Artık oraya da botoks yapmak mümkün; Mide Botoksu

Artık oraya da botoks yapmak mümkün; Mide Botoksu

Mide botoksu sayesinde, hastalar açlık hissi yaşamadan daha uzun süreler bir şeyler yemeden geçirebiliyor. Böylece mide daha yavaş sindirim ile yemenizin önüne geçiyor.

Vücut kitle endeksinizi hesaplamaya korkar hale geldiyseniz müdahale etme zamanı çoktan gelmiş demektir. Neyse ki artan alternatifler sayesinde ameliyat olmadan da çözüm bulmak mümkün. Obezite sorunu için en etkili uygulamalardan biri de mide botoksudur. Avrasya Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Akın Ünal mide botoksu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Akın Ünal

Son yıllarda adını sıkça duyuran mide botoksu nedir?

Mide botoksu, obezite ile mücadele içinde olan kişilerin merak ettiği konulardan birisidir. Son yıllarda obezite hastalığana karşı olan farkındalığın artması, tedavi yöntemlerini de oldukça yaygınlaştırmaktadır.

Mide botoksu, mideye uygulanan botulinum toksinleri sayesinde mide kaslarının daha yavaş çalışmasını sağlar. Bu sayede kişi uzun süre tokluk hissi yaşadığı için çok daha kısa sürede fazla kilolarından kurtulabilir. Uzun süre tok kalan mide içindeki besinleri daha çabuk sindirir. Bu durum hastalarda iştahsızlık yaratır ve kısa sürede kilo verilmesine yardımcı olur. Uygulamadan maksimum verim alabilmek için uzman bir diyetisyene başvurulmalı ve birlikte yol izlenmelidir. Ancak bu şekilde daha hızlı ve sağlıklı kilo vermek mümkün olur.

Ameliyat korkusu taşıyanlar için iyi bir seçenek

Botoks enjeksiyonu, midenin detaylı görünmesini sağlayan endoskopi ile yapılan bir uygulamadır. Bu sebeple her hangi bir ameliyat hazırlığına ihtiyaç duymazsınız. Ameliyat olmaktan çekiniyor ve endişe duyuyorsanız mide botoksu sizin için daha uygun bir seçenek olabilir.

Diyete başlamak için yeni bir motivasyona mı ihtiyacınız var?

Mide botoksu, fazla kilolarından kurtulmak isteyenler için uygun bir yöntemdir. Fakat bu yöntemin uygulanabilmesi için bazı şartlı durumlar söz konusudur. Gastrit ve ülser gibi mide sorunları işlemin uygulanmasını engeller. Çünkü mide botoksu ile enjekte edilen enzimler midede bulunan yaraların daha fazla büyümesine sebep olabilir. Mide botoksu yaptırmak için uygun kişiler;

  • Uzun süre diyet ve spor ile kilo verememiş olan hastalar,
  • Mide botoksu, fazla kiloları olan ancak ameliyat olacak seviyede olmayan hastalar.

 

Botoksun etkisi 6 ay sürmeye devam ediyor…

Mide botoks uygulaması yapıldıktan 72 saat sonra etki göstermeye başlar ve etkisi yaklaşık olarak 4-6 ay süremeye devam eder. Yeterli ölçüde kilo kaybeden ve sağlık problemlerinde iyileşmeler sağlanan hastanın işlemi tekrarlamasına gerek görülmez. Ancak, diyet ve spor programına devam etmesi önerilir.

Elde edilen sonuçlardan memnun olan hastalar, 6 ay sonra işlemi tekrarlatabilir. Botoks işleminin tekrarlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. 6 ayda bir, üst üste 3 kere mide botoksu işlemi uygulanabilir.

Yan etkileri yok denecek kadar az

Uygulama, endoskopi yöntemiyle yapılan bir işlem olduğundan literatürde bildirilmiş önemli bir yan etkisi bulunmamaktadır. Kas hastalığı olanlara ve botoksa karşı alerjisi olan kişilerde mide botoksunun uygulanması uygun değildir.

Aynı gün içerisinde normal yaşantınıza devam edebilirsiniz

Hastada herhangi bir yan etki görülmediği takdirde aynı gün içinde taburcu edilir. Uygulamanın ardından en önemli noktalardan birisi, beslenmedir. Hastaların bir diyetisyen ile görüşerek kendilerine özel hazırlanan beslenme programı almaları sağlanır.

Mide botoksunun diyet yapmayı kolaylaştırıcı bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle süreç içerisinde diyetisyeniniz ile planlayacağınız yaşam tarzı, karbonhidrat, yağ ve protein içeriği iyi dengelenmiş beslenme planı ile acıkmadan hedefinize ulaşabilirsiniz.

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar, erken teşhiste ilk savunma noktası sizsiniz!

Kadınlar,  korkulu rüyaları meme kanserinde kendilerinin ilk ve en önemli savunması noktası olduğunu fark etmeliler. Pek çok kanser hastalığında olduğu gibi meme kanserinin de ilk belirtisi elle yapılan kontrollerdir. Her ne kadar senede bir gün konu daha fazla gündeme gelse de aslında sürekli üzerinde durulması gereken bir hastalık.  Konu ile ilgili Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi, kadınlarda en sık görülen kadın hastalıklarını ve tedavi yöntemlerini sizler için anlattı.

Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Gökçe Şerbetçi

Op. Dr. Gökçe ŞerbetçiMeme kanserinde kurtarıcı sizsiniz…

Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümördür. İstatistiklere göre her on dört kadından birinde memede kist gelişmekte. Bu kistlerin %50’si tekrarlayan hücrelerdir. 30 yaşından sonra risk artmakla birlikte menopoza giriş evresi olan 45-55 yaşları arasında artış oranında bir duraklama görülse de 55 yaşından sonra sıklığı hızla artıyor.  Meme kanseri kendini en çok bu belirtilerle gösteriyor; memede veya koltuk altında ele gelen sertlik ya da şişlik, meme başında akıntı, meme başında içe doğru çekilme, çökülme veya şekil bozuklukları, meme başı derisinde değişiklikler, meme cildinde yara veya kızarıklık, meme cildinde ödem, şişlik ve içe doğru çekintiler olması(portakal kabuğu görünümü) memede büyüme, şekil bozukluğu veya asimetri ya da renginde değişiklik(kızarıklık vb.) şeklinde sıralanabilir. Bu noktada tedavi için en önemli adım bu şikayetleri doğru yorumlamak ve erken teşhis fırsatının önünü açmaktır.

Kendi aylık muayenenizi yaparak bu hastalığı en başta yenebilirsiniz.

Kadınların kendilerini her ay düzenli olarak muayene etmesi çok çok önemli bir husustur. Genellikle meme kanserlerinin %75’i kitle nedeni ile saptanır ve bunların % 75’i hastanın kendini düzenli muayenesinde yada rastlantısal olarak saptanmasıyla bulunur.
En ufak şüphede mutlaka, hiçbir şey olmasa da arada klinik muayeneye gidilmeli, duruma göre ultrason, mamografi veya daha ileri görüntüleme ile tetkik ettirmelisiniz.

Meme kanseri özellikle erken yakalanan Meme Kanseri ÖLÜMCÜL DEĞİLDİR.
Tüm dünyada kurulan vakıflar yapılan bağışlar ile en çok araştırılan tedavisinde sürekli yenilikler bulunan kanser türlerindendir.

Ateşini hızla düşürmeye çalışmayın!

Ateşini hızla düşürmeye çalışmayın!

Kış aylarında özellikle viral enfeksiyonlar sıkça kapımızı çalıyor. Enfeksiyonların en yaygın görülen ve ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına yol açan belirtilerinden biri, ‘yüksek ateş’ oluyor. Son haftalarda, çocuk acil polikliniklerine yüksek ateş nedeniyle başvuruda ciddi bir artış var. Bunun nedeni ise yüksek ateşin Covid-19’un da yaygın belirtilerinden biri olması. Ancak her ateş Covid-19 enfeksiyonundan kaynaklanmıyor ve çoğu viral enfeksiyonda olduğu gibi bu hastalık ateş olmadan da seyredebiliyor. Ebeveynlerin yüksek ateşte kaygılandıkları bir başka önemli nokta da, çocuklarının havale geçireceğini ve bunun sonucunda beyninde kalıcı hasar oluşacağını düşünmeleri. Oysa yaygın inanışın aksine, 6 ay-5 yaş arasındaki çocukların ancak yüzde 4’ünde ateşli durumlarda havale gelişiyor. Gerek yüksek ateş, gerekse eşlik eden menenjit ve ensefalit gibi ağır bir enfeksiyon varlığı olmadan görülen basit ateşli havale, beyinde kalıcı hasar bırakmıyor.

Çocuklarda oldukça sık rastlanan yüksek ateş, vücut sıcaklığının 38,5 derece üstü olarak ölçülmesi şeklinde tanımlanıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, çocuğun genel durumunun ateşin derecesinden daha önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ateş bir hastalık değildir, vücudun doğal ve faydalı bir yanıtıdır. Ayrıca ateşin yüksekliği ile hastalığın ciddiyeti arasında her zaman bir bağlantı olmuyor. Ancak eğer çocuğunuz çok huzursuzsa veya dalgınsa, bu sorunlarına kusma, ishal ve baş ağrısı gibi başka sorunlar eşlik ediyorsa ve en önemlisi ateşle birlikte ciltte döküntü varsa, hemen doktora başvurmalısınız. Çünkü bu tablo ciddi bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Çocuğunuz bir yaşın altındaysa, özellikle de 3 ayın altında ise ateş durumunda hemen doktora başvurmanız gerekiyor” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 5 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Sibel Aka

Yanlış: Kalın giydirmek ve sıcak ortamda tutmak

Doğrusu: Ateşin hızlı yükseldiği durumlarda titreme ve üşüme sorunları gelişebiliyor. Çocuğun özellikle el ve ayakları soğuk olabiliyor. Üşür kaygısıyla çocuğunuzu sıcak ortamda tutmayın, kalın giydirmeyin. Çünkü sıcak, vücut ısısının daha fazla yükselmesine yol açıyor. Oda ısısı ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı. Dolayısıyla oda ısısını 22-24 derecelerde tutmaya dikkat edin. Ayrıca kalın kıyafetler yerine bol ve ince kıyafetler giydirmeye özen gösterin.

Yanlış: Soğuk suya sokmak veya soğuk uygulama yapmak

Doğrusu: Soğuk su vücut sıcaklığının tekrar hızla yükselmesine neden oluyor ve çocuğu huzursuz ediyor. Çocuğunuzun ateşi yükseldiğinde ılık suyla banyo yaptırabilir veya ılık pansuman uygulayabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Ateşi hızla normale döndürmeye çabalamak

Doğrusu: Ateş düşürücü kullanımındaki amaç, çocuğun ateşten doğan huzursuzluğunu gidermek. Eğer çocuğunuzun bilinen bir kronik hastalığı veya öncesinde ateşli havale geçirme öyküsü yoksa, 38-38,5 dereceye kadar olan ateşte ilaç vermeden bekleyebilirsiniz. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, ateş düşürücü ilaçlara mutlaka uygun dozlarda ve uygun aralıklarla başvurulması gerektiğini belirterek, “Çocuğun ateşini hızla normale döndürmek için gereğinden fazla ateş düşürücü ilaçlara başvurmayın. Aksi halde aşırı doz kullanımına bağlı istenmeyen hipotermi ile mide irritasyonu gibi yan etkiler ve ilaç zehirlenmeleri gelişebiliyor” diyor.    

 Yanlış: Gelişigüzel antibiyotiğe başlamak

Doğrusu: Çocukluk çağında yüksek ateş en sık enfeksiyon hastalıkları nedeniyle gelişiyor. Doç. Dr. Sibel Aka, bu enfeksiyonların çoğunun virüs kaynaklığı olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bakteri enfeksiyonları daha az görülüyor ve bu ayırımın doktor tarafından yapılması gerekiyor. Antibiyotikler sadece bakteri enfeksiyonlarında fayda sağlıyor, virüs enfeksiyonlarında ise yararlı olmuyor. Dolayısıyla çocuklarda ateş saptandığında hemen antibiyotiğe başlamak son derece yanlış bir uygulama. Çünkü gereksiz yere kullanılan antibiyotikler yararsız olduğu gibi, istenmeyen alerjik reaksiyon, kusma, ishal, mantar enfeksiyonları gibi ciddi yan etkilerin ve antibiyotik direncinin gelişmesine neden olabiliyor.”

Yanlış: Ateşli çocuğu beslemeye çalışmak

Doğrusu: Çocuğunuzun ateşi yükseldiğinde mümkün olduğunca sıvı gıdalarla beslemeli, eğer emzirme dönemindeyse sık sık emzirmeye devam etmelisiniz. Ayrıca bol bol su içirmeye dikkat edin ve yemek yedirmek için zorlamayın.

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Rapunzel’e bile hamile olsanız mide yanmalarınızın sebebi reflü!

Bir kadının en komplike dönemlerinden biri olan hamilelik, ilklere, unutulmaz anlara ve bazı sorunlara ev sahipliği yapar. Özellikle de mide bulantısı, ağrısı ve yanması bu dönemi daha zor hale getirerek anne adayını yorar. Her ne kadar mide yanması halk arasında bebeğin saçının uzun olması olarak yorumlansa da sebep reflüden başkası değildir. Avrasya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever, hamilelik reflüsünü anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Çiğdem Yavuz Yurtsever

Hamilelik reflüsü nedir?

Gebelik döneminde yaşanan sağlık sorunlarının başında mide ile ilgili problemler geliyor. En sık rastlanılan mide problemi ise hamileliğin başlarında veya ilerleyen dönemlerinde görülen reflüdür.

Reflü; asidik mide içeriğinin herhangi bir zorlama olmaksızın yemek borusuna geri kaçması durumudur. Genel olarak hamileliğin bir belirtisi olarak yorumlanan reflü çoğu zaman tüm gebelerde görülebilir.

Hamilelikte reflü neden olur?

Normal şartlarda yediğimiz gıdalar ağızda parçalara ayrılarak yemek borusu aracılığıyla mideye ulaşır. Ancak reflünün geliştiği durumlarda yemeğin yemek borusuna geri kaçmasını engelleyen mide kapağı işlevini kaybeder.

Hamilelik döneminde ise reflünün oluşması hem anne adayının daha önce bu şikayetleri yaşamasına bağlı olarak yaşanabilir hem de hormonal değişimler bu durumu tetikleyebilir. Şöyle ki, kadın üreme hormonları olan progesteron ve östrojen, mide kapakçığının işlevinin azalmasına neden olabilir. Ayrıca hamilelik ilerledikçe karın içindeki basınç da artar ve mide de bu basınçtan etkilenerek şikayetlerin daha fazla ortaya çıkmasına yol açar.

Ağza acı su geliyorsa dikkat!

Reflünün en tipik belirtisi ağza çıkan acı sudur. Genellikle hamileliğin ilk şikayetlerinden biri olan ağızdan acı su gelmeye midede ekşime ve göğüste yanma da eşlik ediyorsa reflüden şüphelenilebilir. Hamilelikle birlikte ortaya çıkan bir diğer tipik özelliği ise hamilelik sonrasında kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Eğer anne adayında hamilelikten önce bu şikayetler yoksa ek tedaviye gerek duymadan geçer.

Hamilelik reflüsünün belirtileri nelerdir?

  • Mide ekşimesi,
  • Boğazda yanma,
  • Ağız kokusu,
  • Geçmeyen öksürük,
  • Yutma güçlüğü,
  • Boğazda takılma.

Hamilelik reflüsü & beslenme ilişkisi

Bir mide problemi olan reflü hamilelik döneminin en can sıkıcı problemlerinden biridir ve beslenmenin çok önemli olduğu hamilelik sürecinde sıklıkla rastlanır. Beslenme ile doğrudan bağlantısı olan hamilelik reflüsünün şikayetlerini azaltmak yine tüketilen besinlerle mümkündür. Örneğin reflü şikayeti yaşayan hamileler bu besinlerden uzak durmalı;

  • Limon,
  • Portakal,
  • Greyfurt,
  • Sirke,
  • Alkol,
  • Dondurma,
  • Baharat,
  • Domates,
  • Çikolata,
  • Soğan.

Tüketilmesi gereken besinlere ek olarak yeme düzeni de çok önemlidir. Yemek araları çok uzun olmamalı, az az, sık sık yenmelidir. Bol bol su tüketilmeli ve yatmadan en az 3 saat önce hiçbir şey yenmemelidir.

Hamilelik reflüsü nasıl tedavi edilir?

Reflünün yarattığı şikayetleri azaltmanın ve ortadan kaldırmanın öncelikli koşulu yaşam stilinde yapılacak değişikliklerden geçer. Yukarıda da bahsedildiği gibi beslenme ve yeme stili önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra sigara kesinlikle bırakılmalı, asitli içeceklerden uzak durulmalıdır. Bol bol sıvı alınmalı, tüketilen kafein miktarı azaltılmalıdır.

Yaşam değişikliğinin yanı sıra mide içindeki baskıyı azaltmak ve asidi dengelemek için antiasit ilaçlar kullanılabilir. Doktor kontrolünde alınması gereken bu ilaçların bebeğe herhangi bir zarar yoktur.

Şiddetli baş ağrısı çok daha büyük bir tehlikenin habercisi olabilir!

Şiddetli baş ağrısı çok daha büyük bir tehlikenin habercisi olabilir!

Beyin kanaması geçirmek için travma şart değil. Doğuştan gelen birçok sebep ile beraber beslenme ve pek çok etkene de bağlı olarak da meydana gelen beyin kanamaları, erken yaşlarda da çok ciddi sorunlara yol açabiliyor. Avrasya Hastanesi Beyin Cerrahisi Uzmanı Dr. Engin Çiftçi, beyin kanaması hakkında bilinmeyenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Engin Çiftçi

Beyin kanaması nedir?

Kafatası içinde yer alan tüm kanamalar beyin kanaması olarak tanımlanır ancak hangi sebeple yaşandıklarına bağlı olarak farklı isimlendirilirler. Beyni besleyen damar cidarının yırtılmasıyla kanın beyinde yayılması ve beyin dokusunu tahrip etmesine yol açar.

Beyin kanaması çeşitleri nelerdir?

Bir kaza veya yaralanmaya bağlı olarak ortaya çıkan beyin kanamaları travmatik, kendiliğinden oluşan beyin kanaması ise spontan olarak tanımlanır. Bunun yanı sıra gerçekleştiği yere göre ise;

  • Epidural, (Dış beyin zarı ile kemik arası)
  • Subdural, (Dış beyin zarı ile orta beyin zarı arası)
  • Subaraknoid,(Orta beyin zarı ile iç beyin zarı/beyin arası)
  • İntraserebral, (Beyin dokusu içi)
  • İntraventriküler (Beyin içerisindeki su havuzcuklarının içi) olmak üzere 5 farklı kategoriye ayrılır.

Travma sonucu yaşanan beyin kanamaları beş alanda da görülebilir. Spontan gelişen beyin kanamaları ise genellikle subaraknoid veya intraserebral olarak görülür.

Bu sebepler beyin kanamasına zemin hazırlıyor

  • Hipertansiyon,
  • Şeker hastalığı,
  • Bilinçsizce kullanılan doğum kontrol hapları,
  • Çok fazla alkol tüketmek,
  • Uyuşturucu madde kullanmak,
  • Bağ ve doku hastalıkları,
  • Kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak.

Beyin kanamaları sadece yaşlılarda görülmüyor

Beyin kanamalarının genel olarak yaşlılarda görüldüğü düşünülse de gençlerde de sıklıkla görülebilir. Doğumsal damar anomalileri ve travmalar sebebiyle yaşanan beyin kanamaları,erken müdahale edilmediği takdirde çok ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirir. Trafik kazaları, düşme, darp, ağır sporlar ve aktif bir yaşam süren genç nüfusun travmalara bağlı beyin kanaması geçirme riskini yükseltiyor.

Beyin kanamasının belirtileri nelerdir?

  • Çok şiddetli baş ağrısı,
  • Ani bilinç kaybı,
  • Nöbet geçirme,
  • Mide bulantısı,
  • Kusma,
  • Konuşmada zorlanma,
  • Görme bozukluğu,
  • Kol ve bacaklarda halsizlik.

Ayrıca;

  • Tam veya kısmi felç,
  • Bulanık ve çift görme,
  • Bayılma,
  • Kasılma ve titreme,
  • Işığa hassasiyet,
  • İdrar kaçırma,
  • Kulakta çınlama,
  • Ensede sertlik görülebilir.

Beyin kanaması nasıl teşhis edilir?

Olası beyin kanamalarının teşhisinde Bilgisayarlı Tomografi tercih edilir. Eğer yapılan inceleme sonucunda hastada beyin kanaması saptanırsa kanamanın sebebini öğrenmek için başka yollara başvurulur. Bunlar; tomografili anjiyografi (BT anjiyografi), manyetik rezonans (MR) görüntüleme ve MR anjiyografi ve kasıktan girilerek yapılan anjiyografidir. (DSA)

Beyin kanaması nasıl tedavi edilir?

Beyin kanamalarına acil müdahale edilmesi gerekir dolayısıyla yukarıdaki belirtiler söz konusu olduğunda kişilerin mutlaka doktora başvurması gerekir. Uygulanan tedavinin amacı kanamanın hafifletilmesi, yaşanabilecek sorunların önlenmesi ve kanamaya sebep olan nedenlerin ortadan kaldırılması üzerine kuruludur.

Boğaz ağrısı deyip geçmeyin

Boğaz ağrısı deyip geçmeyin

Boğaz bölgesinde yanma, kuruluk, çizilme veya tahriş olma hissi… Bazen de yutkunmada güçlük problemleri… Kış aylarında en yaygın görülen sorunlardan biri olan ‘boğaz ağrısı’ yaşam kalitemizi olumsuz etkileyecek boyutlara ulaşabiliyor. Öyle ki besinleri çiğnemek, sıvı tüketmek, yutkunmak ve konuşmak adeta ızdıraba dönüşebiliyor! Üstelik son zamanlarda tüm dünyayı etkisi altına alan Omicron varyantının en sık ve ilk görülen belirtilerinden biri, boğaz ağrısı! Omicron’un dünyanın pek çok ülkesinde baskın varyant olması ve vaka sayısında rekor düzeyde artış nedeniyle boğaz ağrısının görülme sıklığında 3 kat artış olduğu belirtiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, boğaz ağrısında mutlaka hekime başvurmak gerektiğine dikkat çekerek, “Soğuk algınlığından gribe, faranjitten bademcik enfeksiyonuna kadar pek çok hastalık boğaz ağrısı yapabiliyor. Tedavi altta yatan hastalığa göre belirlendiği için mutlaka hekime başvurmak gerekiyor. Çünkü hekime danışılmadan çeşitli yöntemlerle boğaz ağrısını gidermeye çalışmak hastalığın şiddetlenmesine ve tedavi süresinin uzamasına neden olabiliyor” diyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, kış aylarında sık görülen boğaz ağrısına karşı almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mahmut Ozan Fındık

Kapalı ortamlardan kaçının!

Kapalı ortamlarda yetersiz hava sirkülasyonu nedeniyle virüslerin havada asılı kalması, kişilerin birbirlerinin nefesini daha fazla soluyor olmaları ve daha fazla yüz yüze gelmeleri, virüslerin ortama yayılmaları için uygun bir ortam oluşturuyor. Bunun sonucunda da boğaz ağrısına yol açabilen hastalıklar gelişebiliyor. Bu nedenle kapalı ortamlarda fazla zaman geçirmeyin ve maskenizi asla çıkarmayın.

Bol bol su için

Boğaz ağrısına karşı her gün düzenli olarak bol bol su içmeniz çok önemli. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, su içmenin vücudumuzun, dolayısıyla hava yollarımızın da nemli kalmasını sağladığını belirterek, “Bolca su içildiğinde boğazdaki kuruluk ve virüs ile bakterilerin boğazda tutunmaları önlenebiliyor. Böylece boğazdaki tahriş azalıyor, varsa mukus daha kolay çözülebiliyor. Dolayısıyla her gün 2-2.5 litre su içmeyi alışkanlık haline getirin. Boğazınızın kurumaması için suyu gün içinde yudum yudum içmeye dikkat edin” diyor.

Sigara, alkol ve kafeine dikkat!  

Vücudunuzda herhangi bir virüs veya bakteri olmasa bile sigara içmek veya sigara dumanına pasif olarak maruz kalmak boğazda tahriş yaparak ağrıya neden olabiliyor. Sağlığınız için asla sigara içmeyin, içilen ortamlarda da bulunmayın. Dikkat etmeniz gereken bir başka önemli konu da, alkol tüketmemek ve kafeini sınırlandırmak olmalı. Bunun nedeni ise alkol ile kafeinin vücuttan su atılımına, bunun sonucunda da boğazın kuruyarak boğaz ağrısının artmasına neden olabilmesi. Ayrıca alkol ve kafein reflüyü tetikleyerek boğazdaki tahrişin daha da artmasına yol açabiliyor.

Bu besinlerden uzak durun

Reflü hastalığı da boğaz ağrısının sebepleri arasında yer alıyor. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Mahmut Ozan Fındık, bu nedenle reflü yapan besin ve içeceklerden uzak durmanız gerektiğine işaret ederek, “Dolayısıyla çikolatayı, baharatları ve yağda kızartılmış besinleri fazla tüketmekten kaçının. Midenizi çok fazla doldurmamak için yemekleri az porsiyonlar halinde tüketin. Yatmadan en az 3-4 saat önce sıvı ve katı gıda tüketimine de son verin.” diyor.

Odanızın nem oranını ayarlayın!

İç mekanlarda havada yeterli nem olmaması da boğazda kuruluğa ve bunun sonucunda da boğaz ağrısının şiddetlenmesine neden olabiliyor. Düşük nem oranı (yüzde 35-40) virüs ve bakteriler için uygun ortam sağlıyor. Dolayısıyla odanızın nem oranının ortalama yüzde 65 olmasına dikkat edin. Fakat unutmayın ki nem oranının çok yüksek olması da akar ve mantarlar için ideal ortam oluşturuyor.

Çevresel faktörler de önemli!

“Bazen çevresel faktörler de boğaz ağrısının sebebi olabiliyor” uyarısında bulunan  Dr. Mahmut Ozan Fındık, şöyle devam ediyor: “Evcil hayvan kepeği ile tüyü, küf, toz, polen ve bazı temizlik malzemelerinin kimyasal buharı gibi nesnelere karşı oluşan alerjiler, boğaz ağrısına yol açan etkenler arasında yer alıyor. Alerji sorunundan yakınıyorsanız bu çevresel faktörlerden mümkün olduğunca uzak durmayı ihmal etmeyin.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

DOĞAL YÖNTEMLER

Doğal yöntemler de boğaz ağrısının hafiflemesinde etkili olabiliyorlar. Dr. Mahmut Ozan Fındık, bu yöntemlerden bazılarını şöyle anlatıyor:

 İyotsuz tuzla gargara

Pastil çeşitleri ve hafif ağrı kesiciler boğaz ağrısının hafiflemesine yardımcı oluyor. Bunların yanı sıra gargara yapmak da boğaz ağrınıza karşı etkili oluyor. Bunun için kaynamış bir bardak suyun içine bir çay kaşığı kadar iyotsuz tuz ekleyerek gargara yapabilirsiniz. (İyot boğazda ve ağızda yanma hissi oluşturuyor) Bu yöntem boğazınızda bozulan pH oranının düzelmesine yardımcı olarak; bakteri, virüs ile mantarların üremeleri ve yaşamaları için uygun ortamın oluşmasını engelleyebiliyor. Ayrıca boğazda şişliğin hafiflemesine ve mikropların yok olmasına karşı da etkili olabiliyor. Boğazınız ağrıdığında gargarayı sabah, öğlen ve akşam olmak üzere günde 3 kez uygulayabilirsiniz.

Elma sirkesiyle gargara

Elma sirkesi asidik yapısıyla mukusun daha kolay çözülmesine yardımcı olabiliyor. Böylece bakterilerin ve virüslerin yayılmalarını önleyebiliyor. Dolayısıyla boğazınız ağrıdığında bir fincan ılık suyun içine ekleyeceğiniz 2 çorba kaşığı elma sirkesiyle, günde 3-4 kez gargara yapabilirsiniz. Ancak gargarayı gereğinden fazla yapmamaya dikkat edin, çünkü mide hasarına ve reflü problemlerine sebep olarak boğaz ağrısını tetikleyebiliyor.

Bir tatlı kaşığı ballı zencefil

Zencefil antibakteriyel ve antiinflamatuar etkisiyle boğaz ağrısının hafiflemesine yardımcı olabiliyor. Balın içeriğindeki propolis gibi maddeler de bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Ayrıca bal boğazı kaplayarak yumuşatıyor ve değdiği noktalarda virüs ile bakterilerin tutunmasını yavaşlatabiliyor. Sabahları bir tatlı kaşığı balın içine az bir miktar, örneğin yarım çay kaşığı toz zencefil ekleyerek tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Bal içerisinde yer alan şekerden dolayı kan şekerinin yükselmesine yol açtığı için diyabet hastaları için risk oluşturuyor.

Ihlamur, ada veya nane çayı

Ihlamur, papatya çayı, ada çayı veya nane çayı da boğaz ağrısına karşı etkili olabiliyor. Boğazı nemlendirmelerinin yanı sıra anti-inflamatuar, antibakteriyel ve antiviral özellikleri sayesinde boğaz ağrısının hafiflemesine katkı sağlayabiliyorlar.

Kestane hem tok tutuyor hemde mutluluk veriyor

Kestane hem tok tutuyor hemde mutluluk veriyor

Soğuk kış günlerinde ilk akla gelen yiyeceklerden biri olan kestane; kavrulmuş, haşlanmış ve tatlı olarak tüketilebiliyor ya da pilavlara, yemeklere lezzet veriyor. Kalorisi düşük bir besin olan kestane yüksek miktarda lif, protein ve karbonhidrat barındırıyor. Aynı zamanda potasyum, magnezyum, demir ve fosfor içeriğiyle zengin bir mineral kaynağı olarak tanımlanıyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen, kestanenin faydaları hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nur Sinem Türkmen

Vitamin ve mineral kaynağı

Bir kuruyemiş olan kestane ceviz, badem ve fındığın aksine daha az yağ, yüksek oranda nişasta ve C vitamini içerir. Hafif tatlı bir tada sahiptir ve nişasta oranı yüksek olduğu için un olarak da kullanılabilir. Kestane unu glüten içermez, ekmek ve hamur işlerinde kullanılabilir. Kestane C, E ve B vitaminlerini (B1, B2, B3, B6 ve B9) içerir. Ayrıca fosfor, magnezyum, kükürt ve kalsiyum gibi diğer mineralleri de içerir. Ayrıca sindirim sisteminin düzgün çalışması için gerekli olan iyi lif kaynağıdır. Ayrıca lifler besinlerin emilimini yavaşlatır, şeker ve kolesterol seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur. 3 adet orta boy pişmiş kestane, 1 ince dilim ekmek değişimi olarak tüketilebilir.

Tok tutuyor ve kabızlığı önlüyor

C vitamini içeriği ile kolesterol düşürücü etkisi vardır. Ayrıca kestanenin içinde bulunan Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri kolesterol seviyesini olumlu yönde etkiler. Kestane yüksek bir antioksidan potansiyele sahiptir ve vücuttaki iltihaplanmayı önler. Antioksidan özellikleri ile kalp hastalıklarına ve kansere karşı da koruma sağlamaktadır. Kestane, lif ve karbonhidratları nedeniyle oldukça doyurucu bir besindir ve uzun süre tokluk sağlar. Bağırsak florasını destekler, kabızlığı önler. Lif içeriği sayesinde bağırsaklarda yavaş emilir ve kan şekerinin çabuk yükselmesine neden olmaz. Bu özelliği ile şeker hastaları da kontrollü olarak bu besini tüketebilirler.

Sinirleri güçlendiriyor ve mutluluk veriyor

Kestane kalsiyum, fosfor ve magnezyum içeriğiyle kemikleri ve dişleri sağlıklı tutar. Kestanedeki fosfor ve B vitaminleri sinir sistemi için faydalıdır. B vitamini sinirleri güçlendirir ve beyindeki mutluluk hormonu serotonin üretimini destekler. Sinir sistemi, vücudun birçok bölgesini kontrol etmekten sorumlu olduğu için çok önemlidir. Kestane, vücudunuza bol miktarda antioksidan sağlayarak sinir sistemi için faydalıdır ve bu da zihinsel sağlığın gelişmesine katkıda bulunur. Kestane, zengin amino asit içeriğine sahiptir. Bu nedenle vegan beslenen kişiler, yaşlılar ve sporcular da kestane tüketebilirler.  İster bütün ister un şeklinde olsun kestane, çölyak hastalığı veya glüten intoleransı olan kişiler için iyi bir kaynaktır.

Şeker hastaları kontrollü tüketmeli

Özellikle şeker hastaları için nişasta ve şeker dikkat edilmesi gereken gıda bileşenleridir. Kestanenin, yüksek karbonhidrat içeriği nedeniyle şeker hastalığı, kolit veya obezite hastalarına kontrollü tüketilmesi önerilmektedir. Kestane çiğ tüketildiğinde sindirim sorunlarına neden olabilecek bazı aktif maddeler içermektedir. Hazımsızlık veya gastrit gibi bağırsak sorunlarına neden olabilir. Kestanenin pişirilerek yenmesi gerekmektedir.

KESTANELİ KIŞ SALATASI

Malzemeler (4 kişilik)

400 gr çiğ kestane veya 300 gr pişmiş kestane

200 gr taze mantar karışımı

200 gr balkabağı

1 adet rezene

150 gr ıspanak veya su teresi

400 gr haşlanmış ve kıyılmış tavukgöğsü

1 çay kaşığı tuz

Salata sosu;

4 yemek kaşığı zeytinyağı

3 yemek kaşığı elma sirkesi

2 yemek kaşığı su

1 çay kaşığı bal

Yapılışı

Kestaneleri ayıklayıp tuzlu suda pişirin. Sağlam ve parçalanmadan çıkarın. Kestaneleri soyun ve ayırın. Sebzeleri ve mantarları yıkayın. Rezeneyi 8 parçaya, bal kabağını küplere ve mantarları dörde bölün. Salata sosunun tüm malzemelerini bir karıştırıcıda karıştırarak sosu hazırlayın.

Kestaneleri, sebzeleri ve tavuğu bir fırın tepsisine koyun, sosun yarısını malzemelerin üzerine ekleyin ve 140ºC’de 20-30 dakika fırında pişirin. Kalan salata sosunu yarım saat sonra veya gerekli değilse piştikten sonra ekleyin. Sıcak olarak servis yapın.

Pandemiyle kış depresyonu yaygınlaştı

Pandemiyle kış depresyonu yaygınlaştı

Size keyif veren aktivitelerden artık haz alamıyor musunuz? Ümitsizlik ve karamsarlık duyguları sizi esir mi almaya başladı? İş veya okul hayatına eskisi kadar ilgi duyamıyor musunuz? Artık kendinizi sık sık buzdolabının önünde mi buluyorsunuz? Yatağa uzandığınızda uykuya dalmakta güçlük çekiyor veya tam aksine hiçbir şey yapmadan hep uzanmak ve uyumak mı istiyorsunuz? Siz de bu sorunlardan şikayet ediyorsanız, altında yatan neden ‘kış depresyonu’ olabilir!

Kış depresyonu; mevsimsel geçişlere bağlı olarak güneş ışığındaki azalmayla beraber görülen bir depresyon çeşidi. Gecelerin uzun, gündüzlerin ise kısa olması nedeniyle gün ışığına daha az maruz kalıyoruz. Uyku düzeni ve sirkadyen ritmin düzenlenmesiyle görevli melotonin düzeyinde artış ve mutlu, huzurlu olmamızın yanı sıra kendimizi güvende hissetmemizi sağlayan seratonin düzeyinde azalma, kış depresyonunun biyolojik etmenlerini oluşturuyor. Özellikle Covid-19 pandemisinde aile içinde yaşanan kayıpların olması, iş/okul düzeninde değişen koşullar ve pandeminin etkisiyle sosyal hayatta azalma, kış depresyonunun daha sık görülür olmasına neden oldu.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Uzman Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu, kişinin isteksizlik duygularına hakim olamamasına ve bununla beraber günlük işlevlerinin aksamasına neden olduğu için kış depresyonunun yaşam kalitesini oldukça bozabildiğini belirterek, “Alacağımız bazı önlemlerle kış depresyonuyla başa çıkmamız mümkün olabiliyor. Ancak depresyonla baş etmekte zorluk yaşıyorsanız ve bu durum aile, iş ve sosyal hayatınızı olumsuz etkilemeye başlamışsa, bir uzmandan destek almanız önemli; aksi halde mevcut şikayetleriniz daha da artabiliyor.” diyor. Uzman Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu, kış depresyonuyla baş etmenin yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu

Duygularınızı anlatın

Aileniz ve arkadaşlarınızla duygularınızı paylaşmanız çok önemli. Duygularınızı ve bu süreçte yaşadıklarınızı, güvendiğiniz ve size kendinizi iyi hissettiren çevrenizle paylaşmanız, hatta sıkılaştırmanız; benzeri kaygı, hüzün ve mutsuzluk gibi duyguları sadece sizin yaşamadığınızı ve dönem dönem benzeri zorluklardan yakın çevrenizdeki insanların da geçtiğini fark etmenizi sağlayacaktır. Aynı zamanda duygularınızı paylaştığınızda anlaşıldığınızı hissetmek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Gün ışığı çok önemli

Gün ışığı seretonin salgısının artmasına ve melatonin miktarının azalmasına yardımcı oluyor. Vücudumuzdaki her iki hormon beraber görev alarak; kişinin iyilik hali, uyku, bağışıklık ve sindirim sistemi gibi düzenlerini oluşturuyor. Uzman Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu, bu nedenle gün ışığından mümkün olduğunca faydalanmaya özen göstermeniz gerektiğini belirterek, “İş yaşamında öğlen aralarında, okul yaşamında teneffüslerde, evdeyseniz müsait olduğunuz zaman aralıklarında her gün 30 dakika açık havada zaman geçirin. Kapalı ortamlarda bulunmaktan da kaçının.” diyor.

Beslenme düzeninizi bozmayın

Depresyon döneminde ya karbonhidrat ve şekerli gıdaların tüketimi artıyor ya da iştahımız kayboluyor. Ancak bu tip gıdaların tüketilmesi, oreksin düzeyinin düşmesi nedeniyle yorgun ve halsiz hissettiriyor. Ayrıca beslenme düzeninde olan bu değişiklikler gerekli vitaminleri alamadığımızda yorgunluk, halsizlik gibi belirtiler oluşturacağı için depresyon sebebiyle oluşan isteksizliğin daha da artmasına yol açabiliyor. Bu nedenle sağlıklı ve düzenli beslenmeye gayret edin. Gün içerisinde 3 ana 3 ara öğün şeklinde aralıklarla beslenmeniz ve bu beslenme düzeninin oluşması amacıyla bir diyetisyenle işbirliği halinde olmanız, iştah kontrolünüzü sağlamakta faydalı olacaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sporu ihmal etmeyin

Sporun insan sağlığına fiziksel olarak katkısı olduğu kadar psikolojik iyilik hali için de etkinliği yapılan çalışmalarda kanıtlanmış. Yorgun olsanız dahi düzenli spor yapmaya gayret edin. Eğer zorlanacaksanız öncelikle yapabileceğiniz kadar süreyi hedefleyin. Ardından bu süreyi artırabilirsiniz. Örneğin haftada 2 gün 30 dakika şeklinde başlayabilirsiniz.

Olumsuz içeriklerden uzun durun

Bir yandan pandemi döneminde vaka sayılarındaki artışın yarattığı kaygılar, diğer yandan olumsuz yaşam olaylarının televizyonlarda yayınlanması, depresif dönemde olan kişiler için tetikleyici olabiliyor veya depresyonun ağırlaşmasına yol açabiliyor. Bu nedenle sizi olumsuz etkileyen içeriklerden uzak durmaya çalışın.

Haftalık planlar oluşturun

Depresyonun en önemli belirtilerinden biri, eskiden keyif alınan aktiviteleri yapamıyor olmak, eski dikkat ve konsantrasyonu devam ettirememek. Uzman Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu, eskiden keyif alınan işlerin ya da yapılan aktivitelerin azalmasının ruh halini daha da olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Bunun sonucunda da bir kısır döngü oluşabiliyor. Ayrıca kişi kendini suçlu hissetmeye başlıyor, çevresiyle olan ilişkilerinde sorunlar yaşayabiliyor. Bu nedenle eskiden keyif aldığınız etkinlikleri ve işleri kendinizi isteksiz dahi hissetseniz yapmaya gayret edin. Bunun için kendinize haftalık bir plan oluşturun. Bu plan isteksizliğin azalması ve zihninizin bir takım faaliyetlerle meşgul olması sayesinde kendinize dönük depresif duygularınızın azalmasını sağlayacaktır” diyor.

Uyku düzenine dikkat!

Depresif hissedilen dönemlerde oluşan uyku sorunları, biyolojik uyku saatimizi bozuyor. Bunun sonucunda derin uykuya geçme süreci etkilenerek uyku problemleri ortaya çıkabiliyor. Uzman Psikolog Cansu İvecen Zakiroğlu, depresyon öncesinde uyku düzeniniz nasılsa o saatlerde uykuya hazırlık yapmanız gerektiğini belirterek, şöyle devam ediyor: ”Hazırlık planı için ışık, ses, kahve ve yeme düzeni gibi konularda, uyku öncesi rutinler oluşturun. Uyku zamanında odanızın karanlık olması da, melatonin yapımı ve salgılanması nedeniyle çok önemli. Gün içerisinde kendinizi uykusuz hissettiğiniz zaman uyumanız uyku sorunlarına yol açabiliyor. Dolayısıyla kendinizi yorgun hissettiğiniz ve uyuma isteğinizin geldiği noktada uyumak yerine; gün içinde 10 dakika gibi kısa aralıklarda gözlerinizi kapatarak dinlenmelisiniz.”

Eski varyantlar etkisini sürdürmeye devam ediyor!

Eski varyantlar etkisini sürdürmeye devam ediyor!

Burun akıntısı, boğaz ağrısı, halsizlik gibi belirtileriyle daha çok soğuk algınlığı ve mevsimsel grip gibi geçirilen Omicron varyantı, buna karşın özellikle aşısızlar, eksik aşılılar, bağışıklığı düşük ve kronik hastalıkları olan risk grubundaki kişilerde ağır seyrederek ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron varyantının diğer varyantlardaki kadar koku ve tat kaybına yol açmadığını, bununla birlikte eski varyantların halen etkili olduklarını belirterek, hastalarda koku ve tat kaybının diğer bulgular düzelse bile devam edebildiğini, bazı hastaların altı aydan fazla süredir koku ve tat kaybı yaşadığını ve bu durumu çaresizlik içinde kabullenen hastalara bir takım çözüm önerileri sunduklarını söylüyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron ile birlikte son günlerde sık görülen enfeksiyonları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Son iki yıldır tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 enfeksiyonuna neden olan SARS-CoV-2 virüsü bugüne dek birçok kez mutasyona uğradı. Bu varyantlar içinde en hızlı bulaş riskine sahip olan varyantın Omicron olduğunu belirten Acıbadem Maslak Hastanesi KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar, Omicron’un belirtileri itibariyle nezle ve mevsimsel grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarını çağrıştırabildiğini bu nedenle toplumda hafife alınma yanılgısına yol açabildiğini söylüyor. Covid-19’un genel olarak; yüksek ateş, nefes alma güçlüğü, halsizlik, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, bulantı ve kusma, ishal ve tat ve koku kaybına yol açabildiğini kaydeden Doç. Dr. Yavuz Atar “Ancak Omicron varyantında diğer varyantlardan farklı olarak; klasik bulguların daha hafif görüldüğünü, boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık, ses kısıklığı ve gece terlemesi bulguları olduğunu görmekteyiz. Covid-19 enfeksiyonlarında tüm bu bulgular ilk üç günde artış göstererek yaklaşık 2-3 hafta içinde azalarak bitme eğilimdedir. Ancak kronik rahatsızlığı olan, bağışıklığı düşük, aşısız, eksik aşılı ya da yaşlı kişilerde ise virüs akciğer dokusuna yerleşir ve alt solunum yollarına bağlı hastalık belirtileri göstererek, hastanın klinik tablosu ağır seyredebilmektedir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Yavuz Atar

Omicron koku ve tat kaybına yol açmayabiliyor!

Omicron varyantının tüm dünyada çok hızlı bir şekilde yayıldığını, eski varyantlardan farklı olarak koku ve tat kayıplarının yeni varyantta daha az sıklıkta görüldüğünü belirten Doç. Dr. Yavuz Atar şöyle konuşuyor: “Omicron varyantının diğer varyantlara göre ne ölçüde koku ve tat kaybı yaptığını değerlendirmek için henüz erken bir dönemdeyiz. Günümüze değin yapılan araştırmalarda delta varyantı ya da daha eski varyantlar ile enfekte olan olgularda koku ve/veya tat kaybı yaşanması önemli ölçüde beklenebilen bir hastalık bulgusu idi. Hatta bazı araştırmalar koku kaybı bulgusu ile Covid-19 enfeksiyonu teşhisinde yararlanabileceğini bildirecek kadar bu bulguyu değerli görmekte idi. Hastalar koku yetilerinin bir anda azaldığını ya da tamamen kaybettiklerini ifade etmekteydiler. Güncel poliklinik vakaları üzerinden elde ettiğimiz tecrübeye bakarak koku ve tat kaybı şikayetlerinin Covid-19 enfeksiyonunun ilk görüldüğü dönemlere göre azaldığı söylenebilir.”

Eski varyantların etkisi sürüyor!

Her ne kadar gözler Omicron’a çevrilmiş olsa da, eski varyantların etkisi de sürüyor. Covid-19 geçirmiş hastaların önemli bir kısmında hastalık akut dönemi geçtikten sonra birkaç haftada koku ve tat duyusu yerine gelse de bir kısım hastada altı ay ve üzeri bir sürede bu şikayetler ile gelen hastalar olabildiğini belirten KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar “Bu tür şikayetleri olan hastalarda öncelikli olarak koku kaybının derecesi belirlenmeli ve altta yatan hastalığın ne olduğu ortaya konulmalıdır. Genelde hastalarda tam bir koku ve tat kaybı yerine koku keskinliği azalmaktadır. Koku ve tat kaybının yaşam kalitesini önemli derecede etkilediği bilinmektedir bu nedenle bir takım tedavi yöntemleri geliştirilmeye çalışılmıştır. Koku kayıplarında koku stimülasyon terapisi; hastaların koku hafızalarını uyararak koku duyusunu geriye getirmeyi hedefleyen pratik bir yöntemdir. Ağızdan ya da burundan kortizon uygulamaları, burun temizleyici solüsyonlar diğer tedavi yaklaşımları arasında sayılabilir. Tedavi yaklaşımları için mutlaka bu konuda deneyimli bir KBB Uzmanı’na başvurulmalıdır. Tedaviye hemen yanıt alınamayabileceğinden tedavinin yarıda kesilmemesi ve doktor takibinde kalınması önemlidir. Bununla birlikte tam koku kaybına uğrayan ve şikayeti uzun süredir geçmeyen hastalarda diğer nedenler ve koku nöronlarında bir hasar olup olmadığı araştırılmalıdır. Tat duyusunun kaybı ile ilgili mekanizmalara ait ise ne yazık ki yeterli sayıda araştırma yoktur” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Bu enfeksiyonlar bir arada görülebiliyor!

Omicron, mevsimsel grip ve domuz gribinin ayrı ayrı ya da ardışık görülebildiği gibi, son günlerde bu enfeksiyonların bir arada da görülür hale geldiğini kaydeden Doç. Dr. Yavuz Atar, bu nedenle belirtilerden yola çıkarak hastanın kendi başına etken tayini yapmaya çalışmasının doğru olmadığını, hastaların mutlaka ayırıcı tanı için hekime danışması ve hekimin gerekli görmesi durumunda gerekli testleri yaptırması gerektiğini söylüyor. Evde yapılan hızlı tanı kitlerinin çoğalması ile birlikte evlerde kişilerin kendi başlarına etken virüsü saptamaya çalıştıklarını belirten Doç. Dr. Yavuz atar “Ancak bu kitlerin hem doğruluk oranlarının laboratuvar testlerine göre görece az olduğu hem de farklı standartlar taşıyan ürünler olduğunun bilinmesi gereklidir. Hastaların ayırıcı tanı için hekimlerine danışmasını ve hekimin gerekli görmesi halinde kesin tanı için tanı araçlarından (PCR vb.) faydalanılmasını önermekteyiz. Aksi taktirde sonuç negatif çıkmasına rağmen aslında pozitif de olabilirler ve hem kendi sağlıklarını hem de bulundukları ortamlarda yüksek bulaş riski nedeniyle pek çok kişinin sağlığını tehlikeye atabilirler” diyor.

Ne zaman hastaneye gitmeli?

KBB Uzmanı Doç. Dr. Yavuz Atar “Hiç grip aşısı / Covid-19 aşısı olmadıysanız, kronik bir hastalığınız ya da bağışıklık sistemini bozan bir hastalığınız var ise, risk grubunda iseniz ya da ağır hastalık belirtileri (solunum güçlüğü, göğüs ağrısı vb.) taşıyorsanız, risk grubu bireyler ile aynı ortamı paylaşıyor iseniz öncelikle birinci basamak hekiminize başvurmanız, gerek görülmesi halinde ya da birinci basamak hekimine ulaşamadığınız durumlarda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız doğru olacaktır” diyor.

Bağışıklık güçlendirici beslenme reçetesi!

Bağışıklık güçlendirici beslenme reçetesi!

“Hem havaların soğuması hem de virüslerin artışı ile birlikte bağışıklığımız zayıfladı. Peki, kışa sağlıklı girmenin yolları neler?” İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy, kış aylarını sağlıklı geçirmenin tüyolarını paylaştı.

Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte giyim tarzı, ruh hali ve beslenme durumunda değişiklikler meydana geliyorsa kış yaklaşıyor demektir. Kış yaklaşırken enerji alımınızın normale göre daha çok arttığını, kilo almaya açık olduğunuzu, yaza göre daha karamsar ve enerjinizin düşük olduğunu hissediyorsanız, yalnız değilsiniz. Kış mevsiminde daha kapalı havalarda ve kapalı ortamlarda vakit geçirmek hem iştah yönetimini hem de duygu durumunu olumsuz etkileyebiliyor. Dolayısıyla mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren serotonin hormonu daha az salgılanıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. İrem Aksoy

Kış aylarını sağlıklı geçirmenin sırrını öğrenmek ister misiniz?

Kış aylarında sağlığımızı tehdit eden patojenlere karşı iyi bir silahımız var ve bunu güçlendirmek bizim elimizde. Kışı sağlıklı geçirmek, vücut direncini artırmak ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek istiyorsanız beslenme durumunuzu gözden geçirebilir ve aşağıdaki tavsiyelere uyabilirsiniz.

  • Kış ayının meyve ve sebzelerinden yararlanılmalı

Kış ayının meyve ve sebzelerinin besin bileşiminde bulunan antioksidanlar, vitamin ve mineraller bağışıklık fonksiyonunu artırarak kış hastalıklarına karşı savunma geliştirir. Turunçgiller, kivi, limon, brokoli, biber ve ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeleri C vitaminini doğal olarak almak için kullanabilirsiniz. Kışın ihtiyacınız olan vitamin, mineral ve antioksidanlar için günde 5-6 porsiyon rengârenk meyve ve sebzeleri tüketmeyi ihmal etmeyin.

  • Soğuklarda tüketebileceğiniz bir kış çayınız olmalı

Kuşburnu, adaçayı, ıhlamur, kara mürver ve nane-limon çayı gibi içimizi ısıtacak çaylara ek olarak zencefil, zerdeçal, tarçın gibi baharatların sağlık yararlarından da faydalanabildiğiniz özel bir tarifiniz olmalı.

  • Kilo almayı sağlayacak davranışların farkında olunmalı

Havaların soğuk olması sebebiyle daha çok kapalı ortamlarda vakit geçirme ve açık hava yürüyüşlerinde azalma enerji harcamanızı azaltacaktır. Bu durumda normal beslenmenize devam etseniz bile kilo almaya yatkınlığınız daha çok artabilir. Açık hava yürüyüşleri mümkün değilse bile enerji harcamanızı arttıracak egzersizler planlayabilirsiniz.

  • Depresyon ve strese karşı bir formülünüz olmalı

Mutluluk hormonu olarak bilinen serotonini arttırmak için beslenmenizde triptofan açısından zengin; tavuk-hindi eti, süt, peynir, yoğurt, yumurta, soya fasulyesi, fıstık ve badem gibi besinlere yer verebilirsiniz. Beslenme durumunuzu iyileştirirken, stresi azaltacak ve sizi mutlu edecek hobiler edinmeyi unutmayın.