Yazılar

At nalı böbrek hastalığı nedir?

At nalı böbrek hastalığı nedir?
Normal şartlarda bir insanda bulunan börek sayısı ikidir ve bu börekler birbirinden ayrı olarak sağ ve solda konumlanır. Ancak kesin nedeni bilinmese de bazı durumlar anne karnındayken bebeğin böreklerinin birleşmesine yol açar. Şekil olarak at nalına benzeyen bu duruma at nalı böbrek hastalığı denir. Avrasya Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Arman Çitçi, at nalı böbrek hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

At nalı böbrek hastalığı nedir ve nasıl oluşur?
Böbrekler anne karnındayken omuriliğin iki tarafında olacak şekilde oluşmaya başlar. Bebeğin rahimde oluşması sırasında aşamalı olarak ilk oluşan organların başında böbrekler gelir. Normal bir süreçte böbrekler ayrı olarak bebek büyüdükçe gelişimini sürdürür ve doğru noktada pozisyon alır. Ancak anormal olan bazı şartlar bu süreçte bazı kusurlara yol açar ve böbrekler birleşir. Hamileliğin 7. ve 9. haftaları arasında ortaya çıkan bu durum çok sık görülmemekle birlikte hayati bir tehlikeye yol açmaz. Ancak yapılan araştırmalar at nalı böbrek hastalığı olan kişilerin çok daha kolay böbrek taşı hastalıklarına yakalandığını ortaya koymaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Arman Çitçi

At nalı böbrek hastalığının belirtileri nelerdir?
Bazı durumlarda hiç belirti vermeyen at nalı böbrek hastalığının en sık görülen belirtileri şu şekildedir:
• Böbreklerde ağrı,
• Bulanık idrar,
• İdrar sırasında acı ve yanma,
• İdrarda görülen kan,
• Halsizlik ve yorgunluk,
• Yüksek ateş,
• Mide bulantısı,
• Kusma şikayetleri,

Bu hastalıklara dikkat!
At nalı böbrek hastalığı her ne kadar hayati bir tehlikeye yol açmasa da kişileri bazı hastalıklara karşı daha savunmasız bırakır. Beraberinde;
• Böbrek taşları,
• Böbrek kanseri,
• Wilms tümörü,
• İdrar birikmesi sonucu oluşan böbrek şişliği,
• Beyinde ekstra sıvı birikmesi,
• Ayrık omurga,
• İskelet problemleri
• Polikistik böbrek hastalıkları görülebilir.

At nalı böbrek hastalığı nasıl teşhis edilir?
At nasıl böbrek hastalığı genel olarak hamilelik döneminde bebek anne karnındayken ortaya çıkar. Rutin kontroller için yapılan ultrason görüntülerinde bebekteki bu durum ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra teşhis için kullanılan diğer yöntem ise böbrek ultrasonudur.

Pause Sağlık, Pause Dergi
At nalı böbrek hastalığı tedavi edilebilir mi?
At nalı böbrek hastalığının herhangi bir tedavisi yoktur. Ancak bu durumun yol açtığı hastalıklar tedavi edilerek hastanın şikayetleri önlenebilir. Ayrıca bu durumun yaratacağı etkileri en aza indirmek için çeşitli önlemler alınabilir. Bunlar;
• Böbreklerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için en önemli yaşam kaynağı olan su bol bol tüketilmelidir.
• Böbrek için faydalı gıdalarla beslenmeye özen gösterilmelidir.
• Tam tahıllı gıdalar beslenme listesinde mutlaka yer almalıdır.
• Alkol ve sigara kişinin hayatından tamamen çıkmalıdır.
• Hareketsiz yaşama dur denmeli ve fiziksel aktivite oranı arttırılmalıdır. Bunun için günde en az yarın saat tempolu yürüyüş yapılmalıdır.
• Periyodik ultrason kontrolleri ile at nalı böbreğin durumunun takibi yapılmalıdır.

Zatürre ölümcül olabilir!

Zatürre ölümcül olabilir!

Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir. Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşur ve dünyada en sık karşılaşılan, ölüme neden olan hastalıkların başında gelir. En tehlikeli solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu ve bu süreçte erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu vurgulayan Avrasya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kanan Abbaslı zatürre hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kanan Abbaslı

Zatürre Nedir?

Tıp dilinde pnömoni olarak da bilinen zatürre akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölgede bulunan hava keseciklerinin iltihaplanmasıdır. Zatürre başta bakteriler olmak üzere birçok çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak oluşur. Her yaştan insanda hafif ya da ağır hastalıklara neden olabilen hastalık kimi zaman karşımıza bir grip komplikasyonu olarak da çıkabilir.  Bazı pnömoni türlerinde hastalığın hasta kişilerden sağlıklı kişilere doğrudan bulaşma riski söz konusudur.  Ancak zatürre çoğunlukla hastanın kendi ağız, boğaz ya da sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni riski daha fazladır. Bu nedenle hastalığın bulaşma riskinden çok kişinin vücut direncinin zayıf oluşu en büyük risk faktörünü oluşturur.

Zatürre belirtileri nelerdir?

Genellikle ani öksürük, iltihaplı balgam, ateş, üşüme ve titreme, halsizlik, yan ağrısı ile kendini gösterir. Ayrıca beraberinde nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler de görülür.  Bazı kişilerde ise sinsi bir başlangıç söz konusudur. Birkaç gün devam eden eklem ve kas ağrıları, iştahsızlık ve halsizliğe kuru öksürük, ateş, kusma ve baş ağrısı gibi reaksiyonlar da eşlik edebilir. Özellikle çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve hastalığa yol açan etkenlere göre farklılık gösterir.  Kimi zaman tek bulgu hızlı solunum olabilirken kimi zaman da ateş, karın ağrısı ya da kusma gibi şikayetler bir arada görülebilir. Göğüs ağrısının meydana geldiği kişilerde, göğüs boşluğunda bir sıvı birikmesi söz konusu olabilir. Bu durum erken tanı ve tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilir ancak hastalığın ilerlediği durumlarda ise yoğun bakıma yatmak ya da bir tüp aracılığıyla göğüste biriken iltihaplı sıvıyı almak gerekebilir.  Genellikle nedenleri bakteriler ve virüsler olsa da kimi zaman bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedirler.

Pnömoni bulaşıcı mıdır ve risk faktöreleri nelerdir?

Zatürre hastalığına zemin hazırlayan viral solunum yolu enfeksiyonları bulaşıcıdır. Öksürük ya da hapşırıkla yayılabildikleri gibi kişinin kullanmış olduğu bardak, mendil, çatal gibi eşyalar aracılığıyla da yayılabilirler. Pnömoni çok sık rastlanılan ve ölüme sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle de bebeklerde, yaşlılarda, çocuklarda ve hastalığı bulunan başka kişilerde ölümcül olabilmektedir.  İleri yaş, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yutma güçlüğü yapan durumlar, sigara kullanımı, kusmalar, alkol, geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar erişkinlerde zatürre hastalığına yakalanmayı kolaylaştıran risk faktörleri arasındadır.

Zatürreden korunmak mümkün

  • Hastalıktan korunmak için öncelikle pnömoni oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Kronik hastalık varsa tedavisi ve kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalıdır,
  • Stresten kaçınılmalı, dengeli beslenmeye ve hijyene önem verilmelidir,
  • Alkol, tütün kullanımı tavsiye edilmez,
  • Grip durumunda kalabalığa temasın azaltılması, maske kullanılması tavsiye edilir,
  • Gripten korunmak için aşılar geliştirilmiştir ve bir yıl süreyle koruma sağlayan bu aşılar her yıl Eylül, Ekim, Kasım aylarında bir doz kas içine yapılmaktadır. Aşının, gribe yakalanma riski yüksek veya hastalığı çok ağır atlatan kişilere uygulanması tavsiye edilir.

Pnömokok aşısı önerilen kişiler

  • 65 yaş ve üzerindeyseniz,
  • Kronik hastalığınız varsa,
  • Pnömonektomi geçirdiyseniz,
  • Beyin omurilik sıvısı kaçağı varsa,
  • Dalak bozukluğu söz konusuysa,
  • Bağışıklık yetmezliğiniz varsa,
  • Kronik alkol probleminiz varsa aşı yapmanız önerilir.

Zatürre (Pnömoni) teşhisi ve tedavisi

Öncelikle muayene sırasında stetoskopla kişinin akciğerleri dinlenir ve söz konusu hastalıktan şüphelenilirse akciğer röntgeni istenir. Röntgen zatürre olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verecektir ancak kandaki oksijen miktarının, solunum yollarının ne durumda olduğunun bilinmesi adına ekstra testlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Beyaz kan hücre sayısının kontrolü için tam kan sayımı, zatürenin boyutu ve akciğer yaprakları arasında sıvı varlığı için tomografi taraması balgam testi, akciğerlerde sıvı birikmesi söz konusu ise plevral sıvı kültürü ve balgam çıkaramayan antibiyotiklere yanıt vermeyen dirençli zatüre varlığında bronkoskopik yöntemler kullanılmaktadır.

Zatürre tedavisi öncelikle enfeksiyonun iyileştirilmesini ve mevcut komplikasyonların önlenmesini içermektedir.  Genellikle antibiyotikler, istirahat, bol sıvı alımı, ateş düşürücüler ve ağrı kesiciler kullanılır. Bazı durumlarda kişinin hastaneye yatması gerekebilir. Özellikle çok ağır zatürre söz konusu ise yoğun bakımda yatış ve solunum desteği uygulanabilir.  Hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir ancak zatürre tanısı konulduktan kısa süre sonra antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır.  Bu nedenle hastanın yaşı, varsa kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak tedaviye başlanır. Tedavi süreci bu etkilere göre de uzayabilir ya da kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebilir. Çünkü zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşebilen bir hastalıktır.  Tedaviden 72 saat sonra ateşiniz düşmemiş, öksürüğünüz şiddetli şekilde devam ediyorsa hemen bir uzman hekime görünmelisiniz.

Obezite ameliyatı sonrası önemli kurallar

Obezite ameliyatı sonrası önemli kurallar

Modern çağın salgın hastalığı obezite dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. Özellikle yaklaşık iki yıldır hareketlerin kısıtlandığı, eve kapanmaların yaşandığı ve yeme alışkanlıklarının değişerek abur cubur tüketiminin arttığı pandemi sürecinde obezitenin çok daha sık görüldüğünü belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Bu tehlikeli hastalık ayrıca diyabetten kalbe, kas iskelet sistemi hastalıklarından kansere, hipertansiyondan inmeye dek birçok ciddi hastalığa yol açmaktadır. Obezite tedavisi amacıyla kilo verilmesine yardmcı olmak için yapılan ameliyatlar, yaşam şekli değişikliği yapılmazsa başarıya ulaşamaz. Hedeflenen kiloya ulaşmak ve kilo almadan hayata devam etmek için obezite ameliyatı sonrası bazı kurallara dikkat etmek gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, obezite ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gereken 8 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Günlük yemek yeme düzenine sadık kalın

Obezite sorunu olan kişilerde yeme alışkanlıkları genellikle düzensiz, daha çok atıştırma veya geç saatte yemek yeme şeklindedir. Bu ameliyatlardan sonra bu tür olumsuz beslenme alışkanlıkları yerine, yeterli beslenebilmek için 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenmeye dikkat edilmelidir. Kişinin ihtiyaçlarına uygun hazırlanan beslenme programına uygun davranılmalıdır. Böylece kişinin kan şekeri dengesi de düzenlenmiş olur. Yemekleri yavaş yemek, ağızda çok çiğnemek gerekir.

Yeterli su içmeye özen gösterin

Yeterli su içmenin kilo kaybını kolaylaştırdığı unutulmamalı, yemek aralarında azar azar en az bir buçuk litre su içilmelidir. Yetersiz sıvı alımı halsizlik, baş ağrısı, kabızlık ve yorgunluk hissine sebep olabilir. Özellikle soğuk kış aylarında su içmek çoğu hasta için zor gelebildiği için su alımı yetersiz kalabilir. Bu nedenle gün içerisinde mutlaka en az bir buçuk litre su tüketmeyi ihmal etmeyin.

Size özel hazırlanan beslenme düzenine uyun

Kusma, bulantı gibi sorunların olmaması için size özel hazırlanan beslenme şekline ve miktarına uyulmalıdır. Bu operasyonlar çoğunlukla midenin büyük bir bölümünün alınması ve kapasitesinin küçültülmesi şeklinde yapıldığı için; az miktarda gıda ile doymak, açlık hissetmemek sık görülen durumlardır. Ayrıca yemekler iyi çiğnenmeden hızlı yendiğinde kusma, şikinlik gibi sorunlarla karşılaşılır. İlk haftalarda sıvı kıvamda gıdalar ile küçük porsiyonlarda beslenmek ve yavaş yemek bu sorunları engeller. Yemek kıvamlarının yavaş yavaş artırılması ve değişen beslenme şekline adaptasyon bu sorunların yaşanmaması için önemli bir kuraldır.

Proteini yüksek besinler tüketin

Protein vücut çalışması için çok gerekli, kasların ana yapı taşı, B grubu vitamin kaynağı ve tokluk hissi veren gıda maddeleridir. Obezite cerrahisi sonrası hızlı kilo kaybı kas kaybına da neden olmaktadır. Yemek yerken önceliği proteinden zengin gıdaya vermek, onu yedikten sonra eğer yenebilirse diğer gıdaları tüketmek ihtiyacı karşılamak için gereklidir. Yeterli protein alınamadığı durumlarda destek proteinler kullanılabilir.

Vitamin ve minerallerinizi düzenli kullanın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Obezite cerrahisi sonrası özellikle demir, B12, diğer B vitaminleri ve bazı mineral eksiklikleri görülebilmektedir. Bunun nedeni yapılan operasyonun emilimleri etkilemesi ve/veya yeterli miktarda tüketilememesidir. Sağlıklı vücut işleyişi için gerekli olan bu vitamin ve minerallerin 1 yıl kadar destek olarak alınması gerekebilir; bu konudaki doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu vitaminlerin yetersizliği halsizlik, saç dökülmesi, kansızlık gibi sorunlara yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Alkolden ve gazlı içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler reflü şikayetlerine ve uzun vadede mide kapasitesinin genişlemesine yol açmaktadır. Ayrıca içerdikleri şeker nedeniyle kalori içerikleri yüksektir. Aynı şekilde alkol de kalori içeriği yüksek bir içecek olduğu için yapılan bu tür girişimlerin başarısını engeller. Bu içecekler küçültülmüş mideden kolaylıkla geçebileceği için tüketilen miktarları fazla olabilir. Bu nedenle bu tür şeker ve kalorisi yüksek sıvı içeceklerin alımından kaçınılmalıdır.

Egzersiz yapma alışkanlığı kazanın

Egzersiz sağlıklı kilo verme ve kas yapısının korunmasında çok önemli bir rol oynar. Obezite cerrahisi sonrası hızlı verilen kilolar nedeniyle oluşabilecek sarkmaların daha az olması da egzersiz desteği ile mümkündür. Operasyon sonrası sık yaşanılan kabızlık sorununun çözümüne de yardımcı olur. Bu faydaları nedeniyle egzersiz obezite ameliyatları sonrası takip ve tedavinin önemli bir parçasıdır. İlk 8 hafta ağır egzersiz önerilmemekle birlikte operasyonun ertesi günü yürümeye başlanmalı ve düzenli yürüyüşlere devam edilmelidir.

Ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Obezite ameliyatı sonrası düzenli takip hastada karşılaşılabilecek olumsuz durumları engellemek için çok önemlidir ve bu tedavinin başarısını kesinleştirir. Bu operasyonların  tekrar kilo alınmaması garantisi yoktur. Yapılan çalışmalar, ameliyattan iki yıl sonra kilo artışlarının söz konusu olabileceğini, bu nedenle hasta takiplerinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla kaybedilen kiloların geri alınmaması, kazanılan faydaların kaybedilmemesi için ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın” diyor.

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Son zamanlarda cevabını bilemediğimiz sorularla belirsizlikler içerisindeyiz. ‘’Kazandığım para ile geçimimi sağlayabilecek miyim? İhtiyaçlarımı rahatlıkla karşılayabilecek miyim? Keyif alanlarıma yer ayırabilecek miyim? ’’ gibi cevabını aradığımız belirsiz düşüncelere yoğun bir şekilde maruz kalmaktayız.  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, ekonomik kaygı hakkında açıklamalarda bulundu.

Kişiler olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin yeni bir durumla karşılaştıklarında kaygı belirtileri gösterebilirler. Kaygı duygusu, dışarıdan gelen tehdidin tam olarak ne olduğunun bilinmemesi ve geleceğe yönelik sınırların belirsiz olmasından kaynaklı hissettiğimiz bir duygudur. Buradan baktığımızda kişilerin algıladıkları ekonomik durumlarının ve yaşadıkları ülkenin ekonomik dalgalanmalarının, ruh sağlıkları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu söylenilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan 

Ekonomik dalgalanmalar kişilerin yaşamlarını olumsuz etkiliyor

Hayat aslında belirsizlikler üzerine kuruludur. Bu belirsizlikler ister olumlu olsun ister olumsuz, belirsiz olan her durum kişilerde bir takım olumsuz duyguları tetikleyebilir. Belirli düzeyde hissedilen kaygı aslında sağlıklı bir duygudur. Bizi motive eder, tehlikelere karşı kendimizi ve çevremizdekileri korumamıza ve önlemler alarak hayatta kalmamıza yardımcı olur. Örneğin; bu durumda kaygı kişiyi çalışmaya, planlamaya, sorgulamaya, gelişmeye ve birikim yapmaya itebilirken daha yoğun hissedilen kaygı ise kişinin yaşamdan aldığı doyumu olumsuz yönde etkileyebilecek düşünce ve davranışlara itebilir. Dolayısıyla hissedilen kaygının yoğunluğu ve kişinin günlük hayatındaki işlevselliği üzerindeki etkisinin, ruh sağlığı üzerinde belirleyeci bir faktör olduğu söylenebilir. Rutinler kişilerin olumsuz duygularla baş edebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kişiler içinde bulundukları belirsizliği gün içindeki rutinleriyle farkında olarak ya da farkında olmadan belirli hale getirirler. Örneğin, sabah belli saatlerde uyanmak, işe gitmek, işten sonra dışarıda bir şeyler içmek ya da yemek yemek, spor yapmak, sosyal aktivitelerde bulunmak, belirli zamanlarda seyahat etmek, alışveriş yapmak, hobileriyle ilgilenmek gibi tüm bu aktiviteler kişilerin hayatındaki motivasyonel rutinler arasında yer alabilir. Kişilerin yaşamlarındaki bazı faktörler mevcut rutinleri üzerinde engelleyici ya da bozucu rol oynayabilmektedir. Ne yazık ki günümüzde gerek Pandemi koşulları gerekse mevcut ekonomik dalgalanmalar, kişilerin günlük rutinlerini gerçekleştirebilmesini zorlaştırabilmekte hatta rutinleri üzerinde bozucu etkiye neden olabilmektedir.

Kişilerin güvende hissetmeleri güçleşiyor

Mevcut durumu Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinden yola çıkarak değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın en temel ihtiyacı fizyolojik gereksinimlerini karşılamak ve kendisini güvende hissetmektir. Ekonomik dalgalanmalar bireyin yeme, içme, giyinme gibi fizyolojik gereksinimlerinin karşılanmasını zorlaştırabilmekte dolayısıyla da bireyin kendisini güvende hissetmesini güçleştirmektedir. Temel iki ihtiyacının karşılanmasında güçlük yaşayan bireyler ihtiyaç hiyerarşisinin ait olma, sevme, sevgi hissetme, aileyle birlikte olma bir gruba ait olma, özgüven, benlik saygısı, başkaları tarafından saygı duyulması, başkalarına saygı duyması ve kendini gerçekleştirme gibi hiyerarşinin üst basamaklarına çıkmakta güçlük yaşayabilmektedirler. Örneğin, mutfak masraflarını karşılamakta güçlük yaşayan bir bireyin kendisini geliştirmek için bir kursa gitmesini, aktivitelere katılmasını, hobiler edinmesi güçleşir. Bu durum zamanla kişilerin yaşamdan aldıkları doyumu düşürerek ruhsal problemlere yol açabilmektedir. Rutinler gibi tutarlılıkta kişiyi güvende hissettirir. Ekonomide ki tutarsızlıklar kişilerin baş etme kapasitelerini zorlayarak ruhsal hastalıkların tetiklenmesine neden olabilmektedir. Ekonominin ne yönde ilerleyeceği konusunda tutarsızlığa maruz kalan bireyler adeta geçmişte yapamadıklarının ve gelecekteki belirsizliğin yasını tutarak yaşamlarına devam ederler. Bu durum kişilerin o ana odaklanabilmeleri konusunda güçlük oluşturabilmekte ve yaşamdan aldıkları doyumu azaltarak depresyon belirtilerine neden olabilir.

Yetişkinlerin yanı sıra ekonomik dalgalanmaların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yetişkinlerin yanısıra son zamanlarda sıklıkla gençlere de yansıdığı görülmektedir. Ergenlik dönemi bireyin kim olduğuna, ne yapacağına, nasıl bir hayata sahip olacağına, hedeflerine ve geleceğine dair sorgulamaların başladığı bir dönemdir. Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar bu dönemde genç bireyin dünyanın güvenilir bir yer olduğuyla ilgili inançlarını sarsabilmekte ve bu inançlar doğrultusunda da genç birey hedeflerinden, gelecekte ne olmak istediği ya da ne yapmak istediğinden ziyade nasıl para kazanacağıyla ilgili düşüncelere örneğin; ’Okursam ne olacak? Nasıl olsa iş bulamayacağım. Kazandığım para istediklerimi yapabilmem için yeterli olmayacak. ‘gibi işlevsel olmayan olumsuz düşüncelere odaklanabilmektedirler. Bu düşünceler kişide umutsuzluk, çökkünlük, ilgisizlik ve isteksizlik gibi depresif belirtilere neden olabilmekte ve gelecekten duydukları kaygıyı arttırarak anksiyete belirtilerine yol açabilmektedir.

Ekonomik kaygıyla başa çıkmada neler yapılabilir?

Geçmişe ve geleceğe yönelik hatalı düşünceler yerine gerçekçi ve işlevsel düşüncelere odaklanın. Olumsuz duygular karşısında duygusal yeme ya da duyguları bastırma gibi işlevsel olmayan tutumlardan uzak durmak son derece önemlidir. Bu süreçte duygu ve düşünceleri ifade etmek, aile ya da yakın arkadaşlardan maddi veya manevi destek talep etmek, duygu paylaşımında bulunmak ve sevdiklerimizle vakit geçirmek gibi aktivitelerin olumsuz duygunun azalmasında önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte yeterince iyi uyumak, düzenli beslenmek, kişiyi rahatlatacak yoga, meditasyon ya da gevşeme egzersizleri gibi tekniklerden faydalanmak da işlevsel baş etme yöntemleri arasında yer almaktadır.

Ekonomik durumunuzu daha verimli bir şekilde yöneteceğiniz yolları değerlendirin

Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar karşısında kişilerin ekonomik durumlarına göre yeniden planlama yapmaları oldukça önemlidir. Planlamalar başlangıçta kişide endişe ve ümitsizlik uyandırsa dahi özellikle öncelikli ödeme planlarının yapılması ve giderlerin yeniden değerlendirilmesi gibi çözüm arayışlarının kişiyi uzun vadede rahatlatabildiği görülmektedir.

Ya Hep Ya Hiç” yapmak yerine rutinlerinizi yeniden düzenleyin

Mevcut sürdürülebilir rutinlere mümkünse devam edebilirsiniz. Devam edilmesi maddi ya da manevi açıdan güçlük oluşturan rutinler yerine yeni rutinler oluşturmak kişilerin olumsuz duygu durumları üzerinde rahatlatıcı bir etki oluşturabilmektedir. Örneğin; maliyeti yüksek bir spor salonuna gitmekten tamamen vazgeçmek yerine ekonomik durumunuza uygun bir spor salonuna gitmek, evde spor yapmak ya da açık alanda yürüyüş yapmak gibi yeni rutinler oluşturmak kişilerin iyi olma halinde önemli bir rol oynamaktadır.

Ağız ve diş sağlığı için hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınmalı

Ağız ve diş sağlığı için hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınmalı
Anne adaylarının sağlıklı dişler için hem ağız hijyenine hem de günlük kalsiyum ihtiyaçlarını karşılamaya dikkat etmeleri gerekiyor. Yeterli kalsiyum alınmadığı takdirde önce çene iskeletinin zayıflayacağını, ardından ise diş eti erozyonları ve kemik kaybı görülebileceğini söyleyen Diş Hekimi Yılmaz Kıran, hamilelere önemli önerilerde bulunuyor.

Hamilelik döneminde kadınların bedeninde ve ruh halinde birçok değişim yaşanıyor. Bu değişimler neticesinde de vücutta bazı hassasiyetler oluşabiliyor. Diş Hekimi Yılmaz Kıran da hamilelerde hormonal değişikliklere bağlı olarak diş etlerinde aşırı hassas kızarık ve şişlik görülebildiğini belirtiyor. Hamilelerin ağız hijyeni yeterince sağlanmadığında diş eti kanamalarının gözlemlenebileceğini, diş taşı şikayetleri bulunan hastalarda ise durumun daha kötüleşebileceğini söyleyen Dt. Yılmaz, “Hamileliğin birinci ve üçüncü üç ayında acil uygulamalar dışındaki diş tedavilerini ertelemek gerektiği için, kadınlar hamilelik planlarından önce mutlaka diş hekimi kontrollerine gitmeli ve gebelik iyi bir ağız hijyeniyle planlanmalıdır” diyor.

Mide bulantısı ve kusma gibi şikayetleri fazla olan gebelerde mide asitiyle beraber aynı zamanda ağız asiditesinin de arttığını hatırlatan Dt. Yılmaz, ağız florasındaki bu değişimin mine dentin kaybına ve çürüğe yatkınlığa yol açtığını, diş etlerindeki kızarıklık ve ödeme bağlı iltihaplar görülebileceğini belirtiyor. Diş Hekimi Yılmaz Kıran, hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bir bilimsel veri bulunmadığına dikkat çekiyor. Hamilelik döneminde annenin günlük kalsiyum ihtiyacının 1000-1300 mg civarında olduğunun altını çizen Dt. Kıran, şunları söylüyor: “Bebeğin iskeletsel gelişimi için yeterince kalsiyum alamayan annenin kendi kemiklerinden karşılandığı için doğal olarak çene iskeleti de zayıflar. Zayıflamış bir çene iskeletinde diş eti erozyonları ve kemik kaybı da kaçınılmaz olacaktır. Dolayısıyla hamilelik döneminde yeterli kalsiyum alınması ağız-diş sağlığı açısından da çok önemlidir.”

Kış aylarında doğru beslenmenin ipuçları

Kış aylarında doğru beslenmenin ipuçları
En büyük zenginliğimiz olan sağlığımızı korumak için beslenmemize dikkat etmemiz gerekiyor. Dyt. Betül Yıldız, hastalıklara yakalanma riskimizin arttığı kış ayları için beslenme önerilerini paylaşıyor.
Sağlık, insan vücudunun bedenen ve ruhen iyi hissetme hali; beslenme ise sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için vücudun gereksinimi olan besin öğelerini yeterli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir davranıştır. Sağlıklı beslenme ise insan vücudunun alması gereken besin öğelerini yeterli ve doğru zamanda almaktır. Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu besin öğeleri gereğinden az ya da çok alındığında, büyüme ve gelişme engellenir, sağlık bozulur. Gereğinden fazla besin tüketilirse, çok alınan bazı öğeler vücutta yağ olarak depolandığından sağlık için zararlı olur. Kış aylarında doğru beslenmediğimizde bazı vitamin ve mineralleri alamadığımız için vücut direncimizin düştüğünü belirten Dyt. Betül Yıldız, bu durumun enfeksiyon hastalıklarına davetiye çıkarabileceğini hatırlatıyor.

Haftada 2-3 kez balık tüketilebilir
Dyt. Yıldız, vücudumuzun her dönemde olduğu gibi kış aylarında da 4 besin grubundan ana ve ara öğünlerde yeterli ve dengeli miktarda alınması gerektiğini söylüyor. Özellikle yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) yönünden zengin bir beslenmek gerektiğini anlatan Dyt. Yıldız, “Bağışıklık sistemini güçlendirici olan A ve C vitaminleri gibi antioksidan vitaminlerden zengin havuç, brokoli, kabak, mor lahana, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra C vitamin açısından zengin mandalina, portakal, elma, greyfurt gibi meyveler tüketilmeli. Zengin E vitamini kaynaklarından yeşil yapraklı sebzeler, fındık, yağlı tohumlar da beslenme düzenine eklenmeli. Beyin fonksiyonlarının gelişimi için omega-3 kaynağı balık haftada en az 2-3 defa yenebilir. Balık, E vitamini için de güzel bir kaynaktır. Özellikle çocukların gelişimi için mutlaka tüketilmesi gerekir” diyor.

Kış aylarında vücut ağırlığı artırıyor
Kış aylarında özellikle rafine gıdaların ve basit karbonhidratların tüketiminin artması ve fiziksel aktivitenin azalması nedeniyle vücut ağırlığında artış gözlenebiliyor. Dyt. Yıldız, bu alışkanlıklardan uzaklaşmanın sağlık açısından olumlu sonuçlar vereceğinin altını çiziyor: “Kış aylarında özellikle dışarının ısısından dolayı daha şekerli içecekler, daha yağlı, özellikle doymuş yağ ve trans yağ oranı fazla olan yiyecekler ve içecekler daha fazla tüketilir. Özellikle bu dönemde yapılan araştırmalara göre ciddi derecede obeziteye eğilim artışı oldukça fazladır. Bağırsakların düzenli çalışması için mutlaka probiyotik tüketilmelidir. Ayrıca ara öğünde probiyotik tüketimi kilo kontrolünde ve bazal metabolizmanın çalışmasında etkili olduğu da vurgulanmıştır. Bu nedenle gün içerisinde mutlaka 1 kase yoğurt tüketilmesi önemlidir.”

Şekerli içecekler yerine bitki çayları tüketin
Özellikle vücuttan toksik maddelerin atılımı, enerji dengesi, bazal metabolizmamızın çalışması için yeterli sıvı alınması gerektiğinin altını çizen Dyt. Betül Yıldız, günde 2,5-3 litre sıvı tüketilmesini öneriyor. Kış aylarında özellikle sıcak çikolata, sahlep, şekerli kahve karışımları gibi şekerli içecekler yerine bitki çaylarının tüketimini tavsiye eden Dyt. Yıldız, “Yeşil çay, ıhlamur, kuşburnu çayı tercih edilebilir. Bitki çayların içerisinde bulunan fenolik bileşikler bağışıklık sistemimizi de güçlendirir” diyor.

 

Yataktan aniden kalkmayın!

Yataktan aniden kalkmayın!

Bazen nedeni ani gelen bir ölüm haberinde yaşanan şok oluyor… Bazen de herhangi bir olayda duyulan aşırı korku veya geçirilen sinir krizleri… Nadiren de olsa öksürük, idrar yapma, hatta ardı ardına atılan kahkahalar bile sorumlu olabiliyor… Gözler aniden kararıyor ve kişi şaşkın bakışlar arasında yere yığılıyor! Hemen her yaşta ve her ortamda gelişebilen bu sorunun adı; ‘senkop’, toplumdaki bilinen adıyla bayılma!

Bayılma; beynin kan akımının veya oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybı olarak tanımlanıyor. Yapılan çalışmalara göre; beyin kan akımının 6-8 saniye durması ya da sistolik (büyük tansiyon) kan basıncının 66 mmhg’nin altına düşmesi bilinç kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, genellikle basit ve önlenebilir nedenlerden kaynaklansa da, bayılmanın bazen kalpte ritim problemleri ve beyinde damar tıkanıklıkları gibi ciddi hastalıkların işareti de olabileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle özellikle herhangi bir tetikleyici faktörü olmayan, öncesinde baş dönmesi ile bulantı gibi bir belirti vermeyen ve tekrarlayan bayılmalarda mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmanın nedenlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elvan Cevizci

Kalp damar hastalıkları

Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor.  Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor.

Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.

Refleksler

Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin ve damar tıkanıklıkları

Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Kan şekerinin düşmesi

Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.

Zehirlenmeler

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Epilepsi

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”

İlaçların yan etkileri

Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.

Duygusal (emosyonel) stres

Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor.

Okulda masum paylaşımlar bulaş riskini artırabiliyor!

Okulda masum paylaşımlar bulaş riskini artırabiliyor!

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19 nedeniyle olağanüstü günlerden geçtiğimiz bu süreçte, öğrencilerin sınıfta dikkat etmesi gereken kurallar da kritik önem taşıyor. Örneğin; kalemi ağıza götürmek, farkında olmadan elini yüzüne, gözüne sürmek, hatta arkadaşlarıyla yiyecek ya da okul araç gereçlerini masumane paylaşmak bile bulaş riskini artırabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, gerek pandemi sürecinde, gerekse bulaş riskinin daha da arttığı kış aylarında hastalıklardan korunmak için en etkili yolların başında pandemi kurallarına uymak ve kişisel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak geldiğini söylüyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, pandemi sürecinde Covid-19 riskine ve kış hastalıklarına karşı çocuklara mutlaka anlatılması gereken önlemlerle ilgili önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Elleri sık ve doğru yıkamak

Covid-19 enfeksiyonu, grip ve sarılık virüsleri, ishal, hepatitler, döküntülü hastalıklar ve bağırsak parazitleri en çok bulaş imkanını eller aracılığıyla buluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, temiz görünen ellerde bile hastalık yapıcı binlerce mikroorganizma bulunabildiğini belirterek “Ellerin sık ve doğru şekilde yıkanması önemli hastalıklardan korunmada oldukça etkilidir. Çocuklarımıza el yıkama alışkanlığı kazandırmak, onları birçok enfeksiyondan korumada en önemli tedbir olacaktır. Yemeklerden önce ve sonra, tuvalet öncesi ve sonrası, hapşırma ve öksürme sonrası, okul servisinden inince, kedi, köpek ve diğer hayvanlarla temastan sonra, okuldan eve geldikten sonra ve maske çıkarılıp çöpe atıldıktan sonra eller mutlaka yıkanmalıdır” diyor.

Elleri yüze, ağıza ve gözlere sürmemek

Ellerin gün içerisinde çoğu zaman farkında olmadan yüze, gözlere ve ağıza sürüldüğüne, bunun da mikropların vücuda yayılabilmesine yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “Ellerin yüze, ağıza ve gözlere götürülmesinden kaçınılması çok önemlidir. Bugünlerde Covid-19 enfeksiyonunun yanı sıra gribal enfeksiyonlar, hepatitler, döküntülü hastalıklar ve parazit enfeksiyonlarına da çok sık rastlıyoruz” diyor.

 Maskeyi doğru bir şekilde takmak

Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, Covid-19 enfeksiyonu ve kış aylarında artış gösteren soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan korunmada doğru maske kullanımının en etkili yöntemlerden biri olduğunu vurguluyor. Maskenin sadece ağızı değil, burnu da kapatacak şekilde takılması, çıkarılırken kumaşa temas edilmemesi, sadece iplerinden tutularak çıkarılması ve hemen çöpe atılıp, ardından ellerin mutlaka yıkanması gerektiğini vurguluyor.

Maskeyi nemlendiyse değiştirmek

Maskenin hapşırma ve öksürük sonrası veya yağmurda ıslanması durumunda değiştirilmesinin  çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur “Maske ıslandığında filtreleme özelliğini kaybeder ve fayda yerine zararlı hale gelebilir. Kış mevsiminden dolayı gerek soğuk algınlığı gerekse havanın yağışlı olması sebebiyle maskenin kuru kalması daha zor. Maskenin etkin koruma sağlaması için kuru ve temiz olması önemlidir. Islak maske hemen değiştirilmeli, konuşma ve koşma sonrası hafif nemlenen maske 4 saat sonra değiştirilmelidir” diyor. Çocukların okulda gerektiği durumda yedek maskeye kolayca ulaşabilmesi, çantasında mutlaka yedek maske bulunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, her gün yeni bir maske takılmasının şart olduğunu, aynı maskenin kesinlikle ikinci gün takılmaması gerektiğini vurguluyor.

Okul araç-gereçlerini pandemi sürecinde paylaşmamak!

Pandemi sürecinde okulda çocuklar arasında yapılan silgi ve kalem gibi eşyalarla yiyecek paylaşımları bile içinde bulunduğumuz bu olağanüstü süreçte tehlikeyi artırabiliyor. Öksürme ve hapşırma ile bu eşyalara ve yiyeceklere bulaşan hastalık yapıcı mikroplar, eller aracılığıyla vücuda taşınıyor. Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, çocuklara paylaşma ve yardımlaşmanın mutlaka öğretilmesi gerektiğini, ancak yüzyılın salgın hastalığı olan ve hızla bulaş riski bulunan Covid-19 enfeksiyonu nedeniyle bir süre tedbir ve korunma amaçlı olarak bu paylaşımlara ara verilmesi gerektiğinin anlatılması gerektiğini söylüyor.

Yemeği konuşmadan yemek

Prof. Dr. Hacer Kuzu Okur, çocukların gerek oyunlarda, gerekse arkadaşlarıyla sohbetlerinde birbirlerine çok yaklaşmamaları, en azından bir kol boyu uzaklıkta durmaları, teneffüslerde koşturmamaları ve maskeyi açık hava haricinde çıkarmamaları gerektiğini belirtiyor. Yemekte de sohbet etmemek, mümkün olduğunca konuşmadan yemek yemek virüslerin solunum yoluyla bulaşmasını önlemede çok büyük rol oynuyor.

Cildiniz pul pul dökülmesin

Cildiniz pul pul dökülmesin

Ciltte gerilme hissi, kepeklenme, pul pul soyulma, çatlaklar, kaşıntı… Siz de bu sorunlardan yakınıyorsanız, cildiniz kurumuş olabilir! Çoğumuzun ortak derdi olan ciltte kuruluk yaz aylarında en sık karşılaşılan cilt problemlerinde ilk sırada yer alıyor. Yaz mevsiminde güneş ışınlarının yeryüzüne daha yoğun ulaşması ve deniz ile havuza girildikten sonra duş alınmaması nedeniyle tuzlu suyun cilt yüzeyinde kalması, cildi kurutuyor. En sık ellerde, kol ve bacağın alt kısımlarında, göz çevresi ile dudaklarda görülse de, ciltte kuruluk vücudun hemen her bölgesinde oluşabiliyor. Cilt kuruluğu için önlem alınmadığında yüzde, özellikle göz çevresinde ince kırışıkların oluşumu hızlanabiliyor. Bunun yanı sıra kuruluğun artmasıyla birlikte ciltte geniş ve derin çatlaklar, açık yaralar, egzama ile enfeksiyon gibi daha ciddi sorunlar gelişebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Serpil Pırmıt, bu nedenle cilt kuruluğunun hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Her türlü önleme rağmen kuruluk şikayeti devam ediyorsa, kuruluğun yanı sıra kızarıklık, kaşıntı ve çatlama gibi ek sorunlar oluşmaya başladıysa zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerekiyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Serpil Pırmıt cilt kuruluğuna karşı almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Koruyucu kremi 30 dakika önce sürün

Güneşin kurutucu etkisinden korunabilmek için dışarı çıkmadan 30 dakika önce güneş koruyucu ürünü cildinize sürün. Ayrıca kremi her 2-3 saatte bir tekrar etmeye özen gösterin.

 Deniz ve havuz sonrasında duş alın

Denizden veya havuzdan çıktıktan sonra mutlaka duş alın ki tuzlu veya klorlu su cilt yüzeyinde kalarak kuruluğa neden olmasın.

Duş süresini 10 dakikayla sınırlı tutun

Cildin nemini kaybetmemesi için banyo ve duş süresini 10 dakika, hatta daha kısa tutmayı alışkanlık haline getirin. Yine aynı nedenle sıcak değil, ılık suyla yıkanın. Ayrıca günde bir defadan fazla banyo yapmamanız da cilt sağlığınızı korumak açısından önem taşıyor.

Sert ve kurutucu ürünler kullanmayın

Duş alırken sert ve kurutucu etkiye sahip temizleyici ürünler yerine, nemlendirici içerikli sabun ve jelleri tercih edin.

Nemlendiriciniz cilt yapınıza uygun olsun

Nemlendiriciler cildin yüzeyini kaplayarak suyun cilde hapsedilmesini sağlıyor. Ancak dikkat! Etkili sonuç alabilmek için cilt yapınıza uygun nemlendiriciyi her gün kullanmayı alışkanlık haline getirin.

Bol bol su için

Dermatoloji Uzmanı Dr. Serpil Pırmıt, “Yaz aylarında su tüketimini artırmanız da cilt kuruluğuna karşı alabileceğiniz önlemler arasında yer alıyor. Günde 2,5-3 litre su içmeyi ihmal etmeyin” diyor.

Belirtileri neler?

  • Ciltte kuruluk kendini öncelikle banyo-duş veya yüzme sonrasında gerginlik hissi ile gösteriyor.
  • Daha sonra ciltte kepeklenme-pullanma, ciltte esnekliğin azalmasına bağlı olarak ince kırışıklar ve çatlama gibi yakınmalarla devam ediyor.
  • Kuruluğun artmasıyla birlikte ciltte geniş ve derin çatlaklar, açık yaralar, egzama ile enfeksiyon gibi sorunlar gelişebiliyor.

Ramazan’da düşük kalorili tatlı alternatifi: dondurma

Ramazan’da düşük kalorili tatlı alternatifi: dondurma

Diyetisyen Ayşegül Bahar, Ramazan ayında tadını meyvesinden ve zengin içeriğinden alan dondurmaların hafif ve ferahlatıcı özellikleriyle en iyi tatlı seçenekleri arasında olduğunu söylüyor. Dyt. Bahar, “Özellikle yoğun bir iftar yemeği sonrasında şerbetli tatlılara alternatif olarak 1-2 top dondurma ile hem tatlı arzunuzu kırar hem de mide ağrısı ve hazımsızlık gibi sorunların gelişmesi olasılığını azaltırsınız” diyor.

Ramazan ayında özenle hazırlanan, çekirdek ailemizle paylaştığımız sofralar her akşam büyük bir heyecan ile çeşit çeşit lezzetlerle donatılıyor. Bu lezzetlerin arasında tatlılar da ayrı bir yer teşkil ediyor, yemek sonrası keyfinde hepimizin ortak noktası oluyor. Diyetisyen Ayşegül Bahar, özellikle Ramazan ayı gibi uzun süre aç kalınan günlerde kan şekerinin aniden yükselmemesi için meyvelerin kendi tadı ile lezzetlendirilmiş dondurmalar gibi hafif tatlılar tüketilmesini öneriyor.

 Şeker ilavesiz, kendi meyvesiyle tatlandırılmış dondurmalar en iyi tatlı seçeneği

Tatlı tercihimizi şerbetli olanlar yerine sütlü, şekersiz ve tadını meyvesinden alan tatlılardan yana kullanmamız gerektiğini belirten Dyt. Bahar şöyle devam ediyor: “Şekerini direkt meyvesinin şekerinden alan, ilave şeker konulmayan dondurmalar Ramazan boyunca ilk tercihiniz olsun. Örneğin şeker ilavesiz hurmalı dondurma, tatlı ihtiyacınızı karşılamak için ideal bir alternatif. Aşırıya kaçmadığınız sürece güllaç, meyveli yoğurtları da tüketebilirsiniz. Taze ve kuru meyveler de zengin besin değerleri ile tatlı ihtiyacınızı karşılamanız için son derece uygundur. Ramazan’da sofralarımızdan eksik olmayan hurma gibi tadını meyvesinden alan, zengin içerikli dondurmalar hafif ve ferahlatıcı özellikleriyle en iyi tatlı seçeneklerindendir. Özellikle yoğun bir iftar yemeği sonrasında şerbetli tatlılar yerine 1-2 top dondurma ile hem tatlı arzunuzu kırar hem de mide ağrısı ve hazımsızlık gibi sorunların gelişmesi olasılığını azaltırsınız.”

Hurmanın faydaları saymakla bitmiyor

Şeker ilavesiz hurmalı dondurmanın hem besleyici hem de sağlıklı olduğunun altını çizen Dyt Ayşegül Bahar, hurmanın faydalarını şöyle anlatıyor: “Ramazan sofralarında hepimizin ortak noktası hurma son derece sağlıklı besindir. Hurma, zengin lif içeriği sayesinde tokluk süresini uzatır ve sindirimi düzenleyerek Ramazan’da sıklıkla yaşanan sindirim sistemi sorunlarının giderilmesine yardımcı olur. Ayrıca hurma yüksek potasyum içeriği sayesinde kalp ve damar sağlığını korur ve yüksek tansiyonu önler. Kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlar. Antioksidan içeriği sayesinde beyin sağlığını korur ve hafızayı güçlendirir. Fosfor, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi hurmanın içerdiği çeşitli mineraller kemik sağlığını korumak için gereklidir. Tadını meyvesinden alan, şeker ilavesiz hurmalı dondurma ise hurma tüketimi için farklı bir alternatiftir.”