Dünyada en sık görülen 3. kanser türü!

Dünyada en sık görülen 3. kanser türü!

Kolon kanseri aslında büyük oranda önlenebilen ve erken tanı konulduğunda tedaviden oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınabilen bir kanser türü. Çünkü bu kanserin yüzde 90 gibi büyük bir oranının nedeni polipler oluyor ve düzenli yapılan kolonoskopi taraması sayesinde bu lezyonlar kansere dönüşmeden önlenebiliyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emir Çapkınoğlu, kolon kanserinden korunmak için hiçbir risk faktörü olmasa bile herkesin 45 yaşından itibaren düzenli olarak kolonoskopi taraması yaptırması gerektiğini belirterek, “Rutin taramalarda; her yıl gaitada gizli kana bakılması ve 5 yılda bir kolonoskopi açısından değerlendirilmeniz öneriliyor. Ancak tarama sıklığı, risk faktörleriniz ve ek hastalıklarınız gibi birçok etkene bağlı olarak değişiklik gösteriyor. Polipler kolonoskopide tespit edildiği takdirde işlem sırasında hemen alınabiliyor ve böylece daha sonra gelişebilecek olan kolon kanseri büyük oranda önleniyor. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Emir Çapkınoğlu

Pek çok etken sorumlu olsa da…

Kolon kanserinin oluşum nedeni henüz tam olarak bilinmese de, pek çok etkenin sorumlu olabileceği belirtiliyor. Kolon kanserinin oluşum sebepleri; önlenebilir ve önlemez olarak ikiye gruba ayrılıyor. Önlenemez nedenlerin en önemlisi, ailede kolon kanseri öyküsü bulunması. Ayrıca 50 yaşından büyük olmak, kolonda polip varlığı öyküsü, inflamatuar bağırsak hastalığı tanısı almış olmak da önlenemez sebepler arasında gösteriliyor. Sigara, kronik alkol alımı, hareketsiz yaşam sürmek ve obezite ise önlenebilir nedenler arasında yer alıyor. Pek çok etken sorumlu olsa da, bağırsak içinde yerleşen polipler, kolon kanserinin en sık görülen nedeni olarak ilk sırada yer alıyor. Hemen herkeste gelişebilen polipler genellikle zararsız oluyorlar. Ancak poliplerden bazıları, 8-10 yıl gibi bir zaman diliminde, ölümcül olabilen kolon kanserine dönüşebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emir Çapkınoğlu, çoğunlukla semptom vermedikleri için  kolon poliplerinin ancak düzenli yapılan kolonoskopi yöntemiyle tespit edildiklerini anlatarak, “Kolon polipleri, 10-15 dakikada tamamlanan kolonoskopi yöntemiyle güvenli bir şekilde ve tamamen çıkartılabiliyor. Dolayısıyla kolon kanserinden en iyi korunma yöntemi, poliplerin düzenli olarak taranması ve çıkartılmasıdır” diyor.

Erken dönem belirtilerine dikkat!

Kolon kanserinde belirtiler genellikle polipler kanserleşmeye başladıkça ortaya çıkıyor. Çoğunlukla daha sık veya daha az tuvalete gitme gibi bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler, karında şişkinlik ve gaitaya kan bulaşması gibi bazı belirtilerle kendini gösteriyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emir Çapkınoğlu, “Semptomlarını bilmek en azından kolon kanserinin erken evrede yakalanmasına yardımcı oluyor” diyerek, şöyle devam ediyor: “Kolon kanserinin en erken belirtisi çoğunlukla dışkıya bulaşan gizli kanama oluyor. Karın ağrısı ve şişkinlik gibi semptomlar ise genellikle tümör biraz daha büyüyünce ortaya çıkıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Tedavinin başarı oranı çok yüksek!

Erken dönemde tanı konulduğunda kolon kanserinin tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar alınabiliyor. Öyle ki özellikle bağırsak duvarına sınırlı şekilde yakalanmış olan erken evre kolon kanserinde 5 yıllık yaşam şansı yüzde 90 gibi yüksek bir oranda seyrediyor. Erken yakalanan kolon kanserinde, genellikle ilk olarak cerrahi yönteme başvuruluyor. Bu yöntemde tümörlü bölge ile çevresindeki dokular, lenf düğümleriyle birlikte çıkartılıyor. Lenf düğümleri, kanserli hücrelerin kolonun ötesine yayılıp yayılmadıklarının belirlenmesi için mikroskop altında inceleniyor. Kanser hücreleri çevreye yayılmamışsa erken evre kolon kanserinden bahsetmek mümkün oluyor, ancak çevreye yayılım tespit edilirse, ileri evre kolon kanseri olarak değerlendiriliyor.

Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Emir Çapkınoğlu, çoğu hastada kanserli bölüm çıkartıldıktan sonra kolonun iki ucunun hemen bağlanabildiğini belirterek, “Bu sayede hasta günlük yaşantısına daha hızlı dönüş yapabiliyor ve hayat kalitesi kaybı yaşanmıyor“ diyor. Kanserin evresine göre; ameliyat öncesinde veya sonrasında kemoterapi, nadiren de radyoterapi yöntemine başvuruluyor. Dr. Emir Çapkınoğlu, uzak organlara yayılmamış olan erken evre kolan kanserlerinde robot ve laparoskopi gibi kapalı tekniklere başvurulduğuna işaret ederek, “Bu yöntemler daha az ağrı ve daha az enfeksiyon riski sayesinde hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmeleri gibi önemli faydalar sağlıyorlar” diyor.

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans ve alzheimer arasındaki farklar nelerdir?

Demans, beynin bilgi, davranış ve gündelik yaşamı sürdürme gibi işlevlerinde gösterdiği aksaklıklardır. Genellikle ileriki yaşlarda görülür ve Alzheimer’a göre daha yavaş ilerler.

Bireylerde bellek kaybı görülmesi, konuşma ve alet kullanma becerilerinde aksaklıklar tespit edilmesi hususunda demans teşhisi konulabilir. Fakat kişide görülen her unutkanlık belirtisi demans demek değildir.

Avrasya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Türkan Uslu, demans ve alzheimer hakkında değerli bilgiler veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Türkan Uslu

Demans Belirtileri Nelerdir?

Halk arasında Alzheimer başlangıcı olarak adlandırılan demansı yalnızca hafıza problemi olarak tanımlamak yanlış olacaktır. Kişiler bellek kaybının yanında:

  • Giyinme, düzgün bir biçimde yemek yeme, alet kullanma gibi edinilmiş becerilerini gerçekleştirmekte güçlük çekebilir,
  • Bireyler kişilik ve davranış değişiklikleri gösterebilir
  • Dili kullanmada ve konuşulanları anlamada güçlük çekebilir,
  • Yol bulamama, aritmetik işlemlerde zorluk, içe kapanma, halüsinasyon görme gibi problemler yaşayabilir.

Demansın tüm bu belirtileri beynin etkilenme bölgelerine göre oluşur. Dolayısıyla kişide ayrı ayrı ya da bir arada görülebilir.

Başlangıçta hastanın genellikle hafızasıyla ilgili belirgin bir şikayeti olmaz. Bireyin ailesi hastanın daha önce yaptığı işlerde bir miktar zorluk yaşadığını belirtebilir. Fakat yapılan bellek testlerinde belirgin bir fark ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla bu evre, hafif bilişsel bozukluk ya da hafif hafıza bozukluğu olarak da adlandırılır.

Demans ve Alzheimer Aynı Şey Midir?

Alzheimer bir demans türüdür fakat her demans Alzheimer değildir. Alzheimer haricinde demansa sebep olan pek çok durum ve hastalık bulunur.

Alzheimer olan bireyin en çok ve öncelikle hafızası etkilenir. Zamanla hafıza kaybına yön bulamama, idrar tutamama, giyinememe ve karar verememe gibi çeşitli davranış bozuklukları dahil olur.

İleri yaşlılık, Alzheimer’da en önemli risk faktörüdür ve hastalığın görülme oranı yaşla birlikte artar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kimler Demans Riski Altındadır?

  •  Ailede demans hastası olması,
  • Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve şeker hastalığı gibi risk faktörleri
  • Kafa travması öyküsü
  • Sosyal izolasyon
  • Düşük eğitim seviyesi
  • İleri yaş (80+) demans için risk faktörlerini oluşturur.

Demans Teşhisinde Neler Yapılır?

Öncelikle hasta ve onu iyi gözlemleyen bir yakınıyla görüşülerek bireyin hayatında nelerin değiştiği ya da neleri unuttuğu tespit edilir. Daha sonra çeşitli nöro-psikolojik testler yardımıyla bireyin bilişsel hafızası ve kapasitesi test edilir.

Demans hastalığı konusunda emin olabilmek için hastanın tiroit hormonlarına ve B12 vitamini düzeyine de bakılır. Tüm testlerin sonucunda demans teşhisini destekleyen bulgulara ulaşılırsa, hastadan MR görüntüsü istenebilir. Çünkü beyindeki yapısal bozulmalar, MR görüntülerinde ortaya çıkacaktır.

PET şeklinde isimlendirilen beynin çalışmasını gösteren teknikler ve fonksiyonel MR (fMRI) görüntülemeleriyle demans hastalarının beyinlerindeki yavaşlayan bölgeler daha hızlı şekilde tespit edilebilir. Böylelikle hem tanı desteklenirken hem de tedavi süreci kapsamlı şekilde planlanabilir.

Unutkanlık Tedavi Edilir mi?

Beyinde ödem oluşumuna, tiroit hormonlarının az salgılanmasına ya da B12 vitamini eksikliğine bağlı şekilde oluşabilen unutkanlıkların tedavisi mümkündür.

Alzheimer’da kullanılan ilaçlar, sinir hücreleri arasındaki iletimde bulunan maddelerin aynı düzeyde kalmasını sağlar ve ayrıca hücre ölümünü yavaşlatır. Fakat Alzheimer sürecini durdurmak veya geri döndürmek günümüzde ne yazık ki mümkün değildir.

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Dünyada ortalama yaşam süresinin uzaması, yaşa bağlı bazı hastalıkların daha sık görülmesine yol açıyor. İlerleyen yaş nedeniyle erkeklerde görülen hastalıkların başında da iyi huylu prostat büyümesi (BPH-Benign Prostat Hiperplazisi) geliyor. Öyle ki, 60 yaşındaki erkeklerin yarısı bu rahatsızlıktan kaynaklanan şikayetlerden yakınırken 85 yaşında bu oran yüzde 90’a ulaşıyor. BPH’nin tedavisine erken dönemde başlanması gerektiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, ilerleyen BPH hastalarında böbrek yetmezliği, mesane taşları ve buna bağlı komplikasyonlar gibi birçok sağlık sorunun yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

BPH, erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşlarda düzeyi azalırken prostat dokusunda artmasına bağlı olarak gelişiyor. Bu nedenle ilerleyen yaş en önemli risk faktörü. Öte yandan genetik geçiş de önemli bir rol oynuyor. Birinci derece akrabalarında BPH olan erkeklerde bu hastalığın oluşma oranı artıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Belirtiler şiddetlenebiliyor

Prostat bezi, üretrayı (vücudun idrarını dışarı taşıyan tüp) çevrelediğinden prostat büyümesi tüpün tıkanmasına neden olabiliyor. Bu rahatsızlık, idrar akışında yavaşlama veya birikme, idrara çıkma zorluğu, sık idrara çıkma, ani idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yapmak için gece sık sık uykudan uyanma gibi şikayetlerle ortaya çıkıyor. Belirtiler ilerledikçe genişleyen prostatın üretrada tıkanıklık yapabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, oluşabilecek sağlık sorunlarını “Mesane taşları veya mesane enfeksiyonu oluşabilir. Mesaneden tam boşaltılamayan idrar nedeniyle oluşan geri basınç, böbreklere zarar verebiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması ise, idrara çıkmayı imkansız hale getirebilir.” diyor.

İyi huylu prostat büyümesi kanser değildir!

İyi huylu prostat büyümesinin kanser olmadığına ve kansere zemin hazırlamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Ancak bir hastada hem BPH hem de kanser olabileceğini belirterek muayene ve tetkikler yapılarak tanı konulması gerektiğini belirtiyor. Hastalığın şikayetlerine bağlı olarak farklı tedavi yöntemleri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Sofikerim;

“Hafif semptomları olan hastalar, gözlem altında tutulur, tedavi de gerekmeyebilir. Ancak belirtiler şiddetliyse, bir dizi tedavi seçeneği vardır.  Öncelikle ilaç tedavisi uygulanabilir. Prostat bezinin büyümesini etkileyen hormon dihidrotestosteron (DHT) üretimini yavaşlatan ve prostattaki kası gevşeterek idrar tüpü üzerindeki baskıyı azaltan ilaçlar kullanılabilir. İdrar akışını bloke eden prostat dokusunu çıkarmak için ise birtakım cerrahi işlemler de uygulanabilir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sinirlere hasar vermiyor

Bu tedavilerin yanı sıra son yıllarda prostatın boyutunu etkili bir şekilde azaltan ve idrar tıkanıklığını hafifleten, ancak sağlıklı dokuya cerrahi müdahaleden daha az zarar veren yeni yöntemler tercih ediliyor. Bu yöntemlerin hastanede kalma süresini kısalttığını, yan etkileri azalttığını ve iyileşme süresini hızlandırdığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Bu tedavilerden birisi de HoLEP yöntemidir” diyerek şöyle devam ediyor:

“Holmium Lazer ile yapılan prostat ameliyatı HoLEP (lazerle prostat çıkarılması) yöntemi ile iyi huylu prostat tedavisi başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. HoLEP, idrar kanalından girilip holmium lazer kullanılarak gerçekleştirilen bir prostat ameliyatı. Bu yöntem kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir metotla prostatın tamamı alınır. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli olmaktadır. Prostat hastalığına cerrahi tedavi düşünülen bütün hastalar HoLEP için uygun aday sayılabilirler. Bu yöntem tüm prostat boyutlarında uygulanabilir. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamaz. Sinirleri hasarlar görmediğinden cinsel fonksiyonlarında da bir sorun oluşmaz.

HoLEP yöntemiyle hastanın ameliyatın ertesi günü taburcu edilebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Hastalardan 24 saat gibi kısa bir sürede sonda alınır ve normal hayatlarına başlayabilirler.” diyor.

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Rahim ağzı kanserinin teşhis ve tedavisi mümkün!

Dünyada en sık görülen genital kanserlerden biri olan rahim ağzı (serviks) kanseri diğer kanserlerde olduğu gibi erken dönemde belirti vermeyebiliyor. Sağlıksız beslenme, sigara, alkol kullanımı, çok eşlilik ve cinsel ilişki yoluyla bulaşan HPV virüsü gibi faktörlerin neden olabildiği rahim ağzı kanserinden geçen yıl 350 binden fazla kadının hayatını kaybettiğini belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit ederek önlemenin mümkün olduğunu vurguluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, 1-31 Ocak Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, erken teşhisin önemini anlattı, rahim ağzı kanserini önlemenin 5 yolunu sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Gerek dünyada gerekse ülkemizde kadın kanserlerinin görülme sıklığı giderek artıyor. Onlardan biri de rahim ağzı (serviks) kanseri. Ülkemizde her yıl yaklaşık 4 bin kadına rahim ağzı kanseri teşhisi konulduğunu belirten Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı rahim ile vajina arasında rahimin bir parçası olan dokudur. Rahim ağzı kanseri bu dokunun kanserleşmesidir. Dünyada kadınlarda en sık görülen genital kanserlerden biridir. 350 binden fazla kadın bu kanser nedeniyle 2020 yılında hayatını kaybetmiştir” diyor. Rahim ağzı kanserini düzenli tarama sayesinde kanser gelişmeden tespit etmenin mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şöyle konuşuyor: “Rahim ağzı kanseri HPV (insan papilloma virüs) isimli virüs nedeniyle oluşan bir kanserdir. Bu virüs rahim ağzı dokusundaki hücreleri enfekte ederek bu hücrelerin anormal büyümesine ve kanserleşmesine sebep olmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, bağışıklık sistemi bozuklukları, sağlıksız beslenme, çok eşlilik ve çok sayıda doğum yapmak da risk faktörleri arasında yer almaktadır.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Hale Göksever Çelik

Düzenli tarama hayat kurtarıyor!

Rahim ağzında HPV ile enfekte olan hücrelerin kanserleşmesinin yıllar alabildiğini, kanser öncesi dönemde tarama ile kanserleşme riski olan bu hücrelerin saptanarak, erken teşhis ile tedavi edilebildiğini belirten Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, taramanın jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından alınan PAP smear ve HPV testleri ile yapılabildiğini söylüyor. Doç. Dr. Hale Göksever Çelik şu açıklamalarda bulunuyor: “Dünyada farklı tarama programları olmakla birlikte, en çok kabul edilen yöntem PAP smear testi yaptırmaktır. Pap smear testi jinekolojik muayene esnasında rahim ağzından sürüntü alınarak bu dokuya ait hücrelerin incelenmesidir. 21 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. HPV testi de rahim ağzından alınan örnekte kansere neden olabilecek yüksek riskli HPV tiplerinden birinin tespiti için yapılmaktadır. 30 yaşından başlayarak tüm kadınlara önerilmektedir. Son yıllarda görülme sıklığı artan rahim ağzı kanserini alınacak tedbirlerle önlemek mümkün olduğundan, ebeveynlerin gençleri bilgilendirmesi de çok büyük önem taşımaktadır.”

Rahim ağzı kanserine karşı 5 etkili tedbir!

Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik, rahim ağzı kanserinin bazı tedbirlerle önlenebileceğini belirterek, alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor;

Beslenmenize dikkat edin

Sağlıklı ve dengeli beslenmek, her hastalıkta olduğu gibi rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığınızı azaltıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sigara ve alkolden uzak durun

Sigara ve alkol, vücuda zararlı olan ve hastalıklara yatkınlığı artıran oksidan maddelerin üretimini artırır, vücuttan atılımını azaltır.

Güvenli cinsel ilişkiye dikkat edin

Gebelik düşünülmediği takdirde doğum kontrol yöntemi olarak kondom kullanın. Çünkü kondom kullanımı, HPV bulaşını önlemede en etkin doğum kontrol yöntemidir. Ayrıca çoklu partnerlikten uzakta bulunmak da, riski önemli oranda azaltmaktadır.

Yıllık jinekolojik muayenelerinizi ihmal etmeyin

En fazla yarım saatinizi alacak yıllık jinekolojik muayene ve muayene esnasında alınan rahim ağzı kanser tarama testi ve HPV taraması, rahim ağzı kanseri ilerlemeden erken tanı ve etkin yönetimine olanak sağlamaktadır.

Aşınızı yaptırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Hale Göksever Çelik “Rahim ağzı kanseri aşıları yüzde 90’lara varan kanser önleme etkinliğine sahiptir. Aşılar 9-15 yaşlarında iki doz, 15 yaşından itibaren üç doz şeklinde uygulanmaktadır” diyor.

Kuruyan ciltte önlem almazsanız egzamaya dönüşebilir!

Kuruyan ciltte önlem almazsanız egzamaya dönüşebilir!

Cildinizde pullanma ve kepeklenme var mı? En sık bacak bölgelerinde mi oluşuyor bu şikayetleriniz? Banyo veya yüzme sonrasında cildiniz size gergin geliyor mu? Bu yakınmalarınıza ara ara kaşıntı mı eşlik ediyor? Cildiniz normalden daha cansız ve renksiz mi görünmeye başladı? Bu sorunlardan tümü veya bazıları size tanıdık geliyorsa, dikkat! Yakınmalarınızın nedeni, kış aylarında çoğumuzun ortak derdi olan ve önlem alınmadığında egzama ya da enfeksiyon gibi önemli sorunlara yol açabilen “ciltte kuruluk” olabilir!

Kuru deri, tıptaki adıyla kserosis cutis; ciltte fazla su veya yağ kaybına bağlı olarak gelişen değişiklikler olarak tanımlanıyor. Özellikle ‘atopik cilt’ denilen tabloda cilt doğuştan nemlendirici proteinleri yeteri kadar sentezleyemediği için bu grupta kuruluk daha şiddetli olarak gelişebiliyor. Kış mevsiminde havadaki buharlaşma azaldığı ve nem oranı düştüğü için ciltte kuruluk yaz aylarına nazaran çok daha sık görülüyor. Ayrıca kuru ve soğuk rüzgar da kuruluk şikayetini daha da artırılabiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, hemen her yaşta gelişebilen ciltte kuruluk sorununun mutlaka önlenmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Cildimizdeki kuruluğu ciddiye almazsak üzerinde egzama gelişebiliyor. Egzama oluşan yerler kaşınıyor ve buna bağlı olarak cildimizdeki problemler kısır bir döngüye girebiliyor. Dahası, cildimiz kaşınan yerlerden enfeksiyon da kapabiliyor, bunun sonucunda daha ağır ve ciddi tedaviler gerekebiliyor” diyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, kış aylarında cilt kuruluğuna karşı almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Süleyman İzzet Karahan

Çok sıcak suyla banyo yapmayın

Çok sıcak suyla banyo yapmak ciltte kuruluk şikayetini arttırabiliyor. Ilık su tercih etmeniz hem ciltteki kuruluğu hem de kuruluğun yaptığı kaşıntı hissini azaltıyor. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da, banyo süresi olmalı! Suyla uzun süreli temas tek başına cilt kuruluğuna neden olabileceği için kış aylarında banyo süresini de 5 dakika gibi kısa süreyle sınırlı tutmayı alışkanlık edinin.

Bol bol su için

Kış aylarında cilt kuruluğundan kaynaklı şikayetlerinizin artmaması için bol bol su içmeniz çok önemli. Günde en az 2-2.5 litre su tüketmeniz, kuruluk şikayetinizi büyük oranda azaltacaktır.

Odanın nemini artırın

Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, ev ve işyerinizde bulunduğunuz odanın nem oranını arttırmanın ciltte kuruluk şikayetini azaltabileceğine işaret ederek, “Bulunduğunuz mekandaki nem oranının yüzde 60 civarında olmasına özen gösterin. Sıcak veya soğuk hava cilt kuruluğunu arttırabildiği için oda sıcaklığını da 21-25 derece arasında tutmayı alışkanlık haline getirin” diyor.

Soba başında fazla durmayın

Cildinizin daha da kurumaması için bulunduğunuz ortamlara da dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin soba veya şömine başında uzun zaman geçirmek ciltteki kuruluğu arttırıyor. Klor oranı yüksek kapalı havuzlar da cildi çok daha fazla kurutuyorlar. Dolayısıyla cildinizin kuramaması için bu tür ortamlarda geçirdiğiniz süreyi kısaltmanızda fayda var.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Antioksidan ve omega-3 önemli

Kış aylarında antioksidandan ve omega-3’ten zengin beslenmek kuruluk şikayetini bir miktar azaltabiliyor. Bunun nedeni ise antioksidanların cildimize zarar veren serbest radikallere karşı bariyer oluşturmaları. Yabanmersini, domates, havuç, fasulye, bezelye, mercimek ve balık yağı, bu içeriklerden zengin olan besinlerden bazıları. Soğuk havalarda düzenli olarak meyve ve sebze tüketmeyi de asla ihmal etmeyin, çünkü normal döngüsünü devam ettirebilmesi için cildimiz bu gıdalardaki vitaminlere de gereksinim duyuyor.

Hindistan cevizi yağı kullanın

Cildiniz kuruysa Hindistan cevizi yağı cildinizi nemlendirmek için iyi bir seçenek olabiliyor. Bu yağ gözaltı gibi vücudumuzun en hassas bölgelerine bile sürülebilirken, diğer bir avantajı ise başka bir taşıyıcı yağla karıştırılmadan cilde doğrudan uygulanabilmesi.

Banyoda yulaf kepeği kullanın

Yulaf kepeğiyle banyo yapmak da cilt kuruluğuna karşı etkili olabilen bir yöntem. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, yulaf kepeğinin özellikle nemlendirici ve kaşıntı giderici özelliği sayesinde kuruyan ciltleri önemli ölçüde rahatlatabildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Yulaf kepeğini blenderden geçirip toz haline getirdikten sonra, küvetteki ılık banyo suyuna bir buçuk su bardağı kadar ekleyebilirsiniz. Küvette 15-20 dakika kadar beklemeniz yeterli olacaktır. Yulaf kepekli uygulamayı haftada 2 gün yapabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bakım ürününüz cilt tipinize uygun olsun

Kış aylarında özellikle cilt tipinize uygun ürün kullanmak son derece önemli. Kışın akneli ciltlerde akne problemi artabileceği gibi, kuru ciltlerde de egzama sorunu artabiliyor. Bu nedenle akneli bir cilde sahipseniz daha güçlü, kuru cilde sahipseniz daha nazik temizleyiciler tercih edebilirsiniz. “Kimi kişiler karma cilde sahip olabiliyor; vücut kuru olup egzamaya meyilli iken, yüz yağlı olup akneye meyilli olabiliyor. Bu nedenle yüze ve vücudumuza kullandığımız ürünler mutlaka farklı olmalı” diyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, şöyle devam ediyor: “Kış döneminde kuruluk şikayetimizi arttırabileceği için özellikle kuru cilde sahip kişilerin çok sık peeling yapmalarını önermiyoruz. Evde yapılan peelinglerde de içeriğine dikkat etmek gerekebiliyor, çünkü fazla derin yapılan işlemler kuruluk şikayetini arttırabiliyor”

Terleten kıyafetler giymeyin

Kış aylarında yünlü kıyafetler cildimizi tahriş ederek kuruluk ve kaşıntı şikayetini arttırabiliyor. Ayrıca sentetik ürünler de cildimizi daha çok kurutup kaşındırabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Süleyman İzzet Karahan, özellikle kuru cilde sahipseniz pamuk gibi hava alan ve cildi tahriş etmeyen kıyafetleri tercih etmeniz gerektiğini vurgulayarak, ”Bunların yanı sıra kışın kalın dokumalı tek kat giysiler terlemeye neden olabileceği için birkaç kat ince kıyafetler giymeniz daha doğru olacaktır. Böylelikle ortamın ısı durumuna göre kıyafetinizi çıkartarak terlemeyi önleyebilirsiniz” diyor.

Cildinize kese yapmayın

Yıkanırken banyo süresinin kısa olması ve ılık suyun tercih edilmesi kadar, kullandığımız ürünlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Dolayısıyla duş jelleri ve sabun gibi kimyasal ürünler yerine daha az kimyasal içeren bebek ürünleri kullanmanız daha sağlıklı olacaktır. Ayrıca lif ve kese gibi cildi temizlerken tahriş eden malzemeler kullanmayın. Bunların yerine cildinize nemlendirici etkiye sahip, tane formunda olan peelingleri uygulamanız daha doğru bir tercih olacaktır.

At nalı böbrek hastalığı nedir?

At nalı böbrek hastalığı nedir?
Normal şartlarda bir insanda bulunan börek sayısı ikidir ve bu börekler birbirinden ayrı olarak sağ ve solda konumlanır. Ancak kesin nedeni bilinmese de bazı durumlar anne karnındayken bebeğin böreklerinin birleşmesine yol açar. Şekil olarak at nalına benzeyen bu duruma at nalı böbrek hastalığı denir. Avrasya Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Arman Çitçi, at nalı böbrek hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

At nalı böbrek hastalığı nedir ve nasıl oluşur?
Böbrekler anne karnındayken omuriliğin iki tarafında olacak şekilde oluşmaya başlar. Bebeğin rahimde oluşması sırasında aşamalı olarak ilk oluşan organların başında böbrekler gelir. Normal bir süreçte böbrekler ayrı olarak bebek büyüdükçe gelişimini sürdürür ve doğru noktada pozisyon alır. Ancak anormal olan bazı şartlar bu süreçte bazı kusurlara yol açar ve böbrekler birleşir. Hamileliğin 7. ve 9. haftaları arasında ortaya çıkan bu durum çok sık görülmemekle birlikte hayati bir tehlikeye yol açmaz. Ancak yapılan araştırmalar at nalı böbrek hastalığı olan kişilerin çok daha kolay böbrek taşı hastalıklarına yakalandığını ortaya koymaktadır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Arman Çitçi

At nalı böbrek hastalığının belirtileri nelerdir?
Bazı durumlarda hiç belirti vermeyen at nalı böbrek hastalığının en sık görülen belirtileri şu şekildedir:
• Böbreklerde ağrı,
• Bulanık idrar,
• İdrar sırasında acı ve yanma,
• İdrarda görülen kan,
• Halsizlik ve yorgunluk,
• Yüksek ateş,
• Mide bulantısı,
• Kusma şikayetleri,

Bu hastalıklara dikkat!
At nalı böbrek hastalığı her ne kadar hayati bir tehlikeye yol açmasa da kişileri bazı hastalıklara karşı daha savunmasız bırakır. Beraberinde;
• Böbrek taşları,
• Böbrek kanseri,
• Wilms tümörü,
• İdrar birikmesi sonucu oluşan böbrek şişliği,
• Beyinde ekstra sıvı birikmesi,
• Ayrık omurga,
• İskelet problemleri
• Polikistik böbrek hastalıkları görülebilir.

At nalı böbrek hastalığı nasıl teşhis edilir?
At nasıl böbrek hastalığı genel olarak hamilelik döneminde bebek anne karnındayken ortaya çıkar. Rutin kontroller için yapılan ultrason görüntülerinde bebekteki bu durum ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra teşhis için kullanılan diğer yöntem ise böbrek ultrasonudur.

Pause Sağlık, Pause Dergi
At nalı böbrek hastalığı tedavi edilebilir mi?
At nalı böbrek hastalığının herhangi bir tedavisi yoktur. Ancak bu durumun yol açtığı hastalıklar tedavi edilerek hastanın şikayetleri önlenebilir. Ayrıca bu durumun yaratacağı etkileri en aza indirmek için çeşitli önlemler alınabilir. Bunlar;
• Böbreklerin fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için en önemli yaşam kaynağı olan su bol bol tüketilmelidir.
• Böbrek için faydalı gıdalarla beslenmeye özen gösterilmelidir.
• Tam tahıllı gıdalar beslenme listesinde mutlaka yer almalıdır.
• Alkol ve sigara kişinin hayatından tamamen çıkmalıdır.
• Hareketsiz yaşama dur denmeli ve fiziksel aktivite oranı arttırılmalıdır. Bunun için günde en az yarın saat tempolu yürüyüş yapılmalıdır.
• Periyodik ultrason kontrolleri ile at nalı böbreğin durumunun takibi yapılmalıdır.

Zatürre ölümcül olabilir!

Zatürre ölümcül olabilir!

Aniden yükselen ateş, göğüs ağrısı, nefes darlığı ve öksürük zatürreye işaret ediyor olabilir. Halk arasında zatürre olarak bilinen pnömoni akciğer dokusunun iltihaplanması sonucu oluşur ve dünyada en sık karşılaşılan, ölüme neden olan hastalıkların başında gelir. En tehlikeli solunum yolu hastalıklarından biri olduğunu ve bu süreçte erken tanı ve tedavinin önemli olduğunu vurgulayan Avrasya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Kanan Abbaslı zatürre hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Kanan Abbaslı

Zatürre Nedir?

Tıp dilinde pnömoni olarak da bilinen zatürre akciğerin en uç yapısını oluşturan ve havadaki oksijenin vücuda girdiği bölgede bulunan hava keseciklerinin iltihaplanmasıdır. Zatürre başta bakteriler olmak üzere birçok çeşitli mikroorganizmalara bağlı olarak oluşur. Her yaştan insanda hafif ya da ağır hastalıklara neden olabilen hastalık kimi zaman karşımıza bir grip komplikasyonu olarak da çıkabilir.  Bazı pnömoni türlerinde hastalığın hasta kişilerden sağlıklı kişilere doğrudan bulaşma riski söz konusudur.  Ancak zatürre çoğunlukla hastanın kendi ağız, boğaz ya da sindirim kanalında bulunan mikropların akciğere ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle vücut savunması zayıf düşmüş kişilerde pnömoni riski daha fazladır. Bu nedenle hastalığın bulaşma riskinden çok kişinin vücut direncinin zayıf oluşu en büyük risk faktörünü oluşturur.

Zatürre belirtileri nelerdir?

Genellikle ani öksürük, iltihaplı balgam, ateş, üşüme ve titreme, halsizlik, yan ağrısı ile kendini gösterir. Ayrıca beraberinde nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler de görülür.  Bazı kişilerde ise sinsi bir başlangıç söz konusudur. Birkaç gün devam eden eklem ve kas ağrıları, iştahsızlık ve halsizliğe kuru öksürük, ateş, kusma ve baş ağrısı gibi reaksiyonlar da eşlik edebilir. Özellikle çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve hastalığa yol açan etkenlere göre farklılık gösterir.  Kimi zaman tek bulgu hızlı solunum olabilirken kimi zaman da ateş, karın ağrısı ya da kusma gibi şikayetler bir arada görülebilir. Göğüs ağrısının meydana geldiği kişilerde, göğüs boşluğunda bir sıvı birikmesi söz konusu olabilir. Bu durum erken tanı ve tedaviyle tamamen ortadan kaldırılabilir ancak hastalığın ilerlediği durumlarda ise yoğun bakıma yatmak ya da bir tüp aracılığıyla göğüste biriken iltihaplı sıvıyı almak gerekebilir.  Genellikle nedenleri bakteriler ve virüsler olsa da kimi zaman bazı ilaçların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedirler.

Pnömoni bulaşıcı mıdır ve risk faktöreleri nelerdir?

Zatürre hastalığına zemin hazırlayan viral solunum yolu enfeksiyonları bulaşıcıdır. Öksürük ya da hapşırıkla yayılabildikleri gibi kişinin kullanmış olduğu bardak, mendil, çatal gibi eşyalar aracılığıyla da yayılabilirler. Pnömoni çok sık rastlanılan ve ölüme sebep olabilen hastalıklar arasındadır. Özellikle de bebeklerde, yaşlılarda, çocuklarda ve hastalığı bulunan başka kişilerde ölümcül olabilmektedir.  İleri yaş, kronik hastalıklar, bağışıklık sistemi hastalıkları, yutma güçlüğü yapan durumlar, sigara kullanımı, kusmalar, alkol, geçirilmiş uzun süreli ameliyatlar erişkinlerde zatürre hastalığına yakalanmayı kolaylaştıran risk faktörleri arasındadır.

Zatürreden korunmak mümkün

  • Hastalıktan korunmak için öncelikle pnömoni oluşumuna zemin hazırlayan faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Kronik hastalık varsa tedavisi ve kontrolü düzenli bir şekilde yapılmalıdır,
  • Stresten kaçınılmalı, dengeli beslenmeye ve hijyene önem verilmelidir,
  • Alkol, tütün kullanımı tavsiye edilmez,
  • Grip durumunda kalabalığa temasın azaltılması, maske kullanılması tavsiye edilir,
  • Gripten korunmak için aşılar geliştirilmiştir ve bir yıl süreyle koruma sağlayan bu aşılar her yıl Eylül, Ekim, Kasım aylarında bir doz kas içine yapılmaktadır. Aşının, gribe yakalanma riski yüksek veya hastalığı çok ağır atlatan kişilere uygulanması tavsiye edilir.

Pnömokok aşısı önerilen kişiler

  • 65 yaş ve üzerindeyseniz,
  • Kronik hastalığınız varsa,
  • Pnömonektomi geçirdiyseniz,
  • Beyin omurilik sıvısı kaçağı varsa,
  • Dalak bozukluğu söz konusuysa,
  • Bağışıklık yetmezliğiniz varsa,
  • Kronik alkol probleminiz varsa aşı yapmanız önerilir.

Zatürre (Pnömoni) teşhisi ve tedavisi

Öncelikle muayene sırasında stetoskopla kişinin akciğerleri dinlenir ve söz konusu hastalıktan şüphelenilirse akciğer röntgeni istenir. Röntgen zatürre olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verecektir ancak kandaki oksijen miktarının, solunum yollarının ne durumda olduğunun bilinmesi adına ekstra testlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Beyaz kan hücre sayısının kontrolü için tam kan sayımı, zatürenin boyutu ve akciğer yaprakları arasında sıvı varlığı için tomografi taraması balgam testi, akciğerlerde sıvı birikmesi söz konusu ise plevral sıvı kültürü ve balgam çıkaramayan antibiyotiklere yanıt vermeyen dirençli zatüre varlığında bronkoskopik yöntemler kullanılmaktadır.

Zatürre tedavisi öncelikle enfeksiyonun iyileştirilmesini ve mevcut komplikasyonların önlenmesini içermektedir.  Genellikle antibiyotikler, istirahat, bol sıvı alımı, ateş düşürücüler ve ağrı kesiciler kullanılır. Bazı durumlarda kişinin hastaneye yatması gerekebilir. Özellikle çok ağır zatürre söz konusu ise yoğun bakımda yatış ve solunum desteği uygulanabilir.  Hastalığa neden olan mikrobun belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir ancak zatürre tanısı konulduktan kısa süre sonra antibiyotik tedavisine başlanılmalıdır.  Bu nedenle hastanın yaşı, varsa kronik hastalıkları, zatürrenin şiddeti gibi durumlar dikkate alınarak tedaviye başlanır. Tedavi süreci bu etkilere göre de uzayabilir ya da kısa sürede olumlu sonuçlar elde edilebilir. Çünkü zatürre ani başlangıçlı ve genellikle tedaviyle hızla iyileşebilen bir hastalıktır.  Tedaviden 72 saat sonra ateşiniz düşmemiş, öksürüğünüz şiddetli şekilde devam ediyorsa hemen bir uzman hekime görünmelisiniz.

Obezite ameliyatı sonrası önemli kurallar

Obezite ameliyatı sonrası önemli kurallar

Modern çağın salgın hastalığı obezite dünyada olduğu gibi ülkemizde de hızla yaygınlaşıyor. Özellikle yaklaşık iki yıldır hareketlerin kısıtlandığı, eve kapanmaların yaşandığı ve yeme alışkanlıklarının değişerek abur cubur tüketiminin arttığı pandemi sürecinde obezitenin çok daha sık görüldüğünü belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Bu tehlikeli hastalık ayrıca diyabetten kalbe, kas iskelet sistemi hastalıklarından kansere, hipertansiyondan inmeye dek birçok ciddi hastalığa yol açmaktadır. Obezite tedavisi amacıyla kilo verilmesine yardmcı olmak için yapılan ameliyatlar, yaşam şekli değişikliği yapılmazsa başarıya ulaşamaz. Hedeflenen kiloya ulaşmak ve kilo almadan hayata devam etmek için obezite ameliyatı sonrası bazı kurallara dikkat etmek gerekir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı, obezite ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gereken 8 önemli kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı

Günlük yemek yeme düzenine sadık kalın

Obezite sorunu olan kişilerde yeme alışkanlıkları genellikle düzensiz, daha çok atıştırma veya geç saatte yemek yeme şeklindedir. Bu ameliyatlardan sonra bu tür olumsuz beslenme alışkanlıkları yerine, yeterli beslenebilmek için 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenmeye dikkat edilmelidir. Kişinin ihtiyaçlarına uygun hazırlanan beslenme programına uygun davranılmalıdır. Böylece kişinin kan şekeri dengesi de düzenlenmiş olur. Yemekleri yavaş yemek, ağızda çok çiğnemek gerekir.

Yeterli su içmeye özen gösterin

Yeterli su içmenin kilo kaybını kolaylaştırdığı unutulmamalı, yemek aralarında azar azar en az bir buçuk litre su içilmelidir. Yetersiz sıvı alımı halsizlik, baş ağrısı, kabızlık ve yorgunluk hissine sebep olabilir. Özellikle soğuk kış aylarında su içmek çoğu hasta için zor gelebildiği için su alımı yetersiz kalabilir. Bu nedenle gün içerisinde mutlaka en az bir buçuk litre su tüketmeyi ihmal etmeyin.

Size özel hazırlanan beslenme düzenine uyun

Kusma, bulantı gibi sorunların olmaması için size özel hazırlanan beslenme şekline ve miktarına uyulmalıdır. Bu operasyonlar çoğunlukla midenin büyük bir bölümünün alınması ve kapasitesinin küçültülmesi şeklinde yapıldığı için; az miktarda gıda ile doymak, açlık hissetmemek sık görülen durumlardır. Ayrıca yemekler iyi çiğnenmeden hızlı yendiğinde kusma, şikinlik gibi sorunlarla karşılaşılır. İlk haftalarda sıvı kıvamda gıdalar ile küçük porsiyonlarda beslenmek ve yavaş yemek bu sorunları engeller. Yemek kıvamlarının yavaş yavaş artırılması ve değişen beslenme şekline adaptasyon bu sorunların yaşanmaması için önemli bir kuraldır.

Proteini yüksek besinler tüketin

Protein vücut çalışması için çok gerekli, kasların ana yapı taşı, B grubu vitamin kaynağı ve tokluk hissi veren gıda maddeleridir. Obezite cerrahisi sonrası hızlı kilo kaybı kas kaybına da neden olmaktadır. Yemek yerken önceliği proteinden zengin gıdaya vermek, onu yedikten sonra eğer yenebilirse diğer gıdaları tüketmek ihtiyacı karşılamak için gereklidir. Yeterli protein alınamadığı durumlarda destek proteinler kullanılabilir.

Vitamin ve minerallerinizi düzenli kullanın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Obezite cerrahisi sonrası özellikle demir, B12, diğer B vitaminleri ve bazı mineral eksiklikleri görülebilmektedir. Bunun nedeni yapılan operasyonun emilimleri etkilemesi ve/veya yeterli miktarda tüketilememesidir. Sağlıklı vücut işleyişi için gerekli olan bu vitamin ve minerallerin 1 yıl kadar destek olarak alınması gerekebilir; bu konudaki doktor önerilerine uyulmalıdır. Bu vitaminlerin yetersizliği halsizlik, saç dökülmesi, kansızlık gibi sorunlara yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Alkolden ve gazlı içeceklerden uzak durun

Gazlı içecekler reflü şikayetlerine ve uzun vadede mide kapasitesinin genişlemesine yol açmaktadır. Ayrıca içerdikleri şeker nedeniyle kalori içerikleri yüksektir. Aynı şekilde alkol de kalori içeriği yüksek bir içecek olduğu için yapılan bu tür girişimlerin başarısını engeller. Bu içecekler küçültülmüş mideden kolaylıkla geçebileceği için tüketilen miktarları fazla olabilir. Bu nedenle bu tür şeker ve kalorisi yüksek sıvı içeceklerin alımından kaçınılmalıdır.

Egzersiz yapma alışkanlığı kazanın

Egzersiz sağlıklı kilo verme ve kas yapısının korunmasında çok önemli bir rol oynar. Obezite cerrahisi sonrası hızlı verilen kilolar nedeniyle oluşabilecek sarkmaların daha az olması da egzersiz desteği ile mümkündür. Operasyon sonrası sık yaşanılan kabızlık sorununun çözümüne de yardımcı olur. Bu faydaları nedeniyle egzersiz obezite ameliyatları sonrası takip ve tedavinin önemli bir parçasıdır. İlk 8 hafta ağır egzersiz önerilmemekle birlikte operasyonun ertesi günü yürümeye başlanmalı ve düzenli yürüyüşlere devam edilmelidir.

Ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Turanlı “Obezite ameliyatı sonrası düzenli takip hastada karşılaşılabilecek olumsuz durumları engellemek için çok önemlidir ve bu tedavinin başarısını kesinleştirir. Bu operasyonların  tekrar kilo alınmaması garantisi yoktur. Yapılan çalışmalar, ameliyattan iki yıl sonra kilo artışlarının söz konusu olabileceğini, bu nedenle hasta takiplerinin önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla kaybedilen kiloların geri alınmaması, kazanılan faydaların kaybedilmemesi için ameliyat sonrası doktor ve diyetisyen takiplerini aksatmayın” diyor.

Bu hastalıklar çocukları etkisine aldı!

Bu hastalıklar çocukları etkisine aldı!

Son günlerde Covid-19’un yanı sıra nezle, influenza (domuz gribi) ve üst solunum yolu enfeksiyonları hızla yaygınlaşırken, çocuklar her zamankinden fazla risk altında! Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Pandemi sürecinde kış mevsiminin de etkisiyle özellikle okul çağı çocuklarında üst solunum yolu enfeksiyonları, çok hızlı bulaş riski taşıyan influenza (domuz gribi), Covid-19 ve bağırsak enfeksiyonları çok sık görülüyor. Her ne kadar maske kullanılsa da kapalı ortamda uzun zaman geçirilmesi bu hastalıkların hızla yaygınlaşmasına yol açıyor” diyor. Solunum, öksürük ve hapşırıkla bulaşan; yüksek ateş, burun akıntısı, öksürük ve karın ağrısı başta olmak üzere birçok şikayetle kendini gösterebilen bu hastalıklarda zaman kaybedilmeden hekime başvurulması ve test sonucuna göre uygun tedaviye başlanması gerektiğini vurgulayan Dr. Demet Matben, bazen de yüksek ateş görülmeyebildiğini, bu nedenle çocukta ‘ateşi yok’ diye yanılgıya düşülmemesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, son dönemde çocukları etkisine alan hastalıkları anlattı, sağlıklı bir kış geçirilmesi için ihmale gelmez 5 önlemi sıraladı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Demet Matben

Nezle (Soğuk Algınlığı)

Burun akıntısı ve hapşırık gibi belirtilerle kendini gösteren soğuk algınlığı ihmal edildiğinde orta kulak iltihabına ve akut bakteriyel sinüzite, hatta alt solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabiliyor. Tedavisinde; serum fizyolojikle burnun yıkanması ve bol bol su içilerek biriken sümüksü salgının temizlenmesi yeterli. Ancak Covid-19 ihtimaline karşı ilk etapta sıkı bir gözlem yapılması, çocuğun okula gönderilmeyip evde dinlenmesi çok önemli.

 İnfluenza (Domuz Gribi)

Dr. Demet Matben, son günlerde çok sık görülen ve hızla yaygınlaşan domuz gribinin yüksek ateş, baş ağrısı, titreme, öksürük, bulantı, kusma ve boğaz ağrısı ile kendini gösterebildiğini belirterek “Bazı çocuklarda hafif geçirilirken, bazı çocuklarda ise zatürreye bile yol açabiliyor. Bu şikayetlerden biri olduğunda zaman kaybetmeden hekime danışmak ve test sonucuna göre tedaviye başlanmak önemli” diyor.

Bronşiolit

Akciğerlerdeki küçük hava kanallarının iltihaplanmasına yol açan bronşiolit, soğuk algınlığıyla benzer belirtilerle kendini gösteriyor ancak öksürük, hırıltılı ve hızlı solunum ve nefes almada zorluk da görülebiliyor. Zaman kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause DergiGrip

Kış aylarının başlıca hastalıklarından olan grip hızla yaygınlaşıyor. Grip şikayetiyle hastaneye getirilen çocukların sayısında son dönemde çok önemli artış yaşanıyor. Kalabalık yerler ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi de bulaş riskini artırıyor. Burun akıntısı, halsizlik, boğaz ağrısı, öksürük gibi şikayetlerle kendini gösteren grip; Covid-19’un belirtileri ile de karışabiliyor.

Orta kulak iltihapları

Özellikle kapalı alanlarda sık zaman geçiren çocuklarda bulaş riski çok yüksek olan üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından orta kulak iltihabı görülebiliyor. Baş ağrısı, yüksek ateş, kulak ağrısı ve işitmenin azalması ile kendini gösteren orta kulak enfeksiyonu tedavi edilmezse önemli sorunlara yol açabiliyor. Orta kulak iltihabının tedavisinde antibiyotik verilebiliyor.

Covid-19

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben “Son günlerde en sık polikliniğe Covid-19 hastaları baş vuruyor. Özellikle okul çağı çocuklarda ve onlarla temaslı bebeklerde bile çok yaygın. Aileler ‘ateşi yok’ yanılgısına düşmemeli çünkü yüksek ateşe yol açmayıp, burun akıntısı, öksürük, kas, eklem ve özellikle baş ağrısı görülebiliyor. Sadece burun akıntısı ile gelen çocuklarda bile Covid-19’a rastlayabiliyoruz. O nedenle burun akıntısı semptomu olsa bile bu şikayetlerin göz ardı edilmemesi, kişilerin test vermesi ve hızlıca izolasyona alınması gerekmekte. Aşı zamanı gelen ebeveyn ve 12 yaş üstü çocukların aşılanması en önemli korunma yöntemi. Tedavi semptomatik ve vücut direncini artırarak yapılıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Rinovirüs

Havaların soğumasıyla özellikle kış aylarında çok sık görülen Rinovirüs; ateş, burun akıntısı, öksürük hatta alt solunum yolu enfeksiyonuna neden olan bir hastalık. Özellikle küçük bebeklerde ağır seyrediyor.

 Dikkat! Bu 5 kural ihmale gelmez!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda yaygın görülen hastalıklara karşı korunma önlemlerini şöyle sıralıyor;

  • Maske kullanımı ve el yıkamaya özen gösterin. Kapalı yerlerde virüs ve bakterilerin yayılması kolaylaşıyor. Bu nedenle maskenin çıkarılmaması, doğru takılması ve gerektiğinde değiştirilmesi çok önemli.
  • Kapı kolları, merdiven trabzanları hatta çocukların sıkça temas ettiği cep telefonları canlı virüsler için en uygun yerlerden ve bolca bulunuyor. Bu nedenle gün içerisinde elleri sık sık yıkamak ve elleri yüze, gözlere ve ağıza sürmemek kritik önem taşıyor.
  • Aşılamalarını zamanında yaptırın.
  • Sağlıklı beslenmelerine, C vitamini içeren mevsim sebzeleri ve meyvelerinden tüketmesine özen gösterin.
  • Kapalı ve kalabalık alanlarda virüs ve bakteriler kolay bulaştığından, pencereleri gün içerisinde belirli aralıklarla düzenli açarak ortamı havalandırın.

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Ekonomik krizle psikolojik mücadele

Son zamanlarda cevabını bilemediğimiz sorularla belirsizlikler içerisindeyiz. ‘’Kazandığım para ile geçimimi sağlayabilecek miyim? İhtiyaçlarımı rahatlıkla karşılayabilecek miyim? Keyif alanlarıma yer ayırabilecek miyim? ’’ gibi cevabını aradığımız belirsiz düşüncelere yoğun bir şekilde maruz kalmaktayız.  İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Uzmanı Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan, ekonomik kaygı hakkında açıklamalarda bulundu.

Kişiler olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin yeni bir durumla karşılaştıklarında kaygı belirtileri gösterebilirler. Kaygı duygusu, dışarıdan gelen tehdidin tam olarak ne olduğunun bilinmemesi ve geleceğe yönelik sınırların belirsiz olmasından kaynaklı hissettiğimiz bir duygudur. Buradan baktığımızda kişilerin algıladıkları ekonomik durumlarının ve yaşadıkları ülkenin ekonomik dalgalanmalarının, ruh sağlıkları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu söylenilebilir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan 

Ekonomik dalgalanmalar kişilerin yaşamlarını olumsuz etkiliyor

Hayat aslında belirsizlikler üzerine kuruludur. Bu belirsizlikler ister olumlu olsun ister olumsuz, belirsiz olan her durum kişilerde bir takım olumsuz duyguları tetikleyebilir. Belirli düzeyde hissedilen kaygı aslında sağlıklı bir duygudur. Bizi motive eder, tehlikelere karşı kendimizi ve çevremizdekileri korumamıza ve önlemler alarak hayatta kalmamıza yardımcı olur. Örneğin; bu durumda kaygı kişiyi çalışmaya, planlamaya, sorgulamaya, gelişmeye ve birikim yapmaya itebilirken daha yoğun hissedilen kaygı ise kişinin yaşamdan aldığı doyumu olumsuz yönde etkileyebilecek düşünce ve davranışlara itebilir. Dolayısıyla hissedilen kaygının yoğunluğu ve kişinin günlük hayatındaki işlevselliği üzerindeki etkisinin, ruh sağlığı üzerinde belirleyeci bir faktör olduğu söylenebilir. Rutinler kişilerin olumsuz duygularla baş edebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Kişiler içinde bulundukları belirsizliği gün içindeki rutinleriyle farkında olarak ya da farkında olmadan belirli hale getirirler. Örneğin, sabah belli saatlerde uyanmak, işe gitmek, işten sonra dışarıda bir şeyler içmek ya da yemek yemek, spor yapmak, sosyal aktivitelerde bulunmak, belirli zamanlarda seyahat etmek, alışveriş yapmak, hobileriyle ilgilenmek gibi tüm bu aktiviteler kişilerin hayatındaki motivasyonel rutinler arasında yer alabilir. Kişilerin yaşamlarındaki bazı faktörler mevcut rutinleri üzerinde engelleyici ya da bozucu rol oynayabilmektedir. Ne yazık ki günümüzde gerek Pandemi koşulları gerekse mevcut ekonomik dalgalanmalar, kişilerin günlük rutinlerini gerçekleştirebilmesini zorlaştırabilmekte hatta rutinleri üzerinde bozucu etkiye neden olabilmektedir.

Kişilerin güvende hissetmeleri güçleşiyor

Mevcut durumu Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinden yola çıkarak değerlendirmenin önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanın en temel ihtiyacı fizyolojik gereksinimlerini karşılamak ve kendisini güvende hissetmektir. Ekonomik dalgalanmalar bireyin yeme, içme, giyinme gibi fizyolojik gereksinimlerinin karşılanmasını zorlaştırabilmekte dolayısıyla da bireyin kendisini güvende hissetmesini güçleştirmektedir. Temel iki ihtiyacının karşılanmasında güçlük yaşayan bireyler ihtiyaç hiyerarşisinin ait olma, sevme, sevgi hissetme, aileyle birlikte olma bir gruba ait olma, özgüven, benlik saygısı, başkaları tarafından saygı duyulması, başkalarına saygı duyması ve kendini gerçekleştirme gibi hiyerarşinin üst basamaklarına çıkmakta güçlük yaşayabilmektedirler. Örneğin, mutfak masraflarını karşılamakta güçlük yaşayan bir bireyin kendisini geliştirmek için bir kursa gitmesini, aktivitelere katılmasını, hobiler edinmesi güçleşir. Bu durum zamanla kişilerin yaşamdan aldıkları doyumu düşürerek ruhsal problemlere yol açabilmektedir. Rutinler gibi tutarlılıkta kişiyi güvende hissettirir. Ekonomide ki tutarsızlıklar kişilerin baş etme kapasitelerini zorlayarak ruhsal hastalıkların tetiklenmesine neden olabilmektedir. Ekonominin ne yönde ilerleyeceği konusunda tutarsızlığa maruz kalan bireyler adeta geçmişte yapamadıklarının ve gelecekteki belirsizliğin yasını tutarak yaşamlarına devam ederler. Bu durum kişilerin o ana odaklanabilmeleri konusunda güçlük oluşturabilmekte ve yaşamdan aldıkları doyumu azaltarak depresyon belirtilerine neden olabilir.

Yetişkinlerin yanı sıra ekonomik dalgalanmaların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yetişkinlerin yanısıra son zamanlarda sıklıkla gençlere de yansıdığı görülmektedir. Ergenlik dönemi bireyin kim olduğuna, ne yapacağına, nasıl bir hayata sahip olacağına, hedeflerine ve geleceğine dair sorgulamaların başladığı bir dönemdir. Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar bu dönemde genç bireyin dünyanın güvenilir bir yer olduğuyla ilgili inançlarını sarsabilmekte ve bu inançlar doğrultusunda da genç birey hedeflerinden, gelecekte ne olmak istediği ya da ne yapmak istediğinden ziyade nasıl para kazanacağıyla ilgili düşüncelere örneğin; ’Okursam ne olacak? Nasıl olsa iş bulamayacağım. Kazandığım para istediklerimi yapabilmem için yeterli olmayacak. ‘gibi işlevsel olmayan olumsuz düşüncelere odaklanabilmektedirler. Bu düşünceler kişide umutsuzluk, çökkünlük, ilgisizlik ve isteksizlik gibi depresif belirtilere neden olabilmekte ve gelecekten duydukları kaygıyı arttırarak anksiyete belirtilerine yol açabilmektedir.

Ekonomik kaygıyla başa çıkmada neler yapılabilir?

Geçmişe ve geleceğe yönelik hatalı düşünceler yerine gerçekçi ve işlevsel düşüncelere odaklanın. Olumsuz duygular karşısında duygusal yeme ya da duyguları bastırma gibi işlevsel olmayan tutumlardan uzak durmak son derece önemlidir. Bu süreçte duygu ve düşünceleri ifade etmek, aile ya da yakın arkadaşlardan maddi veya manevi destek talep etmek, duygu paylaşımında bulunmak ve sevdiklerimizle vakit geçirmek gibi aktivitelerin olumsuz duygunun azalmasında önemli bir faktör olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte yeterince iyi uyumak, düzenli beslenmek, kişiyi rahatlatacak yoga, meditasyon ya da gevşeme egzersizleri gibi tekniklerden faydalanmak da işlevsel baş etme yöntemleri arasında yer almaktadır.

Ekonomik durumunuzu daha verimli bir şekilde yöneteceğiniz yolları değerlendirin

Ekonomideki belirsizlik ve tutarsızlıklar karşısında kişilerin ekonomik durumlarına göre yeniden planlama yapmaları oldukça önemlidir. Planlamalar başlangıçta kişide endişe ve ümitsizlik uyandırsa dahi özellikle öncelikli ödeme planlarının yapılması ve giderlerin yeniden değerlendirilmesi gibi çözüm arayışlarının kişiyi uzun vadede rahatlatabildiği görülmektedir.

Ya Hep Ya Hiç” yapmak yerine rutinlerinizi yeniden düzenleyin

Mevcut sürdürülebilir rutinlere mümkünse devam edebilirsiniz. Devam edilmesi maddi ya da manevi açıdan güçlük oluşturan rutinler yerine yeni rutinler oluşturmak kişilerin olumsuz duygu durumları üzerinde rahatlatıcı bir etki oluşturabilmektedir. Örneğin; maliyeti yüksek bir spor salonuna gitmekten tamamen vazgeçmek yerine ekonomik durumunuza uygun bir spor salonuna gitmek, evde spor yapmak ya da açık alanda yürüyüş yapmak gibi yeni rutinler oluşturmak kişilerin iyi olma halinde önemli bir rol oynamaktadır.