Yazılar

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

­­Hamileler sıcak havaya dikkat!

Anne adayının hamilelik döneminde vücudunda ve psikolojisinde yaşanan değişimlere yaz aylarındaki bunaltıcı sıcaklar da eklenince, bu süreç daha güç hale gelebiliyor. Örneğin, nem oranının yükselmesi nedeniyle anne adayları nefes almakta güçlük çekerken, daha kısa sürede yorulabiliyorlar. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, yaz mevsimine denk gelen hamilelik sürecinde en çok bol su içmeye ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmaya dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, “Sıcak havalarda yeterince sıvı almamak organlarda hasar oluşturabilen dehidratasyon başta olmak üzere önemli sağlık problemlerine neden olabiliyor. Güneş ışınlarının yeryüzüne dik geldiği saatlerde güneş altında kalmak da vücutta lekelere, çok daha kötüsü hayatı tehdit edebilecek boyutlara ulaşabilen sıcak çarpmasına yol açabiliyor. Anne adayının ve bebeğin sağlıkları için özellikle bu iki önlemi almaları sıcak havalarda son derece önemlidir” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, anne adaylarına yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için dikkat etmeleri gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Önder Sakin

Güneşin zararlı ışınlarından korunun

Hamilelikte yükselen östrojen hormonu başta olmak üzere birçok hormonel değişiklik nedeniyle ciltte koyulaşma sağlayan melanin pigmentlerinde artış  oluyor. Doç. Dr. Önder Sakin, melaninin artması sonucunda ciltte kolayca koyulaşma ve lekelenmeler gelişebildiği uyarısında bulunarak, “Gebelik maskesi dediğimiz; burun üstü, dudak üstü ve yanaklarda belirgin olan koyulaşma ile beneklenme yaz aylarında sıkça görülüyor. Gebelik maskesi güneşte fazla kalınması durumunda çok daha belirgin bir hal alabiliyor ve doğum sonrasında da kaybolmayabiliyor. Bu tür cilt lekelenmelerini önlemek ve sıcak çarpmasından korunmak için güneş ışınlarının dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında mümkünse dışarıya çıkmayın, zorundaysanız güneşe çıkmadan en az 20-30 dakika önce yüksek faktörlü ürün kullanın. Ürünü her 2-3 saatte bir tekrarlayın, gözlük ile şapka kullanmayı da asla ihmal etmeyin” diyor.

Susamasanız bile su için

Hamilelikte su tüketiminin önemi tartışılmaz. Yeterli su tüketimi böbreklerin sağlıklı çalışabilmesi ve bu sayede vücuttaki toksinlerin atılabilmesi için çok önemli. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonları, erken doğum, hemoroit ve hazımsızlık gibi pek çok ciddi tablonun önlenmesinde de kilit rol üstleniyor. Ayrıca yazın sıcak havalarda yeterince sıvı almamak dehidratasyona yol açabiliyor.  Bunların yanı sıra hamilelikte 34. haftadan sonra amnion sıvısının fizyolojik olarak azalması bebeğin hareket alanının daralması, tüm kordonun sıkışması,  oksijen alımında yetersizlik ve gelişme geriliği başta olmak üzere pek çok olumsuz tablolara neden olabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, özellikle yaz aylarında terleme ve solunum yoluyla normalden daha fazla sıvı kaybı olduğuna dikkat çekerek, “Günlük alınan sıvı miktarının kaybedilen miktardan en az 500 ml daha fazla olması gerekiyor. Sağlıklı bir hamilelik için yaz mevsiminde en az 2 litre su tüketilmesini öneriyoruz. Bu nedenle yaz aylarında susamadığınız zaman bile bol su içmelisiniz” diyor.

Vücut ısınıza dikkat edin

Vücut ısısının 39 C derecenin üzerine yükselmesinin bebekte bazı yapısal sakatlıklara yol açabildiği ifade ediliyor. Bu nedenle yaz mevsiminde aşırı egzersiz yapmaktan, sıcak buhar, sauna, hamam ve termal sular gibi vücut ısısını 39 C derece üzerine çıkarabilecek durumlardan kaçınmanız gerekiyor. Ayrıca rahat ve bol kıyafetleri tercih etmeli, mümkünse pamuklu çamaşırlar kullanmalısınız.

Düzenli olarak yüzün

Kanama, su gelmesi ve erken doğum tehdidi gibi durumlar olmadığı takdirde hamilelerin spor yapmaları ve denizde yüzmeleri genel vücut sağlığı açısından önemli.  Doç. Dr. Önder Sakin, travmaya yol açmayacak, zorlamayacak ve sakatlıklara neden olmayacak şekilde yüzmenin hamileliğin hemen her haftasında önerildiğini belirterek, “Kasları güçlendirmek ve kan dolaşımını düzenlemek başta olmak üzere sağlığımız üzerinde pek çok fayda sağlayan yüzme hamilelik döneminde en sağlıklı ve en uygun sporlar arasında yer alıyor. Ancak jet-ski, su kayağı, su altı dalışları ve su kaydırakları gibi su sporları ise hamilelik sürecinde önerilmiyor” diyor.

Islak mayo ile kalmayın

Denizden çıktıktan sonra ıslak mayo ile kalmak genital enfeksiyonların artmasına neden olan önemli hijyen hatalarından birini oluşturuyor. Ayrıca sentetik çamaşırlar da genital bölgenin havalanmasını engelliyor. Oksijenlenmesi iyi olmayan, kapalı, sıcak ve nemli bir ortam da mantar gelişimi için zemin hazırlıyor. Genital havalanma, oksijenlenme ve kuruluk ise hem bu tür şikayetlerin gelişimini önlüyor, hem de enfeksiyonların azalmasını sağlıyor. Bu nedenle denizden çıktıktan sonra mayonuzu hemen değiştirin, kuru kalmasına özen gösterin, rahat kıyafetler tercih edin ve genital bölgenin havalanmasına müsaade edin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İdeal kiloda kalın

Hamilelikte gereğinden fazla kilo alımı anne adaylarının yaz aylarını daha ağır geçirmelerine neden olabiliyor. Solunum problemlerinin daha fazla olması ve sık nefes alış verişlerinin yorucu hale gelmesi, sıcak hava, nem ve ağırlaşmış bir vücut, bu sürecin daha zor geçmesine yol açabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Önder Sakin, “Hamilelikte önerilen kilo alımı kişiye özel olmakla birlikte 7-12 kilo arasında değişiyor. Sağlık problemlerinin önlenmesi veya daha az görülmesi için alınan kilonun uygun aralıklarda tutulmasını, yeterli ve uygun spor hareketlerinin yapılmasını öneriyoruz. Yoga, pilates, yüzme ve hafif tempolu yürüyüşler, hamilelik için en uygun egzersizleri oluşturuyor” bilgisini veriyor.

Sık aralıklarla ve az miktarda beslenin

Yaz aylarında sık aralıklarla ve az miktarlarda yemeye özen gösterin. Daha hafif ve sindirimi daha kolay besinleri tercih etmeniz faydalı olacaktır. Zira, yaz aylarında ağır yiyecekler tüketilmesi sindirim sistemi zorluklarına, ağırlaşmalara, kabızlık, gaz ve şişkinlik gibi şikayetlerin daha fazla görülmesine yol açabiliyor. Et, süt, yumurta, yeşillikler, mevsim meyveleri ve kuruyemişleri günlük belli oranlarda tüketmeye özen gösterin. Örneğin her gün 200-300 gram kırmızı veya beyaz et, 200-300 cc taze pastörize günlük süt ve bir adet iyi pişmiş veya haşlanmış yumurtayı ihmal etmeyin. Ara öğünlerde de meyve ve kuruyemiş tüketmeyi alışkanlık haline getirin.

Ödem varsa dikkatli olun

Yaz aylarında ödem daha fazla görülebiliyor. Tansiyon takibi ödem sorunu yaşayan anne adaylarında önem taşıyor ve aksatmadan yapılması gerekiyor. Fizyolojik ödemler için düzenli kısa süreli egzersizler yapmak, proteinli beslenmeye dikkat etmek, tuz tüketiminden kaçınmak, uzun süre ayakta kalmamak, yine uzun süre aynı pozisyonda oturmamak, aralıklı olarak bacakları hareket ettirmek, ayakları yükselterek dinlendirmek, kan dolaşımının sağlanması ve ödemin azaltılması açısından dikkat etmeniz gereken kuralları oluşturuyor.

Ayakkabınız rahat olsun

Hamilelikte kas, eklem ile tendonlarda gevşemeler ve genişlemeler oluyor. Bu değişiklikler nedeniyle bu süreçte eklem sakatlıkları, burkulmalar, dönmeler, çıkıklar ve kırıklar çok daha sık görülüyor. Bu olumsuzlukları önlemek için yaz aylarında yürüyüş ve spor yaparken yumuşak tabanlı rahat ayakkabılar giymeye özen gösterin.

Sık sık duş alın

Yaz aylarında sıcak basmalarına karşı sık sık duş almayı alışkanlık edinin. Ancak vücut ısınızın stabil kalması için çok soğuk veya aşırı sıcak duşlardan kaçınmanız çok önemli.

Susuzluğunuzu meyve suyu ile gidermeyin!

Susuzluğunuzu meyve suyu ile gidermeyin!

Tüm yıl boyunca heyecanla beklediğimiz yaz mevsimi nihayet kapımızı çaldı. Ancak güneşin kendini bolca gösterdiği yaz ayları diyabet hastaları için büyük bir risk oluşturabiliyor. Yaz mevsiminde vücutta oluşan sıvı kaybına, yazın getirdiği rehavet nedeniyle beslenme düzeninin bozulması ve rutin kontrollerin ihmal edilmesi gibi çeşitli faktörler de eklenince, diyabet hastalarının kan şekerinde düzensizlikler gelişebiliyor. Bunun sonucunda yaşam kalitesinin düşmesinin yanı sıra kalpten böbreklere, beyinden gözlere kadar pek çok organda hasar meydana gelebiliyor. Aslında yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan bazı düzenlemelerle diyabet hastalarının kan şekerini kontrol altında tutarak sağlıklı bir yaz dönemi geçirmeleri mümkün olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, sıcak hava, güneş ile tatilin rehavetine kapılıp ilaçlarınızı ve rutin kontrollerinizi asla aksatmamanız gerektiğini belirterek, “Hekiminizin tedavisini düzenli olarak uygular ve yaşam alışkanlıklarınıza dikkat ederseniz, yaz aylarında da kan şekerinizin dengede kalmasını sağlayabilir, böylelikle hastalığın yan etkilerinden korunabilirsiniz.  Sıcak havalarda susuz kalmamak, güneşin zararlı ışınlarından korunmak, ilaç düzeninize dikkat etmek ve öğün atlamamak ise bu mevsimde yaşam alışkanlığınızda dikkat etmeniz gereken en önemli 4 kuralı oluşturuyor.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, diyabet hastalarının yaz mevsiminde almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Su tüketiminizi artırın

Diyabet hastalarında su kaybı yaşamsal öneme sahip. Zira, vücuttaki kan şekeri su kaybıyla birlikte daha da yükseliyor ve bunun sonucunda hastalığın kontrolü zorlaşıyor. Ayrıca yetersiz su nedeniyle bazı biyokimyasal yolaklar üzerinden vücuttaki keton ve partikül oranı artıp, tedavisi daha zor olan ve mutlaka hastaneye yatış gerektiren çeşitli diyabet komalarına da neden olabiliyor. Yaz mevsiminde havaların ısınmasıyla birlikte vücuttan daha fazla su kaybedildiği için günlük su tüketiminizi mutlaka arttırın. Günde 2-2.5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin.

Öğün atlamayın

Pandemi ve soğuk günler nedeniyle açık havaya pek çıkamadık ve çok da sıkıldık. Günler artık uzadı ve yazın gelişiyle birlikte, saat kavramımız da değişti. Bu nedenle, istemsiz olarak öğün araları uzayabiliyor. “Ancak uzun açlık diyabetik kişiler için istenilen bir durum değildir. Düzenin bozulması kan şekerinde dalgalanmalara ve hastalık kontrolünün zorlaşmasına neden oluyor” uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, yaz kış fark etmeksizin 3 ana ve 2 veya 3 ara öğün düzenine mutlaka devam etmeniz gerektiğini söylüyor.

Bu saatler arasında güneşe çıkmayın

Güneş tüm görkemiyle parıldarken, bizi denize ve doğaya çağırıyor. Ancak dikkat! Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkmamaya özen gösterin. Zira, yakıcı saatlerde güneşe maruziyet vücutta sıvı kaybının artmasına ve bunun sonucunda kan şekerinde düzensizlik, tansiyon değerlerinde değişiklik, kalp ritminde değişiklik, kalp krizi, damarsal problemler ve beyin kanaması gibi pek çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Ayrıca, cilt kanseri riskini de artırıyor. Sokağa çıkmanız gerekiyorsa başınızı mutlaka şapka ile korumaya ve mümkün olduğuna gölgede kalmaya dikkat edin.

İlaçlarınızı düzenli kullanın

Kan şekerinizin dengede kalması için ilaç saatlerinizi aksatmamayı alışkanlık edinmeniz gerekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, ilaç kullanırken ana ve ara öğünlerinize de mutlaka devam etmeniz gerektiğini belirterek, “Saatinde alınmaması nedeniyle ilacın etkisi azalıp kan şekerinde aşırı yükselmeler olabiliyor ya da ilaç sonrasında öğün atlanması aşırı düşmelere yol açabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi Kan şekerinizi takip edin

Hepimizin, mevsim değişimi ve günlerin uzamasıyla birlikte rutinlerimiz de değişiyor. “Diyabet gibi kronik hastalığı olan kişilerde ise rutinlerin korunması ya da o döneme özel rutinler oluşturulması gerekiyor” uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, “Diyabet hastalarının evlerinde glukometre ile şeker ölçümü yapmaları son derece önemlidir. Bu rutin yaz mevsiminde de hiçbir zaman aksatılmamalı. Kişinin kendi kendisini takip etmesi; ilaç kullanımı ve diyete uyumu artırıyor. Bu sayede kan şekeri daha dengeli oluyor” diyor.

Egzersiz rutininiz olsun, ancak…

Spor yapmak mutlaka hayatınızın bir rutini olmalı. Çünkü düzenli yapılan egzersizler kan şekerinin dengelenmesine katkı sağlarken kilo vermenize de yardımcı oluyor. Dr. Meltem Batmacı, kan şekerini düzenleyen ilaçların hastanın diyet ve egzersiz rutinine göre önerildiğine işaret ederek, “Eğer spor alışkanlığında belirgin bir değişiklik olursa, ilaç fazla ya da az gelebiliyor. Dolayısıyla egzersizlerinize devam ederken düzenli şeker ölçümü yapıp, değerlerde değişiklik fark ettiğinizde hekiminizi mutlaka bilgilendirin. Egzersiz yaparken susuz kalmamaya ve öğün atlamamaya dikkat etmelisiniz. Ayrıca egzersizleri güneşin en yakıcı olduğu saatlerde değil, sabah erken veya akşam serinliğinde yapmayı alışkanlık edinmeniz de çok önemli” diyor.

Meyve suyu, çay ve kahveye dikkat

Sıcak havalarda serinlemek ve sıvı ihtiyacınızı karşılamak için gazlı içecekler ve meyve sularına yönelmek gibi bir hataya düşmeyin. Zira, şeker içeren içecekler kan şekerini hızla yükseltebiliyor. Ayrıca kafein içeren çay ve kahve de vücuttan daha fazla sıvı kaybına neden oldukları için bu tür içeceklerden kaçınmanız da çok önemli.

Yaz meyvelerini abartmayın

Yaz aylarında dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da meyve tüketimi olmalı. Karpuz, kavun, incir ile üzüm gibi yaz meyveleri çok lezzetli olsalar da ciddi oranda şeker içeriyorlar ve kontrolsüz tüketildiklerinde kan şekerini yükseltebiliyorlar. Dolayısıyla yaz meyvelerini doğru porsiyonlarda tüketmeniz kan şekerinizin dengede kalması için çok önemli.

Kumsalda çıplak ayakla yürümeyin

Diyabetin komplikasyonlarından biri de sinirsel etkilenimler oluyor. Bu sinirsel komplikasyonlarda his kusurları, ağrı eşiğinin çok artması ya da azalması, ayaklarda yanma-elektriklenme gibi sorunlar gelişebiliyor. Duyu kusurları olabileceği için diyabet hastalarının ayak sağlığına ayrı bir özen göstermeleri gerektiğini söyleyen Dr. Meltem Batmacı, bunun nedenlerini şöyle anlatıyor: “Örneğin kızgın kumlar üzerinde yürüyen bir birey, o sıcaklığı algılayıp ayaklarını hemen korumaya geçer. Ancak diyabetik birey o sıcaklığı algılayamayıp yürüyüşüne devam edebilir ve bunun sonucunda ciddi yanıklar gelişebilir. Ayrıca ayağına batan herhangi bir cismi fark edemeyip vücutta iyice ilerlemesine ya da birkaç gün sonra ciddi yaralar açılmasına veya ciddi enfeksiyonlara neden olabiliyor. Dolayısıyla kumsalda veya denizde çıplak ayakla yürümeyin, özel ortopedik ayakkabıları tercih edin, ayaklarınızı her zaman temiz ve nemli tutun, her akşam kontrol etmeyi de alışkanlık edinin.”

Serin tutan kıyafetler giyin

Vücut sıcaklığını artırmayacak, serin tutacak, açık renkli ve terletmeyen giysiler tercih etmeniz de çok önemli. Ayrıca sokağa çıkarken başınızı mutlaka bir şapka, gözlerinizi de güneş gözlüğü ile korumaya özen gösterin.

Günde 10 adet çilek tüketirseniz…

Günde 10 adet çilek tüketirseniz…

İlkbahar ve yaz mevsiminin en sevilen meyvelerinden olan çilek sadece lezzetiyle değil, aynı zamanda sağlığımız üzerindeki etkileriyle de ön plana çıkıyor! C vitamininden en zengin meyveler arasında yer alıyor çilek. Günlük bir porsiyon çilek tüketimiyle C vitamini ihtiyacınızı fazlasıyla karşılayabilirsiniz. Çilek, aynı zamanda A vitamininden potasyuma, kalsiyumdan magnezyuma kadar içerdiği pek çok bileşenle adeta bir şifa deposu. Düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olmadığı için günde bir porsiyon (10 adet orta boy) çilek tüketmenizde fayda var. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, çileğin özellikle çocuklarda alerjik reaksiyona neden olabildiğini belirterek, “Bağışıklık sisteminin çileğin içerisinde bulunan proteine karşı aşırı tepki vermesi sonucu alerjik reaksiyon gelişebiliyor. Huş ağacı polenine veya elmaya karşı alerji sorunu yaşanıyorsa, çileğe karşı ikincil bir besin alerjisi gelişmesi mümkün olabiliyor. Dolayısıyla çilek yedikten sonra ağızda karıncalanma veya kaşıntı, baş dönmesi, dudak, dil veya boğazda şişlik, solunum problemleri, kurdeşen, ishal gibi belirtiler yaşanıyorsa, doktora danışmakta fayda var” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, çileğin sağlığımız üzerindeki faydalarını anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

Kötü huylu kolesterole karşı etkili oluyor

Çilek zengin lif içeriği sayesinde kötü huylu LDL kolesterolün düşürülmesinde rol oynuyor. Aynı zamanda zengin antioksidan içeriği ile kolesterol üzerinde olumlu sağlık etkileri göstererek damar tıkanıklığının önlenmesine yardımcı olabiliyor. Yapılan bir çalışmada; her gün düzenli çilek tüketen kişilerin LDL kolesterollerinde yüzde 14, toplam kolesterollerinde yüzde 9 ve trigliserid düzeylerinde yüzde 21 oranında azalma görüldüğü bildirilmiş. Çileğin kolesterol düşürücü etkisi lif, C vitamini ve biyoaktif bileşen içeriğiyle ilişkilendiriliyor.

Kalp sağlığını destekliyor

Çileğin potasyum içeriği yüksek tansiyonu olan bireylerde fayda sağlayabiliyor. Düşük sodyum, yüksek potasyum içeren bir beslenme düzeni yüksek tansiyonu dengelemede önem taşıyor. Potasyum, kalp kasının düzenli çalışmasında, kan basıncının dengelenmesinde ve kardiyovasküler sistem üzerindeki yükün azaltılmasında önemli fayda sağlıyor.

Kanserden korunmaya katkı sağlıyor

Çilek antioksidan değeri en yüksek meyveler arasında yer alıyor. Gün içinde maruz kalınan hava kirliliği ve birtakım kimyasallar gibi çevresel faktörler sebebiyle vücuda alınan bazı maddeler toksik etki gösterebiliyor ve hastalıklara neden olan serbest radikal üretimine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, antioksidanların serbest radikallere karşı koruma sağlayarak hastalıkların oluşumunu önleyebildiğini belirterek, “Antioksidan alımınızı günlük düzenli olarak bir porsiyon çilek tüketerek destekleyebilirsiniz. Ancak yapılan çalışmalar çileğin zengin antioksidan içeriği sayesinde bazı kanser türlerine karşı koruma sağladığını gösterse de daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır” diyor.

Kan şekeri dengesinde önemli

Yapılan çalışmalar kan şekeri dengesindeki bozuklukları obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı riski ile ilişkilendiriyor. Çileğin glisemik indeksinin (kan şekerini yükseltme hızı) düşük olması kan şeker dengesi için önemli. Özellikle insülin direnci veya diyabet sorununuz varsa, ara öğünlerinizde bir porsiyon çilek ile beraber bir su bardağı kefir (200 ml) tüketerek daha dengeli kan şeker seviyesi sağlayabilirsiniz. Çilek ve kefir ikilisi aynı zamanda daha uzun süre tok kalmanıza da yardımcı olacaktır.

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor

Çilek, güçlü antioksidan etkiye sahip C vitaminin önemli bir kaynağı. Bu sayede bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlarla mücadele ediyor. Bir porsiyon çilek (10-12 orta boy-180 gr) tüketimi bir porsiyon portakal (1 orta boy-130 gr) tüketiminden daha fazla C vitamini sağlıyor.

Tokluk süresini uzatıyor

Çilek zengin lif içeriği sayesinde tokluk süresini uzatarak ağırlık kontrolüne yardımcı oluyor. “Aynı zamanda çileğin glisemik indeksinin, yani kan şekerini yükseltme hızının düşük olması kan şekerinin düzenlenmesi için de önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan çalışmalar, düşük glisemik indeksli diyetlerin diyabet, ağırlık kontrolü ve obezite tedavisinde olumlu etkilerinin olduğunu gösteriyor. Diyet sürecinde çileğin düşük enerji ve yüksek su içeriğinden faydalanabilirsiniz. Çileği ara öğünlerinizde 2 tam ceviz içi ile beraber tüketerek tokluk sürenizi uzatabilirsiniz”

Cilt sağlığını koruyor

Çilek içeriğindeki C vitamini ve antioksidanlar sayesinde cilt sağlığını da destekliyor. Cildin daha pürüzsüz ve canlı görünmesine yardımcı oluyor. Yüksek C vitamini içermesi ve bu vitaminin anti-inflamatuar etkisiyle çilek akne ile ilişkili iltihaplanmanın azaltılmasında da rol oynayabiliyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Lif ve su içeriği yüksek olan çilek; karpuz, kavun ile üzüm gibi su içeriği zengin meyvelerle beraber vücudun hidrasyonuna ve düzenli bağırsak hareketlerini sürdürmeye destek oluyor. Lif, bağırsak hareketlerini arttırarak ve dışkıya hacim kazandırarak kabızlığın önlenmesine yardımcı olabiliyor. Kabızlık problemi olan kişilerin her gün bir porsiyon taze çilek veya çilek marmeladı tüketerek bağırsak hareketliliğini arttırabileceği belirtiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

SAĞLIKLI ÇİLEKLİ TARİFLER

Çilekli Semizotu Salatası

Malzemeler: 1 küçük bağ semizotu, 10 adet orta boy çilek, 5-6 yemek kaşığı lor peyniri, 2 tam ceviz içi, ½ limon suyu, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 1 tatlı kaşığı keten tohumu

Yapılışı: Semizotunun saplarını kesin. Ardından yaprak kısımlarını yıkayıp, kurulayın. Çilekleri ikiye bölün ve cevizleri küçük parçalar haline getirin. Lor peyniri, zeytinyağı ve limon suyunu da ekleyerek tüm malzemeleri karıştırın. Üzerine keten tohumu ilave ederek servis edebilirsiniz.

Ne sağlıyor? Çilek semizotu ikilisi yüksek su oranı ve düşük glisemik indeksi sayesinde kan şekerinizin dengelenmesine katkı sağlayarak daha enerjik hissetmenize yardımcı oluyor. Aynı zamanda tokluk sürenizin uzamasına destek veriyor. Bu salatayı ana öğünlerinizde tercih edebilirsiniz.

Çilekli Antioksidan Smoothie

Malzemeler: 10 adet orta boy çilek, 1 avuç ıspanak, 1 su bardağı sade kefir (200 ml), 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 1 tatlı kaşığı chia tohumu, 1 tatlı kaşığı hindistancevizi tozu

Yapılışı: Tüm malzemeleri blenderden geçirin. Dilerseniz toz tarçınla tatlandırabilirsiniz.

Ne sağlıyor? Protein içerikli bir öğle öğünü sonrası akşam öğününüzü hafif geçirmek veya kahvaltıda bahar ve yaz aylarında artan sıvı ihtiyacınızı destelemek için tercih edebilirsiniz.

Hangi tatlı, kaç kalori?

Hangi tatlı, kaç kalori?

Şekerpare, kadayıf, revani, baklava… Bayram sofralarını süsleyen, misafirlere ikram edilen tatlılardan sadece birkaçı… Lezzetli oldukları aşikar ama dikkat! Tatlı tüketiminde ölçüyü kaçırmak tatsız sonuçlara yol açabilir! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz “Ramazan Bayramı’nın olmazsa olmazı tatlılara karşı temkinli olmak gerekiyor. Özellikle şerbetli ve hamurlu tatlılar; glisemik indeksinin (kan şekerini yükseltme hızı) ve enerji yoğunluğunun yüksek olması, kan şekeri dengesi bozukluklarına yol açması, yağ depolanmasını artırması, mide yanması ve bağırsak sistemi bozuklukları gibi birçok olumsuz sağlık problemine neden olması nedeniyle risk oluşturabilir. Yapılan çalışmalar; fazla miktarda şeker tüketiminin kalp hastalarında kalp krizini tetikleyebildiğini, diyabet hastalarında kan şekerinin çok yükselmesine neden olabildiğini gösteriyor. Herhangi bir sistemik hastalığı olmadığını düşünen kişiler de günde bir porsiyonu aşmamalıdır” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz, sağlıklı tatlı yapımı ve tüketiminin 5 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, iki de tatlı tarifi verdi…

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayşe Sena Binöz

  • Sütlü tatlıları tercih edin

Ramazan ayında yavaşlayan ve kan şekeri dengesizlikleri meydana gelen metabolizmanız için ağır, şerbetli bayram tatlıları risk oluşturabilir. Bu tür tatlılar kan şekerinde dengesizlik, vücut ağırlığında artış, ani acıkma atakları, sinirlilik, baş ağrısı, artan susama hissi gibi olumsuz durumlar yaratabilir. Sütlü tatlılar ise nispeten daha düşük enerji değerine sahip olduklarından,  porsiyon kontrollü tüketildiklerinde kan şeker dengesizliklerine ve vücut ağırlığı artışına neden olmayacaktır. Bu nedenle sütlü tatlıları tercih edin.

  • Tadımlık tüketin

Tatlıya karşı koyamıyorsanız ve ille de tüketecekseniz misafirlikte ilk olarak ikram edilen lokum, şeker, çikolata gibi ikramlıklar yerine seçiminizi tatlılardan yana kullanabilirsiniz. Şerbetli tatlılar vazgeçilmeziniz ise, bayram süresince mümkün olduğu kadar porsiyon miktarının yarısını tüketmeye veya eve gelen misafirlerinize yarı porsiyon ikram etmeye özen gösterin. Böylece tatlınızı doyumluk değil tadımlık alarak şeker miktarını azaltabilirsiniz.

  • Meyvelerle tatlandırın

Meyveler vitamin, mineral, posa ve birçok fonksiyonel besin bileşenini sağlayan önemli bir besin grubudur. Birçok meyve diğer besinlere kıyasla çok daha düşük enerji içeriğine sahiptir. Meyve tüketiminin kalp hastalıkları, inme ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıklara karşı koruyucu olduğu biliniyor. Bu nedenle meyvelerin olumlu; şekerin olumsuz sağlık etkileri göz önünde bulundurulduğunda bayram tatlılarınızı şeker yerine taze veya kuru meyveler ile tatlandırarak tatlı isteğinizi sağlıklı bir şekilde karşılayabilirsiniz. Meyveli tatlılar; hem enerji alımı açısından hem de hazırlanırken yağ içermemelerinden kaynaklı olarak daha düşük enerji içeriğine sahip lezzetli seçimler olacaktır. Ancak tabi ki porsiyon kontrolüne dikkat etmek koşuluyla!

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Tatlınızın içeriğini gözden geçirin

Bayram tatlısı ikramlıklarınızı hazırlarken eğer vazgeçemediğiniz bir tatlı var ise içerisindeki malzemelerde yapacağınız değişimler ile tatlının enerji içeriğini azaltabilirsiniz. Örneğin; kullanacağınız unun çeşidini lif içeriği zengin tam buğday, çavdar unlarından yana kullanabilirsiniz. Böylece tüketim sonrasında ani kan şekeri yükselmesinin önüne geçebilirsiniz. Kullandığınız şeker miktarını yarıya düşürerek veya alternatif olarak bal, pekmez, taze ve kuru meyveleri kullanarak da gerekli tatlandırmayı sağlayabilirsiniz. Tatlı tüketecekseniz, diğer karbonhidrat kaynağı olan ekmek, makarna, pilav, börek, hamurişi türevlerinin miktarını azaltarak öğünlerinizi dengeleyin.

  • Sağlıklı yağları tercih edin

Bayram tatlılarının yüksek şeker içeriğinin yanı sıra yüksek miktarlarda yağ içerdiği de unutulmamalı. Çoğu geleneksel bayram tatlısının içerisinde yer alan margarin, tereyağ gibi yağların kolesterol ve doymuş yağ asit miktarları yüksektir. Bu yağlar, kalp ve damar hastalıkları, diyabet, obezite, kanser vb. hastalıklar olmak üzere pek çok hastalığa neden olur. Bu yüzden ikramlıklarınızı hazırlarken doymamış yağ asitleri, E vitamini ve flavonoid içerikleriyle olumlu sağlık etkileri bulunan badem, ceviz, fındık, kaju gibi yağlı tohumlar, avokado, zeytinyağı, ceviz yağı, hindistancevizi yağı gibi sağlıklı yağ çeşitlerinden yararlanabilirsiniz. Ancak bu yağların sağlıklı olsalar dahi enerji yoğunluklarının yüksek olduğu da göz ardı edilmemeli. Aynı zamanda kızaran tatlı çeşitlerinin de yağ içeriklerinin yüksek olduğu unutulmamalı; alternatifler arasında yer almamalı.

Sağlıklı çocuk için, sağlıklı beslenme şart!

Sağlıklı çocuk için, sağlıklı beslenme şart!

Sağlıklı çocuklar yetiştirmede sağlıklı ve dengeli beslenme şüphesiz kritik önem taşıyor. Gelin görün ki bunun bilincinde olmasına rağmen pek çok anne baba için çocuklarına sebze başta olmak üzere sağlıklı yiyecekler yedirmek deveye hendek atlatmaktan zor olabiliyor. Bazen de tam tersi, çocuk ne kadar yerse yesin, “Acaba yeterince beslenebildi mi?” endişesiyle daha fazla besin yükleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Günümüzde hem yetersiz beslenme hem de obeziteye yol açacak şekilde gereğinden fazla beslenme çocuklarda sıklıkla karşılaşılan bir problem. Ebeveynler yeteri kadar besin ögesi alamadığı endişesi ile çocuğa bazen gereğinden fazla öğün ya da besin önerirken, bu da fayda yerine, obezite başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. 5-11 yaşı içeren okul dönemi çocuğunun hangi besin grubundan ne kadar tüketmesi gerektiği bilinirse bu süreci yönetmek o ölçüde kolay olacaktır“ diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi için besin gruplarını ve tüketilmesi gereken miktarları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Süt grubu

Bu besin grubunda peynir, kefir, süt, yoğurt gibi ürünler yer almaktadır. Çocuğun büyümesi, gelişmesi ve bağışıklık sistemi için oldukça önemlidir. Temel olarak protein, kalsiyum, çinko, bazı B grubu vitaminleri bu besin grubunda bulunur. Özellikle A, D, E, K vitaminleri sütün yağ kısmında çokça yer alır. Bu nedenle eğer özellikle kısıtlanması gereken bir durum yoksa bu yaş grubu çocuklarda yağsız süt ürünü önerilmez. Günde 3-4 porsiyon süt ürünü tüketilmesi hedeflenmelidir. 1 porsiyon süt ürünü; 1 kase yoğurt veya 1 su bardağı süt veya 1 dilim peynir olarak düşünülebilir.

Et, bakliyat, yumurta ve yağlı tohumlar

Bu besin grubu protein içeriğinin yanı sıra demir, çinko, bazı B grubu vitaminlerini yapısında barındırır. Çocuğun büyüme ve gelişmesinde önemli yer tutar. Sinir sistemi, kan yapımı, bağışıklık sisteminde rolü olan en önemli besin grubudur. Özellikle ette bulunan demir çocukluk çağında sıklıkla görülebilen demir eksikliğinin giderilmesinde rol alır. Yumurta en kaliteli protein içeriğine sahiptir. Ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar da oldukça besleyici içeriğe sahiptir ancak küçük hacimde yoğun yağ ve kalori içerdiğinden dikkatli tüketilmelidir. Günde 1.5-2 porsiyon kadar tüketilmesi gerekir. 1 porsiyon et grubu; 2 yumurta veya 1 el içi kadar et veya 8 yemek kaşığı bakliyat ya da 30 gram yağlı tohum anlamına gelir.

Sebze ve meyve grubu

Meyve ve sebzeler çok çeşitli vitamin, mineral, posa ve antioksidanları yapısında barındırırlar. Bu içeriklerden C vitamini bağışıklığı destekler ve hastalıkların oluşumuna karşı koruyucudur. A vitamini göz sağlığını korur, bağışıklığı destekler. Posa bağırsakların sağlıklı çalışmasını sağlayarak kabızlığı önler. Günde 2 porsiyon sebze, 2-3 porsiyon meyve tüketilmesi hedeflenmelidir. 1 porsiyon sebze; 200 gram çiğ sebzeye, 1 porsiyon meyve ise; yaklaşık bir avuç içi kadar 100 gram meyveye denk gelir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ekmek ve tahıl grubu

Tahıllar vücut için temel enerji kaynağıdır. Bu nedenle iyi bir beslenme planının olmazsa olmazıdır. İçeriğinde E vitamini, B12 hariç çoğu B grubu vitaminini barındırır. Bu besin grubundan mayalı ekmeğin besin değeri mayasız olana göre daha yüksektir. Ayrıca tam tahıllar da içerdikleri vitamin ve mineral sayesinde hem daha besleyicidir, hem de diyabet ve obzeiteye karşı koruyucudur. Bu nedenle beyaz ekmek yerine tam tahıl ürünler tercih edilmelidir. Bu besin grubundan da 3-5 porsiyon ürün seçilmelidir. Ergenlik dönemindeki çocuklarda bu grubun gereksinimi artar. 1 porsiyon tahıl grubu; 2 ince dilim ekmek veya 4-5 yemek kaşığı makarna ya da erişteye denk gelmektedir. Bulgur ve tam buğday makarnanın tok tutma süresi pirinç veya sade makarnaya göre daha uzundur ve besin ögesi içeriği daha zengindir.

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Kış mevsiminin yerini bahara bıraktığı bugünlerde doğadaki canlılığın aksine kendinizi yorgun ve halsiz hissediyor, dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız bahar yorgunluğunun etkisinde olabilirsiniz. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bugünlerde havaların da değişimi ile birlikte polikliniklere yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlerle gelenlerin sayısında artış olduğunu belirterek “Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuruların yaklaşık üçte biri halsizlik nedeniyle yapılıyor. Toplum tarafından “bahar yorgunluğu” diye nitelendirilen bu durum geçici olabildiği gibi, altında ciddi nedenler de yatabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğu ile karışabilen hastalıkları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meltem Batmacı

Soğuk ve yıpratıcı kış günleri geride kalıp bahar mevsimine girerken hem ısının hem de nem oranının değişmesi birçok kişide ‘bahar yorgunluğu’ olarak adlandırılan halsizlik, yorgunluk, depresif ruh hali, sürekli uyuma isteği ve dikkatini toplayamama gibi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğunun kısa süreli olduğunu, birkaç haftadan uzun süren yorgunluğun ise altında başka nedenlerin yatabildiğini belirterek “Yorgunluğun süresi önemlidir. Kısa süreli yorgunluklar genellikle daha iyi huyludur. Akut tıbbi durum değişiklikleri ve yeni karşılaşılan bir stres faktörü ya da önceki akşam fazlaca eğlenmek, susuz kalmak, soğuk algınlığı başlangıcı, vitamin ve mineral eksikliği, açlık gibi geçici etkenlerle ortaya çıkar. Bazen de yorgunluğun nedeni sadece fazla çalışmaktır. Bu tür akut yorgunluk herkeste görülebilir. Ancak yorgunluğun bir aydan fazla sürmesi olağanın ötesine geçilip, altta yatan nedenlerin mutlaka araştırılmasını gerektirir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uyku apnesinden kansere…

Bir aydan uzun süren yorgunluğun altında ciddi bir hastalık yatıp yatmadığının anlaşılabilmesinde hastanın hekime başvurarak ayrıntılı hikayesini anlatmasının, detaylı fiziki muayenenin ve semptomlara uygun tetkikler yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Kan tahlili, görüntüleme ya da bazı daha özellikli diğer tetkik yöntemleri kullanılması gerekebilir. Örneğin; hastanın uyku problemi olması, gündüz uyku hali, horlama tariflemesi uyku apne sendromunu; hayattan zevk alamama depresyonu, ateş olması enfeksiyon hastalığını, kilo kaybı fazla çalışan tiroit bezini, depresyonu ya da kanseri düşündürebilir. Bu nedenle yorgunluğu bir aydan uzun sürenlerin mutlaka hekime danışmaları gerekir.” Hekim tarafından saptanan nedenin tedavisinin de; hastaya ve eşlik eden olası hastalıklarına göre değiştiğini belirten Dr. Meltem Batmacı “İlaç tedavisi, cerrahi tedavi, radyoaktif tedaviler, bilişsel davranış terapileri, psikoterapiler, destekleyici ilişkiler, egzersiz, bir işte çalışma gibi sayısız, kişiye ve nedene özel tedavi yöntemleri vardır” diyor.

 Bu hastalıklar ‘bahar yorgunluğundan’ sanılabiliyor!

  • Anemi (kansızlık)
  • Tiroit hastalıkları
  • Fibromiyalji
  • Karaciğer ve böbrek hastalıkları
  • Akciğer ve kalp hastalıkları
  • Kanser
  • Kan hastalıkları
  • Depresyon ve anksiyete bozuklukları,
  • İş, aile ve sosyal yaşantıyı etkileyen psikolojik bozukluklar
  • Kronik tükenmişlik sendromu

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye… Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya 14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

Hipertansiyon

Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.

Böbrek hastalıkları

Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir. Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.

İnme

24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.

 Obezite

Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Osteoporoz

Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.

 Ödem

Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.

Pandemide turşu tüketimi arttı ama aşırısı bu hastalıklara neden olabilir!

Pandemide turşu tüketimi arttı ama aşırısı bu hastalıklara neden olabilir!

Lahana, karnabahar, kornişon, pancar ve daha niceleri… Lezzetli olmasının yanı sıra önemli bir sağlık kaynağı olan turşu, tüm mevsim, sofralarımızda sıkça yer alıyor. Turşunun en dikkat çeken faydası ise bağırsak sağlığına destek olması. İçeriğinde yer alan ve yararlı bakteriler olan probiyotikler ile prebiyotik lifler bağırsak florasının zenginleşmesini sağlıyor ki bu da güçlü bir bağışıklık sistemi anlamına geliyor. İşte bu önemli etkisi nedeniyle turşu tüketimi pandemi sürecinde artış gösterdi. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, içeriğinde bolca bulunan sodyumun fazla miktarda yenildiğinde turşunun tam aksine ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirterek, “Her besinde olduğu gibi turşuda da aşırıya kaçmamak çok önemli. Çünkü gereğinden fazla tüketmek; ödeme, mide kanserine, hipertansiyona ve uzun vadede kalp damar hastalıklarına neden olabiliyor. Dolayısıyla turşuyu haftada bir – iki günle sınırlandırmalı ve az miktarda yemeliyiz” diyor. Turşu yaparken çürük olmayan sebze ve meyvelerin kullanılmasına da mutlaka özen gösterilmesi gerektiğini hatırlatan Nur Ecem Baydı Ozman, “Turşuda fermantasyon sırasında iyi bakteriler ürerken, sebze veya meyvelerin çürük kısımlarından yayılan zararlı bakteriler de çoğalarak bağırsak sağlığını, dolayısıyla bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyorlar” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, turşunun bazı faydalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Vücut direncini artırıyor

Bağışıklık sistemimiz bağırsak sağlığımızla yakından ilişkili. Öyle ki sağlıklı bağırsaklar bağışıklık sistemi hücrelerini destekleyerek vücudumuzu güçlendiriyor. Turşu içeriğindeki prebiyotik etki gösteren lifler ve probiyotik dost bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını koruyarak dolaylı olarak nezle ve grip gibi mevsimsel hastalıkları daha hafif atlatmamızda etkili olabiliyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Turşu yapımında kullanılan sebze ve meyveler yüksek oranda lif içerdikleri için prebiyotik etki gösteriyorlar. Prebiyotik besinler bağırsakta yer alan dost bakterilerin sayısının artmasına yardımcı oluyorlar. Ayrıca turşunun fermantasyon aşamasında bağırsak sağlığını olumlu etkileyebilen laktik asit bakterileri oluşuyor. Bu sayede bağırsak hareketleri optimize edilerek kabızlığın önüne geçilebiliyor. Kabızlığı önlemek için salatalarınıza tuz yerine az miktarda turşu ekleyin. Böylelikle hem yüksek lif alımıyla kabızlığı önleyebilir, hem de turşuyu az miktarda tüketmiş olursunuz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kansere karşı koruyabiliyor

Turşuda kullanılan meyve ve sebzeler çoğunlukla yüksek miktarda vitamin, mineral ve antioksidan içeriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, turşu formunda tüketildiklerinde bazı vitamin kayıpları olsa da, bu besinlerin mineral ve antioksidan içerikleriyle sağlığa olumlu katkı sağladığını belirterek, “Turşudaki antioksidanlar serbest radikalleri yok ederek kanserden koruyabiliyor. Tek bir turşu yerine pancar, lahana ve havuç gibi çok farklı sebzeleri tüketerek antioksidan çeşitliliğini arttırmak mümkün olabiliyor” diyor.

Kemik sağlığına destek oluyor

K2 vitamini bağırsaktaki bakteriler tarafından sentezleniyor. Bağırsak florası bozulmuşsa K2 vitamininin sentezi azalıyor. Turşu içerdiği iyi bakteriler sayesinde floranın iyileşmesine katkı sağlayarak K2 vitamini sentezini arttırabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Özellikle lahana turşusu K2 vitamini bakımından oldukça zengindir. K2 vitamini kalsiyumun kemik ve dişlerde birikimini arttırıyor, dolayısıyla bu dokuların güçlenmesini sağlıyor. Aynı zamanda kalsiyumun damar çeperinde birikerek damarlarda kireçlenmeye yol açmasını önlüyor ve bu sayede dolaylı olarak kalp damar sağlığını da koruyor” diyor.

Anksiyete ve depresyona karşı etkili

Bağırsak florasının bozulması anksiyete ve depresyon gibi mental hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Probiyotikler bağırsağın normal mikrobiyal dengesinin korunmasına katkı sağlıyor; bu etkileri sayesinde anksiyete ile depresyonun önlenmesinde rol oynuyor. Turşu tüketmek hem prebiyotik içeriği hem de muhtemel probiyotik içeriği sayesinde bağırsaktaki dost bakterilerin sayısını arttırarak ruh halini olumlu etkiliyor.

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamilelik döneminde anne adayının doğru beslenme alışkanlığı edinmesi, bu sürecin sağlıklı atlatılmasında kilit role sahip. Öyle ki anne karnındaki bebeğin gelişimini sağlıklı tamamlaması, annenin hamilelik dönemini sorunsuz geçirmesi, doğumun sağlıklı geçmesi ancak yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmeyle sağlanabiliyor. Aslında sağlıklı beslenme programına hamilelik öncesinde başlanması çok daha doğru bir yaklaşım oluyor. Doğru beslenme alışkanlığı sayesinde; erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebekte oluşabilecek pek çok önemli sağlık problemine karşı önlem alınabildiği gibi, anne adayında da diyabet, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, kemik erimesi, obezite ve lohusalık depresyonu gibi ciddi komplikasyonlar engellenebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, genel sağlıklı beslenme kurallarının hamilelik sürecinde de geçerli olduğuna dikkat çekerek, “İdeal kilo alımını sağlayacak, makro ve mikrobesin ihtiyaçlarını karşılayacak, bağışıklık sistemini destekleyecek ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun modifikasyonları sağlayacak şekilde bir beslenme programı uygulamalısınız. Bunun için tabağınızın yarısı bol renkli mevsim sebzeleri, 1/4’ü protein, 1/4’ü kompleks karbonhidrat içermeli. Ayrıca gün içerisinde 2-2,5litre su tüketmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor. Ancak hamilelik sürecinde yapılan bazı beslenme hataları anne ve bebeğin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor, çok daha kötüsü ölümcül sonuçlara yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, sağlıklı hamilelik için kaçınmanız gereken beslenme hatalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Elif Meşeci

Tek tip beslenmek

Hamilelik döneminde yetersiz ve kötü beslenmek hem bebekte hem anne adayında ciddi sağlık problemlerinin gelişmesine adeta davetiye çıkartıyor. Örneğin demir eksikliği kansızlık yapabiliyor, bu durum bebeğin yetersiz büyümesine yol açmasının yanı sıra annede halsizlik, çarpıntı ve kalp yetersizliği gibi tablolar oluşturabiliyor. Yetersiz kalsiyum alımı da bebekte kemik-iskelet sisteminin sağlıklı gelişmesini önlerken, annede gebelik zehirlenmesi ve kemik erimesiyle sonuçlanabiliyor. Doç. Dr. Elif Meşeci, “Hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin aslında hiç bilinmeyen en önemli yönü ise bebeğin yetişkinlikteki obezite, diyabet, yüksek tansiyon veya koroner kalp hastalıkları gibi kardiyo-metabolik hastalık riskinin ve entelektüel kapasitesinin anne adayının ne kadar sağlıklı beslendiğiyle yakından ilintili olmasıdır” diyor. Dolayısıyla hamilelik sürecinde sizin ve bebeğinizin; demir, kalsiyum, D vitamini, A ve B vitaminleri, omega-3 yağ asitleri(EPA+DHA), protein ile enerji ihtiyacını karşılayacak olan dengeli–yeterli beslenme programı oluşturmalısınız. Sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.

Kafeini abartmak

Kafein hamilelik döneminde vücuttan daha yavaş atılıyor ve plasentayı geçerek bebeğin kan dolaşımına karışabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarda, hamilelikte yüksek dozlarda kafein tüketiminin düşük, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabileceği ortaya konmuş. Ayrıca annede çarpıntı, tansiyon yükselmesi, anksiyete, karın ağrısı ve ishal yapabiliyor. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği, hamilelikte kafein tüketiminin günde 200 mg’dan az olması gerektiğini belirtiyor. Kahve, siyah çay, yeşil çay, enerji içecekleri, kola ve çikolata kafein içeren içecek ve besinlerden. Bir fincan Türk kahvesinde 50-60mg, 1 kupa filtre kahvede 150-200mg, 1 fincan siyah çayda 20-40mg kafein yer alıyor.

Kahvaltı etmemek

“Gece boyunca harcanan glikozun yenilenmesi ve kan şekerinin dengelenmesi için kahvaltı etmek şart” uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, şöyle devam ediyor: “Kahvaltının atlanmaması hamilelik döneminde ayrı bir önem taşıyor. Bu öğün atlandığı takdirde anne adayında gün içinde halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyon düşmesi gibi sorunlar gelişebiliyor. Kahvaltıda yulaf ezmesi, süt veya yoğurt, meyve, fındık-ceviz gibi yağlı tohumlardan oluşan gevrek kasesi hazırlayabileceğiniz gibi; sebzeli bir omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, bal ve rengarenk bir mevsim salatasıyla da güne başlayabilirsiniz”

İki kişilik beslenmek

Anne adayı bebeğinin daha sağlıklı olacağını düşünüp, hamilelik döneminde ‘iki kişilik’ beslenmek gibi önemli bir hataya düşebiliyor. Gereksiz kilo alımına neden olabilen bu yanlış inanış anne adayına ve bebeğe yarardan çok zarar veriyor. Öyle ki hamilelikte aşırı kilo alımı; erken doğum, gebelik şekeri, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, bebekte büyüme-gelişme anormalliği, doğumda omuz takılması; doğum sonrası dönemde ise tromboemboli, anemi, yara yeri enfeksiyonları, yenidoğanda kan şekerinde düşme ve polistemi (kırmızı kan hücrelerinde artış) gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik sürecinde ideal kilo artışının hamile kalındığı andaki vücut kitle endeksine göre belirlendiğini vurgulayarak, şöyle konuşuyor: “Eğer anne adayı kilolu ise 5-11 kilo, normal kiloda ise 11.5-16 kilo, zayıf ise 12.5-18 kilo tüm hamilelik süresince alması gereken ortalama kilo artışı oluyor. Anne adayının kilosuna göre değişmekle birlikte, genellikle ilk trimesterde ek kalori ihtiyacı olmuyor, 2-3. trimesterde ise ek olarak günde 300-450 kalori artışı yeterli geliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hatalı besinler tüketmek

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik döneminde kaçınmanız gereken besinleri şöyle anlatıyor:

Pastörize edilmemiş çiğ süt ile süt ürünleri, pastörize edilmemiş peynir: Listeria gibi bakteriler içerebilen bu besinler anne ve bebekte enfeksiyona neden olabiliyorlar.

Çiğ yumurta: Çiğ yumurtayla yapılan mayonez, salata sosu, tiramisu ve mus gibi yiyecekler salmonella enfeksiyonuna yol açabiliyorlar.

Pişmemiş-az pişmiş kırmızı et, tavuk, balık: Düşük ve erken doğum gibi ciddi sorunlar oluşturabilen toksoplazma başta olmak üzere, çeşitli bakteri ve parazitler bu yiyeceklerde bulunabiliyor.

Civa gibi ağır metal içeriği yüksek olan dip balıkları-kabuklu deniz ürünleri: Ağır metaller bebeğin beyin ve sinir sistemine zarar verebiliyor, zeka ve motor gelişimini bozabiliyorlar. Bu nedenle yüzey balıkları, yani sardalya, hamsi, uskumru ve istavriti tercih etmeli, mümkünse hamsi gibi küçük balıkları iskeletiyle tüketmelisiniz. Böylelikle omega-3 ihtiyacının yanı sıra kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı da balıkla karşılanıyor.

İşlenmiş, yanmış, trans yağ içeren gıdalar(fast food) / konserve besinler: Başta şarküteri ürünleri-tütsülenmiş etler olmak üzere listeria gibi pek çok bakteriyi taşıyabilecekleri ve toksik katkı maddeleri içerdikleri için bu gruptaki besinlerin hamilelikte tüketilmeleri önerilmiyor.

Yataktan aniden kalkmayın!

Yataktan aniden kalkmayın!

Bazen nedeni ani gelen bir ölüm haberinde yaşanan şok oluyor… Bazen de herhangi bir olayda duyulan aşırı korku veya geçirilen sinir krizleri… Nadiren de olsa öksürük, idrar yapma, hatta ardı ardına atılan kahkahalar bile sorumlu olabiliyor… Gözler aniden kararıyor ve kişi şaşkın bakışlar arasında yere yığılıyor! Hemen her yaşta ve her ortamda gelişebilen bu sorunun adı; ‘senkop’, toplumdaki bilinen adıyla bayılma!

Bayılma; beynin kan akımının veya oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybı olarak tanımlanıyor. Yapılan çalışmalara göre; beyin kan akımının 6-8 saniye durması ya da sistolik (büyük tansiyon) kan basıncının 66 mmhg’nin altına düşmesi bilinç kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, genellikle basit ve önlenebilir nedenlerden kaynaklansa da, bayılmanın bazen kalpte ritim problemleri ve beyinde damar tıkanıklıkları gibi ciddi hastalıkların işareti de olabileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle özellikle herhangi bir tetikleyici faktörü olmayan, öncesinde baş dönmesi ile bulantı gibi bir belirti vermeyen ve tekrarlayan bayılmalarda mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmanın nedenlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elvan Cevizci

Kalp damar hastalıkları

Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor.  Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor.

Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.

Refleksler

Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin ve damar tıkanıklıkları

Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Kan şekerinin düşmesi

Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.

Zehirlenmeler

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Epilepsi

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”

İlaçların yan etkileri

Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.

Duygusal (emosyonel) stres

Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor.