Yazılar

Çocuğunuzu vitamine ‘boğmayın!’

Çocuğunuzu vitamine ‘boğmayın!’

Günümüzde pek çok anne baba çocuklarına sebze başta olmak üzere tencere yemeği yedirememekten dahası sağlıklı beslenme adına sözlerini geçirememekten şikayet ediyor. Hal böyle olunca sağlıklı büyüyüp gelişemeyecekleri endişesiyle arkadaş çevrelerinden aldıkları önerilerle vitamin takviyelerine yüklenebiliyor! Ancak dikkat! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, vitamin ve minerallerin çocuklar için son derece önemli olduğunu ancak bilinçsizce, gereksiz vitamin yüklemesinin fayda yerine zehir etkisi yaratabileceğini belirtiyor. Dr. İhsan Şehla gereksiz takviyelerle çocukların vücudunda oluşan vitamin fazlalığının zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çocukların hem zihinsel hem de fiziksel gelişimlerinde vitamin ve minerallerin önemi son derece büyük. Ancak bu vitamin ve minerallerin öncelikle doğal besinlerden alınması gerekiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, özellikle yağda eriyen ve vücutta depolanan vitaminler olan A, D, E ve K vitaminleri başta olmak üzere gelişigüzel vitamin takviyelerinin vücutta birikip hemen olmasa da ileride toksisiteye (zehir) yol açabildiğini, çok ciddi hastalıklara neden olabildiğini söylüyor. Çocuklara sebze yemeklerini sevdirmenin mümkün olduğunu bu nedenle sabırla ve şefkatle yaklaşarak, farklı hazırlama yöntemleri ve sunumlar deneyerek ayrıca çocuğa yılmadan bu besinlerin faydalarını ve gerekliliğini anlatarak başarı sağlanabileceğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Doğal besinlerle, mevsim sebze ve meyveleri yerine vitamin ve mineralleri doktora danışmadan çocuklara vermekten mutlaka kaçınılmalıdır. Herkesin vitamin ve mineral ihtiyacı ve vücudundaki değerler farklıdır. Bu değerlerine bakılıp, doktor kontrolü ve önerisi doğrultusunda ilerlemek gerekir” diyor.

Dr. İhsan Şehla

Böbreklerde hasara yol açabiliyor!

Son yıllarda yapılan çalışmalar D vitamininin faydalarının sanılandan çok daha fazla olduğunu, bağışıklığın güçlenmesinden kemiklerin gelişimine dek birçok önemli etkileri bulunduğunu ortaya koyuyor. D vitamininin başlıca kaynağını güneş ışınları oluşturduğundan dolayı güneşten bilinçli bir şekilde bol bol faydalanılması gerektiğini belirten Dr. İhsan Şehla, güneşin zararlı ışınlarının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 15 dakika güneşlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor. Buna karşın D vitamininin aşırısının da zehirli etkilere yol açabildiğinin altını çizen Dr. İhsan Şehla “D vitamininin yüksek dozda kullanılması durumunda solukluk, gevşeklik, iştahsızlık, huzursuzluk, kabızlık ve bol idrara çıkmanın yanı sıra kalsiyum atılımı, böbreklerde hasar, böbrek taşları, kalpten çıkan ana atardamar kapağında darlık, tansiyon yüksekliği, kusma, gözlerde sinir tabakasında hasar ve kornea bulanıklığı gibi sorunlara neden olabilir” diye konuşuyor.

Karaciğer hastalığına neden olabiliyor!

Gözlerden dişlere, kemiklerden cilde dek bir çok faydası bulunan A vitamininin gereksiz ve fazla kullanımının süt çocuklarında; kusma, bilinç bulanıklığı, bıngıldak kabarıklığı ve beyin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabildiğini belirten Dr. İhsan Şehla “Vitamin A’nın uzun süreli yüksek dozda kullanımı durumunda ise; iştahsızlık, kusma, kemiklerde şişlik, zayıflama, saç dökülmesi, deride pullanma ve soyulma ve ağız kenarında çatlaklar, karaciğer hastalığı, karaciğer damarlarında tansiyon artışı, karın içinde serbest sıvı birikimi ve kafa içi basıncında artışa bağlı baş ağrısına yol açabilir” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla

Vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azaltıyor!

Vücutta gereğinden fazla, yüksek doz E vitamini bulunmasının, vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azalttığını, immün ve otoimmün hastalıkların ilerlemesini kolaylaştırabildiğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Bağışıklık sistemi olması gerekenden fazla, aşırı çalıştığında vücut kendi dokularını yabancı olarak algılayıp bu dokulara saldırarak bir çok önemli hastalığa yol açabilir. Ayrıca bazı kan sulandırıcıların etkisini azaltır” uyarısında bulunuyor.

Aşırı K vitamininin ise aşırı kan hücresi yıkımına bağlı kansızlık, sarılık ve çok yüksek sarılığın yeni doğan bebeklerde beyne yerleşip hasar vermesine neden olabildiğini beliten Dr. İhsan Şehla, aşırı B vitamini kullanımının karaciğer bozukluklarından kalpte ritim bozukluğuna dek birçok soruna yol açabileceğini vurguluyor. Dr. İhsan Şehla C vitamininin suda çözülmediği için vücutta depolanmayıp atıldığını ama onun da aşırı tüketiminin uzun dönemde böbrek taşlarına yol açabildiğini söylüyor.

En sık görülen astım türlerine dikkat!

En sık görülen astım türlerine dikkat!

Son yıllarda gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda hızla yaygınlaşan astım özellikle geceleri sürekli öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve göğüste sıkışma gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai, astımın en yaygın görülen 7 farklı türü bulunduğunu, belirtilerin ve tedavinin kişiden kişiye değişebildiğini belirterek “Astım ciddi sonuçlara yol açabilse de, tetikleyici etkenlere karşı önlem alarak ve doğru tedavi ile yönetilebilir. Doğru teşhis, doktorunuzla düzenli iletişim ve tetikleyici etkenlerden uzak durarak astım şikayetlerini azaltmak mümkün” diyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai en sık görülen astım türlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Polenler, tozlar, sigara dumanı, parfüm, aşırı kilo ve sağlıksız beslenme başta olmak üzere birçok risk faktörleriyle tetiklenebilen astım, akciğerlerdeki küçük hava yollarının iltihaplanmasına ve daralmasına bağlı olarak gelişiyor. Ailesinde astımı olanlarda hastalığın gelişme riskinin daha fazla olduğunu belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai, “Alerjenlere maruz kalmak astım şikayetlerini tetikler hatta bazen krize yol açabilir. Astım krizi sırasında akciğerlere hava ileten borular ciddi düzeyde daralarak kandaki oksijen seviyesini önemli ölçüde azaltır, dudaklar mavi renge dönüşür, bilinç kaybına ve hayati riske yol açabilir. Bu nedenle acil tedavi şarttır” diyor. Çocukluğunda veya gençliğinde astımı olmayan kişilerde de ileride astım gelişebildiğini belirten Dr. Naurzvai, yetişkin yaşta astım tanısı alan kişilerin genellikle kalıcı semptomları olduğunu, bu durumu yönetmek için günlük ilaç tedavisine ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai

Dr. Nurgül Naurzvai

Astımınızın türünü biliyor musunuz?

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai, en yaygın görülen astım türlerinin; egzersize bağlı bronkospazm, alerjik astım, alerjik olmayan astım, öksürük varyantlı astım, mesleki astım ve gece astımı olduğunu söylüyor. Bazı insanlar için şikayetler yalnızca tetikleyicilerle karşılaşıldığında ara sıra ortaya çıkarken, daha ağır düzeyde astımı olanlarda şikayetler daha sık görülüyor. Dr. Naurzvai en yaygın görülen astım çeşitleri hakkında şu uyarılarda bulunuyor;

  1. Alerjiye bağlı astım

Alerjiye bağlı astımın en yaygın görülen tür olduğunu belirten Dr. Naurzvai, alerjik tepkiye neden olan alerjenlerin vücuda hava yolu, cilt, yemek borusu veya enjeksiyon yoluyla girebildiğini söylüyor. Alerjik astımı olan bir kişi tetikleyici bir maddeyle temas ettiğinde vücut, IgE tipi antikorları serbest bırakarak yanıt veriyor. Alerjen maddelerin başlıcalarını; polenler, hamam böcekleri, ev tozu akarları, küf mantarlar, evcil hayvan kepeği (deri pulları), idrarı, dışkısı, tükürüğü ve saçı oluşturuyor. Dr. Naurzvai “Cilt veya kan testi ile spesifik alerjenler belirlenebilir ve alerjik kaynaklı astımınız için mevsimsel mi yoksa yıl boyunca mı ilaç kullanmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz” diyor.

  1. Egzersize bağlı astım

Egzersize bağlı bronkospazm (hava yollarının daralması), fiziksel aktivitelerden sonra ortaya çıkıyor. Fiziksel aktivitenin tetiklediği bu astım çeşidi, hastaların yüzde 90’ında egzersiz yaparken hava akımının kısıtlanmasına ve solunum şikayetlerine yol açıyor. Doğru teşhis ve doktorunuzla düzenli iletişim sayesinde size uygun en ideal hareket tarzını belirleyebilirsiniz.

  1. Öksürük Varyant Astım (ÖVA)

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai, öksürük varyant astımın nefes darlığı olmadan sadece öksürük şikayeti ile seyrettiğini belirterek “Bu astım türü kronik bir öksürük olarak görülür. Düzgün tedavi edilmediğinde öksürük varyantlı astım daha ağır astıma ilerleyebilir” uyarısında bulunuyor.

    4.  Mesleki astım

Mesleki astım işyerinde maruz kaldığınız tahriş edici bir madde tarafından tetikleniyor. Astımınız iş değiştirdiğinizde başladıysa, çalışma ortamından uzaktayken düzeliyorsa ya da  kimyasallar tarafından tetikleniyorsa mesleki astımınız olabilir. Mesleki astım çoğunlukla; fırıncılar, deterjan üreticileri, ilaç üreticileri, çiftçiler, tahıl asansörü çalışanları, laboratuvar çalışanları, metal işçileri, değirmenciler, plastik işçileri ve marangozlarda görülüyor.

  1. Gece astımı

Gece astımı olarak sınıflandırılan bu türün, diğer astım çeşitlerinde olduğu gibi öksürük, nefes alıp verirken hırlama ve göğüste sıkışma gibi şikayetlere yol açtığını belirten Dr. Naurzvai “Ancak gece astımında şikayetler akşam saatlerinde şiddetlenir. Tedavisi, diğer astım çeşitleri için olan inhaler ve diğer ilaçlarla hemen hemen aynıdır. Solunum cihazları, hastalığı kontrol etmeye yardımcı olabilir ve hastanın normal ve aktif bir yaşam sürmesini sağlayabilir” diyor.

     6. Alerjik olmayan astım

Alerjik etkenler tarafından tetiklenmeyen astıma ‘alerjik astım’ deniliyor. Alerjik olmayan astımı tetikleyen unsurların başlıcalarını; enfeksiyonlar, egzersiz, stres ve değişen hava koşulları oluşturuyor.

  1. Ağır astım

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Naurzvai “Bir kişi haftada ikiden fazla astım semptomu yaşıyorsa astımı ‘kalıcı’ olarak adlandırılır. Kalıcı astım hafif, orta veya şiddetli olarak sınıflandırılır. Astım semptomları iyi yönetilmediğinde ‘kontrolsüz astım’ ortaya çıkar. Kalp hastalığı gibi astımı yönetmeyi zorlaştıran diğer durumlar astım semptomlarını şiddetlendirebilir. Sigara içme ve inhaler ilaçlarını düzenli almamak da kontrolsüz astım nedenlerindendir” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Astım hastaları için etkili öneriler!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nurgül Naurzvai astım semptomlarını rahatlatmak için alabileceğiniz basit ama etkili önlemleri şöyle sıralıyor,

 

  1. Hava değişiklikleri, toz, duman, çim ve ağaç polenleri, hayvan tüyü, sabunlar ve parfümler astımın başlıca tetikleyicilerinden olduğundan bu tür alerjenlerden korunun.
  2. Fazla kilo astım semptomlarını artırabildiğinden sağlıklı bir diyetle ideal kilonuza inin.
  3. Kesinlikle sigara içmeyin, tütün dumanına maruz kalmaktan kaçının.
  4. İlaçlarınız, astımınızın türüne ve hastalığın ağırlığına göre değiştiğinden doktorunuzun talimatına uyun. İlaçlarınızı her zaman doktorunuzun önerdiği şekilde alın.
  5. Burun tıkanıklığı ve hava yolu tahrişine iyi gelen sıcak buhar banyosu yapabilirsiniz.
  6. Kullandığınız ilaçlarla etkileşime girebileceğinden dolayı kesinlikle doktorunuza danışmadan bitkisel ilaç kullanmayın.

LGS Sınavı öncesi öğrencilere ve ailelere önemli tüyolar!

LGS Sınavı öncesi öğrencilere ve ailelere önemli tüyolar!

Bir milyonu aşkın öğrenci ve ailesi için heyecan dorukta… 4 Haziran Pazar günü gerçekleştirilecek LGS sınavında öğrenciler hayalindeki liseye girebilmek için yarışacak! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Psikolog Duygu Kodak, özellikle ailelerin sınava yönelik tutum ve davranışlarının, çocukların psikolojik durumları için son derece önemli bir belirleyici olduğunu belirterek “Çoğu ailenin farkında olmadan kişisel kaygılarını çocuklarına yansıtmaları, çocukların sınav sırasında çok daha yoğun strese girmelerine neden olmaktadır” diyor. Sınav stresinin çocukta; öğrenilenleri kullanamama, okuduğunu anlamama, düşünceleri ve duyguları düzenlemede zorluk, dikkatin azalması, bilişsel faaliyetlerde durgunluk ve fiziksel yakınmalar olarak ortaya çıkaracağını söyleyen Uzman Psikolog Duygu Kodak öğrencilere sınav stresini yenmenin 5 püf noktasını sıraladı, ailelere sınav öncesi ve sonrası doğru yaklaşım önerilerini anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Uzman Psikolog Duygu Kodak

Rahatlama egzersizleri yapın

Sınava sayılı günler kala bedensel ve ruhsal rahatlama için nefes egzersizi ve kas gevşetme teknikleri büyük fayda sağlıyor. Bunun için; nefesinizi burnunuzdan alıp ağzınızdan yavaşça uzunca verin. Kaslarınızı belli bir süre sıkarak duyumsayın, ardından serbest bırakarak rahatlayın. Açık havada yürüyüş yapın. Bu tür egzersizler düşüncelerin netleşmesine, güvende hissetmeye, sakinleşmeye ve dikkatinizi bulunduğunuz an’a getirmeye yardımcı olacaktır.

Kendinizle ilgili olumsuz düşünceleri değiştirin

“Gelecekte mutlu olmak için sadece bu sınavı kazanmam gerekiyor başka bir yolu yok; kazanamazsam ailemin de çevremin de yüzüne bakamam; hayatım biter; sınav sonucu kim olduğumu ve değerimi belirleyecek; eğer istediğim sonucu alamazsam bu benim yetersiz biri olduğumu gösterir” gibi düşüncelerden kurtulun. Çünkü mantıklı ve gerçekçi olmayan bu düşünceler stresi artırarak performansı olumsuz etkiliyor.

Güçlü yanlarınızı hatırlayın  

“Sınava hazırlıksızım, bilgiler çok gereksiz ve saçma, konuları anlayamıyor olmam aptal olduğumu gösterir, bu sınavda başarılı olamayacağım, sınav kötü geçecek” yerine; “yapmam gerekeni ve yapabildiğimin en iyisini yapabilirim, başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını geçeceğim fakat istediğim sonucu alamamam beceriksiz olduğum anlamına gelmez sadece daha fazla çalışmam gerektiği anlamına gelir” şeklinde olumlu söylemlerde bulunun. Zorluklarla baş ederken kullandığınız güçlü yanlarınızı, başarılarınızı hatırlayın.

Beslenme ve uykunuza dikkat edin!

Sınav gününde kan şekerinin yükselmesine ve hemen sonrasında düşmesine sebep olabilecek şeker oranı yüksek yiyecek ve içeceklerin kaygınızı yükseltmesine izin vermeyin. İyi bir uykunun akademik başarıyı artırdığına dair birçok araştırma var. Sınav öncesi dönemde yeterince uyumaya, uyku öncesi telefon ve tablet kullanımını azaltıp zihninizi dinlendirmeye özen gösterin.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Sınavda bu önerilere dikkat edin!

Uzmanı Psikolog Duygu Kodak öğrencilere sınav esnasında stresi önlemeye yönelik şu önerilerde bulunuyor;

  • Sınav esnasında diğer öğrencilerin sayfa çevirme sesini duyarsanız geç kaldığınız düşüncesiyle endişeye kapılmayın. Çünkü her adayın soru çözme yöntemi ve sınav stratejisi birbirinden farklıdır yani kimin, hangi bölüme, kaçıncı sorudan başladığını bilemezsiniz.
  • Sınav sırasında sürekli saate bakmak yerine bölümler arasında saatinize bakın. Sürekli zaman kontrolü yapmak telaşlandırabilir.
  • Burnunuzdan derin bir nefes alıp birkaç saniye tutun ve yavaş yavaş ağzınızdan nefesinizi verin. Bu sayede ihtiyaç duyulan oksijen beyne giden kan damarlarını genişleterek bilişsel faaliyetleri olumlu etkiler.

Çocuğunuza değerli olduğunu hissettirin!

Çocuğun sınav stresini yenmede ailesine de büyük görevler düştüğünü belirten Uzman Psikolog Duygu Kodak şöyle konuşuyor: “Kaygı ve stresin yanında çocukların bu dönemde sınav sonucuna bağlı ebeveynlerini üzeceklerini, hayal kırıklığı yaşatacaklarını düşünüp yoğun bir suçluluk duygusu yaşadığını gözlemliyorum. İyi niyetle söylenen “senin için çabalıyoruz, okuyup başarılı olman için her şeyi yapmaya razıyız” cümleleri hayatlarının bu sınava bağlı olduğunu düşünmelerine neden olabiliyor. Bu nedenle çocuğunuza sınav sonucu ne olursa olsun onu herhangi bir koşula bağlı olmadan sevdiğinizi ve yanında olacağınızı, sizin için çok değerli olduklarını hissettirin. Sınav sonrası akranlarıyla karşılaştırmayın. Olumlu ve sıcak yaklaşımınız hem ilişkinizi geliştirecek hem de çocuğunuzun yalnızlık duygusuna kapılmadan sonraki adımlarında cesaretlendirici olacaktır.”

Sürekli oje sürüyorsanız dikkat!

Sürekli oje sürüyorsanız dikkat!

Tırnaklarınızı en son ne zaman dikkatlice gözlemlediniz? Üzerindeki olası değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini biliyor muydunuz? Örneğin; kırmızı dik çizgiler kalp kapak hastalıklarının habercisi olabilirken, mavi renge dönmüş bir tırnak kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin, beyaz lekeler çinko veya B12 vitamin eksikliğinin, kalınlaşmış tırnaklar mantar, sedef ya da tiroit hastalığının sinyalini verebiliyor. Liste uzun! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun bu nedenle tırnaklara özen gösterip iyi gözlemlemek gerektiğini belirtiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun tırnaklardaki değişikliklerin hangi hastalıkların sinyallerini verebildiğini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tırnaklarımız, parmak uçlarımız için destek ve koruma sağlayan bir protein olan yarı saydam keratin yapısından oluşuyor. El tırnakları ayda ortalama 3 mm, ayak tırnakları ise 1 mm uzuyor. Sağlıklı tırnakların pürüzsüz, sert, parlak ve pembemsi renkte olması, çocuklarda ise çok daha ince olduğundan bakım ve gözleminin çok dikkatli yapılması gerektiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun şöyle konuşuyor: “Tırnaklarda yaşa bağlı deformasyonlar ve yıpranmalar olması normaldir ancak bazı değişiklikler çeşitli hastalıkların sinyalleri olabileceğinden iyi gözlenmeli; el ve ayak tırnaklarında renk, doku ya da şekil değişikliği fark edildiğinde Dermatoloji Uzmanına başvurulmalıdır. Sık oje sürüldüğünde kimyasal etki ile tırnaklarda sararma ve çabuk kırılmalar görülebilir bu nedenle tırnakları gözlemlemeyi ihmal etmemek gerekir.”

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun

Dr. Özlem Apti Sengkioun

Tırnak bakımında bu noktalara dikkat!

Tırnak bakımının düzenli yapılması gerektiğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, özellikle duş ve banyo sonrası yumuşak bir tırnak fırçası ile temizlenmesini öneriyor. Tırnakların bebeklik döneminde hafifçe törpülenmesi, çocukluk ve erişkinlik döneminde ise kişiye özel bir tırnak makası ile düzenli aralıklarla kesilmesi gerekiyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, sık sık su ve kimyasal maddeye temas edenlerin mutlaka eldiven kullanmasını, ellerini iyice kuruladıktan sonra tırnak ve çevresine uygun nemlendirici uygulanmasını tavsiye ediyor. Ayak tırnaklarının ise yuvarlak değil küt bir şekilde kesilmesinin tırnak batması gibi problemleri önleyeceğini belirten Dr. Özlem Apti Sengkioun, ayrıca tırnaklara baskı yapan dar ve sert ayakkabılar giyilmemesini, manikür ve pedikür yapılıyorsa tırnak etlerinin derin temizlenmesinden kaçınılmasını ve kullanılan aletlerin steril aynı zamanda kişiye özgü olması gerektiğini vurguluyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun

Tırnaklardaki belirtiler hangi hastalıkların sinyali olabiliyor?

Dermatoloji Uzmanı Dr. Özlem Apti Sengkioun, tırnaklardaki değişikliklerin bazı hastalıkların sinyalini verebildiğini belirterek, o değişiklikleri ve hastalıkları şöyle sıralıyor;

  • Tırnakların sık kırılması: Çinko, saç ve cilt sağlığı için gerekli biotin, B12 ve A vitamini eksikliğine veya tiroit hastalığına işaret edebilir.
  • Tırnak uçlarında ayrışmalar: Sedef hastalığı, tırnak mantarı habercisi olabileceği gibi manikür ilişkili travmaya bağlı da görülebilir.
  • Dikey çizgiler: Sağlıklı tırnaklarda da silik çizgiler görülebilmekle birlikte, eğer çizgiler belirgin ise yaşlanmaya bağlı olabileceği gibi demir eksikliği, cilt hastalığı liken ve otoimmün hastalık olan lupus ve bazı eklem hastalıklarının habercisi olabilir.
  • Yatay çizgiler: Çinko eksikliği, diyabet ve böbrek hastalıklarında görülebilir.
  • Tırnakta çukurlar ve çentikler: Saçkıran, egzama ve sedef hastalığında tırnakta çukur ve çentikler olabilir.
  • Soluk tırnaklar: Sağlıklı tırnakta tırnak yatağı canlı, pembemsi renktedir. Irksal farklılıklar olabileceği gibi soluk renk anemi (kansızlık) ya da metabolik hastalıkların göstergesi olabilir.
  • Mavi tırnaklar: Kan dolaşımında oksijen seviyesindeki düşmenin habercisidir. Eğer tırnağın bir yarısı mavi görünümde ise zehirlenme göstergesi olabilir.
  • Beyaz noktalar: Tırnakta gözlenen beyazlıklar kalıtsal olabileceği gibi en çok travma, çinko ve B12 vitamin eksikliği ile ilişkilidir.
  • Beyaz bantlar: Kronik böbrek hastalıkları ya da karaciğer sirozu belirtisi olabilir. Ayrıca enine beyaz çizgiler protein eksikliğinin belirtisi olabilir.
  • Kalınlaşma: Tırnak mantarı, sedef gibi deri hastalıklarının yanında dolaşım ve tiroit fonksiyon bozukluklarında görülebilir.
  • Koyu kırmızı dikey çizgiler: Kalp kapak hastalıklarında görülebilir.
  • Yeşil tırnak: Psödomonas olarak adlandırılan bakterilerin enfeksiyonu sonucu görülebilir.
  • Siyah tırnak: Tırnak mantarı ve birtakım ilaçların kullanımına bağlı olabileceği gibi melanom olarak isimlendirilen çok tehlikeli bir deri kanserinin ilk bulgusu olarak da ortaya çıkabilir.
  • Sarı tırnak: Sert ve sarı tırnaklar lenfödem, lenfoma ve iltihaplı romatizmal hastalıkların belirtisi olabilir.
  • Enine oluk görünümü: Ateşli bir hastalık sonrası tırnak üretiminin durmasına bağlı görülür. Ateşli hastalık ne kadar uzun sürerse oluk o kadar derin olabilmektedir. Uzama sürecinde tırnak ayrışmasına neden olabilir.
  • Kaşık tırnak: Demir eksikliği ve beslenme yetersizliği yanında gluten duyarlılığı habercisi olabilir.
  • Çomak tırnak: Tırnak yatağında bombeleşmeyi ifade eden çomak tırnağın en sık nedeni akciğer ve kalp hastalıkları olmakla birlikte çölyak gibi farklı hastalıklarda da görülebilmektedir.

İnatçı kilolardan kurtulmanın 9 püf noktası!

İnatçı kilolardan kurtulmanın 9 püf noktası!

Ne yapsanız bir türlü gitmiyor, gitse de geri geliyor, kalıcı olmuyor! Oysa bu uğurda diyet ve spor yaparak çok büyük emekler verdiniz, epey de yol aldınız ama gelin görün ki o inatçı son 3 kiloya takıldınız! Yine de moralinizi bozmayın. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz “Herkesin  vücudunda direnç gösteren son kilolar farklı olmakla birlikte aslında tavsiyelere uyarak, düzenli ve disiplinli ilerlendiğinde bu son 3 kiloyu, haftada 0.5-1 kilo vererek, 3 ile 6 hafta arasında sağlıklı bir şekilde vermek mümkün” diyor. Peki bu kilolar neden direniyor? İdeal kiloya ulaşmak için nelere dikkat etmek, hangi yanlışlardan kaçınmak gerekiyor? Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz inatçı kilolardan kurtulmanın 9 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz

Düzenli egzersiz yapın

Son 3 kiloyu verebilmek için egzersizi ihmal etmeyin. Diyabet ve tansiyonunuz etkilenmiyorsa aç karnına egzersiz yaparak daha çok yağ yakabilirsiniz. Kilo vermek için en etkili egzersizler; yürüyüş yapmak, yüzmek ve bisiklete binmek gibi aerobik egzersizlerdir. 1 saat orta tempolu yürüyüş 300 kalori, 1 saat yüzme 600 kalori ve 1 saat bisiklet 600 kalori yakmanızı sağlar. Haftada en az üç gün ve en az 45 dakika yapacağınız orta tempolu düzenli egzersiz metabolizmayı hızlandırır, kalori yakımı sağlar, vücuttaki stresi azaltır ve yağ yakımını artırır. Böylece ideal kiloya ulaşılmasını ve kalıcı olmasını mümkün kılar.

Yeterli su içmeye dikkat edin

Yetersiz su tüketmek vücudun ödem tutmasına yol açarak kilonuza yansır. Her gün düzenli ve yeterince su için. Günlük tüketmeniz gereken su miktarını kilonuzu 30 ml ile çarparak bulabilirsiniz. Su tüketimini tek seferde değil, gün içerisine yayarak yapın. Yeterli su içmek metabolizmayı hızlandırır, açlık krizlerini önler, kilo vermeye yardım eder. Şekerli içeceklerden kaçının. Çay ve kahve su yerine geçmezken, vücudun ödem tutmasına sebep olabileceğinden çay ve kahve tükettiğiniz kadar ek su için. Özellikle son 3 kiloyu vermek için güne mutlaka büyük bir bardak su ile başlayın ve öğünlerden önce mutlaka bir iki bardak su tüketin.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz

Uykunuza özen gösterin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz “Yapılan çalışmalar; yetersiz uykunun vücutta açlık sinyali oluşturan hormonların daha çok salınmasına sebep olduğunu gösteriyor. Böylelikle açlık seviyesini artırarak, bireylerin daha çok şeker ve yağ içeren gıdalar tüketmesine yol açıyor. Erken uyumaksa gece atıştırmalarını önlüyor. Ayrıca uykudan önce besin alımı ne kadar erken bitirilirse uyku kalitesi bir o kadar artıyor. Yeterli ve kaliteli uyku, vücuttaki stresin azalmasını sağlayarak kilo vermenizi kolaylaştıracaktır. Son 3 kiloyu verebilmek için yeterli uyku alımına özen gösterin” diyor.

Diyetinizde yeşil çaya yer verin

Antioksidanlardan zengin yapısıyla yeşil çay, metabolizmanızı hızlandırır. Hızlı bir metabolizma daha çok ve daha iyi çalışarak, daha çok enerji harcar ve yağların yakılmasını sağlar. Yeşil çayın içerisinde bulunan epigallokateşin antioksidanı, vücutta yağ yakan hormonların salgılanmasına destek sağlar. Her gün 1 bardak sade yeşil çayı diyetinize ekleyin ve içerdiği epigallokateşinler sayesinde dinlenirken bile kalori harcayın. Böbrek ve tansiyon gibi sağlık problemlerinizi varsa yeşil çay tüketiminden kaçının. Yeşil çay satın alırken güvendiğiniz markaları tercih edin. Açıkta satılan çayları tercih etmeyin.

Proteinden zengin beslenin

Proteinlerin sindirimi vücuda diğer besin gruplarından daha fazla enerji harcatır. Böylelikle metabolizmanızı ve kilo vermenizi hızlandırır. Her öğüne ekleyeceğiniz et, tavuk, balık, kurubaklagil, peynir, yoğurt gibi yüksek protein kaynakları enerji harcanmasını artırır, tokluk süresini uzatır, aşırı kalori alımının önüne geçer ve sürekli atıştırma yapmanızı engeller. Son 3 kilonuz var ise mutlaka proteinden zengin beslenin ve proteinleri özellikle çiğ sebzeler gibi liften zengin besinlerle destekleyin.

Öğün atlamayın

Bilinenin aksine öğün atlamak, uzun süre aç kalmak kilo vermeyi hızlandırmaz. Tam tersine  metabolizmayı yavaşlatır ve inatçı son 3 kiloyu vermenizi engeller. Öğün atlamayın. Yemeğinizi her gün aynı saatlerde yemeye özen gösterin. Ancak sürekli de atıştırmayın çünkü sürekli bir şeyler atıştırmak vücudun yağ yakmasını engeller. Akşam yemeğini erken bitirip sabaha kadar bir şey yememek yağ yakımınıza destek sağlayacaktır. Bu nedenle gün içerisinde aç kalmak yerine gece açlığını takip edin ve akşam yemeğinden sonra atıştırmayın.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz

Mutlaka kahvaltı yapın

Güne mutlaka kahvaltıyla başlayın. Kahvaltı öğününü atladığınızda öğleye doğru aşırı düşmüş kan şekeri ile birlikte daha yüksek karbonhidrat, şeker ve yağ içeren gıdalara yönelebilirsiniz. Özellikle kahvaltınıza ekleyeceğiniz yumurta, peynir gibi yüksek proteinli gıdalar uzun saatler tok kalmanıza ve daha hafif bir öğle yemeği tüketmenize destek olacaktır. Ayrıca kahvaltıda yüksek protein ile güne başlamak metabolizmanızı hızlandıracağı için kilo vermenizi kolaylaştıracaktır. Son 3 kiloyu verebilmek için güne yüksek proteinli, basit şeker içermeyen bir kahvaltı ile başlayın.

Stresi yönetin

Stres vücudumuzda kortizol hormonunun salgılanmasına sebep olur. Yüksek kortizol düzeyi kan şekerini yükseltir ve böylelikle vücudun yağ depolamasına yol açar. Ceviz, semizotu, balık gibi omega-3 ve C vitamini yönünden zengin koyu yeşil sebzelerden yeterli beslenmek stres hormonlarını azaltmaya yardımcı olur. Egzersiz ve meditasyon da iyi ruh halini destekleyecektir. Son 3 kiloyu vermeyi kolaylaştırmak için stresi yönetme becerisi edinin ve diyetinizi omega-3 ve C vitamini yönünden zenginleştirin.

Umutsuzluğa kapılarak vazgeçmeyin!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Uzunoğlu Korkmaz, istenen kiloya ulaşmayı engelleyen, dirençli son kiloların nedenini ‘set point’ (ayar noktası) teorisiyle şöyle açıklıyor: “Set point teorisi, vücudun ağırlığını belirli bir aralıkta tutmaya çalıştığını ifade eder. Beslenmenizde daha az kalori almaya başladıktan bir süre sonra vücut bir savunma mekanizması oluşturur ve hormonların salgılanması, açlık, tokluk durumunuz değişmeye başlar. Vücut kaybettiği yağları geri kazanmak için elinden geleni yapmaya çalışır ve belki de diyetinizi sürdüremez hale gelebilirsiniz. Bu noktada umutsuzluğa kapılarak vazgeçmemek aksine kararlı ve disiplinli bir şekilde bu yöntemleri uygulamaya devam etmek gerekir.”

Pelvik taban hastalığı hakkında bilinmeyenler

Pelvik taban hastalığı hakkında bilinmeyenler

Öksürürken ya da bağırırken idrar kaçırma, sık sık tuvalete çıkma ihtiyacı, bel ve boyuna vuran ağrı, cinsel ilişki sırasında acı hatta diş gıcırdatma! Bu ve benzeri şikayetlerinizin ardında, belki adını bile duymadığınız Pelvik Taban hastalığı yatıyor olabilir!

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy “Leğen kemiğinin iç kısmını örten pelvik taban kaslarında ve bu kasları besleyen sinir ağında bozulma sonucu ortaya çıkan Pelvik Taban hastalığı kendini çok değişik şikayetlerle gösterdiğinden tanı alınıp tedavisi başlayıncaya kadar uzun yıllar geçebiliyor!” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy yaşam kalitesini olumsuz etkileyen buna karşın ‘utandıran şikayetler nedeniyle doktora başvurmaya bile çekinilebilen Pelvik Taban hastalığı hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy

Bu şikayetlerle kendini gösteriyor!

Pelvik Taban hastalıklarının dışkılama yapma ya da tutabilmede zorlanma (kabızlık ya da dışkı/gaz tutamama) olarak kendini gösterebildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy bu nedenle ‘Utandıran Hastalık’ olarak da ifade edildiğini söylüyor. İdrar yaparken yanma, idrar tutamama, cinsel aktivitelerde bozulma (ağrılı cinsel ilişki, vajinismus, orgazm sorunları vb) gibi şikayetlere yol açabilen Pelvik Taban hastalığının henüz belirmeden de bazı sinyaller verebildiğini söyleyen Dr. Özdal Ersoy bu belirtileri ‘sebebi açıklanamayan karın, kasık, bel, sırt ve boyun ağrıları, hazımsızlık, bağırsak gazında artış, reflü yakınmaları hatta diş sıkma ve diş gıcırdatma gibi problemler’ olarak açıklıyor.

Başka hastalıklarla karışabiliyor!

Günlük yaşam konforunu son derece olumsuz etkileyen ve kişiyi sosyal hayattan da uzaklaştırıp içe kapanmasına yol açan Pelvik Taban hastalığının yarattığı ağrının, birçok sindirim sistemi ya da ürojinekolojik sistem hastalıklarıyla karışabildiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy “Hassas bağırsak sendromu, halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozis, kronik prostatit, kronik sistit ve sırt, boyun, bel fıtıkları gibi hastalıkların şikayetleriyle de benzerlik gösterebildiğinden tanı ve tedavisinde önemli zaman kaybına yol açabilmektedir” diyor.

Pelvik tabana yol açan etkenlere dikkat!

Dr. Özdal Ersoy, Pelvik taban kaslarının yapısının ve fonksiyonlarının; ilerleyen yaş, gebelik ve doğum, geçirilmiş pelvik ve karın cerrahileri (bağırsak-mesane-rahim ve yumurtalık, karın germe ve kasık fıtığı ameliyatları), obezite, kronik öksürük (özellikle KOAH, astım), tuvaleti uzun süre erteleme, ne olur ne olmaz diyerek idrar yokken bile idrar yapmaya çalışma, mobbinge uğrama ve stres gibi durumlardan olumsuz etkilenerek bozulduğunu, bunun da Pelvik Taban hastalığına yol açabildiğini söylüyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Günlük yaşantıyı olumsuz etkiliyor!

Pelvik Taban hastalığının yol açtığı şikayetlerin başka hastalıklarla da karışabildiğini bu nedenle tanı konulmasının uzun yıllar sürebildiğini belirten Dr. Özdal Ersoy hastaların bu süre içerisinde tükenme noktasına gelebildiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Hasta ve hasta yakınlarında tükenmişliğe, depresyona ve yaşam kalitesinin çok azalmasına neden olabilen Pelvik Taban hastalığı, kişinin günlük yaşam aktivitelerini yapmasını çok olumsuz etkileyip,  bireysel ve sosyal yaşantısına darbe vuruyor. Kişi tuvaletten çıkamadığı için gündüz işlerini erteleyebiliyor, iş ve okula gitme kayıplarına maruz kalabiliyor, idrar ya da kaçırma sebepli yaşanan kötü koku nedeniyle sürekli bez kullanma ihtiyacı duyarken, özgüven kaybı, anksiyete ve depresyona yol açabiliyor, kişinin aile ve sosyal yaşamını kaybetmesine neden olabiliyor.”

Multidisipliner tedavi gerektiriyor!

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Özdal Ersoy, Pelvik Taban hastalığının tanı ve tedavisinde multidisipliner yaklaşımın şart olduğunu belirterek, gastroenteroloji, genel cerrahi, ürojinekoloji, üroloji, fizik tedavi ve rehabilitasyon ile psikiyatrinin vazgeçilmez branşlar olduğunu vurguluyor. “Hasta bazen birçok branş arasında görülmekten yorulsa da en iyi tedavi başarısı ancak bu şekilde sağlanabilmektedir” diyen Dr. Özdal Ersoy, bu durumun hastaya detaylı şekilde açıklanması gerektiğini söylüyor. Dr. Özdal Ersoy, Pelvik Taban hastalıklarının herbirine olan tedavi yaklaşımı benzer olsa da, asıl tedavi başarısının  kişiye özel yapılandırılmış tedavi yöntemleri ile olabildiğini belirtiyor.

Covid-19 enfeksiyonu kalp hastalıklarını artırdı!

Covid-19 enfeksiyonu kalp hastalıklarını artırdı!

Sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve yanlış yaşam alışkanlıkları nedeniyle kalp hastalarının sayısı son yıllarda giderek artıyor. Gerek dünyada gerekse ülkemizde ölüme yol açan hastalıklar arasında ilk sırada yer alan kalp ve damar hastalıkları geçmişte ‘ileri yaş’ hastalığı olarak görülürken, günümüzde ise artık 30 yaşın altında da kalp krizlerine sıkça rastlanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kalp hastalıkları bütün dünyada pandeminin sürekli hali olarak tanımlanan endemiye dönüşmüştür.

Kalp hastalıklarının üçte biri de sinsice seyrettiğinden, doğrudan kalp krizi olarak kendini gösterebilir. Bu nedenle ailesel yatkınlığı olan, sağlıksız yaşam alışkanlıklarına sahip kişilerin ve kronik hastalığı olanların gizli kalp açısından muayene ve tetkiklerinin yapılması hayati önem taşımaktadır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut 10-16 Nisan Kalp Sağlığı Haftası kapsamında yaptığı açıklamada kalp sağlığı için mutlaka bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ahmet Karabulut

Sağlıklı yaşam tarzı, ilaçlardan daha etkili!

Kalp hastalıklarını önlemede sağlıklı yaşam tarzının ilaçlardan daha etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karabulut “Kalp hastalıkları kronik yani uzun süreli hastalıklardır. Bu nedenle ana hedef hastalığın önlenmesi olmalıdır. İlaç tedavisi hastalık tanısı konan kişilere uygulanmaktadır. Hastalığın önlenmesi sağlıklı yaşam tarzı ile mümkündür. Düzenli egzersiz, ideal kilo, Akdeniz tipi beslenme, tütün ve alkolden uzaklaşma, kaliteli uyku ve stres yükünü azaltma ile kalp hastalıkları gelişme riskinde belirgin azalma sağlanabilir” diyor.

Beslenme tarzınıza dikkat!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, Akdeniz tipi beslenmenin, dünyada kabul görmüş en sağlıklı beslenme şekli olduğuna dikkat çekerek şu önerilerde bulunuyor: “Kalp sağlığı açısından; sakatat ve işlenmiş et ürünleri, beyaz unlu mamüller, hazır şekerlemeler, şekerli ve gazlı içecekler, nanoteknolojik hazır gıdalar, kızartmalar ve aşırı tuz tüketiminden uzak durulmalıdır. Akdeniz tipi beslenmeye yani bolca sebze, yeterli miktarda meyve, ceviz, zeytin, kararında zeytinyağı, esmer tam tahıllı ekmek ve taze yağlı deniz balıkları tüketmeye özen gösterilmelidir. Günlük yumurta tüketimi bir adet haşlanmış şekilde olmalıdır. Hekimin onayı ile kalp sağlığı için yeterli miktarda güneş vitamini olan D vitamini ve B9 olarak bilinen folik asit alınmalıdır.”

Ailenizde 50 yaş altı kalp hastası varsa!

Kalp hastalıkları ailesel geçiş gösterirken, özellikle birinci derece akrabalarda 50 yaş öncesi gözlenen kalp krizi ailesel yatkınlığa işaret ediyor. Annede 65 yaş, babada ise 55 yaş öncesi ortaya çıkan kalp hastalıkları çocuklar için genetik risk oluşturuyor.

Kan sulandırıcı ilaç kullanımında bu hataya düşmeyin!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, kan sulandırıcı ilaç kullanımına yönelik toplumda yanlış bir düşüncenin olduğunu belirterek şu sözlerle uyarıyor: “Kan sulandırıcı tedavi damar sertliği olan, kalp krizi ya da felç geçiren herkese ömür boyu önerilir. Kan sulandırıcı tedavinin faydaları kalp hastalığı olmayan kişilerin de kan sulandırıcı almasına yol açmıştır. Öyle ki; ‘40 yaşın üzerine gelen aspirin kullansın’ sözü şehir efsanesine dönüşmüştür. Ancak bilimsel verilere göre; kalp hastalığı olmayan kişilerde koruma amaçlı verilen aspirin uzun vadede kanama riskini artırırken, kalp hastalığı için de belirgin ek bir fayda sağlamamaktadır. Bu nedenle kalp ve damar hastalığı olmayan orta yaş ve ileri yaştaki kişilere koruma amaçlı kan sulandırıcı tedavi önermiyoruz. Mutlaka hekime başvurarak, gerekli tetkiklerin yapılmasının ardından, hekimin gerekli görmesi durumunda kan sulandırıcı kullanılmalıdır.”

Sigara ve alkolden uzak durun!

Bilimsel çalışmalar; sigara, nargile, elektronik sigara gibi tütün ve tütün ürünleri ile alkol kullanımının kalp ve damar hastalığına ciddi şekilde davetiye çıkardığını ortaya koyuyor. Çalışmalara göre; bu zararlı maddelerin kullanımı nedeniyle hem kalp hastalıkları erken yaşlarda ortaya çıkıyor hem de damarlarda tıkanma daha hızlı oluyor, kalp krizi ve felç riski artıyor.

Kronik hastalığı olanlar dikkat!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, kronik hastalıkların da kalp ve damar hastalığını daha erken yaşlarda ortaya çıkardığını belirterek “Hipertansiyon, diyabet ve kolesterol üçlüsü kalp hastalıkları ile doğrudan ilişki içindedir. Tansiyonu kontrol altında olan, kan şeker ve kolesterol dengesi iyi sağlanan kişilerde kalp krizi riski azalır” diyor.

Çocuk yaşlara indi!

Geçmişte 40 yaşın altındaki kişilerde nadir görülen kalp hastalıkları artık 30’lu yaşlarda karşımıza kalp krizi olarak çıkıyor. Gençlerde hatta çocuklarda kalp krizine bağlı ölümcül ritim bozuklukları daha sık görülüyor.

Covid-19 sonrası kalp hastalıkları arttı!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, Covid-19 sonrası kalp hastalıklarının daha sık görüldüğünü belirterek şu bilgileri veriyor: “Covid-19 doğrudan damarlara etki ederek pıhtı oluşumunu artırıyor. Yapılan araştırmalara göre; Covid aşıları sonrası da benzer bulgular gözlenmiştir. Covid-19 enfeksiyonu geçiren kişilerde sonraki 1 yıl içerisinde kalp krizi riski daha yüksek olmaktadır. Aşı olan kişilerde özellikle erken dönemde miyokardit (kalp kasının iltihaplanması) gibi kalp ile ilgili yan etkiler daha sık gözlenmiştir. Bu nedenle özellikle Covid-19 enfeksiyonu geçirenlerin ve Covid-19 aşısı olanların ilk bir yıl içerisinde kalp muayenelerini mutlaka olmaları gerekir.” Prof. Dr. Ahmet Karabulut, Covid-19 enfeksiyonunun gizli seyreden kalp hastalıklarını da açığa çıkarabildiğini belirterek “Kalp hastalığı için ailesel riski olanlar, sağlıksız yaşayanlar, kronik hastalıkları olan kişiler Covid-19 enfeksiyonu ya da aşısı sonrası düzenli takip altında olmalıdır.” diyor.

Bitkisel tedavi kalp hastalığını durdurup yok etmez!

Vegan beslenen kişilerde kalp hastalıkları daha az görülüyor. Ancak toplumda, ilaç kullanmak istemeyenlerin bitkisel takviyelere yönelmesi gibi bir yanlışa düşülüyor. Zira vegan tipi beslenme ile bitkisel tedavinin aynı şeyler olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karabulut, aksine modern ilaç tedavisi yerine bitkisel ilaçlar almanın kalp hastalığının daha da ilerlemesine yol açabileceğini söylüyor. Bu nedenle kalp hastalığı olan kişilerde hekimin önermesi durumunda diyet, ilaç tedavisi ve takviye gıda desteğinin bir bütünlük içerisinde yapılması gerekiyor.

Ölüm nedenleri arasında 2. sırada!!!

Ölüm nedenleri arasında 2. sırada!!!

Kanser dünya genelinde en sık ölüme yol açan hastalıklar arasında ikinci sırada yer alıyor. Yaklaşık her 6 ölümden biri, ülkemizde de her 5 ölümden biri kanser nedeniyle gerçekleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü 2020 yılı verilerine göre; dünya genelinde her yıl yaklaşık 19.3 milyon kişi kanser teşhisi alıyor ve yaklaşık 10 milyon kişi de bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Yüreklere su serpen gelişme ise erken teşhis ve tedavide yaşanan önemli gelişmeler sayesinde günümüzde birçok kanser türünün ölümcül olmaktan çıkması. Neredeyse her ay yenilenen çok farklı tedavi yöntemleri sayesinde ileri evre olsa dahi, bazı kanser tipleri diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıklar sınıfına girmek üzere. Öyle ki, toplumda kanserin son dönemi olarak bilinen 4. evre kanser tanısı almanın kaderi de değişiyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mustafa Bozkurt, erken teşhis edilmesi için kanserin erken dönem belirtilerini bilmenin ve zaman kaybetmeden hekime başvurmanın son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak insanlar yakınmaları olduğunda ‘kötü bir şey çıkacak’ kaygısıyla sağlık kuruluşuna başvurmayı hep öteliyorlar. Oysa erken teşhis sayesinde artık pek çok kanser türü tedavi edilebiliyor, hatta tam şifa sağlanabiliyor. Dolayısıyla korkuları bir kenara bırakmak ve hiçbir yakınma olmasa dahi kanser taramaları dahil düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak yaşam kurtarıyor” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mustafa Bozkurt, kanserin bazı erken belirtilerini anlattı; önemli uyarılarda bulundu!

Dr. Mustafa Bozkurtİstem dışı kilo kaybı

Kanser hücreleri, kontrolsüz çoğalan ve orantısız büyüyen bir yapı olarak, etkiledikleri dokunun damar yapısını kendi lehine dönüştüren maddeler salgılayarak besin ve oksijeni orantısız olarak yüksek seviyede alıyor. Ayrıca, metabolizmayı kendi lehine yöneten ve iştah kaybı kaybına yol açan maddeler salgılıyor. Dolayısıyla istem dışı kilo kaybı, iştahsızlık ve eşlik eden halsizlik ile yorgunluk kanserin erken sinyali olabiliyor.

Geçmeyen ağrı

Tüm dünyada insanların en sık yakındıkları sorun ağrı oluyor, dolayısıyla her ağrı kansere işaret etmiyor. Ancak istirahat halinde geçmeyen ağrı, ağrılı bir meme kitlesi ya da dışkıda kan ve karın ağrısı birlikteliği, erken teşhis için sağlık kuruluşuna başvuruyu gerektiriyor.

Anormal kanamalar

İdrarda kanama, menopoz sonrası kanama, pek çok kişi tarafından basur kanaması olarak geçiştirilen dışkıda kanama veya kadınlarda cinsel ilişki sonrası kanama, karın alt bölgesi organlarına yönelik kanserin erken sinyalleri arasında yer alıyor.

Tuvalet alışkanlığında değişiklik

Büyük tuvalet alışkanlığında kabızlık ve ishal yönünde beklenmedik değişiklik bağırsak kanserinden kaynaklanabiliyor. Zira bağırsakta gelişen kötü huylu tümör, dışkının bağırsaktan geçişini zorlaştıran kabızlığa yol açıyor. Bazı durumlarda ise darlık noktasının arkasında yığılan dışkı bağırsak bakterilerinin etkisiyle yumuşuyor ve bu kez ishal tablosu gelişiyor. Dr. Mustafa Bozkurt, “Düzenli bağırsak alışkanlığında beklenmedik kabızlık veya ishal gelişirse sağlık kuruluşuna başvurmak çok önemlidir” diyor.

Sırta vuran öksürük

Öksürüğün özellikle kış ve bahar aylarında en yaygın görülen nedenleri viral enfeksiyonlar ile mevsimsel alerjiler oluyor. Ayrıca sigara içen kişilerde kronik öksürük de yaygın görülüyor. Ancak öksürük aynı zamanda bazı ciddi hastalıkların da erken belirtisi olabiliyor, örneğin akciğer kanseri gibi! Sırta vuran öksürük, daha da önemlisi kanlı öksürük, zaman kaybetmeden hekime başvuruyu gerektiriyor.

Benlerdeki değişimler

Özellikle açık tenli kişilerin, benlerini ara ara fotoğraflayarak, şekil değişikliği açısından izlemeleri, en saldırgan cilt kanseri türü olan melanomun erken teşhisi için çok önemli. Bu nedenle vücutta yeni bir ben oluştuysa ya da var olan bir ben renk ve şekil değiştiriyorsa, kaşıntılı ve/veya kanamalı bir durum geliştirmişse, hekime başvurmakta acele etmek gerekiyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Mustafa Bozkurt

Yutma güçlüğü ve ağrı

Yiyecekleri ve özellikle çayı normalden daha sıcak yeme-içme alışkanlığına sahip kişilerde yemeğin takılması ile yutma güçlüğü şeklindeki yakınmalar, yemek borusu kanserine işaret edebiliyor. Dr. Mustafa Bozkurt, “Zira, kötü huylu tümör varlığında yutulmaya başlanan yiyeceklerin veya içeceklerin boğaza, ardından yemek borusuna taşınmaları zorlaşabiliyor. Bunun sonucunda yutma güçlüğü ile ağrı yakınmaları gelişebiliyor” uyarısında bulunuyor.

İştah kaybı

Pek çok hastalığın belirtisi olan iştah kaybı da kanser için erken uyarı sinyali olarak karşımıza çıkabiliyor. Uzamış iştah kaybı tüm kanserler için bir uyarı olabilirken, özellikle baharatlı yemek kültürünün yaygın olduğu Güneydoğu Anadolu bölgesi gibi yörelerde, alışılmadık şekilde çabuk doyma veya yemek yiyememe mide kanserinin erken habercisi olabiliyor.

Sık sık hasta olmak

Kanser hastalığı bağışıklık sistemini zayıflatarak kolay hasta olmanın önünü açabiliyor. Ayrıca yine aynı nedenle iyileşmeyi de güçleştiriyor. Bu durum lösemi ve lenfoma gibi kan ve lenf sistemi kanserlerinde öne çıkıyor. Dolayısıyla genel olarak sık ve uzun süren ateşli hastalık ileri incelemeyi gerektiriyor.

Ciltte iyileşmeyen yaralar

Mesleği gereği veya bronzlaşmak uğruna güneş altında uzun saatler kalan kişilerin dudaklarında, saçlı derileri ile yüz cildinde çıkan ve iyileşmeyen yarayı cilt kanseri açısından önemsemeleri büyük önem taşıyor.

Her bel ağrısı fıtık değil!

Her bel ağrısı fıtık değil!

“Birden belim tutuldu, kalakaldım”, “Sabah yataktan kalkamıyorum, sağa sola dönerken belim kopuyor”, “Ayağıma kadar inen bir ağrı var, sanki oyuyorlar”, “Biraz ayakta kalınca kalçama bir ağrı giriyor, bacağım uyuşuyor”… Bu ve benzeri yakınmalardan şikayet edenlerin yani ‘bel ağrısı çekenlerin’ sayısı her geçen gün artıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür “Toplumumuzda çok yaygın olan, her gün karşılaştığımız bel ağrısı şikayetlerinin hepsi farklı nedenlerden kaynaklanıyor. Bu nedenle tedavileri de farklı oluyor. Omurgaya binen yük ağrıları artırırken, hele bir de kişinin fazla kilosu varsa bu durumda bel ağrısı çekmek çok daha kaçınılmaz hal alıyor. Ağrı tedavisi (Algoloji) kliniklerine başvuran hastaların çok önemli bir kısmını bel ağrısı hastaları oluşturuyor” diyor. Her bel ağrısının bel fıtığı anlamına gelmediği gibi, her fıtıkta da ameliyat gerekmediğini vurgulayan Prof. Dr. Alp Yentür, bel ağrısı tedavisinde etkili yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde en yaygın şikayetler arasında yer alan bel ağrıları özellikle pandemi sürecinde hızla yaygınlaştı. Artık sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da sık görülen bel ağrılarında; hareketsiz yaşam tarzı, düzenli egzersiz yapmamak, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve fazla kilo gibi bir çok etkenin rol oynadığını belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür sözlerine şöyle devam yor: “Bel ağrısı nedeni olarak; bel omurgalarında kireçlenme, dar kanal, omurgalar arasında bulunan disklerin şeklinin bozulup dejenere olması, kalça ekleminin kireçlenmesi, iltihaplanması, bel kayması, omurga etrafındaki kasların sertleşmesi, spazma giren kalça kasının siyatik siniri sıkıştırması, olası bir tümör ile bel fıtığı ve bel ameliyatı sonrasında ağrının rahatlamaması hatta bazen daha da artması gibi bir çok neden sayılabilir.” Bu nedenle ağrıya yol açan nedeni doğru saptanarak, ona uygun şekilde  uygun tedaviye en kısa sürede başlamak gerekir.”

Pause Dergi

Prof. Dr. Alp Yentür

Bel fıtıklarının yüzde 95’inde ameliyat gerekmez!

Bel ağrısı şikayetleri içinde bel fıtığı en az sıklıkla görülenlerden birisi olmasına karşılık hastaların önemli bir kısmı, şikayetini “bende bel fıtığı var” şeklinde tanımlıyor. Bir kişiye bel fıtığı tanısı koyabilmek için MR görüntüsünün yanında mutlaka hastanın şikayetlerinin ve muayene bulgularının da bununla uyumlu olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alp Yentür, gerçek bel fıtıklarının da yüzde 95’den fazlasının ameliyat gerektirmeyen tablolar olduğunu, dolayısıyla bel fıtığında ameliyatın ilk seçenek olmaması gerektiğini söylüyor.

Bel ağrısı mı? Bel fıtığı mı?!

Algoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentürk bel ağrısı şikayetleri arasında en sık görülenin kas spazmına bağlı ağrıların oluşturduğunu, bel ağrılarının çoğunun nedeninin yaşa göre farklılık gösterdiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Örneğin bel fıtığı daha genç yaşlarda görülürken, kireçlenme ve dar kanal ağrıları ileri yaşlarda karşımıza çıkar. Yani ileri yaşta bir kişinin bel ağrısının fıtık nedeni ile olma ihtimali çok azdır. Yine önemli bir özellik, bel ağrısına neden olan bozuklukların hemen hepsinde ağrı şikayeti bel ve kalça bölgesinde hissedilirken, bel fıtığı ağrısı belden çok, fıtık olan tarafta bacağa yayılan ağrıya neden olur. Hatta fıtığın ilerlemiş olduğu hastalarda ağrının yanında ayak parmaklarına kadar gelen uyuşukluk, iğnelenme, karıncalanma ve kaslarda kuvvet kaybı görülebilir.”

Pause Dergi

Tedavi yöntemleri 5 temel başlıkta toplanıyor!

Bel ağrısına yol açan pek çok etken bulunduğundan, tedavi seçenekleri de ağrı şikayetine yol açan nedene göre değişiyor. Klasik olarak bel ağrısı tedavisi seçeneklerinin 5 temel başlık altında toplandığını söyleyen Prof. Dr. Alp Yentür bunları; istirahat etmek, ilaç tedavisi, fizik tedavi, girişimsel ağrı tedavisi ve ameliyat olarak sıralıyor. Ancak; fazla kilo, sedanter (hareketsiz) yaşam tarzı ve zayıf karın/ bel kaslarının bu şikayetlere davetiye çıkartan en önemli etkenler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alp Yentür sözlerine şöyle devam ediyor: “Bizim –Algolojinin- hasta yelpazemizde ilk üç uygulamadan fayda görmeyen hasta grubu yer almaktadır. Yani bunlar istirahat, ilaç ve fizik tedaviden fayda görmemiş ama ameliyat olması da gerekmeyen veya ameliyat olmayı istemeyen hastalardır. Algolojinin tedavi yöntemleri genellikle girişimsel yöntemler denilen, çoğu çeşitli iğneler ile skopi veya ultrason eşliğinde tam olarak problemin olduğu noktaya yapılan, son derece etkili tedavilerdir. Bunun dışında omurilik pilleri, kateterler, yine özel cihazlar kullanılarak yapılan radyo dalgası (RF- radyo frekans) uygulamaları gibi yöntemler de seçenekler arasında sayılabilir.”

Dikkat! Bu şikayetler varsa!

Algoloji (Ağrı Tedavisi) Uzmanı Prof. Dr. Alp Yentür ameliyat gereken durumları ise şöyle anlatıyor: “Bacağından ayağına kadar inen ağrısı olan bel fıtığı hastası eğer ayak parmaklarının ucunda veya topuğu üzerinde yürüyemiyorsa, idrar veya gaitasını tutamıyorsa veya idrar yapamıyorsa, erkeklerde ereksiyon problemi oluyorsa, bu şartlarda hemen ameliyat olması gerekir. Bunun dışında, tüm tedavilere rağmen ağrı kesilemiyorsa bu şartlarda hastanın isteğine bağlı olarak ameliyat yapılabilir. Burada isteğe bağlı dememin nedeni tablonun aciliyet göstermemesi, ameliyat olunmazsa kısa sürede kalıcı bir nörolojik hasarın gelişmesinin beklenmemesidir. Yine dar kanal ve bel kayması şikayetleri de ileri dönemlerde ameliyat olmadan rahatlamanın beklenmediği diğer tablolardır.”

Kış mevsimi cilt hastalıklarını tetikliyor!

Kış mevsimi cilt hastalıklarını tetikliyor!

Kışın soğuk ve rüzgarlı havası, enfeksiyonlardan korunmak için sık sık el yıkamak, sıcak suyla banyo yapmak ve hijyen sağlamak için dezenfektan kullanmak derken kış aylarında cildimizin yıpranması hızla artıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya kış mevsiminde cildin yıpranmasının yanı sıra egzamadan sedefe dek bir çok cilt hastalığında da artış yaşandığını belirterek bu nedenle bazı kuralları ihmal etmemek gerektiğini vurguluyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, kışın cilt hastalıklarından korunmanın ve sağlıklı cilde sahip olmanın 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya

  • Sağlıklı beslenin ve mutlaka su için

Sağlıklı beslenme ve yeterli miktarda su içmek cilt sağlığımız için son derece önemli. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya bağırsak florasındaki bozulmanın cildimizi doğrudan etkilediğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Antiinflamatuar yiyecekler (limon ve turunçgiller, kırmızı meyveler, zerdaçal, yeşil çay, zeytinyağı, avokado, balık, bitter çikolata), probiyotikten zengin beslenme, dengeli beslenme ve yeterli su içme sağlıklı bir cilt için oldukça önemlidir. Yeterli beslenmeyi sağlayamıyorsak doktorumuzun önereceği takviyeleri kullanmak cildimize fayda sağlayabilir.”

  • Cildinizi mutlaka nemlendirin

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, cildimizde kışın artan kurulukla beraber çatlaklar ve bariyer fonksiyonunda bozulma görülebildiğini belirterek, cilt tipine uygun bir nemlendirici kullanılması gerektiğini söylüyor. Ellerin her yıkanmasının ardından ve duş sonrası düzenli şekilde uygulayacağınız nemlendirici ile cildinizin su kaybını önleyerek, kuruluğa bağlı oluşan pullanmaların önüne geçebilirsiniz.

  • Güneş koruyucu sürün

‘Güneş yok, kışın güneşinden ne zarar gelir’ diye düşünmemek, güneş koruyucuyu mutlaka sürmek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kimyasal güneş koruyucular bizi UVB ve UVA ışınlarından korusa da, görünür ışığa karşı yeterli gelmeyebilir. Bu nedenle demir oksit içeren güneş koruyucuların tercih edilmesi gerekir” diyor.

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun

Düzenli uykunun cilt sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Uykusuzluk veya kaliteli olmayan uyku cilt yıpranmasını hızla artırıyor ve erken yaşlılığa yol açıyor. Bu nedenle yeterli süre ve kaliteli uyumaya çok özen gösterilmelidir. Gerekirse uzman desteği almaktan kaçınmayın” diyor.

  • Stresi yönetmeyi öğrenin

Kışın cilt yıpranmasını artıran etkenler sadece soğuk ve rüzgarlı hava, sık el yıkamak, sıcak suyla banyo yapmak ve dezenfektan kullanmakla sınırlı değil. Stres de cilt sağlığını yakından ilgilendiriyor. Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya stresle birlikte vücudumuzda kortizol, adrenalin gibi hormonlar salgılandığını belirterek “Bunun sonucu olarak da akne, sedef ve gül hastalığı gibi cilt hastalıkları alevleniyor, bazı egzama türleri gelişebiliyor. Bu nedenle stresi yönetmeyi öğrenmek genel sağlığımız açısından olduğu gibi cilt sağlığının ve erken yaşlılığın önüne geçmede de önemli bir rol oynuyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

  • Günlük cilt bakımını ihmal etmeyin

Kışın egzamadan kaşıntı ve sedefe dek bir çok cilt hastalığının tetiklendiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya günlük cilt bakımının da ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuşuyor: “Cildimiz bizim için dış etkenlere karşı koruyucu bir tabakadır. Hava kirliliği de dahil olmak üzere dış etkenler cildimize hasar vermektedir. Yüzümüzü günlük olarak uygun bir yıkama ürünü ile yıkamak, nemlendirici ve güneş koruyucu sürmek, yaşımıza ve cilt tipimize uygun ürünler kullanmak cildimiz için yapabileceğimiz en iyi yatırımdır.”

  • Sigarayı bırakın

Yapılan bilimsel çalışmalar; nikotinin cildimizde erken yaşlanmaya neden olduğunu, aynı zamanda cilt beslenmesini bozduğu için yaraların iyileşmesinde gecikmeye yol açtığını gösteriyor. Sigaranın aynı zamanda dudak üstlerinde erken yaşta çizgilenmeler de oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, sigarayı bırakarak daha sağlıklı bir cilde kavuşmanın mümkün olacağını söylüyor.

Cilt sorununuz olursa ihmal etmeyin!

Islaklık, nem ve terleme gibi etkenlerin cildimizde mantar enfeksiyonlarına yatkınlık oluşturduğuna dikkat çeken Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya şöyle konuşuyor: “Ortak kullanılan alanlarda siğil ve molluskum gibi viral hastalıklar bulaşabilmektedir. Deri bütünlüğünü bozan durumlarda (böcek ısırığı, çatlaklar, travmalar vb) bakteriyel enfeksiyonlar görülebilmektedir. Böyle bir şüphe durumunda dermatoloji uzmanına başvurarak gerekli tedaviyi almak önemlidir.”