Yazılar

Masa başı çalışanlara spor uyarısı!

Masa başı çalışanlara spor uyarısı!

Sabah erken saatlerde masa başına geçip akşam mesai bitimine kadar saatlerce oturarak çalışmak… Masa başında çalışanların en büyük sorunu uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz kalmak oluyor. Hareketsizlik ise zor bir durum, zira aynı pozisyonu sürdürebilmek için kaslarımızı devamlı kasmamız gerekiyor. Bu durum da özellikle omuz, kol ve el bölgesinde çokça ağrılara neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, masa başında çalışanların omuz, kol ve ellerinde oluşan ağrıları spor yaparak hafifletebileceklerine dikkat çekerek, ”Ancak bilinçsiz yapılan spor faydadan çok, zarara yol açabiliyor. Örneğin, masa başında çalışanların kaslarını güçlendirmek için yaptıkları ağırlık ve direnç gibi egzersizler tendon, kas veya kapsül yırtıklarına yol açabiliyor. Dolayısıyla ağırlık ile direnç egzersizlerinden çok yürüyüş, koşu veya pilates gibi egzersizleri yapmakta fayda var” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Arel Gereli, 26 Eylül – 2 Ekim Ofiste Sağlık ve Farkındalık Haftası kapsamında, masa başında çalışanların spor yaparken sakatlanmamaları için önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Arel Gereli

Ani yüklenmelerden kaçının

Spor yaparken ani ve patlama tarzı yüklenmelerden kaçınmanız da dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kuralı oluşturuyor. Prof. Dr. Arel Gereli, masa başında çalışanlarda duruşa bağlı olarak özellikle omuz ile kol bölgesi kaslarının boyunun kısaldığını belirterek,  “Spor sırasında bu kaslara yönelik ani yüklenmeler kasın boyunun aniden uzamasına ve zaten sertleşmiş olan kasın kemiğe yapışma yerinden kopmasına yol açabiliyor. Bu durumda cerrahi müdahale kaçınılmaz oluyor.” diyor.

Isınmadan spora başlamayın

Tüm spor aktivitelerinde yüklenmeye başlamadan önce en az 20 dakika ısınma hareketleri yapmak büyük önem taşıyor. Bu sayede kasların esnekliği korunuyor ve sakatlanma riski azalıyor. “Ancak ofis çalışanlarında yoğun iş temposunda spor yapmak sadece kısıtlı zamanlarda mümkün oluyor” diyen Prof. Dr. Arel Gereli, şöyle devam ediyor: “Bu nedenle çoğu kez ısınma kısmı atlanarak doğrudan spora başlanıyor. Yeterince ısınmayan kasa yapılan yüklenmeler de kramp, ağrı ve hatta kasın kopması ile sonuçlanabiliyor”

Güçlendirme değil esneklik hedefleyin

Masa başında çalışanların omuz ile kolları gün içerisinde uzun süre hareketsiz kalırken, eller ve el bileklerinde tekrarlayan hareketler yapılıyor. Bu durum omuz ile kol kaslarında spazm, el ve önkol kaslarında ise yorgunlukla sonuçlanıyor. “Unutmayın ki masa başında çalışan kişilerde görülen el, kol ve omuz ağrısının esas nedeni güçsüzlük değil, aşırı kullanımdır” uyarısında bulunan Prof. Dr. Arel Gereli, sözlerine şöyle devam ediyor: “Aşırı kullanılan ve devamlı kasılan dokular sertleşerek esnekliklerini yitirirler. Bu dokuları güçlendirmek adına yük altına sokanlarda tendon, kas veya kapsül yırtıkları sıklıkla görülebiliyor. Bu nedenle masa başında çalışan kişilerin ağırlık ve direnç egzersizlerinden ziyade pilates, yürüyüş ve koşu gibi esneklik ile kan dolaşımını artıran egzersizlere ağırlık vermeleri son derece önemlidir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uzun süre aynı pozisyonda sabit kalmayın

Hareketli bir yaşam kas sağlığımız üzerinde kilit bir rol üstleniyor. Zira uzun saatler hareketsiz kalıp arkasından ağır yüklenmeler yapmak sakatlanma riskini artırıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Arel Gereli, “40 dakikalık çalışma sonrası 5 dakika yürümek, oturduğumuz yerde omuzları geriye alarak esneme hareketleri yapmak, parmaklar, el bileği ile dirseklerimizi gererek esnetmek ağrıyı azaltırken, kasların yumuşaklığını da koruyor. Yumuşak kalan kaslar da sportif yüklenmelere daha iyi adapte oluyor” diyor.

Duruş pozisyonuna dikkat edin

Uzun süre omuzları öne alarak durmak kola giden sinirlerin omuz önünde sıkışmasına ve kürek kemiği çevresindeki kasların sertleşmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla masa başında çalışırken dik pozisyonda ve omuzlarınızı geriye alarak durmalı, kollarınızı yumuşak bir zemine koyarak çalışmalısınız. Dik pozisyonda dururken gözünüz hangi hizada ise ekranın aynı seviyede olmasına da dikkat edin.

Yaz tatili bu sorunları artırdı!

Yaz tatili bu sorunları artırdı!

Yaz tatili çocukların çokça boş zamana sahip olmalarını, doyasıya eğlenip açık havada aktivitelerde bulunmasını sağlarken, buna karşın kimi zaman televizyon, tablet, cep telefonu ve bilgisayar derken ekran karşısında uzun saatler geçirilmesini de beraberinde getiriyor. Çocuklarda bu tür teknolojik cihazların kontrollü kullanılmamasından dolayı bazı sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, ebeveynleri bu noktada uyararak, okul çağı çocuklarının ekran bağımlısı haline gelebildiklerini, bu nedenle mutlaka çocuklarıyla birlikte bir planlama yaparak bazı kurallar konulması gerektiğini söylüyor. Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, yaz tatilinde artış gösteren çocuklarda ekran bağımlılığının yol açtığı sorunları anlattı, ebeveynlere önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, taşınabilir ve kolay erişilebilir cihazların kullanımı çocukluk döneminde her geçen gün artıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, çocukların mobil cihazları daha çok eğlenceli vakit geçirmek, oyun oynamak ya da video izlemek için kullandığını; artan ekran maruziyetinin ise çocukların gelişimi üzerinde bazı riskleri de beraberinde getirdiğini söylüyor. Özellikle 18 aylık olana kadar çocukların kesinlikle ekranlara maruz bırakılmaması, erken çocukluk döneminde ise ekran başında geçirilen sürenin günlük en fazla bir saat ile kısıtlanması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Hepsen Mine Serin “Dünya Sağlık Örgütü de 2019 yılında, 5 yaşından küçük çocuklarda sağlıklı fiziksel aktivite, sedanter davranış (hareketsizlik) ve uyku ile ilgili kılavuzlar yayınlayarak, çocukların 1 yaş ve altında ekranlara maruz kalmaması gerektiğini vurgulamıştır. Yoğun ekran maruziyeti çocukların bilişsel, fiziksel ve psikososyal gelişimlerini olumsuz yönde etkilemektedir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hepsen Mine Serin

Çok ciddi sorunlara yol açabiliyor!

Erken bebeklik döneminde (0-2 yaş) çocukların dış dünyayı gözlem yaparak ve dokunarak öğrendiklerini, bu dönemde kontrolsüz bir şekilde ekrana maruz kalmanın, bebeğin bilişsel gelişiminde gecikme/gerilemeye neden olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hepsen Mine Serin şöyle konuşuyor: “Yapılan çalışmalar; uzun ekran maruziyetinin bilişsel, dil ve sosyal/duygusal alanlarda gecikmelere neden olduğunu göstermiştir. Yine literatürde yoğun ekran maruziyetinin otizm ile ilişkili olduğunu gösteren yayınlar bulunmaktadır. Büyük çocuklarda uzun süreli ekran maruziyeti ile fiziksel aktivitenin azalması, sağlıksız ve hazır gıdalara yönelim obeziteye neden olmakta; ekran karşısında uzun süreli oturmak, postür bozukluklarına neden olarak omuz, sırt, bel ağrısı gibi kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir. Ayrıca görme sorunları, baş ağrısı, nöbet geçirme riskinde artış gibi sorunların yanı sıra uyku bozukluğu, dikkat sorunları, saldırgan davranışlar gibi sorunlara da yol açmaktadır. “

Ergenlikte sosyal fobi nedeni! 

Uzun süreli ekran maruziyeti özellikle ergenlik döneminde gençlerin yalnız kalmasına yol açarak, sosyal fobi, akademik sorunlar, akran zorbalığı ve sanal dünyada zorbalık (siber zorbalık) gibi birçok olumsuz duruma yol açabiliyor. Özellikle yaz tatilinde çocukların/ gençlerin herhangi bir spor alışkanlığı edinmediği ya da aktivitelere yönlendirilmemeleri durumunda, ekran karşısında uzun süre zaman geçirdiklerini belirten Doç. Dr. Hepsen Mine Serin “Ailelerin çocuklarına internet kullanımında sınırlama koymaması, aile içi ve gerçek dünyadaki arkadaşlarla iletişimlerinin azalmasına ve sonuçta sosyal kaygılarının artmasına neden olmaktadır. Bu tür sorunlar yaşayan gençler her geçen gün artıyor.” diyerek aileleri uyarıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ekran bağımlılığına karşı 7 etkili öneri!

Çocuk Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hepsen Mine Serin, çocuklarda ekran bağımlılığına karşı ailelere şu önerilerde bulunuyor;

  1. Çocukların ekran kullanım süresi, içeriği, zamanı ve yerini kurallara bağlayın.
  2. İki yaşından küçük çocukları kesinlikle ekrandan uzak tutun. Ellerine kesinlikle cep telefonu, tablet vermeyin.
  3. Yemek sırasında ve uyumadan önceki bir saat ekran kullanımına izin vermeyin.
  4. Çocukla vakit geçirilirken arka planda televizyon çalışmamasına dikkat edin.
  5. Sağlıklı gelişimi için gerekli olan uyku düzeni ve fiziksel aktivitelere önem verin.
  6. Tehlikeli ya da uygunsuz içerikli web sitelerine erişimi engellemek için gerekli önlemleri alın.
  7. Ekran ve internet kullanımı ile ilgili alınacak önlemlerin nedenini çocuğunuza anlatarak, çocukla işbirliği yapın.

Okul öncesi verimli bir tatilin püf noktaları!

Okul öncesi verimli bir tatilin püf noktaları!

Yaz tatilinde pek çok anne baba, çocuklarını sıkmadan, eğlenirken öğrenmelerini de sağlayacakları aktivite arayışında oluyor. Özellikle de okulların açılmasında son aya girdiğimiz bugünlerde, amaç onları derse zorlamak olmasa da, akıllarda ‘eğlenirken öğrenebilecekleri, öğrendiklerini unutmayıp hafızalarını tazeleyebilecekleri’ yöntemleri bulmaya çalışıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya “Kışın yoğun eğitim temposunun ardından çocukların eğlenmeleri, gönüllerince zaman geçirip kafalarını boşaltmaları, zihinlerini ve bedenlerini dinlendirip yenilemeleri oldukça değerli. Ancak çocukların okula gitmemesi ve evde geçirilen zamanın artması, hele de okulların açılmasının yaklaşması ile yeni bir rutin oluşuyor. Ebeveyn ve çocuk arasında, geçirilen zamanın değerlendirilmesi açısından çekişmeler başlayabiliyor. Okulların açılmasına bir ay kalmışken, eğlencenin ve sorumlulukların denge içerisinde olduğu bir yaklaşım modeli benimseyebilirsiniz” diyor. Peki ama nasıl? Uzman Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya, okula geri sayımın başladığı bu son bir ayda, ebeveynlere, ilkokul, ortaokul ve lise çağı çocuklarına doğru yaklaşım yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klinik Psikolog Fatma Büşra Kaya

İlkokul öğrencilerine doğru yaklaşım önerileri;

  • Her gün bir çiçeği sulama sorumluluğu verin. Bu hem bir cana saygı duymayı öğretir, hem sorumluluk duygusu verir, hem de el-göz koordinasyonu gibi ince motor becerilerinin gelişimini destekler. Aynı zamanda sabretmeyi öğretir.
  • Oyun saati oluşturun. Hem eğlendirici hem öğretici aktiviteler yapın. Oyun saatinde televizyon ve bilgisayarı kapatın. Süreyi kısıtlı tutmak kaydıyla gelişimine katkı sağlayacak türde çizgi film geceleri düzenleyin. Evde pet şişelerle bowling salonu hazırlayabilir, algı gelişimine de katkıda bulunabilirsiniz.
  • Çocuğunuzun ilgi alanına göre kitaplar alın. Kendi kitaplığını oluşturmasına yardımcı olun. Okuduğu kitapları başkalarıyla paylaşması için birlikte ayırın.
  • Açık havada piknik, yoga ve spor gibi aktiviteler, mutluluk hormonlarının, dikkat ve odaklanma becerisinin artmasına destek olur. Spor ve sanatla ilgilenmesini sağlayarak, sağlığının yanı sıra, öz disiplin becerisinin gelişmesine, dolayısıyla akademik başarının da artmasına yardımcı olabilirsiniz.
  • Beraber yemek hazırlayarak aranızdaki bağı güçlendirirken, bedensel ve zihinsel gelişimine de destek olursunuz

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ortaokul öğrencilerine öneriler;

  • Daha önce deneyimlemediği, yeni bir spor aktivitesi hem sosyal çevresini genişletmesini sağlar hem de ilgi alanlarını keşfetmesine destek olur.
  • Yabancı dil gelişimini desteklemek adına, seviyesine uygun orijinal dilde filmler izleyin.
  • İlgi alanlarını birlikte keşfedin.
  • Beraber yüzerek, spor aktivitesi yaparak, bisiklete binerek, doğa yürüyüşüne çıkarak ya da aynı müziği dinleyerek zihinsel, ruhsal ve fiziksel gelişimine çok büyük katkı sağlayabilirsiniz.
  • Arkadaşlarıyla bir araya geldiği organizasyonlar düzenleyerek paylaşımını artırın.

Lise öğrencilerine doğru yaklaşım önerileri;

  • Ergen bireyin hayatı deneyimlemesi konusunda teşvik ederek, ruh ve beden sağlığı gelişimi açısından kritik derecede önemli katkı sağlayabilirsiniz.
  • İlgi duyduğu aktiviteye katılımını destekleyin. Spor, sanat aktivitesi, yoga ve meditasyona yönlendirdin.
  • Yaşadığınız bölgede tarihi ve turistik mekanları keşif turuna çıkın, sokakları gezin.
  • Farklı kültürlerin mutfaklarını araştırın, birlikte deneyimleyin.
  • Onun önerdiği dizi ya da filmleri beraber izleyip, ortak paylaşımınızı artırın.

5 yaş altı çocuklar risk altında!

5 yaş altı çocuklar risk altında!

Yaz aylarında çocukları en mutlu eden aktiviteler deniz ve havuzda yüzmek, parklarda gönüllerince oynamak oluyor. Ancak sıcak havalarda güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak, ‘güneş çarpması’ gibi oldukça tehlikeli bir tabloya yol açabiliyor. Sıcak çarpması ya da daha yaygın bilinen adıyla güneş çarpması; yüksek sıcaklıklara ve neme maruz kalma sonrasında vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının bozulması sonucu ortaya çıkan bitkinlik ve koma hali olarak tanımlanıyor. Vücut ısı mekanizmalarının henüz yeterince gelişmemesinin yanı sıra ciltlerinin sıcağa daha fazla duyarlı olmaları nedeniyle 5 yaşın altındaki çocuklarda daha sık ve daha ağır seyreden güneş çarpmasında acil müdahale büyük önem taşıyor. Zira tedavide gecikildiğinde beyin, kalp ve böbrek gibi yaşamsal organlarda ciddi hasarlar gelişebiliyor.

Acıbadem Altunizade  Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter sıcak çarpmasını önlemek için dikkat edilmesi gereken en önemli kuralın ise özellikle güneşin yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatlerinde çocukları güneş ışınlarından korumak olduğuna dikkat çekerek, “Ayrıca terleme ile kaybedilen vücut sıvısını yerine koymak için çocuklarımızın bol su ve sıvı tükettiklerinden emin olmalıyız” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, çocukları güneş çarpmasından korumak için ebeveynlerin almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Şebnem Kuter

Bu saatlerde güneşe çıkarmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne dik açıyla geldiği öğle saatleri (11.00-15.00) sıcaklığın da maksimum olduğu saatlerdir. Güneş çarpmaları en çok bu saatlerde yaşanıyor. Dolayısıyla çocuğunuzu öğle saatlerinde güneşe çıkarmaktan kaçının.

İnce ve hava alan kıyafetler giydirin

Güneş ışınlarını yansıtacak olan açık renkte kıyafetleri tercih edin. Ayrıca terlemeye izin veren ince ve hava alan kumaşlardan oluşan kıyafetler giydirin. Geniş kenarlı şapkalar ile güneş gözlüğü kullanarak, güneş ışınlarına maruziyeti azaltın.

Güneşe çıkarmadan koruyucu sürün

Hem güneş çarpmasından hem güneş ışınlarının kanserojen etkilerinden korumak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek güneş koruma faktörlü kremi çocuğunuzun cildine uygulayın. Güneş koruyucu ürünler yaklaşık 3-4 saat etkili oldukları için dışarıda zaman geçirme süreniz uzadığında kremi mutlaka yineleyin.

Susamasını beklemeyin

Çocukları güneş çarpmasından korumanın  en önemli yollarından biri, vücudunu susuz bırakmamak. Su, terleme yoluyla derinin nemli kalmasını sağlıyor. Böylelikle vücut ısısının yükselmesi önlenebiliyor. Terleme ile kaybedilen vücut sıvılarını yerine koymak için bol su ve sıvı tükettiğinden emin olun. Küçük çocuklar (1-3 yaş grubu) susadıklarını fark edemiyorlar. Bu nedenle çocuğunuzun susamasını beklemeden, gün içine yayarak 1-1.5 litre su içmesini sağlayın.

Öğle saatlerinde oyuna bırakmayın

Çocuklar zaten yüksek metabolizma hızına sahipler. Metabolik faaliyetlerinin daha da artmaması için özellikle öğle saatlerinde spor ve yüzme gibi yorucu aktivitelerden kaçının.

Sık sık duş aldırın

Çocukların ısı dengelerini sağlamak için ılık duş iyi bir yöntemdir. Sık sık duş almasını sağlayın.

Arabada asla yalnız bırakmayın

Sıcak havada çocukların vücut ısıları hızla yükselebiliyor. Güneş ışığı altında kalarak ısınan araba gibi kapalı alanlarda asla yalnız bırakmayın.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Klimadan faydalanın

Sıcak havalarda sıcaklığı ve nemi düşürmenin en etkili yollarından biri, klima oluyor. Bakımı yapılmış klimalardan yararlanarak ortam ısısını düşürmeye çalışın.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

  • 40 ve üzeri ateş
  • Kızarık cilt
  • Hızlı nefes alıp verme
  • Kalp hızında artış
  • Konuşma bozukluğu
  • Huzursuzluk, ajitasyon
  • Yürüme ve denge bozukluğu
  • Bulantı, kusma
  • Uyuma isteği
  • Ağız ve dudaklarda kuruluk
  • Koyu renkli idrar

Çocuğunuzda sıcak teması sonrasında bu belirtilerden biri veya birkaçı geliştiyse hemen harekete geçmelisiniz. “Çocuğunuzu güneşten uzaklaştırmak, serin, gölge bir yere götürmek ilk müdahale olmalıdır.” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Kuter, yapılması gerekenleri “Varsa fazla giysilerini çıkartın. Bilinci açık ise su içirmeyi deneyebilirsiniz, ancak bilinci kapalı ise boğulma riskine karşı su vermekten kaçının. Soğuk suyla ıslatılmış havlularla çevresel soğutma yapmak, uygulayabileceğiniz bir başka yöntemlerden. Sonrasında ise mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurun” olarak özetliyor.

Astım hastaları dikkat!

Astım hastaları dikkat!

Günümüzde yetişkinleri olduğu kadar çocukları da etkisine alan ve oldukça sık karşılaşılan  astım, halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve öksürük gibi solunum sistemi şikayetleri ile kendini belli eden astıma özellikle sigara başta olmak üzere genetik ve çevresel bir çok faktörün yol açabildiğini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Yaz aylarında da bazı kurallara uyulmadığında tetiklenebilen astım, hava yollarının daralması ile kendini gösteren ve ataklar (krizler) halinde gelen bir hastalıktır. Son yıllarda yaygınlaşarak ülkemizde yaklaşık her 100 erişkinden 9’unda, her 100 çocuktan 15’inde görülür hale gelmiştir. Astım tedavisi mutlaka gecikmeden yapılmalıdır. Aksi taktirde kişinin günlük yaşantısında ciddi kısıtlamalara neden olurken, eğer kontrol altına alınmazsa hayati riske de yol açabilir.” diyor. Astımın doğru tedavi ile kontrol altına alınabildiğini, hastaların özellikle ataklara yol açan etkenlerden uzak durmaları gerektiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, astımı tetikleyen 7 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Nilüfer Aykaç

Tütün ürünleri

Yapılan bilimsel çalışmalar; tütün ve tütün ürünleri kullanımı gibi, tütün dumanına maruz kalmanın da astım hastalığı açısından en önemli risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Tütün dumanına maruz kalmak hem çocukluk astımına yol açması hem de var olan hastalığın alevlenmesinde çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle anne karnında ve doğum sonrası, pasif sigara dumanı maruziyeti de çocuklarda astıma yatkınlığı artırıyor.

Klima

Özellikle de yaz aylarının aşırı sıcaklarında vazgeçilmez hale gelen klimalar gerekli önlemler alınmadığında, astımı tetikleyebiliyor. Klimalar, gerekli filtre bakımları yapılmadan kullanıldığında kolonizasyon nedeniyle solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabildiği gibi astım hastalarının tedavisini güçleştirebiliyor.

Solunum yolu enfeksiyonları

Viral enfeksiyonlar; çocukluk çağı astım riskini artırdığı gibi astımı da ciddi ölçüde tetikleyebiliyor. Bu nedenle solunum yolu enfeksiyonlarının geciktirilmeden tedavi edilmesi,  astımlı hastaların düzenli olarak göğüs hastalıkları hekimi tarafından takibinin yapılması gerekiyor.

Hava kirliliği

Anne karnındaki dönemde hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda astım daha çok görülürken, çocukluk dönemindeki maruziyet de akciğer gelişimini olumsuz etkiliyor. Hava kirliliği okul çağı çocuklarının akciğer fonksiyonlarında düşüşe yol açabiliyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Son yıllarda çöl tozlarının da astımı tetikleyerek acil servislere başvuruların ve hastane yatışlarının artmasına neden olduğu gösterilmiştir.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Mesleki faktörler

Astım endüstrileşmiş ülkelerdeki en yaygın mesleksel solunum sistemi hastalığı olarak ilk sırada yer alıyor. Mesleklerin çalışma yaşındaki erişkin astımının yüzde 5-20’sinden sorumlu olduğu tahmin ediliyor. Özellikle boya işleri, fırıncılık, sağlık, mobilya, tarım, kozmetik sektöründeki çalışanlar maruziyet nedeniyle daha fazla risk taşıyor. Bu astım ‘mesleki astım’ olarak isimlendiriliyor.

Obezite

Çağımızın önde gelen hastalıklarından obezite de, astım için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Obez astımlıların yakınmaları fazla olduğu gibi, solunum fonksiyonları daha düşük oluyor ve daha sık atak geçiriyorlar. İlaçlara yanıtları da daha güç olabiliyor.

Allerjenler

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nilüfer Aykaç “Astım ile allerjik rinit başta olmak üzere diğer allerjik hastalıklar arasında güçlü bir ilişki vardır. Bu nedenle astımlı kişilerde gerektiğinde ayrıntılı allerjik değerlendirme yapılması tanı ve tedavi yönünden yararlı olabilir. Bahar aylarında ortaya çıkan yakınma durumunda polen duyarlılığı, yıl boyu olan, özellikle iç ortamda ve gece ortaya çıkan yakınma durumunda ev tozu akarı duyarlılığı, küflü ortam maruziyeti varsa, yıl boyu olan yakınmalar durumunda küf mantarı duyarlılığı, kedi/köpek bulunan ortama girdiğinde ani başlayan semptomları varsa kedi/köpek duyarlılığından şüphelenilir” diyor. Doç. Dr. Nilüfer Aykaç, özellikle havuzlarda kullanılan kimyasal maddelerin de astım krizlerini tetikleyebildiğini vurguluyor.

Dondurma tüketirken şunlara dikkat edin!

Dondurma tüketirken şunlara dikkat edin!
Limonlu, çilekli, kavunlu, çikolatalı ve daha niceleri… Tüm mevsim tüketilebilen dondurma, özellikle yaz aylarında 7’den 70’e hemen herkesin vazgeçilmezi olan bir tatlıya dönüşüyor. Karbonhidrat, protein ve yağ gibi temel besin öğelerinin yanı sıra içerdiği kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum gibi önemli mineraller ile A, B, E ile K vitamininden de zengin olması sayesinde aynı zamanda şifa da sağlıyor! Üstelik bir top dondurma yaklaşık 50 gram ve sadece 100 kalori içeriyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, diğer tatlılar ile kıyaslandığında dondurmanın besin değeri yüksek ve daha düşük kalorili bir tatlı alternatifi olduğunu belirterek, “Ancak her ne kadar kalorisi düşük görünse de şeker içerdiği için dondurma tüketirken mutlaka porsiyon kontrolü yapmanız gerekiyor. Aksi halde, hem şeker içeriği hem kalorisi nedeniyle kilo alımına ve kan şekeri dengesinin bozulmasına neden olabiliyor” diyor.
Dünya Sağlık Örgütü; şeker tüketiminin günlük enerji alımının yüzde 10’unun altında olmasını öneriyor. “İki top dondurmanın da yaklaşık 14 gram şeker içerdiği düşünüldüğünde bu sınırı aşmamanız çok önemli” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, dondurmayı hangi sıklıkta ve ne kadar tüketebileceğimizi, “Çocuklar dondurmayı haftada 2 kez, 2’şer top tüketebilirler. Yetişkinlerin de haftada 2-3 kez, yine 2’şer top dondurmayı aşmamaları gerekiyor. Kilo vermeye çalışan bireyler ise haftada bir kereden fazla dondurma tüketmekten kaçınmalılar” sözleriyle anlatıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, dondurmanın faydalarını ve tüketirken dikkat etmemiz gereken noktaları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen

Kemik sağlığını koruyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, 2 top dondurmanın 90 mg kalsiyum içeriğiyle günlük kalsiyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 9’unu karşıladığına işaret ederek, “Kalsiyum, kemik ve diş sağlığı için çok önemli bir mineraldir. Başlıca kaynakları süt, yoğurt ve peynir gibi gıdalardır. Dondurma da içeriğindeki süt ile günlük kalsiyum alımına destek olabiliyor.” diyor.
Kas kütlesinin korunmasında etkili
Proteinler kasların yapıtaşlarını oluşturuyor. Bu nedenle yeterli protein alıyor olmak kas kütlesinin korunmasında büyük önem taşıyor. Proteinlerin başlıca besin kaynakları et ile süt grubu gıdalar oluyor ve bir bardak (200 ml) süt 6 gram protein içeriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Tüketeceğiniz 2 top dondurmayla bir su bardağı sütteki proteinin yaklaşık yarısını alabilirsiniz. Bu etkisiyle dondurma, protein alımına destek olan bir kaynaktır” bilgisini veriyor.
Kalp sağlığını destekliyor
Kalsiyum, potasyum ve fosfor gibi mineraller kalp ile damar sağlığının korunmasına yardımcı oluyorlar. Dondurma içerdiği bu mineraller sayesinde kalp sağlığını korumaya destek veren tatlılar arasında yer alıyor. Ancak içerdiği doymuş yağ ve şeker nedeniyle dondurmayı porsiyon kontrolü yaparak tüketmelisiniz.
Sağlıklı bir tatlı alternatifi
Dondurmanın genel olarak kilo aldırdığı düşünülüyor, ancak doğru porsiyonlarla tüketildiğinde dondurma kilo aldırmıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Sanılanın aksine dondurma özellikle hamur işi ve şerbetli olan diğer tatlılar ile kıyaslandığında besleyici içeriği yüksek ve daha düşük kalorili bir tatlı alternatifidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi
Bazı hastalıklarda tedaviye katkı sağlıyor
Dondurmanın lezzetli olması tüketimini kolaylaştırırken soğuk olması bazı durumlarda tedavi edici olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, örneğin bademcik operasyonu sonrası tüketilen dondurmanın yara yeri iyileşmesini hızlandırabildiğine işaret ederek, “Ayrıca çiğneme ve yutma güçlüğü olan hastalarda da dondurma iyi bir alternatif besin olarak karşımıza çıkıyor” diyor.
Dondurma tüketirken 7 kritik kural!
• Dondurma alırken üretim koşullarına dikkat edin. Hijyenik şartlarda üretilen, saklanan ve sunulan yerleri tercih edin.
• Enfeksiyon riski nedeniyle dondurma mutlaka pastörize sütten yapılmış olmalı.
• Satın alınan dondurma eriyip yeniden donarsa üzerinde kristaller oluşuyor. Üzerinde kristal olan dondurmaları satın almayın. Zira, süt kolay bozulan bir besin olduğu için erime -donma sırasında oluşabilen bakteriyel üremeler zehirlenmelere yol açabiliyor.
• Hazır paketli dondurmaların tüketiminde, dış etkenlerden bulaşın önlenmesi için paketin hasara uğrama durumuna, sağlığa olan zararlı etkileri sebebiyle boya ve kimyasal içeriğine dikkat edin.
• Bazı dondurmalar glukoz şurubu ve süt tozu içerebiliyorlar. Sıklıkla tüketiminin vücut fonksiyonlarını bozabilmesi sebebiyle bu içeriklere sahip ürünleri satın almayın.
• Besin alerjisiniz varsa, alerjen besin içeriğini öğrenmek için etiketini mutlaka okuyun.
• Dondurmanın kalorisini yükseltmesi nedeniyle dondurmaya sos, fındık/fıstık ekletmekten ve külah tüketmekten kaçının.

Bir bardak kefirin faydaları!

Bir bardak kefirin faydaları!

Tadındaki ekşilik nedeniyle pek çok kişinin tüketmeyi tercih etmediği kefir, içerisinde probiyotik bakteri de bulundurduğundan, besin değeri yüksek, bağırsak sağlığını destekleyici ve bağışıklığı güçlendirici bir içecek olarak öne çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Yoğurt gibi mayalanarak elde edilen kefirin bir bardağı (200 ml) 100 kalori enerji içeriyor. Üstelik bir bardağıyla günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 24’ünü, A vitaminin yüzde 14’ünü, potasyumun yüzde 6’sını, demirin de yaklaşık yüzde 2’sini karşılıyor. Ayrıca B12 ve E vitaminleri ile fosfor, çinko, folik asit ve magnezyum gibi mineraller bakımından da oldukça zengin. Bu sağlıklı içeceğe günlük beslenmede mutlaka yer verilmelidir. Üstelik mayalanmadan sonra sütün içerisindeki laktozun yüzde 75 azalması sayesinde laktoz intoleransı bulunan kişiler de rahatlıkla tüketebilir” diyor. Özellikle yaz sıcağında serinletici bir sağlık deposu olan kefirin ekşimsi tadını gidermek için yaz meyvelerinden faydalanılabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, bir bardak kefirle gelen 8 faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu; meyvelerle tatlandırabileceğiniz üç de sağlıklı tarif verdi…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak

Kalp hastalığı riskini azaltıyor

Yapılan bazı araştırmalar; kefirin içindeki probiyotik etki gösteren bakterilerin kötü kolesterol denilen LDL kolesterolü düşürücü etkisi olduğunu gösteriyor. Ayrıca içerdiği potasyum sayesinde tansiyon dengeleyici özelliği de bulunan kefir, kalp hastalıkları riskini de bu sayede azaltabiliyor.

Kemikleri güçlendiriyor

Kemikler yaşlanmayla güçsüzleşirken, özellikle menopoz sonrası azalan kemik yoğunluğu ile kırık ve kemik erimesi riski artıyor. Son çalışmalar; kefirin kemik hücreleri tarafından kalsiyum emilimini artırabileceğini ortaya koyarken, kefirin zengin kalsiyum ve K vitamini içeriği kemik sağlığını iyileştirmenin ve kemik erimesini yavaşlatmanın en etkili yolu olarak gösteriliyor.

Bağışıklığı kuvvetlendiriyor

Kefir, fermantasyon sırasında ortaya çıkan yararlı maddeler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca, protein, kalsiyum, magnezyum ve birçok vitaminden zengin olan kefir, her gün 1 bardak kefir tüketildiğinde günlük ihtiyaçlarımızın büyük bir kısmını karşılayabiliyor ve bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı korunmaya destek oluyor.

Sindirim sistemini düzenliyor, ülsere karşı koruyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak “Bağırsaktaki bakteri dengesini sağlayan kefirr sindirimi kolaylaştırırken;  kabızlık, şişkinlik, hazımsızlık gibi sindirim sistemi şikayetlerini azaltıyor. Ayrıca yapılan bazı çalışmalarda; Helicobacter pylori’nin neden olduğu ülser tedavisine kefir eklendiğinde Helicobacter pylori’nin üremesinin engellendiği görülmüştür” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uzun süre tokluk sağlıyor

Sağlıklı beslenmeye özen gösterenler için kefir ara öğünlerin vazgeçilmezi olmalı. Çünkü 1 bardağıyla vücuda bir ara öğünde almamız gereken tüm vitamin ve minerallerin yanı sıra karbonhidrat ve proteini de sağlayabiliyoruz. Üstelik uzun süreli tokluk hissi sağladığından zayıflama diyetleri için de iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.

Psikolojik rahatsızlıklara karşı koruyor

Kefir gibi mayalı gıdalarda bulunan bazı probiyotik bakteriler yeterli miktarda tüketildiklerinde, çeşitli kimyasal maddeler üretiyorlar. Bu kimyasal maddeler, duygusal durumun iyileştirilmesine, anksiyetenin azaltılmasına ve psikolojik rahatsızlıkların tedavisine olumlu etkiler gösterebiliyor.

Cildi güzelleştiriyor

Kefirin içerisindeki A vitamini cilt sağlığı için büyük fayda sağlıyor. Cilt hücrelerini yenileyip onarımını hızlandırıyor ve yaşlanmaya karşıt bir etki oluşturuyor. Egzama gibi cilt problemlerini önleme etkisine sahip olan kefir, saç ve tırnakların da sağlıklı ve hızlı uzamasını destekliyor.

Kanserden koruyor, tedaviyi olumlu etkiliyor

Kefir bileşimindeki selenyum; E vitamini, katalaz ve süperoksitdismutaz enzimleri ile birlikte hücreler üzerine antioksidatif etki gösteriyor. Bu da kanser hücrelerinin büyümesini yavaşlatabiliyor. Günde 1 bardak kefir tüketmek, kansere karşı korunmada destek sağlıyor.

Bu meyveler kefirinize lezzet katacak

Beslenme ve Diyet Uzmanı Şengül Sangu Talak, meyvelerle tatlandırabileceğiniz üç sağlıklı kefir tarifi verdi;

  • 1 su bardağı kefir, 5 adet çilek, 1 avuç ahududu, 1 yemek kaşığı keten tohumu blenderdan geçirilir ve içerisine yarım çay kaşığı tarçın eklenerek tüketilir.
  • 1 su bardağı kefir, yarım muz, 5 adet çiğ badem ve 1 yemek kaşığı chia tohumu blenderdan geçirilir ve tüketilir.
  • 1 su bardağı kefir, 3 adet taze kayısı ile blenderdan geçirilin ve içerisine 2 tam ceviz ve 2-3 yemek kaşığı yulaf eklenerek tüketilir.

Eriği tuzla yemeğin. Çünkü…

Eriği tuzla yemeğin. Çünkü…

Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte tezgahlarda yerini alan yeşil erik içerdiği vitamin ve mineraller ile adeta tam bir şifa deposu. A, C, K vitamini, potasyum ve fosfor minerallerini içeren yeşil erik, ayrıca beta-karoten, lutein ile zeaksantin gibi antioksidan bileşiklerini de barındırıyor. Özellikle C vitamininden zengin olması sayesinde antioksidan etki göstererek bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve kalp sağlığını koruyor. Cilt sağlığı için önemi büyük olan bu vitamin yara iyileşmesini de hızlandırıyor. Üstelik yeşil eriğin kalorisi de oldukça düşük. Öyle ki 10 adet erikten oluşan bir porsiyon (100 gram) sadece 50 kalori içeriyor. Yeşil eriğin faydalarından yararlanabilmek için günde 1 -2 porsiyon tüketebilirsiniz. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, ancak yeşil eriğin tuz ile tüketiminden mutlaka kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira yüksek tuz alımı vücutta ödeme neden olabiliyor. Kalp, böbrek ve kemik sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca mide rahatsızlığı olan kişilerde aç iken yüksek miktarlarda tüketilen yeşil erik gaz oluşumuna da yol açabiliyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, yeşil eriğin faydalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen

Kalp sağlığını destekliyor

Yeşil erik, kalp hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterebiliyor. Bir porsiyonunda 157 mg potasyum bulunuyor. İçeriğindeki potasyum ile kalp kaslarının çalışmasını düzenliyor ve kan basıncını düşürerek yüksek tansiyonu önleyebiliyor. Lif içeriği sayesinde kötü huylu LDL kolesterolün düşmesine de yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra yeşil erik, zengin C vitamini içeriği ile hasar görmüş damarların onarımında görev alabiliyor.

Kilo kontrolü sağlıyor

Düşük kalorili bir meyve olan yeşil erik bu özelliği ile kilo kontrolü sağlamaya destek olabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen bir porsiyon yeşil eriğin sadece 50 kalori içerdiğini belirterek, “Ayrıca lif ve su içeriği sayesinde doygunluğu arttırabiliyor. Dolayısıyla kilo kaybına yönelik diyetlerde günde 1-2 porsiyon erik tüketilmesi zayıflamaya yardımcı olabiliyor” diyor.

Demir emilimini arttırıyor

Yeşil erik, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 10’unu karşılıyor. C vitamini içeren besinler demirle birlikte tüketildiğinde demir emilimini arttırıcı etki gösteriyor. Kansızlık probleminiz varsa demir kaynağı olan kırmızı etin yanında yeşil erik ve bol yeşillik içeren bir salata tüketerek bu etkiden faydalanabilirsiniz.

Kan şekeri dengesini sağlıyor

Yeşil erik, glisemik indeksi düşük bir meyve olması sayesinde kan şekerinin düzenlenmesine destek oluyor ve tüketimi sonrasında kan şekeri daha dengeli bir şekilde yükselebiliyor. Muz, üzüm, kavun, karpuz gibi meyvelere göre kan şekerinin daha iyi kontrol edilmesini sağlıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Özellikle diyabet hastaları yeşil eriğin yanında 10 adet çiğ badem tüketerek dengeli bir ara öğün oluşturabilirler” bilgisini veriyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Yeşil eriğin yaklaşık yüzde 87‘sini su oluşturuyor. Su ve lif içeriği zengin olan bu meyvenin tüketimi sağlıklı bir bağırsak sistemi oluşmasına yardımcı olabiliyor. Bağırsak hareketlerindeki artış sayesinde kabızlık problemi azalabiliyor. Ayrıca son zamanlarda yapılan çalışmalara bakıldığında sağlıklı bağırsak sisteminin birçok hastalığı önlemede rolünün büyük olduğu da biliniyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Güçlü diş ve kemik yapısı için önemli

Bir porsiyon yeşil erik 6,4 mcg K vitamini ve 16 mg fosfor içeriyor. Bu içerikleri ile kemik ve diş yapısının güçlenmesini sağlayabiliyor. “Ancak bu faydalı etki için yeterli kalsiyum ve D vitamini gerekliliği unutulmamalıdır” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nilay Öngen, “Sıcak yaz günlerinde siz de yeşil erikli cacık tarifini deneyerek hem serinleyebilir hem de kemik ve diş sağlığınıza katkıda bulunabilirsiniz” diyor.

Kırışıkların oluşmasını geciktiriyor

Yeşil erik, antioksidan özelliği olan A ve C vitamini bakımından da zengin bir meyve.  İçeriğindeki bu antioksidan vitaminler cilt hasarına neden olan serbest radikallerle savaşıyor. Ayrıca C vitamini kolajen üretimini destekleyerek cildin elastikiyetini koruyor. Böylelikle kırışıklıkları oluşmasını ve yaşlanmayı geciktiriyor. C vitamini eksikliği olan kişilerde yara iyileşme süresi uzayabiliyor, bu nedenle günlük ihtiyacın karşılanması daha da önemli hale geliyor.

Göz sağlığı için önemi büyük

Yeşil erik; beta-karoten, lutein ve zeaksantin gibi antioksidan bileşiklere sahip bir meyve. Bir porsiyon yeşil erik 190 mcg beta-karoten içeriyor. Vücutta oluşan serbest radikaller; katarakt, gece körlüğü ve maküler dejenerasyon gibi göz hastalıklarına yol açabiliyor. Yeşil erik, içerdiği bu antioksidan bileşikler ile serbest radikallere karşı savaşıyor ve göz sağlığını korumaya destek oluyor.

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren! Şunlara dikkat!

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren! Şunlara dikkat!

Hamilelik kadınların yaşamında unutulmaz bir dönüm noktası oluyor. Mutluluk ve endişe çoğunlukla iç içe geçerken, anne adaylarının bu özel süreçte bazı kurallara dikkat ederek, zorlukları en aza indirip, çokça keyif alabilmeleri mümkün. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Hamilelik aslında bir maraton gibidir. Maratona başlamadan önce fiziksel ve ruhsal olarak annelik serüvenine ne kadar iyi hazırlanırsanız bu süreci sağlıklı bir şekilde geçirebilirsiniz” diyor. Tüm dünyadaki gebeliklerin yaklaşık yarısı plansız, yarısı planlı gerçekleşiyor. Peki “artık hazırım” dediğiniz noktada, sağlıklı ve huzurlu bir hamilelik için nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk, anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren alınması gereken 10 önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Harika Bodur Öztürk

  1. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanına başvurun

Anne olmaya karar verdiğiniz andan itibaren mutlaka kadın doğum doktoruna başvurun.  Vajinal muayene, pap smear testinin yapılması, vajinal ultrasonda rahminizin ve yumurtalıklarınızın değerlendirilmesi önem arz eder. Bazen rahim içinde polip gibi yer kaplayan oluşumlar olabilir ve hamile kalmadan önce alınmaları gerekebilir. Servikal (rahim ağzı) smear testinde anormal bulgular varsa “önce anne sağlığı” ilkesiyle elbette hamilelik öncesinde tedavisi gerekiyorsa bu tedavi süreçlerinin tamamlanması çok önemlidir.

  1. Fazla kilonuzdan sağlıklı diyetle kurtulun

Fazla kilonuz varsa hamilelik öncesi sağlıklı bir diyetle ideal kilonuza ulaşmaya çalışın. İdeal kiloya ne kadar yaklaşarak hamile kalırsanız, hamilelik sürecinde gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) ve yüksek tansiyon gelişme ihtimali de azalacaktır. Fazla kilo ile hamilelik başladıysa da vücut kitle indeksinize bakılarak tüm bu süreci 5-6 kilo ile bitirmenizi doktorunuz tavsiye edebilir. Gebelik diyabeti gelişirse iri bebek, doğumda omuz takılması, operatif doğum ve ölü doğum yapma ihtimali de maalesef artmaktadır.

  1. Düzenli egzersiz yapmaya başlayın

Hamilelik döneminde düzenli egzersiz yapılması önemlidir. Haftada 3/ 4 gün 30-40 dakikalık yürüyüş yapılması tavsiye edilir. Düzenli egzersiz yapmaya hamilelik öncesinde başlarsanız, sürdürmek daha kolay olacaktır. Ancak, yine de doktorunuz kanama, erken doğum tehlikesi gibi bazı tıbbi durumlarda fizik aktiviteyi azaltmanızı veya kısıtlamanızı isteyebilir.

  1. Diyabet veya yüksek tansiyonunuz var mı mutlaka öğrenin

Özellikle mevcut diyabet tanısı varsa hamile kalmadan önce “glisemik kontrolü” sağlamak çok önemlidir. Yüksek kan şekeri düşük yapma ihtimalini ve doğumsal anomalileri artırmaktadır.  3 aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1C değerinin yüzde 6.5’in altında olması önerilmektedir. HbA1C yüzde 10’un üzerindeyse hamile kalma planı ertelenmelidir. Üreme çağındaki kadınların yüzde 3’ünde yüksek tansiyon tanısı mevcuttur. Hamile kalmadan önce mevcut ilaç tedavilerinin değiştirilmesi gerekebilir. Yüksek tansiyon olan hamilelerde fetal gelişme kısıtlılığı, plasentanın doğum başlamadan önce ayrılması (dekolman), gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) riski de artmaktadır.

  1. Alkol ve sigaradan kaçının

Alkol tüketimi varsa ve sigara kullanılıyorsa hamilelik öncesinde bu alışkanlıkları bırakabilmek çok kıymetlidir. Alkol toksik etkiler oluşturmakta, sigara da dolaşım sistemini etkileyerek bebekte anne karnında gelişme sorunlarına yol açabilmektedir. Ayrıca, sigara yumurtalık sağlığı üzerine de olumsuz etkilerde bulunabilir. Sigara ve alkol tüketimi erkek üreme sistemini de olumsuz etkilemekte ve sperm kalitesini de bozabilmektedir. Bu nedenle hem anne adayının hem de baba adayının bebek sahibi olmaya karar verdiklerinde mutlaka sigara ve alkolden uzak durması gerekir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  1. Folik asit takviyesini ihmal etmeyin

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Hamilelik öncesi özellikle iki-üç ay önceden folik asit takviyesi başlanması ‘nöral tüp defekti’ adını verdiğimiz sakatlıkların engellenmesinde önemli bir rol alır. Günde 400 mikrogram folik asit takviyesi genellikle yeterli olacaktır. Demir eksikliği anemisi varsa hamilelik öncesinde ve hamilelik sürecinde tedavi edilmesi anne ve bebek sağlığı için önemlidir. Hamilelerde fizyolojik anemi olabildiği gibi, ülkemizde demir eksikliği anemisine de çok sık rastlanmaktadır” diyor.

  1. Tek gen hastalıklarına karşı önlem alın

SMA gibi tek gen hastalıklarının taşıyıcılığının olup olmadığı hamile kalmadan önce çiftlerden istenebilir. Eğer erkekte taşıyıcılık varsa anne adayı da değerlendirilir. İki taşıyıcı kişinin birlikteliğinden hasta bebek olasılığı söz konusu olduğu için bu çiftlere IVF (tüp bebek) yapılarak sağlıklı embriyo transferi ile hamilelik elde edilmesi önerilmektedir. Yeni evlenen çiftlerde Sağlık Bakanlığı bu taramayı yapmaktadır.

  1. Mutlaka dişlerinizi kontrol ettirin

Hamilelik öncesinde diş muayenesi ve gerekiyorsa diş sağlığı tedavinizin tamamlanması çok önemlidir. Hamilelikte ilk trimesterde (ilk 13 haftalık dönem) ve üçüncü trimesterde (28-40. hafta arası dönem) diş tedavileri çok tercih edilmemektedir. Lokal anestezi kullanılmış olması, antibiyotik tedavi ihtiyaçları hastaları bu dönemde tedirgin etmek dışında, diş eti ve diş sağlığı sorunları hamilelik döneminde erken doğum eylemini de tetikleyebilir.

  1. Bu hastalıklara karşı tarama yaptırın

Risk altında olanlar; cinsel yolla bulaşan ve sık görülen bakteriyel enfeksiyon hastalığı olan chlamidya, bel soğukluğu (gonore), sifiliz ve HIV açısından önceden kontrol edilebilir. Rahim ağzından ve vajinal sekresyonlardan kültür veya PCR ile değerlendirme yapılabilir. Bakteriyel enfeksiyonlar hamilelik öncesinde mutlaka tedavi edilmelidir.

  1. Gerekirse aşı olun

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Harika Bodur Öztürk “Kan testlerinde yüksek kan şekeri veya tiroit fonksiyon bozukluğu olup olmadığına bakılmalıdır. Ayrıca eşlik eden kansızlık gibi sorunlar varsa önceden bunların tedavisi uygun olacaktır. Bazı enfeksiyonlara karşı bağışıklık durumunuzun kontrol edilmesi tavsiye edilecektir. Bunlardan kızamıkçık (Rubella) bağışıklığı özellikle önemlidir. Gerekli görülürse hamile kalmadan önce aşılanmanız tavsiye edilecektir. Hamilelik öncesinde tetanoz aşınız yoksa önceden aşılanmanızı da tavsiye ediyorum” diyor.

Güneşin ‘yakıcı’ zararlarına karşı en etkili yöntem!

Güneşin ‘yakıcı’ zararlarına karşı en etkili yöntem!

Yaz mevsimine girilmesiyle birlikte güneşin içimizi çokça ısıtmaya başladığı bugünlerde açık havada zaman geçirerek güneşin faydalarından mahrum kalmamak çok önemli. Ancak şüphesiz her geçen yıl zararları daha fazla ortaya çıkan ultraviyole ışınlara karşı gerekli tedbirleri almak da şart! Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman, güneşin beynimizde canlılık ve mutluluk veren serotonin hormonunun miktarını artırdığını, vücudumuz için vazgeçilmez olan D vitamininin sentezinde de büyük rol oynadığını belirtirken “Yeterli miktarda D vitamini sentezi için haftada 2-3 gün el sırtları ve kol bölgelerinin yaklaşık 10-15 dakika güneş görmesi yeterlidir. Ancak daha fazla süre korunmadan güneşe çıkmak fayda yerine zarar getirmekte, cilt hasarı ve cilt kanseri riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu nedenle bazı kurallar kesinlikle ihmal edilmemelidir. Özellikle bazı kişiler güneşin zararlı ışınlarına karşı daha fazla risk taşıdıkları için bu kişilerin ayrıca dikkatli olmaları gerekir” diyor. Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman, güneşin zararlı ışınlarına karşı riskinizi tespit etmenizi sağlayacak etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Andaç Salman

Güneşe karşı risk dereceniz yüksek mi?

Bazı kişilerin güneşten zarar görme risklerinin; gerek meslekleri, gerek genetik yapıları, gerekse yaşam tarzları açısından diğerlerine göre daha fazla olduğunu belirten Doç. Dr. Andaç Salman, bu 10 etkeni şöyle sıralıyor;

  • Açık tenli, kızıl saçlı, mavi-yeşil gözlü kişiler
  • Vücudunda çok sayıda çil olanlar
  • Çok sayıda bene sahip kişiler,
  • Organ nakli gibi nedenlerle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar
  • Ailesinde ya da kendisinde cilt kanseri öyküsü olanlar
  • Güneşe uzun süre maruz bırakılan bebekler, altı aydan küçük çocuklar
  • Açık havada çalışmak zorunda olduğu için düzenli şekilde güneş altında uzun süre kalanlar
  • Yelken, golf gibi açık havada yapılan sporlarla uğraşanlar ya da bu tarz hobi kaynaklı güneşe aşırı maruz kalanlar
  • Hayatında bir kere bile solaryuma girmiş olanlar
  • Bronzlaşmak için uzun süre güneş altında yatan, güneşin zararlı ışınlarının doğrudan geldiği riskli saatlerde güneş altında kalan ve güneşe korunmasız çıkanlar

Doç. Dr. Andaç Salman “Bu unsurların en az bir tanesinin olması bile, kişinin güneşin zararlı ışınlarından korunmaya çok daha fazla dikkat etmesi gerektiğini gösteriyor” diyor.

Güneşin zararlarına karşı 5 etkili öneri!

  • Bu saat aralığına dikkat edin!

Güneş ışığında bulunan ultraviyole ışınlarının yüksek rakımlı yerlerde ve ekvatora daha yakın bölgelerde yani ülkemiz için güney bölgelerinde daha fazla olduğunun unutulmaması gerektiğini vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman “Bulutlu havalarda bile UV ışınları güneş yanığı ve deri hasarına yol açabildiğinden, güneşten korunma ihmal edilmemelidir. 11:00-16:00 saatleri arasında güneş ışınları daha dik ve yoğun geldiği için bu zaman aralığında güneşten kaçınmak ve korunmak çok önemlidir. Ayrıca kum, kar ve su gibi yüzeylerden yansıyan güneş ışığının, gölgede bile güneş yanığına yol açabileceği akılda tutulmalıdır” diyor.

  • UV İndeksinden faydalanın

Belirli bir bölgede, yer yüzüne ulaşan ultraviyole ışın miktarının ve güneş yanığı, deri hasarı oluşma riskinin değerlendirilmesinde uluslararası standart bir ölçek olan UV indeksini kontrol etmeyi alışkanlık haline getirin. Birçok cep telefonunda bulunan hava durumu uygulamalarından görülebilen UV indeksinin 3 ve üzerinde olması durumunda güneşten korunulması, özellikle 8’in üzerinde olduğu durumlarda ise mümkünse dışarı çıkılmaması öneriliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Evden korunmasız çıkmayın

Güneşten korunmak için evden çıkmadan önce güneş koruyucu krem sürmek, ultraviyole ışınların geçişine daha az izin veren koyu ve parlak renkli, sıkı dokunmuş kumaşlardan üretilmiş kıyafetler giymek, gölgede kalmaya çalışmak; yüzü, boynu ve kulakları koruyabilecek geniş siperlikli şapka takmayı ihmal etmemek, UV ışınlarına karşı yüzde 100 koruma sağladığından emin olunan güneş gözlüğü kullanmak büyük önem taşıyor.

  • Güneş koruyucunuzun kalitesine dikkat edin

Güneş koruyucunuzun güvenilir olmasına dikkat edin ve etkili biçimde kullanın. Çok ince sürüldüğünde yeterince koruyucu olmayacağı için yeterli miktarda sürmeye dikkat edin. Güneş koruyucular güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve terleme gibi nedenlerle etkisi azaldığı için 3-4 saatte bir yeniden uygulanmalıdır. Güneş koruyucu kullanılmış olması, güneş yanığı riski olmadan uzun süre güneşe maruz kalınabileceği anlamına gelmediğinden, diğer koruyucu kurallara da uymaya dikkat edin.

  • Bronzlaşmaya çalışmayın

Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Andaç Salman “Bronzlaşmak günümüzde güzellik standartları ile ilişkilendirilse de, aslında deri hasarının bir göstergesi olup, güvenli bronzlaşmak mümkün değildir. Aksine ilerleyen dönemde cilt kanserine yol açabilmektedir. Doğal güneş ışığıyla bronzlaşmanın yanında, solaryum gibi bronzlaşma yolları da güneş yanığı, erken yaşlanma ve deri kanseri riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Yalnızca bir seans solaryum kullanımı ile melanom ve melanom dışı deri kanserlerinin oluşma riski yüzde 20 ila yüzde 67 arasında artış göstermektedir” diyor.