Yazılar

Cilt kanserinde 20-40 yaş grubunda belirgin artış görülüyor!

Günümüzde dünyada en sık görülen kanserler arasında ilk sırada yer alan cilt kanseri, erken dönemde tedavi edilmediğinde hayatı tehdit edebiliyor. Üstelik, eskiden genellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülürken, son yıllarda özellikle 20-40 yaş aralığında melanom tipi cilt kanserinde belirgin artış yaşanıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, yoğun güneşlenme alışkanlığının, güneşten koruyucu kremlerin yetersiz uygulanmasının ve solaryumun gençleri daha riskli hale getirdiğine işaret ediyor.   Özellikle en tehlikeli cilt kanseri türü olan melanom erken evrede tedavi edilebilirken, geç kalındığında ise hızla lenf bezlerine ve diğer organlara metastaz yapıyor. Melanom dışı cilt kanserleri ise genellikle daha yavaş ilerlemelerine ve metastaz riski düşük olmalarına rağmen tedavisinde geç kalınırsa büyük doku kayıplarına ve ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, bu nedenle cilt kanserlerinde erken teşhisin yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, “Tümörü ne kadar erken yakalarsak tedavisi de o kadar kolay olur. Dolayısıyla, erken teşhis için ayda bir kez ayna yardımıyla benlerin ve cildin hem güneş gören hem de görmeyen bölgelerinin incelenmesi büyük bir önem taşır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr.  Emel Güngör, bu sayede var olan benlerdeki değişikliklerin erkenden fark edileceğini belirterek, “Özellikle 40 yaş sonrasında yeni çıkan her türlü cilt kabarıklığında, benin hızla büyüdüğü durumlarda, iyileşmeyen yaralarda, var olan benlerdeki değişikliklerde zaman kaybetmeden dermatoloji hekimine başvurmak, hayat kurtarmaktadır” bilgisini veriyor.

Prof. Dr. Emel Güngör

Prof. Dr. Emel Güngör

Önümüzdeki 10 yılda milyonlarca insan etkilenecek

Dünyada, melanom dışı, yani bazal hücreli ve skuamöz hücreli kanserler tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Bu rakamlar cilt kanserinin en sık görülen kanser türü olduğunu gösteriyor. Melanom ise tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 1-2’sini oluşturuyor ve 6. sırada yer alıyor. Ülkemizde de melanom dışı cilt kanserlerinin ilk sırada, melanomun ise ilk 10 içinde yer aldığı belirtiliyor.  Dünya Sağlık Örgütü, cilt kanserinde önümüzdeki yıllarda küresel çapta artış beklendiği uyarısında bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2022 yılında, dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon yeni melanom dışı cilt kanseri ve 330 bin yeni melanom vakası raporlandı. 2030 yılına kadar bu sayının melanom dışı cilt kanserlerinde yüzde 20-25, melanomda ise yüzde 35-40 oranında artacağı düşünülüyor. 2030’lu yıllarda her yıl milyonlarca kişinin cilt kanserinden etkileneceği öngörülüyor. Bu rakamların nüfus artışı ve yaşlanmaya bağlı olarak önümüzdeki 10 yılda yüzde 50 oranında artabileceği bildiriliyor.

Cilt kanseri iki gruba ayrılıyor

Cildimizde yer alan her hücre tipinden farklı türde kanser tipleri gelişiyor. Bunlar arasında en sık melanom ve melanom dışı cilt kanserleri görülüyor. Melanom dışı cilt kanserleri kendi içinde bazal hücreli kanser (BHK) ve skuamöz (yassı) hücreli kanser (SHK) olarak iki başlıkta sınıflandırılıyor. Cildin bazal tabakasındaki hücrelerinde gelişen bazal hücreli kanser çoğunlukla yüzde, özellikle burun üzerinde görülürken; daha az olarak göğüs, sırt, kollar, bacaklar veya saçlı deride ortaya çıkabiliyor. Cildin üst katmanlarını oluşturan çok katlı skuamöz hücrelerin kanseri olan skuamöz (yassı) hücreli kanser de özellikle yüz ve dudaklarda görülüyor ve bazal hücreli kansere göre daha hızlı büyürken yakınındaki lenf bezlerine ve uzak organlara sıçrama riski de oluyor. Deriye renk veren melanosit adlı hücrelerin kanserleşmesiyle oluşan melanom ise ciltte var olan benlerin üzerinden gelişebileceği gibi, herhangi bir öncü lezyon olmadan da ortaya çıkabiliyor.

Cilt kanserinin 8 önemli sinyali!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, benlerinizde aşağıda yer alan değişiklikler varsa, zaman kaybetmeden bir dermatoloji uzmanına muayene olmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • Yeni bir ben çıkması ve hızla büyümesi
  • Var olan benlerde büyüklük, renk ve şekil değişikliği
  • Diğerlerinden farklı bir ben oluşumu
  • Benin asimetrik bir şekilde olması
  • Ben kenarlarının girintili ve çıkıntılı olması
  • Ben üzerinde iki veya daha fazla renk olması
  • Bende kaşıntı, kanama ve/veya sulantı olması
  • Bene dokunulduğunda pürüzlü veya pul pul hissedilmesi

En önemli risk faktörü güneş ışınları

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserinde en önemli risk faktörünün ultraviyole (UV) ışınlarına yoğun maruz kalmak olduğunu belirterek,  “Bronzlaşmak için uzun süre güneşlenen, özellikle kısa tatillerde yoğun güneş ışığına maruz kalan kişilerin riski daha fazladır. Ayrıca, solaryum cihazları da bu nedenle ciddi risk oluşturur” diyor. Prof. Dr. Emel Güngör, yaşla birlikte biriken ultraviyole dozunun, katran-arsenik ve bazı endüstriyel kimyasallara maruziyetin, ayrıca radyoterapi uygulanmış bölgelerin riski artırdığına işaret ederek, “Açık tenli, çilli, sarı veya kızıl saçlı, renkli gözlü kişiler ile ailesinde veya kendisinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk artar. Bunların yanı sıra çok sayıda ve özellikle düzensiz şekilli atipik benlere sahip olanlar, yine özellikle  çocukluk döneminde su dolu şiddetli güneş yanığı geçirenler, açık havada uzun süre çalışmaları nedeniyle güneşe yoğun maruz kalanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler, kalıtsal hastalık olarak güneş ışığına hassasiyeti olan ve güneş hasar onarım mekanizmalarında sorun yaşayan kişiler risk grubunda yer alır” bilgisini veriyor.

Cilt kanserinden korunmak için 5 kritik kural!

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinden korunmanın en önemli yolu, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyeti azaltmaktan geçiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserine karşı alınması gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Güneş ışınlarının en güçlü olduğu saatlerde (10:00-15:00) güneş altında durmayın. Cildinizin kızarmasına izin vermeyin.
  • SPF 30 ve üzeri güneş koruyucu kremler kullanın. UV filtrelerinin yaş grubuna ve cilt tiplerine göre seçilmesi gerekiyor. Yine yüz ve gövde için farklı ürünler tavsiye ediliyor. Bu nedenle, güneşten koruyucu seçiminde dermatoloji hekiminizden yardım alın.
  • Güneşten koruyucu kremleri dışarıya çıkmadan en az 20 dakika önce sürün ve her iki saatte bir tekrarlayın. Terleme sonrasında ve deniz veya havuza girip çıktığınızda iki saati beklemeyin, ürünü tekrar sürün.
  • Geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri, uzun kollu ve sıkı dokunmuş giysilerle, cildiniz ile güneş ışınları arasına bariyer koyun. Sörf ve kano gibi sporlarda UV filtreli giysiler giyin, açık cilt alanlarına tercihen suya dayanıklı güneş koruyucu kremler uygulayın.
  • Solaryumdan kaçının.

Tedavideki ilk basamak cerrahi yöntem

Melanom ve melanom dışı cilt kanserlerinde tanı biyopsiyle kesinleşiyor ve kanserin tipi ile alt tipi belirleniyor.  Tedavinin şekline ise hastanın yaşına, tümörün yerleştiği alana, tipine, büyüklüğüne ve hastanın eşlik eden diğer sağlık problemlerine göre karar veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, cilt kanserlerinin tedavisinde ilk basamak olarak cerrahi yöntem uygulandığını belirterek, süreci şöyle özetliyor:  “Melanom dışı cilt kanserlerinde tümörün büyüklüğüne göre çıkarılması gereken sağlam cilt alanı belirlenir ve ikinci seansta güvenilir alan tespit edilerek tümör cerrahi yöntemle çıkarılır. Melanom tedavisinde ise güvenli cerrahi sınır genişliği melanomun deri içindeki kalınlığına bağlı olarak belirlenir. Melanomun kalınlığı arttıkça ilk olarak lenf bezlerine daha sonra da diğer organlara yayılma riski yükselir. Bu nedenle, melanom hücrelerinin cilt içindeki seviyesine göre evreleme yapılır ve bu evrelemeye göre gerekirse komşu lenf bezleri incelenir, hatta ileri evre melanomlarda tüm vücut olası metastazlar açısından taranır.”  Prof. Dr. Emel Güngör, cerrahiye uygun olmayan melanom dışı cilt kanserinde ise özel kremler, kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve radyoterapi gibi farklı seçeneklere başvurulduğunu belirtiyor.

Fettah Can’dan “Ne Güzel”

Besteleri ve yorumuyla Türk pop müziğinin yıldız ismi Fettah Can, Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan yeni şarkısı ‘Ne Güzel’ ile müzikseverlerle buluştu. Şarkının adından yola çıkarak sorulan “Bu dönemde hayatta ‘Ne güzel’ dediğiniz şeyler nedir?” sorusuna Can, “Ailem, çalışmak ve yazdığım şarkılara herkesin bağıra bağıra eşlik etmesi en büyük motivasyonum.” yanıtını verdi. Söz ve müziğini Fettah Can ve eşi Cansu Kurtcu’nun birlikte hazırladığı şarkının düzenlemesi yine Fettah Can’a ait.  Projenin klibini yöneten ve fotoğraflarını çeken isim ise Safa Gülsoy oldu. Klip çekimleri İstanbul’da gerçekleştirildi. ‘Ne Güzel’, 22 Ağustos Cuma gününden itibaren klibiyle birlikte tüm dijital platformlarda yayında!

Cemre Esel yeni tekli “Deli Sanıyorlar Beni”

Alternatif pop müziğin yetenekli isimlerinden Cemre Esel, söz ve müziği kendisine ait olan yeni şarkısı “Deli Sanıyorlar Beni” ile dinleyicilerin karşısına çıkıyor. Kırılganlık ve güç arasındaki ince çizgide yürüyen bir kadının hikayesini anlatan şarkı, etkileyici melodisi ve güçlü sözleriyle dikkat çekiyor. Şarkının düzenlemesi, mix ve mastering’i ise Burak Bedirli imzası taşıyor. Şarkının dünyasındaki duyguları samimi bir dille aktaran Cemre Esel, “Deli Sanıyorlar Beni” ile dinleyiciyi derinlere sürükleyen bir atmosfer yaratıyor. Melodik yapısıyla duyguyu daha da yoğunlaştıran şarkı, yazın son günlerine eşlik etmeye aday. Cemre Esel’in yeni şarkısı “Deli Sanıyorlar Beni” ve klibi, 22 Ağustos’tan itibaren tüm dijital platformlarda yayında!

Nissan, pil üreticisi Licap Technologies ile iş birliği

Nissan Motor Co., Ltd. tüm katı hal bataryaların (ASSB) katot elektrotlarının üretim süreci teknolojisinin geliştirilmesi için ABD merkezli LiCAP Technologies, Inc. ile ortaklık kurduğunu duyurdu.

Geleneksel solvent işlemli elektrotlara kıyasla, kuru işlem elektrotları kurutma ve solvent geri kazanımı ihtiyacını ortadan kaldırarak üretim maliyetlerini ve çevresel etkiyi önemli ölçüde azaltıyor. Ancak, gelecekteki seri üretim düşünüldüğünde, yüksek üretim verimliliğinin sağlanması kuru işlem elektrotları için önemli bir zorluk olmaya devam ediyor.

LiCAP’ın tescilli Aktif Kuru Elektrot® teknolojisi, geleneksel yöntemlere kıyasla üretim verimliliği ve performansı açısından önemli avantajlar sunuyor. LiCAP ile yapılan ortaklık, kuru elektrot üretim süreci teknolojisinin geliştirilmesini hızlandıracak ve yüksek performanslı ve maliyet verimli ASSB’lerle donatılmış yeni nesil elektrikli araçların hayata geçirilmesine yönelik önemli bir adım olacak.

Nissan, tümü katı hal batarya pilot hattını Ocak 2025’te faaliyete geçirdi. Şirket, 2028 mali yılına kadar kendi geliştirdiği tümü katı hal bataryalarla donatılmış elektrikli araçları piyasaya sürmeyi hedefliyor ve bu hedefe ulaşmak için Ar-Ge çalışmalarını hızlandırıyor.

Adam Phillips “Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine”

Adam Phillips, insan hayatının her zaman farklı bakış açılarından betimlenebileceğine ve psikanalizin de bu yollardan sadece biri olduğuna inanan mütevazı bir psikanalist. Ona göre psikanaliz, insanların kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayan bir hikâye anlatma tarzı. Bir tür sohbet. İnsanlar kendi yaşamları hakkında kendilerine anlattıkları hikâye tükendiği ya da aşırı sancılı bir hâle geldiği için katılıyor bu sohbete…

Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine bizi, psikanaliz teorisinde ihmal edilmiş olan küçük ama son derece önemli konular hakkında ilginç sohbetlere davet eden denemelerden oluşan bir kitap. Endişe, risk, sükûnet, gıdıklanma, öpüşme, yalnızlık, yaratıcılık ve suçluluk duygusu arasındaki ilişki; sıkılma, fobi-teori benzerliği; bir metin değil de deneyim olarak rüya; inanç ve engeller gibi, herkesi ilgilendiren konularda çarpıcı saptamalarda bulunuyor Phillips: “İnsanlar yaşamlarının, olasılıklardan en çok korktukları dönemlerinde âşık olurlar.”

Hyundai i30 yeniden yola çıkmaya hazır!

Hyundai’nin sevilen modeli i30, Eylül ayında Türkiye’de yeniden satışa sunulacak. i30, Türkiye pazarına Prime ve Comfort olarak iki paket seçeneğiyle geliyor.

Hyundai Motor Türkiye, C HB segmentinin en beğenilen modellerinden biri olan i30’u yeniden satışa sunmaya hazırlanıyor. Yenilenen tasarımı ve fonksiyonel özellikleriyle öne çıkan i30, modern çizgileriyle kullanıcıların beklentilerine cevap verecek.

Türkiye’de iki farklı donanım seçeneğiyle satışa sunulacak olan i30, Prime ve Comfort donanımlarıyla kullanıcıların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek. Otomobilde 1.5T MHEV benzinli bir motor ve performans ve yakıt verimliliği sunan 7 ileri DCT şanzıman yer alıyor. 140 PS güç ve 253 Nm tork üreten bu kombinasyon, i30’a hem verimlilik hem de güçlü bir sürüş karakteri kazandırıyor. Hyundai’nin global tasarım anlayışını yansıtan i30, markanın kalite ve güvenlik yaklaşımını da bir üst seviyeye taşıyor. Güçlü duruşu, modern teknolojileri ve kullanıcı odaklı donanımlarıyla i30, yeniden Türkiye yollarına çıkarken, Hyundai Motor Türkiye için de önemli bir geri dönüşü simgeliyor.

“Seninle yola çıkmak için hazır!” mottosu ile Eylül ayında satışa çıkacak Hyundai i30’un tüm detayları ilerleyen günlerde paylaşılacak.

Gripin’den “Tek Buzlu”

Türk rock müziğinin en başarılı gruplarından Gripin bir yandan yeni albümünden şarkılar yayınlamaya devam ederken; bir yandan da çok yakında müzikseverlerle buluşacak olan sürpriz bir albümün ilk şarkısıyla karşımızda.

Çok sevilen Gripin şarkılarından özenle seçerek, tek enstrüman eşliğinde yeniden yorumlayarak hazırladıkları “Tek Buzlu” isimli albümü dinleyicilerine sunacak olmanın heyecanını yaşayan grup; albümün ilk teklisi “Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar”ı yalnız piyano eşliğinde, solist Birol Namoğlu’nun benzersiz yorumuyla yeniden müzikseverlerle buluşturdu.

Sözleri Birol Namoglu, Murat Başdoğan, Haluk Kurosman’a müziği Murat Başdoğan’a ve düzenlemesi Gripin’e ait olan “Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar (Tek Buzlu)”, piyano eşliğindeki sakin yorumuyla Avrupa Müzik ve Gripin Yapım iş birliğiyle tüm dijital platformlarda!

Ars Longa’dan yeni şarkı “Ağır Ağır”

Alternatif müziğin başarılı temsilcilerinden Ars Longa, yeni single’ı “Ağır Ağır” ile dinleyicilerin karşısına çıktı.

Sanatçı, geçtiğimiz aralık ayında yayımladığı “Anılara Tutunmak” şarkısının ardından yeni çalışmasıyla geri döndü. Derin sözleri ve sade melodisiyle öne çıkan Ağır Ağır, arka planda yaz sonu hissiyatını veren imgeler eşliğinde, ağır ağır ya da bağır çağır da olsa konuşmanın her zaman daha fazla olumlu sonuç doğuracağını söylüyor.

Şarkının söz, müzik ve prodüksiyonu Ali Sinan Çulhaoğlu’na ait. Mix çalışmasını Mert Berkay Saraç, mastering sürecini ise Deniz Ünlü üstlendi.

Bebeğin anne karnındaki su yolculuğu suda doğum ile devam ediyor

Gebeliğin özellikle son aylarında anne adaylarının temel beklentisi stresten uzak, rahat bir doğum yapıp, bebeğini sağlıkla kucağına almak oluyor. Suda doğum yöntemi de, daha doğal, daha az ağrılı olması; annelere fiziksel ve psikolojik destek imkanı sunmasıyla giderek daha çok anne adayı tarafından tercih ediliyor. Suda doğum yöntemi hakkında bilgi veren Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Sıcak su tüm kaslarımızı gevşetiyor, spazmları çözüyor. Anında vücutta rahatlama duygusu hissediliyor. Annenin ağrısını 10 üzerinden puanlarsak, suda doğumda ağrı şiddeti 3-4 puana kadar düşerek daha tolere edilebilecek seviyeye geliyor. Buna ek olarak, tüm dünyada doğum sonrası annelerin en yüksek düzeyde memnuniyet duyduğu doğum şekli suda doğumdur” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, suda doğum hakkında en çok merak edilen 7 sorunun yanıtını şöyle sıralıyor:

Dr. Refika Gasimova

Dr. Refika Gasimova

Suda doğum nedir ve nasıl gerçekleşir?

Suda doğum, doğumun en sancılı ve en aktif olan kısmının veya tamamının sıcak su dolu özel bir havuzda gerçekleşmesini sağlayan bir yöntem. Havuz içinde 35-37 derece ısıda bulunan su, annenin rahatlamasına, kasların gevşemesine ve ağrıları daha kolay atlatmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda doğumun daha konforlu, sakin ve doğal bir ortamda geçmesini sağlıyor.

Bu doğum yöntemi anneye ne sağlıyor?

Sıcak suyun ağrı şiddetini azaltması, spazmları çözmesi ve kasılmaları daha az hissedilir hale getirmesi epidural veya morfin türevi ağrı kesicilerin etkilerine yaklaşıyor. Annenin fiziksel ve psikolojik gerginliğinin azaldığını vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Psikolojik anlamda havuz, anne ile dış dünya arasında iyi bir tampon görevi görerek mahremiyet sağlıyor. Sürekli ebe, eş desteği ciddi güven hissi oluşturuyor. Yerçekimi kasları çok yorar, biz otururken bile çoğu kasımızı çalıştırırız. Burada ise suyun kaldırma kuvveti yerçekimiyle hissedilen ağırlığı azalttığı için kas yükü hafifliyor, annenin hareket kabiliyeti artıyor” sözleriyle yöntemin faydalarını anlatıyor.

Bebek sağlığı açısından faydası var mı?

Bebek için daha nazik bir doğum şekli olan suda doğumda bebeğe giden kan akışı artıyor, yani daha fazla kan ve oksijen ulaşıyor. Bebeğe ilk dokunan kişi anne olduğu için ”ten tene temas” sağlanıyor. Bu da doğumdan hemen sonra annede pozitif duygulara yol açan oksitosin hormonunu tetikliyor ve anne bebek arasında kurulacak bağın ilk adımını oluşturuyor.

Her anne adayı suda doğum yapabilir mi?

Prensip olarak vajinal doğum yapabilecek her anne adayının suda doğum için uygun olduğu düşünülüyor. Anne ve bebek sağlığı açısından sezaryen doğum yapılması gereksinimi olan durumlarda ise önerilmiyor. Bu uygunluğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Bebek havuzdaki suyu yutar mı?

Ailelerin suda doğumla ilgili en büyük kaygılarından birinin bebeğin su yutma ihtimali olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Bebekler zaten 9 ay anne karnında suyun içinde gelişiyor ve büyüyor. Aslında bebek sudan suya doğuyor, çünkü bebekler zaten suyun içinde. En önemlisi suya doğan bebeği havuzdan çıkarıp tekrar suya sokmamamız gerekiyor. Bunun için suya doğum tecrübesi olan doktor ve ebe ekibiyle çalışmak önem taşıyor” diye konuşuyor.

Riskleri var mı?

Havuzdaki suyun hem temizlik hem de ısı açısından anne karnındaki amniyon sıvısıyla aynı özellikleri taşıması gerekiyor. Süreç kurallara uygun ilerlediğinde müdahaleli doğum oranı azalıyor; vakum, forseps ve epizyotomi gerekmiyor. Dokular suda esnediği için dikiş ihtiyacı azalıyor. Deneyimli bir ekip tarafından yapılırsa dezavantajı bulunmuyor. Su, süreci olumlu yönde etkiliyor ve doğum sonrası memnuniyet çok daha yüksek oluyor.

Suda doğum hakkında en sık hangi kaygılar yaşanıyor?

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Refika Gasimova, “Suyun enfeksiyon riskini artırdığı ve özellikle suda kalma süresi uzarsa enfeksiyon riskinin arttığı düşünülüyor. Oysa ki bu doğru değil. Bir diğer yanlış kanı da ikiz gebelik, SSVD (Sezaryen sonrası vajinal doğum), makat (ters gelişli) gebeliklerde suda doğum yapılamayacağı. Bu bilgiler de doğru değil” diyor.

Sağlıklı bir gebelikte düzenli egzersiz erken doğum riskini yüzde 10-15 azaltıyor

Sabır ve umutla beklenen gebelik yolculuğu, zamanından önce yaşanabilecek doğum riski nedeniyle anne adaylarını kaygılandırabiliyor. Gebeliğin 20 ila 37. haftası arasında gerçekleşen ve erken doğum olarak tanımlanan bu durum yaklaşık olarak her 10 gebelikten 1’inde yaşanıyor. Ülkemizde son yıllarda bu oranın yüzde 13’e yaklaştığı belirtilirken, anne adaylarının ilk gebelik yaşının ilerlemesi, tüp bebek uygulamaları ve çoğul gebelik artışının da bu oranı etkilediği biliniyor. Bu nedenle, riskleri doğru tanımak ve zamanında önlem almak, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Sigara, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, aşırı düşük veya yüksek vücut kitle indeksi ile gebe kalma gibi davranışsal faktörlerin de riski artırdığına dikkat çeken Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Obezite hem kendiliğinden erken su gelişi ve erken doğum eylemini hem de gebeliğin hipertansif ve diyabetik komplikasyonlarını artırır. Böyle olunca da anne ve bebeğin sağlığını korumak için mecburen doğumu vaktinden önce başlatmamız gerekebiliyor. Bu nedenle, planlı gebeliklerden önce ideal kiloya ulaşıp o seviyeyi korumak ve yine kronik hastalıklara karşı ideal sağlık durumuna ulaşmak risk faktörlerini en aza indirir. Anne adaylarımızın düzenli kasılmalar, kasık ağrıları, bel ağrıları, kanama gibi şikayetlerini doktorlarıyla paylaşmaları sayesinde zamanında önlem alınabilir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, beklenen zamandan önce gelişebilecek doğum ihtimallerine etki eden faktörleri ve çözüm önerilerini şöyle sıralıyor:

Doç. Dr. Lütfiye Uygur

Doç. Dr. Lütfiye Uygur

Önceki gebelikler ipucu veriyor

Kendiliğinden erken doğum öyküsü olan gebelikte risk diğer gebeliklere göre 2.5 kat artıyor. Önceki doğumun erken haftalarda gerçekleşmesi ve bu şekilde birden fazla doğumun olması erken doğum ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, hem bazı genomik mekanizmalarla hem de bazı gebeliklerde rahim ağzı yetmezliği ile açıklanıyor. Annenin kendisinin erken doğmuş olması da ilginç bir risk faktörü. Böyle tablolarda yakın takip, ultrasonla görüntüleme, belli kriterler çerçevesinde ilaç veya cerrahi tedaviyle risk azaltılmaya çalışılıyor.

İki gebelik arasındaki süre kısaysa…

İki gebelik arasındaki sürenin 6 ay ve daha kısa olması, önceki doğum zamanında olmuş bile olsa mevcut gebelikteki erken doğum ihtimalini önemli ölçüde etkiliyor. Bu nedenle, annelerin emzirseler bile doğum sonrası etkin bir korunma yöntemiyle en az 6 ay, ideali 18 ay gebelikten korunmaları bir sonraki gebelikte erken doğum riskini azaltıyor.

Rahim ağzı yetmezliği önemli bir risk

Rahim ağzı yetmezliği, rahim ağzının (serviks) özellikle gebeliğin 2’inci üç ayından itibaren kasılmalar olmadığı halde yapısal yetersizliği nedeniyle kısalıp açılarak gebelik eklerini içerde tutamaması anlamına geliyor. Hastalar sancı olmadan veya çok az bel ve kasık ağrılarıyla hekime başvuruyor. Bu tür şikayetler sağlıklı gebeliklerde de sık görülse de önceki gebeliklerde aşırı erken doğum öyküsü olanlarda dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu durumun atlanmaması için 18-24. haftalar arasında vajinal ultrasonla rahim ağzı uzunluğu taraması öneriliyor. Tarama sonucuna göre kısalık saptanan hastalarda ilaç tedavisi ve gerekirse rahim ağzı dikişleri gibi cerrahi seçenekler sunuluyor.

Çeşitli enfeksiyonlar erken doğum riskiyle ilişkili 

Çalışmalar; idrar yolu, ağız içi, rahim ağzı ve vajina enfeksiyonlarının yanı sıra sistemik viral enfeksiyonların erken doğumla ilişkisini ortaya koyuyor. Bu enfeksiyonlarla doğum arasında sebep-sonuç ilişkisinden ziyade eş zamanlılık olduğuna değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Enfeksiyonların sistemik bağışıklık ve kasılmaları da tetikleyen ‘prostaglandin’ maddesini vücutta artırması bu ilişkinin en önemli nedeni. Güncel çalışmalar, vajinal mikrobiyomdaki değişikliklerin doğum zamanı ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Bu nedenle, gebelik planlamadan önce genel bir jinekolojik muayene, varsa enfeksiyonların tedavisiyle belirgin bir koruma sağlamaktadır” tavsiyesinde bulunuyor.

Kronik hastalıklara dikkat!

Anne adayının mevcut kronik hastalıkları; hem çeşitli ciddi sorunlara yol açarak annenin erken doğurma zorunluluğuna, yani iyatrojenik preterm doğuma neden olabiliyor hem de vücutta sistemik bir yanıta neden olarak rahim kasılmalarıyla erken su gelişine ve kendiliğinden erken doğuma yol açabiliyor. Diyabet, amniyon sıvısı miktarını artırıyor; bu da rahimde aşırı gerginlik oluşturarak mekanik olarak kasılmaları tetikleyebiliyor. Bu nedenle, kronik hipertansiyon, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, tiroit hastalıkları, diyabet, lupus, romatoid artrid gibi sistemik hastalığı olan anne adaylarına, gebe kalmadan önce sağlık durumlarını iyileştirmeleri ve mutlaka ilgili branş uzmanı ile riskli gebelik uzmanına başvurmaları öneriliyor.

Sigara ve diyet risk oluşturuyor

Sigaranın erken doğumu artırıcı etkisi, klinik çalışmalarda tartışmaya yer bırakmayacak şekilde kabul ediliyor. Hem fetal gelişim geriliği, plasentanın yerinden ayrılması, erken su gelişi gibi komplikasyonları artırarak hem de tek başına önemli bir risk faktörü olduğundan gebelik öncesi bırakılması şart. Gebeliğe vücut kitle indeksinin aşırı uçlarında başlamak; gebelikte yetersiz veya aşırı kilo alımı da erken doğum riskini artırıyor. Bu nedenle, gebelik öncesinde hekimin önerdiği kilo aralığına ulaşıp, o aralıkta kalmak gerekiyor. Ayrıca siyah çay, yeşil çay, kahve, papatya çayı, adaçayı, hibiscus, zerdeçal ve biberiye gibi bitkiler rahim kasılmalarını uyardıkları için tüketimlerinin kısıtlanmaları önem taşıyor.

Hatalı spor yapmaktan kaçının

Sağlıklı bir gebelikte egzersiz erken doğum riskini artırmadığı gibi, tam aksine vücuttaki oksidatif stress yani toksinleri azaltarak ve plasental damarlanmayı güçlendirerek riski yüzde 10-15 oranında azaltıyor. Haftada 2 ila 4 saat arasında egzersiz yapılması yeterli bulunuyor. Ancak 5 kg’dan fazla ağırlık kaldırmak veya uzun süre sırt üstü pozisyonda egzersiz yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Erken doğum riski belirgin olanlarda ise (öykü nedenli, kısa rahim ağzı tespit edilen, düzenli ve etkin kasılmaları saptanan hastalar gibi) egzersiz önerilmiyor.

Depresyon riski 2 kat artırıyor!

Anne adayının depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sebeplerden yoğun stres altında olması plasenta, rahim yatağı ve zarlardaki hücrelerde kortikotropin salgılatıcı hormonu artırıyor. Bu hormonun da doğum kasılmalarını tetikleyen prostaglandin üretimini arttırarak erken doğum riskine yol açtığı uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum, Yüksek Riskli Gebelikler  Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Uygur, “Yapılan bir çalışmada gebeliğin ilk aylarında  depresyon tanısı konulan hastaların, depresif belirtisi olmayanlara göre erken doğum ihtimalinin 2 kat yüksek olduğu ve riskin depresyon skoruyla orantılı olarak arttığı gösterilmiştir. Stres faktörlerinin en aza indirilmesi, tıbbi gereklilik halinde anne adayının psikiyatri doktorlarının kontrolü altında anksiyete azaltıcı ilaçlarla desteklenmesi önemli bir savunma hattı oluşturmaktadır” diyerek anne adaylarına stresten uzak bir gebelik tavsiyesinde bulunuyor.