Yazılar

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

Ramazan ayında birçok kişi ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ ya da ‘uykum bölünmesin’ diye düşünerek bu önemli öğünü atlarken, uzmanlar ise sahura kalkarak da sağlıklı uykunun mümkün olabildiğini belirtiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da uyku sorununun başlıca nedeninin ‘sahura kalkmak’ tan değil, iftar sofrasında yediklerinizden geçtiğini belirterek “İftarda bazı kurallara dikkat etmemenin sonucunda, sağlık için olmazsa olmaz önem taşıyan kaliteli ve yeterli uyku olumsuz etkileniyor. Bu da kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına ve trafik kazalarında artışa da yol açabiliyor. Zira her 5 trafik kazasından birinin uyku ilişkili olduğu unutulmamalıdır” diyor. Ramazan ayında özellikle iftar sofrası başta olmak üzere bazı kurallara dikkat ederek hem sahura kalkıp hem de sağlıklı ve kaliteli bir uyku alışkanlığı oluşturabileceğinizi vurgulayan Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da sağlıklı uykunun 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

İftarda midenize yüklenmeyin!

İftarda yapılan bazı yanlışlar hem uykuya dalmayı zorlaştırıyor hem de kaliteli bir uykuyu engelliyor. Uykuyu olumsuz etkileyen davranışların başında iftar sırasında ağır yemeklerin tüketilmesi ve midenin tıka basa doldurulması geliyor. Bu nedenle kızartma ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması, karbonhidratlı, şekerli gıda tüketiminin sınırlandırılması ve hazmı zor gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Çay ve kahvede aşırıya kaçmayın!

Ramazan’da sağlıklı ve kaliteli bir uyku için çay ve kahve tüketimine dikkat etmek çok önemli. Öncelikle çay ve kahvenin su yerine geçmediğinin bilinmesi gerekiyor. Çay ve kahve toplumda bilinenin aksine vücuttan sıvı kaybına yol açıyor. Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca kafeinli içecekler uykuya dalmayı güçleştirdiğinden dolayı yatma saatine yakın tüketmemeye özen gösterin.

Başınız yüksekte uyuyun!

İftar ve sahurda tüketilen bazı yiyecek ve içecekler reflüyü tetiklerken, reflü ve hazımsızlık uykuya dalmayı güçleştiriyor, kaliteli uykuyu engelliyor. Bu nedenle özellikle baharatlı, yağlı ve tuzlu ağır gıdalar ile kafein ve gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınmak, yemeğin hemen ardından yatmamak, mümkünke iftardan sonra kısa bir yürüyüş yapmak ve yatarken başın biraz yüksekte olmasına dikkat etmek sağlıklı bir uyku için çok önemli.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

14:00’ten sonra şekerleme yapmayın!

Sağlıklı bir erişkinin ortalama 7-8 saat uykuya gereksinimi olduğunu beliten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da şekerleme yaparken dikkat edilmesi gereken noktayı da şöyle açıklıyor: “Gün içerisinde yapılan şekerleme kişiye canlılık ve enerji verebiliyor, dikkat dağınıklığını azaltarak işyerinde verimliliği artırabiliyor. Ancak şekerleme uykusunun 14:00’den önce ve 20 dakikayı aşmayacak şekilde yapılmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü 14:00’ten sonra yapılacak bir şekerleme, vücudun asıl kendini yenilemeye başlayacağı 23:00 ve sonraki saatleri uyanık geçirmenize yol açabilir.”

Sahurda hafif ve tok tutacak besinler tüketin!

Sahur öğününün atlanması durumunda kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına hatta trafik kazalarında artışa dek birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle ‘uykum bölünmesin’ ya da ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ diyerek sahura kalkmayı ihmal etmeyin. Sahurda ise beyaz ekmek, pide, pirinç pilavı ve hamur işi gibi kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüren ve çabuk acıktıran basit karbonhidratlar içeren besinler yerine haşlanmış yumurta, ceviz, tam tahıllı ekmek gibi gün içinde enerjiyi sağlayacak ama aynı zamanda tok tutacak besinler tüketin.

Uyku hijyenine dikkat edin!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, uyku hijyeninin sağlanması için gerekli önlemleri ise şöyle sıralıyor: Aynı saatte yatağa yatın ve aynı saatte uyanın. Yatağa yatmadan önce odayı havalandırın ve serin bir ortamda uyuyun. Yatmadan bir saat önce akıllı telefon, tablet ve televizyon gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Uykuya dalmada zorluk çekmeniz durumunda nefes egzersizleri ile sakinleşmeye çalışın.

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Ramazanda tatlı tüketme isteğinin altında çoğunlukla iftar ve sahurda doğru besinler tüketilmemesinin yattığını biliyor muydunuz? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Uzun süren açlık sonrası doğru besinlerle iftar yapılmadığında ya da sahurda kan şekerini dengede tutacak besinler tüketilmediğinde tatlı isteği kaçınılmaz oluyor. Üstelik iftarda tercih edilen tatlıların çoğunu da şerbetli ve hamurlu tatlılar gibi boş kalori içerenler yani hiçbir besin değeri bulunmayanlar oluşturuyor. Oysa Ramazanda sıklıkla şerbetli tatlılara yönelmek çok ciddi bir tehlike; çünkü bunlar çok daha yoğun şeker ve kalori içeriyor” diyor. Araştırmalara göre fazla şeker tüketiminin obeziteden diyabete, kalpten kansere dek birçok hastalığa zemin hazırladığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Ramazanda tatlı tüketmenin 8 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tüketim miktarı ve sıklığına dikkat edin

İftar yemeğinde hali hazırda yükselen kan şekerinizi tüketeceğiniz bir tatlıyla daha da yükseltebilirsiniz. Bu da hem Ramazan ayında kilo almanıza hem de şekerinizin hızlıca yükselmesine veya sonrasında hızlıca düşmesine neden olabilir. İftar saatinin geç bir saatte olması nedeni ile iftardan sonra bir süre beklense bile tatlı tüketimi çok geç bir saate kalabildiğinden metabolizmayı yorucu bir etki yaratır. Bu nedenle tatlı tüketim miktarına ve sıklığının haftada bir-iki porsiyondan fazla olmamasına dikkat edin.

Tatlıyı proteinle tüketin

Tatlılara ekleyeceğiniz veya birlikte tüketeceğiniz ceviz, fındık, süt gibi protein içerikli besinler tatlıdaki şekerin kanınıza çok daha yavaş karışmasına ve dolayısıyla kan şekerinizin dengede kalmasına yardımcı olur. Kan şekerinizi dengede tutmak da Ramazanda hem kilo alımının hem de şeker sorunlarının önüne geçmeye katkı sağlar.

Şerbetli tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlıları tercih edin

Şerbetli tatlılar kan şekerinizi çok daha hızlı yükseltir ve bu da gerek o gün gerekse ertesi gün kan şekerinizde dengesizliklere ve çabuk acıkmanıza yol açabilir. Sütlü tatlılar ise içeriğindeki protein sayesinde kan şekerinizi olumsuz etkilemez. Sütlü tatlılarınızı ceviz veya nar gibi posalı besinlerle tüketmeniz durumunda da tatlının kana karışma hızı azalır ve kan şekerinizi dengede tutar.

Tatlıyı farkındalıkla tüketin

“Bir tatlı ya da yiyeceği hızla tükettiğinizde belli bir haz noktasına ulaşmak için daha fazla miktarda o tatlıdan ya da besinden tüketirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tatlıyı  yavaşça ve farkında olarak tükettiğinizde ise tüketeceğiniz miktarların azalacağını söylüyor.

En az iki litre su için

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Tatlı tüketme isteğinizin altında; stresli olmanız, iftarda ve sahurda sağlıklı beslenmemeniz, bu nedenle kan şekerinizdeki dengenin bozulması gibi yetersiz su tüketimi de yatıyor olabilir. Zaman zaman susama ve açlık hissi birbirine karışmaktadır. Bu nedenle susuzluğun açlık veya tatlı isteği ile karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. İftar ile sahur arasında mutlaka en az iki litre su tüketmeye özen gösterin” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tatlı tüketeceğinizde bu besinlere dikkat!

Tatlı tükettiğiniz gün diğer kaynaklardan gelen şeker veya unlu besinler ve şeker içeren komposto vb içecekler gibi basit karbonhidratları tüketmemek gerektiğini belirten Nur Ecem Baydı Ozman “Şekeri sadece tatlıdan değil hazır soslar, hazır gıdalardan da sıklıkla farkında olmadan aldığınızı unutmayın. Nur Ecem Baydı Ozman, sebzeli yemekler ve salataların ise posa içeriği sayesinde, beraberinde yenilen besinlerin kana daha yavaşça karışmasına yardımcı olabildiğinden, iftarda tatlı tüketmek istiyorsanız mutlaka sebze tüketmeniz gerektiğini vurguluyor.

Diyabetiniz varsa!

Eğer hekim kontrolünde ilaç ya da insülin kullanan, genel olarak beslenmesine dikkat eden biri iseniz siz de sağlıklı bireyler gibi tatlı tüketebilirsiniz. Hem diyabetli hem de sağlıklı kişiler şeker oranı düşük tatlıları küçük miktarda ve sık olmayan örüntülerde tükettiklerinde bir sorun olmayacaktır. Diyabet olduğunu bilmeyen kişiler için ya da kontrolsüz diyabet hastaları için kontrolsüz tatlı tüketimi daha yıkıcı etkiler yapabilir, hiperglisemi koması ile sonuçlanabilir.

Tat eşiğinizi düşürün

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker içeren tatlıların verdikleri haz sayesinde o tada bir bağımlılık oluşturabildiğini belirterek “Tatlı isteği olduğunda bir-iki porsiyon meyve tüketerek daha düşük yoğunlukta bir tattan keyif almaya başlayabilirsiniz. Düzenli ama ölçülü meyve tüketmek zamanla tatlı isteğinizi azaltabilir” diyor.

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Soğukların kendini iyiden iyiye hissettirdiği kış mevsiminde, üst solunum yolu hastalıklarının görülme oranı artıyor. Dolayısıyla güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız çok daha fazla önem kazanıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeterli ve dengeli beslenmenin bağışıklık sisteminin güçlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çünkü vücutta mikro veya makro besin ögeleri bir sinerji içerisinde çalışıyorlar. Herhangi birinin eksikliği bağışıklık sisteminin optimal şekilde çalışmasını önleyebiliyor. Faydalı olduğunu düşündüğümüz herhangi bir besin ya da besin grubunu fazlaca tüketmek yerine; karbonhidrat, protein ve yağ gibi makro besin grupları ile vitamin ve mineraller gibi mikro besin öğelerini alabilmek için çeşitli meyve ile sebzeleri tüketmek çok daha faydalı olacaktır” diyor. Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmak için doğru besin seçimleri yapmak da büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde sofranızda düzenli bulundurmanız gereken 8 besini anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Nar

Nar içeriğindeki antosiyanin ile en güçlü antioksidan özelliğe sahip meyvelerden. Zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi minerallar sayesinde bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, narın meyvesi kadar kabuğunun da güçlü antioksidan özellik gösterdiğini belirterek, “Bu nedenle nar kabuklarını da iyice temizlendikten sonra çay formunda demleyerek arada 1-2 fincan tüketebilirsiniz” diyor.

Balkabağı

Kış mevsiminin en güzel renkli besinlerinden biri olan balkabağının içeriğinde yer alan A vitamini, bağışıklık sistemi hücrelerinin fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol alıyor. Böylece bağışıklığımızın güçlenmesine önemli bir katkı sağlıyor. A vitaminin ayrıca çeşitli enfeksiyon hastalıklarında tedavi edici etkisi de bulunuyor. Yemeklerin yanında garnitür olarak ya da çorbasını yaparak balkabağını beslenme planınıza ekleyebilirsiniz.

Balık

Balığın içeriğinde bolca omega 3 yağ asitleri, melatonin, triptofan ve taurin gibi bağışıklık sistemini düzenleyici bileşenler bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,  düzenli balık tüketiminin ayrıca bağırsaktaki yararlı bakterilerin sayısının artışına da katkı sağladığını belirterek, “Bağırsaklarda yararlı bakteri sayısının yüksek olması güçlü bir bağışıklık sistemi için elzemdir. Kış ayları balık çeşitliliğinin fazla olduğu, dolayısıyla besinsel anlamdaki zenginliğinden faydalanmak için uygun aylardır. Güçlü bir bağışıklık sistemi için haftada iki gün balık tüketmeye özen gösterin.” diyor.

Ayva

Ayva güçlü antioksidan içeriğe sahip bir meyve. İçeriğindeki C vitamini ve fitokimyasallar ile bağışıklık sistemimizin güçlenmesine destek veriyor. Gün içinde tüketeceğiniz meyvenin 1’ini bir porsiyon ayvadan yana kullanabilirsiniz. 1/3 orta boy ayva bir porsiyon meyveye denk geliyor. Ayrıca öksürük ya da boğaz ağrısı yakınmasında ayvayı ıhlamurun içine dilimleyerek de tüketebilirsiniz.

Kuşburnu

Kuşburnu C vitamini açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip. İçeriğindeki C vitamininin bağışıklık sistemindeki birçok hücresel fonksiyonda rol oynaması sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca içeriğindeki zengin polifenollerin etkisiyle soğuk algınlığına karşı koruyucu etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Buradaki önemli nokta C vitaminin ısıya dayanıksız bir vitamin olmasıdır. Yani, uzun süre kaynatılarak ya da işlem görerek elde edilen marmelat gibi yiyeceklerde C vitamini içeriği oldukça azalıyor” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kaynar suda 10-15 dakika demlediğiniz kuşburnu çayını çok fazla bekletmeden tüketerek C vitamininden en etkin şekilde faydalanabilirsiniz.”

Pause Dergi

Kefir

Güçlü bağışıklık sistemi için sağlıklı bir bağırsağa sahip olmak oldukça önemli. Kefir içeriğinde faydalı bakteriler sayesinde bağırsak florasının düzenlenmesinde ve güçlü bir bağışıklık sisteminde son derece önemli işleve sahip olan bağırsaktaki yararlı bakteri sayısının artmasına yardımcı oluyor. Ayrıca içeriğinde barındırdığı karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besin ögeleri; kalsiyum, magnezyum ile B2 vitamini gibi mikrobesin öğeleriyle de sağlıklı beslenme,  dolayısıyla sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında rol oynuyor.

Havuç

Havucun içeriğinde bulunan beta karoten bağışıklık sistemiyle ilgili fonksiyonların düzenlenmesinde yardımcı oluyor. İçeriğindeki C vitamininin yanı sıra potasyum ile çinko gibi mineraller ve fenolik bileşikler, kış mevsiminde bağışıklığı desteklemek için havucu çok kıymetli bir besin haline getiriyor. Havuç ayrıca iyi bir lif kaynağı olmasıyla da bağırsak sağlığını destekliyor. Salatalara ekleyerek veya çiğ tüketerek havucun zengin besin içeriğinden faydalanabilirsiniz.

Kivi

Kivi, polifenoller ve C vitamini açısından oldukça zengin bir meyve. Öyle ki 100 gramlık bir kivi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını neredeyse tek başına karşılıyor. Ara öğünde bir orta boy kivi tüketmek, zengin lif ve C vitamini içeriği sayesinde bağırsak sağlığına katkı sağlayarak güçlü bir bağışıklık sistemine kavuşmamıza destek veriyor.

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Yaklaşık üç yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi elimizden belimize, boynumuzdan sırtımıza, dizimizden dirseğimize kas ve iskelet sistemimize yönelik rahatsızlıkları hızla artırdı. Fiziksel aktivitelerin kısıtlanması, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve kilo alımı gibi faktörlerle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde omurga hastalıklarının son dönemde çok sık görüldüğünü belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bu hastalıklara karşı önlem almak, olası şikayetleri ise ertelemeden hekime başvurmak gerektiğini belirtiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar pandemide en sık görülen şikayetleri anlattı, kas ve eklem ağrılarına karşı etkili öneriler ve uyarılarda bulundu.

Son dönemde pek çok kişi boynunda, belinde ya da dizlerinde hatta parmaklarında ağrı sorunu yaşıyor, hareketlerini de kısıtlayarak günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bu ağrılardan kurtulmanın yollarını arıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar özellikle masa başı çalışanlarda uzun süre bilgisayar karşısında duruş bozuklukları, spor aktivitelerinin rafa kaldırılması, hareketin büyük ölçüde kısıtlanması, aşırı stres ve üstüne üstlük kilo alımları derken kas ve iskelet sistemi hastalıklarının ülkemizde ve dünyada son yıllarda çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Büyük Britanya İş güvenliği ve Çalışan Sağlığı Kurulu’nun (HSE) 2022 yılında yayınladığı raporunda; 2021-22’de 477 bin çalışanın işle ilgili kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıkları olduğu bildirildi. Bu hastaların yüzde 42’sinde bel, yüzde 37’sinde üst ekstremite (el, bilek, dirsek ve parmak kemikleri vb) ve yüzde 21’inde alt ekstremite (uyluk, diz, bacak, ayak bileği kemikleri vb) tutulumu mevcuttu. Raporda işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının oluşmasına sebep olan ana faktörlerin, uygun olmayan pozisyonda klavye ile çalışma veya tekrarlayan zorlamalar olduğu belirtildi. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları halen artma eğiliminde. İşle ilgili kas ve iskelet sistemi hastalıkları olan 477 bin çalışanın 72 bin tanesi şikayetlerinin Covid-19 pandemisi nedeniyle oluştuğunu veya bu nedenle kötüleştiğini bildirmiştir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Dikkat! Çalışma ortamınız uygun şartlarda olmazsa!     

Günümüzde hala düzenli egzersizlere başlamayan, çalışma ortamını, bilgisayar karşısında duruşunu düzenlemeyen, spordan, fiziksel hareketlilikten uzak sedanter (hareketsiz) bir yaşam süren kişilerin sağlıkları açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar şöyle konuşuyor: “Son yıllarda uygun çalışma ortamının sağlanamaması postür bozukluklarını yaygınlaştırdı. Pek çok kişide; boyunda düzleşme, sırt ağrısı ve fibromiyalji, omuzda, dirsekte ve elde tendinit (iltihaplanma), el ve bilekte sinir sıkışması, bel ağrısı ve disk hastalıkları, dizlerde kıkırdaktaki yıpranmaya bağlı olarak ağrı sorunuyla karşılaşıyoruz. Günlük yaşam tarzımızı yeniden düzenleyip rutin alışkanlıklarımız arasına sporu, düzenli ve tempolu yürüyüşü katmadan kas ve iskelet sistemimizi korumamız mümkün değildir. Covid 19 pandemisi sürecinde hızla yaygınlaşan bu hastalıkların tedavisi ileride çok daha zor bir hale gelebilir.” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bununla birlikte spor aktivitelerine dönüşte de çok dikkat etmek gerektiğini, olması gerekenden hızlı ve yoğun bir tempoda spor aktivitelerine başlamanın da fayda yerine zarar verebileceğini, kas-tendon yaralanmaları ile sonuçlanabileceğini söylüyor.

Pause Dergi

Omurga sağlığı için bu önlemlere dikkat!

Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda kas ve iskelet sisteminin sağlıklı olabilmesi için bazı önlemlere mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar bu kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Bilgisayar monitörünün yüksekliği göz seviyesinde olmalı,
  2. Sandalyeniz belinizi desteklemeli,
  3. Önkol, uyluk ve ayaklar yere paralel olmalı, gerekirse ayak altına destek konulmalı,
  4. Dizler 90 dereceden az bükülü durmalı,
  5. Çalışırken sık ve kısa aralar verilmesi unutulmamalı,
  6. Mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı,
  7. Egzersiz vücudu aşırı zorlamamalı, egzersiz yoğunluğunu artırırken acele edilmemeli,
  8. İdeal kiloda olunmalı,
  9. Kış aylarında eve kapanmayıp, çeşitli enfeksiyonlara karşı gerekli korunma tedbirleri alınarak sosyal hayata dönülmeli,
  10. Vücudu dinlendirmeye zaman ayırılmalı,
  11. Sağlıklı beslenmeli, hekime danışarak olası vitamin eksiklikleri takviyesi yapılmalı, kemik ve eklemlerde iltihaplanmaya yol açabilecek şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerden ve gazlı, şekerli içeceklerden uzak durulmalı, kışın da yeterli su içmeye dikkat edilmeli,
  12. Kas ve iskelet sistemine yönelik olası bir şikayet ihmal edilmeden hekime başvurulmalı.

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel ağrıları toplumumuzda her 10 kişiden 8’inin hayatında en az bir kez yaşadığı ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Her ağrı ‘fıtık’ anlamına gelmiyor, ancak bel ağrılarının sık nedenlerinden biri, omurlar arasındaki disklerde fıtıklaşma oluyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığı genellikle 30-50 yaş aralığında görülse de, günümüzde gelişen teknoloji nedeniyle daha durağan bir yaşam sürülmesi ve obezite sorununun giderek yaygınlaşması, bu hastalığın artık 20’li yaşlardaki gençlerin de sorunu haline gelmesine neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığında erken tanı ile tedavinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi zaman kaybına neden oluyor, bunun sonucunda tedaviden etkin sonuç alınmasını önleyebiliyor. Daha kötüsü kas gücünde azalma, ilerleyen zamanda ise felç gibi ciddi sorunlara bile neden olabiliyor. Dolayısıyla bel fıtığıyla  ilgili doğru bilgi sahibi olmak ve bu doğrultuda korunma yöntemlerini uygulamak, fıtık sorunu başlamışsa gerekli tedavi planı için hekime ulaşmak büyük önem taşıyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığı hakkında toplumda doğru sanılan 9 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Hamit Aytar

Yerde yatmak bel ağrısına iyi gelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, belimizi korumak, destek almak ve dinlendirmek için yerde yatmak doğru değil. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Omurganın hafif şeklini alan ama çökmeyen orta sertlikteki yataklar, yani tam ortopedik veya yoğun içerikli visco grubu yataklar en ideal yatak olarak görülüyor” diyerek şöyle devam ediyor: “Çok sert veya çok yumuşak yataklar uygun olmayıp, yerde yatmak kötü bir tecrübedir. Sizi belde tutukluk ve daha çok ağrı ile kalkar hale getirecektir.”

Sürekli korse-kuşak takmak bele faydalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sert veya yumuşak korsenin akut ağrıların olduğu erken dönemde, 1-2 hafta gibi kısa süreyle kullanımı fayda sağlıyor. “Korse beli destekliyor, ters hareketlerden kısmen de olsa koruyor, sıcak tutuyor, soruna karşı farkındalık da yaratıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ancak uzun süre düzenli kullanımın merkez bölge kaslarında tembelliğe ve güçten düşüşe yol açarak asıl istenen amacın tam tersine etki yapacağı uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının tek tedavisi ameliyattır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tedavi planlamasında ilk seçenek konservatif, yani ameliyat dışı tedaviler oluyor. Sorunlu disk konservatif tedavi yöntemleriyle tamamen eski sağlıklı haline dönmese de hasta bu tedavilerle ömür boyu ağrısız bir yaşam sürebiliyor. İstirahat, korse, ilaç tedavisi ile başlanıp gereğinde fizik tedavi programları, bele lokal enjeksiyon tedavileri de uygulanıyor. Bel fıtığı sorunlarının yüzde 90’ında konservatif tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ”Ameliyat diğer tedavilerden fayda görmeyen ve artan şikayetleri olan hastaların son ama en etkin tedavi seçeneği olmakla birlikte çok şiddetli, tedaviye cevap vermeyen ve bacaklara yayılan ağrılar, nörolojik muayenede kayıplar ile idrar tutamama veya kaçırma gibi durumlarda ise ilk tedavi seçeneği haline geliyor” diye konuşuyor.

Ameliyat dışı yöntemler fıtığı kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel kemikleri arasındaki disklerde, eklemlerde ve kemik yüzeylerinde oluşan yıpranmalar uzun zamana yayılabilen ciddi süreçler olup, tamamen eski hallerine dönmüyorlar. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “İstirahat, ilaç ve korse gibi ameliyat dışındaki tedavilerle bu bölgeler daha iyi, yük kaldırır, sorun yaratmaz ve şikâyete neden olmaz hale geliyorlar. Özellikle sinir dokulara olan basılar azalıyor veya kayboluyor, bu sayede ciddi rahatlama sağlanıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Ancak ameliyat sorun yaratan dokuları ortadan net olarak kaldıran yöntem iken konservatif tedaviler ılımlı, kısmi fayda ile kesin çözüm sunmayıp omurganın iyileşmesine katkı sağlıyorlar” diyor.

Sülük, hacamat, kupa çekme gibi yöntemler etkili tedavi yöntemleridir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sülük, hacamat ve kupa çekme gibi yöntemler ciddi bir tedavi seçeneği olmayıp belin kendi kendini iyileştirme mekanizmalarına kısmen hizmet eden, bir nevi basit konservatif teknikler arasında yer alıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Bel fıtığı deriden çok derinde, birçok anatomik koruyucu yapıyla örtülü ve omurlar arasındaki disklerde gelişiyor. Dolayısıyla bu tür cilt ve cilt atını etkileyebilecek yöntemlerin o derinliğe ulaşıp tedavi sağlaması beklenmemelidir” diyor.

Ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yine yaygın inanışın aksine ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar,  ameliyatın en etkili, en hızlı ve faydanın en net sağlandığı tedavi yöntemi olsa da bel fıtığında kalıcı iyileşme sağlamadığına işaret ederek,  “Ameliyat yırtılmış, patlamış ve sinir dokuları ezip bası yaratan disk parçalarının ortadan kalkmasına, sinirleri daraltan kanal yapılarının genişletilerek rahatlatılmasına net fayda sağlıyor. Ancak dejenere bozuk disk eklem yapı yine yerinde kalıyor ve bu nedenle koruma, kilo kontrolü, egzersiz gerekirse fizik tedavi – rehabilitasyon yöntemleri kalıcı, uzun dönem fayda için elzemdir. Dolayısıyla ameliyat fıtık sorunuyla mücadelede ilk raundu bize hızla kazandırıyor ama net kalıcı fayda için tüm koruma ve tedavilerin de yapılması büyük önem taşıyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

 Bel fıtığı ameliyat sonrası hep nüks eder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı ameliyatlarında başarı oranı yüzde 90’lar gibi çok yüksek oranda görülüyor. Tekrarlama ihtimali ise ameliyatın yeterliliğine (örneğin; bel kayması da var ise sadece fıtık temizlemekle ilgili ameliyat yeterli olmayabiliyor), omurga yapısına ve disk, eklem, bağ ile kas dokularının yeterliliğine ve kişinin kendini koruma kapasitesine göre değişmekle birlikte, bu risk yüzde 5-10 gibi düşük bir oranda seyrediyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki doğru hastada doğru seçilmiş ameliyat yöntemi çok önemlidir. Mikroskop eşliğinde yapılan mikrodiskektomi ameliyatı ya da endoskopik diskektomi, yani kapalı kamera sistemiyle girilerek gerçekleştirilen ameliyatlarda işlemler çok küçük bir alanda gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla eklem, kemik, kas dokuları ve disk kapsülü gibi sağlıklı yapılarda minimum hasar oluşturup, güvenle uygulanıyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, belimize yapılan ameliyat ne kadar minimal invaziv, bir başka deyişle sağlıklı dokulara en az zarar verecek, en kontrollü yöntem ise toparlama ve iyileşme süresinin de o kadar kısa sürede gerçekleşeceğini belirterek, “Hastaların fazla kiloları varsa bu yükten kurtulmaları ve zamanı geldiğinde uygun egzersizlerle güçlü bir omurga sağlamaları bel fıtığı nüksünü minimum seviyelere indiriyor, hatta hastaların büyük çoğunluğunda hiç tekrarlamıyor” diyor.

 Bel fıtığı genetiktir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı genetik bir hastalık değildir. Ancak omurganızın yapısı, disk kalitesi, eklem yapılarınızın gücü, bağ doku çatınız ve vücut kitle indeksiniz genetik olabilir. “Bunlar bele ait sorunları kolaylaştıran faktörler olarak genetik yatkınlık nedeni olabilirler” diyen Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bel fıtığı sorunu ise multifaktöriyeldir, yani genetik ve sonradan çevresel birçok etkenden neden alır. Ailenizde bel ile omurga sorunları sık görülüyorsa bu daha dikkatli olmanız ve koruma önerilere uymanızın daha da önemli olduğu anlamına gelir.”

Bel fıtığı ameliyatları cinsel fonksiyon kaybı yapar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sanılanın aksine ameliyat değil, asıl omurilik kanalına ciddi bası etkisi yapan fıtık sorunları cinsel fonksiyon kusurları ve idrar kaçırma gibi sorunlara yol açıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki hatalı ameliyat sinir yapılarına zarar verirse böyle bir risk oluşur ama bu cerrahi tedavinin normal seyri değil, olması asla istenmeyen ve beklenmeyen bir komplikasyon olarak karşımıza çıkabilir” diyor.

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Günümüzde tüp bebek tedavisi infertilite sorunu yaşayan çiftlerde başvurulan en etkin tedavi yöntemi olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada yaygın olarak başvurulan tüp bebek tedavisi, kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin birleştirilerek kadına tekrar transfer edilmesi olarak özetleniyor. Tüp bebek tedavisi sayesinde infertilite sorunu yaşayan her 10 kadından 7-8’inde hamilelik gerçekleşiyor. Üstelik tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hamilelik oranları da her geçen gün artıyor. Ancak toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler, tedaviden başarılı sonuç alınmasını önleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, anne ve baba adaylarının bilimsel doğruluğu olmayan bilgilerle hareket etmelerinin son derece yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekerek, “Zira hatalı bilgiler nedeniyle çiftler hekime geç başvurabiliyor, bunun sonucunda tedaviden olumsuz sonuçlar alınabiliyor. Dolayısıyla infertilite sorununda sanal ortamdan edinilen veya eş dosttan duyulan bilgilerin doğruluğu mutlaka sorgulanmalı ve hekime geç kalmadan başvurulmalıdır.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşüktür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaya özel uygulanacak ve titiz bir takiple yapılacak olan bir uygulamayla en yüksek başarıyı ilk denemede de yakalamak mümkün oluyor.

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka ikiz veya üçüz doğum olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın 35 yaşından genç ise ilk iki denemede tek embriyo transfer hakkı vardır. 35 yaş üstünde ve 2 deneme sonrasındaki denemelerde sadece 2 embriyo transfer edilebiliyor. Tüp bebek uygulamalarında bu kurallar nedeniyle çoğul gebelik görülme sıklığı düştü. Bazı nadir uygulamalarda tek yumurta ikizi oluşumu tek embriyo transferinden sonra da olabiliyor.

Tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadının yaşı çok önemli! Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalmak mümkün olmuyor. Öyle ki 35 yaşın üzerinde olan kadınlarda yumurta kalitesinde, dolayısıyla hamile kalma başarısında anlamlı derecede azalmalar görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, özellikle 40 yaş üzerindeki kadınlarda hamilelik oranlarının oldukça düşük düzeyde görüldüğünü vurgulayarak, “Ayrıca hamile kalınsa dahi düşük oranlarında ve down sendromu riskinde önemli artışlar oluyor. Bu nedenle 25 – 30 yaş aralıklarında hamile kalınması çok önemlidir.” diyor.

Tüp bebek tedavisi oldukça ağrılı bir tedavi yöntemidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar yumurtalıklarda biraz büyüme yapabiliyor ve buna bağlı olarak hafif hassasiyet ile ağrı gelişebiliyor. Ancak yumurta toplama işlemleri anestezi altında gerçekleştiriliyor, dolayısıyla ağrı hissedilmiyor. İşlem sonrasında kısa süre devam eden baskı ve dolgunluk hissi gelişebiliyor. Ayrıca embriyo transferi de doğru uygulandığında ağrıya neden olmuyor.

Tüp bebek tedavisi sonrasında 9 ay boyunca yatmak gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Embriyo transferinden itibaren istirahat etmenin bir faydası gösterilmemiştir” diyerek, şöyle devam ediyor: “Sadece transfer işleminin yapıldığı gün istirahat edilmesi yeterli gelecektir. Hamile kalınması durumunda normal hamileliklerden farklı bir şey yapmak gerekmiyor. Dolayısıyla 9 ay yatılması söz konusu olmuyor.”

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka hamile kalınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp  bebek tedavisinin başarısı hastadan hastaya oldukça değişkenlik gösteren bir durum. Genellikle her 10 hastadan 7 – 8’inde hamilelik oluşabiliyor. “Her anne adayı yüzde 100 hamile kalacak diye bir durum maalesef mümkün değildir.” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Kadının yaşı ve yumurta rezervleri ile erkekteki sperm değerlendirmeleri tedavinin başarısındaki en önemli faktörlerdir. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra başarı ihtimali konusunda çift özelinde daha anlamlı rakamlar verebilmek mümkün olabilir.” bilgisini veriyor.

Tüp bebek tedavisi ile doğan bebeklerde sakatlık riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisi hamileliğe yardımcı olan bir üreme yöntemidir. Dolayısıyla bebekler doğal yolla oluşan hamileliklerde görülen oranda anomali riski taşıyorlar. Ayrıca uygun vakalarda embriyo genetik taraması da yapılabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnfertilite sorunu kadından kaynaklanıyordur. Dolayısıyla tüp bebek tedavisinden önce sadece kadınlar tedavi görür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; infertilite sorunu yaşayan çiftlerin yüzde 40’ında kadın, yüzde 40’ında erkek ve yüzde 20’sinde ise hem kadın hem erkekte problem olduğu tespit edilmiş. Yani, kadın ve erkeğe bağlı nedenler eşit oranda görülüyor. Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, bu nedenle yapılan değerlendirmelerde sadece kadın üzerine odaklanılmadığını ve çiftin aynı anda değerlendirildiğini vurguluyor.

Sperm değerlerinde problem olan erkek asla çocuk sahibi olamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: İleri yaş, sigara kullanımı, obezite, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar erkeklerde sperm değerinin düşmesine neden olabiliyor. Normal yollarla hamilelik elde edilemezse spermin sayısını ve kalitesini arttırmak amacıyla erkeğe bazı ilaç tedavileri önerilebiliyor. Eğer menide hiç sperm yoksa ya yollar tıkalı oluyor ya da üretim az veya hiç olmayabiliyor. Bu durumda testislerden iğnelerle veya mikroskop altında yapılan ufak bir kesiyle kanallardan sperm bulunabiliyor ve hamilelik elde edilebiliyor.

Hormon değerleri normal aralıklarda ise kolaylıkla hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Yumurtalık rezervlerine yönelik testlerin normal değerlerde çıkması olumlu bir sonuç olsa da anne adayının yaşı daha önemlidir” diyerek, şunları söylüyor: “Keza yumurtalık rezerv testlerinin düşük olması da anne adayının hamile kalamayacağını göstermez. Sadece kısıtlı zaman nedeniyle sürecin doğru yönetilmesi gerektiğini gösterir.”

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın aşırı sıcaklarıyla bunaldığımız bugünlerde, bir yandan da güneşin yakıcı ve zararlı ışınları ciddi tehlike oluşturuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, önlem alınmadığı taktirde güneşin zararlı ışınlarının, kısa ve uzun vadede pek çok cilt hastalığına yol açtığını belirterek “Yaz aylarında güneş ışınlarına maruziyetin artması nedeniyle güneş yanığı, güneş alerjisi ve melazma (güneş lekesi) gibi cilt hastalıklarını daha sık görüyoruz. Cilt kanseri ve damarlarda genişleme gibi bazı cilt hastalıkları da güneş ışınlarının birikici etkisi ile yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneşin ciltte en sık yol açtığı 5 hastalığı ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Cilt kanserleri

Son yıllarda giderek yaygınlaşan cilt kanserlerinin gelişiminde, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle cilt kanserlerine; güneşin daha yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlarda, açık havada çalışanlarda, açık tenli ve mavi gözlü olanlarda ve güneşin zararlı ışınlarına karşı önlem almayanlarda daha fazla rastlanıldığını belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneş ışınlarının uzun dönemde biriken etkileri sonucu karşımıza çıkan aktinik keratoz denen deri değişiklikleri de, kötü huylu olmamakla beraber ilerleyen dönemlerde cilt kanserine dönüşme riskleri olması nedeniyle önemlidir.” diyor.

Güneş yanığı

Özellikle açık tenli kişiler ve çocuklar için büyük risk oluşturan güneş yanığı, derinin güneş ışınlarına yoğun şekilde maruz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Güneş yanığının, hafif kızarıklık şeklinde olabildiği gibi, su dolu kabarcık, ağrı ve şişliğin eşlik ettiği daha şiddetli şekilde de karşımıza çıkabildiğini belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu şöyle konuşuyor: “Şiddetli güneş yanıklarında ve ateş, bulantı, kusma gibi semptomların eşlik ettiği durumlarda mutlaka Dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde su dolu kabarcıkların eşlik ettiği şiddetli güneş yanığı geçiren kişilerde melanom denen cilt kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır.” diyor.

Melazma (Güneş Lekesi)

Ciltte kahverengi lekeler şeklinde karşımıza çıkan, özellikle yanaklar, alın, dudak üstü ve burunda görülen melazmanın (güneş lekesi) görülme sıklığı giderek artıyor. Cilt rengi koyu olan kişilerde daha sık rastlanan bu cilt hastalığının nedenleri arasında ilk sırayı güneş ışınları alıyor. Yaz aylarında yeni gelişen melazma ve mevcut melazmanın koyulaşması nedeniyle hastaneye başvurular da artıyor. Bu nedenle melazmada güneşten korunma tedavinin temelini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Fotoyaşlanma

Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneşin etkisi ile oluşan cilt yaşlanmasına fotoyaşlanma denilmektedir. Fotoyaşlanma, uzun süreli güneşe maruziyetin birikici etkisi ile özellikle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerde karşımıza çıkmaktadır. Fotoyaşlanmanın belirtileri; kırışıklıklar, damarlarda belirginleşme, deri elastikiyetinin kaybına bağlı deride sarkma, kahverengi koyu lekeler, ciltte renk eşitsizliği, cildin kuruması ve kabalaşmasıdır. Fotoyaşlanmayı önlemek için yaz-kış güneşten korunma alışkanlığını edinmek oldukça önemlidir” diyor.

Güneş alerjisi

Güneş alerjisi özellikle bahar ve yaz aylarında duyarlılığı olan kişilerde güneş maruziyetine bağlı ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık, yanma, batma hissi gibi bulgularla karşımıza çıkıyor. Buna yatkınlığı olan kişilerin güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınmaları ve güneş kremlerini düzenli kullanmalarını öneren Dr. Gizem Yağcıoğlu, duyarlanmayı artıran bir bitki, parfüm, deodorant ya da kolonya gibi kimyasal maddelerden de uzak durulmasını, olası bir şikayette Dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini vurguluyor.

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

İkramda tatlılara yenik düşmeyin!

Birbirinden lezzetli şerbetli tatlılar, börekler, dolmalar… Bayramlarda beslenme düzenimiz değişiyor, özellikle tatlı ve hamur işleri tüketimimiz artıyor. Kurban Bayramı’nda ayrıca kırmızı et tüketimimiz de abartılı bir hale gelebiliyor; öyle ki öğle ve akşam yemeklerinde, hatta kahvaltıda bile soframızda ‘kavurma’ olabiliyor. Ancak besinleri uygun miktarlarda ve doğru şekilde tüketmediğimizde hazımsızlık ile şişkinlik gibi sindirim sorunları, kan şekerinde dengesizlik, çok daha kötüsü kalp krizine kadar varabilen önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. Bu nedenle hem akut hem de uzun vadeli sağlık sorunlarından korunabilmek için bazı önemli beslenme hatalarından kaçınmak çok önem taşıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda  kalp damar, diyabet veya gut hastalığı olan kişilerin çok daha dikkatli olmaları ve et tüketimini oldukça minimize etmeleri gerektiğine dikkat çekerek, “Zira bu hastalarda hatalı beslenme alışkanlıklarının yaşam kalitelerini düşürebilecek olumsuz sonuçlara yol açması çok daha muhtemel. Bayramda et tüketiminin azaltılmasının yanı sıra sebze, tahıl ürünleri ve bakliyat gibi posalı besinlerin ise tam aksine arttırılarak kalp damar ve kolon sağlığının korunması hedeflenmelidir” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Kurban Bayramı’nda en sık yapılan 7 hatayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman 

Hata: Kahvaltıyı atlamak

Doğrusu: Uzun süren açlıklar çoğunlukla bir sonraki öğünde kontrolün kaybedilmesiyle sonuçlanıyor. Bu nedenle bayramda öğün atladığınızda kan şekerinizi kontrol altında tutamayabilir ve ikramlara karşı koyamayabilirsiniz ya da uzun açlık sonunda yediklerinizi abartabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle güne mutlaka hafif bir kahvaltıyla başlayın ve mümkünse 3-4 saat sonrasında ana veya ara öğün tüketerek iştahınızı kontrol altında tutmaya çalışın” bilgisini veriyor.

Hata: Su içmeyi unutmak

Doğrusu: Yeteri miktarda su tüketmemek rutin zamanlarda da sıklıkla yaptığımız bir hata. Su içmemenin en önemli sebebi ise genel olarak çay ve kahve gibi içeceklerin sık tüketimiyle ilgili oluyor. Bayramda da bu tarz içeceklerin veya diğer soğuk içeceklerin tüketim miktarı artabiliyor. Yetersiz su tüketimi sonucunda da baş ağrısı ve sindirim sorunları gelişebiliyor. Kilonuzu kg olarak 30 ml ile çarparak su gereksiniminizi hesaplayın ve her gün mutlaka bu miktarda su tüketin. Çay ve kahveden gelen sıvıların su hesabına dahil edilmediğini unutmayın.

Hata: Sebzeleri ihmal etmek

Doğrusu: Yaz ayları aslında hem çiğ hem pişmiş olarak yenilebilecek sebzeler bakımından oldukça avantajlı bir mevsim. Gün içerisinde sebzelerin vitamin, mineral ve posa gibi faydalı içeriklerinden yararlanmak için bayram ile diğer zamanlarda, her öğünde bol ve çeşitli sebzeler tükettiğinizden emin olun. Sebzeyi daha fazla tüketmeniz iştahınızın dengede kalmasını sağlamasının yanı sıra kabızlık gibi sindirim problemlerine karşı da etkili oluyor. Ayrıca fazla et tüketimi bağırsaktaki yararlı zararlı bakteri dengesini zararlı bakteriler lehine bozacağı için sebzeler bu etkiyi tersine çevirmede yardımcı oluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hata: Et tüketimini abartmak

Doğrusu: Kurban Bayramı’nda sabah kahvaltısından öğle ve akşam yemeğine kadar tüm öğünlerde kurban eti tüketmek gibi bir alışkanlığımız var. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ancak fazla miktarda et tüketmenin hem kalp damar sağlığını bozduğunu hem kolon kanseri riskini arttırdığını belirterek,“Kırmızı et tüketiminizin haftada 500 gramı aşmamasına dikkat edin” diyor.

Hata: İkramda tatlılara yenik düşmek 

Doğrusu: Bayramlarımızda ikram olarak börek, tatlı, çikolata ve şekerleme gibi ürünlerin ön plana çıkması bu yiyeceklerin tüketim miktarının artmasıyla sonuçlanıyor. “Ancak bunlar ne yazık ki çoğunlukla besin yoğunluğu düşük, yani vitamin ve mineralden yoksun, sadece kaloriden ibaret besinlerdir” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu nedenle bayram sürecinde bu tarz ikramları fazlaca tüketmek size hiçbir sağlık getirisinde bulunmayarak sadece kilo almanızla sonuçlanabilir. Hem bayramda hem diğer zamanlarda tatlıları ve hamur işlerini azaltın. Öğünlerinizde daha çok sebze, meyve, tahıl ve bakliyat gibi ürünlere yer açın. Örneğin tatlı yerine meyve ya da börek yerine tahıllı salatalar tüketin” bilgisini veriyor.

Hata: Eti yüksek ısıda pişirmek

Doğrusu: Eti asla yüksek ısıda pişirmeyin. Çünkü kısa zamanda yüksek ısılara ulaşılan pişirme yöntemleri ette kanserojen maddelerin oluşumuna neden olabiliyor. Dolayısıyla eti mümkünse ekstra yağ eklemeden, kısık ateşte uzun sürede pişirin. Yine kanserojen riskine karşı mangalda pişirme yönteminde de etin ateşe olan uzaklığının 20 cm’den az olmamasına dikkat etmeniz çok önemli.

Hata: ‘Bayram’ diyerek egzersize ara vermek

Doğrusu: Bayram ile tatillerde yemeyi ve içmeyi, hatta kalitesiz içerikli beslenmeyi artırmamızın yanı sıra genellikle çok daha az hareket ediyoruz. Ancak egzersizin yararından söz edebilmek için o egzersizin mutlaka düzenli yapılması gerekiyor. Dolayısıyla düzenli egzersiz yapıyorsanız bayramda da bu alışkanlığınıza devam edin. Tatil sürecini açık hava yürüyüşleri veya size uygun diğer egzersiz yöntemleriyle de değerlendirebilirsiniz.

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Sağlıklı bir yaz dönemi için…

Covid-19 pandemisi nedeniyle zorlu geçen kış döneminin ardından nihayet yaz mevsimi geldi. Ancak sıcakların artması, insanların daha çok havuzlar gibi ortak kullanım alanlarında bir arada bulunuyor olmaları, su ve besin hijyeninin daha zor sağlanması, kene ile sivrisinek gibi etkenlerle temas, akut bağırsak enfeksiyonundan legionella enfeksiyonuna kadar pek çok enfeksiyon riskini de beraberinde getiriyor. Tedavisi mümkün olan bu hastalıkların ciddiye alınmaması nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinin gecikmesi halinde kimi zaman hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabilen sıvı-elektrolit kayıpları ve ciddi septik tablo, bir başka deyişle ağır enfeksiyon sonucunda bağışıklık sisteminin verdiği yoğun tepki ile organ ve dokularda hasarlar görülebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, alacağımız basit önlemlerle yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonların büyük bir kısmından korunmanın mümkün olduğuna dikkat çekerek, “Hijyenik koşullarda üretilip saklandığından emin olduğumuz yiyecek ve içecekleri tüketerek; kene ve sivrisineklerden korunmak için önlemlere uyup kırsal alanlarda bulunduktan sonra tüm vücudun kene kontrolünü yaparak; deniz, havuz, banyo veya egzersiz sonrasında ıslak, terli çamaşırlar veya mayoyla uzun süre durmayarak başlıca tedbirleri almış oluruz.” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, yaz aylarında en sık görülen enfeksiyonlardan korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semra Kavas 

Akut bağırsak enfeksiyonu (gastroenteritler)

Akut gastroenteritler (bağırsak enfeksiyonları) yaz aylarında sıkça görülen enfeksiyonları oluşturuyor. Rota ve adenovirüs gibi virüsler; E.coli, Salmonella, Shigella ve S.aureus gibi bakteriler enfeksiyon etkeni olabiliyor. Hastalık kontamine olmuş (kirlenmiş) eller, hijyenik hazırlanmamış ya da uygun koşullarda saklanmamış besinler, yetersiz dezenfekte edilmiş havuz suyunun yutulması, kanalizasyon sularıyla kirlenmiş suyun içilmesi ya da kirli suyla temas etmiş yiyeceklerin tüketilmesiyle bulaşıyor. Dr. Semra Kavas, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı ve ateş gibi belirtilerin birkaçını içeren tablolarla kendini belli eden bu enfeksiyonların en önemli sonucunun sıvı kaybı olduğuna işaret ederek, “Dolayısıyla tedavinin bel kemiği, sıvı ile tuz kaybının zamanında ve hastalığın şiddetine uygun şekilde yerine konmasıdır. Bakteriyel etkenlerin bazıları için antibiyotik tedavisi gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • El hijyeninize dikkat edin.
  • İçme sularının ve yiyeceklerin yıkandığı suların temizliğinden emin olun.
  • Temizliğinden ve saklama koşullarından emin olmadığınız gıdaların tüketiminden kaçının.
  • Süt ve süt ürünlerinin sıcak ortamlarda kolay bozulabildiğini unutmayın.

İdrar yolu enfeksiyonu

Kirli havuz ile sulara girmek, ıslak ve kirli mayoları değiştirmemek, yeterli su içmemek gibi nedenlerle özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu görülme sıklığı artıyor. Bu enfeksiyon idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma isteği, karın alt bölgesinde ağrı ve rahatsızlık hissi, karında şişlik, bulanık ve kokulu idrar, bulantı, kusma ile ateş gibi belirtilere yol açıyor. Tanı konulması ve tedavisi kolay olmakla birlikte, ihmal edilmesi halinde ciddi böbrek enfeksiyonlarına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

  • Yaz aylarında su içmeyi arttırın.
  • İdrarınızı kesinlikle tutmayın.
  • Klorlama ve su analizi yapıldığından emin olunmayan havuzları tercih etmeyin.
  • Suya girmeden önce ve çıktıktan sonra duş alın.
  • Islak mayo ile kalmayın, mayonuzu sudan çıktıktan sonra hemen değiştirin.
  • Tuvalet sonrası temizlik kadınlarda önden arkaya doğru yapılmalı.

Mantar enfeksiyonları

Sıcak havalar, deniz ve havuz gibi faktörler genital bölge ile cilt mantar hastalıklarında artışa neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda, diyabet hastalarında ve yakın zamanda antibiyotik kullanan kişilerde genital mantar enfeksiyonu riski artıyor. Mantar enfeksiyonları genital bölgede ağrı, kaşıntı, akıntı; ciltte renk değişikliği, kaşıntı, kepeklenmeler ile ortaya çıkabiliyor. Dr. Semra Kavas, “Mantar enfeksiyonlarının çoğunlukla kremlerle tedavisi mümkün olsa da bazı koşullarda ağızdan mantar ilaçlarının alınması gerekebiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Havuz ve deniz sonrası ya da terledikçe ıslak kıyafetlerinizi kurusuyla değiştirin.
  • Pamuklu iç çamaşırı giymeye, sık sık çamaşır değiştirmeye dikkat edin.
  • Hava geçiren ayakkabıları tercih edin.
  • Beslenme düzeninize dikkat edin; bol su içilmeli, sindirimi kolay olan hafif gıdaları tercih etmeli, baharat kullanımını azaltmalı, paketli gıda tüketiminden kaçınmalı, meyve ve sebzeden zengin beslenmelisiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Böcek ısırıklarıyla oluşabilen enfeksiyonlar

Yaz aylarında dış ortamda geçirilen zaman arttığı için hastalık taşıyıcı olabilen keneler ve sivrisinekler gibi etkenlerle temas riski artıyor. Viral bir hastalık olan ve hayatı tehdit edebilen Kırım Kongo kanamalı ateşi kene ile bulaşıyor ve yüksek ateşle seyrediyor. Yine kene ile bulaşan Lyme hastalığı ve Q ateşi de ülkemizde görülüyor ve ateşin eşlik ettiği farklı klinik tablolara sebep oluyorlar. Dr. Semra Kavas, bu enfeksiyonların antibiyotikler ile tedavi edilebildiklerini belirterek, “Ayrıca özellikle yurt dışı seyahat öyküsü olan ateşli hastalarda altta yatan neden sivrisineklerle bulaşan ve Afrika ile Asya ülkelerinde sık görülen sıtma, Batı Nil virüsü veya Zika virüs hastalığı olabiliyor” diyor.

Nasıl korunmalı?

  • Kırsal alanlarda, kenelerin vücudunuza girebileceği açık yerlerinizi kapatın.
  • Kenelerin kolay fark edilebilmeleri için açık renkli kıyafetler giyin.
  • Eve döndüğünüzde kıyafetlerinizi çıkararak kene açısından kontrol yapın.
  • Sıtma yönünden, riskli bölgelere seyahat öncesinde alacağınız ilaçlar için seyahat sağlığı ile ilgili merkezlere başvurun.
  • Bataklık, su birikintisi ve çalılık alanlarından uzak durun.
  • Çevresel kontrolün sağlanamadığı bölgelerde doğrudan cilde uygulanmayan ve toksik içerikli olmayan sinek-kene kovucu maddeler kullanın.

Solunum yolu enfeksiyonları

Boğaz ağrısı, öksürük, burun akıntısı, kas-eklem ağrıları ve ateş, üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görülen belirtilerini oluşturuyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Semra Kavas, genellikle virüslerin etken olduğu bu hastalıkların destek tedavilerle ortadan kalktığını vurgulayarak, “Yaz aylarında daha sık rastlanan ve solunum yollarından bulaşan Lejyoner hastalığı da, legionella türü bakterinin sebep olduğu ciddi bir akciğer enfeksiyonudur. Bakteri genellikle çevresel kaynaklardan yayılan soğutma kulelerinin fanlarından, jakuzi ve duş başlıklarından, sprey nemlendirme cihazlarından ve dekoratif fıskiyelerden yayılan su damlacıklarının solunmasıyla bulaşıyor. Tedavi büyük önem taşıyor, aksi halde ek hastalıkları olan, ileri yaş ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde ölüm oranları yüzde 50’nin üzerinde seyrediyor.

Nasıl korunmalı?

  • En önemli önleme el temizliğiyle mümkün oluyor. Ellerinizi sık sık en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkamayı alışkanlık edinin.
  • Sabun ve su yoksa, en az yüzde 60 alkol içeren alkol bazlı el dezenfektanı kullanın.
  • Gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza kirli, yıkanmamış ellerle dokunmayın.
  • Hasta olan insanlarla yakın temastan kaçının.
  • Öksürüğünüzü mendille kapatın ve mendile hapşırın. Ardından mendili çöp kutusuna atın.
  • Kapalı kalabalık ortamlarda uzun süre kalmanız gerekliyse cerrahi maske kullanın.
  • Sık dokunduğunuz yüzey ve eşyaları (gözlük, çanta, cüzdan vs) normal bir temizleme spreyi, dezenfektan mendil veya su-sabunla silerek temizledikten sonra kullanın.
  • Klimaların temizlik ve bakımlarını düzenli olarak yaptırın.
  • COVİD-19 aşınızı, risk grubunda iseniz pnömokok ve influenza aşılarınızı mutlaka yaptırın.