Yazılar

Klima hastalıklarına dikkat!

Klima hastalıklarına dikkat!

Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar. Klimaların solunum yolu enfeksiyonlarından kas tutulmalarına, alerjiden felce kadar farklı sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımı, özellikle kışın alışkın olduğumuz ama ‘yazın olur mu?’ diye düşündüğümüz soğuk algınlığı, nezle, ateşli boğaz enfeksiyonları ve lejyoner (klima) hastalıklarının önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik bu hastalıkların bazıları; bağışık sisteminin zayıf olduğu bazı hastalarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanıcılarında ve 50 yaş üstü kişilerde ağır seyredebiliyor. Aynı zamanda alerjik bünyeli kişiler için klimalarda üreyebilen küf mantarları da alerjik rinit ve alerjik astıma yol açabiliyor. Peki, klimalar nasıl oluyor da hastalıklara neden olabiliyor ve tedbir almak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu klimaların olası risklerini anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

pause sağlık

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

  1. RİSK: ALERJİLER

Yeterli bakım yapılmamış klimaların ortama soğuk hava üflerken içindeki tozları, küf mantarlarını yani içinde bulunan alerjik etkenleri de üfler. Bu durum normal kişileri etkilemezken özellikle alerji sorunu olan kişilerde şikayetlerin artmasına ve alerji ataklarına neden olabiliyor. Bazı hastalarda kuru öksürüğe hatta astım krizlerinin yaşanmasına yol açabiliyor.

  1. RİSK: KAS AĞRILARI VE FELÇ

Yazın sık sık kas tutulmalarından ya da ağrılarından şikayet eden kişilere rastlanmasının nedenlerinden biri de klimalar oluyor. Klimaların üflediği soğuk havaya doğrudan maruz kalan kişilerdeki yüz sinir kılıfları etkilenirken, ileri etkilerde ödem yapabiliyor. Ancak bu durum, yüz felcine de yol açabilir ki böyle bir durumda ilk yapılması gereken acilen en yakın sağlık kuruluşuna gitmektir.

  1. RİSK: SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARI

Klimaların korkulan etkilerinden biri, solunum yolu enfeksiyonlarına yol açması. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, klimaya bağlı solunum yolu enfeksiyonları yaşanmasının iki nedeni olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dışarıda çok sıcak bir hava varken içerde klimayı yüksek soğukluk derecesinde kullanmak bazı riskleri de beraberinde getiriyor. İç-dış sıcaklık arasındaki yüksek farklılık, ani ısı değişikliği etkisine, aynı zamanda sürekli soğuk ve kuru havaya maruz kalmak vücut direncinin düşmesine yol açar. Bu da kişinin hastalığa davetiye çıkarması gibi bir durum. O nedenle tedbir alınmalı, klima ile dış sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmalıdır.”

İkinci nedenin ise klimanın çalışırken içindeki bazı bakteri ve virüsleri havaya üflemesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Bunlar solunum yoluyla kişiye bulaşırlar. Havayı serinletirken aynı zamanda kurutan klimalar, üst solunum yollarında farenjit, burun tıkanıklıkları ve sinüzit gibi hastalıklara yol açıyor. Nezle, grip gibi hastalıkların yanı sıra halk arasında klima hastalığı olarak bilinen ağır sağlık sorunlarına yola açabilecek hastalıklar da görülebiliyor” diyor.

Pause Sağlık

9 öneriyle yaz sıcağında sağlığınızı koruyun

Peki, yazın vazgeçilmezlerimizin başında gelen klimaların sağlık risklerinden uzak durmak için hangi tedbirler alınabilir. İşte Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu’nun önerileri:

  1. Odanız ne çok soğuk ne çok sıcak olmalı. Klimanızı 22-25 arası bir dereceye sabitleyin.
  2. Odanız sıcakken klimanızı ani bir şekilde çok soğuk dereceye getirmeyin. Isıyı yavaş yavaş düşürün ki vücut sıcaklığınız ani düşmesin.
  3. Dış sıcaklık ile klima çalışan odadaki sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmasına dikkat edin.
  4. Klimanızın üfleme gücünü sabit ve en fazla orta seviyede tutun. Aniden yükselttiğiniz üfleme gücüne maruz kalmanız vücut sıcaklığının ani düşmesine, kaslarınızın da olumsuz etkilenmesine neden olur.
  5. Klimanızın üflediği noktada bulunmaktan kaçının. Doğrudan klimanın üflediği yerde bulunmak sizi o an ferahlatsa da çok zararlıdır.
  6. Çok terlediniz, çok sıcakladınız ve yüzünüze püfür püfür essin istiyorsunuz ancak  klimayı yüzüne doğru üfletmeyin. Bu hem yüz felcine hem de içinde varsa hastalık etkenlerini hızlıca solumanıza yol açabilir.
  7. Kuru hava sağlığa zarar verebildiğinden nem dengesini sağlayan klimaları tercih edin.
  8. Klimaların yeterli düzeyde solunum yollarınızı nemlendirememe ihtimaline karşılık bol bol su için.
  9. Bakımı titizlikle yapılmayan klima sularında bakteri üreyebileceğinden klima ve havalandırma sistemlerinin filtrelerini her yıl değiştirip bakımlarını yaptırın.

Yazın spor yapmayalım mı?

Yazın spor yapmayalım mı?

Yaz sıcakları ve yoğun nemin iyice bunalttığı bugünlerde açık havada yürüyüş ve spor yapmak da güçleşti. Üstelik kurallarına uygun yapılmadığında sağlığı ciddi şekilde tehdit de edebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Yazın spor ve sıcak birleştiğinde vücut ısısı yükselir, kan sirkülasyonu artar, kalp daha hızlı atar. Daha fazla terlediğimizden dolayı sıvı ve elektrolit kaybı meydana gelerek bayılmadan çarpıntıya, kusmadan bilinç kaybına dek ciddi sorunlara yol açabilir. Yaşlı, çocuk, hamile ve sağlık problemleri olan insanlarda risk daha yüksektir ancak sağlıklı ve aktif insanların da dikkatli olması gerekir. Peki yazın spor yapmayalım mı? Tabi ki yazın spor yapalım ancak bazı kurallara uymak şartıyla!” diyor. Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar yazın spor yaparken dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Susuz kalmayın

Egzersize başlamadan önce vücudumuza yeterince sıvı yüklemiş olduğumuzdan emin olmamız gerekir. Bunun için ağız ve cilt kuruluğu, halsizlik ve susuzluk hissinizin olup olmadığına dikkat edin. Susuzluk hissetmemeniz, vücudunuzda yeterli sıvı bulunduğu anlamına gelmediğinden su içmek için susamayı beklemek gibi bir hataya düşmeyin.  Vücudunuzda yeterli sıvının olduğunu anlamak için idrarınızın açık sarı renkte olup olmadığını kontrol edin. Açık sarı idrar yeterli sıvı alındığını işaret eder. Egzersiz sırasında az az ve sık olarak içinde minerallerin de bulunduğu sıvı tüketmemiz gerekir.

Vücudunuzu dinleyin

Özellikle yaz aylarında spor yapmaya başlamadan önce mutlaka tıbbi kontrollerinizi yaptırın. Spor yapmanızda sakınca oluşturabilecek medikal durumunuz hakkında bilgi sahibi olun. Spor yapmaya başlarken vücudunuzun ne oranda fit olduğunu bilmek önemlidir. Bu sizi hızlı ve aşırı yüklemelerden korur. Egzersizler arasına istirahat dönemleri koymak vücudun kendini yenilemesine yardımcı olur ve sakatlanmaları azaltır. Yaz sıcağında ve yoğun nemli havada egzersiz daha yorucu olacağından vücut ısınızı ve kalp hızınızı dikkatli takip edin, gerekirse durmayı bilin.

Güneşten sakının

Güneşin yakıcı olduğu gün ortasında kesinlikle egzersiz yapmayın. Hava durumunu takip edin. Serin yerleri ve havanın serin olduğu saatleri tercih edin. Sıcak havalarda spor yaparken şapka, güneş gözlüğü, açık renkli ve terlemeyi engellemeyecek giysiler kullanın. Dışarı çıkmadan önce mutlaka en az 30 faktör güneşten koruyucu krem sürün.

Ağır sporlardan kaçının

Aşırı sıcaklarda bilinçsiz yapılan spor sıcak çarpmasına neden olarak halsizlik, baş ağrısı, bulantı, kusma, bayılma, koyu idrar, kuru ve sıcak cilt, çarpıntı ve bilinç kaybı gibi şikayetlere yol açabilir. Bu durumda acil tıbbi yardım gereklidir. Bu nedenle yazın uygun şartları sağlamadan özellikle de ağır sporlardan kaçının. Mümkünse uzun mesafeli koşular yerine yüzme gibi yaz sporlarını tercih edin. Bisiklet yaralanmaları da yaz aylarında sık görüldüğü için dizlerde hasar ya da olası bir düşme sonrasında kırıklara karşı dikkatli olun ve bir şikayetiniz olursa doktora görünmeyi ihmal etmeyin. Geç kalınması durumunda sorun daha da ilerleyerek daha ağır bir tedavi gerekebilir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Spor yaralanmalarına dikkat edin

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar “Uzun süredir hareketsiz bir yaşam tarzınız olup da yeni spora başlıyorsanız vücudunuza yüklenmeyin. Özellikle açık havada uzun süreli tempolu yürüyüş ya da hızlı koşu aşırı yüklenmeye bağlı olarak kıkırdak hasarı, bağ yaralanmaları, burkulma ve stres kırıkları gibi ciddi sorunlara neden olabilir. Bu nedenle hem yaza özel kurallara hem de temponuzu yavaş yavaş artırmaya dikkat edin” diyor.

200 gramlık bir dilim karpuz 60 kalori…

200 gramlık bir dilim karpuz 60 kalori…

Yaz deyince ilk akla gelen, özellikle de aşırı sıcaklarda serinletici lezzetiyle öne çıkan karpuz, yüksek şeker içeriği nedeniyle dikkatli tüketilmesi gereken ancak aşırıya kaçıldığının farkına bile varılmadığı bir meyve. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bu nedenle karpuzun lezzetine ve serinletici etkisine aldanmayıp tüketiminde mutlaka bazı kurallara dikkat etmek gerektiğini belirterek, özellikle diyabet ve böbrek hastaları açısından ciddi tehlikelere yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, karpuz tüketirken dikkat edilmesi gereken 7 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Gece tüketmeyin

Yaz aylarında serinlemek için akşam yemeği sonrası yenilen karpuz metabolizmanın yorulmasına neden oluyor. Bu nedenle yaz mevsiminin vazgeçilmezi karpuz başta olmak üzere diğer tüm meyveleri akşam geç saatlerde değil, gün içerisinde tüketmeye özen gösterin. Zira gece yenilen meyveler, karaciğer yağlanması ve diyabet gibi hastalıklara karşı riski daha da artırıyor.

Kabuğuna yakın beyaz kısmını atmayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Karpuzun kabuğuna yakın beyaz kısmında da posa ve vücut için faydalı olan bazı biyoaktif maddeler bol miktarda bulunuyor. Özellikle kalp ve damar sağlığını korumada etkili bir aminoasit olan Sitrulin içermesi sayesinde kalp dostu bir özelliğe sahip. Bu nedenle karpuzu dilimlerken beyaz kısımlarını da içerecek şekilde keserek faydayı artırabilirsiniz. Karpuzun beyaz kısımlarını aynı zamanda turşu ya da reçelini yaparak da tüketebilirsiniz” diyor.

Karpuzu peynirle tüketin

Karpuz tek başına tüketildiğinde kısa bir süre sonra sizi acıktırabilir. Bu nedenle hem tat uyumu hem de birlikte tüketildiğinde tok tutma etkisinden dolayı karpuzu peynirle tüketebilirsiniz. Sağlıklı ve ideal kiloda olan kişiler ara sıra 2 dilim karpuz ve 60-90 grama denk gelen 2-3 dilim peynirle bir öğün yapabilirler. Ancak bunu süreklilik haline getirmekten kaçınmak gerekir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Kesmeden önce mutlaka yıkayın

Karpuz kabuğunda bulunan çamur ve toz gibi kalıntılar bıçakla kesme işlemi sırasında karpuzun yenilen kısımlarına bulaşabilir. Bu kalıntılardan kurtulmak için karpuzu kesmeden önce akan su altında mutlaka yıkayın. Yıkama işlemi kabuk yüzeyindeki hastalık yapıcı bakterilerden arınmayı sağlamayabilir. Bu nedenle karpuz kesmeden önce kısa bir süre sirkeli suda bekletin.

Diyabetiniz varsa!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Karpuz halk arasında ‘su oranı yüksek dolayısıyla masum bir meyve’ olarak düşünülse de şeker oranı yüksek olan ve lezzeti ile fazla tüketimi muhtemel bir meyvedir. Özellikle diyabet hastalarının 1 porsiyon yani yaklaşık 200 gramı geçmemesi gerekir. Diyabet hastaları karpuz gibi şekerli meyveleri salata gibi posalı yiyecekler ve protein içeren besinlerle tüketirlerse kana karışma hızı yavaşlayacağından kan şekerini daha az yükseltir.

Diyette bu hataya düşmeyin!

Zayıflama diyeti yapanlar yaz aylarında öğünleri karpuz başta olmak üzere meyvelerle geçiştirirken, bu durum hem sağlıksız beslenmelerine hem de kilo vermek yerine aksine kilo almalarına yol açabiliyor. 1 dilim karpuzun karbonhidrat içeriği yaklaşık 1 dilim ekmeğe eşit olduğundan, 60 kkal olan günlük 1 dilim (yaklaşık 200 gr) karpuzu aşmayıp, yanında 2 ceviz veya 10 çiğ badem tüketerek tokluk sürenizi artırabilir ve kilo kontrolüzde fayda sağlayabilirsiniz.

Böbrek hastalığınız varsa dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Karpuz yüksek potasyum ve su içeriği nedeni ile potasyum ya da sıvı kısıtlaması yapılması gereken böbrek hastaları tarafından dikkatli tüketilmelidir. Bu nedenle tüketip tüketemeyecekleri ya da ne miktarda tüketebilecekleri konusunda hekim veya diyetisyenlerine danışmaları gerekir. Zira böbrek hastalarında kanda potasyumun yükselmesi çok yıkıcı etkilerle sonuçlanabilir” uyarısında bulunuyor. 

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kırmızı et tüketiminiz 70 gramı aşmasın, çünkü…

Kurban Bayramı’nın geleneksel sofralarında aklımıza ilk gelen şey genellikle kırmızı et tüketmek oluyor. Ancak kırmızı eti abartmak kalp-damar ve bağırsak sağlığı başta olmak üzere vücudun tüm sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayram sürecinde de sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdürmenin oldukça önem taşıdığına işaret ederek, “Kurban Bayramı’nda özellikle üç kurala çok dikkat etmek gerekiyor; kırmızı eti günde  sadece bir öğün ve kontrollü miktarda tüketmek, etin yağsız olmasına dikkat etmek ve sebze, yani posa tüketimini arttırmak. Zira bayramda bu kurallara dikkat edilmediğinde kilo alımının yanı sıra karında şişkinlik, gaz ve kabızlık gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik ve çok daha önemlisi kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Günde 70 gramdan fazla kırmızı et tüketmeyin

Kurban Bayramı’nda kırmızı et tüketimi neredeyse günde 3 öğüne kadar varabiliyor. Ancak yapılan çalışmalardan alınan sonuçlar doğrultusunda, kırmızı etin pişmiş haliyle günde 70 gramdan (2-3 köfte büyüklüğünde et) daha fazla tüketilmemesi öneriliyor. Zira bayramda abartılan kırmızı et tüketimi; hazımsızlık, kabızlık, kilo artışı ve kolesterol seviyelerinde yükseliş ile sonuçlanabilirken, uzun vadeli sonuçlar çok daha yıkıcı olabiliyor. Sağlık otoriteleri ayrıca haftada 350-500 gramdan fazla tüketilen kırmızı etin özellikle kolon kanseriyle ilişkilendirildiğini gösteriyor.

Eti yağsız tercih edin, yağsız pişirin

Kırmızı et doğası gereği yağ içeren bir besin ve içeriğinde temel olarak doymuş yağ barındırıyor. Doymuş yağların fazla tüketimi de kalp damar hastalıklarıyla ilişkilendiriliyor. Kırmızı etin üzerinde görünen beyaz yağ kısımlarını tüketmek, etle alınan doymuş yağ oranını arttırıyor. Bu nedenle kırmızı eti beyaz yağlarından arındırarak tüketmeniz gerekiyor. Ayrıca pişirirken ekstra yağ eklemek zaten yoğun kalorili bir besin olan kırmızı etin kalorisini daha da yükselterek vücuttaki yağ oranının artmasına yol açabiliyor.

Eti en az 24 saat dinlendirin!

Yeni kesilen etin sindirimi zor olduğu için hazımsızlık gibi sorunlar gelişebiliyor. Bu nedenle kırmızı eti kesim sonrasında serin bir ortamda 24 saat dinlendirdikten sonra pişirmeli, kalan kısmı küçük parçalar halinde derin dondurucuya kaldırmalısınız. Küçük paketler şeklinde dondurmanız, çözdürme esnasında güvenli bir ortam sağlayacaktır. Zehirlenmelere yol açabilecek zararlı bakterilerin ette üremesini engellemek için etlerin çözdürme işlemini ise buzdolabında ya da akan su altında gerçekleştirmelisiniz. Pişen bir yemeği oda sıcaklığında maksimum 2 saat bekledikten sonra buzdolabına kaldırmanız da önem taşıyor. Aksi takdirde ette bozulmalara yol açabilecek bakteri sayısı artıyor ve zehirlenmelere neden olabiliyor.

Kahvaltıda ve akşamları kavurma yemeyin!

Kahvaltıda kavurma yerine bol yeşillik, bir adet yumurta, orta yağlı peynir ve zeytin gibi hafif seçenekler tüketmek gün içerisinde alacağınız daha yoğun kalorili besinlerin olumsuz etkilerini dengelemenize yardımcı oluyor. Kavurma gibi yoğun kalorili yiyecekleri akşam yemeği yerine öğle öğününde tüketmeniz sindirim kolaylığı açısından daha uygun oluyor.

Etin yanında bol salata ya da sebze tüketin

Kırmızı etin fazla ya da sık tüketilmesi bağırsak sağlığını bozarak tüm sistemi olumsuz etkileyebiliyor kabızlık, çok daha kötüsü zamanla kolon kanserlerine yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, posalı beslenmenin bu olumsuz etkileri önlemeye yardımcı olabildiğine işaret ederek, “Dolayısıyla Kurban Bayramı’nda tüketeceğiniz kırmızı et miktarını minimal oranda tutmalı ve bağırsak sağlığını posa içeriğiyle olumlu etkileyen salata ve sebze gibi lifli yiyecekleri bu dönemde bolca tüketmelisiniz.” diyor.

Sakatat tüketimine dikkat!

Sakatatlar yüksek oranda kolesterol içeriyor. Bu nedenle kolesterolünüz yüksekse sakatat tüketmemeniz gerekiyor. Kolesterolünüz yüksek değilse dahi sakatatları sıklıkla yerseniz zamanla kolesterol seviyeniz yükselebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Et yediyseniz tatlılardan kaçının

Kurban Bayramı’nda önem vermeniz gereken bir başka nokta ise hayvansal yağ içerebilen çikolata ve tatlı gibi yiyeceklerden kaçınmak olmalı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kırmızı etin yanı sıra bazı çikolata ve tatlıların da hayvansal yağ içerdikleri uyarısında bulunarak, ”Kırmızı et doğasında hayvansal yağ barındırıyor. Çikolata ve tatlılar da hayvansal yağ konusunda masum değildirler. Çikolata süt yağı, tatlılar ise tereyağı gibi hayvansal yağlar içerebiliyor. Bu besinler tıpkı kırmızı ette olduğu gibi kolesterol ve yoğun kaloriye sahipler. Bu nedenle kırmızı et ile bu besinlerin aynı dönemde birlikte tüketilmeleri önem taşıyor.” diye konuşuyor.

Probiyotik içerikli ürünlerden faydalanın

Bayram sürecinde et tüketimin artması veya sağlıklı beslenme rutininin bozulması bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebiliyor, bağırsaktaki iyi ve kötü bakteri dengesini bozabiliyor. Ayrıca bayramda beslenme rutininin değişmesine bağlı olarak gaz, şişkinlik ve kabızlık gelişebiliyor. Dolasıyla bu dönemde kefir ya da probiyotik yoğurt gibi probiyotik yiyeceklerden faydalanmanız bağırsak sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.

Bol bol su için

Çoğumuz bayram ya da kutlama benzeri dönemlerde beslenme alışkanlıklarımızı değiştirebiliyor ve su tüketimini azaltabiliyoruz. Ancak bol su tüketimi kabızlığı önlenmek, sindirimi rahatlatmak ve vücudumuzdaki ödemi azaltmak gibi birçok önemli  fonksiyona sahip. Dolayısıyla vücudunuzu susuz bırakmamak için sadece bayramlarda değil, her gün kilo başına 30-35 ml su tüketmeyi alışkanlık edinin.

Haftada 200-300 dakika spor şart!

Bayramda fazla kalori alımını dengelemek ya da beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak oluşan sindirim problemlerini önleyebilmek için günlük adım sayınızı ya da aktivite düzeyinizi yüksek tutmak önem taşıyor. Sağlıklı yetişkinlerin haftada 200-300 dakika orta tempo egzersiz yapmaları öneriliyor.

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamilelik döneminde vücut ısısı normalden daha yüksek oluyor ve bu durum anne adaylarını sıcaklık artışına karşı çok daha duyarlı hale getiriyor. Bu nedenle sıcak ve nem artışının yaşandığı yaz mevsiminde hamilelik sıkıntılı bir sürece dönüşebiliyor. Örneğin anne adaylarında baş ağrısı, kas krampları, mide bağırsak problemleri, nefes almada güçlük, ödem, endişe, gerginlik ve huzursuzluk gibi ruh hali değişiklikleri daha sık görülüyor. Dahası, anne adayının vücut ısısı 39 derecenin üzerine çıkarsa dehidrasyon ve sıcak çarpması gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  yaz aylarında gelişebilecek sağlık sorunlarını önlemek için bolca su içmenin ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmanın son derece önemli olduğuna dikkat  çekerek, “Sıcak havalarda yetersiz su içmek baş dönmesi ve bayılmanın yanı sıra organlarda hasar ve erken doğumla sonuçlanabilen dehidrasyona yol açabiliyor. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalar hamileliğin 6-8. haftalarında hipertermi, yani vücut ısısının yükselmesi sorunu yaşayan annelerde bebeklerin daha yüksek oranda spina bifida gibi nöral tüp defekti riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  anne adaylarının yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca

Dr. Jale Dal Ağca

Kıyafetiniz pamuklu olsun

Vücut ısınızın yükselmemesi için yaz aylarında rahat, havadar, pamuklu ve hafif kıyafetleri tercih etmeniz önem taşıyor.

Güneş ışığından uzak durun

Hamilelik döneminde güneş yanığına ve cilt lekelerine daha yatkın olduğunuz için öğle saatlerinde asla dışarı çakmayın. Eğer mecbursanız, en az SPF 30 güneş koruyucusu krem, güneş gözlüğü, geniş kenarlıklı şapka veya güneş şemsiyesi kullanarak kendinizi sert UV ışınlarından koruyun. Kreminizi gün içinde terlediğinizde ya da yüzdükten sonra tekrar uygulayın ve özellikle yüzünüzü koruduğunuzdan emin olun.

Bol su içmeyi alışkanlık edinin

Metabolizma hızının yükselmesi nedeniyle hamilelikte sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli sıvı kan dolaşımını iyileştiriyor, vücut ısısını düzenliyor. Böbreğe giden kan hacmi arttığı için idrar yolu enfeksiyonlarına karşı da koruyuculuk sağlıyor. Su tüketimi aynı zamanda mide problemleri ve kabızlık sorununun giderilmesinde de çok etkili oluyor. Besinler bebeğe daha iyi ulaşıyor, toksinler vücuttan daha iyi temizleniyor ve ödem oluşumu azalıyor. Yetersiz su içildiğinde aynı zamanda bebeğin de suyu azalabiliyor. Son aylardaki sıvı kaybı yalancı doğum kasılmalarını da tetikliyor ve sıvı kaybı düzeltilmezse kan hacminde ve kan basıncındaki azalma erken doğum eylemine neden olabiliyor. Dolayısıyla günde en az 8-10 bardak su içmeyi alışkanlık edinin, eğer egzersiz yapıyorsanız bu miktarı arttırın.

Vücudunuza su püskürtün

Yanınızda su dolu sprey şişesi bulundurun ve vücut ısınızı düşürmek için kendinize periyodik olarak su püskürtün.

Bol bol yüzün

Yüzmek yaz aylarında serinlemeniz için yapılabileceğiniz en güzel aktivite. Yüzmenin serinlemenizi sağlayabilmesi dışında, suyun kaldırma gücü sayesinde rahat hareket etmenizi sağlayacak düşük dirençli, bacak ve bel-sırt kaslarınızı güçlendirme açısından da en etkili egzersiz olduğunu unutmayın. Bu sayede kalp damar sistemine yük bindirmeden kan dolaşımını düzenliyor, uyku kalitesini arttırıyor, kilo kontrolü sağlıyor. Günde 30 dakika çok rahat yüzebilirsiniz. Ancak yüzerken birkaç noktaya dikkat etmenizde fayda var; aşırı efor harcamamaya çalışın, yavaş ve emin yüzün. Kramp ihtimalini göz ardı etmeyip, kıyıdan çok uzaklaşmayın. Güneşin daha az etkili saatleri tercih edin.

Havuz yerine denizi tercih edin

Eğer mümkünse denizde yüzmeyi tercih edin. Denizde yüzme şansınız yoksa, temizliğinden emin olduğunuz, havalandırması iyi olan havuzlardan yararlanabilirsiniz. Enfeksiyon riskine karşı ıslak mayo veya bikiniyle oturmayın. Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alıp, mayonuzu değiştirin. Denizden sonra bir süre tuzlu suyun cildinizde kalmasına izin verebilirsiniz, ancak yine ıslak mayonuzu değiştirmeniz gerektiğini unutmayın. Eğer düzenli yüzme şansınız yoksa güneşin etkisini yitirdiği saatlerde 45 dakika- bir saat yürüyüş yapmanız, bir diğer güvenilir egzersiz seçeneğinizdir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Egzersiz saatlerine dikkat edin

Yaz aylarında egzersizlerinizi sıcak basması riski nedeniyle sabahın erken saatleri veya güneş battıktan sonra yapmaya özen gösterin. Zira, sıcak hava terlemeyi arttırdığı için su ve mineral kaybınız daha fazla oluyor. Hamilelikte akciğer hacminin azalması, sıcak ve nemli havalarda nefes almanızı da iyice zorlaştırıyor.  Dışarıdaki hava herhangi antrenman için elverişli değilse klimanın olduğu iç mekanları tercih edin.

Uzun süre ayakta kalmayın

Yaz aylarında sık görülen diğer bir sorun ise bacaklarda şişme, bir başka deyişle ödem oluyor. Ödemi hafifletmek için her gün ayaklarınızı kalp seviyenizin üzerine kaldırarak biraz zaman geçirin. Çok uzun süre ayakta kalmamak, rahat ayakkabılar giyinmek, düzenli egzersiz yapmak ve bol su içmek, ödem için uygulamanız gereken diğer önlemleri oluşturuyor.

Kafein ve baharatlardan uzak durun

Yaz aylarında iştahınız azalsa da sizin ve bebeğinizin sağlığı için protein açısından zengin yiyecekler ve sağlıklı yağlarla beslenmeye özen gösterin. Kavun, karpuz, çilek ve salatalık gibi bol miktarda su içeren meyve ile sebzeleri keyifle tüketebilir, sağlıklı soğuk içecekler hazırlayabilirsiniz. Kahvede bulunan kafein idrar sökücü etkisiyle sıvı kaybına, baharatlı besinler de vücudumuzda ısı üretimine neden oluyorlar. Kışın ısınmak için özellikle içeceklerde tükettiğimiz tarçın, zencefil ve zerdeçalın yanı sıra yemeklere eklediğimiz pul biber, karabiber ile kekik gibi baharatlar da vücut ısısını artırıyor. Dolayısıyla kafein alımını azaltmak, yatmadan önce sıcak içeceklerden ve baharatlı yiyeceklerden uzak kalmak serin kalmanızda fayda sağlayacaktır. Ayrıca yemeklerde pul biber ve karabiber yerine taze yeşilbiber kullanmanız da daha iyi bir seçenek olacaktır. Besin zehirlenmesine karşı, yaz sıcağında çabuk bozulabilecek olan gıdaları tüketmemeye de dikkat edin.

Ayaklarınızı soğuk suya batırın

Yorgunluk, baş dönmesi, halsizlik veya aşırı susama sorunları yaşarsanız, hemen iç mekana sığının. Vücudunuzun sıcaklığını düşürmek için uzanın ve soğuk bir içecek tüketin. Ayak tabanlarınıza, avuç içlerinize ve yanaklarınıza soğuk kompresler uygulamanız, ayaklarınızı soğuk suya batırmanız, vücut sıcaklığını düşürmenizi kolaylaştıracaktır. Durumunuz düzelmezse mutlaka doktorunuzla konuşun.

Yediğimiz pek çok besin ‘şeker’ içeriyor!

Yediğimiz pek çok besin ‘şeker’ içeriyor!

Şeker günlük beslenme alışkanlığımızın vazgeçilmezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Şekeri cazip kılan şey ise ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen serotoninin salgılanmasını tetikleyerek bize keyif veren bir işlev görmesi. Bu nedenle şeker veya şekerli besinlere karşı gelmek kuşkusuz çoğumuz için hiç kolay olmuyor. Ancak vücudumuzun enerji kaynağı olan şekeri doğru besinlerden almamak ve tüketimini abartmak ciddi sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor. Öyle ki fazla şeker tüketimi; obeziteden diyabete, kalp hastalıklarından kansere, karaciğer yağlanmasından bunamaya kadar pek çok hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca heyecanla beklediğimiz yaz mevsimine fit bir vücutla girmek için şeker tüketimini bırakmak kilit role sahip. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bu nedenle şekerin mutlaka sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük alınan enerjinin yüzde 5’inden daha azı şekerden gelmelidir. Paketli gıdalardan da farkında olmadan şeker aldığımızı unutmamalıyız. Zira şeker; hazır soslar, ketçaplar, kahvaltılık gevrekler gibi pek çok paketli gıdalarda bulunuyor. Günlük beslenmemizde şekerden tümüyle kaçınmak neredeyse imkansız olsa da paketli gıdaları satın alırken şeker oranı en düşük olan yiyecekleri tercih etmeye özen gösterebiliriz. Bu noktada etiket okuryazarlığı oldukça önem kazanıyor. Paketlerde yer alan besin etiketlerini inceleyerek şeker içermeyen veya düşük oranda içerenleri seçebiliriz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker alışkanlığını bırakmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Öğün saatlerinizi kendinize göre belirleyin

Günde kaç ana öğün ya da ara öğün yapmanız gerektiğine; vücudunuzdan gelen açlık, tokluk veya tatlı isteği gibi sinyalleri dikkate alarak karar verin. Örneğin, hergün ikindide tatlı krizi yaşıyorsanız, öğle yemeğini atlamanın ya da öğle yemeğinden sonra uzun açlığın dezavantajını yaşıyor olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu durumda öğle yemeğini ihmal etmeyin ya da yediyseniz öğleden sonra meyve veya ceviz gibi bir atıştırma yapmayı deneyin. Bu şekilde kan şekerinizi dengede tuttuktan sonra tatlı istekleriniz devam ediyorsa kendinize alışana kadar biraz zaman tanıyabilir ya da tatlı isteğinizin altında yatabilecek diğer sebepleri araştırabilirsiniz” diyor.

Günde 2-3 porsiyon meyve tüketin

Düzenli meyve tüketmek, ihtiyaç duyulan şeker tadını meyvelerden alarak, zamanla diğer şekerli besinlerin tüketilmesinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Diyabet hastası değilseniz, günde 2-3 porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık edinin. Burada önemli olan, bir porsiyon meyvenin bir yumruk büyüklüğü meyve olduğunu unutmamanız ve meyve yemeyi akşama bırakmıyor olmanız.

Yeterli karbonhidrat aldığınızdan emin olun

Yeterli miktarda karbonhidrat alınmadığında bu durum tatlı atağıyla sonuçlanabiliyor. Tam tahıllı ekmek, bulgur, meyve gibi besinler doğal olarak karbonhidrat ve diğer birçok besin ögesi içeriyor. Bu besin grubu yeterli miktarda tüketilmediğinde kan şekeri düşebiliyor ve ani bir tatlı isteği belirebiliyor. Dolayısıyla öğünlerinizde karbonhidrat içeren bu besinlerden bir ya da birkaçına yer vermeniz gerekiyor.

Tarçının tadından faydalanın

Tatlı tada sahip bir baharat olması nedeniyle meyvelere veya süte eklediğinizde tarçının sağlayacağı tat, şeker isteğinizi baskılayabiliyor. Dilimlediğiniz meyvelerin üzerine tarçın serperek veya gece geç saatte tatlı isteğiniz oluyorsa bir su bardağı süte tarçın ekleyerek tatlı isteğini bastırabilirsiniz.

Su içmeyi unutmayın

Susama ve açlık sinyalleri bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. Susuzluğun açlık veya tatlı isteğiyle karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. Kilonuzu 35 ml ile çarparak günlük su ihtiyacınızı bulabilirsiniz.

Doğru karbonhidratları seçin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tükettiğiniz karbonhidrat türünün de tatlı isteğinizi tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Örneğin pirinç ve patates gibi karbonhidratlar kan şekerinizin hızlıca yükselip sonrasında hızlıca düşmesine neden olabiliyor. Bu durum kan şekerini dengelemek için tatlı atağına yol açabiliyor. Bunun aksine, tam tahıl ekmek ve bulgur gibi karbonhidratlar kan şekerinizde dalgalanmalara yol açmıyor ve tatlı isteğini tetikleme olasılıkları daha düşük oluyor.”

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Süt ürünlerini ihmal etmeyin

Süt ürünleri hem içeriğindeki protein hem de laktoz sayesinde kan şekerini dengede tutmaya yardımcı oluyor. Gün içerisinde uzun süre aç kaldığınızda süt, yoğurt veya kefir gibi bir süt ürünü tüketerek tatlı isteğinizin önüne geçebilir, aynı zamanda kalsiyum ve protein gereksiniminizi karşılayabilirsiniz.

Kahvaltı ve öğünlerde proteini unutmayın

Yeteri kadar protein tüketmek kan şekerinizin dengede kalmasına ve tok hissetmenize yardımcı oluyor. Dolayısıyla eğer karbonhidrat ağırlıklı besleniyor, ancak yeteri kadar protein almıyorsanız tatlı isteği yaşamanız çok daha muhtemel. Kahvaltıda yumurta, peynir ve ceviz tüketmek, öğünlerde et/tavuk/balık/yoğurt gibi protein içeren besinlere yer vermek tatlı isteğinize iyi gelebiliyor.

Sebzeleriniz çeşitli olsun!

Vücuttaki bazı vitamin veya minerallerin eksikliği de tatlı isteği ya da benzer eğilimleri tetikleyebiliyor. Bu nedenle mevsime uygun çeşitli sebzeleri düzenli olarak tüketmeniz hem besin içeriğiyle hem de kan şekerinizi dengede tutmaya yardımcı olarak tatlı isteğinizi azaltabiliyor.

Düzenli egzersiz yapın!

Fiziksel aktivite ya da egzersiz serotonin salgılanmasına yardımcı olarak duygu durumunuzun dengede olmasına katkı sağlayabiliyor. Eğer tatlı isteğinizin altında stres, anksiyete veya mutsuzluk gibi sebepler yatıyorsa, egzersiz yapmanız tatlı isteğinizi baskılayabiliyor.

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

Ramazan ayında birçok kişi ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ ya da ‘uykum bölünmesin’ diye düşünerek bu önemli öğünü atlarken, uzmanlar ise sahura kalkarak da sağlıklı uykunun mümkün olabildiğini belirtiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da uyku sorununun başlıca nedeninin ‘sahura kalkmak’ tan değil, iftar sofrasında yediklerinizden geçtiğini belirterek “İftarda bazı kurallara dikkat etmemenin sonucunda, sağlık için olmazsa olmaz önem taşıyan kaliteli ve yeterli uyku olumsuz etkileniyor. Bu da kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına ve trafik kazalarında artışa da yol açabiliyor. Zira her 5 trafik kazasından birinin uyku ilişkili olduğu unutulmamalıdır” diyor. Ramazan ayında özellikle iftar sofrası başta olmak üzere bazı kurallara dikkat ederek hem sahura kalkıp hem de sağlıklı ve kaliteli bir uyku alışkanlığı oluşturabileceğinizi vurgulayan Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da sağlıklı uykunun 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

İftarda midenize yüklenmeyin!

İftarda yapılan bazı yanlışlar hem uykuya dalmayı zorlaştırıyor hem de kaliteli bir uykuyu engelliyor. Uykuyu olumsuz etkileyen davranışların başında iftar sırasında ağır yemeklerin tüketilmesi ve midenin tıka basa doldurulması geliyor. Bu nedenle kızartma ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması, karbonhidratlı, şekerli gıda tüketiminin sınırlandırılması ve hazmı zor gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Çay ve kahvede aşırıya kaçmayın!

Ramazan’da sağlıklı ve kaliteli bir uyku için çay ve kahve tüketimine dikkat etmek çok önemli. Öncelikle çay ve kahvenin su yerine geçmediğinin bilinmesi gerekiyor. Çay ve kahve toplumda bilinenin aksine vücuttan sıvı kaybına yol açıyor. Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca kafeinli içecekler uykuya dalmayı güçleştirdiğinden dolayı yatma saatine yakın tüketmemeye özen gösterin.

Başınız yüksekte uyuyun!

İftar ve sahurda tüketilen bazı yiyecek ve içecekler reflüyü tetiklerken, reflü ve hazımsızlık uykuya dalmayı güçleştiriyor, kaliteli uykuyu engelliyor. Bu nedenle özellikle baharatlı, yağlı ve tuzlu ağır gıdalar ile kafein ve gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınmak, yemeğin hemen ardından yatmamak, mümkünke iftardan sonra kısa bir yürüyüş yapmak ve yatarken başın biraz yüksekte olmasına dikkat etmek sağlıklı bir uyku için çok önemli.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

14:00’ten sonra şekerleme yapmayın!

Sağlıklı bir erişkinin ortalama 7-8 saat uykuya gereksinimi olduğunu beliten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da şekerleme yaparken dikkat edilmesi gereken noktayı da şöyle açıklıyor: “Gün içerisinde yapılan şekerleme kişiye canlılık ve enerji verebiliyor, dikkat dağınıklığını azaltarak işyerinde verimliliği artırabiliyor. Ancak şekerleme uykusunun 14:00’den önce ve 20 dakikayı aşmayacak şekilde yapılmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü 14:00’ten sonra yapılacak bir şekerleme, vücudun asıl kendini yenilemeye başlayacağı 23:00 ve sonraki saatleri uyanık geçirmenize yol açabilir.”

Sahurda hafif ve tok tutacak besinler tüketin!

Sahur öğününün atlanması durumunda kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına hatta trafik kazalarında artışa dek birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle ‘uykum bölünmesin’ ya da ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ diyerek sahura kalkmayı ihmal etmeyin. Sahurda ise beyaz ekmek, pide, pirinç pilavı ve hamur işi gibi kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüren ve çabuk acıktıran basit karbonhidratlar içeren besinler yerine haşlanmış yumurta, ceviz, tam tahıllı ekmek gibi gün içinde enerjiyi sağlayacak ama aynı zamanda tok tutacak besinler tüketin.

Uyku hijyenine dikkat edin!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, uyku hijyeninin sağlanması için gerekli önlemleri ise şöyle sıralıyor: Aynı saatte yatağa yatın ve aynı saatte uyanın. Yatağa yatmadan önce odayı havalandırın ve serin bir ortamda uyuyun. Yatmadan bir saat önce akıllı telefon, tablet ve televizyon gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Uykuya dalmada zorluk çekmeniz durumunda nefes egzersizleri ile sakinleşmeye çalışın.

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Ramazanda tatlı tüketme isteğinin altında çoğunlukla iftar ve sahurda doğru besinler tüketilmemesinin yattığını biliyor muydunuz? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Uzun süren açlık sonrası doğru besinlerle iftar yapılmadığında ya da sahurda kan şekerini dengede tutacak besinler tüketilmediğinde tatlı isteği kaçınılmaz oluyor. Üstelik iftarda tercih edilen tatlıların çoğunu da şerbetli ve hamurlu tatlılar gibi boş kalori içerenler yani hiçbir besin değeri bulunmayanlar oluşturuyor. Oysa Ramazanda sıklıkla şerbetli tatlılara yönelmek çok ciddi bir tehlike; çünkü bunlar çok daha yoğun şeker ve kalori içeriyor” diyor. Araştırmalara göre fazla şeker tüketiminin obeziteden diyabete, kalpten kansere dek birçok hastalığa zemin hazırladığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Ramazanda tatlı tüketmenin 8 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tüketim miktarı ve sıklığına dikkat edin

İftar yemeğinde hali hazırda yükselen kan şekerinizi tüketeceğiniz bir tatlıyla daha da yükseltebilirsiniz. Bu da hem Ramazan ayında kilo almanıza hem de şekerinizin hızlıca yükselmesine veya sonrasında hızlıca düşmesine neden olabilir. İftar saatinin geç bir saatte olması nedeni ile iftardan sonra bir süre beklense bile tatlı tüketimi çok geç bir saate kalabildiğinden metabolizmayı yorucu bir etki yaratır. Bu nedenle tatlı tüketim miktarına ve sıklığının haftada bir-iki porsiyondan fazla olmamasına dikkat edin.

Tatlıyı proteinle tüketin

Tatlılara ekleyeceğiniz veya birlikte tüketeceğiniz ceviz, fındık, süt gibi protein içerikli besinler tatlıdaki şekerin kanınıza çok daha yavaş karışmasına ve dolayısıyla kan şekerinizin dengede kalmasına yardımcı olur. Kan şekerinizi dengede tutmak da Ramazanda hem kilo alımının hem de şeker sorunlarının önüne geçmeye katkı sağlar.

Şerbetli tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlıları tercih edin

Şerbetli tatlılar kan şekerinizi çok daha hızlı yükseltir ve bu da gerek o gün gerekse ertesi gün kan şekerinizde dengesizliklere ve çabuk acıkmanıza yol açabilir. Sütlü tatlılar ise içeriğindeki protein sayesinde kan şekerinizi olumsuz etkilemez. Sütlü tatlılarınızı ceviz veya nar gibi posalı besinlerle tüketmeniz durumunda da tatlının kana karışma hızı azalır ve kan şekerinizi dengede tutar.

Tatlıyı farkındalıkla tüketin

“Bir tatlı ya da yiyeceği hızla tükettiğinizde belli bir haz noktasına ulaşmak için daha fazla miktarda o tatlıdan ya da besinden tüketirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tatlıyı  yavaşça ve farkında olarak tükettiğinizde ise tüketeceğiniz miktarların azalacağını söylüyor.

En az iki litre su için

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Tatlı tüketme isteğinizin altında; stresli olmanız, iftarda ve sahurda sağlıklı beslenmemeniz, bu nedenle kan şekerinizdeki dengenin bozulması gibi yetersiz su tüketimi de yatıyor olabilir. Zaman zaman susama ve açlık hissi birbirine karışmaktadır. Bu nedenle susuzluğun açlık veya tatlı isteği ile karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. İftar ile sahur arasında mutlaka en az iki litre su tüketmeye özen gösterin” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tatlı tüketeceğinizde bu besinlere dikkat!

Tatlı tükettiğiniz gün diğer kaynaklardan gelen şeker veya unlu besinler ve şeker içeren komposto vb içecekler gibi basit karbonhidratları tüketmemek gerektiğini belirten Nur Ecem Baydı Ozman “Şekeri sadece tatlıdan değil hazır soslar, hazır gıdalardan da sıklıkla farkında olmadan aldığınızı unutmayın. Nur Ecem Baydı Ozman, sebzeli yemekler ve salataların ise posa içeriği sayesinde, beraberinde yenilen besinlerin kana daha yavaşça karışmasına yardımcı olabildiğinden, iftarda tatlı tüketmek istiyorsanız mutlaka sebze tüketmeniz gerektiğini vurguluyor.

Diyabetiniz varsa!

Eğer hekim kontrolünde ilaç ya da insülin kullanan, genel olarak beslenmesine dikkat eden biri iseniz siz de sağlıklı bireyler gibi tatlı tüketebilirsiniz. Hem diyabetli hem de sağlıklı kişiler şeker oranı düşük tatlıları küçük miktarda ve sık olmayan örüntülerde tükettiklerinde bir sorun olmayacaktır. Diyabet olduğunu bilmeyen kişiler için ya da kontrolsüz diyabet hastaları için kontrolsüz tatlı tüketimi daha yıkıcı etkiler yapabilir, hiperglisemi koması ile sonuçlanabilir.

Tat eşiğinizi düşürün

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker içeren tatlıların verdikleri haz sayesinde o tada bir bağımlılık oluşturabildiğini belirterek “Tatlı isteği olduğunda bir-iki porsiyon meyve tüketerek daha düşük yoğunlukta bir tattan keyif almaya başlayabilirsiniz. Düzenli ama ölçülü meyve tüketmek zamanla tatlı isteğinizi azaltabilir” diyor.

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Soğukların kendini iyiden iyiye hissettirdiği kış mevsiminde, üst solunum yolu hastalıklarının görülme oranı artıyor. Dolayısıyla güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız çok daha fazla önem kazanıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeterli ve dengeli beslenmenin bağışıklık sisteminin güçlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çünkü vücutta mikro veya makro besin ögeleri bir sinerji içerisinde çalışıyorlar. Herhangi birinin eksikliği bağışıklık sisteminin optimal şekilde çalışmasını önleyebiliyor. Faydalı olduğunu düşündüğümüz herhangi bir besin ya da besin grubunu fazlaca tüketmek yerine; karbonhidrat, protein ve yağ gibi makro besin grupları ile vitamin ve mineraller gibi mikro besin öğelerini alabilmek için çeşitli meyve ile sebzeleri tüketmek çok daha faydalı olacaktır” diyor. Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmak için doğru besin seçimleri yapmak da büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde sofranızda düzenli bulundurmanız gereken 8 besini anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Nar

Nar içeriğindeki antosiyanin ile en güçlü antioksidan özelliğe sahip meyvelerden. Zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi minerallar sayesinde bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, narın meyvesi kadar kabuğunun da güçlü antioksidan özellik gösterdiğini belirterek, “Bu nedenle nar kabuklarını da iyice temizlendikten sonra çay formunda demleyerek arada 1-2 fincan tüketebilirsiniz” diyor.

Balkabağı

Kış mevsiminin en güzel renkli besinlerinden biri olan balkabağının içeriğinde yer alan A vitamini, bağışıklık sistemi hücrelerinin fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol alıyor. Böylece bağışıklığımızın güçlenmesine önemli bir katkı sağlıyor. A vitaminin ayrıca çeşitli enfeksiyon hastalıklarında tedavi edici etkisi de bulunuyor. Yemeklerin yanında garnitür olarak ya da çorbasını yaparak balkabağını beslenme planınıza ekleyebilirsiniz.

Balık

Balığın içeriğinde bolca omega 3 yağ asitleri, melatonin, triptofan ve taurin gibi bağışıklık sistemini düzenleyici bileşenler bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,  düzenli balık tüketiminin ayrıca bağırsaktaki yararlı bakterilerin sayısının artışına da katkı sağladığını belirterek, “Bağırsaklarda yararlı bakteri sayısının yüksek olması güçlü bir bağışıklık sistemi için elzemdir. Kış ayları balık çeşitliliğinin fazla olduğu, dolayısıyla besinsel anlamdaki zenginliğinden faydalanmak için uygun aylardır. Güçlü bir bağışıklık sistemi için haftada iki gün balık tüketmeye özen gösterin.” diyor.

Ayva

Ayva güçlü antioksidan içeriğe sahip bir meyve. İçeriğindeki C vitamini ve fitokimyasallar ile bağışıklık sistemimizin güçlenmesine destek veriyor. Gün içinde tüketeceğiniz meyvenin 1’ini bir porsiyon ayvadan yana kullanabilirsiniz. 1/3 orta boy ayva bir porsiyon meyveye denk geliyor. Ayrıca öksürük ya da boğaz ağrısı yakınmasında ayvayı ıhlamurun içine dilimleyerek de tüketebilirsiniz.

Kuşburnu

Kuşburnu C vitamini açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip. İçeriğindeki C vitamininin bağışıklık sistemindeki birçok hücresel fonksiyonda rol oynaması sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca içeriğindeki zengin polifenollerin etkisiyle soğuk algınlığına karşı koruyucu etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Buradaki önemli nokta C vitaminin ısıya dayanıksız bir vitamin olmasıdır. Yani, uzun süre kaynatılarak ya da işlem görerek elde edilen marmelat gibi yiyeceklerde C vitamini içeriği oldukça azalıyor” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kaynar suda 10-15 dakika demlediğiniz kuşburnu çayını çok fazla bekletmeden tüketerek C vitamininden en etkin şekilde faydalanabilirsiniz.”

Pause Dergi

Kefir

Güçlü bağışıklık sistemi için sağlıklı bir bağırsağa sahip olmak oldukça önemli. Kefir içeriğinde faydalı bakteriler sayesinde bağırsak florasının düzenlenmesinde ve güçlü bir bağışıklık sisteminde son derece önemli işleve sahip olan bağırsaktaki yararlı bakteri sayısının artmasına yardımcı oluyor. Ayrıca içeriğinde barındırdığı karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besin ögeleri; kalsiyum, magnezyum ile B2 vitamini gibi mikrobesin öğeleriyle de sağlıklı beslenme,  dolayısıyla sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında rol oynuyor.

Havuç

Havucun içeriğinde bulunan beta karoten bağışıklık sistemiyle ilgili fonksiyonların düzenlenmesinde yardımcı oluyor. İçeriğindeki C vitamininin yanı sıra potasyum ile çinko gibi mineraller ve fenolik bileşikler, kış mevsiminde bağışıklığı desteklemek için havucu çok kıymetli bir besin haline getiriyor. Havuç ayrıca iyi bir lif kaynağı olmasıyla da bağırsak sağlığını destekliyor. Salatalara ekleyerek veya çiğ tüketerek havucun zengin besin içeriğinden faydalanabilirsiniz.

Kivi

Kivi, polifenoller ve C vitamini açısından oldukça zengin bir meyve. Öyle ki 100 gramlık bir kivi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını neredeyse tek başına karşılıyor. Ara öğünde bir orta boy kivi tüketmek, zengin lif ve C vitamini içeriği sayesinde bağırsak sağlığına katkı sağlayarak güçlü bir bağışıklık sistemine kavuşmamıza destek veriyor.

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Yaklaşık üç yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi elimizden belimize, boynumuzdan sırtımıza, dizimizden dirseğimize kas ve iskelet sistemimize yönelik rahatsızlıkları hızla artırdı. Fiziksel aktivitelerin kısıtlanması, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve kilo alımı gibi faktörlerle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde omurga hastalıklarının son dönemde çok sık görüldüğünü belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bu hastalıklara karşı önlem almak, olası şikayetleri ise ertelemeden hekime başvurmak gerektiğini belirtiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar pandemide en sık görülen şikayetleri anlattı, kas ve eklem ağrılarına karşı etkili öneriler ve uyarılarda bulundu.

Son dönemde pek çok kişi boynunda, belinde ya da dizlerinde hatta parmaklarında ağrı sorunu yaşıyor, hareketlerini de kısıtlayarak günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bu ağrılardan kurtulmanın yollarını arıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar özellikle masa başı çalışanlarda uzun süre bilgisayar karşısında duruş bozuklukları, spor aktivitelerinin rafa kaldırılması, hareketin büyük ölçüde kısıtlanması, aşırı stres ve üstüne üstlük kilo alımları derken kas ve iskelet sistemi hastalıklarının ülkemizde ve dünyada son yıllarda çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Büyük Britanya İş güvenliği ve Çalışan Sağlığı Kurulu’nun (HSE) 2022 yılında yayınladığı raporunda; 2021-22’de 477 bin çalışanın işle ilgili kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıkları olduğu bildirildi. Bu hastaların yüzde 42’sinde bel, yüzde 37’sinde üst ekstremite (el, bilek, dirsek ve parmak kemikleri vb) ve yüzde 21’inde alt ekstremite (uyluk, diz, bacak, ayak bileği kemikleri vb) tutulumu mevcuttu. Raporda işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının oluşmasına sebep olan ana faktörlerin, uygun olmayan pozisyonda klavye ile çalışma veya tekrarlayan zorlamalar olduğu belirtildi. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları halen artma eğiliminde. İşle ilgili kas ve iskelet sistemi hastalıkları olan 477 bin çalışanın 72 bin tanesi şikayetlerinin Covid-19 pandemisi nedeniyle oluştuğunu veya bu nedenle kötüleştiğini bildirmiştir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Dikkat! Çalışma ortamınız uygun şartlarda olmazsa!     

Günümüzde hala düzenli egzersizlere başlamayan, çalışma ortamını, bilgisayar karşısında duruşunu düzenlemeyen, spordan, fiziksel hareketlilikten uzak sedanter (hareketsiz) bir yaşam süren kişilerin sağlıkları açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar şöyle konuşuyor: “Son yıllarda uygun çalışma ortamının sağlanamaması postür bozukluklarını yaygınlaştırdı. Pek çok kişide; boyunda düzleşme, sırt ağrısı ve fibromiyalji, omuzda, dirsekte ve elde tendinit (iltihaplanma), el ve bilekte sinir sıkışması, bel ağrısı ve disk hastalıkları, dizlerde kıkırdaktaki yıpranmaya bağlı olarak ağrı sorunuyla karşılaşıyoruz. Günlük yaşam tarzımızı yeniden düzenleyip rutin alışkanlıklarımız arasına sporu, düzenli ve tempolu yürüyüşü katmadan kas ve iskelet sistemimizi korumamız mümkün değildir. Covid 19 pandemisi sürecinde hızla yaygınlaşan bu hastalıkların tedavisi ileride çok daha zor bir hale gelebilir.” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bununla birlikte spor aktivitelerine dönüşte de çok dikkat etmek gerektiğini, olması gerekenden hızlı ve yoğun bir tempoda spor aktivitelerine başlamanın da fayda yerine zarar verebileceğini, kas-tendon yaralanmaları ile sonuçlanabileceğini söylüyor.

Pause Dergi

Omurga sağlığı için bu önlemlere dikkat!

Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda kas ve iskelet sisteminin sağlıklı olabilmesi için bazı önlemlere mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar bu kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Bilgisayar monitörünün yüksekliği göz seviyesinde olmalı,
  2. Sandalyeniz belinizi desteklemeli,
  3. Önkol, uyluk ve ayaklar yere paralel olmalı, gerekirse ayak altına destek konulmalı,
  4. Dizler 90 dereceden az bükülü durmalı,
  5. Çalışırken sık ve kısa aralar verilmesi unutulmamalı,
  6. Mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı,
  7. Egzersiz vücudu aşırı zorlamamalı, egzersiz yoğunluğunu artırırken acele edilmemeli,
  8. İdeal kiloda olunmalı,
  9. Kış aylarında eve kapanmayıp, çeşitli enfeksiyonlara karşı gerekli korunma tedbirleri alınarak sosyal hayata dönülmeli,
  10. Vücudu dinlendirmeye zaman ayırılmalı,
  11. Sağlıklı beslenmeli, hekime danışarak olası vitamin eksiklikleri takviyesi yapılmalı, kemik ve eklemlerde iltihaplanmaya yol açabilecek şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerden ve gazlı, şekerli içeceklerden uzak durulmalı, kışın da yeterli su içmeye dikkat edilmeli,
  12. Kas ve iskelet sistemine yönelik olası bir şikayet ihmal edilmeden hekime başvurulmalı.