Yazılar

Mustafa Girgin Bizimde köyde bir söz vardır “İneğin yediği her şey yenir”

Mustafa Girgin “Bizimde köyde bir söz vardır” İneğin yediği her şey yenir”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Bitez Bağarası restoranın işletmeci, şefi Mustafa Girgin oldu.  İşletmeci, şef Mustafa Girgin ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Bitez Bağarası

Şef Mustafa Girgin Pause Dergi okurlarına biraz kendinden bahseder misin?

1995 Bodrum da dünyaya geldim. Ailem çalışmaya odaklı olduğu için 7 yaşında yazları sanayide elektrikçide çalışmaya başladım.  9 yaşından beri aile restoranımız da çalışmaktayım. Üniversiteyi de bu meslek grubu üzerine Maltepe üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünde okudum. Hayatımın birçok bölümünde yeme- içme alanında farklı konseptleri deneyimledim. İstanbul’dan döndükten sonra Meslek okullarında yiyecek ve içecekleri bölümünde öğretmenlik yaparak eğitimcilik hayatını deneyimlendim. Şuanda da aile işletmemiz olan Bağarasın’ında işletmeci şef olarak çalışıyorum.

Meslekte birinci nesilmisin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemizdeki ikinci nesil aşçıyım. Babam bahçıvanlık yapıyordu annem de çeşitli yerlerde aşçı olarak çalıştı. 2004 yılında restoran açmaya karar verdik ve Bağarası doğdu. Şuanda da burada hep bilirlikle çalışmaktayız.

Bitez Bağarası

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Ailem bu işi yaptığı için çok erken yaşlarda bu sektörü deneyimlemeye başladım. Bu sektördeki ilk iş tecrübem kendi işletmemiz daha sonra Nobu Palmarina da çalıştım. Üniversitedeyken geceleri çeşitli otellerde çalışıp harçlığımı çıkardım. Farklı gastronomi eğitimlerine ve etkinliklerine katılarak kendimi geliştirmeye yönelik tecrübeler biriktirdim. Üniversite son yılımda Özsüt’te denetmen şefliği ve asistanlık yaptım. Bodrum’a döndükten sonra liselerde öğretmenlik yaptım. Şuanda da kendi işletmemiz de çalışmaya devam ediyorum.

Türk mutfağı hakkında düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Bence önce herkes kendi kültürünün lezzetlerini öğrenmeli. Türk mutfağının hak ettiği değeri görmediği düşüncesindeyim. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklar verimli denizlere birbirinden değerli besinler sahip mutfağımızın gelişen gastronomi dünyası bulunduğu konum doğru olmadığını düşünüyorum. Yöresel lezzetlerin doğru bir şekilde sahip çıkılmasını isterim. En eski kökünden yada en eski nenelerden dedelerden öğrenilmesini. Doğru şekilde aktarılan her bilginin ileride geleceğe yön vereceğini düşünüyorum. Benim kendi işletmemiz de var olma sebebim geçmişimize saygı duymamdır.

Bitez Bağarası

Hangi mutfakta iyisin?

Ege bildiğiniz gibi otlarıyla ünlü bir coğrafyadır. Bizimde köyde bir söz vardır “ineğin yediği her şey yenir” bu yüzden dolayı kendimin Ege mutfağında iyi olduğumu düşünüyorum.

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Yeni lezzet yaratılacağından coğrafyamızda zamanında ne var ise onlar için en farklı yaratıcılık için köklere inerek farkındalık yaratıyorum.

Bitez Bağarası

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

İlk önce bu işi yapmak istiyorlarsa, en dibe inecekler. Geçmişe, köklerine dönecekler. Köklerine sırtlarını dönmeyecekler.  Mutfağımızı hak ettiği yere çıkarmak için elinden geleni yapacaklar. Sıfırdan başlayacak ve sabırla devam edecekler.

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Takibe var olmaz mı? Yeni projeler olmadan olmaz. Yenilik enerji demektir. Ama söylendiğinde büyüsünün bozulduğuna inanıyorum. Belki bir daha ki sefere yeni projemizde görüşürüz.

Ömer Yalçın “Türk mutfağına asla sırtlarını dönmesinler”

Ömer Yalçın “Türk mutfağına asla sırtlarını dönmesinler”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Sochi Marriott Krasnaya Polyana Hotel’de Brand Chef Ömer Yalçın oldu. Brand Chef Ömer Yalçın ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk. Keyifli okumalar…

Ömer Yalçın, Tolga Atalay

—-Şef Ömer Yalçın biraz kendinden bahseder misin?

Gastronomi şehri Gaziantep’te Arap babanın Türk annenin 5. çocukları olarak 1988’de dünyaya gözlerimi açtım. Meslek hayatıma çok küçük yaşlarda aile mutfağımızla başladım. Hemen hemen tüm ailem ve akrabalarım Aşçı… Gaziantep’te mahalle lokantalarında başladım. 2003’te Gaziantep Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’nde eğitim aldım. Çok değerle şeflerden ders alma şansı buldum ve aynı mutfağı paylaştım.

Hayatımın değişmesi ve kendimi geliştirmende en büyük katkı Türk markası Rixos Hotel oldu. Farklı ülkelerde, farklı görevlerde bulundum. Kazakistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Tataristan, Mısır, Kırım ve son olarak Rusya’da bulundum. Şuan son 3 yıldır Sochi Marriott Krasnaya Polyana Hotel’de Brand Chef olarak görev yapmaktayım.

—-Meslekte birinci nesil misin,  yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemizin 2. nesil aşçısıyım. Aile büyüklerimin desteği ile kendimi yöresel ve kültürel zenginlikleri tanıma şansı buldum. Meslek hayatım da çok büyük etkisi oldu.

—-Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Profesyonel meslek hayatıma Antalya’da staj için geldiğim otelde her şey dahil sisteminde kendimi buldum. Gaziantep’te yöresel yemekler yapan restoranda çalışan için büyük bir tecrübe oldu.

Ömer Yalçın

—-Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağımız kadar değerli ve kültürel zenginlikte… Hiç bir mutfakta bu kadar zenginlik yok. Bu konuda çok iddialıyım. Birçok yemek zaman içinde kaybolmaya yüz tutmuş. Tekrar hatırlatmak gerekiyor.

Türkiye’de 7 farklı bölgesin bir birinden lezzetli yemekler var. Coğrafi olarak çok güzel bölgedeyiz, Balkan Mutfağı, Ege Mutfağı, Anadolu Mutfağı, Karadeniz Mutfağı gibi birçok mutfak bu bölgede.

İyi ki Türk vatandaşıyım iyi ki bu topraklarda doğmuşum. Çok renkli bir kültüre sahibimin. Yurt dışında Türk mutfağında lezzetleri menüye dahi ederim. Bilmeyen kalmasın.

—-Hangi mutfakta iyisin?

Türk mutfağı diyelim. Yöresel yemeklerimize çok aşık olduğumu belirtmek isterim. Çok farklı ülkelerde çok değerli şeflerle çalıştığım için Arap, Asya, Akdeniz, Hindistan, Kafkas mutfağı ve en son olarak Rus mutfağına hakimim. Ve iddialıyım.

 —-Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Menülerimi yaratırken bulunduğum bölgenin lokal ürünlerini kullanmaktan zevk alırım ve sıfır atığa ve organik ürünlere dikkat ederim.

—-Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Gastronomi sürekli gelişen ve değişen bir sektör. Mutlaka eğitim alsınlar. Türk mutfağına asla sırtlarını dönmesinler. Mutfağımızın en ince detaylarına kadar öğrensinler. Türk mutfağı temel taşı olacak.

—–Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

2019 dan beri Antalya’da Akdeniz Şefler Kulübü yurtdışı başkanlığını yürütüyorum. Her yıl 17-20 Kasım da düzenlediğimiz Gastroantalya uluslararası yarışmasını ekibimiz ile düzenlemekteyim.

Amacım Türk mutfağını dünyaya tanıtmak. Ve her yıl Türkiye’ye Michelin şefleri ve Best 50 şefleri getirmekteyim.  Ayni zamanda farklı ülkelerde Restoranlara danışmanlık yapmaktayım.  Son olarak şunu söyleyeyim ben bu mesleğe aşığım.

Aşkım Michelin, yapma! Olmaz!

Aşkım Michelin, yapma! Olmaz!

Executive Chef / Konsept Danışmanı Tolga Atalay

Bugün bana göre hayatımın en özel yazılarından birisini yazıyorum. Michelin, Türkiye’nin ilk yılında ben ve Michelin’i de anlatmama vesile olacak.

1980 yılında 9 yaşımdayken annem beni Pierre Koffman’ın La Tante Claire ismindeki Londra’nın ilk Michelin restaurantlarından birisine götürdü. Kapıda alınmadım ve o ortamın kötü enerjisinde ağlamaya başladım. Hiç unutmam; Philip isminde bir Maitre d’hotel bana kıyamadı, bana boyum kadar bir kravat vererek beni içeri aldı. Aradan 8 yıl geçti, Lozan otelcilik okulu öncesi zorunlu staj dönemi geldiğinde Lozan Hotel de ville a Crissier de Philip Gerardet de yani  3 yıldız Michelinli bir restaurant da 45 gün bulaşıkcılık yaptım.

 Tolga Atalay

Gerardet’nin değil bulaşıkhanesi, çöpünün başında dursanız neler kazandırır anlatamam size. 9 yaşımdan bugüne kadar muhtemelen 200’ün üzerinde yıldız Michelinli restoranda yemek yedim. Hem de dünyaya ün salmışlarında… Lozan Otelcilik ve ardından Glion Otelcilik’de okuyarak iki okulun mürekkebini yalamış ilk Türk oldum. Tüm stajlarım mutfaklarda geçti. Mutfak kariyerim 1991 yılında Miami’de Festival restaurant, Ramiro’s restaurant South Beach’ de 3 sene devam etti ve sonrasında Türkiye’ye döndüm. Rol modelim halen muhteşem bulaşıkhanesi olan Hotel De ville a Crissier idi. 1994 yılında o zamanlar tekstil arazisi olan Bomonti Fırın sokaktaki tarihi bir villada Goodfellas isminde ilk restaurantımı açtım. İçinde çikolata odası, hamur odası, gastronomi kütüphanesi olan, Paris’ten bavulumda kaçak getirdiğim mercanköşk, tarhun, kıvırcık maydanoz, frenk soğanı, kişniş ve kiraz domates tohumlarını rahmetli babamın bilgisi ile ekim yaptığım arka bahçemdeki tarlam (hem de yaklaşık 20 metreye 15 metre alan)  muhtemelen “farm to table” veya “cityfarming” in belki de ilk örneklerindendir bayanlar ve beyler. 30 yılı konuşuyoruz.

 Tolga Atalay

Hedefimiz, Türk mutfağını inove edeceğiz. İdollerimiz Philip Gerardet, Alain Ducasse, Paul Bocuse, Joel Rebouchon; ne de olsa Fransız ekolüyüz. 11 yılımızı Lozan’da geçirmişiz, büyük oğlum Nice şehrinde doğmuş, daha ne kadar Fransız olabiliriz ki!

 Tolga Atalay

12 kişi mutfak, 34 kişi ekip ile toplam 60 kişiye hizmet edeceğiz. Açtık ve Türkiye’nin zengini, siyasetçisi, sanatçısı akın akın mekanımdalar; süt beyazı önlüğüm ve İsviçreli hem oda hem okul arkadaşım Frederic ile birlikte tarih yazıyoruz. Para o zaman kazanılıyormuş onu da anladım. Gelen akıllı dostlarım ve sektör büyüklerim  ‘her şey güzel ama yer sorun; burası Bomonti, manzara veya piyasa lazım’ diyorlardı. Bir gün hiç unutmam Allah rahmet eylesin Ahmet Çapa geldi.  Ahmet bey bize İstanbul Movenpick Maslak’ta night club danışmanlığı vermişti ve muhtemelen kariyerimde büyük yeri vardır. Ahmet Bey bana ‘Tolga muhteşem bir iş çıkarmışsın keşke bu işi batıda yapabilseydin, Bomonti kurgunu Türkiye daha anlamaz, en az 20 yılı var’ demişti. Kolay kolay Ahmet Çapa olunmuyor, muhteşem büyük insan, zeka, vizyon ve başarı hikayesidir Ahmet Çapa… Genç dostlarıma araştırmalarını, batı mutfağındaki payını anlamalarını, bugün  Michelin’ in İstanbul a  gelmesinde bile nasıl bir payı olduğunu  bilmelerini ve hürmet etmelerini isterim. Aradan sadece bir yıl geçti ve  popülerlik, ilk tüketme duygusu, görmek görülmek azaldı, yemek servis herşey aynı ama Nispetiye caddesi parladı… Herkes orada,  o günler TGI Fridays açılmıştı. İnsanlar kapısında sıra yapıyor. Ciplerle ve parfümlenerek kapısındalar Friday’s in; evet Amerika’da croc’s terlik ile gittiğimiz margarita içerek tavuk kanadı yediğimiz Friday’s in ta kendisi bahsi geçen yer. Goodfellas Mekanımı bozmadan kapattım. Ahmet Çapa 20 yıl demişti fakat 30 yıl sürdü Türkiye’nin 2 yıldızlı Michelin’in Bomonti’de açılması. Ogün bugün Goddfellas ın hataları ve deneyimi ile danışman olarak 1100’den fazla usta, 3000’e yakın servis elemanı eğitip, 320 işletmenin konseptini kurarak 6 ülkede hizmet verir hale geldim. Ne değerliymiş o yenilgi, bazen başarısızlık ne kadar büyük kazanılan bir sermaye olabiliyormuş…

 

 Tolga Atalay

Girişimi yaparken geniş aldım ki sonrasında yanlış anlaşılmayayım. Son 5 yıldır atıp tutan çok oluyor, yapmış gibi yapan çok oluyor, geçmişini ve tarihçesini uzatan, 5-10 yıllık kariyerini 20-30 yıla çıkaran çok oluyor. Bunlara 80’li yıllarda  edepsiz denilirdi bugün fırsat kollayanlar diye anılıyorlar. Farkımızı anlayın diye böyle uzattım konuyu…

 Tolga Atalay

Gelelim Michelin Türkiye’ye…

Türkiye’ye gelecekleri bilgisini şans eseri ilk öğrenenlerdenim, nasıl mı? Söylemem o sır… Heyecan sardı beni hatta tüm ailemi. Bu yaz küçük oğlumu da Palermo’da bir dostumun tek yıldızlı Michelin’ine götürdüm yani geleneği bozmadım. Michelin Türkiye’de büyük heyecan. Bir hafta kala bana davetiye gelmedi. Kurt düştü içime, ya dedim nasıl yani. Ben 24 yıldır danışmanlık yapıyorum, 320 ayrı işletmeyi 7 kıtada kurmuşum. 4 ayrı dergide 9 yıldır farklı dönemlerde yazıyorum. Beni nasıl atlarlar, ben nasıl o kırmızılar içinde beyaz meleklerin gülümseyeceği geceyi kaçırırım. Bu olamaz. Bir iki yakın hukukum olan dostumu aradım. Baktım ki dostluk üzeri bir olay olmuş bu gece,  nerede ise gitmememi kollar hale gelmişler. Aktif yazdığım Pause City i yani yazdığım dergimi aradım ve bana ‘Tolga bey sizlerin davetiyesi ulaşmak üzere olur mu öyle şey’ dediler. İşte bazen kim dost kim düşman adını koymakta zor velhasıl…

 Tolga Atalay

11 ekim gecesine geldik. Heyecan dorukta . Go Turkey in çok beğendiğim reklamları dönüyor salonun dev ekranlarında. Mekan Zorlu Etkinlik alanı. Kırmızı halı. Ben de gittim basın deskine,  aldım sarı kurdelamı ve hemen girdim salona. Baktım çok sevdiğim bir dünya chef ve sektör insanı giriyor salona. Ödüller başladı. Önsözde sunucu ile Michelin Genel Müdürünün ön provalı kağıt ile çalışılmış sohbetleri vardı. 5 Michelin kriterini  konuşurlarken ilk kriter olan ürün kalitesini keşke Türkçeye mutfak kalitesi olarak tercüme etmeseydi sunucumuz. Keşke Michelin bu işi 2 saat ön provalı bir iş olarak görmese ve gastronomi bilgisi yüksek bir uzman da sunucuya prova sürecinde eşlik etseydi. Hadi kabul ettik olabilir, heyecan ve dil sürçmesi olsun. Ödüller başlıyor, toplam 53 işletme 38 adet tavsiyeli nokta var. Sahnede karmaşık bir düzen ile sunuluyor.

Marka verip kimseyi zedelemek istemediğim için kategori olarak anlatayım.  4 defa ekranda ortalama 9 mekandan 38 mekanı sunuyorlar. 2  bistro çıkıyor tamam bekliyoruz bekliyoruz ama Batard , Apartman yok…Hay Allah şaka mı diyorum kendime. Ardından bir iki mekan daha çıkıyor; Hünkar lokantası yok, ardından 3 sushi’ci çıkıyor ama Dragon yok. Esnaf kebapçısı yani kebabı ortalama ama çorbası lahmacunu güçlü mekanlar vardır ya bunlardan en beğendiğim çıkıyor ama Develi, Başköşe, Fiko yok. Birkaç lokanta daha çıkıyor ama Hodan, Zennup, Muutto yok. Sonrasında bib gourmand’lar başlıyor. Bib gourmand’larda birkaç mekan olmaz ise olmaz derken, bakıyorum ki  onlar da yok. Yıldızlara geliyoruz ve genelinde doğru şekilde bir yıldız dağılımı yapılıyor ama nerede Casa lavanta, Chef Emre Şen?

Acaba jüriler doğru bir Urfa kebabının nasıl olması gerektiğini biliyorlar mı? Boğaz köprüsünü geçtiklerinde Asya kıtasının da İstanbul’un bir bölgesi olduğu bilgisini aldılar mı acaba derken Calypso balık ile Anadolu yakasını da bildiklerini anlıyorum. Böyle bir etkinlikte verilen 53 ödül içinde en çok ve adil dağıtılanın yıldızlandırma olduğunu görüyorum ki 5 adet yıldızlı işletmemiz tamamdır ve adreslerine gitmiştir. Bence yıldız ile alakalı karşı çıkan hiç bir farklı lobi veya bilirkişi yok. Fakat  son derece gayri ciddi, hakimiyetsiz ve bir turist kalabalığının 10 günlük tatilinde bilmediği bir gastronomiyi kendince derecelendirip çok zayıf bir rehber haline getirdiğini düşünüyorum çünkü düşünecek başka alternatif kalmıyor. Pardon bir tane daha alternatif var aslında; ilk yıl dudağa bal sürmek için belli bir miks yaparak piyasayı çalkalama olabilir ama ben bu çerçevede buna hadsizlik derim ki ona da Michelin gibi 120 yıllık bir müessesenin izin vereceğini düşünmüyorum. Yani gelip  bir imaj adına garip bir karma yaratıp bazı kişileri ve işletmeleri dikkate almamasını hadsizlik değil geri alıyorum terbiyesizlik olarak değerlendiriyorum, hatta değerlendiriyoruz, hatta inanılmaz bir kalabalık olarak değerlendiriyoruz bile diyebilirim. Ama dediğim gibi bu alternatif aklımda yok bile; sadece yetersiz sürede, biraz yönlendirme ve formatlar ile gerçekleşen bir süreç olmalı, yani kötünün iyisi diyelim…

 Tolga Atalay

Buradan şu çıkıyor Michelin yıldız dağıtmalı ve rehber işini bir daha gözden geçirmeli. Bilmediği bir kültür ve şehire geldiğinde, yerel birkaç kişiyi yanına takıp onların vizyonu, doğruları, menfaatleri ve en önemlisi bilmedikleri ile sınırlı kalmamalı diye düşünüyorum. Ne derler bilirsiniz, Kılavuzu Karga olanın hikayesini!!! Veya belki de orta Avrupa dışına çıkmamalı… En azından gelip yüksek gelirli bir mahallenin ortasındaki otelde kalıp oraya tavsiye yağdırıp ve “room service” hariç tüm satış noktalarını Michelinlendirip anlamsızlaşmamalı. Hangi baskı veya hangi sebepten olursa olsun buna inat etmeli hatta yetersiz keşif ve bilgi sahibiyse  bir yıl sonrasına ötelemeliydi. Bunlar ciddi işler, hele hele 120 yıllık bir yapıyı konuşuyorsak. Biz ilk yıl bunları atladık diye bir yaklaşım kabul edilemez . Neden mi, olamaz çünkü  bu ülkede 21 yıldır Gecce ödülleri var, samimiyetle Kenan Erçetingöz’ e geçen hafta yüz yüze dile getirdim şimdi de tekrarlıyorum. Gecce ödüllerini yerli malı diye yarım ağızla beğenirken,  Michelin sonrası Gecce ödüllerinin  daha sahipli yönetildiğini, heyecan ve yüksek enerjili geçtiğini ve marka atlama paylarının ne kadar daha az olduğunu anladım. Gecce ödüllerini bu sebepten dolayı canı gönülden tekrar tebrik ediyor ve dört gözle bu yılkini bekliyorum.

Diğer bir taraftan Michelin için doğacak büyük tehdit Gault Millau’ dur.  Hani 1980’lerde Türkiye’de Audi dediğinizde o nedir diyenler vardı. Bir de bugün bakın Audi’nin konumuna. Sözüm Gault Millau nedir diyenlere!!!

Gault Millau da 1960’larda iki restaurant kritiği tarafından kuruldu; birisi Henri Gault(Go diye telaffuz ediliyor) diğeri ise Christian Millau (Miyyo diye telaffuz ediliyor) Bu sistem puanlamalı bir sistem ve 20 puan üzerinden tanımlanıyor. Aslında Gault Millau bugünkü 50 best kategorisi mekanların da altyapısını yapan firmadır. Yani yeni nesil gastronomi, Nouvelle cuisine, inovasyonda, açık gastronomide 1970’lerde Michelin’in çok önünde adımlar atmıştır. Michelin o yıllar gelenekselci bir çerçevede ilerliyordu. Bu adımlar aslında bugün Gault Millau’da halen kusursuz devam etmekle beraber aynı zamanda Michelin’in de son yıllardaki çabasının altyapısıdır. Gault Millau da 20 puan ilk 49 yıllık süreçlerinde yani 1965-2004 arası verilememiştir. Çünkü puanlamada 20 kusursuzluktur ve buna rastlanmamıştır. 2004 yılında Fransa’nın Cenevre sınırındaki Megeve bölgesinde ‘La ferme de mon pere’ yani babamın çiftliği konsepti  ilk 20 puanı alanlardandır.  Tabii ki adillik ve adalet kavramı aslında bu ödüllendirmelerin raconu oluyor. Türkiye’de  adillik ve adalet kavramını dahil etmek,  sektörü, çalışanı, şefleri, resmi veya gayri resmi örgütlenmeleri ve lobileşmeleri bilmekten, dik durarak, eksiksiz, akıllıca, sahiplenerek ve gereken zamanı ayırarak işi organize etmekten geçiyor. Gault Millau’nun arkasında Sözen organizasyon var, yani işin şakası yok. Michelin’e olan tüm aşkımla rica ediyorum; lütfen gelecek yıla daha bağımsız ve daha eksiksiz yaklaşın, bu ülke hatayı yakalar ve su yüzüne çıkarır. Tarafsız, eksiksiz, yönlendirilmeden, etki ve baskı altında kalmadan.  Tüm bilirkişiler bu konuları konuşuyor ama kimsede kaleme dökecek yürek yok çünkü işin sonrası hesaplanıyor. Ben yine bana yakışanı yapmalıyım. Bir sürü  sevdiğim ve fazlasıyla hak eden kişiler şaşkınken birisi bu konuyu kaleme almalıydı, ihale bana kaldı. Eminim Michelin tüm bunları not alıp gelecek yıla daha hazır girecektir.

Teşekkürler Michelin.

Veli Bayraktar “Yaşadığınız, doğduğunuz toprakların lezzetlerine sahip çıkın”

Veli Bayraktar “Yaşadığınız, doğduğunuz toprakların lezzetlerine sahip çıkın”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Be Premium Bodrum’un Executive Chef Veli Bayraktar oldu. Executive Chef Veli Bayraktar ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk. Keyifli okumalar…

Şef Veli Bayraktar Pause Dergi okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

İzmir doğumluyum. Ege kültürü ile büyüdüm bu benim ve mesleğim adına oldukça büyük bir etken. Çocukluğum İzmir ve Çeşme’de geçti. Annem ve teyzemlerle birlikte Çeşme’nin tepelerinde ot toplamak, denizden çıkan taze balıklar, pazarda ki muhteşem renk cümbüşlerine sahip sebzeler ve onların tatları, evde pişen açma börekler, mantılar hayatım boyunca unutamayacağım bir bilgi birikimi ve yemek kültürü sağladı.

Meslekte birinci nesil misin? Yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemizde benden başka bir aşçı yok. Dolayısı ile bu konuda tekim. Oğlumu yavaş yavaş mutfağa ısındırmaya çalışıyorum. Bu işi büyüdüğünde yapmak isterse eminim ki çok iyi bir Şef olacak. İlk deneyimine bu sene 5 farklı Michelin Chef’ler ile birlikte çalışarak başladı.

Be Premium Bodrum Executive Chef Veli Bayraktar

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Mesleğe ilk adımın lise yaz tatillerinde küçük bir dönerci dükkânı. Sonrasında Çeşme’de bir restoranda orada oldukça sıra dışı bir şef ile çalıştıktan sonra mutfağı sevdim ve meslek olarak benimsedim.

1 yıl boyunca Turem’de eğitim aldıktan sonra staj ve sonrasında 9 Eylül Üniversitesinin mutfağında görev aldım. Çok yakın arkadaşımın babası olan Bülent Doğan’ın yanında 3 sene boyunca Kuşadası Tusan otelinde devam ettim.

Bir süre sonra Korumar Oteli, kısa bir dönem Turunç Oteli ve sonrasında askerlik. Askerden sonra İzmir Büyük Efes Oteli Casino da 2,5 sene, sonrasında ise hayatımda büyük dönüm noktası olan Lykia World. Birçok yabancı şef ile çalıştıktan sonra hayata ve mesleğe bakış açım tümden değişti. Lykia World sonrasında Antalya’da yeni açılan o dönem ki adı ile Merit Limra, bugün ki adı ile Limak Limra da Sous Chef lik dönemi. Kısa bir dönem Belek Kaya otel sonrasında Pınar Gıda Gurubu’ndan gelen enteresan bir teklif ile farklı bir döneme geçiş yaptım.

Be Premium Bodrum Executive Chef Veli Bayraktar

Pınar Gıda Gurubu Mutfak Danışmanı olarak yaklaşık 5 seneye yakın bir süreçte görev aldım. Bu süre içerisinde birçok yeni ürünün oluşturulması da, Hindi etinin Türkiye’de yaygın kullanımı gibi oldukça başarılı işleri hep birlikte yürüttüm. Pınar Gıda Gurubu benim için adeta çok büyük bir okul oldu ve sonra ki hayatımda bana yol açan büyük öğretilere sahip oldum.

Pınar Gıda Gurubu sonrasında Rixos Kemer ile farklı bir hayatım başladı. Rixos uzun yıllar keyifle çalıştım. Kemer sonrasında Astana / Kazakistan ve Bodrum geldi. Bodrum’da yaklaşık 1,5 sene ara vererek Ela Quality’nin Şefliğini yürüttükten sonra tekrar Rixos Bodrum’da devam ettim. Bu dönem ayrıca gurup içerisinde yurtdışında çok sayı da yürütülen Arap Birliği, Afrika Birliği gibi yüksek kapasiteli uluslarası organizasyonların Mutfak Direktörlüğünü görevini üstlendim. Bodrum sonrasında İstanbul Otelleri Direktörlüğü pozisyonu ile bir dönem İstanbul’da gurup bünyesinde görev aldım.

İstanbul sonrasında Rixos Merkez Ofis’te İş Geliştirme Müdürü olarak görevime yaklaşık 3,5 süresince devam ettim. Bu dönem içerisinde yeni açılan tüm otellerin genel koordinasyonunu yürüttüm. Aynı zamanda Sochi Kış Olimpiyatları gibi geniş kapsamlı organizasyonların Mutfak Direktörlüğünü üstlendim. Merkez Ofisin kapatılarak Dubai’ye alınması sürecinde istifa ederek ayrıldım. Sonrasında Rixos Gurubuna proje danışmanı olarak hizmet vermeye devam ettim. İş ortağım Tolga Yenier ile birlikte Karma Technic olarak Land of Legend, Tersane İstanbul gibi kapsamlı projeler ile birlikte çok farklı ülkeler de proje hazırlamaktayız.

Bu süreç içerisinde mutfağın kokusu, temposu ve heyecanını bırakamadığım için Kıbrıs’ta yer alan Elexus Hotel’de Şef önlüğünü yeniden taktım. Pandemi dönemine kadar olan 4,5 sene boyunca Elexus Otel içerisinde oldukça nitelikli ve kapsamlı işleri hep birlikte yürüttük. Pandemi dönemi sonrasında ise geçtiğimiz senenin sonundan bu yana Be Premium Bodrum’un Mutfak Şefliğini yürütüyorum.

Be Premium Bodrum Executive Chef Veli Bayraktar

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Anadolu’nun yemek kültürü on binlerce yıl öncesine dayanıyor. Birçok tahılını sebze ve meyvenin ana vatanı Anadolu. Binlerce farklı uygarlığa ev sahipliği yapmış topraklarda yaşıyoruz. Muazzam bir geçmişe ve kültüre sahibiz. Buna rağmen yeteri derecede sahip çıkabildiğimizi söyleyemeyeceğim. Türk Mutfağı yöresel ve etnik çok sayıda farklı bileşene sahip bir mutfak.

Mutfağımıza sahip çıkmamız, kayıt altına almamız ve geliştirmemiz gerekiyor. Son yıllarda çok iyi örneklere sahip Şefler ve İşletmeler çıkmakta. Bu süreci uluslarası boyuta taşımamız gerekiyor. Dünya’da Türk Mutfağı denildiği zaman Döner, Kebap, Baklava gibi cevapları alırsınız. Oysaki birçok mutfağın sahip olmadığı malzemelere ve on binlerce farklı lezzete sahibiz. Türk Mutfağının gelişimi için hepimize görev düşüyor.

Hangi mutfakta iyisin? Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin ya da bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Deniz ürünleri benim özel ilgim. Dolayısı ile bu konuya daha hâkim olduğumu düşünüyorum. Yeni bir lezzeti yakalamak tıpkı bir sanatçının ilham alması gibi. Herhangi bir üründen, farklı bir lezzetten, ya da fikirden ilham alarak muhteşem lezzetler yaratabilirsiniz.

Bu konuda önemli olan uluslarası birçok lezzeti hafızanızda tutuyor yada biliyor olmanız. Ve tabii ki bu lezzetleri nasıl birleştirebileceğinizi. İşin bu kısmında çok farklı pişirme teknikleri, mevsimsellik, lokasyon gibi birçok öğe barındırıyor.

Be Premium Bodrum Executive Chef Veli Bayraktar

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Öncelikle kesinlikle yaptığınız işin tarihçesine hâkim olun. Geçmişi bilmiyorsanız yapacaklarınız çok bir anlam ifade etmeyecektir. Yaşadığınız, doğduğunuz toprakların lezzetlerine sahip çıkın ve öncelikle bunları öğrenin.

Bu ülkenin lezzetlerini bilmiyorsanız iyi bir Asya ya da Fransız yemekleri ustası olmanız hiçbir anlam ifade etmez. Emin olun ki o lezzetleri sizden çok iyi bilen ve uygulayan Asyalı ya da Fransız Şefler var.

Bugün geçmişe nazaran yeni lezzetleri, trendleri takip etmek çok daha kolay. Merak edin, araştırın. Gerekiyorsa bir lezzetin peşinden gidin ve öğrenin.

Bugün ben ustayım demek kolay değil. Oldukça hızlı değişen bir dünyada yaşıyoruz dolayısı ile günceli takip etmek için hayatınız boyunca çırak ya da öğrenci olmayı kabul ettiğiniz ve mantık sınırlarınızı kaldırıp uluslarası boyuta açtığınızda bakış açınız dolayısı ile siz değişeceksiniz.

Uluslarası boyuta çıkabilmiş çok sayıda Türk Şef var, hedefiniz her daim ileri olmalı. Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınız da ki asil kanda mevcut buna emin olun.

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Birçok üst düzey ve uluslarası boyutta projeyi hayata geçirdim. Bu sene içerisinde 5 farklı Michelin Yıldızlı Şeflere örneği dünyada olmayacak şekilde Pop Up Restaurantlar olarak ev sahipliği yaptık. Ben her şeyi yaptım demek bence ölümü kabul etmek anlamına geliyor. Şu an çok sayıda yeni ve örneği olmayan projeyi geliştirme aşamasındayız.

Bu konu da henüz ipucu veremeyeceğim için üzgünüm…

Ercan Yamantürk “Atıksız mutfak, yerel ürünler”

Ercan Yamantürk “Atıksız mutfak, yerel ürünler”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu, Fairmont Quasar Istanbul Executive Chef Ercan Yamantürk oldu. Executive Chef Ercan Yamantürk ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk. Keyifli okumalar.

Pause Dergi okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısın?

Ben Ercan Yamantürk. Fairmont Quasar Istanbul’un Executive Chef’iyim. Yiyecek-içecek sektöründe 27 yıllık bir deneyime sahibim. Ortaokulda okuduğum yıllarda evde mutfağa girip kendi kendime yapılması kolay yemekler pişirerek, bu işi sevmeye başladım. Bolulu bir ailenin parçası olmam ve çevremde bu işi severek yapan pek çok sayıda ilham kaynağının bulunması, bu mesleğe başlamamda ve severek çalışmaya devam etmemde önemli rol oynamıştır.

Fairmont Quasar Istanbul Executive Chef Ercan Yamantürk Kariyerinizden bahseder misiniz?

Kariyerime 1997 yılında Çırağan Palace Kempinski’de komi olarak başladım. Ardından Four Seasons Sultanahmet’te çalıştım. 2000 yılında tekrar Çırağan Palace Kempinski’ye geçerek burada Chef de Cuisine pozisyonuna yükseldim. Daha sonra Four Seasons Bosphorus’a Executive Sous Chef olarak atandım. Shangri-La Istanbul’da Executive Chef olarak çalıştıktan sonra Mart 2022’de Fairmont Quasar Istanbul ekibine Executive Chef olarak katıldım.

Meslek hayatım boyunca yurtdışında düzenlenen pek çok Türk haftası ve tanıtım organizasyonlarında görev aldım. Türk mutfağı üzerine eğitimler verdim. Ayrıca ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etmek üzere birçok genç şefin yetiştirilmesine katkıda bulundum.

Hangi mutfakta kendinizi başarılı buluyor ve o mutfağın bir temsilcisi olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Türk mutfağının bendeki yeri çok başka. Türk mutfağı ürün bakımından oldukça zengin bir mutfak ve coğrafi konumu nedeni ile birçok kültürden etkilenip sentezlenmiştir. Ayrıca Japon ve Uzakdoğu mutfağında çalışmak da bana keyif veriyor. Ürünlerin uyumu, yemek yapılırken kullanılan teknik ve yediğiniz zaman beş duyunuza hitap etmesi beni etkiliyor. İtalyan ve Fransız mutfağını da sever ve takip ederim.

Fairmont Quasar Istanbul Executive Chef Ercan Yamantürk

Son dönemlerde hangi mutfak ve ne tür yemekler önde?

Son dönemlerde sağlıklı ve doğal ürünlerin kullanıldığı sürdürülebilir mutfak ön planda. Atıksız mutfak, yerel ürünlerin önemi, vegan ve vejetaryen beslenme, bizim de uzun zamandır üzerinde titizlikle çalıştığımız konular arasında yer alıyor.

Ayrıca yöresel ürünlere olan ilgi de her geçen gün artmakta. Modern bir dokunuşla sunulan geleneksel lezzetler bu dönemde de popülerliğini koruyor.

Yeni nesil mutfak veya yenilenen mutfak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Dünyada beslenme ve yeme içme trendleri her yıl değişiyor. Vegan, raw food ve sağlıklı beslenme akımları neredeyse tüm yemek kültürünü etkisi altına aldı. İşletmeler, sürdürülebilirlik teması ile atıksız mutfak konseptine uygun olarak yerel ve coğrafi işaretli menüler oluşturuyor. Bu konuda biz şeflere de büyük sorumluluk düşüyor. Sürdürülebilir gastronomiye destek vermek için ekibimizi bu konuda eğitmemiz, yemeğin hazırlanma aşamasından başlayarak hiçbir doğal kaynağın boşa harcanmaması için azami önemi göstermemiz gerekiyor.

Fairmont Quasar Istanbul Executive Chef Ercan Yamantürk

Geleneksel Türk mutfağı ve hakkında düşüncelerin?

Türk mutfağı çok farklı kültürlere tanık olmuştur. Bugün bile birbirine en yakın iki şehrin yöresel yemeklerini ve mutfağını incelediğinizde karşımıza birbirinden farklı tarifler ve lezzetler çıkmaktadır. Bu da bize zengin, çok çeşitli ve her kesimden insanın damak tadına hitap eden bir mutfağa sahip olduğumuzu göstermektedir.

Türk mutfağı bana göre değişime açık bir mutfaktır. Teknolojik yenilikler, yeni ürün yelpazesi ve yeni pişirme teknikleri ürünlerin ve reçetelerin özünü değiştirmeden uygulanırsa başarılı sonuçlar verir. Geçmişten bugüne, gerek günlük yaşantımızda beslenmeye verdiğimiz önem gerekse misafirperverliğimiz, yemeklerimizin ve mutfağımızın temel özelliklerinden bazılarıdır.

Şuan mutfağında olduğunuz yerde neler yapıyorsunuz? 

Lezzeti kadar görselliğiyle de öne çıkan tabaklar yaratmaya ve yöresel lezzetleri modern sunumlarla birleştirmeye özen gösteriyorum. Organik, yerel ve taze ürünlerin kullanımı benim için çok önemli.

Her üç restoranda da bu doğrultuda hareket ederek yeni yaz menüleri hazırladık. “Yarının Asyası” konseptli Ukiyo’nun yaz menüsü; özel suşi sunumlarından, tempura karidesli kinoa, deniztarağı ve mühürlenmiş kılıç balığı, Ukiyo usulü dana bonfile ve çıtır ördeğe kadar birbirinden leziz örneklerden oluşuyor. Uzak Doğu’nun otantik lezzetlerini yepyeni teknikler, taze ve benzersiz malzemelerin yaratıcı sunumlarıyla birleştirdik.

Aila’da ise Anadolu’nun dört bir yanından lezzetleri, yöresel malzemeler ve yenilikçi bir yorumla sunuyoruz. Başka hiçbir yerde bulamayacağınız mezelerimiz ve ocak başında pişen lezzetlerimiz konuklarımızı unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.

Stations’ta ise kahvaltı büfemizi sağlıklı ve vegan ürünlerle zenginleştirdik. Ayrıca, son yıllarda zirveye doğru hızla yol alan sağlıklı beslenme trendlerini de yakından takip ediyor, misafirlerimizin ilgi odağı olan alternatiflere de menülerimizde yer veriyoruz. Her sabah fırından taze çıkan kruvasanlar da misafirlerimizin vazgeçilmezi oldu.

Fairmont Quasar Istanbul Executive Chef Ercan Yamantürk

Yeni bir tabak hazırlarken ilhanımı ve hikâyesini anlatabilir misin?

Bir yemek yaratırken kullandığım ana ürünlerin birbirleriyle uyumlarının yanı sıra destekleyici ürünlerin uyumlarını, misafirlerinin beklentilerini, yeme & içme trendlerini ve orijinal reçetelerini de göz önünde bulunduruyorum. İlgi çekici, yeni ürünler denemeyi ve bunları menü seçeneklerinde bulundurmayı seviyor, mevsimsel ürünlerden ilham alıyorum.

Aşçılık mesleğinde çok değişken dinamiklere sahibiz. Geleneksel tatlar ile harmanladığımız yemekleri modern sunumlar ile birleştirerek ortaya göze hitap eden yeni lezzetler çıkarmaya özen gösteririm.

Yeni şef adaylarına yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?

Yemek yapmak birçok insan için zevk, birçok insan için meslektir. Ancak iyi bir şef olmak için yetenek ve bilgili olmanın dışında yemek yapmayı gerçekten sevmek gerekir. Birçok konuda olduğu gibi iyi bir aşçı olmanın da püf noktaları vardır; iyi bir damak zevki, sabırlı olmak, emek harcamak ve tabii ki hiçbir zaman hedeflerinizden vazgeçmemek bunlardan sadece birkaçı. Bu sırları deneyimlerinizle harmanlamak, farklı mutfaklardan ve şeflerden ilham almak ve sürekli sektörü takipte olmak ve dinamik kalmak da iyi bir şef olmanıza yardımcı olur. Yeni lezzetler, yeni pişirme teknikleri denemek ve yeniliklere açık olmak sizi geliştirir, güzel yemek yapabilmeniz için ufkunuzu açar. Neredeyse 360 derece açık bir bakış açısına sahip olmanız da önemlidir, dünya değiştikçe bakış açınız sizin değişikliklere ayak uydurmanızı sağlar.

Chef Selami Güleryüz “Boş zamanlarımda küçük esnaf lokantalarını dolaşırım”

Chef Selami Güleryüz “Boş zamanlarımda küçük esnaf lokantalarını dolaşırım” 

Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu The Ritz – Carlton, Istanbul Executive Chef’i Selami Güleryüz oldu. Chef Selami Güleryüz ile kariyerini ve mutfak deneyimlerini konuştuk. Keyifle okumalar…

Selami Güleryüz

Pause Dergi okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısın?

Swiss Otel The Bosphorus Chef’s School –İstanbul mezunuyum. 1991 yılında Swiss Otel’de mesleğe başladım. Bütün dünya mutfaklarının yer aldığı bir görevle 9 yıl çalıştım. 1999’dan itibaren farklı bir deneyimle restoran mutfaklarında görev yapmayı tercih ettim. 1999-2001 arasında Chinewhite, Laila, Susam ve Çapa restoranlarının açılışlarından itibaren ekiplerinde yer aldım.

Kariyerinizden bahseder misiniz?

2001 yılında The Ritz-Carlton, İstanbul’a transfer olarak kariyerime devam ettim. Otelin açıldığı ilk günün heyecanı sürdürerek ve her sezon yeniliklerimizle misafirlerimize özel lezzetler sunmaya devam ediyoruz.

 Hangi mutfak kendinizi başarılı buluyor ve o mutfağın bir temsilcisi olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Söz konusu yemek ve mutfak sanatları olunca birini diğerinden ayırmak haksızlık olur diye düşünüyorum. Her kültürün kendine özgü tatları edinmek çok keyifli olmakla beraber içinde barındırdığı kendine özgü kültürü de yansıtıp, o yere ait kendine has duyguları yaşatması da ayrı bir deneyim oluyor. Ama bütün bunların yanında vazgeçemediğim lezzetlere ve çok kültürlü bir yelpazeye sahip olmasından dolayı ilk tercihimi Türk mutfağı tarafından kullanmamda bir sakınca yok diye düşünüyorum.

The Ritz – Carlton, Istanbul

Son dönemlerde hangi mutfak ve ne tür yemekler önde?

Son dönemlerde Türk mutfağı öndedir. Türkiye, coğrafyasındaki Türk yemeklerinin tanıtımında inanılmaz yol kat etmesi, yemeklerin orijinal tatları ve tarifleri bozulmadan, tabak dizaynı ve sunumlarının modernleştirerek güzelleştirilmesi çok büyük bir etkendir.

Yeni nesil mutfak veya yenilenen mutfak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni nesli bizim zamanımızla kıyaslandığında, çok şanslı bir nesil olarak nitelendiriyorum.

Yeni mutfak dizaynları, son teknoloji avantajlarını da kullanarak her zaman yeni bilgilere yeni mutfak deneyimlerine sahip oluyorlar. Teknoloji dünyasını ceplerinde taşıyorlar.

Şuan mutfağında olduğunuz yerde neler yapıyorsunuz? Geleneksel Türk mutfağı ve hakkında düşüncelerin?

Biz The Ritz-Carlton, Istanbul’da mevsimlere göre menüleri oluşturuyoruz. Her mevsimin kendine has lezzetlerinin olduğu bu güzel toprakların ürünlerini öne çıkarmayı seviyoruz. Misafir portföyümüzün büyük bir çoğunluğu yabancı ziyaretçilerden oluşuyor. Bu yüzden güneşin, toprağın ve ateşin tadı Anadolu’nun dört bir köşesine özel lezzet keşifleri yapıyoruz.

Doğudan batıya güneyden kuzeye orijinal reçeteleriyle tüm Türkiye’nin lezzetlerini aynı menüde buluşturmak amacıyla Atölye Restaurant’ımızı yeniledik. Anadolu mutfağının en güzel örneklerini hem lokal hem de dünyanın birçok ülkesinden gelen misafirlerinin deneyimine sunuyoruz. Yerel üreticilerden mevsimine uygun taze malzemeler kullanılarak oluşturulan Atölye’nin menüsü, özlenen her bir geleneksel lezzeti en özel ve orijinal tariflerle günümüze ve yeni nesillere aktarıyor.

The Ritz-Carlton-Istanbul

Yeni bir tabak hazırlarken ilhamını ve hikâyesini anlatabilir misin?

Yeni bir tabak veya menüye koymayı düşündüğümüzde mevsimsel ürünleri göz önüne alarak, mevsiminde sahaya çıkarak neler var diye araştırırım. Gittiğimiz bölgenin pazarını, köylerini gezerim.

Nerde ne yiyebilirim diye araştırırım çoğu kimsenin gitmediği veya uğramadığı küçük esnaf lokantalarında 3-5 çeşit, hatta 1 çeşit yemek yapan yerlerdeki hazineleri keşfederim.

Gerçekten Türkiye coğrafyasındaki illerde köylerde ilçelerde çok lezzetli yapılan, geçmişten bugüne kadar lezzetten ödün verilmeyen tariflerle karşılaşıyorum. Bunların bazılarını menüme taşıyorum.

Her yemeğin bir çıkış hikayesi vardır ya yokluktan ya bolluktan çıkmıştır. Örneğin bir kış günü mantar toplamaya gittiğimizde çok üşümüştük. Köye döndüğümüzde Makbule Teyze bizim için mantar çorbası yaptı gerçekten mantar çorbası mı, işkembe çorbası mı içtiğimi anlayamadım. O kadar lezzetliydi ki ilk aklıma gelen mantar çorbası değil de işkembe çorbası içtiğimizdi. İşte bu Makbule Teyzenin annesinden öğrendiği tarifle yaptığı yoğurtlu mantar çorbasını menümüze koyduğumuz günden beri değiştiremiyoruz artık çorbanın müdavimleri oldu.

 Yeni şef adaylarına yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?

Yeni şef adaylarının öncelikle sabırlı olmaları birden her şeyi yaparım mantığından çıkıp öğrenmeleri gereken mesleki bilgileri alıp kendilerini geliştirmeliler. Ürünlere nasıl ulaşabileceklerini ve eşleştirme tatlarını çok iyi analiz etmeliler. Bir bilgiyi düşünceyi hangi ürünle katkı sağladığı ya da kendisini nasıl geliştirdiği önemlidir. Bir yol haritası belirlemesi yaratıcı bir şef olma yolunda başarıyı giden bir yoldur.

“Fransızların şaraplı armut tatlısı var, neden rakılı armut tatlısı olmasın”

Tuncay Gülcü “Fransızların şaraplı armut tatlısı var, neden rakılı armut tatlısı olmasın”

Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Chayote’nin yenilikçi şefi Tuncay Gülcü oldu. Şef Tuncay Gülcü ile kariyerini ve mutfak deneyimlerini konuştuk. Keyifle okumalar…

Tuncay Gülcü şef, okurlarımıza kendini tanıtır mısın? Mutfağa nasıl takıldın?

Merhaba Pause Dergi okurları. Baba tarafından Antalyalı, anne tarafından da Muğlalıyım. Bu iki bölgenin arasında kalan yer tarihte Likya uygarlığının tam ortasındanım. Bu yüzden aslen Likyalıyım.

Eğitim hayatıma sanat tarihi okuyarak başladım, yarıda bırakıp sinema bölümünü okuyup bitirdim. Bir süre film ve dizi setlerinde yönetmen yardımcılığı yaptım. Aynı zamanda kendi filmsel üretimlerimi de yapmaya devam ettim. Yaş 30 olduğunda da aşçılık okuluna gidip mutfağa girdim. Aslında ilk etapta düşüncem mutfak kariyeriyle ilgili profesyonel bir gelecek değildi. Kendi görsel işlerime farklı bir bakış açısı katmak için aşçılık okuluna başlamıştım ancak okul sürecinde kararım değiştirip mutfakta kalmaya karar verdim.

Tuncay Gülcü

Tuncay Gülcü

Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Mutfağa 2014 yaz alancha alaçatı (staj), 2014-2015 alancha istanbul (arge departmanı), 2016 şiraz moda (chef), 2017 drinkNbite (kişisel proje) (chef&owner), 2020 Nomadic Supper (pop-up restoran projesi)(chef&owner), 2022 Chayote Kaş (chef&owner), Chayote yeni ve en önemli projem.

Chayote’den bahsedebilir misin?

Öncelikle anlamından başlayayım isterim. Antalya bölgesinde dikenli kabak adında bir tür kabak tüketilir bu ürün sıcak iklimlerde yetişip tüketilen bir kabak türüdür aslen ve adı chayote’dir.

Çocukluğumdan beri evimizde tüketilen dikenli kabağı hem tüketmeyi hem hazırlamayı çok sevdiğim için mekanımın adını da chayote olarak belirledim. Kaş’ın yarımada bölgesinde plajı, barı ve restoranı olan bir yer burası. Akşam menüsü imza yemeklerim ile Akdenizli, Egeli yerel mutfağın keyifli yorumları ile beraber mevsimlik değişen bir şekilde yürüyor. Olmazsa olmazlarım Hibeş, oğlak tandır, tirmis favası, rakılı armut tatlısı, tahin mus ve adını sığdıramadığım onlarca yemeğim bu mekanın menüsünde var olmaya devam edecekler.

Chayote

Senin yemeğini yedim. Ama sem kendini nasıl tanımlarsın? Nasıl bir lezzet kategorisi? Nasıl bir stil? Ana karakteri nasıldır mutfağının?

Lokal malzeme ve lokal mutfak kültürü üzerine kurulu benim mutfak anlayışım. Bu üç farklı yol haritası üç farklı anlayış çıkartıyor aslında. Birincisi yerel malzeme ile enternasyonal bir mutfak ürününü yeniden üretme, ikincisi yerel bir yemeğin üretim sürecini değiştirip farklılaştırmak; üçüncüsü ise bulduğum yerel ve özel ürünlerle farklı ve yeni bir yemek üretmek.

Bu noktalardan bakacak olursak mutfağım bir inovasyon çizgisi üzerinde duruyor. Bir kaç örnek verecek olursam. Fransızların şaraplı armut tatlısı vardır mesela, bu armuttu biz neden rakılı yapmayalım diyerek yola çıktığım ve fümelenmiş yoğurt mus ile servis ettiğim bir ‘Rakılı armut tatlısı’ var mesela.

Başka bir örnek de erişte için verilebilir. El kesmesi erişteyi kavurup su ile pişirmek yerine, hazırladıktan sonra kombu yosunu ile demlediğim bir mantar stok ile pişirip Bergama tulum peyniri ile bağlayarak servis ediyorum. Karidesi ızgaralayıp portakal suyunu ve esmer tereyağını bağlayıp servis ettiğim bir tabak daha var. Mesela ve yine benzer bir şekilde bizim sokak atıştırmalığımız olan tirmisten baklanın bir tür olmasından kaynaklı daha önce hiç yapılmamış olan Bu ve benzeri onlarca farklı şekilde hazırlanmış bir skalam var.

Chayote

Antalya diye mutfağı halen ulusal veya küresel bilinmeyen bir bölgenin kreatif mutfağını yaratıyorsun. Bu çok değerli bir kavram bunu biraz açar mısın? Nasıl bir ARGE nasıl bir ÜRGE ye dönüşüyor?

Az önce de belirttiğim gibi var olan bir yemeği yeniden yorumlamak ve bulduğum bir ürünü farklı şekillerle ve tekniklerle birleştirip yeni bir yemek yaratmak üzerine kurulu bir mantığım var. Nasıl olduğunu tam olarak tarif etmesi zor aslında. Bu süreç tamamen ürünü ya da yemeği tattığımda bundan şöyle bir şey olur diyerek ortaya attığım içsel bir dürtüyle oluşuyor bir nevi refleks diyebiliriz buna.

Bazen ilk aklıma gelen fikri denediğimde çok güzel bir sonuç alıyorum bazen de bir dizi ekleme ile zaman içinde geliştiriyorum.

Ayrıca bölgemdeki yemeğin ve malzemenin nasıl bir hikayesi ve nasıl bir yolculuğu olduğunu bildiğim için ben de bu hikayeye, bu yolculuğa kendimce bir iki kelime ekleyebiliyorum. Yani aslında işin özü bilmekten araştırmaktan geçiyor. Temel ilkelerini ve geçmişini bilmediğiniz herhangi bir şeyi geliştirip büyütmeniz mümkün değil hiç bir şekilde.

Chayote

Konsept restoran olgusunda genç şeflere ne tavsiye ediyorsun? Nelerden esinlenmeliler? Hikayeleri ne olmalı?

Öncelikle yaptığınız her işte, her projede kendi hayatınızın mutlaka bir izi olmalı. Her insan gözlerini dünyaya açtığı andan son nefesini verdiği ana kadar yaşadığı her şeyi hafızasında tutar. Bu aslında hayat deneyimidir. Gençlere bu anlamda en büyük tavsiyem hayat deneyimlerini geliştirmeleri. Okumaları, araştırmaları, izlemeleri, denemeleri, gezmeleri ve anlamaya çalışmaları gerekli. Özellikle genç yaşlardan itibaren ne kadar çok deneyime sahip olurlarsa meslek hayatlarında ileriye dönük olarak o kadar başarılı olurlar. Bütün bu deneyimle beraber kendi köklerini kendi hikayelerini birleştirmeyi de becerebilirlerse gerisi çorap söküğü gibi gelir zaten. Ve unutulmaması gereken en önemli şey, imkansız diye bir şeyin olmadığıdır. Kendi potansiyelinizi bildiğinizde bunu da hayat deneyimizle birleştirdiğinizde imkansız yoktur.

Kemal Can Yurttaş “Peru ve Şili mutfağı şuan çok önde”

Kemal Can Yurttaş “Peru ve Şili mutfağı şuan çok önde”

Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Aila Chef de Cuisine şefi Kemal Can Yurttaş oldu. Şef Kemal Can Yurttaş ile mesleki kariyeri, beklentileri, lezzet dolu ve hoş bir sohbet ettik. Keyifle okumalar…

Pause Dergi okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısın?

1994 yılında İstanbul’da doğdum. Karadenizli bir babanın, göçmen bir annenin çocuğuyum. 1999 yılından itibaren İstanbul Silivri’de ikamet etmekteyiz. Yani çocukluğum orada geçti diyebilirim. Silivri kültürel olarak muhacir insanların yaşamını sürdüğü bir kent. O yüzden aslında orada büyürken biraz da onların kültürünü benimsedim.  Şimdi Aila İstanbul’da Chef de Cuisine olarak görev alıyorum.

Kemal Can Yurttaş “Peru ve Şili mutfağı şuan çok önde”

Kariyerinizden bahseder misiniz?

Mutfak serüvenim 15 yaşındayken lise eğitimi sırasında başladı ve üniversitede aşçılık bölümünde okudum. Ardından Türkiye’nin ileri gelen otel ve restoranlarında çalıştım.

2015 yılında Alancha İstanbul’un mutfak ekibine dahil oldum. Chef de partie ve sous şef görevlerinin ardından 2018 yılında Executive Chef pozisyonuna terfi ettim ve bu görevde 2020 yılına kadar çalıştım. Alancha ile beraber aynı zamanda, Pernod Ricard’ın dünyada ilk kez Chivas Regal markası için hayata geçirdiği House Of Brothers’ın mutfak şefliğini de yürüttüm. Bu süreçte üniversitelerde mutfak üzerine birçok konferans verdim.

2018 yılında İspanya’daki Basque Culinary Center’da eğitim aldım. Ardından 2019 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olup Türk Mutfağı dersleri verdim. Yine 2019 yılında BeIN Gurme kanalında 70 serilik bir yemek programı yaptım. 2020’de The Steeve İstanbul’un açılış ekibinde yer alarak mutfak şefliği görevini yürüttüm. 2021 yılında sezonluk devam eden YEK Alaçatı’nın mutfak şefi oldum. Aralık 2021’den bu yana da Aila’da Chef de Cuisine olarak görev yapmaktayım.

Hangi mutfakta kendinizi başarılı buluyor ve o mutfağın bir temsilcisi olduğunuzu düşünüyorsunuz?

Kesinlikle Türk mutfağı diyorum. Kendi kültürümün mutfağı ve onun bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.

Yemeği lezzetli kılan ürün kalitesidir, pişirme tekniğidir. Ancak bir tarifi yorumlarken en büyük gücümü geleneksel kültürden alıyorum. Özümüzü bilmeden yurt dışı mutfaklara açılmamak gerektiğini düşünüyorum.

Ben bu mesleğe Türk mutfağının dışında bir mutfak ile başlamak istemezdim. Nasıl ki bir doktor, önce pratisyen hekim diploması alır, bir sağlık ocağında çalışır, ardından cerrah olursa, biz şefler için de temel mutluluğumuz, Türk ve Anadolu mutfaklarımız olmalı. Önce yerelimizi öğrenmeli, sahip çıkmalı, sonra yabancı mutfaklara yönelmeliyiz.

Kemal Can Yurttaş “Peru ve Şili mutfağı şuan çok önde”

Son dönemlerde hangi mutfak ve ne tür yemekler önde?

Kesinlikle Güney Amerika. Peru ve Şili mutfağı şuan çok önde ve ayrıca tat bakımından çok başarılı mutfaklar. Son 6-7 yıldır popüler olan ve hala akımı devam eden Nordic Cuisine ise bana kalırsa biraz gözden düşmüş durumda. Ama tabii ki de öncülerinden olan Noma’nın etkisiyle hiçbir zaman ilk beşten ayrılmayacaktır.

Peru ve Şili demişken bir Ceviche’yi, Asado’yu, Empanadas’ları unutmamak gerekir.

 Yeni nesil mutfak veya yenilenen mutfak hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yenilenen mutfak ile ilgili çok uzağa gitmeden ülkemize bakarsak önde gelen bazı restoranların Yeni Anadolu Mutfağı terimini son 8-9 yıldır çokça kullandığını duyar olduk. Unuttuğumuz değerlerimizi geri kazanmak, bunları misafirlere aktarmak ve bu terimi yaşatmak adına daha sıkı çalışmamız gerekiyor.

Dünyanın en iyi 100 restoran listesine giren Türk restoranlarına baktığımızda da bu mutfak terimini benimsemiş olduklarını görüyoruz.

Geleneksel Türk mutfağı ve hakkında düşüncelerin?

Bir tarifi yorumlarken en büyük gücümü Türk mutfağının zengin gastronomi mirasından alıyorum. Gelenekselliğin kesinlikle uzaklaşılmaması gereken bir kavram olduğuna inanıyorum.

Kendi coğrafyamızın bize sunduğu, yıllardan beridir bu topraklarda yaşamış ırkların birikimi Türk Mutfağını oluşturmuştur. Ve bu kadar fazla kültürün bağlandığı başka bir ülke mutfağı yoktur. Ne kadar lüks bir restoranda çalışsanız dahi, misafirlere sunduğunuz yemeğin hikayesi ile birlikte geleneksellikten uzaklaşmadan aktarılması gerektiği inancındayım.

Günümüzde Best 50 veya Michelin Star Restaurantlara baktığımızda çoğu kendi kültürlerini geleneksel biçimde sunmaktadır. Bunun en büyük örneklerinden biri Alex Atala’nın Brezilya’da ilkel Amazon kabilelerine gidip, onların yaşayış ve yeme-içme alışkanlıklarını öğrenip, kendi restoranında sunmasıdır.

Şuan mutfağında olduğunuz yerde neler yapıyorsunuz? 

Geleneksel lezzetlerin çağdaş yorumlarla sunulduğu Aila’nın yeni menü çalışmalarında coğrafi işaretli ürünlerin yer almasına büyük önem veriyorum.

 Anadolu mutfağından esinlendiğim yeni menümde gönderme yaptığım geleneksel lezzetler de bulunuyor. İzmir’in vazgeçilmez sokak lezzetlerinden İzmir söğüşü, fırın kelle, beyin püresi, vinegret sos, fırından lavaş ve sumaklı soğan ile sunuyorum. Dövme köz patlıcanı ise Bozkır tahini ile hazırlıyor, kavrulmuş susam, beyaz çikolata ve fesleğenle lezzetlendiriyorum. Boşnaklara atıf yapıp az kurutulmuş Boşnak etini, yine Boşnaklara ait olan soka turşusu ile beraber servis ediyorum. Aslında Anadolu’da yaşamış insanların kültür birikimini kullanmaya yönelik ürünler geliştiriyor ve üzerinde çalışıyorum.

Yeni bir tabak hazırlarken ilhanımı ve hikâyesini anlatabilir misin?

Yeni bir tabak tasarlarken dört farklı ana başlıktan ilham almaktayım. Tecrübe, Mod, Yemek ve Konsept. Bunlar da içlerinde şöyle ayrılıyorlar,

Konsept: Fikir, dizayn, hikaye

Yemek: Sunum, aroma, tat

Mod: Çevre, ışıklandırma, mobilya, insan, ses

Tecrübe: Hepsinin birleşimi

Yeni şef adaylarına yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?

Başarının, bir yaşam tarzı haline dönüştürüldüğünde yakalanabileceğine inanıyorum. Yeni mutfak adaylarına önerim hayal kurmaları, Türk ve yabancı şefleri takip etmeleri, gastronomi alanındaki gelişmelere yakın durmaları ve en önemlisi de zorluklar karşısında pes etmemeleri. Bu mutfakta hepimiz bir halkayız, biri koptuğu zaman ritmimiz de bozulur. O yüzden bütün zorluklara göğüs germeleri gerekir. Hayallerinin peşinden koştuktan sonra her şeyi başarabileceklerine inanıyorum.

Murat Taşdemir “Kendimi güvende hissettiğim tek yer mutfağımdır”

Murat Taşdemir “Kendimi güvende hissettiğim tek yer mutfağımdır”

Bu ay ki Chef&Chef konuğum Glens’in Executive Şefi Murat Taşdemir oldu. Tutkunu olduğu mesleğe başlangıcını, kariyeri ve gelecek projelerini konuştuk. Keyifle okumalar.

Murat Taşdemir Şef nerelisin? Kaç yaşındasın? Bu tutku ve yeteneğin birinci nesli misin? Pause okurlarınıza kendini tanıtır mısın?

1982 yılında Ağrı Doğu Beyazıt’ta dünyaya geldim. Ailemde kısmen bu işi yapanlar vardı. Ama geleneksel metotlarla yemek pişirilen mutfaklardı. İlk aşamada bende bu mutfaklarda çalıştıktan sonra gastronomik ve yenilikçi, yaratıcı yemekleri yapmaya başladım. Zamanla kendi tarzımı yarattım. Kendimi güvende hissettiğim tek yer mutfağımdır. Ürettiklerimle mutlu oluyorum.

Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

1996 yılında Türkiye’nin ilk İtalyan restoranı Bice ‘de profesyonel iş hayatıma başladım. İtalyan şeflerle çalıştım. Daha sonra Çırağan Sarayı’nın mutfak kadrosunda ki 3 yabancı şefle çalıştım.

Bodrum Maça Kızı Otel’in devamı olan Nişantaşı Tuus restoranda Şef Aret Sahakyan ile birlikte çalıştım.

Daha sonra Sicilya ve Palermo’da mutfak eğitimi ve Türkiye’de ilk açılacak Fratelli La Bufala restoran grubunun genel şefliğini yaptım ve 3 şubesini açtım. Peşinden Zorlu Center Parle Restoran’ı açtım ve 2 yıl mutfak şefliğini yaptım. Milano’da 2 Michelin Yıldızlı şef Carlo Cracco ile çalıştım.

Bodrum Caresse Resort otelde mutfakların şefliğini ve açılışını yaptım. Daha sonra Bodrum Mandarin Orientel’a başladım. Mandarin Orientel’da 1 tane Uluslararası en iyi Akdeniz Mutfağını yapan şef ödülünü aldım. Aynı zaman da İncili Gastronomi Rehberinde 3 incili ödüle layık görüldüm. Ve şimdi Nish Palas İstanbul By Hyatt bünyesinde bulunan Glens ve Tiraje Terasın Executive şefi olarak görev yapmaktayım.

 

Murat şef, eski usul usta tecrübesi ile yeni nesil reçeteler uyguluyorsun. Mesleki bir melezliğin artıları neler?

Bizim işimiz tüketilebilen sanat olduğu için geçmişteki tecrübelerden faydalanarak daha yenilikçi ve yaratıcı işleri kolaylıkla yapabilme şansınız olabiliyor. İşin çıraklığını yaşayıp ustalık ve şeflik döneminde ki bütün bilgilerinizi harmanlayarak dünyada gelişen gastronomi serüvenini daha rahat anlayıp ve yorumlamanıza faydalı olabiliyor. Geçmiş ve geleceğin birleşimi diyelim…

 

Hayalindeki menü stili nedir? Her zaman hayallerimizi gerçekleştiremiyoruz. Olabilse ne olurdu?

Hayalimde ki menü benzersiz ve sadece kendi tasarladığım olmalı. Anadolu ve Mezapotamya’da bir kültür mozaiği gibi bütün renkleri tek tabakta birleştirerek geçmiş ve geleceğin bütün kültürlerini temsil eden. Aynı zamanda yaratıcı ve bir o kadar da geleneksel lezzetleri olan bir menü yapmak isterdim. Bu tabi sadece bir hayal, hayaller her zaman pratikte çok mümkün olmayabiliyor. Şuan çalıştığımız birçok işletmede misafirlerin talepleri ve işletme politikalarına göre menüleri hazırlama zorunluluğumuz oluyor.

 

Genç şeflere, yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji veririmsin? Aslında artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun?

Yeni jenerasyon şeflere önerim teorik bilginin ötesinde pratik kazanmaları ve muhakkak çok iyi tecrübe edinmeleri gerekiyor. Yemek yapmak sadece yüzeysel bir bilginin ötesinde… Kendi bulunduğun coğrafyayı, toplumu ve ürünleri iyi tanımak lazım… En önemlisi de şef olabilmek için kendi tarzınızı yaratmalısınız ve tutkularınızın peşinden koşmalısınız. Vazgeçmemeli… Vazgeçmek, kaybetmektir.

 

Bana Glens’de unik ve tekel olan bir lezzeti anlatır mısın?

Ben toprak ve doğanın büyüsüne inanan birisiyim. Bunu esas alarak burada hazırladığım bir tabağı size anlatayım. Mango ve Pancar taze Manda Ricottasından oluşan bir tabağım var. Lezzeti bir o kadar Anadolu bir o kadar da Avrupai, tabağımda resmen bir bahçenin renklerini barındırıyorum.

 

Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Mevsiminde bir ürün gördüğümde onu nasıl pişirebilirim ve nasıl kombine edebilirim hemen bunun telaşı ve heyecanı basıyor beni. Bu heyecanla kendimi mutfakta buluyorum. Birkaç denemeden sonra ürünün gerçek özünden uzaklaşmadan kendi tarzıma yakın bir tabak yaratmaya çalışıyorum ve takım arkadaşlarımın bu tabakla ilgili lezzet ve fikirlerini almak üzere onlara sunuyorum. Tabi bunun yanı sıra artık Dünyada bilgiye ulaşmak çok kolay. Dünyada birçok Michelin Yıldızlı şefi takip ediyorum. Onların aurasından etkileniyorum ve bu işin ne kadar iyi veya tam olarak neresinde olduğumu anlamaya çalışıyorum.