Yazılar

Uykunun süresi kadar zamanı da önemli!

Kış aylarında özellikle solunum yollarını ilgilendiren grip, farenjit, larenjit, bronşit ve zatürre gibi hastalıklar kapımızı daha fazla çalıyor. Kapalı ortamlarda daha çok zaman geçirmek, hareketsizliğin artması, güneş ışığından yeteri kadar faydalanamamak, sıvı alımının azalması, soğuk havaya uyum sağlamak için vücudun daha fazla enerji harcaması, soğuk havanın mukozayı kurutarak enfeksiyon gelişimine imkan sağlaması gibi etkenler hastalığa adeta davetiye çıkarıyor! Bağışıklığımızın güçlü olması ise bu hastalıkların oluşumundan sorumlu olan viral ve bakteriyel patojenlerin vücudumuza ciddi bir zarar vermeden yok olmalarını sağlıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, güçlü bir bağışıklık sistemi için vazgeçilmez üç kuralın “Düzgün ve doğru beslenmek, sıvı alımını ihmal etmemek, yeterli ve kaliteli bir uyku” olduğuna dikkat çekiyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, kış aylarında hastalıklardan korunmak için insanlarla yakın temastan kaçınmamız gerektiğini de belirterek, “Zira, öksürme ve hapşırmayla yayılan damlacıkların solunmasıyla mikroplar kolayca bulaşabiliyor. Oldukça sıcakkanlı bir Akdeniz toplumuyuz; selamlaşırken sarılmak ve öpüşmek adetlerimizde var. Ancak özellikle hastalıkların yoğun olduğu kış aylarında hastalıklardan korunmak için daha fazla tedbir almamız çok önemli. Bu nedenle karşılıklı konuşmalarda aramızdaki mesafenin en az 70 cm olmasına özen göstermeliyiz” diyor.

Dr. Özcan İnal

Dr. Özcan İnal

Kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durun

Solunum yolları enfeksiyon etkeni olan virüs ve bakterilerin öksürme, hapşırma ve aksırmayla orama yayılmaları sizi kısa sürede enfekte edebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı

Dr. Özcan İnal, “Kalabalık ve kapalı ortamlarda hava kurudur ve bu tablo da virüs ile bakterilerin solunum yollarında kolayca yayılmasına sebep oluyor. Dolayısıyla zorunlu olmadıkça kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmayın. Ayrıca bulunduğunuz odayı sık sık havalandırın” diyor.

İnce ama kat kat giyinin!

Kalın kıyafetlerimizle kapalı bir alana veya daha sıcak bir mekana girdiğimizde, terliyoruz. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, aşırı sıcak ile soğuk farkının vücut direncimizi düşürdüğünü, terli giysiler içinde kalmanın da hastalıklara davetiye çıkardığını belirterek, “Ter vücudumuzda buharlaşırken vücut ısımızın düşmesine, bunun sonucunda üşümemize yol açıyor. Vücut ısısının düşmesi, metabolizmanın yavaşladığı bir tablodur. Düşük vücut ısısında kalp, dolaşım ve solunum sistemleri işlevlerini normal şekilde yapamazlar ve bu durum özellikle kış aylarındaki enfeksiyon hastalıklarına zemin hazırlar. Bu nedenle kış aylarında terletmeyen ve vücudu soğuğun etkisinden koruyacak olan pamuklu kıyafetler seçin” diyor. Dr. Özcan İnal, terlemeyi önlemek için çok kalın tek bir kazak yerine ince ama kat kat kıyafetler giymeniz gerektiğini vurgulayarak, “Zira, kat kat giyindiğinizde kıyafetler arasında oluşan hava tabakası yalıtım etkisi sağlıyor ve bu sayede vücudunuzu soğuktan daha iyi koruyor. Ayrıca bulunduğunuz ortamın sıcaklığına göre giydiğiniz bazı kıyafetlerinizi çıkararak terlemekten korunabilirsiniz” bilgisini veriyor. Dr. Özcan İnal, baş ve boyun bölgenizi soğuk etkisinden koruyacak olan atkı, şapka ve boyunluk gibi kıyafetlere de mutlaka önem vermeniz gerektiğini söylüyor.

Su içmeyi ihmal etmeyin

Kış aylarında susuzluk ihtiyacı elbette azalıyor, ancak zararlı bakteri ile virüslerin vücuttan atılmaları ve hücresel aktivitenin maksimum düzeye ulaşması için sıvı alımı çok önemli. Sıvı alımının büyük kısmının suyla karşılanması gerektiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, “Her gün 2 – 2.5 litre su içmeyi alışkanlık edinin. Ayrıca çorba ve ayran gibi içeceklerle de sıvı alımını desteklemenizde fayda var” diyor.

Uykunun süresi kadar zamanlaması da önemli

Bağışıklık sisteminde görevli olan sitokinler, lökositler ve antikorlar uykuda daha çok üretiliyorlar. Dolayısıyla yeterli ve kaliteli uyku hastalıklara yakalanmayı önleyebildiği gibi hastalık sürecini de kısaltabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, kaliteli bir uyku için sürenin yanı sıra zamanlamanın da önem taşıdığına işaret ederek, “En az 6-7 saat uyumak ve gece geç saatlerde değil, saat 22:00 – 23:00 sıralarında yatmak gerekiyor. Zira, uyku hormonu melatonin saat 22:00 gibi artmaya başlıyor ve 02:00 ile 04:00 saatleri arasında en üst seviyeye ulaşarak zirve yapıyor. Vücut bioritmine uygun zaman diliminde; sessiz, sakin, uykuyu bölen uyaranların olmadığı ortamda uyumak bağışıklık sisteminizi güçlendirecektir” diyor.

El hijyenine dikkat edin

Toplu taşıma araçları, okul ve kapalı alışveriş merkezleri gibi çok sayıda kişilerin bulunduğu alanlarda el temasından kaçının, ellerinizi yıkamadan yüzünüze temas etmeyin. Unutmayın bulaşın en önemli yollarından biri eller oluyor. Özellikle çocuklarınıza el yıkama alışkanlığını kazandırın. El dezenfektanı ve kağıt mendil kullanımına önem verin.

C vitamininden zengin besinler tüketin

Yeterli taze sebze ve meyve tüketmeniz vücudunuz için gerekli olan vitamin ile mineral desteğini sağlamanızda önemli bir rol üstleniyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özcan İnal, “Unutmayın, yeterli ve dengeli beslenmek, bağışıklık sisteminizin işleyişinde olmazsa olmazlardandır. Kış aylarında ayrıca özellikle bağışıklık sistemini güçlendiren portakal, mandalina, greyfurt, kırmızıbiber, kırmızı pancar, turp, lahana ve pazı gibi C vitamininden zengin besinler tüketmeye özen gösterin. Yine balık doğal omega 3 kaynağı olarak bağışıklık sisteminin güçlü bir destekleyicisidir. Kış aylarında haftada 2 gün balığı sofranızdan eksik etmeyin” bilgisini veriyor. Dr. Özcan İnal, doğal beslenme yoluyla karşılanamayan bir eksiklik söz konusuysa mutlaka vitamin ve mineral desteği almanız gerektiğini belirterek, “Mümkünse kışa girerken rutin tetkiklerinizi yaptırın ve vitamin ile mineral değerlerinizi kontrol ettirin” diyor.

Hareketsiz kalmayın ama vücudunuzu fazla da yormayın!

Kış aylarında havaların soğumasıyla beraber “Hastalanırım” kaygısıyla çoğumuz dışarıya çıkmaktan kaçınıyoruz. Ancak hareketsiz bir yaşam bağışıklık sistemimizin zayıflaması ve kilo alımıyla sonuçlanabiliyor. Dolayısıyla havanın çok soğuk olmadığı günlerde, öğle saatlerinde, en az 45’er dakikalık tempolu yürüyüş yapmayı ihmal etmeyin. Yürüyüş sırasında vücut ısınızın düşmemesi için bere, eldiven ve atkı gibi koruyucu aksesuarlar kullanmanız ise çok önemli. Ancak hareketsizliğin yanı sıra aşırı yorucu hareketler ve yoğun sportif faaliyetler de sağlığımızı olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle soğuk havalarda yapılan spor ağzımızdan nefes almaya bağlı olarak solunum yollarımızın soğuk havayla doğrudan teması sonucu olumsuz etkileniyor. Bu nedenle soğuk havalarda dışarıda spor yapmaktan kaçının veya sporu günde 30 dakikayla sınırlı tutmaya özen gösterin.

Dinlenmeye zaman ayırın

Vücudumuzun kendini yenileme ve onarma gibi muhteşem bir özelliği var. Özellikle bağışıklık sistemimizin revizyonu istirahatle oluyor. Dolayısıyla hücrelerinizin kendilerini onarmaları ve yenilemeleri için dinlenmeniz, ağır iş temposundan zaman zaman uzaklaşmanız ve stres kontrolü sağlamanız önerilen diğer bir yaklaşımı oluşturuyor.

Haftada iki gün balık tüketmeniz çok önemli!

Kış aylarında havaların soğumasıyla beraber grip, larenjit ve farenjit gibi solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskimiz artıyor. Zira, bu dönemde, yeteri kadar havalandırma veya temiz hava sirkülasyonu sağlanamayan kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmemiz mikropların hızlıca bulaşmasına neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, dolayısıyla kış aylarında hastalıklara karşı en etkili silahımız olan bağışıklık sistemimizi güçlü tutmanın oldukça önem kazandığına dikkat çekerek, “Bağışıklık sistemimizin güçlü kalabilmesi için yeterli ve dengeli beslenmemiz önem kazanmaktadır. Kış aylarında tek bir besin grubuna odaklanmak yerine,  her besin grubundan ve mevsimine uygun beslendiğimizden emin olmamız gerekmektedir” diyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Taze sebze – meyve tüketimine özen gösterin

Taze sebze ve meyveler çoğunlukla vitamin, mineral ile antioksidanlar bakımından oldukça zenginler. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bağışıklık sistemimizin güçlü kalması için çok çeşitli vitamin ve minerallere ihtiyaç duyduğumuzu belirterek, “Tümünü yeterli ve dengeli alabilmek için çeşitli gıdalarla beslenmek önemlidir. Diyabet hastalığı veya meyve alımına engel başka bir hastalık yoksa, günde 2 porsiyon meyve tüketilmelidir. Bir porsiyon meyve yaklaşık bir yumruk büyüklüğüdür. Sebzeler ise her öğüne mutlaka eklenmelidir” diyor.

Vitamin ve mineral kaybını önleyin

Taze sebze ve meyveler farklı türlerde vitamin ve mineral içeriyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ancak ısı ve havayla temas ettiğinde ya da hatalı pişirme teknikleri kullanıldığında vitamin-mineral kaybı yaşanabildiğine işaret ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu nedenle, örneğin tahıllarda bulunan B grubu vitaminlerinin kaybolmaması için makarna ve kuskus gibi tahılları, suyunu çektirerek pişirmek gerekir. Bu sayede suya geçen ve suyu döktüğümüzde kaybedebileceğimiz vitaminler korunmuş olacaktır. Brokoli C vitamininden zengin bir sebzedir ve C vitamini kayıplarını minimuma indirmek için buharda pişirme yöntemi tercih edilmelidir. Portakal, mandalina veya taze yeşil sebzelerde bulunan C vitamini de ısı ve hava temasına karşı hassastır. Dolayısıyla çiğ tüketilmesi mümkün olan besinleri iyice yıkayarak temizliğinden emin olduktan sonra hemen tüketmek faydalı olacaktır. Yine C  vitamininden zengin portakal ve mandalina gibi meyveler de kabuğu soyulduktan sonra havayla temasını azaltmak için bekletmeden yenilmelidir”

Bağırsak sağlığını önemseyin

Probiyotikler sağlığı olumlu yönde etkileyen ve vücuda alındıklarında bağırsağa canlı şekilde ulaşabilen mikroorganizmalardır. Bağırsak duvarı normalde patojen ve toksik mikroorganizmaların vücuda girmelerini engelliyor. Bağırsaktaki sağlıklı bakterilerin sayısının artması bağırsakların bu koruyucu görevini destekliyor.  Kötü beslenme alışkanlıkları veya diğer faktörlerden ötürü bağırsak florasının bozulması ise bağırsağın geçirgen hale gelmesine, dolayısıyla koruyucu görevini yerine getirememesine yol açabiliyor. Bu nedenle kefir veya probiyotik yoğurt gibi besinlerle bağırsak sağlığınızı, dolayısıyla bağışıklık sisteminizi desteklemeyi ihmal etmeyin.

Makro besin gruplarını dengeli şekilde alın

Protein, yağ ve karbonhidrat gibi makro besin grupları bağışıklık sistemini güçlü tutmak için bir uyum halinde çalışıyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bu nedenle herhangi birinin eksikliğinin bağışıklık sisteminin çalışmasını olumsuz yönde etkileyebileceğine dikkat çekerek, “Kilo kontrolü veya başka sebeplerden ötürü ekmek ve makarna gibi karbonhidrat içeren besinlerden kaçınmak büyük bir hata. Zira bu davranış primer enerji kaynağı olan karbonhidratların eksikliğine neden olup, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Bağışıklık sistemi hücreleri farklı dönemlerde farklı makro besin gruplarını öncelikli olarak kullanabiliyorlar. Dolayısıyla tüm makro besin gruplarını düzenli ve dengeli olarak almak önemlidir” diyor.

Renklerin gücünden faydalanın

Renkli meyve ve sebzelerdeki vitaminler ile antioksidanlar bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyorlar.  Beslenmenizde farklı renkte besinler tüketmeye özen gösterin. Örneğin, ayvada bulunan C vitamini, balkabağında bulunan A vitamini, narda bulunan antosiyanin gibi maddeler antioksidan etkileriyle bağışıklık sisteminin güçlenmesinde rol oynuyorlar.

Haftada iki kez balık çok önemli, çünkü…

Omega 3 ve balıkta bulunan taurin ile triptofan gibi  diğer bileşenler bağışıklık sistemini düzenliyorlar. Ayrıca balık düzenli olarak tüketildiğinde bağırsaktaki yararlı bakteri sayısının artışına ve bu sayede de bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, balık mevsiminde olmanın avantajını kullanarak haftada 2 kez balık tüketmeye özen göstermemiz gerektiğini söylüyor.

Su içmek için susamayı beklemeyin

Yeterli su tüketimi toksinlerin vücuttan uzaklaştırılmasına  destek olarak bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde etkili oluyor. Bu nedenle gün içerisinde su içmeyi ihmal etmemelisiniz. Ancak su içmek için susamayı beklemeyin, zira susama refleksi vücudun su kaybetmeye başladığına işaret ediyor.  Günlük içmeniz gereken su miktarınızı kilonuzu 30 ml ile çarparak bulabilirsiniz.

Çocuklarda sonbahar enfeksiyonu dikkat!

Sonbaharda  havaların soğuması ve okulların açılmasıyla birlikte çocuklar kapalı ortamlarda uzun süre kalırken, açık havada yapılan aktivitelere daha az zaman ayırabiliyorlar. Bunun sonucunda, kapalı ortamlarda hızlı ve kolay bulaşan, başta  viral enfeksiyonlar olmak üzere birçok enfeksiyon kaynağı, çocukların üst ve alt solunum yolu hastalıklarına yakalanmalarına neden olabiliyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, sonbahar aylarında çocuklarda en sık solunum yoluyla bulaşan soğuk algınlığı, grip, larenjit ve orta kulak iltihabı gibi hastalıkların görüldüğüne işaret ederek “Özellikle kreşe ve okula başlayan çocukların ilk senelerde daha sık hastalanmaları, çoğu  sonbahar ve kış aylarında olmak üzere, yılda 7-8  kere üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri doğal bir durumdur. Ancak öksürük, burun akıntısı ve tıkanıklığı, halsizlik, baş ve boğaz ağrısı gibi semptomlar çocukların yaşam kalitelerini düşürürken, kreş ve okulda devamsızlık yapmalarına yol açmaktadır. Çocuklarımızı sonbahar aylarında hastalıklardan korumak için öncelikle çocukluk çağı aşılarını ve mevsimsel grip aşılarını yaptırmak,  sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak, kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınmak, alabileceğimiz  en etkili önlemlerdir” diyor.

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Ellerini en az 15 – 20 saniye yıkayın!

El yıkama birçok hastalığın bulaşmasını önlemede en etkili korunma yöntemlerinden biri.  Zira çocuklar doğaları gereği kirlenmiş elleriyle sık sık ağız veya burunlarına dokundukları için virüs ve bakteriler kolayca bulaşabiliyor.  Bu nedenle çocuğunuzun ellerini dış ortamdan geldiğinde, tuvalet sonrasında, yemek öncesi ve sonrasında, bol su ve sabunla en az 15-20 saniye yıkamaya, kendi yıkayacak yaştaysa doğru el yıkamayı öğretmeye özen gösterin.

Aşılarını mutlaka yaptırın!

Solunum yolu hastalıklarından korunmada aşılar kilit bir rol üstleniyorlar. Bebeklik döneminde yapılan pnömokok (zatürre) ve hemofilus influenza aşısı çocukları alt solunum yolu hastalıklarından koruyor.  Yine her yıl sonbaharda yapılan influenza aşısı da çocuğunuzu mevsimsel gripten korumak için oldukça etkili bir yöntem.

Özellikle A ve C vitamini çok faydalı!

Çocuğun dengeli  beslenmesi ve aldığı besinlerin özellikle A vitamini ile C vitamini gibi vitaminlerin yanı sıra çinko gibi mikronutrientlerden ve antioksidanlardan  zengin olması gerekiyor. Vitaminler ve mikronutrientler vücudumuzda bağışıklık sisteminde görevli birçok enzim ve hormonun yapısında bulunuyor ya da  sentezlenmesinde rol alıyorlar. Tüm  besin gruplarını dengeli oranlarda içeren, yaşına uygun beslenme programı oluşturmak, çocuğun bağışıklığını  güçlü tutmak için alınması gereken en ekili önlemlerden birini oluşturuyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar “Yeterli ve dengeli beslenen çocuklarda dışarıdan vitamin verilmesine gerek kalmaz. Bebeklikten ergenliğe her yaştan çocuk için günlük tüketilmesi gereken temel besinler  ise  süt ve süt ürünleri, yumurta, et, meyve ile sebze, tahıllar ve baklagiller gibi temel besin öğeleridir” diyor.

Sofranızda haftada en az iki kez balık olsun

Balıkta bol miktarda bulunan Omega 3’ün antiinflamatuar etkisi mevcut ve bu etkisiyle enfeksiyonlardan korunmada oldukça fayda sağlıyor. Bu nedenle balık tüketimi en az haftada iki kez olmalı. Eğer evde balık tüketmiyorsanız, hekiminizin önerisiyle çocuğunuza dışarıdan omega 3 desteği vermenizde fayda var.

Kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının

Özellikle AVM’ler, sinemalar ve kapalı oyun alanları, virüs ve bakteriler havada uzun süre asılı kaldıkları için solunum yolu hastalıklarının çok kolay bulaştığı ortamları oluşturuyor.  Sonbahar ve kış aylarında mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçının. Çocuğunuzla mümkünse açık havada, park ve bahçelerde bolca zaman geçirin.

Anne sütü doğal aşı görevini üstleniyor!

Anne sütüyle beslenmek bebekleri hastalıklardan koruyan önlemlerde ilk sırada yer alıyor.  Zira anne sütü bebeği enfeksiyonlardan koruyan pek çok madde içeriyor ve doğal bir aşı olarak nitelendiriliyor.  

Düzenli spor yapmasını sağlayın

Özellikle okul çağı çocuklarında fiziksel aktivite bağışıklığı desteklemede oldukça önem taşıyor. Çocuğunuzu, günde bir saat yüzme, voleybol, basketbol ve jimnastik gibi hem kaslarını hem de kemik gelişimini olumlu etkileyen   orta ağırlıkta fizik aktivite ( bireysel ya da takım sporu) yapması konusunda teşvik edin.

Günde 8 – 10 saat uyku şart!

Özellikle okul çocuklarının uyku düzeni hastalıkların bulaşmasını önlemede beslenme alışkanlığı kadar önem taşıyor. Günlük ortalama 8-10 saat uyku çocuğunuzun vücut direncinin artmasına yardımcı olacaktır.

Evinizi sık sık havalandırın

Kapalı ve havasız ortamda mikroplar havada 3 saat gibi uzun süre asılı kalabiliyor ve solunum yoluyla bulaşabiliyorlar. Dolayısıyla yaşanılan ev ortamının temizliği ve sık havalandırılması bulaşıcı hastalıklardan korunmak için çok önemli. Evinizi  her saat en az 5 dakika havalandırmaya özen gösterin.

Sigara dumanına dikkat!

Sigara dumanına maruz kalmak çocuklarda solunum yolu enfeksiyonunun sıklığını artırıyor. Bunun nedeni ise sigara dumanına maruziyetin solunum yolu mukozasının yapısını bozarak    sık solunum yolu enfeksiyonu geçirmeye zemin hazırlaması. Sigara içmeyin ve içilen ortamlardan da kaçının.

Bebeğinizi emzirirken bu hatalara düşmeyin!

“Ya sütüm gelmezse!”, “Sütüm yetmez de aç kalırsa!”, “Hiç sütüm gelmiyor!”… Minicik, savunmasız bir bebekse söz konusu olan akan sular duruyor haliyle. Çiçeği burnunda anne, soğukkanlı bir kişiliğe sahip olsa da konu bebeğini emzirmekse en küçük şeylerde endişelenebiliyor ki bunların başında da sütünün bebeği için yeterli olup olmadığı geliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar endişeye gerek olmadığını, hem bebek hem de anne için sayısız faydaları olan anne sütü ve emzirmenin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bazı basit kurallara dikkat etmek gerektiğini söylüyor. Dr. Mehtap Acar 1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası kapsamında yaptığı açıklamada çiçeği burnunda annelere özel anne sütü ve başarılı bir emzirmenin püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Bebeğe ve anneye sayısız faydaları var!

Tek başına mucizevi bir besin olan anne sütü bebeğin doğumundan itibaren hayatının her döneminde faydalarını hissettiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmesinden enfeksiyonlardan korumaya, bebeğin bilişsel ve duygusal gelişiminden obezite, kalp hastalıkları, kanser ve diyabet riskini azaltmaya dek sayısız faydası bulunuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, anne sütünün, bir annenin bebeğine verebileceği en değerli hediye olduğunu belirterek, özellikle ilk 6 ay emzirmenin son derece önemli olduğunu vurguluyor. Emzirmenin ise anneler için sayısız faydaları bulunduğuna dikkat çeken Dr. Acar “Emzirmek doğum sonrası kanamaları azaltır. Erken gebelik önlenirken anne gebelik öncesi ağırlığına daha çabuk döner. Yumurtalık kanseri ve menopoz öncesi meme kanseri riski azalırken anne ve bebeğin birbirine bağlanması ve aralarında duygusal bağın gelişmesi çok daha güçlü olur” diyor.

Emzirmede bu sorunlarla sık karşılaşılıyor!

Çiçeği burnunda anneler şüphesiz bebeklerini olabildiğince emzirerek bu eşsiz besinden faydalandırmak istiyorlar ancak bu süreçte bazı sıkıntılar yaşadıklarından endişeye kapılıp mamaya geçiş yapabiliyorlar. Oysa endişeye kapılmaya hiç gerek yok! Dr. Mehtap Acar, memeden yeterli süt salgılanması için en önemli uyaranın ‘bebeğin anne memesi ile buluşması ve annenin annenin memesinde oluşan dolgunluğu azaltacak kadar emmesi’ olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Ancak emzirme sırasında annenin süt miktarının az olduğunu düşünmesi, memede çatlak ya da yara gibi problemler yaşaması, doğum sonrası duygudurum bozuklukları ya da bebeğin çok ağlaması, memeyi reddetmesi, uyuklaması ve hastalanması gibi durumlar emzirmenin sürdürülebilir olmasını engellemektedir.” Oysa anne sütünün ilk 6 ay bebeğin tüm gereksinimlerini (D vitamini hariç) karşıladığını belirten Dr. Acar, anne sütünün yeterli olduğunu gösteren sinyalleri ise şöyle sıralıyor: “Sağlıklı şekilde anne sütüyle beslenen bebek doğum ağırlığının yüzde 7’sinden fazlasını kaybetmez.  4. günden itibaren altı-sekiz defa/gün açık renkli idrar yapar. 5. günden itibaren dört-beş yumuşak sarı renkli kaka yapar. 5. günden itibaren 20-35 gr/gün kilo alır. 10. günde doğum ağırlığına ulaşır.”

 “Bebeğim yeterince süt alamıyor” diyen anneye 10 etkili öneri!

  • Kendinizi aşırı yorarak uykusuz kalmayın. Beslenmenize ve bol su içmeye dikkat edin.
  • Özellikle ilk 15 gün, herhangi bir zaman planlaması yapmadan sık sık emzirin.
  • Meme başında çatlak ve yara oluşmaması için sabun, alkol ve antiseptik ürünlerle değil, bir pamuğa damlatacağınız bir-iki damla anne sütü ile temizleyin.
  • Bebeğinizin sadece meme ucunu değil, meme çevresini doğru şekilde ağzına yerleştirin. Emzirme yönteminizin doğruluğundan emin olun.
  • Her iki memeyi de mutlaka bebeğinizin ağzına verin.
  • Hislerinizi yakınlarınızla paylaşın, içinize atmayın.
  • Özgüveninizi kaybetmeyin, başaracağınıza inanın.
  • Aşırı kaygı ve stres süt yapımını olumsuz etkiler. Gerekirse psikolojik destek alın.
  • Sakin ve huzurlu bir ortamda bebeğinizi emzirin.
  • Tıbbi bir gereklilik olmadıkça bebeğinize emzirme öncesi su, şekerli su ya da mama vermeyin.

 

Yazın böbrek taşı oluşumu artıyor!

Böbrek taşı oluşma riskinin yaz mevsiminde arttığını biliyor muydunuz? Peki son yıllarda sağlıksız yaşam alışkanlıkları nedeniyle yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda da hızla yaygınlaştığını? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Özveri, yol açtığı şiddetli sancılarla yaşamı kabusa çeviren böbrek taşının, bazı basit kurallara dikkat edilerek önlenebileceğini belirterek “Özellikle yaz aylarında aşırı sıcakların ve nemin de etkisiyle vücudun kaybettiği sıvının yetersiz su tüketimi nedeniyle yerine konulamaması, tuzlu kuruyemişler, işlenmiş peynir ve et ürünleri gibi yüksek sodyum içeren besinler ve fast-food yiyecekler tüketilmesi, yüksek proteinli diyetler yapılması böbrek taşına zemin hazırlayabilmektedir” diyor. Tedavi edilmeyen böbrek taşının ileride böbrek kaybına bile yol açabildiğini vurgulayan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Özveri böbreklere zarar veren 5 yaz hatasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Hakan Özveri

Doç. Dr. Hakan Özveri

  • Yetersiz su tüketimi

Yazın aşırı sıcaklar ve nem terlemeyi artırdığından vücuttan su kaybı da hızlanıyor. Ancak su içme alışkanlığı olmayan hatta suyu zorla içen pek çok kişi, bu nedenle sadece susadıklarında su içiyor ya da su yerine şekerli, gazlı içecekleri tüketiyor. Ancak özellikle yaz aylarında mutlaka günde 2,5 litre su içmek gerekiyor. Şekerli ve gazlı içecekler fayda yerine sağlığa zarar verirken, çay ve kahve içmek de sanıldığının aksine suyun yerine geçmediği gibi diüretik etkileri dolayısıyla vücuttan su atılmasına neden oluyor. Yetersiz su tüketimi böbrek taşı başta olmak üzere bir çok böbrek hastalığına zemin hazırlarken, tedavi edilmediğinde böbrek kaybına bile yol açabiliyor.

  • Aşırı tuz tüketimi

Ülkemizde ne yazık ki tuz tüketimi, olması gereken seviyenin çok üzerinde. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük tuz tüketimi kesinlikle 5 gramı (1 çay kaşığı) geçmemeli. Pek çok kişinin yemeklere ayrıca tuz eklediğini, bunun da kalp ve hipertansiyon gibi hastalıkların yanı sıra böbrekte de taş oluşumuna neden olabildiğini belirten Doç. Dr. Hakan Özveri sebzeden süt ürünlerine dek pek çok yiyeceğin içerisinde tuz bulunduğunu, bu nedenle ayrıca yemeklere tuz eklememek gerektiğini vurguluyor. Son yıllarda fast- food tarzı beslenme, hazır gıdalar ve çeşit çeşit atıştırmalıkların büyük ilgi gördüğünü ancak bu ürünlerin içinde çok yüksek miktarlarda tuz bulunduğunu belirten Doç. Dr. Özveri sağlıklı beslenmenin büyük önem taşıdığını söylüyor.

  • Yetersiz sebze tüketimi

Yaz aylarında dışarıda geçirilen sürenin artması, tatil dönemlerinde özellikle açık büfelerde sebze yemekleri yerine kızartma ve et ağırlıklı beslenme ile kahvaltıda işlenmiş et ürünlerine ağırlık verilmesinin de böbreklere zarar verdiğini vurgulayan Doç. Dr. Hakan Özveri, hayvansal proteinlerin aşırı tüketilmesi durumunda taş oluşumuna neden olduğunu, bu nedenle tüketiminde aşırıya kaçılmaması gerektiğini söylüyor.

  • Sağlıksız diyet

Özellikle yaza girerken ve yaz mevsiminde tatile çıkmadan önce zayıflama amacıyla yapılan diyetler bir süre sonra sürdürülemeyip bırakılabiliyor hatta bırakıldıktan sonra çok daha fazla kilo olarak geri dönebiliyor. Fazla kilo şüphesiz sağlığın en önemli düşmanlarından biri olduğu gibi böbrek sağlığı için de son derece zararlı. Öyle ki aşırı kilolu ya da obezite tanısı konulan kişilerde böbrek taşı riskinin arttığı görülüyor. Ancak aşırı kilolardan kurtulmak için sürdürülebilirliği olmayan, fayda yerine zarar veren, yüksek proteinli şok diyetlerden ve her türlü ‘bitkisel’ adı altında satılan ürünlerden kaçınmak gerekiyor.

  • Sıcak ve nem nedeniyle eve kapanmak

Aşırı sıcaklar ve yüksek nem adeta göz açtırmıyor ve özellikle riskli gruptaki kişilerin güneşin dik olduğu saatlerde mümkünse evde kalmalarında fayda var. Yine, güneş ışınlarının dik ve yoğun geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda spor yapmak da tehlikeli olabileceğinden, günün erken ya da akşam saatleri dışarıda yürüyüş/ spor için uygun zamanlar. Ancak bazı kişiler yazın mevsimsel koşulları nedeniyle dışarıda değil yürüyüş yapmak, hiçbir aktivitede bulunmayarak eve kapanabiliyorlar. Hareketsizlik de sağlığa pek çok açıdan zarar verdiği gibi böbrek taşının görülme sıklığının da artmasına neden olabiliyor. Bu nedenle egzersizi ihmal etmemek, hareketsiz kalmaktan kaçınmak gerekiyor.

Güneşten bu 3 yöntemle korunmak şart!

Güneşten bu 3 yöntemle korunmak şart!                              

Yaz aylarında hamilelik dikkatli olunması gereken birçok durumu beraberinde getiriyor.

Zira halsizlik, ödem, çarpıntı hissi, şişkinlik, bulantı, kusma, reflü ve ciltte oluşan kahverengi lekeler bu mevsimi çekilmez hale getirebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, sıcak hava, artan sıvı ihtiyacı ve güneşin ultraviyole ışınları gibi üç önemli faktörün anne adaylarının özel önlemler almalarını zorunlu kıldığını  belirterek, “Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, uygun giyim, hafif egzersizler ve düzenli doktor kontrolleri gibi basit ama etkili önlemlerle sağlıklı ve rahat bir gebelik süreci geçirilebilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta ise herhangi bir sağlık sorunu veya rahatsızlık durumunda hemen sağlık profesyonellerine başvurulmasıdır. Bu şekilde, hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı en iyi şekilde korunmuş olur” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, yaz aylarında dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Cem Öncüloğlu

Dr. Cem Öncüloğlu

En az 8 bardak su şart!
Yaz aylarında artan sıcaklık nedeniyle vücut daha fazla su kaybediyor.  Yeteri kadar sıvı alınamadığında ‘dehidrasyon’ olarak adlandırılan sıvı kaybı gelişiyor. Vücutta ciddi sıvı kaybı oluştuğunda anne adayının kan basıncı düşebiliyor, kandaki glukoz  ve tuz dengeleri  bozulabiliyor. Az  sıvı  alımı  bebeğin içinde  bulunduğu   amnion sıvısının azalmasına, bunun sonucunda da   bebekte  büyüme  geriliği  ve erken  doğum  riskinde  artışa  yol açabiliyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, anne adaylarının vücudun su dengesini korumaları ve dehidrasyonu önlemeleri için günde en az 8-10 bardak su içmeleri gerektiğine işaret ederek, “Suyun yanı sıra, doğal meyve suları, bitki çayları ve ayran gibi sağlıklı içecekler de tüketilebilir. Fazla olmamak kaydıyla  soda da içilebilir” diyor.
Su içeriği yüksek besinler tüketin
Yaz ayları  taze meyve ve sebzelerin  bol  bulunduğu   bir  dönem. Bu süreçte vitamin ve mineral açısından zengin yiyecekler tüketmek, hem annenin hem de bebeğin sağlığı için son derece önemli. Yine bu dönemde az ve sık yemek sindirimi kolaylaştırıyor ve mide rahatsızlıklarını önlüyor. Öğünlerde hafif ve besleyici yiyeceklerin tüketilmesi öneriliyor. Vücuttaki sıvı kaybına karşı özellikle su içeriği yüksek olan salatalık ve karpuz gibi besinleri makul miktarda tüketmenizde fayda var.

Güneşten bu 3 yöntemle korunun!
Hamilelikte cilt   hormonal  değişikliklere  bağlı olarak daha hassas hale gelebiliyor.  Özellikle östrojen ve progesteron hormonlarının artışı, melanositlerin (ciltte renk pigmenti üreten hücreler) daha aktif olmalarına yol açıyor.  Ciltte  renk  değişiklikleri  ve  yüzde    melazma  adı verilen  gebelik maskesi  ortaya   çıkabiliyor.   Melazma, yüzde kahverengi veya gri lekeler olarak gelişiyor ve genellikle alın, yanaklar, üst dudak, burun ile çenede görülüyor. Güneş ışınları bu durumu daha da kötüleştirebiliyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, dolayısıyla güneşin zararlı UV ışınlarından korunmak için geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi olmak üzere üç yöntemi asla ihmal etmemeniz gerektiğini vurgulayarak, “UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan ve en az SPF 30 olan güneş koruyucular tercih edilmelidir. Ayrıca güneşin en yoğun olduğu 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıya çıkmaktan kaçınılmalıdır” diyor.

D vitamini için 10-15 dakika güneşlenin

Güneş ışınlarının olumsuz etkilerinin yanı sıra D vitamini sentezi gibi son derece önemli faydaları da mevcut. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cem Öncüloğlu, D vitamininin kemik sağlığı ve bağışıklık sisteminde kilit bir rol üstlendiğini vurgulayarak, “Ancak, güneş ışınlarının zararlı etkilerini en aza indirmek amacıyla kontrollü  ve  günlük  10-15 dakikalık  güneşlenme  yeterli  olacaktır” diyor.
Kıyafetleriniz rahat olsun!

Yaz aylarında rahat ve vücudunuzu serin tutacak giysileri tercih etmeniz çok önemli.  Pamuklu ve keten gibi nefes alabilen kumaşlardan yapılmış, bol ve rahat  açık renkli   kıyafetleri giymeye özen gösterin. Zira sıkı ve sentetik giysiler terlemeyi artırarak rahatsızlık verebiliyor.  Vücut ısısını  ve  sıvı  kaybını    artırabileceği  için koyu renkli kıyafetlerden kaçının.

Besin zehirlenmesine karşı önlem alın

Yaz  aylarında  dışarıda  yemek yeme   alışkanlığı  da artıyor.  Dr. Cem Öncüloğlu, ancak  bu  dönemde   besinlerin   kolay  bozulmaları  nedeniyle zehirlenme riski olduğu uyarısında bulunarak,  “Dışarıda  besin tüketiminde  hijyenik kurallara, etlerin  iyi  pişmiş,   çiğ  yenen   sebze ve meyvelerin  de iyi  yıkanmış  olmasına  mutlaka dikkat  edilmelidir” diyor.

Bacaklardaki ödem için bunları yapın

Ayaklarda  ve bacaklarda  hamilelikte zaten var olan  ödem  sıcağa  bağlı   olarak daha da artıyor. Ödemi önlemek için rahat ayakkabıları tercih etmeli, bol su içmeli, yürüyüş yapmalı, uzun süre oturmak gerekiyorsa ayaklarınızı uzatmalı, dinlenirken de   ayaklarınızı bir-iki yastıkla    vücut  seviyesinin üzerine   yükseltmelisiniz.  İhtiyaç halinde bir numara büyük ayakkabılar kullanabilirsiniz.  Ayrıca ayak ve bacaklara masaj uygulaması da yarar sağlıyor.

Egzersiz çok önemli, ancak…

Yaz aylarında hafif egzersizler yapmak hem fiziksel sağlık hem de ruhsal denge için şart. Yürüyüş, yüzme ve yoga gibi düşük yoğunluklu aktiviteler yapabilirsiniz. Ancak sıvı  kaybı  ve  buna  bağlı  olarak kan basıncı  düşüklüğü oluşabileceği için egzersiz yaparken aşırıya kaçmayın. Ayrıca  güneş ışınlarının yeryüzüne en yoğun geldiği 11: 00 -16:00  saatleri arasında egzersizden kaçının.

Dr. Cem Öncüloğlu

Rutin kontrollerinizi ihmal etmeyin
Yaz aylarında hamilelik sürecini etkileyebilecek herhangi bir sorun yaşamamak için düzenli doktor kontrollerinize mutlaka devam edin. Tatil  programınızı   mümkünse  34.  haftadan  önce  ayarlamaya    çalışın. Tatil  öncesinde  doktorunuzla  görüşüp   olası   riskler  hakkında  bilgi almayı da ihmal etmeyin.

Sıvı kaybı ve güneş çarpmasına dikkat!

Yaz aylarında güneş çarpması ve az  sıvı alımına bağlı  olarak dehidrasyon görülme riski artıyor. Baş dönmesi,  baygınlık  hissi, ağız kuruluğu, az ve koyu renkli idrar ile baş ağrısı, bu iki hastalığın yaygın sinyallerinden. Dr. Cem Öncüloğlu, belirtilerden herhangi biri ortaya çıktığında hemen sıvı alımını artırıp,  gölge ve serin bir yerde  istirahat etmeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Eğer yakınmalar geçmezse en kısa zamanda hekime başvurmak, anne ve bebeğin sağlığı için çok önemlidir” diyor.

Kirli ve aşırı klorlu havuza girmeyin
Hamilelik döneminde serinlemek amacıyla havuza veya denize girebilirsiniz.  Yüzmenin  kasları  rahatlattığı  için  hamilelik döneminde çok  iyi  bir  egzersiz olduğunu belirten  Dr. Cem Öncüloğlu, ancak kirli ve aşırı klorlu havuzlardan mutlaka kaçınmanız gerektiğine dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kirli veya aşırı klorlu havuzlar hamilelik döneminde  mantar enfeksiyonu  gibi çeşitli  vajnal   enfeksiyonlara yol açabilir. Deniz suyu  genellikle daha güvenli olsa da yine aynı nedenlerden dolayı çok kalabalık ve kirli plajlardan uzak durulmalıdır.  Denize  ve  havuza girmek için    güneşin  çok  yakıcı olmadığı  sabah    veya  akşam  saatleri   tercih edilmelidir.  Islak mayo  ile  durulması  da  vajinal mantar  enfeksiyonuna  neden olabileceği için deniz  ve havuz  sonrası    mayonun  değiştirilmesine  özen  göstermelidir.”
Yolculuklarda sık sık mola verin

Yaz tatillerinde ve seyahatlerde bazı kurallara dikkat etmeniz sağlığınız için çok önemli. Sıcak havalar ve bir yerde uzun süre oturmak vücutta ödem ile bacaklarda tromboz olarak adlandırılan pıhtılaşma riskini artırıyor. Bu nedenle uzun yolculuklar sırasında otururken bacaklarınızı hareket ettirerek kan dolaşımını sağlamalı, sık sık mola vermeli ve mola yerinde 5 – 10 dakikalık yürüyüşler yapmalısınız. Uçak ile seyahat etmek istiyorsanız öncesinde doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.

Küresel ısınma bahar alerjisini hızla artırdı!

Küresel ısınma bahar alerjisini hızla artırdı!

Toplumda saman nezlesi veya polen alerjisi olarak da adlandırılan bahar alerjisinin görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde hızla artış gösteriyor. Türkiye’de bahar alerjisinin son 10 yılda yüzde 20 oranında arttığı ve her 10 kişiden 2’sinde tespit edildiği belirtiliyor. Bahar alerjisinin görülme sıklığında yaşanan artışta kentsel yaşam, küresel ısınma ve hava kirliliğinin etkili olduğu belirtiliyor.  Bahar alerjisi selim bir hastalık olmakla birlikte önemsenmediği ve tedavi uygulanmadığı durumlarda kronik burun tıkanıklığı nedeniyle uyku kalitesini bozuyor ve buna bağlı olarak yetişkinlerde yorgunluk, iş başarısında azalma, sinirlilik ile anksiyete gibi sorunlar oluşturarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Dahası alerjik şikayetler kontrol altına alınamadığında en önemli sebebi alerji olduğu için astıma çevirebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bu nedenle bahar alerjisinin asla ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, damak kaşıntısı, geniz akıntısı ve göz yaşarması gibi belirtilerden biri bile varsa hekim başvurmak çok önemlidir. Hekim muayenesinin ardından yapılan alerji testleri ile bahar alerjisine kesin tanı konulmaktadır” diyor.

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Küresel ısınma polen mevsimini uzatıyor!

Alerjik nezlenin bir çeşidi olan bahar alerjisi, ağaç ve çimenlerden yayılan polenler nedeniyle oluşuyor. Bahar dönemlerinde ortaya çıkan, havada bulunan ve temelde zararsız olan polenleri vücut tehlikeli madde olarak algılıyor ve bunlara karşı tepki gösteriyor. ‘Alerjen’ olarak adlandırılan bu polenler burun iç yüzeyine yapışıp iltihabı olmayan bir reaksiyon başlatıyor. Ailede alerji hikayesinin olması bahar alerjisi için önemli bir faktör olsa da özellikle iklim değişikliği gibi çevresel faktörler bahar alerjisinin günümüzde daha yaygın görülmesine neden oluyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisinin kentsel yaşam, küresel ısınma ve hava kirliliği nedeniyle artış gösterdiğine işaret ederek, “Kentsel yaşamda betonlaşmayla birlikte yeşil alanların az olması nedeniyle polenler havada daha fazla kalmakta ve alerjik reaksiyonlar artmaktadır. Küresel sıcaklıklar da birçok bölgede bitkinin büyümesini artırmakta ve bu durum polen üretimine yansımaktadır. Ayrıca küresel ısınmayla birlikte polen dönemi uzamakta, dolayısıyla daha fazla kişi alerjik reaksiyon yaşamaktadır. Araçlar ve enerji santrallerinden yayılan karbondioksit emisyonları da fotosentezi artırarak daha fazla polen üretimine yol açmaktadır” diye konuşuyor.

Bu mevsiminde özellikle 4 sinyale dikkat!  

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, burun kaşıntısı, sulu burun akıntısı, hapşırık ve burun tıkanıklığının bahar alerjisinin en temel şikayetlerini oluşturduğuna işaret ediyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, diğer belirtileri şöyle sıralıyor: “Ayrıca bu yakınmalara boğaz ve damakta kaşıntı, kulaklarda kaşıntı, ağız solunumu yapma ve sık uyanma, göz kaşıntısı ile kızarıklığı, göz altındaki ciltte şişme gibi şikayetler de eşlik edebilmektedir. Son zamanlarda temelde gördüğümüz bu şikayetlere boğaz ağrısı da eklenmiş durumdadır.”

pause journal

‘Şikayetim geçti’ diyerek ilacınızı bırakmayın!

Kronik bir hastalık olduğu için bahar alerjisinin kesin bir tedavisi yok. Ancak tamamen tedavi edilemese bile hastada şikayet oluşturmayacak şekilde kontrol altında tutulabiliyor. Polen gibi alerjiye sebep olan maddelerden mümkün olduğunca kaçınmak tedavinin ilk basamağını oluşturuyor. Ayrıca, bol su içmek mukusu incelterek geniz akıntısı gibi yakınmaları hafifletmeye yardımcı oluyor. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisinde ilaç tedavisinin son derece önemli olduğunu belirterek, “Tedavide amaç hastalığı yok etmek değil, hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Hekimin önerdiği antihistaminikler ve burun spreyleri gibi ilaçları polen mevsimi boyunca düzenli kullanmak yakınmaları önemli ölçüde baskılayacaktır. İlaç tedavisinden yeterince fayda görmeyen hastalarda immünoterapi olarak adlandırdığımız alerji aşıları ise bir diğer tedavi seçeneğidir” diyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, tedaviden başarılı bir sonuç elde edilebilmesi için ilaçların alerji mevsimi boyunca mutlaka kullanılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Şikayetler geçse bile ilaçlar asla bırakılmamalıdır, aksi halde astıma çevirebilir” diyor.

Bahar alerjisine karşı 10 etkili öneri!

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Özellikle sabahları ev veya iş yerlerinizin kapı ve pencerelerini açık tutmayın.
  • Polen miktarının en fazla olduğu sabah saatlerinde açık havada yapılacak olan aktivitelerden kaçının.
  • Eğer açık havada olacaksanız teması en aza indirmek için güneş gözlüğü ve maske kullanın.
  • Spor için kapalı mekanları tercih edin.
  • Dışarıdan geldiğinizde üzerinde polenler olacağı için kıyafetlerinizi mutlaka çıkarın ve oturduğunuz odada tutmayın.
  • Elinizi ve yüzünüzü mutlaka yıkayın ve polenler saça da yapışacağı için mümkünse duş alın.
  • Çimlerin biçildiği alanlara ve çiçekli ortamlara yaklaşmamaya çalışın.
  • Arabadayken camları kapalı tutun.
  • Klima filtrelerini her ay değiştirin. Alerjenleri tutan özel filtreler de kullanabilirsiniz.
  • Dışarıdaki havayı kullanmayan ve hava değişimini içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen özel klimaları tercih edin.

Ülkemizde her 2 kişiden 1’inin D vitamini eksik!

Ülkemizde her 2 kişiden 1’inin D vitamini eksik!

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek sağlığımız üzerinde son derece önemli işlevlere sahip olduğunu gösteriyor. Ancak yaşamsal öneme sahip olmasına rağmen özellikle büyük kentlerde çoğu kişide D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Dünyada yaklaşık bir milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülüyor. Bölgelere göre değişmekle birlikte, ülkemizde de her 2 kişiden 1’inde D vitamini eksikliği tespit ediliyor. D vitamini eksikliği pek çok ciddi soruna yol açsa da fazla olması da bir o kadar tehlikeli! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, bu nedenle D vitamini eksikliğini karşılamak için hekime danışmadan gelişigüzel takviye kullanımından mutlaka kaçınılması gerektiğine dikkat çekerek, “Günlük D vitamini ihtiyacı yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, hamilelik durumu, hatta ten rengine göre değişir. Dolayısıyla günlük doz miktarını mutlaka hekim belirlemelidir, aksi takdirde D vitamini fayda yerine ciddi zararlar verebilir.  Zira, vücutta D vitaminin fazla olması toksik etki oluşturarak zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlalığında ayrıca kanda kalsiyum ve fosfor düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, kemiklerde kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülebilir. Bu nedenle önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında hekimin önerdiği uygun doz ve sürede takviye edilmelidir” diyor.

Dr. Meltem Batmacı

Dr. Meltem Batmacı

Pek çok yaşamsal işleve sahip!

Güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanmamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi pek çok faktör nedeniyle  oluşan D vitamini eksikliği günümüzün önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul ediliyor. Oysa D vitamini sağılığımız üzerinde kritik bir öneme sahip. En önemli etkilerinden biri ise kemik kırıklarını azaltarak ve kas gücünü artırarak düşmelerden koruması. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını gösteriyor. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynuyor. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkili oluyor. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 oranında azalma saptanmış. Bunların yanı sıra bunama riskinin de azaldığı görülmüş.

Dışarıdan takviye edilmesi gerekir

Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda daha fazla düzeyde D3 vitamini olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda ise (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb) D2 vitamini  bulunuyor.  Ancak gıdaların günlük D vitamini gereksinimin sadece yüzde 10-20’sini karşıladığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, “Gıdalar ile yeterince D vitamini almak mümkün değildir. 51-71 yaşları arasında gıda ve takviye ile D vitamini alımı 308 IU/gün olarak saptanmıştır.  Sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak tespit edilmiştir ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır. Bu nedenle dengeli diyetin yanı sıra D vitamini takviyesine de ihtiyaç vardır” diye konuşuyor.

Hızla depolamaktan kaçının! 

Hekime  danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya asla düşülmemesi gerektiği uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, “Zira yapılan çalışmalarda; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslanmış. Çalışmanın sonunda; ikinci grupta yer alan kişilerin sağlıklı oldukları ve D vitamini düzeylerinin de daha yüksek olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Güneşlenmek çok önemli, ancak!

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisiyle ortaya çıkıyor. D vitamini sentezi güneşin UVB ışını etkisiyle ciltte başlıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşe çıkılması gereken süre ve saat diliminin yaşanılan bölgeye göre değiştiğini belirterek, “D vitamini sentezi için ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında kolları ve bacakları 15-20 dakika güneş ışınlarına maruz bırakmak önerilir. Ancak UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olabilir, dolayısıyla aşırı güneşlenmekten mutlaka kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.

D vitamini sentezini azaltan 8 neden!

UVB ışınını, dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan pek çok faktör mevcut. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bu etkenleri şöyle sıralıyor:

  • İleri yaş
  • Kış mevsimi nedeniyle UVB ışınlarına daha az maruz kalmak
  • Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltıyor)
  • Tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek
  • Açık havada kısıtlı zaman geçirmek
  • Koyu renk cilt (melanin pigmenti doğal güneş koruyucu gibi davranıyor)
  • Kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirmek
  • D Vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu

Bayramda tatlı tüketirken dikkat!

Bayramda tatlı tüketirken dikkat!

Sütlüsünden şerbetlisine bayram ikramlarının baş tacı olan tatlılara çoğu kez karşı koymak mümkün olamıyor ancak ölçüyü kaçırmamak şart! Zira “Bayramda tatlı yemeyecek miyim!” diyerek gerek ikramlarda gerekse evde sık sık ‘tatlı kaçamaklar’ yapmak bayramınızı zehir edebileceği gibi, kısa ve uzun vadede sağlık sorunlarına da zemin hazırlayabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman tatlı ve şekerli besinlere yüklenilmesinin kan şekerinde artış ve yağlanmadan sindirim sorunları ve bağırsak hastalıklarına, diyabetten obezite ve kalp damar hastalıklarına dek birçok soruna yol açabildiğini belirterek “Tatlıların her zaman kontrollü tüketilmesi gerektiği gibi bayramda da bu konuda ekstra dikkatli olmak gerekiyor. Bayramda ikramlara hayır diyebilmek zor olsa da ikramları tatlı bir dille sınırlandırmak mümkün. İkram edilmek üzere hazırlanan tatlıları ise hafif ve sağlıklı olanlardan seçmek hem misafiriniz hem de kişisel sağlığınız için önem taşıyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayramda sağlıklı tatlı tüketmenin 7 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, bir de sağlıklı bayram tatlısı tarifi verdi…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

  • Şerbetli tatlılardan kaçının!

Şerbetli tatlılaryoğun şeker içeriği ile en yoğun kalorili ve sağlıksız sayabileceğimiz tatlılardandır. Hem şerbet kısmı hem de unlu ya da yağlı içeriği ile karbonhidratı ve kalorisinin çok yüksek olmasının yanı sıra besin değeri oldukça düşüktür. Bu nedenle şerbetli tatlılar yerine besin değeri olan ve şeker oranı düşük seçenekleri seçmekte fayda var.

  • Meyve ile tatlandırılmış tatlıları seçin

Meyve şekeri olarak bildiğimiz fruktozun da fazlasının karaciğer yağlanması ya da obeziteye neden olabileceği bilinmektedir. Ancak kontrollü şekilde tükettiğinizde içeriğindeki posa ve vitamin gibi besleyici ögeler sayesinde sağlıklı bir tatlı seçeneği oluşturabilirler. Meyveli muhallebiler,meyve topları gibi tatlılar ağzınızı tatlandırırken sağlığınızdan olmanızı engelleyebilir.

  • Yemeğin hemen sonrasında tüketeceksiniz dikkat!

Tatlıları yemeğin hemen üzerine tüketecekseniz o öğünde tükettiğiniz diğer karbonhidratları azalttığınızdan ve salata, sebze gibi posalı bir yemek yediğinizden emin olun. Böylece şekerin kana karışma hızı düşer ve kan şekerinizi çok daha yavaş yükseltir. Ancak o öğünde pirinç, ekmek, patates gibi karbonhidratların yoğun olduğu besinlerin üzerine tatlı tüketmek kan şekerini oldukça yükseltir ve yağlanmaya neden olur. Ayrıca kan şeker regülasyonu olmayan kişilerde bu durum ciddi şeker yükselmeleri ile kendini gösterebilir.

  • Sütlü tatlıları tercih edin

Sütlü tatlılar sütün doğasında bulunan protein ve yağ sayesinde tatlıda kullanılan şekerin kana çok daha yavaş karışmasını sağlayarak kan şekerinin ani yükselmesini engeller. Sütlü tatlı tükettiğinizde şerbetli tatlı tüketimine göre kan şekerinizdeki ani dalgalanmalar önlenir, iştahınız çok daha dengede kalır ve kilo kontrolüne de yardımcı olur.

  • Aç karna tatlı tercih etmeyin

Aç karna kan şekeri düşük olduğu için daha fazla tatlı tüketilebilir. Bu da kan şekerinde ani yükseliş ve akabinde hızlı bir düşüşe  neden olurken vücudun yağlanmasına yol açar. Ayrıca iştah kontrolünü bozarak hızlı acıkmalara veya tekrar tatlı isteklerine neden olabilir. Bu nedenle tatlı tüketimini hafif tok karna veya posalı öğünlerle birlikte tercih etmekte fayda var.

pausejournal

  • Sık ‘kaçamak’ yapmayın!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Her ne kadar sağlıklı veya hafif bir tatlı tercih edilmiş de olsa tatlıları sık tüketmek içeriğindeki şekere sık maruz kalınmasından ötürü kan şeker regülasyonunu bozabilir, yağlanmaya ve uzun vadede diyabet, kalp damar hastalıkları gibi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tatlı tüketim sıklığı haftada bir-iki defayı aşmayacak şekilde organize edilmeli. Bayramdada ikram edilen tatlıları  ‘tatlı bir dille’ kısıtlayarak miktar ve sıklığına dikkat etmelisiniz” diyor.

  • Ev yapımı tatlıları tercih edin

Hazır tatlılar lezzeti üst düzeyde tutabilmek amacıyla çok daha fazla şeker veya yağ içerebilmekte. Bu nedenle tatlılar evde yapıldığında içeriğinde kullanılan şeker, yağ gibi malzemeler çok daha kontrollü kullanılabileceğinden daha hafif bir tatlı elde etmek mümkün. Evde yapılan tatlıları süt, ceviz, meyve gibi besinlerden oluşturmak ve şeker eklemeden ya da çok az şeker ilave ederek yapmak tatlı tüketimi ile ilgili riskleri minimize edecektir.

Sağlıklı Bayram Tatlısı Tarifi

Kuru incir dolması

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayramda misafirlerinize ikram edebileceğiniz ve aşırıya kaçmamak şartıyla tüketerek tatlı ihtiyacınızı sağlıklı bir şekilde karşılayabileceğiniz Kuru İncir Dolması tarifi verdi;

15 adet kuru inciri sıcak suda bekletin. Sonrasında uçlarını kesin ve içlerine ceviz doldurun. Ayrı bir yerde 1 su bardağı süte yarım çay bardağı elma suyu konsantresi  karıştırın ve incirlerin üzerine ilave edin. Fırında sütü çekene kadar pişirin ve sonrasında üzerine toz tarçın ekleyerek servis edin. Kişi başı 1-2 tane tüketmek uygun olacaktır.

Güçlü bir bağışıklığın anahtarı: Sağlıklı beslenmek!

Güçlü bir bağışıklığın anahtarı: Sağlıklı beslenmek!

Kış mevsiminde havaların soğuk olması ve kapalı ortamlarda uzun süre kalınması nedeniyle çocuklar soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabiliyorlar. Mikroplardan korunmaları veya hastalığı kolay atlatabilmeleri için çocukların bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları ayrı bir öneme sahip. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı beslenmenin çocukların bağışıklık sistemini güçlü tutan en önemli etkenlerden biri olduğuna dikkat çekerek, “Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli, yeterli ve çeşitli vitamin ile minerallerden oluşan bir menü planı oluşturmak gerekir. Karbonhidrat ve protein kaynaklarının yanı sıra sağlıklı yağ kaynaklarına da yer vermek çocuğun hem bağışıklığının korunmasında hem de hastalıklarla baş edebilmesinde kilit rol oynar.  Besin değeri oldukça düşük olan paketli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak, bunların yerine besin değeri yüksek yoğurt, kefir, ceviz, fındık, badem gibi ürünlere yer vermek önem taşır.  Yine ana ve ara öğünlerde mevsime uygun taze sebze ve meyveleri bulundurmak da güçlü bir bağışıklık sistemine önemli katkı sağlar” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Her öğün taze sebze ve meyve şart!

Mevsimine uygun taze meyve ve sebzeler, içerdikleri C vitamini ile A vitamini gibi bağışıklığı güçlendiren vitamin içerikleri nedeniyle çocukların her öğününde bulunmaları gerekiyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Öğünlerde mevsime uygun sebzelerden salata ve ara öğünlerde meyve tüketmelerini sağlamak, çocukların günlük vitamin ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlar. Meyvelerin iyi yıkanmış olmaları ve taze tüketilmeleri ise enfeksiyonlardan korunmanın yanı sıra besin içeriğini korumak için de önemlidir” diyor.

C vitamini içeren meyve çok önemli

Yeteri kadar C vitamini almak güçlü bir bağışıklık sistemi sağlayabilmede önemli bir rol üstleniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde özellikle kivi, portakal ve mandalina gibi C vitamininden zengin meyveleri çocukların beslenme listesine mutlaka eklemek gerektiğine işaret ederek, “Bir yumruk kadar meyve bir porsiyon olarak baz alınmalı. Çocukların günlük beslenmelerine 1-2 porsiyon meyve, öğünlerine 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği veya bir büyük kase salata ekleyerek, günlük C vitamini ve diğer vitamin ile mineral gereksinimlerini sağlamak mümkün” bilgisini veriyor.

Demir eksikliğine karşı koruyun

Dünyada en sık görülen mikro besin öğesi eksikliği, genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanan demir eksikliği oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bağışıklık sisteminin korunmasında demirin önemli bir rol oynadığını belirterek, “Demir eksikliği anemisi mental ve fiziksel gelişimi etkiler. Demir,  bağışıklık hücrelerinin çoğalmasında rol alır ve eksikliğinde yeterli bir bağışıklık cevabı oluşturulamaz. Bu nedenle demir eksikliği oluşmaması için kırmızı et, yumurta ve hindi eti gibi besin kaynaklarının çocukların öğünlerinde mutlaka yer alması gerekir” diye konuşuyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Sağlıklı yağları ihmal etmeyin

Sağlıklı yağlar, hem çocukların sağlıklı bir gelişim sürmeleri hem de bağışıklık sistemlerinin korunması için yeterli ve dengeli olarak alınması gereken bir besin grubu. Kızartma ya da hazır gıdalardan gelen kontrolsüz yağlar yerine zeytinyağı, tahin, ceviz ve badem gibi sağlıklı yağ kaynaklarını çocukların günlük beslenmelerine eklemek gerekiyor. Çocukların her gün 2 adet ceviz veya 8-10 adet çiğ fındık, badem gibi kuru yemişler tüketmeleri, yemeklerinde zeytinyağı kullanılması, günlük sağlıklı yağ alımlarına katkı sağlıyor.

Öğün atlamalarını engelleyin

Çocukların günlük besin öğesi ve enerji alımlarını dengeli bir şekilde sağlayabilmeleri için öğün düzeni oluşturulması şart. Zira kahvaltı ya da herhangi bir öğünü atlamaları yetersiz beslenmeye neden olmasının yanı sıra paketli veya sağlıksız olarak adlandırabileceğimiz besinlere yönelimlerini arttırabiliyor. Bu nedenle evde veya okulda besin alımlarını takip ederek her öğünde yeterli beslendiklerinden emin olmak gerekiyor.

Çinko eksikliğine dikkat!

Çinko bağışıklık sisteminin devamlılığı için gerekli bir mineral. Eksikliğinde büyüme geriliği ve bağışıklık sisteminde bozulmalar görülebiliyor. Bu nedenle çocukların öğünlerine bu besinleri eklemek önem taşıyor. Kırmızı et, kuru baklagiller, balık ve tam tahıllar çinko bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Hazır gıdalar değil ‘ev yapımı’ yemekler

Çocuklar lezzetiyle ön plana çıkan fast food tipi hazır yemekleri çoğunlukla ev yemeklerine tercih ediyorlar. “Ancak ne yazık ki bu ürünler çoğunlukla besin değeri düşük, işlenmiş ürünlerden oluşurlar ve çocukların büyümelerine ya da bağışıklık   sistemlerinin gelişmesine katkı sağlamazlar” uyarısında bulunan Nur Ecem Baydı Ozman, sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuklar besin değeri olmayan bu ürünleri tükettiklerinde besin değeri yüksek sebze, meyve ile balık gibi ürünlerden mahrum kalırlar. Dolayısıyla çocukların mümkün olduğunca evde hazırlanmış besin değeri yüksek olan besinleri tüketmeleri çok önemlidir”

Kefiri ihmal etmeyin

Sağlıklı bir bağışıklık için sağlıklı bir bağırsak olması şart! Kefir içeriğindeki yararlı bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını desteklerken içeriğindeki protein ve kalsiyum gibi besin ögeleriyle aynı zaman da büyümeyi de destekliyor. Çocuklara haftada 3-4 gün süt, yoğurt ve ayran yerine bir su bardağı kefir içirmek bağışıklığı güçlendirebiliyor.