020 ile 2021 arasında genel olarak gerilerken 2022’de dikkat çekici şekilde artmış. İşte bunun Ukrayna-Rusya savaşının bir etkisi olduğunu düşünüyorum.  Türkiye’de ise azalmaya devam ediyor. 2020’de %77 olan oran 2022’de %66’ya gerilemiş durumda.

Benzer bir trendi mültecilerin gittikleri ülkeye uyum sağlayacaklarına dair inanış için de görüyoruz. Bu soruya olumlu yanıt verenlerin oranı genel olarak 2021’e kıyasla benzer seviyelerde kalmış veya artmışken Türkiye’nin de içinde bulunduğu az sayıda ülkede azalmış. Ama şunu da not etmek lazım, ülkeler ortalamasında ancak her iki kişiden biri bu düşüncede. Türkiye’de ise dört kişiden biri mültecilerin gittikleri ülkeye uyum sağlayacaklarına inanıyor.

Mültecilere çalışma izni verilmesi onların ülkenin dilini öğrenip topluma uyum sağmasını hızlandıracaktır görüşü ülkeler ortalamasında %60 destek buluyor. Bu düşünceyi destekleyenlerin oranı 28 ülkenin (içinde Türkiye’nin de bulunduğu) sadece beşinde %50’nin altında kalıyor. Türkiye’de her üç kişiden biri bu görüşte, bu oran 28 ülke içindeki en düşük oran.

Ipsos Türkiye

Sınırların mültecilere kapatılması gerektiğini düşünenlerin oranında 2021’e kıyasla önemli düşüş var. 28 ülke içinde bu oranın geçen yıla kıyasla arttığı 2 ülke var, biri Türkiye; üstelik %76’lık oran ile birinci sırada. Öte yandan ülkeler ortalamasında sadece alışkanlıklar üç kişiden biri bu şekilde düşünüyor. 2020 ile 2021 yılları bulguları arasında büyük bir fark yok iken 2022’de bir düşüş yaşanmasını ben yine Ukraynalı sığınmacılara bağlıyorum.

Bu araştırmaya katılanların çoğu Ukrayna’da yaşanan drama açık bir reaksiyon veriyor. Daha kabul edici bir tavır var. Türkiye’deki vatandaşlar ise göç ile ilgili bir soru ile karşılaştığında Suriyeli sığınmacılara odaklanıyor kendi yerel tecrübelerinden hareket ediyorlar. Ve ülkemizden bu araştırmaya katılanların mültecilere genel olarak olumlu baktıklarını söylemek pek mümkün değil.”

Yüz yılın yüzleşmesi başlıyor

Yüz yılın yüzleşmesi başlıyor

Yüzleşme ana teması ile Araştırmada Yenilikler Konferansı 7 Haziran 2023’te DasDas İstanbul ‘da yapılacak.

  • Yüzleşme
  • Doğa İle Yüzleşme
  • İkilemlerle Yüzleşme
  • Ekoanksiyete

Bu yılın ana teması “YÜZLEŞME”

Sorunlara en ulaşılabilir çözümleri üretmek için onları derinlemesine anlamak, onlarla yüzleşmek normalleşmeye açılan kapıların anahtarıdır.   2023’e girerken küresel bir salgından çıktık ve yeni dünya düzeninde “kriz ortamında” değil “ çok yönlü değişken krizlerin ortasındaki” dünyanın getirdikleri ile yaşıyoruz. İnsanlık,  ekonomik kriz, iklim krizi, sürdürülebilirlik, yapay zekanın hayatımızdaki yeri gibi birbirinden ayrı ve kesişen bir çok konu ile karşı karşıya kalmıştır.

Ipsos Türkiye, Araştırmada Yenilikler Konferansı’nın 14.sünde bu konuları, uzmanlar, akademisyenler ve fikir önderleri ile tartışırken sektördeki yenilikleri de uluslararası araştırmacıların anlatımları ile katılımcıları buluşturuyor…  İlham veren konuların, araştırmada ufuk açan yöntem ve yeniliklerin markaların üst düzey yöneticilerine, akademisyenlere, öğrencilere özetle gerçek bilgiye merakı olanlar kişilere anlatıldığı bu konferansın bir diğer önemli tarafı da Ipsos Türkiye’nin en önemli Kurumsal Sosyal Sorumluluk projesi olmasıdır.

Konferans katılım bedeli 3.500 TL

Hesap Bilgileri:

Hesap Sahibi: Sınırlı Sorumlu İhtiyaç Haritası Yardımlaşma Fikri Mülkiyet

Garanti Bankası Hasanpaşa Şubesi

Konferansla ilgili daha detaylı bilgi için:

https://www.ipsos.com/tr-tr/arastirmada-yenilikler-konferansi-2023Araştırmada Yenilikler Konferansı

 

Türkiye bayramda ne yapıyor?

Türkiye bayramda ne yapıyor?

IPSOS “GÜNDEME DAİR” araştırma çalışmasından derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; Türkiye Ramazana nasıl girdi, nasıl çıkıyor? Bayramı nasıl karşılıyor? Günlerin anlam ve önemi sebebi ile önceden hazırlık yaptı mı? Alışveriş yaptı mı? Şeker, Çikolata satın aldı mı? Geçen sene ile bu sene arasında ki durumlar nasıl? Tatile gidenlerin oranı ne? Yakınlarını ziyaret edip bayramlaşacak olanların oranı ne? Memlekete gidiş planları yapan vatandaşlar var mı? Hiçbir şey yapmayacak olanlar var mı gibi sorulara verilen yanıtlarda; bireylerin ifade, tutum ve davranış ölçümlemelerine yer verilmiştir.

GEÇTİĞİMİZ SENELERDE BAYRAMLIK GİYSİ ALIŞVERİŞİ YAPAR MIYDINIZ?  Kandillere, Ramazan’a ve Kurban Bayramı’na hazırlık aşamalarından başlayarak bayram sonrasına kadar geçen süre içinde gerçekleştirilen geleneksel kutlamalar ismen farklı olsa da ;  ekonomik, kültürel, sosyolojik yönleri ve içerikleri ile birbirinden farklıdır. Ancak geleneksel olarak ortak tarafları da güne, döneme özel hazırlıklar. Alışverişler… Elde ve evde özenle hazırlanan çeşitli yiyecekleri, aile fertleri, yakın akrabalar,  konu komşuya sunma, mutluluğu paylaşma, bir araya gelme ve eğlenme, kaybettikleri yakınlarının mezarlarını veya hastaları ziyaret etme, tanışma ve kaynaşma, dostluk, komşuluk ve akrabalık bağlarını pekiştirme gibi önemli işlevlere sahiptir. Yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda alışkanlığa dönüşen bu başlıkların düşüşte olduğu ölçümlenmektedir. Ipsos tarafından yapılan Gündeme  Dair araştırmalarda bu yıl Ramazan Bayramı’nda geçen yıla kıyasla neler değiştiğini izlenmiştir. Toplumda her 2 kişiden biri geçtiğimiz yıllarda neredeyse her bayram bayramlık giysi aldığını belirtirken, yalnızca %6’lık grup böyle bir alışkanlığının hiç olmadığını ifade etmekte.

Ipsos Türkiye

Bayramlar geçmişten bu güne her yönüyle yeniliği anlatan bir tutumu sahiplanmiştir. Yenilenme, arınma, barışma, bütünleşme, tazelenme gibi… Bu  süreçte bu başlıkların her birinde ekonomik durum hep belirleyici rolü üstleniyor en fazla da alışverişte… Ev ekonomisine göre alışverişler belirlenirken, ikramlık çikolatalar, ev de yapılan tatlılar, çoluk çocukların yeni kıyafetleri ve hediyeleşme öne çıkanlar. Ipsos’un gerçekleştirdiği araştırmada; bu sene için Ramazan Bayramı’nda giysi alışverişi yapan ve yapmayı düşünenlerin oranı %48.  Bayram geleneği olan şeker/çikolata alışverişini yapan ve yapmayı düşünenlerin oranı ise %76 ile yüksek seviyede.

Ipsos Türkiye

TOPLUM BAYRAMDA NE YAPMAYI, NEREDE OLMAYI PLANLIYOR? GEÇEN SENEYE KIYASLA  NE VAR NE YOK? Geçen seneye benzer olarak bu sene de her 3 kişiden biri bayramda yaşadığı ildeki yakınlarını/akrabalarını ziyaret edip bayramlaşmayı planlıyor. Öte yandan Bayram’da hiçbir şey yapmayı planlamayanların oranı %14 ile daha yüksekken, memlekete gitme planı yapanların oranı düşmekte.Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

RAMAZAN HER ZAMAN ÖZLENİYOR… Her 10 kişiden 9’u eski Ramazan aylarını özlüyor. Bu Ramazan ayında ekonominin de etkili olduğu görülüyor. Bireylerin %69’u ekonomik nedenlerle zengin iftar sofraları kuramayacağını, %59’u ekonomik nedenlerle misafir çağıramayacağını, yine %59’u hane giderlerinin artacağını belirtiyor. 

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

YARDIMLAŞMA BAYRAMLARIN RUHUNDA HER DAİM VAR OLAN… Her 4 kişiden 1’i bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş, %41’i de yardımda bulunmayı düşünüyor. Ve bu kişiler ağırlıklı olarak nakdi bağışta bulunacaklarını söylüyorlar.Ipsos Türkiye 

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:   2023 yılında yaşadığımız deprem felaketinin ardından Ramazan ayını buruk bir şekilde karşıladık. Ramazan, birleştiren, bütünleştiren ve umudu tazeleyen bir ay olarak hayatlarda anlam taşımaya devam ediyor.  Tüm Ramazan ayı boyunca ya da Ramazan’da bazı günler oruç tutacağını belirtenlerin oranı %77. Geçen sene de oruç tutanların oranı benzerdi. Sadece Kadir Gece’sinde oruç tutacağını belirten %3’lük bir kesim de var. Ekonomik zorluklar, geçtiğimiz sene olduğu gibi bu sene de Ramazan alışverişlerine yansımış durumda, hatta bu sene daha fazla etkilediğini görüyoruz. Ramazan ayına özel alışveriş yapanların oranı bu sene %37 iken geçtiğimiz sene alışveriş yapmayı planlayanların oranı %41 idi. Her on kişiden üçü ise Ramazan’a özel alışveriş yapmayacağını belirtiyor. Bu kişilerin %65’i, alışveriş yapmamalarındaki temel sebebi ekonomi olarak belirtmiş. Vatandaşların %69’u ekonomik nedenlerle zengin iftar sofraları kuramayacağını, yarıdan fazlası da misafir çağıramayacağını ve hane giderlerinin artacağını belirtiyor. Ailenin bir arada olduğu, iftar için misafirlerin davet edildiği, zengin sofraların kurulduğu eski Ramazan aylarına duyulan özlem de dikkat çekici. Her 10 kişiden 9’u eski Ramazan aylarını özlediğini belirtiyor.  Ekonomik zorluklar yaşanıyor olmasına rağmen yardımlaşma sürüyor. Her dört kişiden biri bir kurum ya da kişiye yardımda bulunmuş ve her on kişiden dördü yardımda bulunmayı düşünüyor. Bu kişiler ağırlıklı olarak nakdi bağışta bulunacaklarını söylüyorlar.

 

Bu sene için Ramazan bayramında giysi alışverişi yapan veya yapmayı düşünenlerin oranı %48 iken, her 4 kişiden 3’ü eskimeyen bir bayram geleneği olan şeker/çikolata alışverişini hâlihazırda yaptığını veya yapacağını belirtmekte. Bu sene bayramı nasıl geçireceğimize dair planlarımızda ise geçen seneye de benzer olarak, “yaşanılan ilde akraba/yakınları ziyaret edip bayramlaşmak” ilk sırada geliyor. Bu sene memlekete gitmeyi planlayanların oranı düşerken, evinde yakınlarını ve komşularını ağırlamayı planlayanların oranı artış göstermekte. Bayramın ruhu olan yenilenme, iletişimin kuvvetlenmesi, birlik beraberlik duygusu ve bunların içinde en önemlisi yardımlaşma… Bu duyguların güçlenerek yarınlara taşınmasını dilerim. Herkese gönlünce geçirebileceği bayramlar dilerim.

Türkiye’nin en güvendiği ünlü yine Haluk Levent oldu

Türkiye’nin en güvendiği ünlü yine Haluk Levent oldu

Kendini hayır işleri ve müzik çalışmalarına adayan ünlü sanatçı Haluk Levent yıllardır yapılan araştırmalarda toplum tarafından en güvenilen ünlü olarak tekrar tekrar seçilmeye devam ediyor.

Ipsos Anti Kriz Monitör

En güvenilir ünlü sıralaması;

  1. Haluk Levent %68,
  2. Müge Anlı % 50,
  3. Kenen İmirzalıoğlu %49,
  4. İlber Ortaylı %48,
  5. Acun Ilıcalı %46

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve 10 ili etkileyen depremlerin hemen ardından, toplumun deprem felaketine dair pek çok konuda ilk reaksiyonunun ölçümlendiği Ipsos’un Antikriz Monitör araştırmasında görüldü ki toplumun kararı değişmedi. Halk En Güvenilen Ünlü sıralamasında Haluk Levent’i seçti.  Merkez üssü Kahramanmaraş olan ve birçok ilimizi etkileyen deprem felaketinin açtığı yaraları sarmak için canla başla çalışan sivil toplum derneği Ahbap’ın kurucusu Haluk Levent’e olan güvenin daha da artarak yükseldiğinin bilimsel göstergesi sanatçıya bayram öncesi mutluluk veren bir sürpriz oldu.

Ünlülerin ürün ve marka tavsiyeleri konusundaki güvenilirliklerini ölçmek amacıyla Ipsos tarafından yıllardır gerçekleştirilen Celebrity Güven Endeksi araştırma sonuçlarında; toplumun ünlülere olan güveninin artışta olması profesyonel markalar için önemli bir veri kaynağı. Üç yıldır en güvenilen ünlü olarak birinci sırada yer alan Haluk Levent depremden hemen sonra 14 Şubat 2023 tarihinde başlatılan Ipsos Antikriz Monitör araştırmasında en güvenilen ünlü olarak ilk sırada sanatçı Haluk Levent yer aldı.

Halk tarafından en güvenilen ünlü sıralamasında sanatçı Haluk Levent’in tekrar tekrar birinci seçiliyor olması sanatçıyı duygulandırdı. Depremden hemen sonra gerçekleştirilen Ipsos Antikriz araştırmasında görülen değerler pandemi dönemlerinin de üzerine çıktı. Türkiye’nin en güvenilen ünlü sıralamasında birinci ünlü Haluk Levent olurken, Müge Anlı ikinci ve Kenan İmirzalıoğlu ikinciliği paylaştı.

Toplumun %82’si ülkemizde su sıkıntısı yaşayacağını düşünüyor

Toplumun %82’si ülkemizde su sıkıntısı yaşayacağını düşünüyor

IPSOS ANTİKRİZ MONİTÖRÜ verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde;

Küresel su kıtlığı var. Toplumun bu konudaki düşünceleri nedir? Su sıkıntısının sebebi nedir ? Ülkece bu duruma müşterek çıkarlarımız doğrultusunda nasıl çözümler üretiyoruz? Önümüzdeki günlerde ülkemizde bir su sıkıntısı olacağı düşünülüyor mu? Nasıl bir problem olarak karşımıza çıkıyor olacak? Su sıkıntısı konusunda kurum ve kuruluşlar, bireyler yeteri kadar önlm alıyor mu? İnsanların konudaki düşünceleri ne yönde? gibi sorularla bireylerin bu konuda  görüş, ifade ve bu husutaki tutumları incelenmiştir.

TOPLUMUN %82’Sİ ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE ÜLKEMİZDE SU

SIKINTISI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYOR. Suyun, insanlar ve diğer tüm canlılar için önemi, suyun insan ve toplum yaşamındaki yeri, suyun dünyadaki ve Türkiye’deki dağılımı, mevcut su kaynakları, küresel ısınmanın su üzerindeki etkileri, su kaynaklarının yönetimi son 20 yıldır ciddi anlamda insanlığın odağında bulunan konulardan…  Hatta o ülkenin ekonomik gelişmesinin ve kalkınmasının önde gelen anahtar unsurlarından birisidir desek yanlış olmaz. . İnsanların yaşamlarında önemli bir yeri olan ve sektörler açısından üretimde temel girdilerden biri olan suyun, planlı ve akılcı olarak yönetilmesi küresel ve ulusal fayda açısından büyük ihtiyaç olduğunu toplumdaki bireylerin kaygılı yanıtlarından da görmek mümkün.

 

 SİZCE SU SIKINTISININ SEBEPLERİ NELERDİR ?

Mevsimsel değişiklikler / küresel ısınma su sıkıntısının en önemli sebebi olarak belirtiliyor. Ancak tüm nedenlere bakıldığında bireylerin su israfı yapması, devlet kurumlarının yeterli önlem almaması, su kaynaklarının kirlenmesi ve nüfus artışı da öne çıkan diğer sebepler.

SU İSRAFINI ÖNLEMEK İÇİN NASIL ÖNLEMLER ALINIYOR? Bireylerin çoğunluğu su israfını önlemek için önlem aldığını söylüyor. Önlemlerin başında suyu boşa akıtmamak geliyor. Elde yıkama yapmamak gibi tedbirler yer alıyor.

SU SIKINTISI KONUSUNDA YETERLİ ÖNLEM ALINIYOR MU?

Su kıtlığı konusunda bireysel olarak önlem almadığımız toplumdaki genel kanı. Her 10 kişiden 8’i bireyler ve toplum olarak yeterli önlemi almadığımız görüşünde.

Ipsos Türkiye

SU İSRAFINI ÖNLEMEK İÇİN NASIL ÖNLEMLER ALINIYOR?

Bireylerin çoğunluğu su israfını önlemek için önlem aldığını söylüyor. Önlemlerin başında suyu boşa akıtmamak geliyor. Elde yıkama yapmamak gibi tedbirler yer alıyor.

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye İcra Kurulu Üyesi Yasemin ÖZEN GÜRELLİ verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  “ Su kıtlığı, dünya genelinde giderek artan bir sorun. Uzmanlar bu on yılın sonunda, ihtiyaç duyulan tatlı suyun, bu on yılın sonunda sağlanabilen suyu %40 oranında aşması sonucunda beklendiği bir su krizi yaşanacağını belirtiyor.

Ipsos Türkiye İcra Kurulu Üyesi Yasemin ÖZEN GÜRELLİ

Ülkemizde de mevsimsel değişiklikler ve küresel ısınma gibi etkenlerin yanı sıra bireysel ve kurumsal nedenler su krizine neden olabilecek önemli faktörler arasında. Toplumun %82’si yakın gelecekte Türkiye’de su sıkıntısının belirgin şekilde hissedileceğini düşünürken%78’i önümüzdeki günlerde ve senelerde ülkemizde su krizi yaşanacağına inanıyor. Toplumun %63’ü su kıtlığının en önemli nedenlerinden birinin arasında bireysel su israfı olduğunu belirtiyor ve %84’ü su israfını önlemek için birtakım önlemler aldıklarını belirtiyor. Toplumun su kıtlığı konusundaki farkındalığının yüksek olması ve bireysel sorumluluk hissetmesi, su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi için önemli bir başlangıç olarak kabul edilebilir. Bu gerçeği kabul etmiş bir toplumun, olumlu niyeti, su kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasına yönelik oluşturulacak politikaları, benimsemesi ve davranış değişikliği daha kolaydır. Toplumun %48’ıi Devlet kurumlarının yeterli önlem almamasını su kıtlığının bir diğer önemli nedeni olarak görmektedir. Dolayısıyla yetkili mercilerin, kurumsal ve bireysel su tüketimini denetleme yasaları oluşturmasının yanı sıra, bireysel tasarrufu destekleyici politikaları teşvik eden kampanyalar düzenlemesi, toplumda olumlu bir karşılık bulacaktır. Bu politikalar arasında, suyun tasarruflu kullanımına yönelik kampanyalar düzenlemek, su tasarruflu ürünlerin kullanımını teşvik etmek sayılabilir. Bu kampanyalar, suyu nasıl tasarruflu bir şekilde kullanacakları, su tasarruflu ürünlerin neler olduğu ve atık suyun nasıl arıtılacağı gibi konularda bireylere bilgi vererek, farkındalıklarını artırabilir. Bu önlemler arasında, hali hazırda bireylerin su tasarrufu için en fazla başvurdukları suyu boşa akıtmama, muslukları sıkıca kapatma, daha az su tüketen ürünleri tercih etme ve duş sürelerini kısaltma gibi çeşitli adımlar da sık olarak vurgulanması, kalıcı ve yaygın davranış değişikliği ve toplumsal dönüşüm için kritiktir.

Depremin kahramanı madenciler oldu

Depremin kahramanı madenciler oldu

IPSOS ANTİKRİZ MONİTÖRÜ verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde;

Depremlerin ardından başlayan arama-kurtarma-destek çalışmalarının performansının nasıl değerlendirildiği, Kızılay’ın çadır satışı, bu olayın detaylarına toplum ne kadar hakim, Kızılay’ın ticari aktivite yapmasının nasıl değerlendirildiği, afet sürecinde Kızılay yönetiminin nasıl değerlendirildiği, bugüne kadar Kızılay’a bağışta bulunanlar, bugünden sonra bağış veya itibar konusunda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.

TOPLUMDA HER İKİ KİŞİDEN BİRİ DE KIZILAY YÖNETİMİNİN BAŞARISIZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE….  Türkiye’nin ilk yardım kuruluşlarından biri olan Kızılay, web sitesinde kendini; “tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşu” olarak tanımlamakta ve Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Topluluğunun temel ilkelerini paylaşmaktadır. Bunlar; insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir. Kar amacı gütmemek bu büyük güven duyulan kuruluşun en önemli kurumsal itibarının da temelidir.

Ipsos Türkiye

MADENCİLER KAHRAMAN… Toplumdaki bireylerin, grupların, kurum ve kuruluşların etkileşim ve iş birliği içerisinde olması özellikle can kayıplarının yaşandığı afet gibi zor dönemlerde öne çıkan en önemli sosyal ihtiyaçlardan biri oluyor.  Türkiye’de depremlerin oluşturduğu travmalar bireysel ve toplumsal açıdan değişimi beraberinde getirmiş, gündelik hayatta deprem gerçeğiyle yüzleşme yaşanmasına sebebiyet veriyor… Büyük afet sonrası bir çok kuruluşun arama kurtarma çalışmalarındaki, desteklerindeki performansları benzer seviyede değerlendirilirken madenciler ülkemizin kaharamanı olarak ilk sırada görünmektedir. Dünya ülkelerinden gelen yardım ekipleri ikinci sırada en başarılı bulunan olurken, üçüncü sırada sivil toplum kuruluşu Ahbap yer alıyor. Özellikle Kızılay ve AFAD’a yönelik olumlu değerlendirmelerin oldukça gerilediği görülüyor.

HER 10 KİŞİDEN 8’i KIZILAY’IN ÇADIR SATIŞI YAPTIĞI KONUSUNDA HABERDAR. Bu kişilerin %67’si de olayın detaylarına kısmen de olsa hakim olduğunu belirtiyor. Toplamda her 2 kişiden birinin bu konuya hakim olduğu görülüyor (%56)

 Ipsos Türkiye

KIZILAY’A TEPKİLER BUNDAN SONRAKİ YARDIM ETME NİYETİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR. Bugüne kadar her 10 kişiden 6’sı bir şekilde yardımda ya da bağışta bulunduğunu belirtirken, bundan sonra yardımda bulunurum diyenlerin oranı yarı yarıya azalmış durumda. Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  “ Toplumda hâkim olan duyguları araştırırken uzun zamandır olumlu ifadeler ile karşılaşamıyoruz. Son yıllarda gündemi belirleyen pandemi, enflasyon, savaş gibi gelişmelere baktığımızda bu tespit çok da tuhaf değil maalesef. 6 Şubat ve sonrasında gerçekleşen deprem felaketlerinin ardından yaptığımız araştırmalarda bu olumsuz duyguların çok daha yükseldiğini gördük. Yorgun, endişeli, üzgün, öfkeli hissedenler zaten çoktular, depremlerden sonra bu şekilde hissedenlerin oranı daha da arttı, 1.5 katına kadar çıktı. Birçok olumuz ifade içinde yaygınlığı ciddi anlamda gerileyen tek bir ifade dikkatimizi çekti; yalnızlık. Yalnız hissedenlerin oranı depremlerden sonraki hafta içinde üçte bir oranında gerilemişti. Ben bunu tek bir şeye bağladım, o günlerde tüm halk olarak hatta tüm Dünya olarak gösterdiğimiz büyük “dayanışmaya”. Ülkenin her yanından, Dünya’nın her yanından insanlar deprem bölgesine destek eli uzatmak için büyük bir yarış içine girdiler. İnsanlığın böyle büyük bir felaket karşısında politik-tarihi ayrışmalardan sıyrılıp nasıl tek vücut olabildiğini gördük.

Bu dönemde doğal olarak deprem bölgesinde araştırma yapamadık, ancak diğer şehirleri kapsayan araştırmalarımızda vatandaşlar arasında arama-kurtarma-destek çalışmalarını başarılı bulanlar daha fazla olduğunu saptadık. Bu olumlu tabloyu yaratan önde gelen unsurlar hangileridir diye baktığımızda madencileri, diğer ülkelerden gelen ekipleri, AHBAP başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarını ve belediyeleri gördük. 20-23 Şubat ve 1-3 Mart tarihlerinde iki kez tekrar ettiğimiz araştırmada ikisi hariç tüm aktörlerin takdir toplamaya devam ettiğini tespit ediyoruz, performans değerlendirmesi gerileyen iki kurum var AFAD ve Kızılay. AFAD gerilemeye rağmen hala olumlu pozisyonunu korurken, Kızılay’a dair değerlendirme olumludan olumsuza savrulmuş durumda. O günlerde gündeme gelen çadır satışı konusu toplum tarafından büyük bir dikkat ile takip edildi. Her on kişiden sekizi haberi duymuş, haberi duyanların üçte ikisi konuya kısmen veya detaylı şekilde hâkim olduğunu ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

Kızılay’ın depremi takip eden günlerde çadır satışı yapmış olması halkın hassasiyetle takip ettiği bir meseleye dönüşmüş. Kızılay’ın ticari aktivite yapıyor olması depremden bağımsız olarak da tasvip görmüyor, her on kişiden yedisi buna karşı olduğunu belirtiyor. Bunun sonucu olarak da her üç kişiden ikisi Kızılay’ın karşılaştığımız afet sürecindeki yönetimini başarısız buluyor.

Bu değerlendirmeleri yapan insanların çoğu Kızılay’dan uzak insanlar değiller. Her üç kişiden ikisi bugüne kadar Kızılay’a bir biçimde bağışta bulunmuş, destek vermiş, mesela her on kişiden dördü geçmişte kan bağışı yapmış. Bu, Kızılay’ın toplum nazarında konumlandığı yeri bize anlatan çok önemli bir tablo. Çadır satışı haberlerinden sonra gelinen noktada bu yaklaşım tam terse dönmüş halde. Her üç kişiden ikisi bugünden sonra artık Kızılay’a bağış yapmayı düşünmüyor. İlkokul yıllarında Kızılay bağış zarfları ile büyümüş, Kızılay kolu olmuş bir nesin üyesi olarak benim için de çok acı bir resim. Bazen şapkayı önünüze koyup düşünmeniz gerekir, işte bu da o anlardan biri. 155 yıllık köklü kuruluş Kızılay, Hilâl-i Ahmer, bundan sonra toplumun gözündeki yerini yeniden kazanabilmek için kurumsal olarak ne yapmalı, neleri değiştirmeli?

Kadınlar eşlerinden izin almadan iş hayatına atılamıyor

Kadınlar eşlerinden izin almadan iş hayatına atılamıyor

IPSOS ANTİKRİZ MONİTÖRÜ verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; kadın-erkek eşitliğine yönelik toplumun düşündüğü veriler var. Ülkemizde kadın ve erkeklere eşit davranılıyor mu? Geçen yıla kıyasla bu oranda değişikliği var mı? Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik yeterli yasal düzenlemelerin olduğunu ya da olmadığını söyleyenler var mı? Oranları nedir? Çıkan tabloda; kadınlara aile içinde veya iş eşit davranıldığını düşünenler, kadının karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlar nedir? Şiddet, kadına yönelik şiddetin cezası yeterli ya da yetersiz kaldığını düşünenlerin oranı ve kadınların kendilerini güvende hissedip, etmemelerine yönelik başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.

 TÜRKİYE’DE KADIN VE ERKEKLERE EŞİT DAVRANILDIĞINI DÜŞÜNEN BİREYLERİN ORANI? Küresel ortamda bugün çok fazla ülke, sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınmada toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamayı önemli bir hedef olarak belirlemiştir. Türkiye’de de özellikle 20 yıldan fazla süreçte toplumsal cinsiyet eşitliği konusu birçok alanda ele alınmaktadır. Öncelikle Anayasa’da kadın-erkek eşitliğini güvence altına alan madde ile bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamak üzere devleti yükümlü kılmaktadır. Bu temel anayasal düzenlemeye ek olarak kadınla erkeğin toplumsal hayata her alanda eşit katılımları ve eşit imkânlara sahip olması adına birçok yasal düzlenmeye gidilmiştir. Ancak bugün; Türkiye’de kadın ve erkeklere eşit davranıldığını düşünen bireylerin oranı sadece %17. Ve geçen bir sene içerisinde bu görüşte bir değişiklik olmadığı görülüyor. 

Ipsos Türkiye

TOPLUMDA, AİLEDE YA DA İŞ YERİNDE KADIN VE ERKEKLERE EŞİT DAVRANILDIĞI GÖRÜŞÜNDE OLAN BİREYLERİN ORANI  %30 CİVARINDA…  Eşitsiz güç ilişkileri ile her iki cinsin toplumda sahip olduğu statünün ve saygınlığın dengesiz oranda dağılmasına sebebiyet vermektedir.  Kadınların halen iş yaşamında erkeklere oranla çok geride kalmaları, yönetici pozisyonunda olan kadın sayısının sınırlı oluşu, siyasal alanda kadının temsilinin yetersiz kalışı gibi durumlar; toplumlardaki kadın-erkek arasında var olan eşitsiz güç ilişkilerinin en somut örnekleri denilebilir.

Ipsos Türkiye

 KADINLARIN HEM TOPLUM İÇİNDE HEM AİLE İÇİNDE EŞİT DAVRANILMADIĞINI DÜŞÜNENLER ÇOĞUNLUKTA… Ailenin, içerisinde bulunan toplumsal çevrenin ve alınan eğitimin etkisiyle, kız ve erkek çocuklara cinsiyetlerine uygun rol ve sorumluluklar verilmekte ve çocuklar, bunlar üzerinden toplumsal cinsiyet kimliği edinmektedir.  Özellikle günümüzde kadınlar için hâlen ev ile ilgili işleri yürütme ve çocuk bakımı gibi etkinlikler öne çıkarken erkekler için iş rolleri, aile rollerinden daha önemli hâle gelmektedir.

Ipsos Türkiye

 TOPLUMUN %58’İ KADINLARIN EŞLERİNDEN İZİN ALMADAN İŞ HAYATINA KATILAMADIĞI GÖRÜŞÜNDE… İş hayatında da ayrımcılığa maruz kaldığını düşünenlerin de oranı oldukça yüksek. Kadınlar, erkeklerle kıyaslandığında, iş hayatında hala yeterince yer aldıklarını söylemek mümkün değildir. Bu yeterli olmayan ilerleyişte kendisini sadece anne ya da eş olarak görmeyen, aile bütçesine katkı sağlamak ve aynı zamanda hem sosyal hayat içerisinde yer almak hem de yönetimde söz sahibi olmak isteyen kadınların çok sayıda bireysel ve toplumsal engelleri aşması gerekmektedir.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:   “Dünyanın en yoğun gündemine sahip ülkelerinden biri olduğumuzu düşünüyorum. Daha 1 ay önce ülkenin en önemli sorunu tek başına ekonomi idi. Ardından yürekleri yakan, ocakları söndüren deprem faciası ile alt üst olduk. Depremin yasını tutmaya, milyonlarca yurttaşımızın yaralarını sarmaya çalışırken gerçekleşen siyasi çalkantı gündemin ilk sırasına -maalesef- geldi oturdu. Tüm bu baş döndürücü gidişat içinde kadim sorunlar arka planda kaldılar. Kadın hakları sorunu bunlardan belki de en önde geleni.

Dünya Kadınlar Günü, 167 yıl önce 8 Mart 1857’de New York’ta kadın dokuma işçilerinin daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret talepleriyle başlattıkları grev sırasında çıkan yangında 129 işçinin hayatını kaybetmesi ile başlamış bir mücadele günü. Bu nedenle Emekçi Kadınlar Günü olarak da kutlanmasını atlanmaması gereken çok önemli bir detay görüyorum…  Ülkemize dönüp baktığımızda ister istemez daha temel bir noktadan başlıyoruz, kadın-erkek eşitliğinden… Her on kişiden altısı ülkemizde kadın ve erkeklere eşit davranılmadığı düşüncesinde. Bu kadar kötü bir resimde tek iyi nokta böyle düşünenlerin oranında geçen yıla kıyasla %5 oranında gerileme olması. Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik yeterli yasal düzenlemelerin olduğunu söyleyenler ile olmadığını söyleyenler yakın oranlarda. Ancak uygulamada tablo olumsuz, kadınlara aile içinde veya iş yerinde eşit davranıldığını düşünenler azınlıkta, ancak on kişiden üçü bu şekilde düşünüyor.

Ipsos Türkiye

Kadının karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri de uğradıkları şiddet. Her on kişiden altısı kadınların hayatın her alanında erkek şiddetine maruz kaldığını düşünüyor, kadınlar arasında bu oran daha yüksek, her üç kadından ikisi bu düşünceye katılıyor. Kadına yönelik şiddetin cezasız kaldığını düşünenlerin oranı %68, her dört kadından üçü bu şekilde düşünüyor, alınması gereken önemli bir mesaj daha. Şiddet varken ve cezasız kalıyorken kadınların güvende hissetmemeleri de çok normal, on kadından yedisi dışarıda yalnızken veya yanlarında başka kadınlar varken güvende hissetmiyor.

Toplumda ekseriyetle kadınların eğitimde, karar almada dezavantajlı oldukları düşüncesi hâkim. Peki kadınların iş yaşamına katılımında biz toplum olarak hangi noktadayız? 10 Şubat 2023’te yayınlanan son işgücü istatistiklerine baktığımızda kadınların işgücüne katılım oranının %36,6 olduğunu görüyoruz. Yani her üç kadından ikisi işgücüne dahil değil, işsiz olabilmek için bile öncelikle işgücüne dahil olmak gerekiyor, o üç kadından ikisi işsiz bile değil. İşgücüne dahil olabilen azınlık için de durum çok kötü, erkeklerde işsizlik oranı %8,2 iken kadınlarda %14,4. Kadınlarda işsizlik oranı erkeklerin 1.8 katı daha yüksek. Genç kadınların hali daha vahim, 18-25 yaş grubundaki her dört kadın çalışandan biri işsiz. Daha işin başlangıcında problemli bir noktada olduğumuzu düşünüyorum, her on kişiden altısına göre kadın ailesinden veya eşinden izin almadan çalışma hayatına katılamıyor. Araştırmamıza katılanların çoğunluğu, engelleri aşıp da işgücüne dahil olabilen kadınların işyerlerinde ayrımcılığa maruz kaldıklarını, aynı iş için erkeklerden düşük ücretler ile çalıştıklarını belirtiyor.

Kadın hakları sorunu Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken her türlü gelişimin önünde duvar gibi duran bir engel. Toplumun yarısını oluşturan bir kitlenin eşitlikten uzak olduğu, üretimin içinde olamadığı bu tabloda hep konuştuğumuz “çağdaş uygarlıklar” seviyesine ulaşmamız sadece bir hayal. İvan Gonçarov’un Oblomov romanındaki ünlü cümle geldi aklıma “Batıda, hayaller gerçekleştirmek için kurulur, doğuda ise gerçeklerden kaçmak için.” Kadın-erkek eşitliğine ulaşmak elbette bir hayal olmamalı, ancak gerçekleştirmek için de gerçeği görüp üzerine gitmeye ihtiyacımız var.”

Deprem sonrası güven sıkıntısı

Deprem sonrası güven sıkıntısı

IPSOS DEPREM ARAŞTIRMASI ve IPSOS 2023 BEKLENTİLER verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; deprem felaketinin ülkemizin geri kalan şehirlerinde yaşayan vatandaşlarda nasıl bir ilk etki yarattığı, 2023 yılına girerken ülkemizdeki bireylerin yüzde kaçı bu sene yaşadığı şehrin bir doğal felakete uğrayacağını düşündüğü, oturulan konutların depreme karşı dayanıklılığı hakkında vatandaşın ne kadar bilgi sahibi olup, olmadığı?…

Kendi yaşadığı ilde böyle bir afetin yaşanabileceği endişesi taşıyıp / taşımadığı, evinde deprem çantası olan hanelerin oranı?… Bu kadar geniş bir bölgeyi kapsayan bu depremde; diğer illerde yaşayan bireylerin yüzde kaçının depremin etkilediği bu bölgede yaşayan akraba ya da  arkadaşının olup olmadığı, depremlerin ardından başlayan arama-kurtarma-destek çalışmalarının ilk 24 saat ve genel olarak performansını nasıl değerlendirdiği, hangi kurum ve kuruluşları ne kadar başarılı bulduğu?… Bireylerin, depremlerden sonra bölgelere yönelik yardım kampanyalarına katılım gösterebildi mi, nasıl destekledi? Hangi resmi kurum, sivil toplum kuruluşları vasıtası ile nakdi yada ayni yardımda bulunulduğuna dair başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.Deprem sonrası güven sıkıntısı

ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ DEPREM KUŞAKLARI ÜZERİNDE BULUNAN BİR COĞRAFYADA BULUNMAKTADIR. Deprem kuşakları üzerinde bulunan bir coğrafyada bulunmaktadır. Geçmişten günümüze kadar da pek çok deprem sonrası; yaşadıklarımız sonrasında insanlar can ve mal kaybına uğramıştır. Vatandaşlar; “Ülkemde büyük bir şehri doğal bir afet vuracak”  ifadesi konusunda ne düşündüğünüzü belirtir misiniz? Sorusunu şöyle yanıtladı;  2023 senesine girerken Türkiye’deki her 3 bireyden 2’si ülkemizde büyük bir doğal afet olacağını düşünüyordu.

Yaşanan deprem sonrasında ise depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin %43’ü böyle bir afetin kendi ilinde yaşanmasının çok büyük ihtimal olduğunu, %42’si de böyle bir ihtimalin olduğunu düşünüyor. Toplamda bireylerin %85’i kendi ilinde böyle bir afetin yaşanabileceği endişesini taşıyor. Deprem sonrası güven sıkıntısı

 TÜRKİYE’DE YAŞAYAN BİREYLERİN ÇOĞUNLUĞU KENDİ İLİNDE DE BÖYLE BİR AFETİN OLACAĞINI DÜŞÜNSE DE TOPLUMUN SADECE %24 Ü kONUTUNUN DEPREME DAYANIKLI OLUP OLMADI KONUSUNDA BİR ARAŞTIRMA YAPTIRMIŞ. Diğer dikkat çekici bir husus ise bireylerin %27’si oturdukları konutun depreme dayanıklı olmadığını, %36’sı da dayanıklı olup olmadığı konusunda emin olmadığını belirtiyor.

Ipsos Türkiye

EVİNİZDE DEPREM ÇANTASI VAR MI? HAZIRLAMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ? Bugün evinde deprem çantası olan hanelerin oranı %31. Ancak bu depremden sonra evinde deprem çantası olmayan bireylerin %73’ü deprem çantası hazırlamayı düşünüyor.

Ipsos Türkiye

ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINDA EN BAŞARILI BULUNAN KURUM VE KURULUŞLAR… Depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin arama kurtarma çalışmalarında en başarılı bulduğu kurum ve kuruluşlar Madenciler, AFAD ve AHBAP.

Ipsos Türkiye

 GENİŞ ÇAPLI BÜYÜK AFETLERDE BİR ANDA ZARAR GÖREN HER BİR ALANA YARDIM ULAŞTIRMAK ZAMANLA YARIŞMAYI GEREKTİRİR… Depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin %51’i, arama kurtarma çalışmalarının ilk 24 saatindeki performansının başarılı olmadığını düşünüyor. Ancak tüm süreç göz önünde bulundurulduğunda her 3 kişiden 2’si arama kurtarma çalışmalarını başarılı olarak değerlendirirken her 3 kişiden 1’i ise başarılı olmadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

 ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINA MADENCİLER DAMGA VURDU… Depremin vurduğu 10 İl Dışında yaşayan bireylerin, arama kurtarma çalışmalarında en başarılı bulduğu kurum ve kuruluşlar; Madenciler, AFAD ve AHBAP.  Yüz civarında ülkeden gelen arama kurtarma ekipleri, AFAD, İtfaiyeciler, gönüllüler ile birlikte çalışamaya başlayan madenciler, girilemeyecek enkaz alanlarına girmeyi başardı. Yer altında ve göçük anında çalışma tecrübesi olan madenciler, kendilerine özgü “Domuz damı” denilen tahkimat şekliyle enkazlara girip, hem kendilerinin hem de diğer kurtarma ekiplerine sağlam ve güvenli çalışma alanı yaptı. Onlarca canın kurtarılmasında varlık gösterdi.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

Ipss’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  2000’lerin üçüncü on yılı başlarken hepimiz çeşitli umutlar besliyorduk. Ancak bundan sonraki nesillerde de anlatılacak çok acı bir döneme girdiğimizi maalesef bilmiyorduk. Henüz iki ay geçmişti ki Covid-19 salgını hayatlarımızı alt üst etti. Tüm Dünya’daki alt üst oluş hala tam olarak sona ermiş değil. Bu kısa değerlendirmeyi hazırlamak için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili web sayfasına baktığımda yaklaşık 2.5 yıl içinde 101 bin canı Covid-19 yüzünden yitirdiğimizi gördüm. İnsanın en önemli özelliklerinden biri, unutuyoruz. Yaşadığımız 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri o kadar korkunç bir felaket ki, bir anda yitirdiğimiz insan sayısının Covid-19 nedeni ile 2.5 yılda yitirdiklerimize yakın olmasının endişesi içindeyiz.

Ipsos Türkiye

Objektif araştırmalar, toplumda hakim düşünce ve duyguları anlamak için çok önemli çalışmalar. Ancak depremlerin vurduğu 10 şehrimizde şu dönemde çok hayati konular varken araştırma yapmayı doğru bulmadık. Deprem felaketinin ülkemizin geri kalan şehirlerinde yaşayan vatandaşlarda nasıl bir ilk etki yarattığını araştırdık. Şunu not etmek önemli; deprem ülkemizin gerçeği olduğu kadar çelişkisi de. Deprem, beklemediğimiz, farkında olmadığımız bir tehlike asla değil, ancak buna rağmen hazırlık yapmadığımız bir olay. 2023 yılına girerken ülkemizdeki her üç kişiden ikisi bu sene yaşadığı şehrin bir doğal felakete uğrayacağını düşünüyordu. Bu oran araştırmanın yapıldığı 36 ülke arasında Endonezya’dan sonra en yüksek ikinci orandı. Kahramanmaraş Depremlerinden sonra deprem bölgesi dışında yaşayan her on kişiden yaklaşık dokuzu kendi şehrinde de bir deprem yaşanması ihtimali olduğunu düşünüyor. Yani artan bir şekilde bu tehlikenin farkındayız. Ama? Ama dört kişiden üçü oturduğu konutun depreme karşı dayanıklılığını ölçmemiş. Üstelik her üç kişiden ikisi depreme dayanıklı bir konutta yaşadığından emin olmadığı halde, On kişiden yedisinin deprem çantası olmaması bir yana, bu gruptaki dört kişiden biri bundan sonra da bir deprem çantası hazırlamayı düşünmüyor bile.

Bu insanlar deprem bölgesinde değiller, evet çok yakından izlediler ama yine de tam olarak konunun ciddiyetine vakıf olmayabilirler diyebilirsiniz. Ben de durum pek öyle değil derim, çünkü kendisi deprem bölgesinde yaşamasa da her on kişiden altısının o bölgede bir yakını var, ve bu gruptakilerin yarısından fazlasının yakınları hayatlarını kaybettiler veya yaralandılar. Bahsettiğim yaman çelişki de bu. Bunun üstesinden gelmeye mecburuz.

Deprem sonrasındaki gelişmeleri uzaktan takip eden kitle içinde ilk 24 saatteki arama-kurtarma-destek çalışmalarının performansından memnun olmayanların oranı daha yüksek. Öte yandan bu kitlenin izlenimleri ilerleyen günlerde bu çalışmaların daha başarılı yürütüldüğü yönünde. En başarılı bulunan kurum-kuruluşlar madenciler, AFAD ve AHBAP ekipleri. Araştırmamızı yaptığımız dönem 14-16 Şubat günleri, o günler itibarı ile en başarısız bulunan kurum ise hükümet.
Toplumun deprem bölgesi ile dayanışma-yardım kampanyalarına nasıl bir büyük bir katılım gösterdiğini çevremizden gördük. Araştırmamız da bunu doğruluyor, her on kişiden dokuzu bu kampanyalarda yer almış. Nakdi yardımda bulunanların önde gelen tercihleri AFAD ve AHBAP olmuş. Ayni yardımlarda ise belediyeler öne çıkıyor.

Mucize kurtuluşlar uzun zaman devam etti. Gerek ülkemizin gerekse Dünyanın dört bir köşesinden yardıma koşan diğer ülke ekipleri gece-gündüz demeden çalıştılar. Yardım kampanyalarına katılan her yüz kişiden dördü bizzat bölgeye giderek arama-kurtarma-destek çalışmalarında bulunmuşlar. Ancak ben bu değerlendirme için çalışırken artık enkaz kaldırma çalışmaları başlamış halde. Bir yandan da geçici barınma için çadır kentler, konteyner kentler için çalışmalar sürüyor. Aldığımız büyük yara kanamaya devam ediyor, daha çok uzun yıllar bu yaradan kan sızacak. Diğer illerde yaşayan her üç kişiden ikisi önümüzdeki aylarda bölgede hayatın yeniden kurulması için para yardımı yaparak veya çalışmalara katılarak katkı vermek istiyor.

Bu olağanüstü değerli bir dayanışma refleksi. Bu refleksin yanına şu yaman çelişkimizden kurtulmayı da eklesek? Hangi şehirde yaşıyor olursak olalım, bireyler ve kurumlar olarak bulunduğumuz yerde binalarımızı depreme hazırlıklı hale getirelim. Deprem felaketi ile mücadelede en önemli tepkimiz bu olmalı. Tekrar edeyim, buna mecburuz, bu bizim gelecek nesillere borcumuz.

Alışverişlerimizi nasıl yönetiyoruz

Alışverişlerimizi nasıl yönetiyoruz
IPSOS HANE PANELİ ve ANTİKRİZ MONİTÖRÜ araştırma verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; Son dönemlerde tüm ürünlerde yaşanan fiyat artışlarının toplumdaki bireyler tarafından nasıl yönetildiği,  tüketicilerin nezdinde hangi kanalların payının yükseldiği ya da düştüğü ?… Vatandaşların genel marketler kapsamında; indirim marketleri, süpermarketler, bakkal ya da online her bir market tipinde satın alma davranışının nasıl olduğu, Farklılaşmanın sebebi nedir ve benzeri başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

TÜKETİCİLER UZUN SÜREDİR ÜRÜNLERDE YAŞANAN FİYAT ARTIŞLARINI YÖNETEBİLMEK İÇİN FARKLI AKSİYONLAR ALIYOR.   Çoğu satın alma davranışı düşük bir oranda dahi olsa bir risk taşıdığından, tüketiciler bu sorunu ortadan kaldırmak için farklı yöntemler izlemektedir.  Riski azaltmaya yönelik bu stratejiler, ya en iyi satın alma kararını verme olasılığını artırmak ya da başarısızlığın sonucunu azaltmaktır.  Tüketici fayda açısından algıladığı belirsizlik ile katlanılacak maliyet arasında ilişki kurar ve satın alma kararını verir.  Gelecekle ilgili korku ve güvensizlik ne kadar belirgin olursa, tüketiciler de harcamalarını o oranda başarı ile yönetmek için çalışır. Her 2 tüketiciden biri en ucuzunu bulabilmek için market market dolaştığını, her zaman kullandığı markalar yerine en ucuzunu ya da indirimde olan markaları aldığını ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

HANELERİN HESAPLI ÜRÜN ARAYIŞI İLE BİRLİKTE İNDİRİM MARKETLERİNİN PAYI BELİRGİN BİR ARTIŞ GÖSTERDİ.  İ​ndirim marketleri tüketicilere piyasa fiyatına göre daha uygun fiyatla ürünler​i satışa sunan tarzıyla tercih görmektedir. Bu kanallar faaliyetlerini gerçekleştirirken, ürünleri daha ucuza alma, maliyetleri düşürme, düşük kar marjı hedefleme, yüksek iş hacmine sahip olma gibi avantajlara sahiptir.  Kolay ulaşım, ürün çeşitliliği, güvenilirlik ve cazip fiyat gibi faktörler elbetteki tercihi etkileyen bir diğer nedenlerdir. Hanelerin hesaplı ürün arayışı ile birlikte indirim marketlerinin Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamalarındaki payı belirgin artış gösterdi. Haneler 2021’de her 100 TL’lik HTÜ harcamasının 31 TL’sini indirim marketlerinde yaparken, 2022’de bu kanala ayrılan pay 34’e yükseldi.

Ipsos Türkiye

İNDİRİM MARKETLERİ SON BİR SENE İÇİNDE TÜKETİCİLERİN DAHA FAZLA TERCİH ETMEYE BAŞLADIĞI SATIŞ NOKTASI OLDU…  İndirim marketleri diğer düşük fiyat politikası, müşterilerine sunduğu ürün yelpazesi içinde kendi markası altında ürettirdiği ürünleri, bu özel markalı ürünlerin bazıları indirim marketleri tarafından üretilirken, bazıları ise kendi markası ile istediği standartlarda ürettirilmekte. Tüketiciye sunulan bu seçenekler indirim marketlerinin fiyat rekabetinde de kendi koyduğu kurallar üzerinde gitmesini kolaylaştırmaktadır. Son bir sene içinde en fazla tercih edilen en fazla satış yapan kanal olmuştur.

Ipsos Türkiye

TÜKETİCİ FİYAT ARAYIŞI İÇİNDE SON KARARINI VERİYOR…

Bireyler çoğunlukla ürünü fiyatları üzerinden değerlendirme yaparak, alıp almayacağına, üründen sağlayacağı faydanın ön değerlendirmesine bile fiyatına bakarak karar veriyor.. Kendi yaşamı üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmak için çabalıyor. Harcamaları daha etkin şekilde yönetebilmek için de; alışverişte fiyat araştırması yapmak tüketicilerin genel bir davranışı haline gelmiş durumda. Bu dönemde market markaları her 2 tüketiciden birinin tercihi.  

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  Son 1 yıldır birçok ülkedeki Ipsos ofislerindeki meslektaşlarımız yüksek enflasyon konusunda bizimle temas kuruyorlar. Ipsos’un Türkiye Ofisi olarak şirket yönetiminde enflasyon nasıl dikkate alınmalıdır, müşterilerimize enflasyonist ortamda pazarlama konusunda ne gibi öneriler sunulabilir gibi sorular üzerinden deneyimlerimizi paylaşıyoruz.

Elbette bu konuda bu kadar deneyimli olmayı hiç istemezdik! Ancak istemesek bile özellikle 2022 yılında bu alandaki deneyimimiz çok derinleşti. Tespitlerimizi hizmet verdiğimiz firmaların yanı sıra medya yolu ile toplum ile de paylaşmayı bir sorumluluk olarak görüyoruz. Sadece enflasyon konusunda değil, daha birçok başka konuda da…

Yükselen fiyatlar konusuna dönersek, bu haftaki paylaşımımızda öne çıkan tespitler şunlar; daha fazla fiyat araştırması yapmaya devam ediyoruz, indirim marketlerine daha fazla gidiyoruz, market markalı ürünleri daha fazla tercih ediyoruz.   Market markalı ürünler çok büyük oranda indirim marketleri tarafından satılıyor, ancak son 2 yılda ulusal süper market zincirlerinde de bu ürünlerin ortalama üzerinde büyüdüğünü görüyoruz. Bu kanalda market markaları temelinde henüz doyuma ulaşmamış, görece yeni hareketlenmiş bir potansiyel var.

Hızlı tüketim ürünleri genelinde market markalı ürünlerin payı artarken bu artışın hem gıda hem de gıda dışı kategorilerden geldiğini görüyoruz; özellikle et ve et ürünleri, yağlar, süt ürünleri, vücut bakım ürünlerinde market markalı ürünlerin pay artışı daha yüksek. 2023’de “enflasyon düşerken ne yapılmalı” konusunda derin deneyimler kazanmak umuduyla iyi bir hafta dilerim!