Yazılar

İtalyan Heykeltraş Lorenzo Quinn, büyük bir sergi ile sanatseverlerle buluşacak!

İtalyan heykeltıraş Lorenzo Quinn, Ekim ayında Türkiye’de gerçekleştireceği büyük sergisi ile sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Heykellerinde evrensel temaları ve insan duygularını benzersiz bir şekilde işleyen Quinn, İstanbul’un zengin kültürel mirasına olan hayranlığını sergisinde sergileyeceği özel eserlerle dile getiriyor. Sanatçının röportajında Türkiye’ye duyduğu sevgiyi, ilham kaynaklarını ve gelecek projelerini anlatan çarpıcı detaylar yer alıyor. Lorenzo Quinn ile yaptığımız özel röportajı okuyarak, sanatçının sanat anlayışı ve Ekim ayında sergileyeceği eserler hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Sanatçının Türkiye’deki hayranları, bu eşsiz sergiyi ve röportajda paylaştığı özel detayları kaçırmamalı!

Röportaj: Melis Bayraktar

Lorenzo Quinn

Heykelleriniz genellikle derin bir hareket ve duygu hissi barındırıyor. Çalışmalarınızda gereken teknik hassasiyeti, iletmeyi amaçladığınız duygusal derinlikle nasıl dengeliyorsunuz?

Hayat, sürekli bir hareket ve dönüşümün içinde. Heykellerimde derin hareket ve duygu hissi yaratmak için teknik hassasiyeti ve duygusal derinliği dengelemeye çalışıyorum. Her heykelin kendine ait bir hikayesi var. Öncelikle sanat eseri aracılığıyla iletmek istediğim mesajı belirliyorum. Sürecin kilit noktası buradan geçiyor. Eserlerimde yerçekimiyle oynayarak, hem fiziksel hem de sembolik anlamda sınırların ötesine geçmek istiyorum. Fakat maalesef henüz nesneleri havada asamıyoruz, ama gelecekte yeni malzemelerle bu mümkün olabilir.

Lorenzo Quinn

Eserlerinizde genellikle evrensel temalara yer veriyorsunuz. Thailand, Güney Amerika gibi birçok yerde meydana gelen doğal afetlere dikkat çekmek için tasarladığınız; Dünyayı bir kayış ile tutan Doğa Ana Heykelleriniz büyük kitlelerin sevgisini ve ilgisini toplamıştı.  Bize biraz bu serinizden bahseder misiniz?

Sanat, insanları bir araya getiren ve ortak duygularımızı paylaşmamızı sağlayan güçlü bir araç. Eserlerimde evrensel temalara yer vererek, izleyicilerimin kendi yaşam deneyimleriyle bağlantı kurmalarını istiyorum. İnsan doğası, ilişkiler ve duygular gibi konular hepimizi birleştirir ve bu konular üzerinde düşünmek ve konuşmak bizi daha empatik bireyler yapar. Sanatımın bu tür bir diyalog başlatmasını umarak tasarımlarımı yapıyorum.

Tabiat ana konulu eserlerimde, doğal afetlerin hepimize bir adım uzakta olabileceğini ve gerekli önlemleri almak gerektiğini yansıtmak istedim. Thailand’ta yaşanan hortum felaketinin anısına yaptığım 2.5 metrelik Doğa Ana Heykeli ile Doğa Ana’nın dünyayı nasıl savunduğunu, insan merkeziyetçiliğin sonuçlarıyla nasıl başa çıktığını sergilemek istedim ve tüm eserlerimi doğaya ithaf ettim. Heykellerin ayrı ayrı versiyonları Amerika, İngiltere, Avusturya, Monaco ve Singapur’da dikili…

Lorenzo Quinn

Heykellerinizde sıklıkla insan ellerini kullanıyorsunuz. 57. Venedik Bienalinde de iklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla Grand Canal’dan çıkan ve binanın dağılmasını bir an için durdurmuş izlenimi veren iki beyaz el tasarlamıştınız. Bu simge sizin için ne ifade ediyor ve sanatınızda neden bu kadar merkezi bir yer tutuyor?

Bedenin en meşakkatli ve teknik açıdan en meydan okuyan parçası olarak görülen eller, benim için çok güçlü sembollerden biri. Ellerdeki her hareket, her jest bir hikâye anlatıyor. Sevme gücü, nefret etme gücü, yaratma ve yok etme gücü gibi. Elleri sanatımda kullanmak, insanların birbirleriyle olan bağlantısını, iletişimlerini ve empati duygusunu temsil ediyor. Her bir heykelimde eller aracılığıyla insan doğasının farklı bir yönünü keşfetmeye çalışıyorum.

Venedik’deki Ca’Sagredo Hotel’in iki cephesini bir arada tutmaya çalışan “Support” (Destek) heykelimi Halcyon Art International ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği adına tasarladım. İklim değişiklikleri ve zamanın yıpratıcı etkisi altındaki bu ilham veren Venedik şehri, bizim ve gelecek jenerasyonların desteğine ihtiyaç duyuyor. Nitekim kanaldan çıkan ellere verdiğim isim de “Support” (destek) bu fikirle birebir örtüşüyor. Eller, ince bir jestle tarihi binayı tutuyorlar.

Lorenzo Quinn

Son projenizde, insan bağlantısı ve birlik temalarını keşfetmeye devam ettiniz. Bu temaların çalışmalarınızda nasıl evrildiğini ve hangi yeni boyutları keşfettiğinizi paylaşabilir misiniz?

Başkalarıyla iletişim kurmak benim için çok önemli. Eserlerim aracılığıyla insanlar arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum. Bu her zaman kolay olmuyor. Anlaşılabilir bir şekilde yazmam gerekiyor, adeta bir kitap yazar gibi. Özellikle kamusal alanlarda çalışırken, eserlerimi geniş bir izleyici kitlesi tarafından anlaşılabilir hale getirmek için basitleştirilmiş bir dil kullanıyorum. Herkesin sanat uzmanı olmadığını ve hatta bazı insanların sanattan hoşlanmadığını göz önünde bulundurarak çalışıyorum. Sanatın gücü, farklı insanları bir araya getirerek ortak bir anlayış oluşturmasında yatıyor. Kamusal alanlarda sergilenen heykellerim, herkesle bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Sanatın, toplumun bir parçası olması gerektiğine inanıyorum. Eserlerimle insanları düşünmeye, hissetmeye ve belki de kendileri ve çevreleri hakkında yeni perspektifler kazanmaya teşvik etmeyi umuyorum. Bu nedenle evrensel el jestleri veya diğer yöntemlerle mesajlarımı ifade etmeye çalışıyorum, böylece herkes ne anlatmaya çalıştığımı anlayabiliyor. Kamusal sanat, herkes için erişilebilir ve anlamlı olmalı.

Lorenzo Quinn

Sanat eserleriniz genellikle dönüştürücü bir şekilde kamusal alanlarla etkileşime giriyor. Çevreye ve halka bu kadar büyük ölçekte etkileşimde bulunması amaçlanan eserler oluştururken hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Kamusal sanat eserleri, kentsel alanlarda yaşamı daha zengin ve anlamlı hale getiriyor. Bu eserler, insanları bir araya getiriyor, diyalogu teşvik ediyor ve paylaşılan kimliği destekliyor. Özellikle bu dijital çağda, enstalasyonlar otantik deneyimler sunuyor ve kamusal alanları daha çekici hale getiriyor. Aynı zamanda sosyal medya aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaşıyor ve şehrin cazibesini artırıyor.

Sanat, sınırları zorlayan ve hayal gücünün özgürce dolaştığı bir alan. Ancak gerçek dünyada da bazı sınırlar ve pratik faktörler var. Örneğin, anıtsal eserlerin tasarımında çeşitli kısıtlamalar olabilir. Bu, şehir belediyesinin onayı, izinler, mühendislik gereksinimleri ve diğer faktörleri içerebilir. Ayrıca, her mekânın kendine özgü bir karakteri vardır ve bu, eserin karmaşıklığını etkiler. Yerel kültürü de göz önünde bulundurmak çok önemli: Ne yapabileceğiniz, ne gösteremeyeceğiniz ve nasıl göstereceğiniz. Bu faktörler, kamusal eserlerin tasarımını büyük ölçüde etkiliyor. Ancak bu süreç, sanatçılar için heyecan verici bir deneyim. Yeni zorlukları üstlenmek, yaratıcılığı canlı tutar ve umarım yakın zamanda engelleri aşıp Türkiye’de güzel projelere imza atarız!

Lorenzo Quinn

Sürprizi bozmak istemezdim ama önümüzdeki Ekim ayında İstanbul’a geleceğinizi duydum. Bu şehir sizin sanatsal yolculuğunuzla nasıl bir uyum içinde ve yaklaşan ziyaretinizde neler hedefliyorsunuz?

İstanbul’a gelmek için çok heyecanlıyım. Bu şehri daha önce de ziyaret ettim ve her gelişimde büyüleniyorum. İstanbul’un zengin kültürel mirası ve tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması beni çok etkiliyor. İnsanları da çok seviyorum. İstanbul’da olduğu kadar ülkenin diğer bölgelerinde de birçok Türk arkadaşım var. Türkiye’nin dört bir yanından takipçilerim var. Bu sergi için çok heyecanlıyım. Uzun zamandır Türkiye’de büyük bir sergi yapmak istiyordum, bu hayalimin sonunda gerçekleşiyor olması beni oldukça heyecanlandırıyor. Sergimde, İstanbul’un bu eşsiz karakterini ve tarihini yansıtan eserlerimi paylaşmayı umuyorum. Türkiye’de bazı kamusal çalışmalar yapma fırsatım olmuştu, ancak son anlarda işler yolunda gitmedi. Bu sergiyle, sahip olduğum projelerin hayata geçmesini umuyorum ve bu gerçekten heyecan verici ve muhteşem olacak. Umarım bu gerçekleşir. Heyecanlıyım ve umarım çok olumlu geri dönüşler alırım, bekleyip göreceğiz.

Lorenzo Quinn

Çoğu eserinizde ahlaki veya felsefi bir mesaj olduğu görülüyor. Sadece güncel olaylara tepki veren ve idealleri olan bir sanatçı değil, aynı zamanda yardımsever kişiliğiyle de birçok gence umut olmuş bir sanatçıssınız. “Empowerment” adlı serinizin satışından elde ettiğiniz geliri, gençleri desteklemek ve maddi imkan sağlamak amacıyla kurulmuş olan bir vakıfa bağışlayarak; geleceğin dünyasında gençler için bir destek de oldunuz. İzleyicilerin bu mesajları nasıl yorumlamasını bekliyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. Her izleyici, sanat eserini kendi bakış açısına ve deneyimlerine göre yorumlayacaktır. Eserlerimin her birey için farklı anlamlar taşımasını ve farklı duygular uyandırmasını istiyorum. Eserlerimdeki ahlaki veya felsefi mesajlarla, genellikle izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmeye çalışıyorum. 2018 Uluslararası Edinburgh Dükü Ödülleri için gelecek nesillere umut olacak şekilde dünyayı ellerinde tutan genç bir kadın ve erkeği tasvir eden bir heykel yarattım. Ayrıca Steve ve Alexandra Cohen Vakfı’nın ‘Give from the Heart’ heykelini tasarladım. Bu eser hayırseverliği teşvik etmek amacıyla onların ‘farkındalık yaratma, rehberlik etme ve örnek liderlikle topluma katkıda bulunma’ konusundaki kararlılığını simgeliyor. İzleyicilerimin sanatımı anlamasını, imkanı olanların da gençlerin temel eğitim ihtiyaçlarının ötesinde sosyal alanda gelişimlerini desteklemelerini ve vizyonlarını genişletmelerini umuyorum. Ayrıca, çözüm sunmak yerine gençlere çözüm üretme becerisini geliştirmeleri için katkıda bulunmalarını istiyorum. Dayanışma güzeldir.

Lorenzo Quinn

Bir takı koleksiyonunuz olduğunu biliyoruz. Bu projeye nasıl başladınız ve koleksiyonlarınızı tasarlarken nelerden ilham alıyorsunuz?

Takı tasarımına olan ilgim, heykeltraş olarak yaptığım işlerden doğdu. Heykellerimde kullandığım formları ve kavramları daha küçük boyutlarda, takı olarak insanlarla buluşturmak istedim. Takılarım da heykellerim gibi insan ilişkileri ve duygular üzerine odaklanıyor. Bu koleksiyonları tasarlarken, insanların günlük hayatlarında taşımaktan keyif alacakları, anlamlı ve zarif parçalar yaratmaya çalışıyorum. Her bir takı, kişisel bir hikaye ve duyguyu yansıtıyor.

Mücevher koleksiyonlarım, sanatımın daha taşınabilir bir biçimde ifade edilmesi için bir yol. Her parça, büyük heykellerim gibi bir hikaye anlatıyor ve insanlar bu hikayeleri yanlarında taşıyabiliyorlar. Bu koleksiyonlar, sanatımı daha geniş bir kitleye ulaştırma amacı taşıyor.Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi tasarlarken hangi kitleyi hedefliyorsunuz? 

Mücevherlerimi, sanatı seven ve taşınabilir sanat eserlerine ilgi duyan herkes için tasarlıyorum. Her yaştan ve her tarzdan insana hitap etmeyi amaçlıyorum.

Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi nereden temin edebiliriz? Satın alma süreci hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Mücevher koleksiyonlarımı online mağazamız üzerinden veya bazı seçkin sanat galerilerinden temin edebilirsiniz. Her parça, titizlikle el yapımı olarak üretiliyor ve sipariş üzerine hazırlanan bazı özel tasarımlarımız da mevcut. Web sitemizdeki koleksiyonumuzu inceleyebilir ve beğendiğiniz parçaları kolayca sipariş verebilirsiniz. Ayrıca, galerilerimizde düzenlenen özel etkinliklerde de mücevherlerimizi yakından görme ve satın alma fırsatınız olabilir.

Carole Feuerman “Su ve yüzme, çocukluğumdan beri beni büyüledi”

Paris 2024 Olimpiyatları uzun yıllar boyunca çizgi dışı yapısı ve sanatla harmanlanmış yapısıyla anılacak. Hiperrealistik heykel sanatının öncüleri arasında yer alan Carole Feuerman’ın Eiffel Kulesi önünde sergilenen “The Diver” heykeli ise Olimpiyatların şimdiden simgesi haline dönüştü.Carole Feuerman; hem simge heykelin Paris’te sergilenme hikayesini hem de mücadele dolu sanat yolculuğunu Pause Dergi okurlarına anlattı.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Carole Feuerman

Sanatınızda su önemli bir rol oynuyor. Bu elementin heykellerinizdeki önemi nedir ve bu özelliği nasıl bu kadar canlı bir şekilde yakalayabiliyorsunuz?

Su ve yüzme, çocukluğumdan beri beni büyüledi ve eserlerimin ilham kaynağı haline geldi. Jones Beach’te kumla oynayıp dalgalara atladığım çocukluk anılarım, suyun cildime temas edişi ve oluşan desenler beni hep büyülemiştir. Suyun insan figürünü nasıl sağlıklı ve canlı gösterdiğini gözlemledim. Bu yüzden ikinci sınıfta yüzücüleri çizmeye başladım ve beşinci sınıfta özel sanat dersleri almak istedim. O zamandan beri, yüzücüler ve su, ilgi odağım oldu.

1958’den beri yüzücüler ve su öğeleri içeren figürler üzerinde çalışıyorum. Heykellerim aracılığıyla klasik güzelliği ve estetiği araştırıyorum. Klasik güzelliği reddetmeyip, aksine kucaklıyorum. Güzelliği görüp, yaratıp, yüzücülerimle duygu, neşe, zarafet, huzur ve duyusallık sergiliyorum. Onlar yaşamdan memnun, barış ve zevk arayan hayatta kalıcılar.

Yaptığım her heykel bir hikaye anlatıyor. Bunlar bazen benim hikayelerim ve bazen de anlatmak istediğim hikayeler oluyor. Yaptığım sanat da insan figürü üzerine yoğunlaşmış, çok çeşitli kişisel duygulara dokunuyor. 2005 yılında, “Grande Catalina” olarak anılacak ilk anıtsal yüzücüyü yaptım. Bu heykel, “Survival of Serena” adlı bir diğer anıtsal yüzücü eserimle birlikte, ilk kez İtalya’daki Floransa Bienali’nde sergilendi. Yağmura ve soğuğa rağmen bu yüzücüler, ziyaretçiler tarafından çekilen binlerce fotoğraf için poz verdiler.

Carole Feuerman

“Quan” isimli çalışmam, bir fitness topunda dengede duran, yoga pozisyonundaki bir kadının heykeli. “Quan”, ismini Çin kültüründeki ‘Merhamet Tanrıçası’ndan alıyor. Quan, Guanshiyin’in kısaltması, yani ‘dünyanın seslerini (veya ağlamalarını) gözlemlemek’ anlamına gelir. “Quan” ayrıca, ‘bütün’ ve ‘eksiksiz’ kelimelerinden türetilmiştir. Tanrıça, geleneksel olarak, aşağıya bakarken veya aşağıyı izlerken tasvir edilir. Bu da onun, dünyayı gözlediğini ve koruduğunu sembolize eder. “Quan”, dünyayı simgelemek üzere tasarlanmış paslanmaz çelik bir kürede mükemmel bir şekilde dengededir. Onun duruşu ve durumu, zihinsel ve duygusal istikrarı, sakin davranışı ve yargıyı, çalıştığım şeyleri ve Olimpiyatların en yüksek ideallerine bağlı kalmak için koruduğu durumlarını temsil eder. İzleyici heykelin önünde durduğunda, cilalı paslanmaz çelik topun yüzeyinde kendisinin yanı sıra çevresindekilerin de yansımalarını görebilir.

“Golden Mean” heykeli ise, on altı metre boyunda, ellerinin üstünde dengede duran, dalmaya hazır bir erkek yüzücüdür. İsmi, denge ve orantıyı açıklayan gerçek matematiksel oranı -altın oranı- ifade eder. Hem atalarımız hem de modernler, güzellik ile gerçek arasında matematikte yakın bir ilişki olduğunu fark ettiler. Şair John Keats, “Ode on a Grecian Urn” kitabında şu şekilde ifade etmiştir: “Güzellik gerçektir, gerçek güzelliktir”. Aristo’ya göre ‘Altın Oran’, iki uç olan, aşırılık ile hiçlik arasındaki arzu edilen bir orta yerdi. Budist felsefe de bu orta yol kavramını içerir; her iki uç noktadan birine fazla yakın olmak, birinin düşmesine neden olabilir. Ancak ‘Altın Oran’ı elde etmek için mükemmel denge, aydınlanma yolunu ve fazilet için çalışmak gerekir. Figürün pozu ve bedeninin kavislilik derecesi, uyumun sağlanması ve mükemmel orana ulaşması adına, benim için kritik kararlardı.

Son olarak, Paris 2024 Olimpiyatları için yarattığım ‘The Diver’ adlı heykelim, su sporlarına olan hayranlığımı ve dört kez Olimpiyat madalyası kazanan Greg Louganis’ten aldığım ilhamı yansıtıyor. Bu heykel, Eiffel Kulesi’nin önünde sergileniyor ve Olimpiyat ruhunu, dürüstlük, azim, mücadele ve cesaret gibi değerleri temsil ediyor. Gençlere ve sporculara ilham kaynağı olmasını ve asla pes etmemeleri gerektiğini vurgulamak istiyorum.

Carole Feuerman

Son serinizi oluştururken ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Paris Olimpiyatları öncesinde, ‘The Diver’ adlı heykelim gümrükte takıldı ve Paris’e gitmesi gereken uçağı kaçırdı. Tüm planlar değiştirilmek zorunda kaldı ve zamanında kurulup kurulamayacağından emin bile değildim. Başka bir heykelim olan “Perseverance” ise Olimpiyat Köyü’nde sergilenmesi gerekiyordu ancak köye kimse alınmadığını öğrenince geri çektim ve şimdi sergilenmeyecek. Bu da yetmezmiş gibi “Seaport”ta sergilenecek 9 heykelimden Howard Hughes Vakfı sadece bir tanesinin sergilenebileceğini söyledi. Israr etmeye devam ettim ve şu anda 5 eserim birden sergileniyor. Son olarak Venedik’te bu yıl sergilenen heykeller solmuş durumda; galerim eğer birçok gösterimi düzenlememişse masraflarını ödemiyor.

Karşılaştığınız tüm zorluklara rağmen çok güzel işlere imza attınız.

Hayatta başarı, bazen mücadeleden vazgeçmeyerek karşınıza çıkabilir. Karşılaştığınız zorluklar ve harcadığınız emek, ter dökmenin sonucunda boşa gitmiyor. Bir noktada, verdiğiniz tüm çabayı düşünüp ‘İyi ki bu kadar uğraşmışım’ diyeceğiniz bir an geliyor. Hayatımda yaşadığım iyi ve kötü deneyimler, sanatımla hikayeler anlatmama neden oldu benim.

Örnek verecek olursam;1979’dan 1981’e kadar galeri temsili arayışındaydım. Cesaretim kırıldı ama asla vazgeçmedim. 1980’de OK Harris Gallery tarafından eserlerimi sergilemem için davet edildim. Ancak yanlış bir karar vererek illüstrasyon kariyerime devam ettim ve güzel sanatlara yönelmem 1984’ü buldu. Bu sırada Duane Hanson, Whitney’de bir sergi açtı ve çok daha ünlü oldu. Duane Hanson ve John D’Andrea, benden daha fazla takdir ve para kazandı. Hiçbir büyük New York müzesinde sergim olmadı.

Carole Feuerman

Tüm bunların aksine; 2006 yılında, John Spike, iki heykelimi ‘anıtsal’ boyuta büyütmemi istedi. “Catalina” ve “Survival of Serena” heykellerim, 55. Venedik Bienali’nde sergilendi. Bu eserlerim, izleyiciler üzerinde derin bir etki bıraktı. Roma’daki Galleria d’Arte Moderna ve Terrazza del Pincio’da, North Adams’daki The Artist Book Foundation’da ve Milan’daki Palazzo Reale’de sergilerim oldu. 2014 yılında, Sunnyvale şehrine “The Double Diver” heykelimi bağışladım. 2012 yılında, Peekskill’daki MOCA ve Hudson Valley Center for Contemporary Art’ta “The Golden Mean” heykelimi sergiledim.

Kariyerinizi ve sanatsal gelişiminizi özellikle etkileyen iş birlikleri veya projelerden bahsedebilir misiniz?

2003 yılında Amar Ziribi ile iş birliği yaptım. Ziribi, “The Diver” adlı heykelimi Paris 2024 Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları’na taşıdı. Bu iş birliği, eserimin mükemmelliği, azmi ve rekabet ruhunu somutlaştıran uluslararası bir platformda sergilenmesini sağladığı için benim için önemli bir dönüm noktasıydı.

Bir diğer önemli iş birliği ise Rizzoli ile yaptığımız monografi çalışmasıydı. Bu proje, sanatsal yolculuğuma derinlemesine bir bakış sunarak daha geniş bir kitleye ulaşmamı sağladı.

Ayrıca, Park Avenue’nun patronları tarafından dokuz heykelimi sergilemem için ve ardından Howard Hughes Vakfı tarafından Seaport’ta beş heykelimi sergilemem için davet edilmem, prestijli mekanlarda eserlerimin görünürlüğünü ve doğruluğunu artıran büyük fırsatlar oldu.

Sanat kariyeriniz boyunca en gurur duyduğunuz an hangisiydi peki?

Sanat eserlerimin New York City’deki Rockefeller Center’da sergilenmesiyle gurur duyduğum anlardan birini yaşadım. Bu sergi, eserlerime geniş bir izleyici kitlesinin ulaşmasını sağladı ve pek çok kişi sanatımı keşfetti. Ayrıca, ‘Sanat Dünyasının Olimpiyatları’ olarak bilinen 57.Venedik Bienali’nde yer almam da kariyerim için büyük bir onur ve önemli bir dönüm noktasıydı. Orada su ve insan figürü temalarına odaklanan çalışmam büyük ilgi gördü.

Hayatınızı konu alan bir film projesi olduğunu duydum.

Evet, hayatımı konu alan bir belgesel çalışmaları devam ediyor ve gelecek yıl yayınlanacak. Bu uzun metrajlı film, kariyerim ve kişisel hayatım hakkında kapsamlı bir bakış sunarak hikayemi daha geniş bir kitleyle paylaşacak ve umarım gelecekteki sanatçılara ilham verecek.

Carole Feuerman

 

Eserleriniz Türkiye’de de büyük beğeni topluyor. Contemporary Istanbul’da düzenlenen geçmiş dönem serginiz kayda değer bir satış ya da yeni fırsatlara yol açtı mı?

Contemporary Istanbul’da Aria Galeri ile sergi açtım. Sergim tüm eserlerin satıldığı bir sergiydi. Çok fazla basın yazısı çıktı ve büyük ilgi gördüm. Ayrıca Emre Kurttepeli ve Aslı Soyak’a ait olan C24 adında New York’taki bir galeri tarafından temsil edildim. İki kişisel sergim oldu ve bu galeride eserlerimin sergilenmesi beni daha geniş bir Türk izleyici kitlesiyle tanıştırdı.

Buradan Türk sanatseverlere göndermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Türk sanatseverlere, sanatımı ve heykellerimi keşfetmeleri ve takdir etmeleri için teşekkür etmek istiyorum. Sanatımın Türkiye’de beğenilmesi ve değer görmesi benim için büyük bir onur. Sanat, kültürel sınırları aşan ve insanları birleştiren evrensel bir dil olduğu için, Türk izleyicilerle bu bağı kurmak benim için çok değerli. Herkesi sanatın güzelliğini ve derinliğini keşfetmeye ve kendi sanatsal yolculuklarına çıkmaya davet ediyorum. Sanatla dolu ve ilham verici bir yaşam dilerim.

Nicolas Lefebvre: “Her biri farklı bir hikâye anlatıyor ve bu birleşimler sanatı daha zengin kılıyor”

Sanat dünyasının sınırlarını zorlayan, arkeolojik eserleri doğal unsurlarla harmanlayan ve Ankh haçı sembolüyle doğurganlık ile kadınlığı kutlayan eserleriyle tanınan Nicolas Lefebvre ile Pause Dergi için buluştuk. Paris’ten Tokyo’ya uzanan sergileriyle dikkat çeken  Lefebvre, ekolojik yöntemlerle sanatına yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor. Kendisiyle kariyerinden, ilham kaynaklarından ve gelecek projelerinden konuştuk.

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Melis BAYRAKTAR

Kariyerinizi nasıl başlattınız ve bugüne nasıl geldiniz?

Sanat tarihine olan ilgimle École du Louvre’da eğitim aldım. Jacques Lacoste ile tanışmam ve onunla iş birliği yapmam kariyerimde önemli bir dönüm noktası oldu. Lacoste beni 1950’lerin Fransız tasarımcısı Jean Royère’in mobilyalarını seçmek için Lima,Peru’ya gönderdi. Bu deneyim, antik sanata olan ilgimi artırdı ve yerel el yapımı eserlerin büyüsünü keşfetmemi sağladı. Paris’e döndükten sonra, antikacı Axel Vervoordt ve müzayedeci Maître Binoche ile çalışma fırsatı buldum. Kendi antik nesne koleksiyonumu zenginleştirdim ve çağdaş sanat ortamında ilgi çeken çalışmalar yaptım. 2006 yılında Paris’teki ilk sergim büyük ilgi gördü. 2008’de Fransa’nın güneyine taşınarak kendi galerimi açtım. 2015 yılında Londra’daki White Space Gallery’de “Representing the Figure” sergisine katıldım. 2016’daki “Le Cheval” adlı eserim Mısır mitolojisindeki Ankh haçıyla eşdeğer görüldü. 2017 Paris Sanat Fuarı’ndaki heykellerim ise Afrika sanatını ön plana çıkardı. Bu eserler ünlü tripartit montajlarına sahipti.

 Tripartit montajlarınızın anlamı nedir?

Tripartit montaj, üç farklı bileşenin bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir sanat tekniğidir. Heykellerimde bu tekniği kullanarak, neon, dalgalı demir ve diğer malzemelerden oluşan bileşenlerle eserin estetik ve anlamını oluşturuyorum. Her biri farklı bir hikâye anlatıyor ve bu birleşimler sanatı daha zengin kılıyor.

2019’da gerçekleştirdiğiniz “À quatre mains” sergisi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

2019’da Galerie 127’de fotoğrafçı Sara Imloul ile iş birliği yaparak “À quatre mains” adlı sergiyi gerçekleştirdik. Bu sergi, Essaouira’dan bulunan nesnelerle heykellerin bir araya geldiği bir çalışmaydı. Imloul, eserleri kalotiple fotoğraflayarak antik bir sürecin sepia tonuyla yaşlanmış gibi görünmesini sağladı.

Evet, gördüm ben o sergiyi zaman ve mekanın sınırlarının olmadığı çağdaş bir arşiv ortaya çıkmış. Harika bir deneyim olmalı!

Teşekkürler!

Melis BAYRAKTAR

SANATIN TOPLUMSAL VE ÇEVRESEL KONULARI DA ELE ALMASI GEREKTİĞİNE İNANIYORUM

Peki sanatınızın temelini oluşturan malzemeyi nasıl seçiyorsunuz?

Malzeme seçimi, sanatımda kritik bir rol oynar. ‘Ready-made’ eserler üretiyorum. Bu eserler, antik ve temel sanattan alınan farklı kültürlerin ve dönemlerin karışımını içeriyor. Eski Mısır gözü, Kolomb öncesi pense, Amazon başlığı, Nijerya sikkeleri, Khmer aynası ve Berberi çadır kazığı gibi unsurlardan ilham alıyorum. Sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda toplumsal ve çevresel konuları ele alması gerektiğine inanıyorum. Malzemeler, hikayeyi ve mesajı güçlendiriyor.

 “Mama” serginizden bahseder misiniz?

Evet, “MAMA” sergisi benim için çok özel bir yere sahip. Yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığım büyük ve güzel bir proje. Kadının toplumdaki yerine, doğaya olan bağlılığına ve doğurganlığın kutsallığına dair güçlü mesajlar taşıyor. Bu sergiyle, izleyicilere anneliğin evrensel ve zamansız değerini yeniden hatırlatmayı amaçladım. Farklı dönemlerden ve medeniyetlerden nesneler ve unsurlarla dünya çapında bir sergi oldu.

Eserlerinizde Mısır mitolojisindeki sembolleri kullanmanızın özel bir nedeni var mı?

Mısır mitolojisindeki semboller, derin anlamlara sahiptir. Ankh Haçı, yaşamın sembolüdür ve yaşamı, sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü temsil eder. Ana Tanrıça Sembolü ise dişi ilkesini temsil eder ve doğurganlık, bereket ve annelikle ilişkilidir. Bu semboller, antik dönemde farklı kültürlerde farklı tanrıçaları temsil etmek için kullanılmıştır. Çalışmalarıma 25 yaşındayken başladım ve annemi yeni kaybetmiştim. Tanrıça figürü benim için bir bağlantı gibiydi ve sezgilerimi dinleyerek bu figürü seçtim. Eserlerimde her zaman üç farklı unsuru bir araya getiriyorum; Antik Mısır yaşam sembolü olan “ankh” içindeki üçlüden esinlenerek.

Melis BAYRAKTAR

Yeni nesil eserleriniz geçtiğimiz aylarda Paris’te düzenlenen “Assemblages” adlı sergide yer aldı. Bize bu serginizden bahsedebilir misiniz?

26 Nisan-3 Mayıs 2024 tarihleri arasında Christie’s müzayede evi tarafından düzenlenen ve Chenel galerisi ile iş birliği içinde gerçekleşen “Assemblages” sergisinde, Roma, Yunan ve Mısır’dan topladığım Roma büstleri, arkaik bronzlar ve porfir parçaları gibi antikaları mercan ve sünger gibi doğal elementlerle bir araya getirerek dönüştürdüm. Hem tarihi kalıntıları, hem doğal parçaları, hem de çağdaş sanatı temsil eden bu eserlerim, tarihlenmesi veya sınıflandırması zor olan küçük ve hassas nesnelerden oluşuyor.

Christie’s serginizden neler öğrendiniz?

Christie’s sergisi, eserlerimin farklı kültür ve tarihlerden nesnelerle nasıl bir araya getirildiğini sergilemek için mükemmel bir platform sundu. Sergi, sanatseverler arasında büyük ilgi gördü ve eserlerimin uluslararası bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. Bu deneyim, sanatımın evrenselliğini ve farklı kültürlerle olan bağlarını daha da pekiştirdi.

Sanatınızın gelecekteki yönü hakkında bize bir ipucu verebilir misiniz?

Bu yıl bronz eserler yapmaya başladım. Farklı patinalarla üç bronz eser yaptım. Bu, yeni bir süreç ve ekolojik bir yöntemle nesnelere yeni bir hayat veriyorum. Farklı kültürlerden ve zaman dilimlerinden nesneleri bir araya getirerek ilham alıyorum.

Önümüzdeki günlerde yeni kitabınız çıkıyor. Bize yeni kitabınızdan bahsedebilir misiniz?

Yeni kitabım, sanat yolculuğumun ve eserlerimin arkasındaki ilham kaynaklarının derinlemesine bir incelemesini sunuyor. Kitapta, antik ve çağdaş sanatın kesişim noktalarını, kullandığım malzemelerin hikayelerini ve sanatın toplumsal ve çevresel etkilerini ele alıyorum.

Okuyucular, sanatımın arkasındaki derin anlamları ve sembolleri keşfetme fırsatı bulacaklar.

Melis BAYRAKTAR

Geçmiş Sergileriniz:

– Haziran-Eylül 2019: San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2019: Paris, MERCI’de performans

– Eylül 2019: Şanghay, GALLERY ART CN

– Ekim 2019: Tokyo, POMMERY için performans ve sergi

– Kasım 2019: Lizbon, Homa sanatçı grubu sergisi

– Aralık 2019: Ocak 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU

– Eylül 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Aralık 2020: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi

– Mayıs 2021: Lizbon, Julie Le Halleux & Marie-Eve Macgoey tarafından düzenlenen LISBON BY DESIGN Sanat Fuarı

– Mayıs 2021: Amsterdam, ADORABLE ART + DESIGN GALERIE ile KUNST RAI ART

– Ağustos 2021: Ile-de-Ré, VISUS GALLERY’de sergi

– Eylül 2021: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile ART PARIS

– Kasım 2021: Strasbourg, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile St.Art Fuarı

– Eylül 2022: Lizbon, Küratör Rita Gomes Cardoso ile “Aligned minds” sergisi @ CISTERNA GALLERY

– Kasım 2022: Singapur, Clementine de Forton & Marina Oechsner de Coninck ile “I think I see it” sergisi @ 63 SPOTTS ART GALLERY

– Kasım 2022: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU’da solo sergi “Nicolas Lefeuvre: oeuvres récentes”

– Şubat 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRAN ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Şubat, San Remo, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile “I think I see it” sergisi.

– Haziran 2023: Seul, V&E ART ile DAEGU ART FAIR.

– Ekim 2023: Taipei, V&E ART ile Art Taipei.

– Ocak 2023: Brüksel, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile Brafa Sanat Fuarı.

– Nisan 2023: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile PAD DESIGN & ART sergisi.

– 22-27 Kasım 2024: Paris, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile LA BIENNALE PARIS’te sergi.

– 19 Eylül- 17 Ekim 2024: Lizbon, “Palacio Verride”de solo sergi, LISBON ART OFFICE ile birlikte

– Eylül 2024: Seul, V&E ART ile KIAF’ta sergi.

– Temmuz-Ağustos 2024: La Bisbal, CLEMENTINE DE FORTON ile birlikte Castell d’Emporda’da sergi.

– 7-13 Haziran 2024: Paris, La Pagode’da “LE PRINTEMPS ASIATIQUE” sergisi, GALERIE JEAN-FRANCOIS CAZEAU ile birlikte.

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak

Richard Mas, modern heykel alanının önde gelen sanatçılarından biriydi ve eserleri fantasmagoriques bir tarza dayanıyordu. Mas’ın yapıtları, bugünün kaotik hayatına karşı pozitif varoluş biçimlerini karşılayabilecek sürreal, post-fütürist yeni bir estetik önermekteydi. 2021 yılında hayatını kaybettikten sonra geride 450’den fazla heykelden oluşan büyük bir sanatsal miras bıraktı. Richard Mas’ın vefatından sonra, eşi ANNA MAS, onun sanat mirasını yaşatma ve tanıtma konusunda önemli bir rol oynuyor. “Mas Sculpture” adlı bir sanat kuruluşu kuran Anna Mas, Richard Mas’ın eserlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Anna Mas ile Fransa’nın Cote D’Azur bölgesine bağlı Villeneuve-Loubet (Alpes Maritimes) ‘de ki Richard Mas’ın atölyesinde buluştuk. Adeta Alice Harikalar Diyarını andıran atölyenin içinde bizi güzel yüzü ile karşıladı.

Röportaj: Melis Bayraktar

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak Röportaj: Melis Bayraktar

Richard Mas’ın vefatından sonra sanatsal süreci sürdürmek zor bir süreç olabilir. Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Sanatsal süreci sürdürmek, elbette zorluklarla dolu bir süreç. Richard Mas’ın özgün yaklaşımını devam ettirmek ve onun eserlerini canlı tutmak için çocuklarımla beraber elimizden geleni yapıyoruz. Eserlerin tanıtımı ve pazarlaması, sanat eserlerinin korunması, sergilenmesi ve satılması gibi önemli sorumlukları üstlendik. Bizim için zorlu bir sorumluluk bu. Vizyonunu sürdürebilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Mesela Richard’ın eserleri Londra, Gstaad, Hong Kong, Miami, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sergilendi. Monaco Botanik Bahçesi’nde ve Cannes Film Festivali’nde Croisette’de yer alıyor.

Ayrıca, Richard’ın heykelleri, Fransa’da Saint Laurent du Var’da Nice’e yakın bir alışveriş merkezi olan Cap 3000’de sergileniyor. Bu büyük sergi 11 eserini içeriyor. Richard Mas, sanat eserlerinin sadece galerilerde ve müzelerde değil, herkesin erişebileceği alanlarda bulunması gerektiğini savunurdu. Bu sergi sayesinde 2022’den bu yana geniş bir kitleye ulaştık bile. Güney Fransa’da “El Şeklinde Kanatlı Horoz” heykelinin önünde fotoğraf çekilmeyen kimse kalmadı herhalde.

Richard Mas

Kadınlar Gerektiğinde baş kaldırıyor!

Cannes Film Festivali zamanı Armani’de ilk sergilendiği günü hatırlıyorum. Ben de önünde fotoğraf çekilmiştim. ‘Horoz/Tavuk’ heykelini tasarlama fikri Richard Mas’a nereden geldi biliyor musunuz?

Richard’ın her projesinin kendine has zihinsel süreci vardı. Tasarım sürecini zihinsel sürecinden geçirerek tamamlardı. “Horoz ve Tavuk” heykelinin tasarlanma bahsedecek olursam; ilhamını kültürlerden ve kadınlardan almıştı. Dünyanın o an içinde bulunduğu ekonomik krize karşı doğmasını hayal ettiği güneşten, kadınların daha güçlü bir şekilde seslerini çıkartmasından… Bakın, son yıllarda artık kadın, erkekle eşit olmaktan çok kendi varlığını ortaya koyuyor. Gerektiğinde baş kaldırıyor! Gücünü gösteriyor. Geçtiğimiz senelerde 71. Cannes Film Festivali’nde 82 kadın cinsiyet eşitsizliğini protesto etti. Eski Hollywood film yapımcısı Harvey Weinstein artık Cannes Film Festivaline gelemiyor. Bunların hepsi kadınların seslerini çıkartması sayesinde.

Neden horoz/tavuk sembolünü seçtiğine gelince de biliyorsunuz kültür ve sanatta, oldukça zengin ve derin anlamlar taşıyan sembol grupları bulunmaktadır. Söz konusu sembol gruplarından en popüleri ise, şüphesiz hayvan üslubu ismiyle de üsluplaşmış olan hayvan sembol grubudur.

Sembollerle anlatım, en eski devirlerden beri her türlü coğrafyada ve birçok kültürde en ileri seviyede kullanılagelmiştir.

Dünya kültür ve sanat arenasına baktığımızda horoz, inanç ve ışık anlamına gelen büyük bir sembolik değer. Ve horozun her sabahki ötüşü, karanlığın üzerine doğan güneş veya kötülüğün üzerine doğan iyilik anlamına geliyor. Ayrıca Fransa’nın da inatçı ruhunu temsil ediyor.

Horoz heykelinin kanatlarındaki ve başının üzerindeki (ibikleri) kadın elleri de Neolitik ve Kalkolitik çağlarda, “Ana Tanrıça” olarak taçlandırılan “Kybele” ‘yi bolluğu ve bereketi simgeliyor.Richard Mas

Osmanlı sanatında da çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır

Daha önce duydunuz mu bilmiyorum fakat İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da horoz özellikle de beyaz horoz önemli bir sembol olarak kullanılmıştır.

Evet zaten sadece Fransa’da değil birçok kültürde horoz, güneşin ve gururun sembolü olarak algılanmış, onun ötüşüyle güneşin doğuşu arasında ilişki kurulmuştur.

İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da bunu görürüz.

Hun devrine ait Pazırık kurganlarından çıkarılan eserler arasında horoz/tavuk figürleri çok fazladır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi minyatür, hat, fresk, maden, ahşap, taş ve halı sanatında, özellikle Selçuklu sanatının en gözde eserlerinden olan Varka ve Gülşah minyatürleri ile Osmanlı sanatına ait Hümayunname ve Zübdetü’t Tevarih minyatürlerinde çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır.

Richard Mas

Richard Mas’ın sanat mirasını yaşatmak için Mas Sculpture’ı kurdunuz. Ne zaman ve nerede açılacak? Açılışı heyecanla bekliyorum.

Richard Mas’ın vefatından sonra çocuklarımızla birlikte Mas Sculpture’ı kurarak onun sanat mirasını yaşatmaya karar verdik. “Mas Sculpture” yakın zamanda kendi atölyesinde açılacak. 450’den fazla eserini geniş bir kitleyle buluşturmayı hedefliyoruz. Müşterilerimizi randevu ile kabul edeceğiz.

Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı.

Fransa ile kıyasladığınızda Türkiye’de sanatın durumu nedir?

Türk sanatı egemen sanat piyasasında yer bulmaya başladı. Çok bilinçli sanatçılarınız, galericileriniz var. Richard’ın sergilerinde birçok Türk sanatseverle tanıştım.

2014 yılında Cannes Film Festivali sırasında İstanbul Mercure Otel’in sanat danışmanı, Richard’ın Festival için tasarladığı “Mr and Mrs Smile” heykelini satın aldı. Mr and Mrs Smile eserinin hikayesi aslında hepimizin içinde bulunduğu bir hikaye… Kabus ve umut… 2000 yılından bu yana 150 bin kişiden fazlası hayatını terör saldırılarında kaybetti. İstanbul, Ankara, Nice, Paris ve diğer saldırılarda hepimizin canı fazlasıyla acıdı. Çok korktuk… Bu heykel, saldırılara inat umutla gülebilen, gülmemiz gerektiğini hatırlatan bir heykel. Heykeller İstanbul Taksim’deki Mercure Hotel’in lobisinde. Merak edenler orada görebilirler.

Richard Mas

Bunun yanı sıra, Sanatın özellikle heykelin insan yaşamında yer alabilmesi, insanın bunu kendine katabilmesi ve sanatla sunulan yeni dünyaların insan tarafından algılanabilmesi her çağda ve her coğrafyada zor olmuştur. Dünya Sanat Tarihi incelendiğinde genelde sanatın, özelde heykelin bu zorlu yürüyüşü kimi zaman toplumsal yapıya, kimi zaman toplumsal inançlara, kimi zaman toplumun siyasal duruşuna bağlanarak açıklanmıştır.

Bu nedenle heykel kimi zaman kilisenin, kimi zaman sarayın, kimi zaman politikanın yollarında zorluklarla yürürken, kimi zaman özgürlüğüne susamış, ancak bunu elde ettiği zamanlar da bile zorluklardan kendini kurtaramamıştır. Maalesef heykel sanatı bugün bile aynı olmasa bile benzer zorluklarla karşı karşıya. Kendimden örnek vereyim; Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı bir dönem.

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

İtalyan sanatçı Cesare Catania, geleneksel sanatın digital dünyayla kucaklaştığı bir evrende sınırları zorluyor. Eserleri, renk, form ve kompozisyonun bir araya geldiği bir dünyada izleyiciyi büyülüyor. Sanatçının soyut eserleri, figüratif detayları soyutlamak suretiyle duygusal bir deneyim sunuyor. Renklerin dansı, şekillerin ritmi ve soyut formların anlamı, izleyiciyi içine çeken bir yolculuğa çıkartıyor. Metaverse ile bu soyut dünyaların sınırları daha da genişliyor. Sanatçının eserleri, sanal dünyanın içinde de yeni bir boyut kazanıyor.

Cesare Catania ile sanatın sınırlarını keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Sanat hayatım aslında benden habersiz çocukluk yıllarımda başlamıştı. Dedem keman sanatçısıydı. Klasik müziğin yaratıcılığına ve titizliğine karşı tutkum onun sayesinde başladı. 9 yaşımdayken piyano dersleri almaya başladım. Hem müzikal hem de figüratif sanata karşı her zaman bir tutkum oldu. Benim için ikisi birbirinden uzak ya da ayrı şeyler değildi o yıllarda bile. Hayatı algılayışım, kendimi eğlendirme arayışım genellikle kendi yarattığım küçük dünyaların içinde hikayecikler halinde belirdi önümde. Gördüğüm en küçük beni etkileyen şey günlerce hayalimde yaşattığım dünyaları mümkün kılıyordu. Anılarıma dâhil olan herkesin psikolojisi, karakterleri, düşünceleri, görünüşleri vb. birçok şey benim etkilenme ve beslenme alanlarım oldu.  Hayatımın dönüm noktasının bu süreçle başladığına inanıyorum. İlk kayda değer resmim 1995 yılına kadar uzansa da bu tutkumu 10 yılı aşkın bir süre önce mesleğe dönüştürmeye başladım. “Metaphysical Composition” – 2016, in “Artistic Composition” – 2016 , “The Dynamics of Movement” – 2016) , the “Vanity” ve diğer soyut ve sembolik olanlarda – 2014, “Flamingos in the Mirror” – 2015 – the “Tear” – 2012 gibi eserlerim ortaya çıktı.

Eserleriniz oldukça etkileyici bir dile sahip. Bize çalışmalarınızı ve tarzınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

1998 yılında mühendislik fakültesinde okumaya başladım. Ve burada perspektif ve aksonometri alanında uzmanlaştım. Bu bana tüm şekilleri basit üç boyutlu çokgenlere bölerek kendisini çevreleyen sorunları ve gerçekliği gözlemlemeyi öğretti. 144: Jazz Trio” – 2014, “Nice (A Tribute to Matisse and Chagall)” – 2015) ve katı ve eğrisel figürlerin zarif ve uyumlu bir şekilde yan yana gelmesiyle “Summer Readings (Tribute to Pierluigi Nervi)” – 2016 adlı eserlerim bu sayede çıktı ortaya. Yıllar içinde fotoğrafçılığa karşı da özel bir tutkum gelişti. Fotoğraf teknikleri ile oluşturulan yumuşak tonlamalar, ışık oyunları, çekim sırasında ve sonrasında elde edilen duygusal, dramatik ve şiirsel çalışmalara yoğunlaştım. Renk ve biçimsel bozulma gibi çeşitli teknikleri kullanarak soyut sanat örnekleri çıkartmaya başladım.

Bu süreçteki çalışmalarımda hiçbir sınırlamaya yer vermedim. Sanat sonsuzdur ve ifade biçimleri de sonsuzdur. O sebeple, ben sadece üretiyorum ve üretilen her eser kendi içinde kendi varlığını inşa ediyor.  İlhamımı yaşamın acı ve tatlı olan kendisinden ve evrenin bütünlüğünden, renklere olan aşkımdan alıyorum. Yaşam benim ilhamım.

Cesare Catania

Çalışmanız güçlü renklerden ve renk kontrastlarından oluşuyor. Belirli bir eserde hangi rengi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Her düşüncenin, arzunun, bilginin, hislenmenin yani her şeyin bir rengi ve tonları var.  Ben, rengin algılanamaz olduğunu kabul edip, yine de ulaşmaya çalışma durumunun gerekliliğini estetik açıdan değerlendiriyor ve iki gerçeklik (renk – nesne) arasındaki en kısa mesafeyi arayarak, yeni bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Rengi yaşıyorum, arzuluyorum, hayal ediyorum, hissediyorum ve eserlerimle gün yüzüne çıkartıyorum. Dolayısı ile her eser kendi rengine kendisi karar veriyor diyebilirim.

Dijitalleşme ve teknolojiyle birlikte sanat dünyasının dinamiklerinde çok ciddi değişimlerle karşılaştık. Bu değişim rüzgârı eser üretimlerini de etkiledi. Kripto sanat, NFT eserler ve blockchain teknolojisi de bu değişimlerin en önemli örneklerinden oldu. Siz de “Artistic Metaverse” olarak adlandırdığınız bir metaverse sergi düzenlediniz? Nasıl oldu bu süreç?

Hepimizin Covid19 salgını nedeniyle evlere kapandığı Pandemi döneminde “Artistic Metaverse” adını verdiğim ilk Metaverse sergimi gerçekleştirdim. Davetlilerim herhangi bir çaba göstermeden, yalnızca kullandıkları sanal gerçeklik cihazları sayesinde, sergime katılıp, diledikleri tablomu kolayca satın alabildiler. Kendi aramızda bir söyleşi bile gerçekleştirdik. Mikrofon ve sohbet kutusu aracılığıyla eserlerim hakkında sohbet ettik. Bir sanatçı olarak en büyük arzularımdan biri sanat tarihinde ileride yazılacak bir değişime şahit olma arzusuydu. Bu arzumun karşılık bulduğunu gördüm. Ayrıca bu sergimin yeni nesil koleksiyoner ortaya çıkarmak konusunda farklı bir işlevi de oldu.

Harika! Benim de en merak ettiğim konuların başında NFT’lerin yükselişe geçmesi koleksiyonerlik kavramını nasıl etkilediğiydi.

Şöyle ki hayatını tamamen ekranda yaşayan, internetin var olduğu bir dünyada doğan, dijital madencilik yaparak zengin olan, alışverişini kripto parayla yapan, oyun evrenlerinde avatarına tasarım kıyafetler, silahlar, ayakkabılar alan ve bunlara ciddi paralar harcayan insanlarla; nerdeyse tamamen fiziksel dünyada yaşayan insanların yaşamı ele alış biçimleri, estetik zevkleri ve paraya bakışı haliyle birbirinden çok farklı. Tamamen fiziksel dünyada yaşayanların “fiziksel olmayan bir eseri ne yapacağım?” sorusunu yeni nesil “fiziksel bir eseri ne yapacağım?” olarak soruyor. Zira onların evleri, duvarları sosyal medya hesaplarında, ekranlarında. Bu yüzden belki de hiçbir zaman bir sanat eseri almayacaklardı. NFT ise onlar için bu ortamlarda sergileyebilecekleri, varlıklarını, kültürel birikimlerini gösterebilecekleri bir alan yarattı. Fiziksel koleksiyonerlikte de olan sahip olma, bunu paylaşma, kültürel statüsünü sergileme, sanatçının macerasına eşlik etme zevklerini NFT koleksiyonları üzerinde onlar da yaşamaya başladı. Böylece NFT hem sanatçının, sanat piyasasının hem de koleksiyonerlik kavramının gelişmesine, bir alan daha kazanmasına sebep oldu. Tanınmış, fiziksel sanat piyasasında önemli yerlerde olan sanatçıların bu piyasaya ilgi göstermesiyle de hibrit bir ortam oluşmaya başladı.

Cesare Catania

Peki sanatın gerçek değerinin NFT’ler ile belirlenip belirlenemeyeceği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital sanatın kripto paralar ile değerinin ölçülmesini doğru anlamak ve detaylandırmak için NFT teknolojisini doğru anlamak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göreceli bir değere sahip sanat, NFT ile en azından sanatçının hak ettiği gerçek değeri elde etmesine olanak tanıyor. Gelecekte özgün bir sanat eserini NFT ortamında elinde tutmak ciddi bir kazanç sağlamada bir araç olarak değerlendirilebilir.

Gelecek için başka iş birlikleriniz ve projeleriniz var mı? Son dönem sergilerinden bahsedelim, şu an sanat tutkunlarını burada neler bekliyor?

Şu anda Venedik Bienali’nde, aynı anda hem fiziksel hem de dijital bir heykel olan son sanat eserimin açılışını yapıyorum. Bu Phygital Embrace Versiyonu.

Venedik Bienali ziyaretçileri heykelimi fiziksel bir versiyonda gözlemlemeye ya da artırılmış gerçeklikte onunla “oynamaya” karar verebilirler. Bu vesileyle, yine yapay zeka sayesinde, herkese benzersiz bir dijital kucaklaşma heykeli yapma ve bunu dijital sanat eserleri olarak benimle birlikte imzalama imkanı veren bir yazılım da geliştirdim. İnsanların sanatla oynarken nasıl eğlendiklerini ve sanatın demokratikleşmesinin, sanatsever olsun ya da olmasın, genel halk tarafından nasıl takdir edilen bir süreç olduğunu görmek harika.

Peki Türkiye’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye çok özel bir yer. Yakın zamanda Türkiye’de de sanatsal bir proje geliştirebilmeyi çok istiyorum.