Yazılar

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel ağrıları toplumumuzda her 10 kişiden 8’inin hayatında en az bir kez yaşadığı ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Her ağrı ‘fıtık’ anlamına gelmiyor, ancak bel ağrılarının sık nedenlerinden biri, omurlar arasındaki disklerde fıtıklaşma oluyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığı genellikle 30-50 yaş aralığında görülse de, günümüzde gelişen teknoloji nedeniyle daha durağan bir yaşam sürülmesi ve obezite sorununun giderek yaygınlaşması, bu hastalığın artık 20’li yaşlardaki gençlerin de sorunu haline gelmesine neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığında erken tanı ile tedavinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi zaman kaybına neden oluyor, bunun sonucunda tedaviden etkin sonuç alınmasını önleyebiliyor. Daha kötüsü kas gücünde azalma, ilerleyen zamanda ise felç gibi ciddi sorunlara bile neden olabiliyor. Dolayısıyla bel fıtığıyla  ilgili doğru bilgi sahibi olmak ve bu doğrultuda korunma yöntemlerini uygulamak, fıtık sorunu başlamışsa gerekli tedavi planı için hekime ulaşmak büyük önem taşıyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığı hakkında toplumda doğru sanılan 9 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Hamit Aytar

Yerde yatmak bel ağrısına iyi gelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, belimizi korumak, destek almak ve dinlendirmek için yerde yatmak doğru değil. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Omurganın hafif şeklini alan ama çökmeyen orta sertlikteki yataklar, yani tam ortopedik veya yoğun içerikli visco grubu yataklar en ideal yatak olarak görülüyor” diyerek şöyle devam ediyor: “Çok sert veya çok yumuşak yataklar uygun olmayıp, yerde yatmak kötü bir tecrübedir. Sizi belde tutukluk ve daha çok ağrı ile kalkar hale getirecektir.”

Sürekli korse-kuşak takmak bele faydalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sert veya yumuşak korsenin akut ağrıların olduğu erken dönemde, 1-2 hafta gibi kısa süreyle kullanımı fayda sağlıyor. “Korse beli destekliyor, ters hareketlerden kısmen de olsa koruyor, sıcak tutuyor, soruna karşı farkındalık da yaratıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ancak uzun süre düzenli kullanımın merkez bölge kaslarında tembelliğe ve güçten düşüşe yol açarak asıl istenen amacın tam tersine etki yapacağı uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının tek tedavisi ameliyattır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tedavi planlamasında ilk seçenek konservatif, yani ameliyat dışı tedaviler oluyor. Sorunlu disk konservatif tedavi yöntemleriyle tamamen eski sağlıklı haline dönmese de hasta bu tedavilerle ömür boyu ağrısız bir yaşam sürebiliyor. İstirahat, korse, ilaç tedavisi ile başlanıp gereğinde fizik tedavi programları, bele lokal enjeksiyon tedavileri de uygulanıyor. Bel fıtığı sorunlarının yüzde 90’ında konservatif tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ”Ameliyat diğer tedavilerden fayda görmeyen ve artan şikayetleri olan hastaların son ama en etkin tedavi seçeneği olmakla birlikte çok şiddetli, tedaviye cevap vermeyen ve bacaklara yayılan ağrılar, nörolojik muayenede kayıplar ile idrar tutamama veya kaçırma gibi durumlarda ise ilk tedavi seçeneği haline geliyor” diye konuşuyor.

Ameliyat dışı yöntemler fıtığı kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel kemikleri arasındaki disklerde, eklemlerde ve kemik yüzeylerinde oluşan yıpranmalar uzun zamana yayılabilen ciddi süreçler olup, tamamen eski hallerine dönmüyorlar. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “İstirahat, ilaç ve korse gibi ameliyat dışındaki tedavilerle bu bölgeler daha iyi, yük kaldırır, sorun yaratmaz ve şikâyete neden olmaz hale geliyorlar. Özellikle sinir dokulara olan basılar azalıyor veya kayboluyor, bu sayede ciddi rahatlama sağlanıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Ancak ameliyat sorun yaratan dokuları ortadan net olarak kaldıran yöntem iken konservatif tedaviler ılımlı, kısmi fayda ile kesin çözüm sunmayıp omurganın iyileşmesine katkı sağlıyorlar” diyor.

Sülük, hacamat, kupa çekme gibi yöntemler etkili tedavi yöntemleridir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sülük, hacamat ve kupa çekme gibi yöntemler ciddi bir tedavi seçeneği olmayıp belin kendi kendini iyileştirme mekanizmalarına kısmen hizmet eden, bir nevi basit konservatif teknikler arasında yer alıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Bel fıtığı deriden çok derinde, birçok anatomik koruyucu yapıyla örtülü ve omurlar arasındaki disklerde gelişiyor. Dolayısıyla bu tür cilt ve cilt atını etkileyebilecek yöntemlerin o derinliğe ulaşıp tedavi sağlaması beklenmemelidir” diyor.

Ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yine yaygın inanışın aksine ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar,  ameliyatın en etkili, en hızlı ve faydanın en net sağlandığı tedavi yöntemi olsa da bel fıtığında kalıcı iyileşme sağlamadığına işaret ederek,  “Ameliyat yırtılmış, patlamış ve sinir dokuları ezip bası yaratan disk parçalarının ortadan kalkmasına, sinirleri daraltan kanal yapılarının genişletilerek rahatlatılmasına net fayda sağlıyor. Ancak dejenere bozuk disk eklem yapı yine yerinde kalıyor ve bu nedenle koruma, kilo kontrolü, egzersiz gerekirse fizik tedavi – rehabilitasyon yöntemleri kalıcı, uzun dönem fayda için elzemdir. Dolayısıyla ameliyat fıtık sorunuyla mücadelede ilk raundu bize hızla kazandırıyor ama net kalıcı fayda için tüm koruma ve tedavilerin de yapılması büyük önem taşıyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

 Bel fıtığı ameliyat sonrası hep nüks eder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı ameliyatlarında başarı oranı yüzde 90’lar gibi çok yüksek oranda görülüyor. Tekrarlama ihtimali ise ameliyatın yeterliliğine (örneğin; bel kayması da var ise sadece fıtık temizlemekle ilgili ameliyat yeterli olmayabiliyor), omurga yapısına ve disk, eklem, bağ ile kas dokularının yeterliliğine ve kişinin kendini koruma kapasitesine göre değişmekle birlikte, bu risk yüzde 5-10 gibi düşük bir oranda seyrediyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki doğru hastada doğru seçilmiş ameliyat yöntemi çok önemlidir. Mikroskop eşliğinde yapılan mikrodiskektomi ameliyatı ya da endoskopik diskektomi, yani kapalı kamera sistemiyle girilerek gerçekleştirilen ameliyatlarda işlemler çok küçük bir alanda gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla eklem, kemik, kas dokuları ve disk kapsülü gibi sağlıklı yapılarda minimum hasar oluşturup, güvenle uygulanıyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, belimize yapılan ameliyat ne kadar minimal invaziv, bir başka deyişle sağlıklı dokulara en az zarar verecek, en kontrollü yöntem ise toparlama ve iyileşme süresinin de o kadar kısa sürede gerçekleşeceğini belirterek, “Hastaların fazla kiloları varsa bu yükten kurtulmaları ve zamanı geldiğinde uygun egzersizlerle güçlü bir omurga sağlamaları bel fıtığı nüksünü minimum seviyelere indiriyor, hatta hastaların büyük çoğunluğunda hiç tekrarlamıyor” diyor.

 Bel fıtığı genetiktir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı genetik bir hastalık değildir. Ancak omurganızın yapısı, disk kalitesi, eklem yapılarınızın gücü, bağ doku çatınız ve vücut kitle indeksiniz genetik olabilir. “Bunlar bele ait sorunları kolaylaştıran faktörler olarak genetik yatkınlık nedeni olabilirler” diyen Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bel fıtığı sorunu ise multifaktöriyeldir, yani genetik ve sonradan çevresel birçok etkenden neden alır. Ailenizde bel ile omurga sorunları sık görülüyorsa bu daha dikkatli olmanız ve koruma önerilere uymanızın daha da önemli olduğu anlamına gelir.”

Bel fıtığı ameliyatları cinsel fonksiyon kaybı yapar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sanılanın aksine ameliyat değil, asıl omurilik kanalına ciddi bası etkisi yapan fıtık sorunları cinsel fonksiyon kusurları ve idrar kaçırma gibi sorunlara yol açıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki hatalı ameliyat sinir yapılarına zarar verirse böyle bir risk oluşur ama bu cerrahi tedavinin normal seyri değil, olması asla istenmeyen ve beklenmeyen bir komplikasyon olarak karşımıza çıkabilir” diyor.

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Günümüzde tüp bebek tedavisi infertilite sorunu yaşayan çiftlerde başvurulan en etkin tedavi yöntemi olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada yaygın olarak başvurulan tüp bebek tedavisi, kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin birleştirilerek kadına tekrar transfer edilmesi olarak özetleniyor. Tüp bebek tedavisi sayesinde infertilite sorunu yaşayan her 10 kadından 7-8’inde hamilelik gerçekleşiyor. Üstelik tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hamilelik oranları da her geçen gün artıyor. Ancak toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler, tedaviden başarılı sonuç alınmasını önleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, anne ve baba adaylarının bilimsel doğruluğu olmayan bilgilerle hareket etmelerinin son derece yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekerek, “Zira hatalı bilgiler nedeniyle çiftler hekime geç başvurabiliyor, bunun sonucunda tedaviden olumsuz sonuçlar alınabiliyor. Dolayısıyla infertilite sorununda sanal ortamdan edinilen veya eş dosttan duyulan bilgilerin doğruluğu mutlaka sorgulanmalı ve hekime geç kalmadan başvurulmalıdır.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşüktür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaya özel uygulanacak ve titiz bir takiple yapılacak olan bir uygulamayla en yüksek başarıyı ilk denemede de yakalamak mümkün oluyor.

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka ikiz veya üçüz doğum olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın 35 yaşından genç ise ilk iki denemede tek embriyo transfer hakkı vardır. 35 yaş üstünde ve 2 deneme sonrasındaki denemelerde sadece 2 embriyo transfer edilebiliyor. Tüp bebek uygulamalarında bu kurallar nedeniyle çoğul gebelik görülme sıklığı düştü. Bazı nadir uygulamalarda tek yumurta ikizi oluşumu tek embriyo transferinden sonra da olabiliyor.

Tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadının yaşı çok önemli! Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalmak mümkün olmuyor. Öyle ki 35 yaşın üzerinde olan kadınlarda yumurta kalitesinde, dolayısıyla hamile kalma başarısında anlamlı derecede azalmalar görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, özellikle 40 yaş üzerindeki kadınlarda hamilelik oranlarının oldukça düşük düzeyde görüldüğünü vurgulayarak, “Ayrıca hamile kalınsa dahi düşük oranlarında ve down sendromu riskinde önemli artışlar oluyor. Bu nedenle 25 – 30 yaş aralıklarında hamile kalınması çok önemlidir.” diyor.

Tüp bebek tedavisi oldukça ağrılı bir tedavi yöntemidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar yumurtalıklarda biraz büyüme yapabiliyor ve buna bağlı olarak hafif hassasiyet ile ağrı gelişebiliyor. Ancak yumurta toplama işlemleri anestezi altında gerçekleştiriliyor, dolayısıyla ağrı hissedilmiyor. İşlem sonrasında kısa süre devam eden baskı ve dolgunluk hissi gelişebiliyor. Ayrıca embriyo transferi de doğru uygulandığında ağrıya neden olmuyor.

Tüp bebek tedavisi sonrasında 9 ay boyunca yatmak gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Embriyo transferinden itibaren istirahat etmenin bir faydası gösterilmemiştir” diyerek, şöyle devam ediyor: “Sadece transfer işleminin yapıldığı gün istirahat edilmesi yeterli gelecektir. Hamile kalınması durumunda normal hamileliklerden farklı bir şey yapmak gerekmiyor. Dolayısıyla 9 ay yatılması söz konusu olmuyor.”

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka hamile kalınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp  bebek tedavisinin başarısı hastadan hastaya oldukça değişkenlik gösteren bir durum. Genellikle her 10 hastadan 7 – 8’inde hamilelik oluşabiliyor. “Her anne adayı yüzde 100 hamile kalacak diye bir durum maalesef mümkün değildir.” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Kadının yaşı ve yumurta rezervleri ile erkekteki sperm değerlendirmeleri tedavinin başarısındaki en önemli faktörlerdir. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra başarı ihtimali konusunda çift özelinde daha anlamlı rakamlar verebilmek mümkün olabilir.” bilgisini veriyor.

Tüp bebek tedavisi ile doğan bebeklerde sakatlık riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisi hamileliğe yardımcı olan bir üreme yöntemidir. Dolayısıyla bebekler doğal yolla oluşan hamileliklerde görülen oranda anomali riski taşıyorlar. Ayrıca uygun vakalarda embriyo genetik taraması da yapılabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnfertilite sorunu kadından kaynaklanıyordur. Dolayısıyla tüp bebek tedavisinden önce sadece kadınlar tedavi görür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; infertilite sorunu yaşayan çiftlerin yüzde 40’ında kadın, yüzde 40’ında erkek ve yüzde 20’sinde ise hem kadın hem erkekte problem olduğu tespit edilmiş. Yani, kadın ve erkeğe bağlı nedenler eşit oranda görülüyor. Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, bu nedenle yapılan değerlendirmelerde sadece kadın üzerine odaklanılmadığını ve çiftin aynı anda değerlendirildiğini vurguluyor.

Sperm değerlerinde problem olan erkek asla çocuk sahibi olamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: İleri yaş, sigara kullanımı, obezite, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar erkeklerde sperm değerinin düşmesine neden olabiliyor. Normal yollarla hamilelik elde edilemezse spermin sayısını ve kalitesini arttırmak amacıyla erkeğe bazı ilaç tedavileri önerilebiliyor. Eğer menide hiç sperm yoksa ya yollar tıkalı oluyor ya da üretim az veya hiç olmayabiliyor. Bu durumda testislerden iğnelerle veya mikroskop altında yapılan ufak bir kesiyle kanallardan sperm bulunabiliyor ve hamilelik elde edilebiliyor.

Hormon değerleri normal aralıklarda ise kolaylıkla hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Yumurtalık rezervlerine yönelik testlerin normal değerlerde çıkması olumlu bir sonuç olsa da anne adayının yaşı daha önemlidir” diyerek, şunları söylüyor: “Keza yumurtalık rezerv testlerinin düşük olması da anne adayının hamile kalamayacağını göstermez. Sadece kısıtlı zaman nedeniyle sürecin doğru yönetilmesi gerektiğini gösterir.”

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın aşırı sıcaklarıyla bunaldığımız bugünlerde, bir yandan da güneşin yakıcı ve zararlı ışınları ciddi tehlike oluşturuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, önlem alınmadığı taktirde güneşin zararlı ışınlarının, kısa ve uzun vadede pek çok cilt hastalığına yol açtığını belirterek “Yaz aylarında güneş ışınlarına maruziyetin artması nedeniyle güneş yanığı, güneş alerjisi ve melazma (güneş lekesi) gibi cilt hastalıklarını daha sık görüyoruz. Cilt kanseri ve damarlarda genişleme gibi bazı cilt hastalıkları da güneş ışınlarının birikici etkisi ile yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneşin ciltte en sık yol açtığı 5 hastalığı ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Cilt kanserleri

Son yıllarda giderek yaygınlaşan cilt kanserlerinin gelişiminde, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle cilt kanserlerine; güneşin daha yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlarda, açık havada çalışanlarda, açık tenli ve mavi gözlü olanlarda ve güneşin zararlı ışınlarına karşı önlem almayanlarda daha fazla rastlanıldığını belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneş ışınlarının uzun dönemde biriken etkileri sonucu karşımıza çıkan aktinik keratoz denen deri değişiklikleri de, kötü huylu olmamakla beraber ilerleyen dönemlerde cilt kanserine dönüşme riskleri olması nedeniyle önemlidir.” diyor.

Güneş yanığı

Özellikle açık tenli kişiler ve çocuklar için büyük risk oluşturan güneş yanığı, derinin güneş ışınlarına yoğun şekilde maruz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Güneş yanığının, hafif kızarıklık şeklinde olabildiği gibi, su dolu kabarcık, ağrı ve şişliğin eşlik ettiği daha şiddetli şekilde de karşımıza çıkabildiğini belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu şöyle konuşuyor: “Şiddetli güneş yanıklarında ve ateş, bulantı, kusma gibi semptomların eşlik ettiği durumlarda mutlaka Dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde su dolu kabarcıkların eşlik ettiği şiddetli güneş yanığı geçiren kişilerde melanom denen cilt kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır.” diyor.

Melazma (Güneş Lekesi)

Ciltte kahverengi lekeler şeklinde karşımıza çıkan, özellikle yanaklar, alın, dudak üstü ve burunda görülen melazmanın (güneş lekesi) görülme sıklığı giderek artıyor. Cilt rengi koyu olan kişilerde daha sık rastlanan bu cilt hastalığının nedenleri arasında ilk sırayı güneş ışınları alıyor. Yaz aylarında yeni gelişen melazma ve mevcut melazmanın koyulaşması nedeniyle hastaneye başvurular da artıyor. Bu nedenle melazmada güneşten korunma tedavinin temelini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Fotoyaşlanma

Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneşin etkisi ile oluşan cilt yaşlanmasına fotoyaşlanma denilmektedir. Fotoyaşlanma, uzun süreli güneşe maruziyetin birikici etkisi ile özellikle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerde karşımıza çıkmaktadır. Fotoyaşlanmanın belirtileri; kırışıklıklar, damarlarda belirginleşme, deri elastikiyetinin kaybına bağlı deride sarkma, kahverengi koyu lekeler, ciltte renk eşitsizliği, cildin kuruması ve kabalaşmasıdır. Fotoyaşlanmayı önlemek için yaz-kış güneşten korunma alışkanlığını edinmek oldukça önemlidir” diyor.

Güneş alerjisi

Güneş alerjisi özellikle bahar ve yaz aylarında duyarlılığı olan kişilerde güneş maruziyetine bağlı ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık, yanma, batma hissi gibi bulgularla karşımıza çıkıyor. Buna yatkınlığı olan kişilerin güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınmaları ve güneş kremlerini düzenli kullanmalarını öneren Dr. Gizem Yağcıoğlu, duyarlanmayı artıran bir bitki, parfüm, deodorant ya da kolonya gibi kimyasal maddelerden de uzak durulmasını, olası bir şikayette Dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini vurguluyor.

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

Birbirinden lezzetli şerbetli tatlılar, börekler, dolmalar… Bayramlarda beslenme düzenimiz değişiyor, özellikle tatlı ve hamur işleri tüketimimiz artıyor. Kurban Bayramı’nda ayrıca kırmızı et tüketimimiz de abartılı bir hale gelebiliyor; öyle ki öğle ve akşam yemeklerinde, hatta kahvaltıda bile soframızda ‘kavurma’ olabiliyor. Ancak besinleri uygun miktarlarda ve doğru şekilde tüketmediğimizde hazımsızlık ile şişkinlik gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik, çok daha kötüsü kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. Bu nedenle hem akut hem de uzun vadeli sağlık sorunlarından korunabilmek için bazı önemli beslenme hatalarından kaçınmak çok önem taşıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda  kalp damar, diyabet veya gut hastalığı olan kişilerin çok daha dikkatli olmaları ve et tüketimini oldukça minimize etmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Zira bu hastalarda hatalı beslenme alışkanlıklarının yaşam kalitelerini düşürebilecek olumsuz sonuçlara yol açması çok daha muhtemel. Bayramda et tüketiminin azaltılmasının yanı sıra sebze, tahıl ürünleri ve bakliyat gibi posalı besinlerin ise tam aksine arttırılarak kalp damar ve kolon sağlığının korunması hedeflenmelidir” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda en sık yapılan 7 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman 

Hata: Kahvaltıyı atlamak

Doğrusu: Uzun süren açlıklar çoğunlukla bir sonraki öğünde kontrolün kaybedilmesiyle sonuçlanıyor. Bu nedenle bayramda öğün atladığınızda kan şekerinizi kontrol altında tutamayabilir ve ikramlara karşı koyamayabilirsiniz ya da uzun açlık sonunda yediklerinizi abartabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlayın ve mümkünse 3-4 saat sonrasında ana veya ara öğün tüketerek iştahınızı kontrol altında tutmaya çalışın” bilgisini veriyor.

Hata: Su içmeyi unutmak

Doğrusu: Yeteri miktarda su tüketmemek rutin zamanlarda da sıklıkla yaptığımız bir hata. Su içmemenin en önemli sebebi ise genel olarak çay ve kahve gibi içeceklerin sık tüketimiyle ilgili oluyor. Bayramda da bu tarz içeceklerin veya diğer soğuk içeceklerin tüketim miktarı artabiliyor. Yetersiz su tüketimi sonucunda da baş ağrısı ve sindirim sorunları gelişebiliyor. Kilonuzu kg olarak 30 ml ile çarparak su gereksiniminizi hesaplayın ve her gün mutlaka bu miktarda su tüketin. Çay ve kahveden gelen sıvıların su hesabına dahil edilmediğini unutmayın.

Hata: Sebzeleri ihmal etmek

Doğrusu: Yaz ayları aslında hem çiğ hem pişmiş olarak yenilebilecek sebzeler bakımından oldukça avantajlı bir mevsim. Gün içerisinde sebzelerin vitamin, mineral ve posa gibi faydalı içeriklerinden yararlanmak için bayram ile diğer zamanlarda, her öğünde bol ve çeşitli sebzeler tükettiğinizden emin olun. Sebzeyi daha fazla tüketmeniz iştahınızın dengede kalmasını sağlamasının yanı sıra kabızlık gibi sindirim problemlerine karşı da etkili oluyor. Ayrıca fazla et tüketimi bağırsaktaki yararlı zararlı bakteri dengesini zararlı bakteriler lehine bozacağı için sebzeler bu etkiyi tersine çevirmede yardımcı oluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Et tüketimini abartmak

Doğrusu: Kurban Bayramı’nda sabah kahvaltısından öğle ve akşam yemeğine kadar tüm öğünlerde kurban eti tüketmek gibi bir alışkanlığımız var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ancak fazla miktarda et tüketmenin hem kalp damar sağlığını bozduğunu hem kolon kanseri riskini arttırdığını belirterek,“Kırmızı et tüketiminizin haftada 500 gramı aşmamasına dikkat edin” diyor.

Hata: İkramda tatlılara yenik düşmek 

Doğrusu: Bayramlarımızda ikram olarak börek, tatlı, çikolata ve şekerleme gibi ürünlerin ön plana çıkması bu yiyeceklerin tüketim miktarının artmasıyla sonuçlanıyor. “Ancak bunlar ne yazık ki çoğunlukla besin yoğunluğu düşük, yani vitamin ve mineralden yoksun, sadece kaloriden ibaret besinlerdir” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle bayram sürecinde bu tarz ikramları fazlaca tüketmek size hiçbir sağlık getirisinde bulunmayarak sadece kilo almanızla sonuçlanabilir. Hem bayramda hem diğer zamanlarda tatlıları ve hamur işlerini azaltın. Öğünlerinizde daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat gibi ürünlere yer açın. Örneğin tatlı yerine meyve ya da börek yerine tahıllı salatalar tüketin” bilgisini veriyor.

Hata: Eti yüksek ısıda pişirmek

Doğrusu: Eti asla yüksek ısıda pişirmeyin. Çünkü kısa zamanda yüksek ısılara ulaşılan pişirme yöntemleri ette kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabiliyor. Dolayısıyla eti mümkünse ekstra yağ eklemeden, kısık ateşte uzun sürede pişirin. Yine kanserojen riskine karşı mangalda pişirme yönteminde de etin ateşe olan uzaklığının 20 cm’den az olmamasına dikkat etmeniz çok önemli.

Hata: ‘Bayram’ diyerek egzersize ara vermek

Doğrusu: Bayram ile tatillerde yemeyi ve içmeyi, hatta kalitesiz içerikli beslenmeyi artırmamızın yanı sıra genellikle çok daha az hareket ediyoruz. Ancak egzersizin yararından söz edebilmek için o egzersizin mutlaka düzenli yapılması gerekiyor. Dolayısıyla düzenli egzersiz yapıyorsanız bayramda da bu alışkanlığınıza devam edin. Tatil sürecini açık hava yürüyüşleri veya size uygun diğer egzersiz yöntemleriyle de değerlendirebilirsiniz.

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Covid-19 pandemisi nedeniyle zorlu geçen kış döneminin ardından nihayet yaz mevsimi geldi. Ancak sıcakların artması, insanların daha çok havuzlar gibi ortak kullanım alanlarında bir arada bulunuyor olmaları, su ve besin hijyeninin daha zor sağlanması, kene ile sivrisinek gibi etkenlerle temas, akut bağırsak enfeksiyonundan legionella enfeksiyonuna kadar pek çok enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Tedavisi mümkün olan bu hastalıkların ciddiye alınmaması nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinin gecikmesi halinde kimi zaman hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilen sıvı-elektrolit kayıpları ve ciddi septik tablo, bir başka deyişle ağır enfeksiyon sonucunda bağışıklık sisteminin verdiği yoğun tepki ile organ ve dokularda hasarlar görülebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, alacağımız basit önlemlerle yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonların büyük bir kısmından korunmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Hijyenik koşullarda üretilip saklandığından emin olduğumuz yiyecek ve içecekleri tüketerek; kene ve sivrisineklerden korunmak için önlemlere uyup kırsal alanlarda bulunduktan sonra tüm vücudun kene kontrolünü yaparak; deniz, havuz, banyo veya egzersiz sonrasında ıslak, terli çamaşırlar veya mayoyla uzun süre durmayarak başlıca tedbirleri almış oluruz.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, yaz aylarında en sık görülen enfeksiyonlardan korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semra Kavas 

Akut bağırsak enfeksiyonu (gastroenteritler)

Akut gastroenteritler (bağırsak enfeksiyonları) yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonları oluşturuyor. Rota ve adenovirüs gibi virüsler; E.coli, Salmonella, Shigella ve S.aureus gibi bakteriler enfeksiyon etkeni olabiliyor. Hastalık kontamine olmuş (kirlenmiş) eller, hijyenik hazırlanmamış ya da uygun koşullarda saklanmamış besinler, yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, kanalizasyon sularıyla kirlenmiş suyun içilmesi ya da kirli suyla temas etmiş yiyeceklerin tüketilmesiyle bulaşıyor. Dr. Semra Kavas, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerin birkaçını içeren tablolarla kendini belli eden bu enfeksiyonların en önemli sonucunun sıvı kaybı olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla tedavinin bel kemiği, sıvı ile tuz kaybının zamanında ve hastalığın şiddetine uygun şekilde yerine konmasıdır. Bakteriyel etkenlerin bazıları için antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • El hijyeninize dikkat edin.
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun.
  • Temizliğinden ve saklama koşullarından emin olmadığınız gıdaların tüketiminden kaçının.
  • Süt ve süt ürünlerinin sıcak ortamlarda kolay bozulabildiğini unutmayın.

İdrar yolu enfeksiyonu

Kirli havuz ile sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek, yeterli su içmemek gibi nedenlerle özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar, bulantı, kusma ile ateş gibi belirtilere yol açıyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, ihmal edilmesi halinde ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • Yaz aylarında su içmeyi arttırın.
  • İdrarınızı kesinlikle tutmayın.
  • Klorlama ve su analizi yapıldığından emin olunmayan havuzları tercih etmeyin.
  • Suya girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alın.
  • Islak mayo ile kalmayın, mayonuzu sudan çıktıktan sonra hemen değiştirin.
  • Tuvalet sonrası temizlik kadınlarda önden arkaya doğru yapılmalı.

Mantar enfeksiyonları

Sıcak havalar, deniz ve havuz gibi faktörler genital bölge ile cilt mantar hastalıklarında artışa neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve yakın zamanda antibiyotik kullanan kişilerde genital mantar enfeksiyonu riski artıyor. Mantar enfeksiyonları genital bölgede ağrı, kaşıntı, akıntı; ciltte renk değişikliği, kaşıntı, kepeklenmeler ile ortaya çıkabiliyor. Dr. Semra Kavas, “Mantar enfeksiyonlarının çoğunlukla kremlerle tedavisi mümkün olsa da bazı koşullarda ağızdan mantar ilaçlarının alınması gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuz ve deniz sonrası ya da terledikçe ıslak kıyafetlerinizi kurusuyla değiştirin.
  • Pamuklu iç çamaşırı giymeye, sık sık çamaşır değiştirmeye dikkat edin.
  • Hava geçiren ayakkabıları tercih edin.
  • Beslenme düzeninize dikkat edin; bol su içilmeli, sindirimi kolay olan hafif gıdaları tercih etmeli, baharat kullanımını azaltmalı, paketli gıda tüketiminden kaçınmalı, meyve ve sebzeden zengin beslenmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Böcek ısırıklarıyla oluşabilen enfeksiyonlar

Yaz aylarında dış ortamda geçirilen zaman arttığı için hastalık taşıyıcı olabilen keneler ve sivrisinekler gibi etkenlerle temas riski artıyor. Viral bir hastalık olan ve hayatı tehdit edebilen Kırım Kongo kanamalı ateşi kene ile bulaşıyor ve yüksek ateşle seyrediyor. Yine kene ile bulaşan Lyme hastalığı ve Q ateşi de ülkemizde görülüyor ve ateşin eşlik ettiği farklı klinik tablolara sebep oluyorlar. Dr. Semra Kavas, bu enfeksiyonların antibiyotikler ile tedavi edilebildiklerini belirterek, “Ayrıca özellikle yurt dışı seyahat öyküsü olan ateşli hastalarda altta yatan neden sivrisineklerle bulaşan ve Afrika ile Asya ülkelerinde sık görülen sıtma, Batı Nil virüsü veya Zika virüs hastalığı olabiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücudunuza girebileceği açık yerlerinizi kapatın.
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giyin.
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi çıkararak kene açısından kontrol yapın.
  • Sıtma yönünden, riskli bölgelere seyahat öncesinde alacağınız ilaçlar için seyahat sağlığı ile ilgili merkezlere başvurun.
  • Bataklık, su birikintisi ve çalılık alanlarından uzak durun.
  • Çevresel kontrolün sağlanamadığı bölgelerde doğrudan cilde uygulanmayan ve toksik içerikli olmayan sinek-kene kovucu maddeler kullanın.

Solunum yolu enfeksiyonları

Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, kas-eklem ağrıları ve ateş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıkların destek tedavilerle ortadan kalktığını vurgulayarak, “Yaz aylarında daha sık rastlanan ve solunum yollarından bulaşan Lejyoner hastalığı da, legionella türü bakterinin sebep olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Bakteri genellikle çevresel kaynaklardan yayılan soğutma kulelerinin fanlarından, jakuzi ve duş başlıklarından, sprey nemlendirme cihazlarından ve dekoratif fıskiyelerden yayılan su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor. Tedavi büyük önem taşıyor, aksi halde ek hastalıkları olan, ileri yaş ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüm oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor.

Nasıl korunmalı?

  • En önemli önleme el temizliğiyle mümkün oluyor. Ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Sabun ve su yoksa, en az yüzde 60 alkol içeren alkol bazlı el dezenfektanı kullanın.
  • Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza kirli, yıkanmamış ellerle dokunmayın.
  • Hasta olan insanlarla yakın temastan kaçının.
  • Öksürüğünüzü mendille kapatın ve mendile hapşırın. Ardından mendili çöp kutusuna atın.
  • Kapalı kalabalık ortamlarda uzun süre kalmanız gerekliyse cerrahi maske kullanın.
  • Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları (gözlük, çanta, cüzdan vs) normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek temizledikten sonra kullanın.
  • Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın.
  • COVİD-19 aşınızı, risk grubunda iseniz pnömokok ve influenza aşılarınızı mutlaka yaptırın.

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

Anne adayının hamilelik döneminde vücudunda ve psikolojisinde yaşanan değişimlere yaz aylarındaki bunaltıcı sıcaklar da eklenince, bu süreç daha güç hale gelebiliyor. Örneğin, nem oranının yükselmesi nedeniyle anne adayları nefes almakta güçlük çekerken, daha kısa sürede yorulabiliyorlar. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, yaz mevsimine denk gelen hamilelik sürecinde en çok bol su içmeye ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmaya dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sıcak havalarda yeterince sıvı almamak organlarda hasar oluşturabilen dehidratasyon başta olmak üzere önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde güneş altında kalmak da vücutta lekelere, çok daha kötüsü hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen sıcak çarpmasına yol açabiliyor. Anne adayının ve bebeğin sağlıkları için özellikle bu iki önlemi almaları sıcak havalarda son derece önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, anne adaylarına yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Önder Sakin

Güneşin zararlı ışınlarından korunun

Hamilelikte yükselen östrojen hormonu başta olmak üzere birçok hormonel değişiklik nedeniyle ciltte koyulaşma sağlayan melanin pigmentlerinde artış  oluyor. Doç. Dr. Önder Sakin, melaninin artması sonucunda ciltte kolayca koyulaşma ve lekelenmeler gelişebildiği uyarısında bulunarak, “Gebelik maskesi dediğimiz; burun üstü, dudak üstü ve yanaklarda belirgin olan koyulaşma ile beneklenme yaz aylarında sıkça görülüyor. Gebelik maskesi güneşte fazla kalınması durumunda çok daha belirgin bir hal alabiliyor ve doğum sonrasında da kaybolmayabiliyor. Bu tür cilt lekelenmelerini önlemek ve sıcak çarpmasından korunmak için güneş ışınlarının dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın, zorundaysanız güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce yüksek faktörlü ürün kullanın. Ürünü her 2-3 saatte bir tekrarlayın, gözlük ile şapka kullanmayı da asla ihmal etmeyin” diyor.

Susamasanız bile su için

Hamilelikte su tüketiminin önemi tartışılmaz. Yeterli su tüketimi böbreklerin sağlıklı çalışabilmesi ve bu sayede vücuttaki toksinlerin atılabilmesi için çok önemli. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonları, erken doğum, hemoroit ve hazımsızlık gibi pek çok ciddi tablonun önlenmesinde de kilit rol üstleniyor. Ayrıca yazın sıcak havalarda yeterince sıvı almamak dehidratasyona yol açabiliyor.  Bunların yanı sıra hamilelikte 34. haftadan sonra amnion sıvısının fizyolojik olarak azalması bebeğin hareket alanının daralması, tüm kordonun sıkışması,  oksijen alımında yetersizlik ve gelişme geriliği başta olmak üzere pek çok olumsuz tablolara neden olabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, özellikle yaz aylarında terleme ve solunum yoluyla normalden daha fazla sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek, “Günlük alınan sıvı miktarının kaybedilen miktardan en az 500 ml daha fazla olması gerekiyor. Sağlıklı bir hamilelik için yaz mevsiminde en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Bu nedenle yaz aylarında susamadığınız zaman bile bol su içmelisiniz” diyor.

Vücut ısınıza dikkat edin

Vücut ısısının 39 C derecenin üzerine yükselmesinin bebekte bazı yapısal sakatlıklara yol açabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle yaz mevsiminde aşırı egzersiz yapmaktan, sıcak buhar, sauna, hamam ve termal sular gibi vücut ısısını 39 C derece üzerine çıkarabilecek durumlardan kaçınmanız gerekiyor. Ayrıca rahat ve bol kıyafetleri tercih etmeli, mümkünse pamuklu çamaşırlar kullanmalısınız.

Düzenli olarak yüzün

Kanama, su gelmesi ve erken doğum tehdidi gibi durumlar olmadığı takdirde hamilelerin spor yapmaları ve denizde yüzmeleri genel vücut sağlığı açısından önemli.  Doç. Dr. Önder Sakin, travmaya yol açmayacak, zorlamayacak ve sakatlıklara neden olmayacak şekilde yüzmenin hamileliğin hemen her haftasında önerildiğini belirterek, “Kasları güçlendirmek ve kan dolaşımını düzenlemek başta olmak üzere sağlığımız üzerinde pek çok fayda sağlayan yüzme hamilelik döneminde en sağlıklı ve en uygun sporlar arasında yer alıyor. Ancak jet-ski, su kayağı, su altı dalışları ve su kaydırakları gibi su sporları ise hamilelik sürecinde önerilmiyor” diyor.

Islak mayo ile kalmayın

Denizden çıktıktan sonra ıslak mayo ile kalmak genital enfeksiyonların artmasına neden olan önemli hijyen hatalarından birini oluşturuyor. Ayrıca sentetik çamaşırlar da genital bölgenin havalanmasını engelliyor. Oksijenlenmesi iyi olmayan, kapalı, sıcak ve nemli bir ortam da mantar gelişimi için zemin hazırlıyor. Genital havalanma, oksijenlenme ve kuruluk ise hem bu tür şikayetlerin gelişimini önlüyor, hem de enfeksiyonların azalmasını sağlıyor. Bu nedenle denizden çıktıktan sonra mayonuzu hemen değiştirin, kuru kalmasına özen gösterin, rahat kıyafetler tercih edin ve genital bölgenin havalanmasına müsaade edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İdeal kiloda kalın

Hamilelikte gereğinden fazla kilo alımı anne adaylarının yaz aylarını daha ağır geçirmelerine neden olabiliyor. Solunum problemlerinin daha fazla olması ve sık nefes alış verişlerinin yorucu hale gelmesi, sıcak hava, nem ve ağırlaşmış bir vücut, bu sürecin daha zor geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, “Hamilelikte önerilen kilo alımı kişiye özel olmakla birlikte 7-12 kilo arasında değişiyor. Sağlık problemlerinin önlenmesi veya daha az görülmesi için alınan kilonun uygun aralıklarda tutulmasını, yeterli ve uygun spor hareketlerinin yapılmasını öneriyoruz. Yoga, pilates, yüzme ve hafif tempolu yürüyüşler, hamilelik için en uygun egzersizleri oluşturuyor” bilgisini veriyor.

Sık aralıklarla ve az miktarda beslenin

Yaz aylarında sık aralıklarla ve az miktarlarda yemeye özen gösterin. Daha hafif ve sindirimi daha kolay besinleri tercih etmeniz faydalı olacaktır. Zira, yaz aylarında ağır yiyecekler tüketilmesi sindirim sistemi zorluklarına, ağırlaşmalara, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin daha fazla görülmesine yol açabiliyor. Et, süt, yumurta, yeşillikler, mevsim meyveleri ve kuruyemişleri günlük belli oranlarda tüketmeye özen gösterin. Örneğin her gün 200-300 gram kırmızı veya beyaz et, 200-300 cc taze pastörize günlük süt ve bir adet iyi pişmiş veya haşlanmış yumurtayı ihmal etmeyin. Ara öğünlerde de meyve ve kuruyemiş tüketmeyi alışkanlık haline getirin.

Ödem varsa dikkatli olun

Yaz aylarında ödem daha fazla görülebiliyor. Tansiyon takibi ödem sorunu yaşayan anne adaylarında önem taşıyor ve aksatmadan yapılması gerekiyor. Fizyolojik ödemler için düzenli kısa süreli egzersizler yapmak, proteinli beslenmeye dikkat etmek, tuz tüketiminden kaçınmak, uzun süre ayakta kalmamak, yine uzun süre aynı pozisyonda oturmamak, aralıklı olarak bacakları hareket ettirmek, ayakları yükselterek dinlendirmek, kan dolaşımının sağlanması ve ödemin azaltılması açısından dikkat etmeniz gereken kuralları oluşturuyor.

Ayakkabınız rahat olsun

Hamilelikte kas, eklem ile tendonlarda gevşemeler ve genişlemeler oluyor. Bu değişiklikler nedeniyle bu süreçte eklem sakatlıkları, burkulmalar, dönmeler, çıkıklar ve kırıklar çok daha sık görülüyor. Bu olumsuzlukları önlemek için yaz aylarında yürüyüş ve spor yaparken yumuşak tabanlı rahat ayakkabılar giymeye özen gösterin.

Sık sık duş alın

Yaz aylarında sıcak basmalarına karşı sık sık duş almayı alışkanlık edinin. Ancak vücut ısınızın stabil kalması için çok soğuk veya aşırı sıcak duşlardan kaçınmanız çok önemli.

Susuzluğunuzu meyve suyu ile gidermeyin!

Susuzluğunuzu meyve suyu ile gidermeyin!

Tüm yıl boyunca heyecanla beklediğimiz yaz mevsimi nihayet kapımızı çaldı. Ancak güneşin kendini bolca gösterdiği yaz ayları diyabet hastaları için büyük bir risk oluşturabiliyor. Yaz mevsiminde vücutta oluşan sıvı kaybına, yazın getirdiği rehavet nedeniyle beslenme düzeninin bozulması ve rutin kontrollerin ihmal edilmesi gibi çeşitli faktörler de eklenince, diyabet hastalarının kan şekerinde düzensizlikler gelişebiliyor. Bunun sonucunda yaşam kalitesinin düşmesinin yanı sıra kalpten böbreklere, beyinden gözlere kadar pek çok organda hasar meydana gelebiliyor. Aslında yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan bazı düzenlemelerle diyabet hastalarının kan şekerini kontrol altında tutarak sağlıklı bir yaz dönemi geçirmeleri mümkün olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, sıcak hava, güneş ile tatilin rehavetine kapılıp ilaçlarınızı ve rutin kontrollerinizi asla aksatmamanız gerektiğini belirterek, “Hekiminizin tedavisini düzenli olarak uygular ve yaşam alışkanlıklarınıza dikkat ederseniz, yaz aylarında da kan şekerinizin dengede kalmasını sağlayabilir, böylelikle hastalığın yan etkilerinden korunabilirsiniz.  Sıcak havalarda susuz kalmamak, güneşin zararlı ışınlarından korunmak, ilaç düzeninize dikkat etmek ve öğün atlamamak ise bu mevsimde yaşam alışkanlığınızda dikkat etmeniz gereken en önemli 4 kuralı oluşturuyor.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, diyabet hastalarının yaz mevsiminde almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Su tüketiminizi artırın

Diyabet hastalarında su kaybı yaşamsal öneme sahip. Zira, vücuttaki kan şekeri su kaybıyla birlikte daha da yükseliyor ve bunun sonucunda hastalığın kontrolü zorlaşıyor. Ayrıca yetersiz su nedeniyle bazı biyokimyasal yolaklar üzerinden vücuttaki keton ve partikül oranı artıp, tedavisi daha zor olan ve mutlaka hastaneye yatış gerektiren çeşitli diyabet komalarına da neden olabiliyor. Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte vücuttan daha fazla su kaybedildiği için günlük su tüketiminizi mutlaka arttırın. Günde 2-2.5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

Öğün atlamayın

Pandemi ve soğuk günler nedeniyle açık havaya pek çıkamadık ve çok da sıkıldık. Günler artık uzadı ve yazın gelişiyle birlikte, saat kavramımız da değişti. Bu nedenle, istemsiz olarak öğün araları uzayabiliyor. “Ancak uzun açlık diyabetik kişiler için istenilen bir durum değildir. Düzenin bozulması kan şekerinde dalgalanmalara ve hastalık kontrolünün zorlaşmasına neden oluyor” uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, yaz kış fark etmeksizin 3 ana ve 2 veya 3 ara öğün düzenine mutlaka devam etmeniz gerektiğini söylüyor.

Bu saatler arasında güneşe çıkmayın

Güneş tüm görkemiyle parıldarken, bizi denize ve doğaya çağırıyor. Ancak dikkat! Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkmamaya özen gösterin. Zira, yakıcı saatlerde güneşe maruziyet vücutta sıvı kaybının artmasına ve bunun sonucunda kan şekerinde düzensizlik, tansiyon değerlerinde değişiklik, kalp ritminde değişiklik, kalp krizi, damarsal problemler ve beyin kanaması gibi pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Ayrıca, cilt kanseri riskini de artırıyor. Sokağa çıkmanız gerekiyorsa başınızı mutlaka şapka ile korumaya ve mümkün olduğuna gölgede kalmaya dikkat edin.

İlaçlarınızı düzenli kullanın

Kan şekerinizin dengede kalması için ilaç saatlerinizi aksatmamayı alışkanlık edinmeniz gerekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, ilaç kullanırken ana ve ara öğünlerinize de mutlaka devam etmeniz gerektiğini belirterek, “Saatinde alınmaması nedeniyle ilacın etkisi azalıp kan şekerinde aşırı yükselmeler olabiliyor ya da ilaç sonrasında öğün atlanması aşırı düşmelere yol açabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi Kan şekerinizi takip edin

Hepimizin, mevsim değişimi ve günlerin uzamasıyla birlikte rutinlerimiz de değişiyor. “Diyabet gibi kronik hastalığı olan kişilerde ise rutinlerin korunması ya da o döneme özel rutinler oluşturulması gerekiyor” uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, “Diyabet hastalarının evlerinde glukometre ile şeker ölçümü yapmaları son derece önemlidir. Bu rutin yaz mevsiminde de hiçbir zaman aksatılmamalı. Kişinin kendi kendisini takip etmesi; ilaç kullanımı ve diyete uyumu artırıyor. Bu sayede kan şekeri daha dengeli oluyor” diyor.

Egzersiz rutininiz olsun, ancak…

Spor yapmak mutlaka hayatınızın bir rutini olmalı. Çünkü düzenli yapılan egzersizler kan şekerinin dengelenmesine katkı sağlarken kilo vermenize de yardımcı oluyor. Dr. Meltem Batmacı, kan şekerini düzenleyen ilaçların hastanın diyet ve egzersiz rutinine göre önerildiğine işaret ederek, “Eğer spor alışkanlığında belirgin bir değişiklik olursa, ilaç fazla ya da az gelebiliyor. Dolayısıyla egzersizlerinize devam ederken düzenli şeker ölçümü yapıp, değerlerde değişiklik fark ettiğinizde hekiminizi mutlaka bilgilendirin. Egzersiz yaparken susuz kalmamaya ve öğün atlamamaya dikkat etmelisiniz. Ayrıca egzersizleri güneşin en yakıcı olduğu saatlerde değil, sabah erken veya akşam serinliğinde yapmayı alışkanlık edinmeniz de çok önemli” diyor.

Meyve suyu, çay ve kahveye dikkat

Sıcak havalarda serinlemek ve sıvı ihtiyacınızı karşılamak için gazlı içecekler ve meyve sularına yönelmek gibi bir hataya düşmeyin. Zira, şeker içeren içecekler kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Ayrıca kafein içeren çay ve kahve de vücuttan daha fazla sıvı kaybına neden oldukları için bu tür içeceklerden kaçınmanız da çok önemli.

Yaz meyvelerini abartmayın

Yaz aylarında dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da meyve tüketimi olmalı. Karpuz, kavun, incir ile üzüm gibi yaz meyveleri çok lezzetli olsalar da ciddi oranda şeker içeriyorlar ve kontrolsüz tüketildiklerinde kan şekerini yükseltebiliyorlar. Dolayısıyla yaz meyvelerini doğru porsiyonlarda tüketmeniz kan şekerinizin dengede kalması için çok önemli.

Kumsalda çıplak ayakla yürümeyin

Diyabetin komplikasyonlarından biri de sinirsel etkilenimler oluyor. Bu sinirsel komplikasyonlarda his kusurları, ağrı eşiğinin çok artması ya da azalması, ayaklarda yanma-elektriklenme gibi sorunlar gelişebiliyor. Duyu kusurları olabileceği için diyabet hastalarının ayak sağlığına ayrı bir özen göstermeleri gerektiğini söyleyen Dr. Meltem Batmacı, bunun nedenlerini şöyle anlatıyor: “Örneğin kızgın kumlar üzerinde yürüyen bir birey, o sıcaklığı algılayıp ayaklarını hemen korumaya geçer. Ancak diyabetik birey o sıcaklığı algılayamayıp yürüyüşüne devam edebilir ve bunun sonucunda ciddi yanıklar gelişebilir. Ayrıca ayağına batan herhangi bir cismi fark edemeyip vücutta iyice ilerlemesine ya da birkaç gün sonra ciddi yaralar açılmasına veya ciddi enfeksiyonlara neden olabiliyor. Dolayısıyla kumsalda veya denizde çıplak ayakla yürümeyin, özel ortopedik ayakkabıları tercih edin, ayaklarınızı her zaman temiz ve nemli tutun, her akşam kontrol etmeyi de alışkanlık edinin.”

Serin tutan kıyafetler giyin

Vücut sıcaklığını artırmayacak, serin tutacak, açık renkli ve terletmeyen giysiler tercih etmeniz de çok önemli. Ayrıca sokağa çıkarken başınızı mutlaka bir şapka, gözlerinizi de güneş gözlüğü ile korumaya özen gösterin.

Günde 10 adet çilek tüketirseniz…

Günde 10 adet çilek tüketirseniz…

İlkbahar ve yaz mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan çilek sadece lezzetiyle değil, aynı zamanda sağlığımız üzerindeki etkileriyle de ön plana çıkıyor! C vitamininden en zengin meyveler arasında yer alıyor çilek. Günlük bir porsiyon çilek tüketimiyle C vitamini ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayabilirsiniz. Çilek, aynı zamanda A vitamininden potasyuma, kalsiyumdan magnezyuma kadar içerdiği pek çok bileşenle adeta bir şifa deposu. Düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olmadığı için günde bir porsiyon (10 adet orta boy) çilek tüketmenizde fayda var. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, çileğin özellikle çocuklarda alerjik reaksiyona neden olabildiğini belirterek, “Bağışıklık sisteminin çileğin içerisinde bulunan proteine karşı aşırı tepki vermesi sonucu alerjik reaksiyon gelişebiliyor. Huş ağacı polenine veya elmaya karşı alerji sorunu yaşanıyorsa, çileğe karşı ikincil bir besin alerjisi gelişmesi mümkün olabiliyor. Dolayısıyla çilek yedikten sonra ağızda karıncalanma veya kaşıntı, baş dönmesi, dudak, dil veya boğazda şişlik, solunum problemleri, kurdeşen, ishal gibi belirtiler yaşanıyorsa, doktora danışmakta fayda var” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, çileğin sağlığımız üzerindeki faydalarını anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

Kötü huylu kolesterole karşı etkili oluyor

Çilek zengin lif içeriği sayesinde kötü huylu LDL kolesterolün düşürülmesinde rol oynuyor. Aynı zamanda zengin antioksidan içeriği ile kolesterol üzerinde olumlu sağlık etkileri göstererek damar tıkanıklığının önlenmesine yardımcı olabiliyor. Yapılan bir çalışmada; her gün düzenli çilek tüketen kişilerin LDL kolesterollerinde yüzde 14, toplam kolesterollerinde yüzde 9 ve trigliserid düzeylerinde yüzde 21 oranında azalma görüldüğü bildirilmiş. Çileğin kolesterol düşürücü etkisi lif, C vitamini ve biyoaktif bileşen içeriğiyle ilişkilendiriliyor.

Kalp sağlığını destekliyor

Çileğin potasyum içeriği yüksek tansiyonu olan bireylerde fayda sağlayabiliyor. Düşük sodyum, yüksek potasyum içeren bir beslenme düzeni yüksek tansiyonu dengelemede önem taşıyor. Potasyum, kalp kasının düzenli çalışmasında, kan basıncının dengelenmesinde ve kardiyovasküler sistem üzerindeki yükün azaltılmasında önemli fayda sağlıyor.

Kanserden korunmaya katkı sağlıyor

Çilek antioksidan değeri en yüksek meyveler arasında yer alıyor. Gün içinde maruz kalınan hava kirliliği ve birtakım kimyasallar gibi çevresel faktörler sebebiyle vücuda alınan bazı maddeler toksik etki gösterebiliyor ve hastalıklara neden olan serbest radikal üretimine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, antioksidanların serbest radikallere karşı koruma sağlayarak hastalıkların oluşumunu önleyebildiğini belirterek, “Antioksidan alımınızı günlük düzenli olarak bir porsiyon çilek tüketerek destekleyebilirsiniz. Ancak yapılan çalışmalar çileğin zengin antioksidan içeriği sayesinde bazı kanser türlerine karşı koruma sağladığını gösterse de daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır” diyor.

Kan şekeri dengesinde önemli

Yapılan çalışmalar kan şekeri dengesindeki bozuklukları obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı riski ile ilişkilendiriyor. Çileğin glisemik indeksinin (kan şekerini yükseltme hızı) düşük olması kan şeker dengesi için önemli. Özellikle insülin direnci veya diyabet sorununuz varsa, ara öğünlerinizde bir porsiyon çilek ile beraber bir su bardağı kefir (200 ml) tüketerek daha dengeli kan şeker seviyesi sağlayabilirsiniz. Çilek ve kefir ikilisi aynı zamanda daha uzun süre tok kalmanıza da yardımcı olacaktır.

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Çilek, güçlü antioksidan etkiye sahip C vitaminin önemli bir kaynağı. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlarla mücadele ediyor. Bir porsiyon çilek (10-12 orta boy-180 gr) tüketimi bir porsiyon portakal (1 orta boy-130 gr) tüketiminden daha fazla C vitamini sağlıyor.

Tokluk süresini uzatıyor

Çilek zengin lif içeriği sayesinde tokluk süresini uzatarak ağırlık kontrolüne yardımcı oluyor. “Aynı zamanda çileğin glisemik indeksinin, yani kan şekerini yükseltme hızının düşük olması kan şekerinin düzenlenmesi için de önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalar, düşük glisemik indeksli diyetlerin diyabet, ağırlık kontrolü ve obezite tedavisinde olumlu etkilerinin olduğunu gösteriyor. Diyet sürecinde çileğin düşük enerji ve yüksek su içeriğinden faydalanabilirsiniz. Çileği ara öğünlerinizde 2 tam ceviz içi ile beraber tüketerek tokluk sürenizi uzatabilirsiniz”

Cilt sağlığını koruyor

Çilek içeriğindeki C vitamini ve antioksidanlar sayesinde cilt sağlığını da destekliyor. Cildin daha pürüzsüz ve canlı görünmesine yardımcı oluyor. Yüksek C vitamini içermesi ve bu vitaminin anti-inflamatuar etkisiyle çilek akne ile ilişkili iltihaplanmanın azaltılmasında da rol oynayabiliyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Lif ve su içeriği yüksek olan çilek; karpuz, kavun ile üzüm gibi su içeriği zengin meyvelerle beraber vücudun hidrasyonuna ve düzenli bağırsak hareketlerini sürdürmeye destek oluyor. Lif, bağırsak hareketlerini arttırarak ve dışkıya hacim kazandırarak kabızlığın önlenmesine yardımcı olabiliyor. Kabızlık problemi olan kişilerin her gün bir porsiyon taze çilek veya çilek marmeladı tüketerek bağırsak hareketliliğini arttırabileceği belirtiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SAĞLIKLI ÇİLEKLİ TARİFLER

Çilekli Semizotu Salatası

Malzemeler: 1 küçük bağ semizotu, 10 adet orta boy çilek, 5-6 yemek kaşığı lor peyniri, 2 tam ceviz içi, ½ limon suyu, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1 tatlı kaşığı keten tohumu

Yapılışı: Semizotunun saplarını kesin. Ardından yaprak kısımlarını yıkayıp, kurulayın. Çilekleri ikiye bölün ve cevizleri küçük parçalar haline getirin. Lor peyniri, zeytinyağı ve limon suyunu da ekleyerek tüm malzemeleri karıştırın. Üzerine keten tohumu ilave ederek servis edebilirsiniz.

Ne sağlıyor? Çilek semizotu ikilisi yüksek su oranı ve düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerinizin dengelenmesine katkı sağlayarak daha enerjik hissetmenize yardımcı oluyor. Aynı zamanda tokluk sürenizin uzamasına destek veriyor. Bu salatayı ana öğünlerinizde tercih edebilirsiniz.

Çilekli Antioksidan Smoothie

Malzemeler: 10 adet orta boy çilek, 1 avuç ıspanak, 1 su bardağı sade kefir (200 ml), 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 1 tatlı kaşığı chia tohumu, 1 tatlı kaşığı hindistancevizi tozu

Yapılışı: Tüm malzemeleri blenderden geçirin. Dilerseniz toz tarçınla tatlandırabilirsiniz.

Ne sağlıyor? Protein içerikli bir öğle öğünü sonrası akşam öğününüzü hafif geçirmek veya kahvaltıda bahar ve yaz aylarında artan sıvı ihtiyacınızı destelemek için tercih edebilirsiniz.

Hangi tatlı, kaç kalori?

Hangi tatlı, kaç kalori?

Şekerpare, kadayıf, revani, baklava… Bayram sofralarını süsleyen, misafirlere ikram edilen tatlılardan sadece birkaçı… Lezzetli oldukları aşikar ama dikkat! Tatlı tüketiminde ölçüyü kaçırmak tatsız sonuçlara yol açabilir! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Ramazan Bayramı’nın olmazsa olmazı tatlılara karşı temkinli olmak gerekiyor. Özellikle şerbetli ve hamurlu tatlılar; glisemik indeksinin (kan şekerini yükseltme hızı) ve enerji yoğunluğunun yüksek olması, kan şekeri dengesi bozukluklarına yol açması, yağ depolanmasını artırması, mide yanması ve bağırsak sistemi bozuklukları gibi birçok olumsuz sağlık problemine neden olması nedeniyle risk oluşturabilir. Yapılan çalışmalar; fazla miktarda şeker tüketiminin kalp hastalarında kalp krizini tetikleyebildiğini, diyabet hastalarında kan şekerinin çok yükselmesine neden olabildiğini gösteriyor. Herhangi bir sistemik hastalığı olmadığını düşünen kişiler de günde bir porsiyonu aşmamalıdır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıklı tatlı yapımı ve tüketiminin 5 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, iki de tatlı tarifi verdi…

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

  • Sütlü tatlıları tercih edin

Ramazan ayında yavaşlayan ve kan şekeri dengesizlikleri meydana gelen metabolizmanız için ağır, şerbetli bayram tatlıları risk oluşturabilir. Bu tür tatlılar kan şekerinde dengesizlik, vücut ağırlığında artış, ani acıkma atakları, sinirlilik, baş ağrısı, artan susama hissi gibi olumsuz durumlar yaratabilir. Sütlü tatlılar ise nispeten daha düşük enerji değerine sahip olduklarından,  porsiyon kontrollü tüketildiklerinde kan şeker dengesizliklerine ve vücut ağırlığı artışına neden olmayacaktır. Bu nedenle sütlü tatlıları tercih edin.

  • Tadımlık tüketin

Tatlıya karşı koyamıyorsanız ve ille de tüketecekseniz misafirlikte ilk olarak ikram edilen lokum, şeker, çikolata gibi ikramlıklar yerine seçiminizi tatlılardan yana kullanabilirsiniz. Şerbetli tatlılar vazgeçilmeziniz ise, bayram süresince mümkün olduğu kadar porsiyon miktarının yarısını tüketmeye veya eve gelen misafirlerinize yarı porsiyon ikram etmeye özen gösterin. Böylece tatlınızı doyumluk değil tadımlık alarak şeker miktarını azaltabilirsiniz.

  • Meyvelerle tatlandırın

Meyveler vitamin, mineral, posa ve birçok fonksiyonel besin bileşenini sağlayan önemli bir besin grubudur. Birçok meyve diğer besinlere kıyasla çok daha düşük enerji içeriğine sahiptir. Meyve tüketiminin kalp hastalıkları, inme ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıklara karşı koruyucu olduğu biliniyor. Bu nedenle meyvelerin olumlu; şekerin olumsuz sağlık etkileri göz önünde bulundurulduğunda bayram tatlılarınızı şeker yerine taze veya kuru meyveler ile tatlandırarak tatlı isteğinizi sağlıklı bir şekilde karşılayabilirsiniz. Meyveli tatlılar; hem enerji alımı açısından hem de hazırlanırken yağ içermemelerinden kaynaklı olarak daha düşük enerji içeriğine sahip lezzetli seçimler olacaktır. Ancak tabi ki porsiyon kontrolüne dikkat etmek koşuluyla!

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Tatlınızın içeriğini gözden geçirin

Bayram tatlısı ikramlıklarınızı hazırlarken eğer vazgeçemediğiniz bir tatlı var ise içerisindeki malzemelerde yapacağınız değişimler ile tatlının enerji içeriğini azaltabilirsiniz. Örneğin; kullanacağınız unun çeşidini lif içeriği zengin tam buğday, çavdar unlarından yana kullanabilirsiniz. Böylece tüketim sonrasında ani kan şekeri yükselmesinin önüne geçebilirsiniz. Kullandığınız şeker miktarını yarıya düşürerek veya alternatif olarak bal, pekmez, taze ve kuru meyveleri kullanarak da gerekli tatlandırmayı sağlayabilirsiniz. Tatlı tüketecekseniz, diğer karbonhidrat kaynağı olan ekmek, makarna, pilav, börek, hamurişi türevlerinin miktarını azaltarak öğünlerinizi dengeleyin.

  • Sağlıklı yağları tercih edin

Bayram tatlılarının yüksek şeker içeriğinin yanı sıra yüksek miktarlarda yağ içerdiği de unutulmamalı. Çoğu geleneksel bayram tatlısının içerisinde yer alan margarin, tereyağ gibi yağların kolesterol ve doymuş yağ asit miktarları yüksektir. Bu yağlar, kalp ve damar hastalıkları, diyabet, obezite, kanser vb. hastalıklar olmak üzere pek çok hastalığa neden olur. Bu yüzden ikramlıklarınızı hazırlarken doymamış yağ asitleri, E vitamini ve flavonoid içerikleriyle olumlu sağlık etkileri bulunan badem, ceviz, fındık, kaju gibi yağlı tohumlar, avokado, zeytinyağı, ceviz yağı, hindistancevizi yağı gibi sağlıklı yağ çeşitlerinden yararlanabilirsiniz. Ancak bu yağların sağlıklı olsalar dahi enerji yoğunluklarının yüksek olduğu da göz ardı edilmemeli. Aynı zamanda kızaran tatlı çeşitlerinin de yağ içeriklerinin yüksek olduğu unutulmamalı; alternatifler arasında yer almamalı.