Yazılar

“Çok araştırma ve deneme yapıyorum”

“Çok araştırma ve deneme yapıyorum”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu OLDEN 1772 ve OLDEN 1545 Executive Şefi Aykut Can Akın oldu. Keyifle okumalar.

Şef okurlarımıza kendinden bahseder misin?

Şuan Olden 1545’in ve Olden 1772’nin Executive Şefi olarak çalışıyorum. 1995 İstanbul Gaziosmanpaşa doğumluyum. 16 yaşında halamın da çalıştığı restoranda komi olarak çalışmaya başladım. Mutfağa sürekli girip çıktıktan sonra mutfağa olan ilgimi fark ettim ve mutfakta olmak bana keyif verdi. Bir süre sonra şefe mutfakta çalışmak istediğimi söyledim ve mutfakta çalışmaya başladım. Sonrasında kısa sürede çok başarılı restoranların mutfağında yer aldım.

Mutfak serüvenin nasıl başladı?  Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Sektöre Yeniköy’de Erdilli Gourmet Slow Food’da komi olarak başladım. Daha sonrasında İstanbul’da çeşitli restoranlarda çeşitli mutfaklarda çalıştım. Olden 1772’ye sous şef olarak başladım. Baş aşçı ile yolların ayrılmasından sonra Olden 1772‘nin baş aşçısı konumuna getirildim. Şu an Olden 1772 ve Olden 1545’in mutfağı bana emanet.

Dünyada mutfağında sıralamanız ve favorileriniz nedir?   

Akdeniz ve Asya mutfağı benim favorilerim arasında.

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı çok zengin ve çok çeşitli bir mutfak her yörenin kendine özgü yemekleri var. Ben de menülerimde mutlaka Türk mutfağından yemekleri, tarifleri yorumluyorum.

Hangi mutfakta iyisin? Yeni bir lezzet yaratırken nelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Akdeniz ve Asya mutfağında iyi ve iddialıyım, mutfaklar bana zevk veriyor. Genelde mevsimsel ürünleri kullanmayı seviyorum, çok araştırma ve deneme yapıyorum.

Pause Dergi

 Michelin Yıldızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Michelin Türkiye’ye gelmesi, çeşitli restoranlarımızın ve şeflerimizin yıldız alması beni çok gururlandırdı. Böyle bir organizasyonun Türkiye’de olması biz genç şeflere de ayrı ilham veriyor.

Mesleğe yeni başlamak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Öncelikle aşçılık mesleğini yapmaya karar verdikten sonra bu işi çok sevmeleri ve özveriyle çalışmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor.

Vural Aydoğan “Türk mutfağı sosyal medyanın da desteğiyle inanılmaz bir noktaya ulaştı”

Vural Aydoğan “Türk mutfağı sosyal medyanın da desteğiyle inanılmaz bir noktaya ulaştı”

Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Wet Restaurant’ın Executive Chef’i Vural Aydoğan oldu. Chef Vural Aydoğan ile kariyerini ve mutfak deneyimlerini konuştuk. Keyifle okumalar…

Vural Aydoğan

Şef Vural Aydoğan okurlarımıza kendinizden bahseder misin?

1984 Bolu Mengen doğdum.  2002 Mengen Aşçılık Meslek Lisesi mezunuyum. Mesleğe 1997 senesinde Akçakoca Diapolis Otel’de pastahane çırağı olarak başladım. 2004 senesinde Miami’ye taşındım ve son 20 senedir burada yaşıyorum.

Mutfak serüvenin nasıl başladı?

Benim serüvenim de birçok meslektaşım gibi çevremizin ve ailemizin yönlendirmesiyle başladı. Aşçılar okuluna annemin tavsiyesi üzerine başladım.

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

1997 yazı Akçakoca Diapolis Otel ile mesleğe başladım. Daha sonra yaz dönemlerinde okul stajımı Ephesus Princess, Antalya Merit Arcadia tamamladım. Okulumu bitirdikten sonra İstanbul’a taşındım ve 2004 senesinde Royal Caribbean Cruise Line’da çalışmak üzere Miami’ye geldim. Daha sonrasında kariyerlime global restoran markalarında yönetici pozisyonlarında devam ettim. 2012 -2015 arası Zuma Restaurant da head şeflik görevini üstlendim. 2015-2017 arası Miami Estiatorio Milos’da devam ettikten sonra 2017 Eylül ayında Nusret Gökçe’nin Amerika’daki ilk restoranı olan Miami lokasyonunu açmak üzere Executive Chef olarak göreve başladım. Nusret bey ile çok başarılı iki açılış gerçekleştirdik bunlar sırasıyla Nusret Miami ve New York şubeleri oldu. 2 sene Nusr-et’te çalıştıktan sonra, kendi restoranımı açmak üzere San Francisco’ya taşındım. Pandemi sürecinde Miami’ye döndüm ve danışman chef olarak El Turco’ya başladım. El Turco benim için inanılmaz bir tecrübeydi ve Michelin Bib gourmet ile taçlandı. Son iki yıldır da Wet Restaurant Launge da executive chef olarak görevime devam ediyorum.

Vural Aydoğan

Türk mutfağı hakkımda düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Son 20 senede Türk mutfağı sosyal medyanın desteğiyle inanılmaz bir noktaya ulaştı. Meslektaşlarımızın da dünya mutfaklarındaki tecrübelerini Türk mutfağıyla harmanlanmasıyla çok başarılı ve yaratıcı işletmeler ortaya çıktı.

Dünyada mutfağında sıralamanız ve favorileriniz nedir?

Benim favorim her zaman için çok geniş bir alanı içine alan Akdeniz mutfağıdır. Japon mutfağına olan ilgimi de göz ardı edemem.

Hangi mutfakta iyisiniz?

Tabi ki Akdeniz mutfağı. Japon mutfağının vermiş olduğu tecrübeyle özellikle deniz mahsulleri.

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Sürekli deneyerek. Farklı lezzetleri bir arada kullanıp ekibimle sürekli konuşup uygulamalar yapıyoruz. Bu sayede de çok enteresan şeyler ortaya çıkabiliyor

Vural Aydoğan

Michelin Yıldızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Michelin benim için disiplin ve istikrarı tescilleyen bir oluşum.

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Çok yemek yiyin, çok gezin, çok okuyup bir o kadar da dinleyin.

 Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Yeni projelerimiz tabi ki var. Hemde birden fazla var. Miami global bir culinary destination olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bende yeni konseptlerle Miami’de bir Türk şef olarak yerimi alacağıma inanıyorum.

“Türk mutfağını Dünyaya tanıtmak tek hedefim”

“Türk mutfağını Dünyaya tanıtmak tek hedefim”

 Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu özel davetlere menü hazırlayan Şef Simge Serçe oldu. Keyifle okumalar.

Simge Serçe

 

 Şef Simge Serçe Okurlarımıza kendinizden bahseder misin?

1987 İzmir Karşıyaka doğumluyum. Dokuz eylül İngilizce işletme mezunuyum. Uzun yıllar kurumsalda çalıştım fakat hep bir yanım Şef olmam gerektiğini söylüyordu. Şarkılarla danslarla yemekler yapılan bir evde büyüdüm. Annemi yemek yaparken izlemek ve ona mutfakta yardımcı olmak benim için en büyük zevkti Reçel, tarhana, turşu, salça kışlık ve yazlık hazırlıklar dahil her şeyi kendimiz yaparız. Evimizin bahçesinde hep sebzeler meyve ağaçları olurdu ve büyümelerini iple çekeriz. Evimizde‘’ tarladan tabağa’’ mantığıyla kendi mahsullerimiz olur.

Mutfak serüvenin nasıl başladı?

Uzun yıllar kurumsalda çalıştım ve aynı zamanda bir yemek sitesi sayfası açtım ve hobimi orda geliştirmeye başladım. O zamanlar bu kadar popüler değildi tabii. Kodlama dahil her şeyi kendim yapmayı öğrendim.  Evimde sürekli davetler verip yeni lezzetler oluşturuyordum ve arkadaşlarım artık kariyer değiştirmemin şef olmamın zamanı geldiğini söylüyorlardı. Profesyonel mutfakta nasıl olduğumu merak ettim ve Londra’ya yerleştim 1 yıl kadar eğitim aldım. Daha sonra İstanbul’a dönüp Mutfak akademisini de bitirdim.

Simge Serçe

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Tam olarak profesyonel hayata Hilton Bosphorus’ta başladım. Daha sonra kendi tarzımı bulmak için İstanbul’da çeşitli restoranlarda çalıştım. Restoranlarda çalışırken Your Home Your Restaurant adında bir marka oluşturdum. Hem private eventler, cateringlerin yansıra kendi organik ürünlerimi de satıyordum.

1 yıl kadar sonra da artık kendi mutfağımızı açma zamanını gelmişti ve çok yakın arkadaşım ve Ortağım Ramiz Rona Taşkınlar ile kendi mutfağımızı açmaya karar verdik. Pack-ala Meksika mutfağı markasını yarattık ve ilk mutfağımızı Ataşehir’de açtık Kısa süre içinde çok sevildik ve Maslak’ta ikinci mutfağımızı da açtık.  3 yıl kadar devam ettirdik. Pandemide hepimiz çok etkilendik daha sonra tekrar Londra’ ya yerleştim ve bir şekilde hayat beni Miami’ye getirdi. Ve uzun zamandır Miami de yaşıyor ve Şeflik yapıyorum. Özel davetlere menü yapmam istendiğinde Türk mutfağını baz alıp herkese tanıtmaya çalışıyorum. Private davetlerin yanı sıra kendi markamı oluşturmanın adımlarını atmaya başladım. Profesyonel hayata ilk başladığım zamanlardan beri Türk mutfağını Dünyaya tanıtmak tek hedefim olmuştur. Bu hedefim üzerinden ilerleyip çok yakın zamanda yepyeni bir proje ile geliyorum.

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Yeni bir lezzet yaratırken; küçük yaşımdan beri aynı yemeği hep üstüne yeni tatlar katarak yapmayı tercih ettim. Türk mutfağından çok uzaklaşmadan başka birkaç farklı mutfak lezzetini birleştirip yeni lezzetler yarattım. Hala da öyle gidiyor. Benim için mevsimsel çalışmak çok önemli.  Her mevsimin farklı güzellikleri farklı lezzetleri var. Menülerimi oluştururken bunlara dikkat ediyorum.

Simge Serçe

Dünyada mutfağında sıralamanız ve favorileriniz nedir?

Dünya mutfağında sıralamam ise tabii ki önceliğim Akdeniz mutfağı çünkü uçsuz bucaksız tariflerimiz geleneksel tatlarımız var. Daha sonra Çin mutfağı ve sonra da Fas mutfağı olmazsa olmazlarımdır.

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı kültürünün gerçekten çok eski bir tarihçesi vardır. Asya ve Anadolu topraklarının zengin ürün çeşitliliği sayesinde değişen kültürler birlikte yoğrulup kendini geliştirerek bugünlere gelmiş ve tüm Dünyaya kendini tanıtmayı başarmış bir mutfaktır. Bu sebeple her gün yeni bir lezzetle sizleri şaşırtmayı başaran nadir mutfaklardandır.

Michelin Yıldızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Michelin yıldızın başlıca önemi tabii tartışmasız verildiği restorana çok büyük bir popülerlik ve güç kazandırıyor. Ama aynı zamanda da hangi ülkenin mutfağıysa ülkenin tanınmasındaki rolü asla yadsınamaz. Bulunduğumuz sene içerisinde İzmir bodrum ve İstanbul’da çok sayıda restoranımız yıldızı aldı. Büyük Gururunu yasıyoruz. Kendimizi artık tanıtmaya başladık Önümüzdeki sene içinde de daha çok sayıda ödül alacağımızdan eminim.

Deniz Şahin “Son yıllarda kadın şeflerin sayısı artmaya başladı”

“Son yıllarda kadın şeflerin sayısı artmaya başladı”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Sade Beş Denizler Mutfağı şefi Deniz Şahin oldu. Kariyerini ve Michelin’e uzanan yolu konuştuk. Keyifle okumalar.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Deniz Şef, Pause Dergi okurlarına biraz kendinizden bahseder misiniz? Serüven nasıl başladı?

Tokat doğumluyum. Ailem, 1970 yılında ben 9 aylıkken Almanya’ya işçi olarak gitmiş. Çocukluğum anneannem ve teyzelerimle birlikte Tokat’ta geçti. Yazdan kışa, kıştan yaza hazırlıklarını yapan, salçasını pişiren, sebzelerini kurutan, turşusunu, eriştesini, ekmeğini sayamadığım birçok ürünü yapan kadınlarla. Bu nedenle geleneksel mutfakla iç içe büyüdüm, diyebilirim. Böyle bir ortamda yetişen ben, bulunduğum ortamdan elbette etkilenmiş ve farkında olmadan mutfağa dair birçok şey biriktirmişim.

Kariyerinizin ilk iş tecrübesi ve ardından Sade’ye giden yol?

Mutfak serüvenim, Tokat’ta 2002 yılının başında Honça Tokat mutfağı adıyla açtığımız, Tokat’ın yerel ve özgün yemeklerini sunduğumuz bir lokantada başladı. Tam anlamıyla eşimin teşvik ve desteği ile girdim sektöre. Mutfağa ilgim hep vardı, yemeği arkadaşlarım ve ailem için yapardım. Eşim her zaman çok güzel yemek yaptığımı ve bu lezzetleri herkesin tatması gerektiğini söylerdi, fakat hiç bu türden hayaller kurmamıştım.

Bir gün beni eski bir Tokat evine götürdü, burayı tutacağım ve bir işletme kuracağım dedi. Asla dedim, hayatta olmaz… Tamam dedi. Hiç uzatmadı ve ben de konunun burada kapandığını düşündüm. Haberim olmadan evi kiralamış, tadilatını, boyasını, kısacası yapılması gereken her şeyi yaptırmış. Beni tekrar aynı adrese götürdüğünde bambaşka bir yer gördüm ve tamam dedim, varım ama bana destek olacaksın. İstediğim her şeyle ilgileneceğine dair bana söz verdi. Böylece kalan hazırlıklar, alışverişler vs. her şey tamamlandı, sıra geldi menünün oluşturulmasına. Sevgili eşim “Fazla kalabalık bir menü olmasın, en iyi yaptığın yemeklerle başlayalım“ dedi. Tamamen evimin mutfağındaki bilgilerimle sınırlı, Tokat mutfağından en iyi yapabildiklerimle Honça’yı açtık. Sürekli eşimden yardım istiyorum; alışveriş, ödemeler, muhasebe ile alakalı konular… Bir gün yine eşimi aradım, beni konuşturmadan çok yoğunum, kendin hallet dedi ve beni kendimle baş başa bıraktı. İşte o gün profesyonel olma yolundaki ilk adımımı atmış oldum.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Baya Mücadeleli geçen bir başlangıç!

Gün geçtikçe menüye yeni lezzetler ekleme gereği duydum ve yavaş yavaş menüyü geliştirdim, genişlettim. Reçete oluşturmayı, maliyet ve fiyat dengesini, gelir-gider hesabını, kısacası işletmeye dair her şeyi deneme-yanılma yöntemiyle kendi kendime öğrendim.

Bu arada eşimle birlikte yurt içinde seyahatlerimiz oluyordu. Bu süreçte farklı iller ve bölgelerin mutfaklarını tanıma fırsatım oldu.

Honça serüveni benim için tam bir araştırma-geliştirme noktası oldu; kendimi eğittim ve geliştirdim. Bu süreçte Honça, Tokat’a gelen grupları ve bürokratların dışardan gelen misafirlerini ağırlayan özel bir mekan haline geldi. Ulusal basında haberlerimiz çıkmaya başladı. Mutfak Dostları Derneği bizimle İstanbul’da bir yemek düzenlemek istedi, kabul ettik. 2007 yılının ekim ayıydı, yanılmıyorsam. Eşimle birlikte arabamıza malzemelerimizi yükledik, Borsa Restaurant Adile Sultan Sarayı’na malzemeleri indirdik. Rahmetle anıyorum sevgili Rasim Özkanca; yemeğin en iyi şekilde olması için çok destek vermişti. O dönem, mutfak şefi Şenol usta ve ekibinin destekleriyle Tokat yemekleri hazırladık.

Akşam yemekte birçok kişiyle tanıştık; bunlardan biri de Önder Köse. Galata Kule Meydanı’nda Kiva Han adında geleneksel Anadolu yemeklerinin yapılacağı bir restoran açmak istediğini ve bizim ne gibi destek verebileceğimiz konularını içeren bir sohbet gelişti. Fazla detaya girmemekte fayda var çünkü çok uzun. Biz, Tokat’tan verebileceğimiz her türlü malzeme desteğini konuşurken, 8 ay sonra yani 2008 haziran ayında kendimizi Galata Kule Meydanı’nda Kiva Han’da bulduk. Kiva serüveni devam ederken, 2012 yılının mart ayında Berlin’de Honça Anatolien Cousine adıyla tekrar Honça’yı açtık. Yani Honça’yı tüm Anadolu coğrafyasının mutfağını kapsayan bir konseptle Berlin’e taşımış olduk. Yaklaşık 3 yıl Honça Berlin’de hizmet verdi. Her ayın yarısı Berlin’de, yarısı İstanbul’da geçen koşuşturmalı bir hayat. Bu tempo ile çok fazla sürdüremedik ve Honça’yı kapattık. Bu arada 2008 yılında başlayan Kiva serüvenim, 2017 yılına kadar devam etti. 2017 yılının temmuz ayında Kiva ile olan yolculuğum da son buldu ve 2018 yılında Sade Beş Denizler Mutfağı ile benim için yeni bir mutfak macerası başladı.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Kadın şef olmanın avantajları neler? Dezavantajları neler?

Kadın şef olmanın bir avantajı yok desem yeridir. Yaptığınız işi avantaja çevirmek, tamamen işinizle ilgili bilgi ve becerilerinizle alakalı. Yani mutfakta şef olarak kabul görmek için yaptığınız işte gerçekten bilgili olduğunuzu göstermeniz gerekiyor. Kadın olduğunuz için ekstra bir avantaj sunulmadığı gibi, profesyonel mutfakta şef olmak erkeklere özgü bir durummuş gibi bir algı da vardı. Neyse ki son yıllarda bu durum değişti ve kadın şeflerin sayısı artmaya başladı. İnanılmaz güzel işler yapıyorlar.

Kadın şef olmanın dezavantajları ise saymakla bitmez. Malum, mutfak hayatı uzun mesai gerektiriyor. 8 saat mesai gibi bir durum söz konusu değil, adı üstünde hizmet sektörü. Uzun mesai gerektiriyor ve sorumluluğu ağır. Tiyatro sahnesi gibi, her gün canlı performans, iyi ya da kötü geri dönüşü anlık. Evli ve çocuk sahibi olanın işi daha da zor. Ama neyse ki kadınlar, birçok işi bir arada yürütebiliyorlar.

Adnan Şahin eşiniz. Değerli bir gastronomi dünyası ismi size katkıları oluyor mu? Nerelerde?

Hem de çok desteğini görüyorum. Her zaman yolumu açtı, destekledi, inandı ve yanımda durdu. Bugün bulunduğum konum ve mesleki birikimim onun desteğiyle mümkün oldu.

Sade’nin konsepti gereği hep yöresel yemekler yapıyoruz. Bu yemeklere ulaşabilmek için sürekli seyahat ediyor ve araştırıyor olmamız gerekiyor. Rutin yoğunluğum içinde benim sürekli bir yerlere seyahat etmem pek mümkün olmuyor, açıkçası sıklıkla da yapamıyorum. İşte bu noktada sevgili eşim devreye giriyor, işin bu kısmını kendisi üstleniyor. Bir de ürün tedariğinde yerel üreticilerle bağlantılar konusunda desteği oluyor. Gittiği her yerde yeni malzemelere, o malzemelerle yapılan yeni yemeklere ulaşabiliyoruz.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Michelin Rehberi’ndesiniz? Bekliyor muydunuz ve nasıl gelişti?

Açıkçası Türkiye’ye Michelin değerlendirme sisteminin geleceğini duyduğumda heyecanlanmıştım. Kimler bu değerlendirmede yer alır diye düşünmüştüm ama samimi olmak gerekirse, biz de yer alır mıyız düşüncesi hiç aklıma gelmemişti. Davetiye geldiğinde sektörel bir etkinlik olduğunu düşünerek beklentisiz gitmiştim, üstelik tek başıma. Ödül aldığımız açıklandığında çok şaşırdım ve elbette çok mutlu oldum. Ödülün yansımaları da Sade açısından çok iyi oldu. Michelin uygulaması sayesinde birçok kişi bizden haberdar oldu, misafirlerinizin beğenileri ve müdavimlerinizin tercihi Michelin Bib Gourmand ödülü ile taçlanmış oldu.

Yeni projeler var mı?

Yeni projeler ve bazı fikirler var elbette ancak henüz değerlendirme aşamasında olduğu için şimdilik detay veremiyorum.

Sade Beş Denizler Mutfağı

En iyi yaptığınız ve tavsiye edeceğiniz lezzet nedir?

Etli yaprak sarması, Sade’ye gelen herkesin mutlaka en az bir kez yediği en kıymetlimdir. Bir de pirinç pilavımız gerçekten çok özeldir. Bizde pilav garnitür muamelesi görmez, başlı başına bir yemektir.

Sade mutfağında yaptığımız her yemeği özenle hazırlıyoruz. Meze, salata, tencere yemeği, pide çeşitleri, tatlı fark etmez. Önceliğimiz iyi malzeme, doğru tarif ve mevsiminin size verdiği ürün.

Yeni nesil şeflere tavsiyeleriniz?

İşlerinden fırsat buldukları zamanı gezmek, görmek ve kendilerini gelişmek için kullanabilirler. Sık aralıklarla iş değiştirmelerindense, istikrarlı olup bir yerde uzun soluklu çalışıp tecrübe edinmelerini tavsiye edebilirim. Bir çok sektörde olabildiği gibi mutfakta da ego çatışmalarına girmektense, mütevazi olup hedeflerine odaklanıp çok çalışmalılar.

Tolga Atalay “Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi”

Tolga Atalay “Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Pause yazarı ve Executive Chef Tolga Atalay oldu.  Bu kez biz sorduk, Şef Tolga tüm içtenliği ile yanıtladı. Keyifle okumalar.

—Şef Tolga Atalay okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

Amasya’da doğdum ve 1 yaşında İstanbul a geldim. İş insanı bir ailenin iki oğlundan birisiyim. Nişantaşı Nilüfer Hatun İlkokulu ve ardın Lozan Dr. Schmidt Ortaokulu, Ecole Nouvellde Paudex Ticaret Lisesi’nde okudum.  6 yaşımda Vincent van Gogh’un ayçiçeği tablosunu guaj boya ile çizmeye çalıştım(çiçeğe benzedi gülümseme). Lise bitene kadar resim hayatımda hep oldu. Lise bitine kadar ya tekstil okuyacaktım ya da otelcilik, çünkü yediğim her yemeği inceleyip kaldığım her otelde kusur arayan bir yapım vardı. İlk Paris Esmod okuluna görüşmeye gittim aracı olan Serge Lutens’ti okul arkadaşımın babası Serge Lutens o zamanlar Shiseido kozmetiğin sanat yönetmeniydi. Diğer taraftan İsviçre de Lozan otelcilik vardı. Bu okul dünyanın ilk otelcilik okulu 130 yıllık ve halen en iyisi.

Burada ise Allah rahmet eylesin Ueli Prager Movenpick markasının kurucusu bana veli olacaktı. Mr. Prager’a sordum Esmod mu? Yoksa EHL mi? (Lozan otelcilik okulu).

Moda da çizersin ve yaratırsın belki dokuya oynarsın, fakat gastronomide çizersin, koklarsın, dokunursun ve tadarsın. Tüm duyularınla daha derin bir şey yaratırsın. Bu sayede Lozan otelciliğe girdim ardından Glion Otelcilikte yeme içme ve kumarhane işletmeciliğinde devam ettim.

İlk stajım 1988 yılında Lozan Crissier de Fredy Girardet de 3 Michelin’de oldu. 30 gün ve bulaşıkhanede. 1995 mutfak şefi oldum beni evveli souschef yapan ise Ramiro’s restaurant Miami nin patronu Chef Ramiro olmuştu.

1995 yılında Goodfellas restoranı açtım. Fine dining Bomonti’de mükemmel mekan, fakat İsviçre rol modeli İstanbul için o yıllarda doğru değildi. İlk iki yıl lale devri creme de la creme, ünlü olmak o zaman mutfakta yurtdışı okumuş chef patro bir Mehmet Gürs bir ben vardık. Havamızdan geçilmiyordu. Gürs Downtown’u açmıştı. Ben Goodfellas’ı. 1997 yılında mekanı kapattım. Popülerliği azalmıştı. 1998 yılında ilk danışmanlığı verdim. 2000 yılında ise faturalı danışmanlığım Solid Consulting Group markam ile Zarifi oldu. Sowt analizi, bölgesel tüketim analizi, konsept dosyası, finansal gelir giderler yatırım bütçesi, iç mimari ve iletişim dili anlatımları ve mutfağı insan kıymetleri. Fakat halen mutfağa olan yakınlığım kendi şirketimizin iletişim dilini deforme ediyor insanlar bizi mutfak ve reçeteci olarak algılar hâlbuki bu işimizin %20lik kısmı. Bugüne kadar 25 yılda 320 üzeri proje teslimimiz var. 2025 yılına kadar 400 ü geçeceğimizi düşünüyoruz.

Tolga Atalay

Yurtdışında çok ilginç deneyimler yaşadığınız biliyoruz. Birkaç tane anlatabilir misiniz?

Evet demin bahsettiğim gibi Miami ve İsviçre de stajlarım oldu ayrıca Lozan Movenpick Hotel’in banket mutfağında çalıştım. Sonrasında şirketi kurduktan sonrasında Azerbaycan Bakü’de Central Baku, Hollanda Zwolle de Salty, Malta Sliema da Felice, Tunus, Tiflis, Riga, Zagreb limanları, Yunanistan Mikonos’da Güzel, Atina’da Sirkeci ile beraber 11 ülkede mekanlar yarattık. 60’a yakın markanın isim babasıyız. Bu yıl şirketimizin 25.yılı ve Florida da ofisimizi açıyoruz hayırlısıyla.

—Deneyimlerinizden Türk damak tadına uyarladığınız lezzetler oldu mu?

Tabii ki bazı füzyon tabaklar oldu. Örneğin 2005 yılında helvalı cheesecake i yaptık. O zamanlar cheesecake bugünkü noktasına ulaşmamıştı bu çok özel bir reçeteydi. Yoğurtlu kebap türevleri yaptık.

—Türk mutfağının geldiği noktadan memnun musunuz?

Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi. Lezzetleri küresel ama Türkiye çıkışlı hale getirebilen yaklaşık 10 tane şefimiz var bu büyük bir rakam. Yani 2030 yılında bu 40 demektir. Saçma, altyapısız, özenti, içeriksiz, yüzeysel lezzetler uygulayanlar doğru yapanlardan daha önemli bence. Bakın Türk mutfağını sokak dürümcüsü yapan Avrupa’daki 1980-2005 yılları gerçekleşen göç ve gastronomisiz Türk mutfağı uygulamalarıdır.

—Dünyada hangi mutfak önde. Sizin favori mutfaklarınız hangileri? 

Açık ara Japon mutfağı benim için uzaydır. Kızartma sanatı, çiğ lezzetler, fırıncılık, et ve pişirme sanatı derken her kategoride eczacı hassasiyetinde dolu bir mutfaktır. Ben Fransız ekolüyüm bu sebepten Fransız mutfağı batı mutfağının iskeletidir. Doğru Hint mutfağı da özeldir.

—Türk mutfağının yurtdışında temsil eden markalar var. Sizde böyle bir marka içinde yer almak ister misiniz?

Ben firmam ile gerektiğinde Türk mutfağı için her türlü adımı atmaya hazırız. Hizmet etmeye biz danışman firmayız bilenlerin danışmanıyız. Türkiye’nin yeme içmedeki en büyük yapıları ve uzmanlarına danışmanlık veriyoruz elbette yurtdışı bizi ilgilendirir ve heyecanlandırır. Analitik ve ARGE bazlı metotlarımız yurtdışında bizi doğruya götürür ve ülkemizdeki yerel egolarla oralara gidip tokat yeme risklerini yok eder.

—Yurtdışına gittiğiniz zaman lüks restoranlar mı yoksa yerel restoranlar mı tercih edersiniz?

Benim vaktim kısıtlı oluyor. Genelde tadım yapıyorum. Altyapı amaçlı turlarımızda günde ortalama 10 mekan geziyoruz. 4 günde 40 mekan. Bu mekanlar içinde sokak lezzetleri, michelin ve gault millau ödüllüler, gündelik mutfaklar, yerel mutfaklar, barlar, pastaneler, dondurmacılar, fırınlar ve hatta bölge pazarları, halleri, manavları ve kasapları da mevcut.

—Gastronomi ülkemizde yükselen bir trend. Restoranlar mı yoksa şeflerin restoranları daha ön planda. Bize analiz edebilir misiniz?

Ben mekancıyım. Chef restaurantları bize göre alfa ve beta kuşaklarında daha az önem kazanacak onlar sonuç odaklı hikaye değil. Hikaye kısmı Z kuşağını vuran kısım. Sosyal medya aracılığı ile kısırlaştırılan insan nesli geliyor. Teröristler kafa kesiyor. Kan doğal bir malzeme oldu. Duygusuzlaşmak hikaye arayışlarını azaltacak diye öngörüyoruz. Sonuç önem kazanacak bu sebepten 2010 ile 2030 arasındaki chefmania out of trends yani akım dışı olacak diye öngörüyoruz.

—-Dışarıda yemek yeme alışkanlığı ülkemizde sizce ne durumda artışta mı? Fast food veya yalnızca karın doyurma hariç olanlar.

Bu bir gelir ve para meselesi değil kültür ve kuşak meselesi . Dünyada en çok ev dışı yemek yiyen ikinci ülke Çin ve çok güçlü bir alım güçleri var diyemeyiz. Ben dışarıda yemek yemeyi kahve gibi görüyorum. Yani kahve kafeinden dolayı her gün her ülkede tüketimi çoğalan bir ürün. Yeme içmede gerilemez hep yükselir fakat önemli olan niteliği ve büyüme hızı. Ülkemiz bu konuda zayıf. Gastronomi pahalı ve zar zor gündelik muhafaza ediliyor.

Asgari maaş 8500 TL iken iyi bir balıkçı 2 bin TL kişi başı. Bu Amerika’da iyi bir balıkçının kişi başı 500 USD olması demek. Amerika’da bir balıkçıda kişi başı 500 USD alın bir sopa yersiniz. Bizde çark zor dönüyor. Fine dining şeflerimiz yıllardır mekan işletmiyorlar. Savaşıyorlar. Yaşatma ve öğretme savaşı.

—Alkollü içecekler, yemek fiyatlarına orantı olarak yaklaştı mı?

Alkolde arabalar gibi saçma pahalı. Ben yabancı misafirlerim sorduğunda bazı araba fiyatlarını paylaşıyorum şaşkın kalıyorlar. “Bizde bu fiyata Bugatti alabilirsin” diyorlar. Alkoldeyse bazı müşteriler özellikle yabancılar, yabancı bir şarap içerken kazıklandıklarını düşünüyorlar . Avrupa’da markette 6 Euro restoranda 17 Euro olan bir şarap bizde restoranda 65 Euro şaka gibi ama değil gerçek.

—Menülerin gelişme süreci nasıl oluyor. Moda gibi bir trend oluyor, herkes pesinden mi gidiyor? Yoksa her kafadan farklı ses çıkıyor? Farklı menüler mi oluşuyor?

Menü mühendisliği zor bir işlemdir. Ticari, beslenme, tasarımsal, fikirsel, konseptsel ve dönemsel bir sürü etkeni doğru optimize etmekle olur. Günü birlik trendlerden biz kaçıyoruz. Fakat artık 5 yıl üzeri trendleri seçmekte zor bir iş. Bu kalıcı trendlere zamansız tasarımlar diyoruz. Bu bir Allah vergisi excel tablosu veya mühendis zihniyetli bir yaklaşımla anlatılamaz.

—-Yiyecek –içecek hizmetlerini geliştiren nedenler.

Boş zaman formundaki değişme. Dijital çağ ve online alışveriş boşa çok vakit çıkardı. Bu vakit özellikle 20-30 yaş grubunda kültürel, sanatsal ve sosyal tüketime dönüştü. Artık yemek veya kahve veya içki tüketimi için fazladan her ay 15 ile 25 saat arası fazlamız var. Bir yerde bu vakti geçirmeliyiz.

Tolga Atalay

—-Harcanabilir gelirdeki artış ve yaşam biçimindeki değişiklikler.

İşletme sayısındaki artış. İşletmeler artıyor fakat nüfus artışı, tüketim yaşının azalması ve ev dışı tüketimin yükselmesi ile aslında arz talep dengesi mevcut. Sorun mekanların cahilce açılıp kapanmalarıdır. Yani arge ve ürge olmadan her evde yemek pişer neyi var ki mantığı. Ben her İkea’ya uğradığımda büyük heyecan ile restoran sandalyesi arayanlara denk geliyorum. Her Kasımpaşa’ya gittiğimde fritözün ismini bilmeden bu patates kızartıyor değil mi diye sorarak mekan açanları görüyorum.

—-Mönülerdeki gelişmeler.

Menüler son dönemlerde günboyu tüketime yönelik daha fazla gelişti. Yani günboyu tüketim menüleri öğün menülerinden çok daha rövanşta ve bunun bir sebebi de teknik beslenme programları. Artık olay 12:00 ile 19:00 değil. Günboyu bir akış var ve beslenme çözümleri var.

—-Ticari faaliyetlerin yoğunlaşması

Aktivite ve pazarlama kurumsal yemek düzenini güçlendirdi. Firmalar artık zorundalar veya rekabette zorlanıyorlar. Yemekler vermek yıl sonu, yıl dönümü, yeni ürün lansmanı gibi kavramlar çoğaldı.

—Sosyal aktivitelerin artması

Sosyal aktivite çokluğu ve etkinlik kavramı ve Amerikalıların dediği gibi “fear of missing” yani kaçırma kaygısı bir şeyde yer alamama sendromu tüketimi elbette tetikleyen bir olgudur.

Arif Madakbaş “Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar”

Arif Madakbaş “Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Renaissance Polat İstanbul Hotel Executive Chef Arif Madakbaş oldu.

arif madakbaş

Şef Arif Madakbaş Pause okurlarına biraz kendini tanıtır mısın?

1985 İzmit doğumluyum. Bolu Mengenliyim. Üniversiteyi Abant İzzet Baysal Üniversitesi Turizm İşletmesi ve Otelcilikte tamamladıktan sonra ABD’de Marriott grubunda intern olarak çalıştım. Aynı zamanda Central Texas College’de Food&Beverage Management Operations bölümünde master yaptım. Daha sonra ülkeme dönerek İstanbul’da Çırağan Palace Kempinski, Pera Palace ve Galatasaray Adası’nda çalıştıktan sonra İspanya’ya gittim. Burada farklı mutfak kültürlerini ve şefler ile çalışarak kendimi geliştirdim. Mutfak dışında müzik en büyük tutkum, gitar çalıyorum, beste yapıyorum. Yazmaya devam ettiğim bir kitabım var. Hayatımın her anında gastronomi var. Yerel ürünleri çok önemsiyorum.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

Kariyerinde ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

1997 yılında Antalya’nın Kemer ilçesinde dedemin aşçıbaşı olduğu Phaselis Princess Hotel’de yaz tatilimde komi olarak mutfak hikayeme başladım.

Hangi mutfakta iyisiniz?

Akdeniz mutfağını çok seviyorum. Taze otlar, zeytinyağı, zeytin, peynir çeşitleri, taze sebzeler en çok sevdiğim ürünler. Mevsiminde ürünleri kullanıyorum.

Dünyada ve Türkiye’de hangi mutfak trendi. Sizce nedeni?

Şu an trend olan kültürel olarak farklı mutfakları bir araya getirip modern sunumlar ile lezzetlerini değiştirmeden servis etmek. Örnek olarak Michelin yıldız almış bir İspanyol şefin mutfağında birkaç farklı kültürden esinlendiğini ve bu farklılığı kendi kültürü ile birleştirdiğini görüyoruz. Burada çok ince bir çizgi var. Tabağın özgün olması.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

Türk mutfağı dünyada hak ettiği yerde mi?

Tabi ki hak ettiği yerde değil. Bu konuya sayfalarca yazabilirim.

Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?

Ben şefleri ikiye ayırıyorum. Birincisi doğuştan gelen mutfak zekasına sahip olan şefler, çok hızlı öğrenirler. Genelde hep arayış içindedirler. Hatta hayatlarının birçok döneminde inişler çıkışlar yaşarlar. Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar ve farklarını hissettirirler. İkincisi çok çalışarak şef olanlar. Saat, zaman onlar için önemli değildir. Reçeteye uyarlar. Gösterilenin dışına çıkmayı sevmezler. Disiplinlidirler. İşte bu iki kriteri birleştirebilen şefler şu an gençlerin tanıdığı, iyi işletmelerin şef koltuğunda olanlar. Kısacası yaratıcı olmak için öncelikle zeki olmak, araştırmak ve çok çalışmak gerekiyor.

Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor?

Kafamda yeni bir tabak planlarken en çok sevdiğim şey halk pazarlarında gezmek. Çeşidin çok olduğu halk pazarlarında vakit geçirmek çok hoşuma gidiyor. Mevsiminde ürünlerden alıyorum. Onların bir kısmını modern teknikler ile bir kısmını da geleneksel teknikler ile pişiriyorum. Onları et, balık ve kümes hayvanları ile eşleştiriyorum. Tabağa son halini vermek ve sunum kısmı tecrübe ve doğaçlamanın ortak kararı ile oluyor.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

İlham nereden hangi an çıkıyor?

Örnek vermek gerekirse, geçenlerde Aydın’dan gelen bir inciri soyup elimle ortadan ikiye ayırdım ve sonra incire çok yakından bakmaya başladım. Mükemmel bir kokusu vardı, yarısını yedim. Lezzeti harikaydı. Sonra sessizce düşündüm. Bu elimdeki doğanın bize vermiş olduğu mucizelerden sadece bir tanesiydi. İçinde binlerce çekirdek ve mükemmel bir renk uyumu vardı. Sonra kafamın içinde incir ile yapılanları hayal etmeye başladım. Tatlısını yaptım, reçelini, kompostosunu, chutneyi, kuruttum ve bambaşka bir lezzet oldu. İşte bu düşüncelerden sonra birkaç tane daha elime alıp mutfağımda bir şeyler denemeye başladım. Ne kadar ürünle temas halinde olursanız o kadar ilham alırsınız. Sosyal medyada çok iyi şefler var. İlham kaynağı şefler, hikayeler.

Paolo Griffa “Pasta şefi olarak doğdum”

Paolo Griffa “Pasta şefi olarak doğdum”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Paolo Griffa al Caffè Nazionale şefi Paolo Griffa oldu. Michelin yıldızlı şef Paolo Griffa ile gelecek planlarını ve kariyerini konuştuk.

Paolo Griffa

Şef Paolo Griffa Pause Dergi okurlarına biraz kendinden bahseder misin?

Pasta şefi olarak doğduğum ve daha sonra yemek pişirme ve lezzet dünyasına olan tutkumla büyüdüm. Son zamanlarda, Aosta’daki Mont Blanc’ın eteklerinde, 1886’dan beri tarihi İtalyan dantellerinden bir restoran-bar ve pastane açtım. İki ay sonra ilk Michelin yıldızını kazanmayı başardık.

Meslekte birinci nesil misin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemde hiç kimse bu işi yapmıyor. Yemek yemeyi ve iyi yerleri denemeyi severiz.  Sadece büyük bir tutkuyla.

Paolo Griffa

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Pastanelerde çikolata ve börek üretimiyle başladım ve daha sonra mutfak dünyasına adım attım. Mutfaktaki ilk restoranım Barrique di Turin, ardından Combal’dı. Rivoli’deki Zero  ile En İyi 50 Restoran arasına girdik. Verbania’daki Piccolo Lago’de çalıştım.

Sonra seyahat etmeye ve dünya mutfaklarını keşfetmeye başladım. Paris’teki Chateaubriand  ve Septime, Kopenhag’da Studio, Cantal’da Serge Vieirà ve Courmayeur’da Bocuse d’Or 2005 ve 2017’ye katıldım. 2019’da Michelin 1 yıldızı ve Forbes 30 under 30 ödülünü aldığım Petit Royal’in açılışını gerçekleştirdik.

Paolo Griffa

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı, birçok taze ürün ve sebze kullanarak baharatlar ve aromalarla zenginleştiriyor. Keşfedilmesi son derece ilginç bir mutfak. Ben beğeniyorum.

Hangi mutfakta iyisin?

Pasta şefi olarak doğduğum için pasta ve tüm türevleri konusunda çok bilgiliyim, aynı zamanda soslar ve baharatlar hakkında da bilgim var.

Paolo Griffa

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Her şey ilham kaynağı olabilir ve fikirler yeni ürünlerden, yeni teknolojilerden, seyahatlerden veya anılardan doğabilir.

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Seyahat etmek ve ileriye gitmeye çalışmak, sınırlarımızı aşarak her gün yeni deneyimlere saygı duyarak yaşamak çok önemlidir.

Paolo Griffa

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Her zaman yeni projeler üzerinde çalışıyoruz ve hiç durmuyoruz. Ayrıca, zamanın hızla ilerlediği ve dünyanın hızla değiştiği bir çağda, ayak uydurmak zorundayız.

Serkan Aksoy “Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Serkan Aksoy “Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Nicole Restaurant’ın şefi Serkan Aksoy oldu. Şef Serkan Aksoy ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

“Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Serkan Aksoy, Tolga Atalay

Serkan nerelisin kaç yaşındasın bu tutku ve yeteneğin birinci nesil misin?  Yoksa aileden bir şeyler sana geçti mi?

Bolu’da doğdum 36 yaşımdayım. Birinci nesil değilim. Babam ve abimde aşçı. Babam şu anda emekli hayatı yaşıyor. Babamın da abimin de eli çok lezzetlidir. Yeteneğimiz galiba babamızdan geçti. Abim şimdilerde lokanta yemekleri yapıyor. Ben de o yoldan geçtim.  Ve hikayem farklı tarza yöneldi.

Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronoloji de paylaşır mısın?

Sektöre 12-24 yaşlarında Bolu’da alkollü restoranlarda restoran komisi olarak başladım. Akabinde köyden şefler ile Bodruma sezonluk bir otelde mutfakta çalışmak üzere sezona gittim. İlk mutfak tecrübem tam anlamıyla burada başladı. Takip eden sene yaz sezonu için tekrar Bodrum’a gittim ve Torba Sanat Evi’nde tanımadığım İstanbul’dan gelen şeflerle çalıştım. Kış ayında İstanbul’da farklı farklı lokantalarda çalışmaya başladım.

Askerlik sonrası, başka yerlerde çalışmak farklı şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Kafe ve restoranlarda tekrar mutfak komiliğinden başlayarak devam ettim. Bir süre sonra Nişantaşı’nda Delicatessen sonrada Frankie ile yollarım kesişti. Ve aslında her şey istediğim gibi adım adım ilerliyordu. Bir yaz sezonu da Maça Kızı’nda çalıştıktan sonra artık ne istediğimi daha çok biliyordum. Sonra Frankie’ye geri döndüm. Sous chef olarak ve Melih şefin ayrılması ile birlikte şef oldum. Frankie ile birlikte iki sezon Bodrum’da Malva restoranın şefliğinden yaptıktan sonra Nişantaşı’n daki Frankie kapanınca yollarımız Frankie ile ayrıldı. Nicole hayatım kesişti ve hikayem burada devam ediyor.

 

Serkan Şef tazelik mevsimsellik ve Pazar alışverişlerin meşhur bu kavramı nerede kazandın? Sana neler kazandırıyor?

Pazartesi günleri Bolu’nun pazarıydı. Çocukken annemle köyden merkeze gittiğimde çocukken daima pazara giderdim ve çok keyif alırdım. Biraz büyüdükçe arkadaşlarımla Bolu merkeze gittiğimde de gün sonu mutlaka pazara uğrar ve eve kendimce bir şeyler alırdım ve bu hep böyle devam etti. Mesela Antalya da çalıştığım dönem o bölgenin yerel pazarına her hafta mutlaka gitmeye çalışırdım aslında bir şey almıyordum ama bana çok keyif veriyordu. Frankie ile Marmaris’te yine bir yazlık proje yapmıştık.  Başımızda Melih şef vardı. Birlikte haftanın iki günü mutlaka pazara gider restoran için alışveriş yapardık. Melih şef bu yanımı çok geliştirdi diyebilirim. Bana kazandırdıkları çok fazla açıkçası. Tedarikçilerden bulamadığınız birçok ürünü yabani otu oralardan bulabiliyorsunuz. Hatta bazılarını onlara gösterip getirtebiliyorsunuz. Bu da sizin menünüzü daha da çok geliştiriyor.

Serkan şef, her şefin kalbinde yatan Michelin Yıldızı’nı aldın.  Hedeflemiş miydin? Yoksa sürpriz mi oldu. Bundan sonra Michelin Yıldızı’nı ikiye çıkarma üzerine bir fokuslanma oluyor şeflerde, sende de bu süreç yaşanıyor mu? Gault and Millau’yu hedefliyor musun?

Köyden İstanbul’a yola çıktığımda aslında aklımda hep Türkiye’nin önemli şeflerinden biri olmak vardı. Ama benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu. Aradan seneler geçti ve Frankie’de çalışmaya başladıktan sonra böyle bir şeyin olduğunu öğrendim. Aslında ve ileride neden olmasın diye düşünmüştüm. Yurt dışına hiç çıkmadığım için kafamda aslında tam da bir yere oturtamıyordum.  Nicole başladıktan ve hemen arkasına Michelin’in rotasını İstanbul’a çevirdiği açıklandıktan sonra bunu hissetim. Ben ve ekibim yaptığımız işe bunun bilincinde yoğunlaştık ve çalıştık. Günün sonunda da yaptığımız işin karşılığını aldık.

İkinci yıldıza gelecek olursak iddialı konuşmak istemiyorum. Çokta tarzım değil zaten. Ama ben hep yaptığımız işi daha iyi nasıl yaparız diye arkadaşlarıma soruyorum.  O minvalde çalışıyorum. Onları da o doğrultuda yönlendiriyorum. Korumak üzere biz yoğunlaşalım da gerisi zaten olur herhalde. Gault Millou’da dünya çapında çok önemli bir derecelendirme kuruluşu tabi ki… Orda da bulunmak ve rüştümüzü ispatlamak isterim. Onlarda sistem biraz daha farklı işin içine direk servis kısmı da giriyor. Bizim restoranda servis olarak da iyi olduğumuzu düşünüyorum umarım o ödülü de alabiliriz.

Nicole Restoran’a çok değerli şefler yıllarca hizmet verdi. Aylin şef de Kaan Şef değerli ve ülkemiz için önemli kişiler. Yarattıkları marka ilk zamanlar benim uyku uyumama sebep oldu desem yeridir.

Bu değere benden bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana. Michelin Yıldızı baya konuşuldu biliyorum. Ama onlarda haklı. 8 ay öncesine kadar Serkan diye biri yoktu. Kendi halinde yemeğini pişiriyordu ve sadece işi ile ilgileniyordu. Şu an ne değişti derseniz biraz mutfağın dışına yer yer çıkmak zorunda kalıyorum. Elimden geldiğince şimdi olduğu gibi röportajlara cevap vermeye çalışıyorum.

Yeni bir proje var mı?

Şuan herhangi bir proje yok ama olursa farklı konseptler de yapmayı çok istiyorum aslında.

Geçen sene 35 yaşıma girdiğimde nişanlım bana zaman yolun yarısı diye pasta göndermişti.  Galiba tam olarak orta yaşlıyım. En büyük sır çok çalışmak. Hemen ilk 5 yılda bir şeyler yaratmak bana doğru gelmiyor. Biraz zaman lazım. Biraz daha kendimi geliştirmem gerekiyor. Sonra projeler ardından gelir.

Menülerinde neler var? İddialı olduğun lezzetler nedir?

Açık dolma ve künefe var aslında… Açıldığımızdan beri menümüzde olan ve çok sevilen iki tabağımız. Dolma asma yaprağını tempura yaptıktan sonra arasına bol soğanlı ve baharatlı bir siyez dolgusu koyup yoğurt ve nar kreması ile servis ediyoruz. Künefe de daha az şerbetli künefe peynirinden krema yapıyoruz ve kadayıfı daha çıtır yapıyoruz bazen bir tabak da isteyen misafirlerimiz oluyor.

Bir tabağın yolculuğunu anlatır mısın?

Bazen sizi bir ürün bir sebze ya da protein yola çıkartıyor. Sonra onu işliyorsunuz ve yavaş yavaş her tadına baktığınızda ürün size sanki neye ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Her yediğinizde ve zamanla yerini bulduğunu düşündüğünüzde servis etmeye başlıyorsunuz. Ben mesela hiçbir yemeğin tabağın sona ulaştığını düşünmüyorum. Bazen menüye koyduktan sonra da değişiklikler yaptığım oluyor. Zaten finale ulaşsa bize gerek kalmaz sanırım.

Fatih Sökük; “Türkiye’de her yörenin kendine özgü yemek kültürü var”

Fatih Sökük; “Türkiye’de her yörenin kendine özgü yemek kültürü var”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu La Mia Luce Şefi Fatih Sökük oldu. Şef Fatih Sökük ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk

Fatih Sökük

 Pause Dergi okurlarına biraz kendinden bahseder misin?

Kastamonu ili Tosya ilçesi 1981 doğumluyum. 16 yaşında bu mesleğe başladım ve 27 yıldır bu mesleği icra ediyorum. Mutfakta olması gereken her şeyi ve hangi konseptle hitap edilmesi gerektiği konularında uzmanım. 26 yıl Borsa Restorant zincirlerinde pastacı olarak çalıştım. 1996 yılında başlamış ve bütün açtıkları restoranlarda görev aldım. Lütfü Kırdar Uluslararası Kongre merkezinde pastacı olarak görev aldım. Loft Restoran’ ta deneyim edinerek İstanbul Modern’ de mesleğime devam ettim. İstinye park Masa Restoran’ta Sous Şef olarak ve Zorlu Center ‘da La Vina restoranlarında şeflik yapayım. Şimdi La Mia Luce İtalyan Restoran’ında Baş Şef olarak görevime devam ediyorum.

Meslekte birinci nesil misin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Bu meslekte alaylı diye hitap edilen birinci nesilim.

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Bu mesleğe 1996 yılında Boğaziçi borsa lokantalarında başlayıp 26 yıl hizmet verdim. Bu süre zarfında borsa adı altında Fenerbahçe borsada pastacı olarak çıraklığım başladı.

-Lütfü Kırdar Boğaz içi borsada pastacı olarak devam ettim.

-2001 yılında askerlik görevimi yapmak için ayrıldım. 2003 yılında tekrar borsa lokantaları adı altında Loft restorant da görevime devam ettim.

– İstanbul modern cafe restorantta patiseri şef ligini aldım.

-2007 yılında istinye park masa restoran açılışını yapmak üzere atandım ve pastane şef ligini üstlendim. Yaklaşık 1 yıl sonra loft restoran kapanınca oradaki ustam masaya pastane bölümüne başladı.

-1 koltuğa 2 karpuz sığmaz deyip ben kendimi mutfak geneline yaydım. Çıraklığım yeniden başladı.  Masa restorantta sous şef olarak 11 sene görev yaptım. Yurt dışında 2 ay,  İspanya Madrid’de Vilamagne otelinde tecrübe kazandıktan sonra Zorlu Center’da La Vina İspanyol mutfağını açtık.  Görevimi orda icra etmeye başladım. 5 sene devam ettik ve ünlü bir markaya satıldı restoran. Şimdi görevimizi icra etmek için la Mia luce İtalyan restorantında 7 aydır devam ediyorum.

Fatih Sökük

Türk mutfağına dair düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı çok zengin ve başarılı bir mutfak. Çok çeşitli ve her yörenin kendine özgü yemek kültürü var. Bu yüzden çok kıymetli buluyorum. Asla yok edilmemelidir.

Hangi mutfakta daha iyisin?

Dünya mutfaklarında iyiyim.

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin ya da bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Bir şef için lezzet çok önemlidir. Mekan ve malzeme fark etmeksizin bir şef elindeki ürünlerden esinlenip ortaya güzel bir lezzet ve güzel bir sunum çıkartabilir. Ben de elimdeki malzemeleri kullanıp en güzel ve özel tarifleri çıkartmaya çalışırım.

Fatih Sökük

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Genç şefler bu meslek asla ölmeyecek bir meslektir. Yaratıcı olmak sizin elinizde asla geriye bakmayınız hedefiniz daima ileri olsun. Kendinizi geliştirin ve yenileri denemekten çekinmeyin. Yeni tatlar denedikçe ilhamınız artacak. Kendinizin en iyi versiyonuna ulaşana kadar dünya mutfaklarında deneyim kazanmaya bakın.

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

La Mia luce adı altında tabi ki ileriye dönük projelerimiz var. Restorant nedir?  Restorant yeme içme yeri diye bilinir. Aslında insanların bütün hafta veya bütün günün yorgunluğunu tekrar restore ettiği huzur bulduğu bir yerdir. Ben yaşım yettikçe mutfakta olmaya devam edeceğim. Mutfakta oldukça da yenilenmeye ve denemediğimi denemeye devam edeceğim.

Rıdvan Külçek “Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan”

Rıdvan Külçek

“Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Azur Restaurant’ın şefi Rıdvan Külçek oldu. Şef Rıdvan Külçek ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

 

 Rıdvan Külçek Şef okurlarımıza kendinizi tanır mısınız?

Pause Dergi okuyucularına Merhabalar…  Ağrı doğumluyum ve 32 yaşındayım. Mesleğe 2006 yılında adım attım. Zor günlerdi.

Biraz anlatabilir misiniz?  

Babamın yönlendirmesi ile Beşiktaş’ta bir restoranda başladım. İlk çalışma yerim olduğu için açık konuşmak gerekir ise yoğun iş temposu ve uzun vardiyalardan dolayı pek sevememiştim. Mesleği bırakmaya kadar gelmiştim.

İlk iş tecrübenizden bugüne doğru kronolojide paylaşır mısınız?

Maceram 2006 yılında başladı. İlk başlarda ufak operasyonlara sahip yerlerde görev aldım. Sonraki süreçlerde Türkiye’nin önde gelen en iyi otel ve restoranlarında bu işi laikiyle yapan şefler ile çalışma fırsatı yakaladım.

Şuanda Azur İstanbul ve Azur Bodrum şubelerinin organizasyonundan sorumluyum.

Bu farklı gastronomi tutkusu nasıl gelişti?

Ürünleri tanıyıp, pişirme aşamasına geçtikçe bende heyecan oluştu ve mutfağa karşı olan ön yargım kırılmaya başladı.

Sonraki süreçte farklı mekan ve şeflerle ile çalışma fırsatlarım oldu. Bu benim için yenilikti. Farklı kültürlerin kapısını aralama, yemeklerini tatma, farklı pişirme tekniklerini öğrenme başladım. Bunları deneyimledikçe daha çok merak, ardından tutkuya dönüştü.

Nikei mutfağına giden yol ne oldu?

Azur’un şuan ki konsepti Mert Şeran Şefe ait… Ben Bodrum’da çalışıyordum.

Telefonla konuştuğumuzda Azur’un danışmanlığını aldığını söyledi. Azur’un başına geçmem için teklifte bulundu. Ani bir karar ile tekrardan ailem ile İstanbul’a geldim. Azur maceram bu şekilde başladı.

Aslında Azur sadece Nikkei Mutfağı yok. Menüsü Türkiye, İtalya, İspanya, Peru ve Meksika’nın geleneksel deniz mahsulleri yemeklerinden esinlenerek ortaya çıkartıldı. Paylaşılmak üzere tasarlanan yemekler, en üst kalitede, özel gastronomik bir deneyim sunuyor.

Nikei mutfağı nedir?

Japon ve Peru yerel mutfak anlayışlarının ve malzemelerinin lezzetli bir birleşimidir. Geçmişi yüzyılın başlarına kadar uzanan bir pişirme tarzı.

Azur denince akla balık gelirken şimdi kafalar karışmadı mı?

Ufak bir miktarda müşterilerimizi zorladık. Radikal bir karar kabul ediyorum. İlk başta beğenenler, tebrik edenler olduğu gibi menüye bakıp damak tadına uymadığını söyleyip masadan kalkanlarda oldu. İlkler her zaman zor olmuştur. Ama yemeğin tadına bakanlar her zaman beğendi. Şimdi dönüp baktığımda geçen 8 ayda menünün artık müdavimleri var.

Balıktan ziyade deneyim sunuyoruz. Farklı teknikler ile işlenip pişirilen balıklar servis ettiğimiz ürünlerin çoğu bu coğrafyada yaşayan insanların damak tadına hitap ediyor. Kafa karışıklığı dönemini atlattık.

Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misiniz?

Çok çalışıp, bolca okuyup araştırsınlar. Özellik ile yabancı kaynakları… Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan.

Aslında artık sizde orta yaşa doğru adım atıyorsunuz?

Turizm sektöründe çalışan herkes için zaman kavramı yok. Bu soruyu sorduğunuzda bir orta yaş aydınlanması geldi. 40’ından sonra gerçek bir şef olunurmuş. Biraz daha zamanım var. Bu yaşa gelene kadar kendimi ciddi şekilde zorluyorum.

Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor?

Önce ne yapmak istediğime karar vermem gerekiyor. Bu bir balık, tavuk veya sebze olabilir. Sonrasında olay mutfakta ürünlerin birbiri ile uyumu, nasıl bir şekilde pişireceğime sunacağıma karar vermek kalıyor. Tabi en önemli nokta kaliteli ürün kullanmak. Ardından birkaç defa, farklı teknikler kullanarak pişirmek ve tabaklamak. İstediğim dengeyi yakaladığımda menüde ürüne yer veriyorum.

Azur

İlham nereden hangi an çıkıyor?

İlham pazardan ya da marketten alınmıyor. Okuduğum kitaptan, yediğin yemekten, birlikte çalıştığın kişilerden. İlhamın zaman ve mekan kavramı yok sanırım. Yürürken, tam uykuya dalacağın zamanda bile gelir. İsteyince olmuyor.

Azur’da ne ve nasıl yemek lazım?

Menü bireysel yemek yeme için oluşturulmadı. Paylaşımlı yemekler var. Ve böylelikle her şeyi deneyimleye biliyorsunuz.

Mesela; crudo, tiradito, tacolar, pelalla, makarna çeşitleri, bask usulü pişen balıklar. Vegan ve vejetaryen insanlara hitap eden yemeklerimiz de var.