Yazılar

‘Çevrimiçi egzersiz’ yaparken dikkat!

‘Çevrimiçi egzersiz’ yaparken dikkat!

Özellikle pandemi dönemiyle birlikte, teknolojideki hızlı gelişmelerin de etkisiyle hayatımıza giren çevrimiçi egzersiz programlarına ilgi son yıllarda giderek artıyor. Ancak dikkat! Gerek vücudumuzun genel sağlığı gerekse kilo vermek amacıyla yapılan çevrimiçi egzersizler, kontrolsüz olduğunda fayda yerine zarar verebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu “Son zamanlarda çevrimiçi egzersiz, yoga ve pilates programları sonrası boyun, bel ağrısı ve kollarında/ bacaklarında uyuşukluk şikayetleriyle başvuran hastaların sayısında artış yaşanıyor. Özellikle herhangi bir kas iskelet sistemi hastalığı ya da şikayeti olanların egzersiz programı için öncelikle hekime danışmaları hayati önem taşımaktadır” diyor. Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu çevrimiçi, kontrolsüz egzersizin yol açabildiği sorunları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Modern hayatın yoğun koşuşturmacasında dışarıda spor yapmaya fırsat bulamayanlar teknolojinin nimetlerinden faydalanarak çevrimiçi egzersizlere yöneliyor. Ancak hastaların bulundukları mekandan kolaylıkla katılabildikleri denetimsiz sağlık kuruluşları ya da çevrimiçi grup egzersiz programları birçok ciddi sorunu da beraberinde getirebiliyor! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu “Sağlığımız için hareketsiz (sedanter) yaşamdan kaçınmak ve fiziksel aktivitelere, düzenli egzersize özen göstermek şüphesiz çok önemli ancak kontrolsüz yapıldığında en faydalı sporlar bile zarar verici bir hal alabiliyor. Özellikle son zamanlarda pilates ve yoga gibi çevrimiçi yapılabilen kontrolsüz egzersizler nedeniyle kas-iskelet sistemlerinde yaralanmayla başvuran hastalarla çok sık karşılaşıyoruz” diyor. Düzenli egzersiz yapmanın; aşırı kilo ve obeziteden diyabete, kalp damar hastalıklarından kas ve iskelet sistemine dek birçok hastalığa fayda sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Kartaloğlu, buna karşın vücudumuzun ana destek yapılarından biri olan ve aynı zamanda oldukça karmaşık bir yapıya sahip bulunan omurgamızın en küçük bir yanlış hareketten bile büyük zarar görebildiğini vurguluyor.

Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu

Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu

Hem yapısal hem sinirsel iletişimi düzenliyor!

Özellikle pilates ve yoganın hem fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığa iyi gelmesi hem de diğer egzersizlere göre uygulanabilirliğinin daha kolay olduğu düşüncesiyle bazı kurallara gerektiği kadar dikkat edilmeyebildiğini belirten Doç. Dr. Kartaloğlu, bu konuda toplumsal farkındalığın yeterli olmaması dolayısıyla çevrimiçi programlarda kontrolden uzak gelişigüzel uygulanabildiğini, bunun da omurgalara ciddi zararlar verebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Omurgamız kollarımızla ve bacaklarımızla sürekli bir iletişim halindedir.  Aynı zamanda omurilik adı verilen, beynimizden gelen emirleri vücudumuzun geri kalanına ileten ve oradan gelen bilgileri beyne taşıyan hayati bir yapıdır. Yani hem yapısal destek sağlar hem de sinirsel iletişimi düzenler. Omurgamızın sağlığı genel vücut sağlığımız için büyük önem taşır. Omurgamızı etkileyen herhangi bir sorun, genel hareket kabiliyetimizi, dengemizi ve koordinasyonumuzu doğrudan etkiler!”

Pilates ve yoga sağlığa faydalı, ama!

Özellikle son yıllarda ilginin giderek arttığı pilates, yoga vb egzersiz programlarının sağlık açısından birçok yararı olsa da, özellikle boyun ya da bel fıtığı gibi omurga problemleri olan kişiler üzerinde yapılacak detaylı bir değerlendirme ve kişiye özel planlama gerektirdiğini belirten Doç. Dr. Kartaloğlu “Yapılan çalışmalar; bu açıdan bakıldığında, boyun fıtığı olan hastalarda pilates, yoga vb esnasında yanlış yapılan hareketlerin boyun ağrısını artırabildiğini ortaya koymaktadır. Bulgular, kontrolsüz yapılan egzersizlerin, omurilik sinirlerinin geçtiği deliklerin boyutunu azaltarak sinir köklerini sıkılaştırabildiğini ve dolayısıyla boyun ağrısını tetikleyebildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle mutlaka bir uzman eşliğinde kişiye özel şekilde programlama yapılmalıdır. Kemik erimesi, bel fıtığı, skolyoz, kireçlenme ve iltihaplı romatizma gibi hastalıkların tedavisi pilates, yoga veya herhangi bir egzersiz değildir. Herhangi bir kas iskelet sistemi hastalığınız veya şikayetiniz var ise tedavi ve egzersiz programı için öncelikle hekime danışmanız hayati önem taşımaktadır” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Boyun ve bel fıtığını tetikliyor!

Özellikle boyun fıtığı olan kişilerde yapılan çalışmaların, ileri doğru baş hareketi gibi hareketlerin boyun ağrısı ve diğer komplikasyonlara yol açabildiğini gösterdiğini vurgulayan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Işıl F. Kartaloğlu şöyle konuşuyor: “Yapılan çalışmalar; pilates, yoga ve kontrolsüz yapılan egzersiz programlarının, yanlış veya aşırı uygulanması durumunda özellikle mevcut boyun ve bel sorunları olan kişiler için risk oluşturabileceğini gösteriyor. Özellikle omurga ve kas iskelet sistemi sorunları olan kişilerin, herhangi bir fiziksel egzersiz programına başlamadan önce mutlaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hekimine danışmaları gerekir.”

Tatlıyı yemekten 2 saat sonra tüketin!

Tatlıyı yemekten 2 saat sonra tüketin!

Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala hepimizi keyifli bir hazırlık telaşı sardı.  Aile ve dostlarımızla bir araya geldiğimiz bu özel günlerde birbirinden lezzetli yemekler ve tatlılar sofralarımızda yerlerini alacak. Bayramda çoğumuz özellikle tatlılardan oluşan lezzetli ikramlarda irademize sahip çıkmakta zorlanacağız kuşkusuz.  Ancak dikkat!  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, Ramazan boyunca değişen beslenme alışkanlıklarının ardından bayramda midemize aniden yüklenmenin şişkinlik, mide bulantısı ve hazımsızlık gibi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekerek, “Ayrıca  kan şekerinde gelişecek olan düzensizlikler nedeniyle baş ağrısı ve dönmesi, terleme ile mide bulantısı gibi sorunlar da gelişebilir. Bayramda hatalı ve aşırı beslenmek özellikle diyabet ile hipertansiyon hastaları için yaşamsal problemler oluşturabilir. Bu nedenle bayram sevincimize gölge düşmemesi için sağlıklı beslenmemiz çok önemli. Ayrıca düzenli bir fiziksel aktiviteyi rutinimize eklememiz hem ruhumuza hem bedenimize iyi gelecektir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, Ramazan Bayramı’nı sağlıklı geçirmeniz için dikkat etmeniz gereken 5 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras

Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras

Güne limonlu suyla başlayın

Bir ay boyunca susuz kalan vücut dokularımız toksin atmak ve hücreleri canlandırmak için suya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Sabah uyanınca bir büyük bardak suya damlatacağınız limon, içeriğindeki sitrik asit, diğer enzim ve asitlerle etkileşime geçerek, sindirim sistemini düzenliyor. Buna ek olarak limonlu su ile güne başlamak;  vücudu serbest radikallerden koruyor ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Gün boyu tüketilen 2.5-3 litre su organların sağlıklı çalışabilmelerine destek veriyor. Ancak metabolizmanın düzgün çalışması açısından limonlu su çok önemli olsa da mide rahatsızlığı olanlar, hamileler veya kronik hastalığı olan kişilerin limonlu su tüketiminden kaçınmaları gerekiyor.

Güne mutlaka kahvaltı ile başlayın

Bayramın ilk günü genellikle renkli kahvaltı sofralarıyla başlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, sonraki günlerde de kahvaltı öğününün asla atlanmaması gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira kahvaltıyı atlamak sağlıksız bir başlangıç olup, hızla acıkmanıza neden olacaktır. Kahvaltıda öncelikle kaliteli protein kaynağı olan yumurtaya yer vermeniz gerekir. Buna ek olarak zeytin, az yağlı peynir ve bol söğüş/yeşillik ile sofranızı çeşitlendirebilirsiniz. Tam buğday veya çavdar ekmeklerinin yanında bal / reçel tüketimini bir tatlı kaşığı ile sınırlandırmaya dikkat edin. Bu besinlerle sağlıklı ve renkli  bir kahvaltı yapmış olacaksınız” diyor.

Tatlıyı ana öğünden 2 saat sonra tüketin

Bayram günlerinde dikkat etmeniz gereken en önemli kurallardan biri, şeker ve tatlıları sınırlı miktarda tüketmek olmalı. Kan şekerinizin dengede kalabilmesi için masum tatlıları, yani sütlü veya meyveli tatlıları tercih etmelisiniz. Kan şekerini ani yükselten ve sağlıksız olan şerbetli veya hamur tatlılarından uzak durmanız gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, “Sütlü veya meyveli tatlılar yerine dondurmayı tercih etmek isterseniz, 2 top dondurmanın 1 porsiyon meyveye eşit olduğunu düşünerek tüketin. Unutmayın ki her zaman en sade alternatif, en masum olandır. Lezzet arttıkça buna bağlı olarak kalori ve yağ oranı da artmaktadır” diyor.  Güler Aras, tatlıları glukoz seviyesinin ani yükselmemesi için ana öğünlerden 1.5-2 saat sonra tüketmeye dikkat etmeniz gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Ana yemekleriniz bol proteinli ve bol lifli olsun

Bayramda kırmızı ve beyaz eti bol tüketmeniz kaliteli bir öğün geçirmenizi sağlayacaktır. Ancak sağlığınız için pişirme yöntemlerine mutlaka dikkat etmeniz gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, “Izgara, haşlama, buharda pişirme fırında pişirme gibi yöntemleri tercih etmeli, kızartma gibi pişirme yöntemlerinden uzak durmalısınız. Zira bu pişirme yöntemlerini tercih ettiğinizde vücudunuza fazladan yağ almış olacaksınız. Proteinli yemeklerin yanında mutlaka lif açısından zengin olan sebze yemeklerine de yer vermelisiniz. Bu sayede daha sağlıklı bir sindirim ve boşaltım sistemiyle bayramı sürdürebilirsiniz” diyor.

cıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras

Her ana öğünde salata ve yeşillik şart!

Zengin vitamin ve mineral içerikleri nedeniyle sofralarımızda mutlaka yer alması gereken salatalar vücudumuzdaki besin maddelerinin eksikliğini önlemeye yardımcı oluyorlar. Salataların yüksek posa içermeleri sebebiyle de faydaları saymakla bitmiyor: Sindirim sisteminin daha iyi çalışmasına destek veriyorlar. Yiyeceklerin kana geçiş hızını yavaşlattıkları için kan glikoz regülasyonunu sağlamakla birlikte daha uzun süre tok durmamıza yardımcı oluyorlar. Ayrıca yiyeceklerin zararlı etkilerini azaltıp, faydalı özelliklerinin de artmasına katkıda bulunuyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, “Hem sağlığınızı hem de kilonuzu korumak için her öğünde bir büyük kase mevsim sebzeleriyle hazırlanmış salatayı yağsız veya 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile tüketmeyi ihmal etmeyin” diye konuşuyor.

Bayramda hazımsızlığa karşı: Nane çayı

Nane çayının faydaları saymakla bitmiyor. Örneğin bayramda sıkça yaşanan hazımsızlıkta nane çayı tüketmeniz sindirim sisteminizi rahatlatacaktır. Güler Aras, nane çayının faydalarını şöyle özetliyor:

  • İçerisinde bulunan mineraller mide asitlerinin dengelenmesini sağlıyor ve mide problemlerine karşı önlem alıyor.
  • Yemek sonrasında oluşabilen mide spazmı gibi durumlarda etki sağlıyor.
  • Sindirimi oldukça rahatlatıyor.
  • Hazımsızlık, şişkinlik, mide bulantılarına iyi geliyor.

Her bitki çayında olduğu gibi nane çayı tüketiminde aşırıya kaçmamak gerekiyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Güler Aras, “Pek çok faydası olsa da nane çayının dozunu kaçırırsak yan etkileri de oluşabilir. Dolayısıyla yemek sonrasında bir fincan nane çayı ılımlı bir tüketim olacaktır” diyor.

Nane çayı tarifi:

  • 5 yaprak taze nane
  • 2 su bardağı sıcak su

Taze nane yapraklarını güzelce yıkayın ve elinizde ovalayın. Böylece kokusu ve aroması daha çok ortaya çıkacaktır. Ardından demliğe nane yapraklarını koyun. Kaynamış suyu bir kenarda 3 dakika bekleterek uygun sıcaklığa ( 80 derece) getirin. Demliğe sıcak suyu ekleyin ve kapağını kapatın. Yaprakları yaklaşık 15 dakika demlikte bekletin ve süzerek servis edin. Dilerseniz nane çayını bir bardakta da demleyebilirsiniz.

Gece terlemesine karşı 5 önlem!

Gece terlemesine karşı 5 önlem!

Vücudumuzun ısısını kontrol etmek için gerekenden fazla ter salgılaması ‘aşırı terleme’ tıp dilinde de hiperhidroz olarak tanımlanıyor.  Aşırı terleme sadece gün içinde değil, gece ataklar halinde de gelişebiliyor.  Aşırı sıcak havalar, yine aşırı ısıtılmış bir oda veya kalın bir yorganla örtünme gece terlemelerinin basit bir nedeni olabiliyor. Uyku sırasında oluşan gece terlemelerinin şiddeti orta derecede yaygın terlemeden, yatak çarşaflarının değiştirilmesini gerektirecek boyutlara ulaşabilen terlemelere kadar değişebiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, ateş ve kilo kaybı eşlik etmediği sürece gece terlemelerinin hemen tetkik edilmesinin gerekli olmayabileceğini belirterek, “Ancak ateş olmasa bile yatak örtülerini ya da atlet değiştirmeyi gerektiren şiddetli gece terlemelerinin ise enfeksiyon veya kanser varlığı açısından değerlendirilmesi çok önemlidir” diyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, gece terlemelerine yeni başlanmış olan reçeteli ya da reçetesiz ilaçların da yol açabileceğine işaret ederek, “Kullanılan ilaçların mutlaka göz önünde bulundurulmaları gerekmektedir. Zira ilaçlar, artan terleme ve gece terlemelerinin yaygın bir nedenini oluşturmaktadır” diyor. Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, gece terlemelerine sebep olabilen bazı hastalıkları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu!

Prof. Dr. Yıldız Okuturlar

Prof. Dr. Yıldız Okuturlar

ENFEKSİYONLAR

Gece terlemesine ateş eşlik ediyorsa, nedeni bakteriyel ve virüs kaynaklı enfeksiyonlar olabiliyor.

Tüberküloz: Öksürük, balgam çıkarma, yorgunluk ve kilo kaybı  olması, bakteriyel bir enfeksiyon olan tüberküloz hastalığından kaynaklanabiliyor.

Zatürre: Özellikle ateş, yeşil renkli balgam, üşüme, titreme, nefes darlığı ve öksürük de varsa, zatürre habercisi olabiliyor.

Sıtma, tifo, kene: Sıtma, tifo ve kene ile bulaşan hastalıklar (Lyme hastalığı vb) açısından ikamet edilen veya seyahat edilen bölge önem taşıyor.

Covid-19:  Covid – 19 enfeksiyonunda da gece terlemeleri görülebiliyor.

Brusella: Özellikle evcil hayvanı olan veya hayvansal ürünler ile çalışan ya da çiğ süt veya pastörize edilmemiş sütle yapılan peynir tüketenlerde görülen brusella gece terleme nedeni olabiliyor.

Kalp kapağı enfeksiyonları: Deri ve tırnaklarda döküntü veya tırnak içi kanamalar gibi değişiklikler varsa, endokardit, yani kalp kapağı enfeksiyonlarına işaret edebiliyor. Ayrıca özellikle avuç içi ve ayak tabanlarında renk değişikliği de gelişebiliyor.

Kemik iltihabı: Sırt ve eklem yerlerinde lokalize ağrı varsa, gece terlemesinin nedeni kemik iltihabı olabiliyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

ENDOKRİNOLOJİK HASTALIKLAR

Endokrinolojik hastalıklar da hormonal etkenler nedeniyle gece aşırı terleme yapabiliyor.

Endokrin kaynaklı hastalıklarda ani gelen kızarma atakları, titreme, ishal, hırıltı, baş ağrısı, tansiyon yüksekliği ve çarpıntı şikayetleri önem taşıyor.

Hipertiroidizm: Tiroit bezinden aşırı tiroit hormonu (T3 T4) salgılanmasıyla oluşan hipertiroidizm gece terleme sorununa yol açabiliyor.

Şekersiz şeker hastalığı: Halk arasında ‘şekersiz şeker hastalığı’ olarak bilinen diabetes insipidus, beyindeki hipofiz bezinden salgılanan ve suyun böbreklerden geri emilmesinde rol üstlenen antidiüretik hormonun eksikliği veya yetersizliği sonucu gelişen bir hastalık. Bu hastalık nadiren de olsa gece terlemeye neden olabiliyor.

Diğer nedenler: Böbrek üste bezi tümörü, karsinoid sendromu, pankreas beta tümörlerinden köken alan bir tümör olan insülinoma ve vücudun yüksek seviyede büyüme hormonu üretmesi nedeniyle oluşan akromegali de gece terleme yapabiliyor.

Menopoz

Menopoz döneminin belirtilerinden olan gece terlemeleri kadınlarda yaygın görülüyor.

Östrojen veya testosteron hormonlarının eksikliğinden kaynaklanan gece terlemeleri

genellikle 2-4 dakika sürerken, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecek şiddete ulaşabiliyor.

Kanser

Şiddetli gece terlemesiyle birlikte ateş varsa, altta yatan etken kanser olabiliyor. Bu yakınmalara lenf bezlerinde şişlik, kilo kaybı, halsizlik veya kaşıntının eşlik etmesi, lenfoma işareti olabiliyor.  Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, lenfomanın gece terlemelerine en sık yol açan kanser türü olduğunu belirterek, “Ayrıca prostat kanseri, böbrek hücreli kanser ve germ hücreli tümörler de gece terlemelerine sebep olabilen diğer kanser türleridir” diyor.

Gastroözefageal reflü

Besinlerin veya mide asidinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan gastroözefageal reflü de geceleri çoğu zaman terlemeye neden olabiliyor.

Uyku apne sendromu

Uyku apne sendromu da gece terleme ataklarına yol açabilen önemli bir etken. Vücudun sıcaklığı düzenleyen mekanizmalarında oluşan sorunlar nedeniyle uyku apne sendromunda gece terleme problemleri gelişebiliyor.

Nörolojik hastalıklar

Otonomik disrefleksiye ve otonomik nöropatiye yol açan nörolojik durumlar (özellikle omurilik hasarı ve siringomiyeli) aralıklı olarak ve gece terlemelerine sebep olabiliyor.

Gece terlemesine karşı 5 önlem!

Gece terlemelerinde altta yatan etkenin mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Yıldız Okuturlar, farmakolojik tedaviler dışında evde alabileceğiniz önlemleri şöyle sıralıyor: 

  • Cildi serin tutmak için odayı soğutun
  • Pamuklu iç çamaşırları kullanın
  • Pamuklu çarşafları tercih edin
  • Bol su içmeye özen gösterin
  • Baharatlı besinlerden ve kafeinden kaçının

50 yaş altında görülme oranı artıyor!

50 yaş altında görülme oranı artıyor!

Kalın bağırsağın kötü huylu tümörleri olan kolon kanseri dünyada en yaygın görülen kanser türlerinden biri. Dünya genelinde en sık görülen 3’üncü kanser türünün kolon kanseri olduğu belirtiliyor. Dünyada her yıl 1 milyon ülkemizde de 6 bin kişi bu hastalığa yakalanıyor. Üstelik Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre; ülkemizde en yaygın görülen 5 kanser türünden biri olan kolon kanserinin erken yaşlarda görülme sıklığı giderek artıyor. Öyle ki kolon kanserinin her 10 kişiden 1’inde 50 yaşından önce geliştiği istatistikler ile ortaya konmuş. Kolon kanserinin günümüzde genç yaş grubunu da tehdit etmesinde son yıllarda fast food tipi beslenmeye yönelmenin, aşırı kilo almanın, hareketsiz bir yaşam sürmenin ve sigara kullanımının etkili olduğu belirtiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr Erman Aytaç, erken dönemde genellikle belirti vermemesi nedeniyle yaşam kaybına en sık yol açan kanser türlerinden biri olan kolon kanserinin aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebildiğine dikkat çekiyor.

Prof. Dr Erman Aytaç

Prof. Dr Erman Aytaç

45 yaşından sonra kolonoskopi şart!

Kolon kanserinin önlenebilen bir kanser türü olmasının sebebi bu kanserin en yaygın nedeni olan poliplerin düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde kansere  dönüşmeden tespit edilebilmesi. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, kolon kanserine karşı hiçbir yakınması olmasa bile herkesin 45 yaşından itibaren kolonoskopi taraması yaptırması gerektiğine işaret ederek, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programlarına daha erken yaşta başlamaları önemlidir. Kolonoskopi taramasında polip tespit edilirse aynı işlem sırasında bu oluşumlar alınabilmekte ve böylece kolon kanserinin gelişmesi önlenebilmektedir. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabilmektedir. Risk faktörü yoksa işlemin 10 yılda bir tekrarlanması yeterli gelecektir. Ancak risk faktörleri ve ek hastalıklar gibi etkenlere bağlı olarak taramanın sıklığı değişebilir” diyor.

En yaygın sebebi polipler!

Kolon kanserinin gelişiminde pek çok etken sorumlu olabiliyor.  Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, bağırsak içinde yerleşen poliplerin kolon kanserinin en yaygın görülen nedeni olduğuna işaret ederek, “Kolon kanserinin yüzde 90 gibi yüksek bir oranından polipler sorumludur. Genellikle 45 yaşından sonra oluşan poliplerin bazıları kontrolsüzce büyüyüp yıllar içerisinde kolon kanserine yol açabilmektedir” diyor.  Kolon kanserine neden olabilen bir diğer önemli etken ise hayvansal ve işlenmiş besinlerin fazla, sebze ile meyvenin az tüketildiği fast food beslenme tarzı. Bunların yanı sıra ailede kolon kanseri öyküsünün olması, bazı genetik bozukluklar, Crohn ve ülseratif kolit gibi iltihabi hastalıklar, obezite, radyasyona maruz kalmak, başka kanserlerin varlığı da kolon kanserinin gelişiminde etkili oluyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Kolon kanseri başlangıç evresinde genellikle hiçbir yakınmaya yol açmadan sinsice ilerliyor. Prof. Dr. Erman Aytaç, sıklıkla ileri evrelerde gelişen en belirgin belirtileri şöyle özetliyor:

  • Dışkının kıvamında ve kokusunda (ishal- kabızlık) değişiklik
  • Daha sık veya daha az tuvalete gitmek
  • Dışkıda kan görülmesi veya makattan kan gelmesi
  • Karında şişkinlik ve ağrı, halsizlik, bulantı, kilo kayıpları

Tedavide başarı oranı çok yüksek

Kolon kanseri erken dönemde tespit edildiğinde, tedavide yaşanan gelişmeler sayesinde, tamamen iyileşme sağlanabilen bir kanser türü. Öyle ki zamanında müdahale edildiğinde sağ kalım oranları yüzde 90’lara yükseliyor. Kolon kanseri evresine göre cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi ediliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Erman Aytaç, tümör uzak organlara sıçramamış ise cerrahi tedavinin ilk seçenek olabileceğini belirterek, “Metastaz yapmayan hastalarda da cerrahi yöntemin yanı sıra bazı kemoterapiler veya akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ilaçlar kullanılabilmektedir. Metastaz varlığında ise tıkanıklık, kanama ya da perforasyon, yani organın delinmesi gibi bir durum yoksa, genellikle kemoterapi ilk tedavi tercihi olmaktadır” diyor. Son yıllarda cerrahi yönteminde ‘minimal invazif cerrahi’ olarak adlandırılan robotik ya da laparoskopik tekniklerin kullanıldığını vurgulayan Prof. Dr. Erman Aytaç, her iki tekniğin açık cerrahiye göre hızlı iyileşme, ameliyat sonrasında daha az ağrı ve hızlı bir şekilde normal hayata dönme gibi önemli faydalar sağladığını belirtiyor.

Soğuk neden eklem ağrısına neden olur?

Soğuk neden eklem ağrısına neden olur?

Kas ve eklemlerde ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığına yol açarak yaşam konforunu önemli ölçüde düşüren romatizmal hastalıklar soğuk havaların da etkisiyle daha fazla ve sancılı yaşanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş “Soğuk hava koşulları genellikle kan damarlarını daraltıp, eklem ve çevresindeki dokuların kanlanmasını azaltarak ağrı ve rahatsızlık hissini artırabilir. Bu nedenle bazı romatizmal hastalıkların seyrini kötü yönde etkileyebilir. Özellikle romatoid artrit gibi iltihaplı romatizmal hastalıklara sahip kişilerde soğuk hava koşulları eklem iltihaplanmasını şiddetlendirebilir” diyor. Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmal hastalıklar hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, soğuk havalarda kas ve eklem ağrılarına karşı alınabilecek önlemleri açıkladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Halk arasında sıklıkla ‘romatizmalarım arttı’ şeklinde yakınışlarla ifade edilen ve yaşlılık hastalığı olarak bilinen romatizma en çok ağrı ile kendini gösteriyor. Özellikle soğuk havalarda iyice tetiklenen bu ağrılar kimi geceler uyku uyutmazken, gün içerisinde de kas ve eklemlerde şişlik ve sertliğin de etkisiyle yaşam konforunu iyice düşürüyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Mert Öztaş romatizmanın, bilinenin aksine bir değil çok sayıda farklı hastalığı içeren bir grubun genel ismi olduğunu belirterek “Romatizma terimi, genellikle bir dizi eklem, kas, tendon ve bağ dokusunu etkileyen romatolojik hastalıkları kapsıyor. Osteoartrit, romatoid artrit, lupus, fibromiyalji gibi birçok farklı hastalık romatizma olarak adlandırılabiliyor” diyor. Romatizmanın sadece yaşlılıkta değil genç yaşlarda da görüldüğünü, romatizmal hastalıklara neden olan pek çok faktör olduğunu söyleyen Dr. Mert Öztaş şöyle konuşuyor: “Romatoid artrit, lupus gibi otoimmün hastalıklar bağışıklık sisteminin vücudun kendi dokularına karşı bir tepki geliştirmesi olarak nitelendiriliyor. Bu hastalıkların birçoğu genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Ailesel öykü, bireyin bu tür hastalıklara yatkınlığını etkileyebiliyor.”

Dr. Mert Öztaş

Dr. Mert Öztaş

Yanlış yaşam alışkanlıkları da zemin hazırlıyor!

İltihaplı ve iltihapsız şekilde kendini gösteren romatizma sadece şikayetin olduğu bölgeyle sınırlı kalabilirken vücudun tümünü de olumsuz şekilde etkileyebiliyor. Romatizmaya genetik  faktörler gibi, geçirilen kaza sonrası zedelenmelerin, mikrobik hastalıkların ve bazı ilaçların da neden olabildiğini belirten Dr. Mert Öztaş, yanlış yaşam alışkanlıklarının da bu hastalıklara davetiye çıkarabildiğini vurguluyor. Yapılan bilimsel çalışmalarda; özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşan hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, aşırı stres, alkol ve sigara gibi bir çok etkenin romatizmal hastalıklarla ilişkisi olduğunun gösterildiğini belirten Romatoloji Uzmanı Dr. Öztaş sözlerine şöyle devam ediyor: “Romatizmal hastalıklarla yaşayan kişilerin sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemeleri önemlidir. Düzenli doktor kontrolleri, sağlıklı beslenme, stresten kaçınma ve uyku düzenine dikkat etmeleri bu hastalıkların yönetimine yardımcı olabilir.”

Soğuk havalarda bu uyarılara dikkat!

Soğuk havanın, romatizmal hastalıkları tetikleyerek mevcut belirtileri kötüleştirdiğine dikkat çeken Dr. Mert Öztaş, soğuk havalarda sürekli ağrı, şişlik, sertlik ve hareket kısıtlılığı sorunları yaşayanların kalın kıyafetler giyerek mutlaka düzenli egzersiz yapmaları gerektiğini söylüyor. Kas gücünü ve eklem esnekliğini korumak için haftada dört-beş kez en az yarım saat yürümek ve yüzmek en önemli önlemlerin başında yer alıyor. Bunlara rağmen kas ve eklem şikayetlerinin devam etmesi durumunda, herhangi bir tanı almamış olanların mutlaka Romatoloji uzmanına başvurarak gerekli tetkikleri yaptırmalarını öneren Dr. Mert Öztaş “Erken tanı ile tedaviye bir an önce başlanması sayesinde hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmak mümkün olabiliyor” diyor.

Çocukları kış hastalıklarından korumanın 10 püf noktası!

Çocukları kış hastalıklarından korumanın 10 püf noktası!

Kış aylarında enfeksiyonların bulaş riski kalabalık ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin de etkisiyle çok daha fazla oluyor. Yetişkinlere göre bağışıklık sistemi çok daha zayıf olan çocuklar öksürük, hapşırık ve konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklardaki virüs ve bakteriler nedeniyle son günlerde çok sık hastalanıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Elida Yüksel “Çocukları soğuk hava değil, kapalı ortamlarda kolayca bulaşan mikroplar hasta ediyor. Kirli ellerin yüze sürülmesi, bulunulan ortamın düzenli havalandırılmaması ve öksürüp hapşırırken havaya saçılan virüs ve enfeksiyonlar nedeniyle çocuklar sık hastalanıp okula gidemiyor, iyileştiğinde de çabucak yeniden hasta oluyor” diyor. Son günlerde çocukların en sık kapısını çalan hastalıkları; nezle, grip, akut bronşiyolit ve farenjit olarak sıralayan Dr. Elida Yüksel, bu hastalıkların belirtilerini ve korunmanın yollarını, hastalık kapıyı çaldıysa yapılması gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Elida Yüksel

Dr. Elida Yüksel

  • Nezle (Soğuk algınlığı)

Çocuklarda en sık görülen kış hastalıklarının başında soğuk algınlığı (nezle) geliyor. Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, hapşırık ve boğazda kaşıntı gibi belirtilerle kendini belli eden soğuk algınlığının tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması, sağlıklı beslenme, C vitamininden zengin sebze ve meyve tüketimi, bol su içilmesi ve dinlenmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Aksi taktirde soğuk algınlığı orta kulak iltihabına, akut bakteriyel sinüzite ve alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açabilir. Soğuk algınlığı viral enfeksiyon olmasından dolayı tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur. Gereksiz antibiyotik kullanımı vücutta antibiyotik direncine yol açarak fayda yerine ciddi zararlar verir” diyor.

  • Grip

Son dönemde çok yaygın görülen influenzanın (grip) kapalı ve kalabalık ortamlarda çok kolay bulaştığını vurgulayan Dr. Yüksel, hastalığın başlıca belirtilerini yüksek ve inatçı ateş, burun akıntısı, boğaz ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, karın ağrısı, titreme, gözlerde kızarıklık, öksürük, bulantı, kusma ve ishal olarak sıralıyor. Çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak influenza enfeksiyonlarının öncelikle ishal, kusma ya da gözlerde kızarıklık, sulanma ve kaşıntı ile ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Yüksel, mutlaka doktora başvurulması gerektiğini, bakteriyel enfeksiyon söz konusu değilse tedavide antibiyotiklerin faydası olmayacağından gelişigüzel antibiyotikten kaçınılmasının son derece önemli olduğunu söylüyor.

  • Bronşiyolit

Son günlerde özellikle iki yaş altındaki bebeklerde çok sık görülen, viral bir enfeksiyon kaynağı olan bronşiyolit, üst solunum yolu şikayetleri sonrasında gelişen hışıltı ve solunum sıkıntısı olarak tanımlanıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yüksel, kalabalık ortamlarda bulunan ve sigara dumanına maruz kalan bebeklerde öncelikle burun akıntısı ve hafif ateşle seyreden hastalığın, akciğerlere inerek solunum sıkıntısı, hızlı nefes alma ve hışıltılı solunuma yol açtığını belirterek “Bu şikayetler olduğunda zaman kaybetmeden doktora başvurulmalıdır aksi taktirde ciddi solunum sıkıntısı, solunum durması (apne), sıvı kayıpları ve kalp yetmezliği gibi çok önemli hastalıklara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.

pause sağlık

  • Akut farenjit

Çok yüksek bulaş riskine sahip olan ve damlacıklar yoluyla bulaşan kış aylarının kabusu farenjit, bademciklerin iltihaplanması anlamına geliyor. Sıklıkla yüksek ateş, üşüme, titreme, yutkunmada zorlanma, boğaz ve kulak ağrısı ile başlayan farenjitte şikayetler artarak ilerliyor. Farenjitin doğru ve zamanında tedavi edilmediği takdirde bademciğe bağlı orta kulak iltihabına hatta kalp romatizmasına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Dr. Elida Yüksel “Akut farenjit çoğunlukla viral enfeksiyonlardan kaynaklandığı için gelişigüzel antibiyotik kullanılmamalı, bakteriyel farenjit durumunda doktor gerekli görürse antibiyotik kullanılmalıdır” diyor.

Çocukları kış enfeksiyonlarından korumanın 10 yolu

  • Mevsim sebze ve meyveleri yedirin.
  • Gün içinde bol sıvı (su, ayran, kefir, çorba) tüketimine özen gösterin.
  • Çocuğun bulunduğu ortamı düzenli havalandırın.
  • Açık havada kısa yürüyüşler yaptırın.
  • Ellerini gün içinde yüzüne götürmeme ve sabunla yıkama alışkanlığı kazandırın.
  • Kendini okula gidecek kadar iyi hissetmiyorsa evde dinlenmesini sağlayın.
  • Evde sigara içmeyin. Çocuğun olmadığı ortamda içilse de üzerinize sinen koku çocuğu rahatsız eder.
  • Çevresinde hasta bir kişi varsa kendini korumak için maske takmaya teşvik edin.
  • Toplu taşımada tutacakları, kapı kollarını vb ortak alanlarla temastan sonra ellerini yıkaması gerektiğini anlatın.
  • Avucunun içine değil, kağıt mendile ya da koluna hapşırmasını sağlayın.

Çocuğunuzu ve kendinizi bu kanserden korumanız mümkün!

Çocuğunuzu ve kendinizi bu kanserden korumanız mümkün!

Virüs bulaşması sonucu oluşan ancak bu virüse karşı geliştirilen aşı sayesinde korunmanın da  mümkün olduğu tek kanser türü olan Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri, dünyada her yıl yaklaşık 600 bin kadının kapısını çalıyor. Cinsel yolla bulaşan HPV (Human Papilloma Virüs)’nin yol açtığı Rahim Ağzı Kanseri’nin HPV aşısı ile önlenebildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse buna karşın gerek toplumsal farkındalığın az olması gerekse doğru sanılan yanlış bilgiler nedeniyle yeterince önlem alınamadığını vurguluyor. Anne ve babaların hem çocuklarına hem de kendilerine HPV aşısı yaptırmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. M. Faruk Köse Ocak ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada HPV aşıları hakkında doğru sanılan 8 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. M. Faruk Köse

Prof. Dr. M. Faruk Köse

  1. Erkeklere HPV aşısı yapılması gerekmez!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV virüsü erkeklerde siğil oluşumuna ve tedavi edilmezse penis ya da anal kanserlere yol açabilir. Ayrıca cinsel yolla bulaşan bu virüste erkeklerin taşıyıcı konumunda bulunmalarından dolayı da HPV aşısı olmaları önemlidir. Kızlarda ve erkeklerde HPV aşısının 15 yaşına kadar toplam 2 doz, 15 yaşından sonra ise toplam 3 doz yaptırılması gerekir.

  1. İleri yaşta fayda sağlamaz!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bilimsel çalışmalar; HPV aşılarının kadınlarda ve erkeklerde ileri yaşlarda yapılması durumunda da etkili koruma sağladığını göstermektedir. Kadınlarda üst yaş sınırı bulunmazken, erkekler 45 yaşına kadar HPV aşısı yaptırabilir.

  1. Aşılar güvenli değildir, aşıya bağlı felçler ve ölümler vardır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü aşıları ‘aşırı güvenli’ olarak tanımlamıştır. Aşılara bağlı hastalıklar, felçler, ölümler kesinlikle yoktur. Çünkü aşı içerisinde canlı veya öldürülmüş mikrop bulundurmaz. Bu nedenle aşıya bağlı herhangi bir hastalık veya kanser oluşmaz.

  1. Doğal enfeksiyon aşıdan daha koruyucudur!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğal enfeksiyonun koruyucu olmadığı kanıtlanmıştır. HPV servikal çatlaklardan ortalama 30-120 dakika içinde tabandaki hücrelere ulaşır ve hücre içerisine girerek enfekte eder. Dolaşımda bulunmadığından immün sistemden saklanarak antikor cevabı oluşturulamaz.

  1. HPV aşısı tedavi edicidir!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV aşısı korunmak için yapılır; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez. Ancak HPV virüsü her zaman kansere yol açar gibi bir düşünceye kapılmamak gerekir. Çünkü virüs alındıktan sonra bağışıklık sistemi tarafından iki yıl içinde büyük oranda temizlenir. Tekrar alınma riskine karşı HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın herkese yapılmalıdır.

Pause Sağlık

  1. Aşı yaptırmadan önce smear veya HPV testi yaptırılmalıdır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Faruk Köse “Aşılama öncesi smear alınması veya HPV DNA testi yapılması kesinlikle gerekli değildir. Smear bozuk veya parça alınıp rahim ağzı kanseri öncüsü olan hücresel değişiklikleri gösteren CIN bozukluğu (Servikal Intraepitelyal Neoplazi) çıkan kadınlarda şiddetle HPV aşıları tavsiye edilmektedir. Hastalığın tekrar etme riskini azaltır” diyor.

  1. Gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebelik sonlandırılmalıdır!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yeterli bilimsel çalışma olmadığından HPV aşıları gebelik döneminde yapılmamalıdır ancak gebe olduğu bilinmeden aşı yapılmışsa gebeliği sonlandırmak kesinlikle gerekmez. Çalışmalar, aşılanmış gebe kadınların bebeklerinde doğumsal özürlü artışı göstermemiştir. Lohusalıkta güvenle yapılabilir.

Aşı genital siğillere karşı korumaz!: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. M. Faruk Köse, “HPV’nin 200’den fazla tipi vardır ve yüksek riskli tiplerden 15’inin kanserle ilişkisi bulunmuştur. Bunlar içerisinde tip 16 ve tip 18 bütün kanserlerin yüzde 80’inden sorumludur. İkili, dörtlü ve dokuzlu HPV aşıları vardır. HPV aşıları içerisinde bulundurdukları tiplere karşı yüzde 100 koruma sağlar. Örneğin; dörtlü ve dokuzlu aşı, hem erkekte hem de kadında genital bölgede siğil oluşumuna yol açan tip 6 ve tip 11’e karşı da korur” diyor.

Kışın yıpratıcı ve yaşlandırıcı etkisine karşı önlemler!

Kışın yıpratıcı ve yaşlandırıcı etkisine karşı önlemler!

Kış aylarında cildimiz gün boyu hem soğuk hem de sıcak ortamların olumsuz koşullarına maruz kaldığından her zamankinden daha fazla yıpranmaya açık hale geliyor. Havadaki nemin de azalarak ciltte kuruma ve tahrişi artırdığını, karın yansıtıcı etkisinin ise güneş yanığına yol açabildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kış mevsiminin kendine has özellikleri nedeniyle cildimizde neden olduğu bu olumsuzluklara bir de günlük yaşam alışkanlıklarımız arasında yer alan bazı yanlış davranışlarımız eklendiğinde cildimiz her zamankinden daha fazla yıpranarak daha hızlı yaşlanabiliyor” diyor. Ancak buna karşın bazı kurallara dikkat edilerek kış aylarında da sağlıklı ve ışıltılı bir cilde sahip olmanın mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özkaya kışın cilt bakımında dikkat edilmesi gereken 9 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya

Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya

  • Doğru beslenin

Sağlıklı ve dengeli beslenmek cildimiz için kritik önem taşıyor. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınarak, mevsim sebzeleri ve meyveleri başta olmak üzere cildimiz için gerekli vitaminleri ve mineralleri içeren besinler tüketmeye özen gösterin.

  • Bol su için

Kış aylarında susamayı beklemeden su içmek gerektini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya, yetersiz su tüketiminin cildin en büyük düşmanları arasında olduğunu vurgulayarak günde mutlaka iki litre su tüketilmesi gerektiğini söylüyor.

  • Cildinizi temizlemeden yatmayın

Kış aylarının yorucu şartları nedeniyle kimi geceler makyajı temizlemeden uyunabiliyor. Ancak makyajla uyumak gece boyu cildin hava almasını engelleyerek yaşlanmayı hızlandırdığı ve gözenekleri tıkayarak enfeksiyona yol açabildiği için yatmadan önce mutlaka yüzü temizlemek gerekiyor.

  • Sıcak sudan kaçının

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özkaya “Yüzümüzü ve ellerimizi sıcak suyla yıkamak cildimizde daha fazla kurumaya yol açtığından sıcak su yerine ılık suyla yıkamalıyız. Duş alırken de aynı kurala uymak gerekir. Kışın uzun sıcak banyolar cildimize iyi geliyor gibi gözükse de aksine cildimizi kurutarak daha hassas hale getirmektedir. Banyolar ılık suyla ve 5-10 dakikayı geçmeyecek şekilde yapılmalıdır” diyor.

  • Nemlendirirken dikkat edin

Ciltte kuruluğun arttığı kış aylarında cilt bakımı ve yaşlanma karşıtı amaçlı kullanılan retinoik asit, salisilik asit ve glikolik asit gibi ürünlerle sert içerikli temizleyicilerin cildi daha da kurutarak tahrişe neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Özkaya şöyle konuşuyor: “Cildimizde kuruma, soyulma, kızarıklık olduğunu farkettiğimizde, deriyi soyan ürünler varsa bunları kullanmaya ara vermeliyiz. Yazın cildimiz için yeterli olan hafif bir nemlendirici kışın yeterli olmayabilir. Daha yoğun kıvamlı nemlendiriciler kullanmak kış mevsiminde daha iyi nem sağlayabilmektedir.”

Dermatoloji

  • Dışarı çıkarken yüzünüzü koruyun

Soğuk ortamda cildi koruyucu kıyafetler giyilmezse kuruluk, çatlama, kızarıklık ve soyulma gibi olumsuzluklar ortaya çıkabiliyor. Kış aylarında eldiven, atkı, şapka hatta güneş gözlüğünü ihmal etmemek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya egzama, kaşıntı ve mantar gibi enfeksiyonları tetikleyebildiğini dolayı yünlü ve sentetik giysilerle çok dar ve hava aldırmayan kıyafetlerden uzak durulmasında fayda olduğunu söylüyor.

El ve dudakları sık nemlendirin

Kışın olumsuz şartlarından ellerimiz ve dudaklarımız fazlasıyla etkilendiğinden gün içerisinde sık nemlendirmek gerekiyor. Kışın nemlendirici seçerken daha yağlı ürünlerin tercih edilmesini, vazelinin çatlamış dudaklarda iyileşmeye yardımcı olduğunu ve kurumayı önlediğini belirten Prof. Dr. Özkaya “Kurumuş dudakları farketmeden yalamak, derisini koparmak ve ısırmak da daha fazla kuruluğa neden olur. Bu davranışlardan mutlaka kaçınmalıyız” diyor.

  • Gereksiz yere dezenfektan kullanmayın

Ellerimizi gün içerisinde yıkadıktan sonra mutlaka nemlendirici sürmek, ev temizliği yaparken ya da bulaşık yıkarken kimyasallardan korumak için eldiven kullanmak, gereksiz yere dezenfektan ve kolonya sürmemek gerekiyor. Ellerinize nemlendirici sürdükten sonra bir süre pamuklu eldivenler giyip bekleyerek nemi daha iyi emmesini sağlayabilirsiniz.

  • Güneş koruyucuyu ihmal etmeyin

Çoğu kişi kış mevsiminde güneş koruyucu kullanmak gerektiğini bilmezken, bilenler de ihmal edebiliyor. Oysa kar tatilinde yükseklikle ve karın yansıtıcı etkisiyle güneş yanığıyla sık karşılaşıldığını belirten Prof. Dr. Dilek Bıyık Özkaya “Kardan yansıyan güneş ışınları cildimizde hasara yol açabilmektedir. Kışın yüksek faktörlü olması gerekmese de (kar tatili hariç) mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır. SPF içeren nemlendiriciler hem nem sağlamaya hem de cildimizi UV’nin zararlı etkilerinden korumaya yardımcı olacaktır” diyor.

Kış enfeksiyonlarından korunmanın yolları!

Kış enfeksiyonlarından korunmanın yolları!

Burun akıntısı, birbiri ardına gelen hapşırıklar, hafif bir öksürük, boğazda kaşıntı, halsizlik, soluk alırken zorlanma gibi şikayetler kışın olağan hallerinden sayılıyor. Çünkü havaların giderek soğuması  hastalıkları, özellikle de üst solunum yolu enfeksiyonlarını arttırıyor. Öyle ki yetişkinler yılda ortalama 2 ila 4 kez, çocuklar ise 5 ila 8 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyor. Nüfusun yüzde 30’unun yılda en az bir kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği bilgisi ise toplumun ne kadar büyük bir kesiminin bu hastalıklardan etkilendiğini gözler önüne seriyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, havaların soğumasıyla birlikte kış aylarında görülme sıklığı artan enfeksiyon hastalıklarını “Nezle (soğuk algınlığı), grip (influenza), farenjit (yutak-geniz iltihabı), larenjit (ses telleri-gırtlak iltihabı), sinüzit, astım, bronşit, pnömoni (zatürre) ve otit (orta kulak iltihabı)” olarak sıralıyor. Bu hastalıkların kış aylarında daha yaygın görülmesinin nedenlerine değinen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, “Soğuk hava virüslerin kendi koruma tabakalarını kalınlaştırarak dirençli ve güçlü hale getiriyor. Soğuk havalarda vücut mekanizmalarımız burun, hava yolları ve akciğerler gibi solunum sistemimizi daha zor ısıtıp nemlendiriyor. Bu da virüslerin tutunmasını kolaylaştırıp vücuttan atılmasını zorlaştırıyor” diyor. Ayrıca kışın vücut hareketleri, metabolizma gibi fonksiyonların yavaşlaması ile beslenme düzeninin daha tatlı, yağlı, kalorili, sağlıksız gıdalara yönelmesi de vücut direncini düşürüyor ve bağışıklık sistemini daha savunmasız bir hale getiriyor” diyor.  İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Kenan Çekem, kişisel olarak alacağımız önlemlerle bu enfeksiyon hastalıklarından büyük oranda korunabileceğimizi söylüyor.

Dr. Kenan Çekem

Dr. Kenan Çekem

Ellerinizi sık sık yıkayın

Özellikle burun ile ağız teması, hapşırma, mendil kullanma sonrası, tokalaşma sonrası, yemek öncesi olmak üzere eller usulüne uygun şekilde sık sık yıkanmalıdır. Yıkama, elleri sabunla en az 15-20 saniye ovalayarak ve yavaşça suyla durulayarak yapılmalıdır. Arada burun ve boğaz da suyla hafifçe temizlenip gargara yapılmalıdır. El yıkamanın mümkün olmadığı zamanlarda dezenfektan kullanılmalıdır.

Maske kullanın

Özellikle hasta olan bireyler başta olmak üzere, kalabalık ortamlarda hem kendimizi hem de çevremizi korumak amacı ile maske takılmalıdır. Maske virüslerin yayılımını engellemede çok önemlidir.

Teması azaltın

Salgınların arttığı dönemlerde zorunlu olmadıkça seyahat, gezi ve ziyaretler yapılmamalı, tokalaşma-öpüşme ve sarılma gibi sosyal temaslardan kaçınılmalıdır. Zorunlu olmadıkça kalabalıktan, özellikle hasta bireylerden uzak durulmalıdır.

Aşı olun

Kronik hastalığı olanlar başta olmak üzere, 65 yaş üzeri bireyler, kalabalık ortamlarda çalışan veya bulunan kişiler her sonbahar başında grip aşısı olmalıdır. Ayrıca astım ve bronşit gibi kronik hastalığı olan kişilerin 5 yılda bir zatürre aşısı da olmaları önerilmektedir.

Dr. Kenan Çekem

Sağlıklı beslenin

Bağışıklık sistemini korumak ve desteklemek amacıyla yeterli miktarda taze sebze ile meyve yenmeli, bol sıvı tüketimine dikkat edilmelidir. Taze limon suyu ile tatlandırılmış ılık baharat ve bitki çayları tüketilmesi de tavsiye edilmektedir.

Hava koşullarına göre giyinin

Mevsime uygun, pamuklu-yünlü, nefes alabilen kıyafetler giyilmelidir. Ayakların üşümemesine dikkat edilmelidir. Terlememek ve üşümemek için tek kalın bir kıyafet yerine, gerektiğinde kat kat çıkarılabilecek ve tekrar giyilebilecek kısmen daha ince kıyafetler tercih edilmelidir.

Odanızı havalandırın

Çalışılan, ders yapılan ya da dinlenilen odalar başta olmak üzere, kalabalık şekilde bulunulan veya çok kişinin girip çıktığı ortamlar sık sık havalandırılmalıdır. Ortak kullanılan alet, eşya ve yüzeyler her gün silinmeli ve dezenfekte edilmelidir.

Yemeklerinize bir diş sarımsak ekleyin

Yemeklerinize bir diş sarımsak ekleyin

Kış aylarında havaların soğumasıyla beraber grip, larenjit ve farenjit gibi solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskimiz artıyor. Özellikle soğuk havalarda bağışıklık sistemimizi güçlendirmek vücut direncimizi arttırarak bu hastalıklara yakalanma riskimizi düşürüyor. Bağışıklık sistemimiz yaş, beslenme, fiziksel aktivite, stres gibi faktörlerden etkileniyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığının, güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmanın temelleri arasında yer aldığına işaret ederek, “Yetersiz beslenme bağışıklık sistemimizi olumsuz yönde etkileyerek vücudumuzu enfeksiyonlara karşı savunmasız hale getiriyor. Bu durum da çok daha kolay hasta olmamıza ve iyileşmemizin gecikmesine yol açıyor. Kış aylarında beslenmemizde dikkat etmemiz gereken en önemli nokta ise öğünlerimizde çeşitliliği yakalamak olmalı. Bu dönemde tek bir besine odaklanmak yerine farklı meyveler ve sebzeler tercih etmemiz vücudumuza farklı vitamin ve mineralleri almamızı sağlayarak bağışıklığımızı güçlendirecektir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için beslenme alışkanlığımızda dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi

Güne kahvaltısız başlamayın

Güçlü bir bağışıklık sistemi için sabah kahvaltınızı mutlaka yapın. Kahvaltınızda yumurta ve peynir gibi protein kaynaklarının yanına C vitamininden zengin kapya biberi ve yeşil biberi eklemeye özen gösterin. C vitamini ısıdan çok çabuk etkilenen bir vitamin olduğu için kapya ve yeşil biberi çiğ olarak tüketmenizde fayda var. Yüksek C vitamini ve beta karoten içeren marul, maydanoz ve tere otunu tabağınızın yarısını dolduracak miktarda ilave edin.

Yemeklerinize soğan ve sarımsak ekleyin

Güçlü bir antioksidan olan glutatyon hücrelerimizin serbest radikallere karşı korunmasını sağlıyor. Ayrıca vücudumuzun toksik maddelerden arınmasına yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, önemli bir antioksidan olan glutatyonun vücudumuzda üretilebilmesini sağlayan sistein maddesini içeren soğan ve sarımsağı yemeklerinize eklemenizin önem taşıdığını belirterek, “Sağlıklı bir yetişkinseniz yemeklerinize günlük bir diş sarımsak ve bir küçük boy soğan eklemeniz bağışıklığınızın güçlenmesine katkıda bulunacaktır” diyor.

Zerdeçal ile karabiberi birlikte kullanın

Zerdeçal A, C ve E vitamininden, B grubu vitaminlerinden ve beta karotenden zengin bir baharat. Zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin iltihapların azalmasına yardım ediyor. Sağlıklı bir yetişkinseniz çorbalarınıza, yemeklerinize veya yoğurdunuza toplamda günlük 1-2 çay kaşığı toz zerdeçal eklemeniz bağışık sisteminizi güçlendirerek enfeksiyonlardan korunmanıza katkıda bulunacaktır. Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, “Zerdeçalı yemeklere özellikle karabiberle birlikte eklemenizde fayda var. Zira karabiberde yer alan piperin zerdeçalda bulunan kurkuminin emilimini iki bin kat daha fazla arttırıyor” diyor.

Pause Sağlık

Beslenme listenizde balkabağına yer verin

Yüksek beta karoten içeriğine sahip olan balkabağı vücudumuzda oksidatif stresin azalmasına ve bağışık sistemimizin güçlenmesine katkı sağlıyor. Bu önemli etkileri nedeniyle sofranızda balkabağı çorbasına ve sulu balkabağı yemeklerine mutlaka yer verin. Az şekerle yapılmış balkabağı tatlısı, yüksek lif ve düşük kalori içeriğiyle sağlıklı bir tatlı tercihi olarak öne çıkıyor. Tabii ki porsiyon kontrolü sağlayarak, aşırıya kaçmadan tüketmeniz çok önemli. Balkabağı tatlınıza tarçın ve ceviz eklemeniz, tatlınızı lezzetlendirmenin yanı sıra kan şekerinizin dengelenmesine de yardımcı olacaktır.

Sebze yemeklerini eksik etmeyin

Sebzeler içerdikleri vitaminlerle bağışıklık sistemimizi güçlendirmeye katkı sağlarken aynı zamanda yüksek lif içerikleri sayesinde bağırsaklarımızın düzenli çalışmasına ve uzun süre tok kalmamıza da yardımcı oluyor. Örneğin; ıspanak C ve K vitamininden, folik asitten, demirden ve kalsiyumdan zengin bir sebzedir. Ispanak yemeğinize C vitamini içeriği yüksek limon suyunu eklemeniz, bağışıklığınızı güçlendirmenin yanında içeriğindeki demir mineralinin de emilimini arttıracaktır. Öğünlerinizde kırmızı et, tavuk ve balık gibi protein kaynaklarının yanında bol yeşillik ile hazırlanmış salataları tüketmenizde fayda var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, C vitamini kaybını önlemek için bazı kurallara mutlaka dikkat etmeniz gerektiğini belirterek, “Örneğin; metal bıçaklar C vitamini kayıplarına yol açıyorlar. Yeşil yapraklı sebzelerin çok küçük parçalara ayrılması da oksijenle teması arttırarak vitamin kayıplarına neden oluyor. Vitamin kaybına karşı yeşil yapraklı sebzeleri metal bıçak kullanmadan, ellerinizle çok küçük parçalara ayırmadan koparıp tüketmeyi alışkanlık edinin” diyor.

Çorbalarınıza et veya tavuk suyu ilave edin

Et veya tavuk suyu eklemeniz çorbalarınızın lezzetini arttırırken aynı zamanda besin değerini de yükseltiyor. İçeriklerinde bulunan aminoasitler vücut direncinizi arttırıp grip, soğuk algınlığı gibi solunum yolu enfeksiyonlarında semptomların hafiflemesine yardımcı oluyor. Soğuk kış aylarında et veya tavuk suyu eklenmiş çorbalarınızı sofralarınızdan eksik etmeyin.

Meyve ve yağlı tohum tüketmeniz şart

Ara öğünlerinizde tüketeceğiniz mandalina, portakal, greyfurt ve kivi gibi C vitamininden zengin meyveler antioksidan etkileriyle soğuk havalarda sizi hastalıklara karşı koruyacaktır. Meyvelerinizin yanında badem, fındık, ceviz ve kaju gibi yağlı tohumlara yer vermeniz kan şekerinizin dengelenmesine yardımcı olacaktır. Örneğin, ceviz güçlü bir antioksidan olan yüksek E vitamini içeriği sayesinde vücudun enfeksiyonlara karşı savaşmasına destek oluyor. Günlük beslenmenize iki bütün orta boy ceviz ekleyebilirsiniz. Ancak kavrulmaları sırasında içlerinde bulunan sağlıklı yağlar zarar gördükleri için yağlı tohumları çiğ olarak tüketmeye özen gösterin.

Pause Sağlık

Su içmek için susamayı beklemeyin

Yeterli su tüketimi toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olarak bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle gün içerisinde su içmeyi ihmal etmemelisiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Begüm Bengi, su içmek için susamayı beklememeniz gerektiğine işaret ederek, “Susama refleksi su içmek için geç kalınmış bir cevaptır. Vücut dehidrate olmaya, yani su kaybetmeye başladıktan sonra susama refleksi gelişiyor. Bu nedenle sık aralıklarla su tüketiminizi sağlamalısınız. Günlük içmeniz gereken su miktarınızı kilonuzu 35 ml’ye çarparak bulabilirsiniz” diyor.

Probiyotik besinler çok önemli

Probiyotikler içeriklerindeki yararlı bakterilerle vücudumuzda bulunan zararlı bakterilere karşı savaşıyor, enfeksiyonlara yakalanma riskimizi azaltıyor. Öğünlerinize mutlaka peynir, kefir, yoğurt gibi fermente süt ürünlerini ekleyin. Fermente içeriği sayesinde güçlü bir probiyotik besin olan tarhanaya çorbalarınızda yer verin. Şalgam, lahana turşusu ve salatalık turşusu da fermente besinler arasında yer alıyor. Ancak turşu ve şalgamın yüksek tuz içeriğine sahip olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle özellikle hipertansiyon hastalarının tüketimlerini sınırlandırmalarında fayda var.

Bitki çayınızı bal ile güçlendirin

Soğuk kış aylarında bitki çayları hem ısınmamıza hem de bağışıklığımızın güçlenmesine destek oluyor. Ihlamur çayı, kuşburnu çayı, ada çayı, zencefil çayı ve yeşil çay yüksek antioksidan kapasiteleriyle vücut direncimizi arttırarak gribal enfeksiyonlardan korunmamıza katkı sağlayabiliyor. Sağlıklı bir yetişkinseniz günde iki fincan bitki çayı içerek bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz. Yapılan araştırmalara göre; bitki çaylarının bal ile lezzetlendirilmesi çayların antioksidan kapasitesini ve fenolik madde içeriklerini arttırıyor. Antioksidan etkinin yeşil çayda dört kata, ıhlamur çayında ise 60 kata kadar çıktığı gözlenmiş. Ilık bitki çayınıza bir çay kaşığı bal eklemeniz bağışıklık sisteminizin güçlenmesine katıda bulunacak, boğaz ağrılarınızın azalmasına ve öksürüklerinizin hafiflemesine yardımcı olacaktır.