Yazılar

JASON BROOKS “İki Yaşındayken Resim Çizmeye Başladım”

Röportaj: Ahu Çağdaş

İllüstrasyon dünyasında kendine özgü ifade tarzıyla ​değer gören dünyaca ünlü sanatçı Jason Brooks​; Pause dergi​nin bu ayki kapak konuğu. Brooks’un çalışmaları, sanatseverlere sadece estetik bir deneyim sunmakla kalmayıp, aynı zamanda ​farklı kültürler ve yaşam tarzlarıyla tanıştırıyor. Tokyo, Londra ve New York’ta sergilenen eserleri, onun sanat yolculuğunun önemli bir parçasını oluştur​duğu ve İlham kaynaklarının zenginliğini yansıtıyor.​ Brooks​’un tekniği illüstrasyon alanında yeni teknolojileri kullanarak klasik çizim geleneğini modern dijital tekniklerle birleştir​en bir tarzı kapsıyor…  Özellikle Paris, New York ve Londra’ya adanmış resimli Travelogues üçlemesi, seyahat tutkusunu ve gözlemlerini sanatsal bir dille ifade etme yeteneğini sergiliyor. 2016 yılında Londra Eskiz Defteri ile Victoria & Albert Müzesi Kitabı İllüstrasyon Ödülleri’ni kazanarak sanat dünyasında önemli bir bilinirliği​, fark yaratan bir tarafı bulunuyor.

Sanata olan ilgim ve modaya olan tutkumun peşinden ilerlerken, kendisine ulaştığım bu dünyaca ünlü illüstratör, ressam ve heykeltraş ​sevgili Brooks ile gerçekleştirdiğim röportaj benim için çok ​çok kıymetli ​bir çalışma oldu. Kendisine sanata nasıl başladığını, ilham kaynaklarını ve yeniliklerini sordum. Profesyonellerle ele aldığım konuları sizler için paylaşmak benim için özel bir deneyim. Brooks’a bu değerli söyleşi için bir kez daha teşekkür ederim. Sanatçının eserlerinin bulunduğu vizyon dünyasını okumaya hazırsanız, hadi başlayalım… Keyifli okumalar!

JASON BROOKS

Sanata ilgi duyduğunuzu ne zaman ve nasıl fark ettiniz?

İki yaşındayken resim çizmeye başladım. En eski anılarımdan biri; büyük bir kağıdın ortasına kırmızı boya kalemiyle büyük bir yüz çizmektir.  Altı yaşındayken ailemle İtalya’ya seyahat ettik. Rönesans resmine, özellikle Floransa’daki Uffizi galerisinde Uccello’nun San Romano Savaşı’na ve Michelangelo’nun heykellerine hayran kaldım.

Çizimler ve kartpostallardan oluşan bir eskiz defteri yaptım. Bu inanılmaz İtalyan yaratıcılığını muhteşem sanatını görmek, duyularımı resimlerin gücüne ve güzelliğine doğru uyandırdı. Ekranlar ve video oyunlarından önceki o erken yaştan itibaren, her zaman çizim yapıyor ve hayal dünyamı keşfediyordum.

Profesyonel bir sanatçı olmak için hangi adımları attınız?

Okulda her zaman okul oyunlarının ve etkinliklerinin kapaklarını çizmek için seçilirdim. Genellikle öğle tatillerinde müdürün odasında oturup okul projeleri için çizim yapardım. Bunlar sadece renkli kâğıda basılırdı ancak; çalışmalarımın yayınlandığı ve tüm ebeveynlerin sanatımı küçük bir kitabın ön yüzünde tuttuğunu gördüğümde yaşadığım heyecanımı halen hatırlıyorum. Ergenliğimin başlarında, insanları hareket halinde çizmekten zevk almaya başladığım için rüzgar sörfü ve spor şirketleri için birkaç ticari projeye başladım. Ayrıca, İngiltere’nin dört bir yanındaki okul kitaplarında basılan haritaları da çizdim. Ve bu çalışmalarım bana ilk gençlik yıllarımda telif hakkı geliri kazanmamı sağladı. Daha sonra üniversitede sanat okudum, önce memleketim Brighton’da temel bir ders aldım sonra da; St Martins’de Grafik Tasarım ve İllüstrasyon alanında Lisans Derecesi, ardından Londra’daki Royal College of Art’tan Yüksek Lisans Derecesi aldım.

Yirmili yaşlarımın başında, hala üniversitedeyken, moda illüstrasyonu dalında Vogue Sotheby’s Cecil Beaton Ödülü’nü kazandım ve British Vogue ile düzenli olarak çalışmaya başladım.  Bu, birçok başka komisyona ile çalışmama yol açtı. O zamandan beri şirketler ve markalarla iş birliği yapmanın yanı sıra kendi sanat eserlerimi yaratmakla meşgulüm.  Sanırım sır; mümkün olduğunca çizim pratiği yapmak… Hatta aile ve arkadaşlarımın portrelerini yapmak ve ayrıca insanlara, şirketlere yaklaşıp çalışmalarımı göstermekten korkmamaktı.  90’larda ayrıca Londra ve New York’taki dergiler için birçok moda şovunda ve Paris’teki Couture şovlarında çizim yaptım.  Bu bana harika bir moda eğitimi verdi ve ayrıca yirmili yaşlarımı geçirmek için çok ilham verici bir yer olan Notting Hill’de yaşadım.  Yeni teknolojiye uyum sağlamak da benim için çok önemliydi, özellikle de resim yapmanın yeni bir yolunu sağlayan Photoshop…

Tüm bu deneyimler beni profesyonel bir reklam sanatçısı olmaya yönlendirdi

JASON BROOKS

Yapmadığınız için pişman olduğunuz bir şey var mı? Ve nedir?

Yirmili yaşlarımda New York’a taşınmamak oldu diyebilirim.  Moda illüstratörleri için daha az işin olduğu bir zamandı, bu yüzden zor oldu.   Ama belki de New York’a taşınmalı ve moda fotoğrafçılığına başlamalıydım!

İnsanları nasıl etkilediğinizi düşünüyorsunuz?

Umarım çalışmalarım insanlara hayal kurmaları ve ilham almaları için ruhlarına dokunur. Hayat muhteşem ve inanılmaz, mucizevi bir gezegende yaşıyoruz. Bu deneyimin güzelliğini kutlamaya çalışıyorum ve insanların; iyimser ruhumla bir bağ kurmasını umuyorum.

Tuhaf olduğunu düşündüğünüz herhangi bir özelliğiniz var mı?

Bazen geceleri gözlerimi kapattığımda, resimlerle dolu güzel bir kitabın sayfalarını karıştırabiliyorum. Sayfalar zihnimde dönerken birbiri ardına çok sayıda harika resim görüyorum. Uyumuyorum ama tüm bu mükemmel şekilde tamamlanmış resimlere bakıyorum ve bu garip aynı zamanda ilham verici. Gözlerimi açarsam büyü bozuluyor. Acaba başkaları da bu tuhaf deneyimi yaşıyor mu diye merak ediyorum? Eşim de benim bazı psişik güçlerim olduğunu düşünüyor ve bunu bana başkaları da söyledi. Sanırım hepimiz farklı derecelerde bunu yaşıyoruz.

JASON BROOKS

Neyi romantik buluyorsunuz?

Bence başka bir insanla gerçek ve samimi bir bağ kurmanın hissi romantiktir.

Gül ve şampanya ile hiçbir ilgisi olmayan, çok daha derin bir histir. Eğer o büyülü hissi paylaşıyorsanız ve birinin gözlerinin içine, kelimeler olmadan bile bakabiliyorsanız ve o zaman nerede olduğunuzun bir önemi yoktur. Biriyle o bağ hissine eşlik eden güzel yerleri veya deneyimleri paylaşmak inanılmaz derecede romantiktir. Belki de tüm resimlerim varoluşun güzelliğini kutlama biçiminde romantik bir unsura sahiptir. Bence romantizm, sanatta, müzikte veya doğadaki güzelliği ruhsal bir düzeyde takdir ederek bağımsız olarak da deneyimlenebilir.

Paranızı en çok neye harcıyorsunuz?

Paramı en çok aileme, sevgili eşim Nila’ya ve 17 ve 21 yaşlarındaki iki harika çocuğuma harcıyorum.  Kızım Londra’da üniversitede okuyor, bu pahalı ama seyahat ve eğitime harcanan paranın asla boşa gitmediğini düşünüyorum.  Ayrıca sevdiğim şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapıyorum, bu alışveriş yapmak gibi hissettiriyor ama ihtiyacım olursa yine de param oluyor.   Bunun dışında stüdyomda sakladığım imzalı sanat kitapları ve evimde bulunan sanat eserlerini topluyorum.

En büyük korkunuz nedir?

Sanırım en büyük korkum ailemi geçindirememek ve çocuklarıma hayatta iyi bir başlangıç ​​sağlayamamak. Pratik düzeyde yüksekliklerden hoşlanmıyorum!

JASON BROOKS

Nelerden ilham alırsınız?

Ben kendi kişisel güzellik kavramımdan ilham alıyorum.    Seyahat ve sanat yoluyla güzelliği keşfetmek, hiç bitmeyen bir ilham ve kendini ifade etme misyonudur. En büyük ilham kaynaklarımdan biri insan formudur. Çünkü; insanları hareket halinde ve farklı pozlarda çizmeyi seviyorum, bu yüzden müzik ve dans önemli kaynaklardır.

Ayrıca hem ilham alıyorum ve doğal hayatta; denizde, ormanlarda, dağlarda, gökyüzünde güzellik buluyorum. İnsanları ve özellikle kadınları bu doğal güzelliğin bir uzantısı olarak görüyorum. Mutlaka dış görünüşle ilgili olmak durumunda değil; güzel bir ses, bir yetenek veya ilham verici güzel bir kişilik özelliği olabilir.

İlham, doğadan ziyade insanlık tarafından yapılmış bir şey aracılığıyla da gelebilir. Güzel bir daire, bir film, fotoğraf, harika bir araba veya resim gibi şeyleri idealize edilmiş bir şekilde görme eğilimindeyim ve eğer yapabilirsem gerçekliği geliştirmeye çalışıyorum.  Bir de hayatta bana ilham veren anlar var. Bir trenin içinden geçen bir görüntü, bir binanın cephesindeki ışık, geceleri pencereler, sokaktaki güzel bir insan, iyi giyimli bir grup insanın arasından geçen bir görüntü, gerçekten sonsuz bir kaynak var benim için…  Duyularımızı ayarlayıp fark edersek her yerde ilham vardır.

Ünlü olmak nasıl bir şey?

Çalışmalarım; kişisel tanınırlığımdan daha ünlü… Bu yüzden sanatım insanlara dokunduğunda ve onlara güzel duygular hissettirdiğinde çok mutlu oluyorum. Genellikle insanlar bana sanatımın hayatlarını olumlu yönde etkilediğini ve onlara bir tür mutluluk veya yaratıcı ifadeye doğru bir yön verdiğini söylüyorlar. Bunu duymak çok tatmin edici. Mümkün olduğunca çok insanın beğenisini almak ilham vermek istiyorum ve bunu ünlü markalarla iş birlikleri üzerinden yapmayı seviyorum.

Yıllar boyunca Chanel, Tiffany & Co, Hotel Du Cap Eden Roc, Michael Kors, Sotheby’s ve yapmaya devam ettiğim birçok ünlü lüks markayla çalıştım. Son zamanlarda Beymen ile Noel Kampanyaları için çalışmak da bir zevkti.

Ünlülerin etkili olduğunu düşünüyor musunuz?

Eğer başkalarına olumlu bir şekilde duygular neşe, bilgi getiren bir şey için etkili oluyorsa; o zaman bu alkışlanmalıdır ve bence bu harika bir şey… Kendini ifade etmeyi insanların temel bir ihtiyacı olarak görüyorum.  Dolaysıyla; bu bir tür eğitim veya eğlence yoluyla ünlü olmaya yol açıyorsa, bu harika bir şey!

JASON BROOKS

Hobileriniz nelerdir?

Film konusunda gerçekten tutkuluyum ve bir iletişim aracı olarak onu büyüleyici buluyorum. Alfred Hitchcock en sevdiğim film yönetmeni, tam bir dahi… Bu ilgi aynı zamanda sanat eserlerimi de şekillendiriyor ve erken kariyerim reklam filmleri için senaryo çizmekle geçti. Ayrıca; bazen işime kattığım rüzgâr sörfü, tenis ve kayak yapmayı da seviyorum. Okyanus rüzgâr sörfündeki deneyimlerim, deniz ve farklı hava koşullarını yaşamamın, sanatıma, resimlerime gerçekçilik katığını söylemek isterim… Bu özellikle, ana müşterilerimden biri olan ve göz alıcı insanlar, yatlar, helikopterler ve okyanus içeren düzenli reklam sanat eserleri ile bir web sitesi olan Superyachts Monaco için yaptığım çalışmalar da etkilidir. Bunların hepsini resmetmekten büyük keyif alıyorum.

Size ilham kaynağı olan bir şehir veya ülke var mı? Var ise; hangi şehir veya ülke?

Paris, New York ve Tokyo benim gözümde her zaman inanılmaz derecede ilham verici ve göz alıcıdır.  Ayrıca; birkaç ay boyunca seyahat ettiğim, İstanbul, Efes, Pamukkale, Afrodisias, Kapadokya, Fethiye, Kaş ve özellikle muhteşem ve büyülü olan gün doğumunu izlediğimiz Nemrut Dağı’nı ziyaret ettiğim Türkiye’nin; bende gerçekten harika anıları var.

JASON BROOKS

Sizi etkileyen bir yaşam deneyiminiz var mı? Bununla ilgili bir tavsiye verebilir misiniz?

Bence iş hayatında dürüst ve güvenilir olmak gerçekten önemli. Yüksek standartları korumak ve her projede elimden gelenin en iyisini yapmak söz konusu olduğunda; biraz mükemmeliyetçi olmak diyebilirim. Hayatın kişisel tarafında, kalbinizi emanet edebileceğiniz, etrafınızda iyi insanları seçmek çok önemlidir.

Bir süper gücünüz olsaydı bu ne olurdu?

İnsanları birbirlerine ve gezegenimize karşı daha şefkatli ve nazik kılma gücüne sahip olmak isterdim.

Hayatınızda hayran olduğunuz kahramanlar var mı?

Annem ve babam ilk kahramanlarımdı. İkisi de çok şık, nazik ve yaratıcı insanlardı ve erken yaştan itibaren yaratıcılığımı teşvik ettiler. Çalışmalarına hayran olduğum ünlü kişiler açısından;  Picasso, David Bowie, David Hockney, Matisse, Davinci, Coco Chanel, Karl Lagerfeld, David Bailey, Cristobal Balenciaga ve liste uzayıp gidiyor…

Kahramanlarım; yeteneklerine çok doğrudan ve doğal bir bir şekilde erişebilen, vizyonlarını dünyaya açıklık ve güvenle ileterek kendilerini ifade eden yaratıcı insanlardır.

JASON BROOKS

Hayattaki altın kuralınız nedir?

‘Her zaman parlak tarafa bakın’… Ben doğal bir iyimserim ve hayatın zor anlarında bile güçlü ve iyimser olabilen pozitif insanların yanında kendimi daha rahat hissediyorum.

Bir duruma bakmanın genellikle iki yolu vardır, bu yüzden eğer yapabilirsem etrafımdaki insanları mutlu etmeye ve pozitif kalmaya çalışıyorum.  Sanat eserlerimin amacı da insanların kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak. Hayal kurmak için iyimser pozitif duygulardan ilham alıyorum.

Yemek yapmayı sever misin? En çok ne pişiriyorsun?

Aslında yemek yapmayı seviyorum.  2020’deki ‘karantina’ sırasında karım ve çocuklarım için yemek yaptığımda bundan gerçekten keyif almaya başladım. Şu anda yapmayı en sevdiğim yemekler Yaki Soba, Lazanya ve Kral Karides Arrabbiata. Zevkim yıllar geçtikçe daha da gelişti ve bol sarımsak ve acı biber içeren güçlü tatları seviyorum.

En çok hangi şehri seviyorsunuz ve yaşamak istiyorsunuz? Neden?

Güney Fransa’nın kıyı şeridini seviyorum ve ışık, mimari ve kültür bana gerçekten ilham veriyor. On yıllardır sanatçılar için ünlü bir yer ve gelecekte bir noktada Nice’in yakınında yaşamayı çok isterim. 

En sevdiğiniz veya şimdiye kadar geçirdiğiniz en macera dolu tatil hangisidir?

Yirmili yaşlarımdayken bir televizyon şirketi tarafından 3 ay boyunca Meksika ve Guatemala’da Maya bölgelerini ziyaret etmek ve eskiz defterlerime birçok çizim ve resim yapmak için sponsor oldu. Harika bir maceraydı ve sanat eserim daha sonra televizyon şirketinin yarışmasında birincilik ödülünü kazandı. Her iki ülkenin ve Belize ve Honduras’ın renkleri ve canlılığı asla unutamayacağım değerli bir anı.  Eşim ve ben ayrıca Maldivler’e ve balayımız için Seyşeller’e birkaç kez seyahat ettik. Palmiye ağaçları ve ıssız adaların ortamı benim için cennet!

TOPRAK SAĞLAM  “Hayal ettiklerimi yaşıyorum”

TOPRAK SAĞLAM  “Hayal ettiklerimi yaşıyorum”

25 yıllık kariyerinde iddialı işlere imza atan ve şimdilerde ‘Yalı Çapkını’ dizisiyle dikkat çeken başarılı oyuncu Toprak Sağlam’la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sağlam, oyunculuğunun köklerini, projelerini ve müzik kariyeriyle ilgili heyecan verici detayları paylaştı…

Röportaj: NAZAN ORTAÇ

TOPRAK SAĞLAM 

Oyunculuğa olan tutkunuz nereden geliyor? Çocukluğunuzdan itibaren oyuncu olma hayaliniz var mıydı?

Ben hep söylerim; bu bir kod. Onunla doğuyorsunuz. İki yaşındayken masanın üstünde şarkılar söylermişim. Ve çok küçükken, ilk kendim söylemişim ‘ben oyuncu olacağım’ diye. 13 yaşımda ilk işimi yaptım. Bu sene sektördeki 25’inci senem. Hâlâ kendimi yeni başladığım yıllardaki gibi heyecanlı hissediyorum.

Farklı türlerde dizi, film ve tiyatro projelerinde yer aldınız. Hangisi sizi daha fazla besliyor ve hangi projeler sizin için özel bir anlam taşıyor?

Hepsi kalbe giden farklı damarlar. Hepsinin bir işlevi var. Biri olmazsa diğeri olamıyor. Hepsini çok seviyorum. Tiyatroyu diğerlerinden daha heyecanlı kılan şey; seyirciyle o anı, o anda paylaşıyor oluşumuz. Onun tatmin duygusu bambaşka. Bir de müzikalse tutmayın beni (gülüyor).

Oyunculuk kariyerinizde sizi en çok etkileyen isimler veya roller neler oldu? Bu kişiler veya projeler sizi nasıl şekillendirdi?

Her şeyden önce kıymetli hocalarım Müjdat Gezen ve Mustafa Alabora. Okulum; Müjdat Gezen Sanat Merkezi. Dönüm noktamdır. ‘Karınca Yuvası’ ve ‘Bodrum Masalı’ tadı damağımda kalmış işlerim ve rollerim. Hem öğrendiğim hem öğrettiğim, farkındalıklar yaşadığım, derinleştiğim, dönüştüğüm ve dönüştürdüğüme şahit olduğum işlerdi.

TOPRAK SAĞLAM 

‘Yalı Çapkını’ dizisindeki karakterinize nasıl hazırlandınız? Rolünüzü anlatır mısınız?

Zerrin bir anne, hırslı, güçlü, gözü kara, kızı için her şeyi ama her şeyi yapabilecek bir anne. Hiç bilmediğim, sahip olmadan da anlaşılamayacak bir duygu bence. Böyle durumlarda daha çok metot kullanıyorum. Eric Morris bende çok çalışan bir sistem. Onun tekniklerinden yararlandım.

‘Yalı Çapkını’ dizisinin popülerliği hakkında ne düşünüyorsunuz? Projeye dâhil olma kararınızda etkileyici olan unsurlar nelerdi?

İyi yazılmış, iyi yönetilmiş, iyi oynanmış, her şeyiyle iyi yönetilmiş bir işin popüler olmasına şaşırmamak gerekir. Ben oynamaktan beslenen bir oyuncuyum. Projede oynamak ve performans alanım ne kadarsa, beni işe çeken baş unsur bu oluyor. Sahne sayımın çokluğundan bahsetmiyorum burada. Bir sahne yazılmışsa da tatmin ayrılmalıyım setten. Senaristimiz Barış Günger sağ olsun oynamaya doyamadığım sahneler yarattı. Harika bir ekip ve en değerli ustalarla çalışmak. Nasıl dâhil olmazdım ki?

“AİLEM HEP EN BÜYÜK DESTEKÇİMDİ”

Kendi oyunculuk tarzınızı nasıl tanımlarsınız? İzleyicilere bırakmak istediğiniz bir izlenim veya mesaj var mı?

Tam bir metot oyuncusu sayılmam. Zaman zaman faydalandığım teknikler var. Tüm metotları deneyimleyip, bende çalışanları kendime göre sentezliyorum. Her zaman doğalcı oldum. Temelim; oynamıyormuş gibi oynamak. Üzerine ekleyerek, yeni şeyler keşfederek devam edecek. Şimdilerde Meisner tekniği çalışmaya başladım. Yakınlarda katılacağım bir workshop var, heyecanla ona hazırlanıyorum.

Kariyerinizde karşılaştığınız zorluklar oldu mu, olduysa nasıl aştınız? Bu süreçte öğrendiğiniz en önemli ders nedir?

13 yaşında çalışmaya başlayan bir kız çocuğu zorluk yaşamaz mı? Elbette yaşadım. Ergenliğim sektörde geçti. Ama ben her zorluğu hep kendime inanarak, güvenerek ve çok daha fazla çalışarak aştım. Ailem hep destekçimdi. Anne ve babacığıma sonsuz teşekkür ederim. Öğrendiğim en büyük şey; bu hayatta tek başımayım ve benden daha önemli hiçbir şey yok. Her şey önce kendini gerçekten sevmek ve farkında olmakla başlıyor.

TOPRAK SAĞLAM 

Özel hayatınız çok fazla bilinmiyor; hayranlarınız merak içinde… Bizimle paylaşır mısınız; kalbiniz dolu mu?

Hayatımda şu an biri yok ama bu boş olduğu anlamına gelmez (gülüyor)…

Aynı zamanda şarkıcısınız; müzik kariyeriniz için hedefleriniz var mı? Ya da ilerisi için hayalleriniz neler diye sorsam?

Aşırı heyecanlı olduğum bir süreçteyiz. Yeni şarkıya hazırlanıyoruz, orkestra kuruyoruz. Yeni yılda sahneler de başlayacak. Hayal ettiğim şeyleri şükür olsun hep yaşadım bugüne kadar, bu şekilde de devam da ediyor. Gerçekleştiğini görüyorsanız; bilin ki mutlaka bir gün bir yerde hayalini kurmuşumdur.

“Kimsenin hayatını merak etmiyorum”

İzleyicilerinizle bağ kurma konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyor musunuz?

Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorum ama kendi kurallarımla. Takipçilerimi çok seviyorum, bazılarıyla birebir temas kuruyorum. Bazen sık paylaşım yapıyorum, bazen detoks yapıyorum ve 3-4 gün hiç bakmıyorum. Çok severek, merakla takip ettiğim sinema, sanat, moda ve seyahat sayfaları var, onlar dışında kimsenin hayatını çok merak etmiyorum. Gerçek gelmiyor bana. 25 senedir içinde olduğum bir dünya. Neyini merak edeyim (gülüyor).

Photo by: Eray Kıray @eraykiray @gettostudio

Styling: Derya Balkan @deryablkn & Pınar Turan @pinarrturan

Makyaj: Özlem Demir @ozlemmdemirofficial

Hair styling: Erbil Çaylak @erbil.caylak

Menajer: Buket Kahraman @buketkahramantm

PR Ajans: Begüm Kılıç @begkilic & Nur Eriş Kuran @nureriskuran @bgpragency

Annelik hayat boyu yapılan bir anlaşma

Annelik hayat boyu yapılan bir anlaşma

Sesiz ve derinden ilerleyen bir isim… Hollywood’da ünlü oyuncuları koçlarıyla çalıştı. Profesyonel oyuncular için düzenlen özel workshopların hepsine katıldı. Mesleki anlamda kendini sürekli yeniliyor. Bu süreçte geçmişten gelen resim yapma sanat yönünü de eş zamanlı besliyor, sürdürüyor.  “Sinema içinde bütün sanatları barındırıyor” diyor. Uzun bir aradan sonra ikinci sergisi yakında sevenleri ile buluşacak… Sergiden elde edeceği gelirle okul kütüphaneleri açmak istiyor.

Oyunculuk okulu hayalinde ve bilgi birikimlerinde olan yani işin sessiz ve derinden ilerleyen kısmı..  Bütün bunlar olurken; hayatın en güzel sanat olayını “çocuk yapmak, annelik” olarak tanımlıyor.  Çocukların gelişimini birebir gözlemlemek, anı yaşamak için televizyon ve sinemaya düzenli set çekim çalışmalarına ara veren sevgili Gülseven Yılmaz yeniden Türiye’de… Pause derginin bu ay ki kapak konuğu sevgili dostum Gülseven Yılmaz ile siz kıymetli okurlarımız için konuştuk. Sizler için çok keyifli bir söyleşi yaptık.

 Oyunculuk çocukluk hayaliniz olan bir meslek miydi?  Bir Rol modeliniz, ilham kaynağınız oldu mu? 

Evet oyunculuk çocukluk hayalimdi. Çok merak ederdim. İnsanlar televizyonun içine nasıl sığıyorlar, küçülüp mü giriliyor diye. Gerçek hayatta küçük küçük insanlar var ve bir tek onlar televizyonun içinde yasayabilirler zannediyordum. Orada da başka bir dünya olduğunu düşünüyordum. Babam haberleri hiç kaçırmazdı. Ben de haber spikerleri ne güzel konuşuyor diye onları dinlemeyi se verdim. Bir gün televizyonun içine girip orada olmak hayalim, isteğim hep olurdu.  Ben küçükken ilham aldığım biri olmadı.

En çok hangi tür filmleri seversiniz? Son zamanlarda bilim kurgu filmleri ve dizilerini seviyorum. Bazen çok kafamı yormak istemediğimde romantik komedi tarzında filmleri seçiyorum. Tamamen ruh halime göre film seyrediyorum.

Sitcom yaparken eğlenceli işler sürerken;  Acı Hayat, Doktorlar gibi çok uzun süreli dizilerde farklı rollere hayat verdiniz. Bu geçişlerde zorlandığınız mı? Bahseder misiniz? 

Eğlenceli isler yapmak çok daha zevkli. Sitcom tecrübem de var. Uzun süreceğine inandığım islerde çok ağır dramatik isler olmamasına özen gösterdim. Çok uzun saatler çalıştığımız için rollerimiz üstümüze yapışabiliyor bazen. Bu rollerden çıkamayan oyuncular da var. En çok kabadayı rollerinde oynayıp gerçek yaşamlarında da öyle davrananları bazen magazinciler bile yakalıyor. Tekliflerin senaryolarını okuduktan  sonra bu karakteri ben sevdim mi diye bakarım hep. Bu karakterin neresi ilginç, dizide bu karakteri nasıl yönlendirebiliriz sorularından sonra hislerime göre secim yaparım. Benim için komedi oynamak da kolay, drama da kolay.

Sonra stüdyo çekimlerine bir anda her şeye ara verdiniz? Neden? 

Aile kurmak istedim. Çocukları çok seviyordum ve çocuk yapmak istedim. Zirvede bıraktı derler ya hani benim için de benzer bir durum oldu. Şartlar çok ağırdı. Çok uzun saatler film çekimleri oluyordu. Senaryolar birbirinin tekrarı gibi olmaya başlamıştı. 18 tane dizi teklifi ve 8 tane başrol teklifi aldım doktorlar dizisinden sonra. Bu fırsatları değerlendir sonra çocuk yaparsın dediler. Sinema sektöründe yeterince tatmin olmuştum ben ve anne olmak istiyordum. Kadınların biyolojik saati vardır ya benimki çalıp duruyordu anlayacağınız. Tamamen isleri bırakmadım ama isteyerek hamile kalınca o  her zaman istediğim çocuğumu doğurmak için Amerika’ya gittim. 1 sene sonra yine dizi, sinema yaparım diye düşünüyordum. Ama insanın kendi bebeğini kucağına aldığında nasıl bir eşsiz mucize yaşadığınıza inanamıyorsunuz. Ayrıca; bebeği büyütmek, çocuk yetiştirmek çok zevkli geldi. O ağzından çıkan ilk kelimeler anne baba demesi bunları kaçırmak istemedim. Büyüdükten sonra değil, büyütürken daha çok şey verebilirim çocuğuma diye düşündüm. Çok önemli bir iş yapıyordum; annelik… Ben de çalışmayı her gelen teklifte erteledim. Anı yaşamak vardır ya ailemle anı yaşadım.

 Annelik size neler hissettirdi? Nası tanımlarsınız bu olay ve sonrasını?

İngilizcede çok sevdiğim bir laf var, annelik için onu söylemek istiyorum. Lifetime commitment, yani hayat boyu yapılan bir anlaşma, sözleşmedir annelik. Anne olunca sorumluluklarım arttı. Bebekken her kucağıma aldığımda göz  göze saatlerce bakışırdık. Hep duyarız ya uyurken bakardım diye, ben çocuklarıma uyanıkken daha çok bakardım. Çocuklarımın büyüdükçe her anini onlarla yasamak istedim, tadını çıkardım anlayacağınız.

Kaç çocuğunuz var? İsimleri nedir?

İki çocuğum var. Efe 8,5 yaşında ve Mars 3,5 yaşında.

İki erkek çocuk annesi olarak sorumluluklarınız büyük, çocuklarınızı yetiştirirken en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Yaratıcılıklarının büyüdükçe köreltilmemesine dikkat ediyorum. Dadılara  hemen çocuk gelişimiyle ilgili benim çok beğendiğim kitapları veriyorum. Okullarını ve öğretmenleri ona göre seçiyorum. Hayal kuran, herkes gibi düşünmeyen, fark yaratacak saygı sevgi dolu çocuklar yetiştirmeye çalışıyorum.

Çocuklarınızla aile zamanını nasıl geçiriyorsunuz? Birlikte yapmayı en sevdiğiniz etkinlik nedir? 

Bisiklete binmek. Santa Monica da sahilde bisiklete binmek.

Çocuklarınızda sanata eğilim  var mı? Gözlemleriniz ne yönde size sinyal veriyor? Mesleki konuda anneye mi babaya mı çekmişler? 

Ahahaha çok güzel bir soru. Eşim  inşaat mühendisliği okumuş ama piyano çalıyor, Naile halaları otel sahibi ama seramik sanatıyla ilgileniyor. Bizim ailemizdeki tek sanatçı ben değilim yani. Efe gitar çalıyor ve çok yaratıcı bir çocuk.  Disney çocuğu yetiştiren ajanstan teklif geldi Efe ye ama ben çok erken yasta baslarsa psikolojik olarak etkilenir diye düşündüm. Mars çok çabuk moda giriyor sahne ve mikrofon seviyor.  YouTube kanalını çok istediler. Birlikte çok doğal videolar çekiyoruz, çocuklar bu çalışmalara bayılıyorlar. YouTube da olmayı seviyorlar. İlerleyen zamanlarda ne istiyorlarsa onu destekleriz. Severek yaptıkları isleri olsun.

Amerika’da çocuklarınızı büyütürken,  onların büyümesini birebir gözlemlediniz bu muhteşem bir hayat kazanımı… Peki kendi kişisel ve mesleksel gelişiminizi de farklı yönlerden destekleyen çalışmalar yaptınız mı? 

Elbette yaptım, profesyonel aktörlerin gittiği workshoplara gittim. Oyuncu koçlarıyla çalıştım. Stella Adler, Eric Morris tekniklerini öğrendim. Bradley Cooper in oyuncu koçu Anthony Meindl ile ve Halle Berry’nin oyuncu koçu Margie Haber’le çalıştım. George Clooney’in gittiği Beverly Hills playhouse sahne sanatları eğitimini de aldım. Bu stüdyoların profesyonel aktörler için özel sınıfları oluyor hepsine katildim. Neden yaptığıma gelince bizim işimiz spor yapmak gibi, kasları aktif tutmak lazım. Hem kendimi geliştirdim hem de bir gün bu bilgileri aktarabileceğim bir okul açarım diye düşünüyorum.

Sinema film sektörüyle alakalı orada en çok dikkatinizi ne çekti? 

Setlerdeki konfor. 8 saat çalışma kuralı. Büyük kameralar ve ışıkların araçtan indirilip çekim yerine kadar insan gücü yerine özel tekerlekli taşıyıcı küçük araçlar olması.

Yabancı oyunculardan en sevdikleriniz hangisi?

İşini askla yapan her meslekten herkesi seviyorum. Cate Blachett’ in bende ayrı bir yeri var.

Hollywood’un ünlü oyuncularından dostlarınız yakın arkadaşlarınız oldu. Biraz bahseder misiniz? 

Lion King, little Arthur filmlerinin yapımcı ve yönetmeni arkadaşım. Ev partilerinde bizi de hep davet ederler. Steve Tyler in yakın dostu benim de iyi arkadaşım.  Onların özel davetleri olur. Bu davetlerden birinde Sharon Stone, Leonardo di Caprio da vardı. Bu dünyaca ünlü isimlerle aynı ortamda bulunmak, sohbet etmek çok keyifli… Az sayıda ve ayni ortamda olduğunuz bu davetlerde herkese eşit davranmanız gerekiyor.  Bu benim tespitim. O zaman arkadaşınız gibi yakın davranıyorlar. Rahat olabiliyorlar. Sohbet ediyorsunuz. Arkadaşlık kurabiliyorsunuz. Bunun için de hayran gibi davranmamanız gerekiyor.

Oradaki yakın arkadaşlarınızdan birisi de ünlü şarkıcı Michael Jacakson’un menajeri?  Nasıl arkadaş oldunuz? Sizin görüşmelerinizle nasıl ilgilendi? Nasıl oldu bu hem iş hem dostluk kurulumu?

Evet Jeffre Phillips benim arkadaşlarımdan biri… Beni tanıdığı için mesleğimi de biliyor, ben orada neler yapabilirim diye konuşma konusu yapardı. İşinde çok başarılı bir menajer ve ayni zamanda yapımcı. Showreel vermiştim kendisine. Benden 3 şey çıkarabileceğini söyledi. Hiçbir şekilde audion a gitme dedi. Aksanın olduğu için verecekleri roller seni tatmin etmez ama sana yazılmış özel bir senaryo ile karşına George Clooney gibi birini koyup az bütçeli güzel bir romantik komedi yapabiliriz, bununla Hollywood a adim atmış olursun ve arkası gelir zaten dedi. En büyük iddiası hem Avrupalı, hem İspanyol hem de doğu kültürüne hitap edebilecek çok avantajlı bir yüzüm olduğunu söyledi. İyi bir başlangıçla yolumun çok açık olacağını belirtti. Showreelimi seyrettikten sonra bana çok iyi mi dans ediyorsun diye sordu ve bunu hiç unutmam. Çok şaşırmıştım çünkü gerçekten çok iyi dans ederim bu arada. Bunu çok kısa bir görüntüden anlamış olması,  ne kadar iyi gözlem yapabilen bir menajer olduğunun bir kanıtı bence… Sesi mi de beğeniyordu. Albüm yapalım diyordu.  Ve her gün hangi saatlerde ne zaman ne yapmalıyım? Ve trainer ve voice için kimlerle çalışacağıma, sahne kostümlerimde kimlerle çalışacağımın isimlerine kadar hazırladığı planlamayı benimle paylaştı. İlk defa bu kadar profesyonel bir teklifle karşılaştım. Her şey en ince detaylara kadar düşünülmüş olan planlamada, bir sene sonra çıkartacağımız albümle  nerede olacağımı, konser stratejilerimize kadar anlattı. “Bunu seçersen burada da yolun açık” dedi. Üçüncü seçenek de reality show yapabiliriz marka işbirlikleri çalışabiliriz dedi. Ben workshoplara gidiyordum, bana “değerli bir iş adamının eşisin ama mesleğini yapmak isteyen bütün dünyadan oyuncu olmak için Los Angeles’ a gelip şansını deneyen tüm oyuncuların sesi olursun, ilginç bir hayatin var” dedi. Ve bu çok dikkat çeker diye bayağı konuştu bizimle.  Görüşmelerimiz devam ederken tam o dönemde ikinci çocuğa hamile kalınca, Allah’ın bizim için başka planları varmış deyip teklifi rafa kaldırdım. Dostluğumuz devam ediyor.

Hollywood’dan teklifi aldınız. Teklifi geri çevirdiniz? Hatta bu konuda aile dostunuz Michael Jacakson’un menajeri bile sizi ikna edemedi. Neden? 

İkna etti aslında hatta biz planlar yaptık ama ben ikinci çocuğuma hamile kalınca teklifler öylece kaldı. Sanat yaratmak demek…  En büyük yaratım da çocuk yapmak bence…

Pandemi döneminde ülkemize dönüş yaptınız? Tüm dünyada bir kapanma oldu. Hayat eve sığar dedik. Bu dönemde neler yaptınız?

Mart 2020 de kapanma olduğunda pek çok şeyi sorgulamaya başladık. Los Angeles’ta günlük hayatimiz çok fazla dışarda akıştaydı. Ev ne kadar müstakil ve konforlu olursa olsun evde yasamayı çok seven insanlar değiliz. Her yaz zaten Türkiye’ye geliyorduk. Aile otelimiz Hilton Dalaman ve tekne de vakit geçiriyorduk. Yine haziranda geldik fakat USA da okullar açılmadı, restoranlar kapalı, her şey keyifsiz dolayısıyla kışı da burada geçirelim dedik. Bütün kış otel kapalıydı ama kendimize burada bir düzen kurduk. Bisiklete bindik, kapalı havuzda yüzdük, burada otele ait hayvanat bahçesi var her gün onlara gittik kuzular, tavşanlar, kopekler çocuklara çok iyi geldi. Çocukların hep istediği YouTube kanalımızı yayına başlattık. Ben ikinci resim sergim için eserler ürettim. Bizim için çok verimli geçiyor aslında.

Düzenli Spor yapar mısınız? Beslenmenize dikkat eder misiniz? 

Ah iste o konu… Haftada iki gün hocayla çalışıyorum, diğer günler kendim spor yapıyorum. Biz bu süreçte restaurantın birini açık tuttuk ve aşçı çalıştırdık. Bu konforlu ama çok kotu bir karardı. Çünkü;  kuzu incik, güllaç, içli köfte ne kadar özlediğim Türk yemeği varsa yedim. Los Angeles’a döndüğüm zaman bu yemekleri bulamayacağım diye akışa bıraktım umursamıyorum.

Sizi tekrar farklı roller de görmek mümkün olur mu? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Elbette… Bu sene iki teklif aldım ama İstanbul’da olmadığım için ve tabii pandemi nedeniyle değerlendirmedim. Sanat benim olmazsa olmazım. Kendimi sanatla ifade ediyorum.

Pandemi döneminde televizyon izlenme oranları çok arttı. Ülkemizde bu dönemde diziler de adeta bir birleriyle yarışıyor… Hollywood’dan edindiğiniz izlenimlerle değerlendirdiğinizde ne düşünüyorsunuz? 

Televizyon bence tamamen bitti. Hiçbir zaman benim çalıştığım dönem gibi olmayacak. Hala ayni konularda sabit duruyor Türk sineması. Hep yapılanlar üzerinde yani sürekli güvenli sularda gezildiği surece de gelişemeyecek. Tarihimiz, topraklarımız ve bir sürü köklerimizden gelen farklılıklarımız var. Biraz bunlara çalışılmalı. Topraklarımızda çok değerli insanlar yaşadı. Onların hikayelerine girilmeli diye düşünüyorum. Biz bilim kurgu yapamayız. Arkadaşlarının farklı düşüncelerine bile tahammülü yok insanların. Ama değerlerimizi iyi kullanıp fevkalade güzel işler yapabiliriz.

Beğendiğiniz dizler ve oyuncular var mı?

Snowpiercer gözdem su aralar.

Tekrar tekrar seyrettiğiniz dünya sinemalarından filmler var mıdır? İlk aklınıza gelen hangisidir?

Party filmi Peter Sellers… Her seferinde gülüyorum. İyi ki sordunuz çok uzun zamandır seyretmemiştim.

Sizi en çok ne motive eder?

Bilmediğim şeyleri deneyimlemek. Seyahat etmek gibi..

Yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Yakında bir sergim olacak. Çok heyecanlıyım. Bir youtube kanalım var. Lifestyle yayın yapıyorum. Her şeyi kendim yaptığım için biraz zorlanıyorum. Yaparken öğreniyorum. Mesela bir videomda tripodun kamerayı koyduğum yerinindeki vida gevsek kalmış, kamera eğilmiş yavaş yavaş ama umursamıyorum onu da yayına koyuyorum. Daha samimi ve neler yaşıyorsak onlar var videolarımda. Hiçbir şeyi planlı çekmiyorum. Pandemide arkadaşlarımızla görüşemeyince kendime böyle bir iletişim kurdum belkide…

Buradaki amacınız nedir?

Gülseven Yılmaz Yotube kanalımda Her hafta 1 video yayınlamak, algoritma için gerekliymiş. Dedim ya bir taraftan da öğreniyorum diye. Seyahatlerim, yeme içme, kullandığım ürünler, çocuklarla yaptığımız aktiviteler, bazı konulardaki fikirlerimle ilgili konuşmalar da çekeceğim yakında, biraz oyunculuk tekniklerinden bahsedenim belki. Canim nasıl isterse öyle ilerliyor. Vlog gibi düşünebiliriz. Kanalım para kazanmaya başlayınca ihtiyacı olan çocukların eğitimine katkıda bulunmak ve okullara kütüphaneler yaptırmayı hedefliyorum.

Hayat felsefenizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

Bugün güzelse, yarın zaten güzel olur. Her gün  bir şeyle  tatmin olmuş olarak günü bitirmeye çalışıyorum. Strese girmeden tabiki. Küçük mutluluklarım var benim, istediğim bütün büyük şeyleri başardım.

En çok ne hakkında endişelenirsiniz?

Eskiden çok endişelerim vardı. Çocuklar için en iyi okulu buldum mu? En doğru yerde mi yaşıyorum? Çok araştırmacı bir insanım ve bir insan niye çok araştırma yapar endişeden aslında. Daha

iyisini kaçırmamak için. Pandemi bana sunu öğretti; her ne oluyorsa iyidir. Herkesin doğrusu senin doğrunla eşleşmeyebilir. İsteklerim diğer insanlarınkinden farklı olabilir. Çok sorgulamadan ne istiyorsan yap. Küçük büyük şeyler çok fark etmez.

Başarıyı nasıl tanımlarsınız ve kendi başarınız nasıl ölçümler siniz?

Bir hedefe ulaşmak basaridir. Koyduğum her hedefe fazlasıyla ulaştım.

Hayatınızda yaşadığınız en iyi şey nedir?

Esim Mustafa’yı tanımak. Problem çözme biçimi, olaylara bakış açısı, pozitif yaklaşımı, sınırsız düşünme biçimi, sevgisi hayatıma renk katıyor. Bu hayattaki yaşadığım en iyi şey sevgili çocuklarımın babası kıymetli eşimi tanımak.

 Şimdilerde pek yapmıyoruz ama seyahat etmeyi sever misiniz? 

Bayılırım.  70 -80 ülke gördüm.  Seyahat benim terapim.

Şu anda en çok nerede olmak istersiniz?

Caffe luxxe  da kahve içmeyi çok özledim.

Hayattan aldığınız en önemli öğreti ne oldu? 

Genel doğrulardan uzak dur, kendi doğrularının pesine düş.

 Refik Anadol’ un çok ses getiren güncel sergisi için ne düşünüyorsunuz? Dijital gelişmeler sanatla bütünleşmeli mi? 

Sanatın girmediği yer çok sıkıcı olur. Sanat baktıkça baktırır bir çeşit büyü gibi. Dinlettirir, izlettirir. Dijital gelişmeler sanatla bütünleşmeli elbette. Sanatla her şey halka iner. Sanatla içiçe olan halk sanat yapmasa bile biz o şehirlerde o estetiği görürüz.

Sizce başarının sırrı nedir?

Hedefe giden yolu bulup ısrarla o yolda yürüdüğünüzde, yoldaki fırsatları iyi değerlendirdiğinizde, yolda sevmediğiniz şeyler olduğunda pes etmediğinizde başarılı olursunuz.

Anneler günü için ne mesaj vermek istersiniz okuyucularımıza?

Hayatımızda aldığımız tüm kararlar annelerimizden yıllarca aldığımız uyarılar üzerine kuruludur. Güzel öğretileri olan bütün annelerin anneler günü kutlu olsun.

“Keşkelerim yok benim. Neysem oyum”

“Keşkelerim yok benim. Neysem oyum”

25 yıldır sahnelerde besteci ve söz yazarı… Aşk şarkıları ondan sorulur çünkü bu şarkılar en çok O’nun sesine, O’na yakışıyor.  Düştü kalktı yaralandı şimdi hepsini geride bıraktı. Ayakta hem de öyle güzel bir boyutta ki… Artık şarkılarını söylerken bir felsefi anlatım, fakındalık var. Ömründen sekiz bir imtihan da gitti. Sonra bir beyaz güvercin uçurdu. O şimdi çok başka biri. Kimseye küskün, kırgın, dargın değil. İki kitabı yüzlerce bestesi, sözü şarkısı var. İki güzel kitabı, çok büyük bir yüreği var. Kimseye benzemiyor. Şahsına münhasır. Çok sevgili Deniz Seki bu ay Pause Dergimizin kapak konuğu. Kendisi ile hayatını, çalışmalarını, çok konuşulan güzelliğini, değişimini ve yeni çalışması Savaş ve Aşk’ı siz kıymetli okuyucularımız için konuştuk. Keyifli okumalar…

Nereden başlayalım. Bütün dünya da değişmeyen bir şey kalmadı ama son günlerde en çok senin değişimin konuşulur oldu. Sosyal medyada ve diğer mecralarda bu güzellik halleri konuşuluyor? Neler oldu böyle? 

Eski Deniz’i yolladım ve şimdi yeni Deniz’i getirdim.. Hepimiz kendimizi güzel görmek isteriz. Sağlıkla yaşamak isteriz. Kilolu halimi beğenmiyordum. Şeyda Coşkun ile bir programa başladım. Bana “hep gözümün önünde olmalısın” diyordu. Protein ağırlıklı, düzenli beslenme ve neredeyse her gün yürüyüş yaptım.  Artık normal yaşam şeklim haline dönüştürdüm. Bacaklarım, vücudum incecik oldu. Çok şükür, olmam gereken kıvama geldim. Kendimi, bu halimi seviyorum. Daha öncede kilo vermiştim ama bu kez en sağlıkla ulaştığım, beğendiğim istediğim gibi bir sonuca ulaştım.

Yeni şarkının tanıtımına yönelik çektirdiğin fotoğraflarla her tarafta konuşuluyorsun.  Herkesin merak ettiğini ben sorayım o fotoğrafların ne kadarı photoshop, ne kadarı gerçek?

“Ne kadar photoshop var” lafına çok kızıyorum.

Neden?

Buse Tirman, Türkiye’nin en önemli fotoğraf sanatçılarından biri ve onun çektiği fotoğraflar… Hepsi gerçek. Hepsi yeni ben… Bunun içinde photoshop gibi şeyler aramayın. Yakında sahnelerden de görürsünüz zaten. Şu an pandemi nedeniyle çok fazla ortaya çıkmayı istemiyorum herkes gibi bende kendime dikkat etmeye çalışıyorum.  Biliyorsunuz  annem yaşlandı  ve rahatsızlıkları var. Üç büyük ameliyat geçirdi. Kendimi muhafaza ediyorum.

Dürüst ve yalansız ir insan olduğunu biliyorum. Estetik ameliyat var mı?

Var bir göğüs operasyonu geçirdim. Doku toplattım. Minik bir estetik diyelim. Çünkü çok zayıfladım.

“Deniz kilo vermiş ama bu yüz onun değil” diyenlere ne diyeceksin?

Benim yüzüm… Küçük dokunuşlar var, o kadar. O da normal, 50 yaşındayım. Yoksa Fransız askısı falan yok yani. Olsa onu da söylerdim.

Kilo verme sürecin nasıl oldu? Nasıl geçti o dönem? Alışmak zor geldi mi?

Şeyda Coşkun hayatıma giren sihirli değneğim oldu. Tabii, çok zorlu bir yoldu. Ama Şeyda çok disiplinli… Bana da bu konuda disiplinli olmayı öğretti. Bu bağlamda beslenmeyi ve sporu çok sağlıklı şekilde hayat tarzıma dönüştürecek biri haline getirdi beni… Antidepresan alıyordum. Onu bile bıraktırdı.  Bana hep gözümün önünde ol diyordu. Protein ağırlıklı beslendim. Yemeklerime kadar gönderiyordu. Spor sadece yürüyüştü. Belirli bir kiloya kadar başka bir spor yaptırmadı. Kilolar gittikten sonra platese başladım. Yürümediğim gün yok neredeyse diyebilirim.

Kaç kilo verdin?

Kısa sürede 20 küsur kilo verdim. Ardından koruma dönemine geçtik. İnsan arada 1-2 kilo alıyor, veriyor. Hemen Şeyda’ma başvuruyorum. Detoks sularıyla bir haftalık kamplarla yola devam ediyoruz. Operasyondan ötürü pilates ve spora küçük ara verdim, hemen başlayacağım.

Sosyal medyayı çok aktif kullanıyor musun? Fotoğraf paylaşım trafiğin, öz çekim ya da hikaye çok da paylaşmıyorsun. Neden?

Sosyal mecradan çok anlayan biri değilim. Teknolojiye de pek bayılmıyorum. Ben manuel bir kadınım. Ama dünya bunun üzerine kurulduğu için kendime bunlarla ilgilenen bir ekip kurdum. Yine de gündelik fotoğraflar ve selfie’ler de yüklediğim oluyor. O yüzden bir sıkıntı yok. Ama büyük nazara geldim. Geliyorum da… Evde her gün adaçayı yakılıyor. Geçen gün ocağım patlıyordu. Sonra sağ gözümde kocaman bir arpacık çıktı ve gözüm kapandı. Dikkat etmem gerekiyor. Memnunum böyle…

Eski Denizi gönderdin. Peki yeni Deniz’den memnun musun?

Çok memnunum. Eski hüzünlü, kilolu Deniz’den çok sıkılmıştım. Ama o Deniz’in de sebepleri vardı. Bir sürü yaşanmışlıklar, geçmiş travmalar, annemin hastalığı, kardeşimin beyin ameliyatı… Bunlara çok üzüldüm. Üzüntü insana yarayan bir şey değil. Pandemi sebebiyle de kaç aydır evde yaşıyoruz. Mikrofonumu, alkışlarımı özledim. Ama pandemi ortamında üretmek de içimden gelmedi. Ben de biraz kendime yatırım yaptım. Kendime “Sıkıldığın Deniz’i yolla, İngiltere’den küçük kız kardeşi gelsin” dedim. Sıkıldığım Deniz’i gönderdik.

İçsel olarak nasıl yenilikler var?  Gündemler sizi korkutuyor mu?

Hepimiz gibi gelgitli. Haber izleyemiyorum. Kadına şiddet haberlerini görünce saçlarımı yolasım geliyor. İnsanlar kudurmuş, delirmiş durumda!  “Dünyanın çivisi mi çıktı Allahım” diyorum ama umudumu kesmiyorum. Çünkü umut kaybolunca her şey kayboluyor. Her yeni güne penceremi açıp “Melekler içeri, şeytanlar dışarı” diye başlıyorum, bunu da Kenan Erçetingöz’den öğrenmiştim.

Çok şükrederim. Elimdekilerle memnun olmayı onların değerini anlamış bir Deniz var. Çok sevildiğimi biliyorum. Şarkılarım çok seviliyor. Korkmuyorum… Hep beraber sabırla bu salgın döneminden de çıkacağımıza inanıyorum.

Kadına şiddet demişken fiziğindeki değişimler sebebiyle sosyal medya şiddetine maruz kaldığını düşünüyorum. Nasıl karşılıyorsun?

Medya takip hizmeti alıyorum. Benim haberlerim için kullandığım mecra. Her sabah oradan hakkımda çıkan haberler bana iletiliyor. Bakmıyorum bile. Negatif hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Kötü olan bir şeyi dinlemek istemiyorum. Hemen uzaklaşıyorum. Ben sevgi dolu bir insanım. Herkesin iyi olmasını istiyorum. Allah o insanlara da huzur versin. İç huzuru olmayan insanlar böyle saldırgan tavır alıyorlar. Yoksa çok sevildiğimi biliyorum. Hiç tanımadığım insanlar beni gördüklerinde ailemden biri gibi sevgi gösteriyorlar. Şarkılarımı sahnede hep bir ağızdan söylüyoruz bu muhteşem bir şey… Ötesi yok.  Onun için inanın huzursuz insanların huzursuz şiddetleri ile ilgilenmiyorum. Üç günlük dünya… Ölümlü dünya. Kimseyi ne kırmaya, ne üzmeye gerek yok. Çalışmaya üretmeye ihtiyaç var.

Bu şekilde kendini nasıl geliştirdin?

Çünkü canımı sıkmak istemiyorum. Yıllar içinde o kadar canım sıkıldı ki… Parmağım acıdığı zaman bile ona kıyamıyorum. Kendimi sevmeyi ve bununla baş etmeyi, nasıl yaşamam gerektiğini öğrendim. Eskiden kendimi sevmiyormuşum, “Önce canan, sonra can” diyormuşum. Şimdi tam tersi, “Önce can” diyorum.

Hayatını bir cümleyle özetleyecek olsan ne derdin?

Deniz âşık olunca şaşırır.

 

Hayatında bir şeyi geri alman gerekse…

Benim keşkelerim yok. Neysem oyum. Bana seni 18 yaşına döndürelim deseler, asla istemem. Yaşanmış yaşanmıştır. Olmuşla ölmüşün çaresi yok. Bu dünya bu…

18 yaşındaki Deniz’i bugün görsen ona ne dersin?

Aslan gibisin be, aferin kızım, iyi ki böyle mücadele etmişsin” derim.

Kendinde en gurur duyduğun şeylerden birini söylemen gerekse?

Allah’ın sevgili bir kuluyum. Bir sürü kez düştüm ama aslanlar gibi ayağa kalktım. Güçlü bir kadın olduğum için kendimle gurur duyuyorum.

Kendinde en acımasız eleştirdiğin şey ne?

Sabırsızlığım… Ama sabrın da ne olduğunu öğrendim.

En son ne zaman ağladın?

Rasim Öztekin’in öldüğü an. Bir de sevdiğim arkadaşlarım Ebru ve Aslı’nın annesini kaybettiğimizde ağladım.

Şöhreti hep en uçlarda yaşadın; en zirveyi de gördün, kötü şeyleri de…

Hayat böyle; inişli çıkışlı… Bir sabah kalkıyorsun çok mutlusun, ertesi sabah kalkıyorsun biraz sen de bulutlusun. Herkesin sorumlulukları var. Bunlarla başa çıkabilmenin de ruhsal gidiş gelişleri var.

Keşke şöhret olmasaydım dediğin zamanlar oldu mu?

Şöhreti şöyle algılıyorum; ben müzik aşkıyla yaşıyorum. Eğer müziğe âşık olmasaydım, bu işi bir saniye yapmazdım. Ne kadar okullu olmasam da, Allah tarafından verilen bir yeteneğim var. 5 yaşında da böyleydim, 50 yaşında da böyleyim. O yüzden bu aşkla yaşıyorum.

Peki, bazı gençlerin sadece ünlü olmak için bu mesleği seçmelerine ne diyorsun?

Şöhretli olmayı rengârenk buluyorlar. Oysa şöhret gri bir bulut… Bunu taşıyabilmek, anlamlandırabilmek, orada kalabilmek o kadar önemli ki… Yoksa bir günde de şöhret olursun.

Yeni şarkın ‘Savaş ve Aşk’ yayımlandı…

Hem bedenen hem ruhen kendimi değiştirdim. Yapım şirketimi de… Artık Polat Yağcı’yla çalışıyorum. Yakında bir ‘Best of’ yapacağız. 150’ye yakın şarkı yazmışım. 25’inci yılım, albümde de 25 şarkı olacak. Ama bu meşakkatli bir iş… Bu arada sevenlerime bir şey vermem gerek diye düşündüm. Bu şarkıyı da Polat bana getirdi. Sözler Gökhan Şahin, müzik Nezih Ünen’in. Sözleri itibariyle sanki ben yazmışım gibi hissettim.

Şarkıda “Savaşta ve aşkta her şey mubah” diyorsun. Gerçekten öyle mi?

Evet, mubahtır. Sözler kurşun, dudak silahtır.

Sen aşk için nasıl bir mücadele verdin?

Aşk üç harften oluşan çok küçük bir kelime ama içi çok dolu… A, Ş, K… Çok büyük… Ben de büyük mücadeleler verdim. Aşksız hayatta yaşanmıyor ama aşk sadece karşı cinsine beslenecek bir duygu da değil. O kadar çok şeye âşık olabiliyorsun ki; evindeki kediye, köpeğine, baharda açan çiçeğe…

Peki, hiç aşka olan inancını kaybettin mi?

Aşka olan inancımı kaybedersem yok olurum.

Aşk konusunda mağduriyetlerin oldu mu?

Olmuştur, hayat bu. Ama artık aşka bakış açım çok farklı.

Nasıl?

20’lerdeki, 30’lardaki gibi uçuş uçuş değilim. Başka şeylere önem veriyor ve başka şeylerden keyif alıyorum. Mesela dostlarımı, arkadaşlarımı da çok azalttım. Kendi içimde sevdiklerimle mutlu bir hayatım var.

Neden arkadaşlarını azalttın?

Ayıklamak zorunda kaldığım dönemlerden geçtiğim için.

Oysa sizin dünyanızda herkes dost, can ciğer kuzu sarması görünüyor…

Tabii yalan. Öyle bir dünya yok.

İrfan Bey’le ayrıldığınız yazıldı, doğru mu?

Bana özel, kimseyi alakadar etmez. Artık özelimi paylaşmak istemiyorum, başka yerlere saptırılıyor. Geçmişte bunun çok cezasını gördüm.

Nasıl biri seni etkiler?

Asla şekilci bir kadın olmadım. Ancak aklıyla, duygusal seviyesiyle ruhuma hitap edecek bir erkek hayatıma misafir olabilir.

Sen bir erkek olsan kendinle sevgili olur muydun?

Erkek olsam kendime âşık olurdum.

Senin şarkıların yıllar geçse de dinleniyor. Ama yeni çıkan isimlerin, günümüz şarkılarının ömrü çok kısa sürüyor. Neden?

Çok fazla yeni sanatçı arkadaşım var. Hepsinin yolu açık olsun. Gemisini yürüten kaptandır. Ama bazen dinlemeye tahammül edemediklerim de oluyor. Herkes üretme peşinde, bu bile güzel. Üretin ama her şeyi de bu kadar çabuk tüketmeyin.

Öyle bir dönem mi bu?

Hayat fast food’a dönüştü. İnsanlar her şeyden bunalıyor. Ben herkesi tahammüllü olmaya, tevekkül etmeye davet ediyorum. Tabii bunun için sanırım hayattan bir tokat yemek gerekiyor. Çünkü tokat yemeden ayağa kalkamıyorsun. O sınavdan da aynı hataları yapmamak adına kendine bazı dersler çıkarman lazım.

Peki, YouTuber’ların albüm çıkarmasına, şarkıların başarılarının tıklanma üzerinden ölçülmesine ne diyorsun?

Hayat başka bir türe evrildi. İşlerini saygı, sevgi ve vicdanla yapsınlar. Zaten halk görüyor. Biraz daha kültüre, eğitime, okumaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.