Yazılar

“Çok araştırma ve deneme yapıyorum”

“Çok araştırma ve deneme yapıyorum”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu OLDEN 1772 ve OLDEN 1545 Executive Şefi Aykut Can Akın oldu. Keyifle okumalar.

Şef okurlarımıza kendinden bahseder misin?

Şuan Olden 1545’in ve Olden 1772’nin Executive Şefi olarak çalışıyorum. 1995 İstanbul Gaziosmanpaşa doğumluyum. 16 yaşında halamın da çalıştığı restoranda komi olarak çalışmaya başladım. Mutfağa sürekli girip çıktıktan sonra mutfağa olan ilgimi fark ettim ve mutfakta olmak bana keyif verdi. Bir süre sonra şefe mutfakta çalışmak istediğimi söyledim ve mutfakta çalışmaya başladım. Sonrasında kısa sürede çok başarılı restoranların mutfağında yer aldım.

Mutfak serüvenin nasıl başladı?  Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Sektöre Yeniköy’de Erdilli Gourmet Slow Food’da komi olarak başladım. Daha sonrasında İstanbul’da çeşitli restoranlarda çeşitli mutfaklarda çalıştım. Olden 1772’ye sous şef olarak başladım. Baş aşçı ile yolların ayrılmasından sonra Olden 1772‘nin baş aşçısı konumuna getirildim. Şu an Olden 1772 ve Olden 1545’in mutfağı bana emanet.

Dünyada mutfağında sıralamanız ve favorileriniz nedir?   

Akdeniz ve Asya mutfağı benim favorilerim arasında.

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı çok zengin ve çok çeşitli bir mutfak her yörenin kendine özgü yemekleri var. Ben de menülerimde mutlaka Türk mutfağından yemekleri, tarifleri yorumluyorum.

Hangi mutfakta iyisin? Yeni bir lezzet yaratırken nelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Akdeniz ve Asya mutfağında iyi ve iddialıyım, mutfaklar bana zevk veriyor. Genelde mevsimsel ürünleri kullanmayı seviyorum, çok araştırma ve deneme yapıyorum.

Pause Dergi

 Michelin Yıldızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Michelin Türkiye’ye gelmesi, çeşitli restoranlarımızın ve şeflerimizin yıldız alması beni çok gururlandırdı. Böyle bir organizasyonun Türkiye’de olması biz genç şeflere de ayrı ilham veriyor.

Mesleğe yeni başlamak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Öncelikle aşçılık mesleğini yapmaya karar verdikten sonra bu işi çok sevmeleri ve özveriyle çalışmaları gerektiğini bilmeleri gerekiyor.

Deniz Şahin “Son yıllarda kadın şeflerin sayısı artmaya başladı”

“Son yıllarda kadın şeflerin sayısı artmaya başladı”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Sade Beş Denizler Mutfağı şefi Deniz Şahin oldu. Kariyerini ve Michelin’e uzanan yolu konuştuk. Keyifle okumalar.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Deniz Şef, Pause Dergi okurlarına biraz kendinizden bahseder misiniz? Serüven nasıl başladı?

Tokat doğumluyum. Ailem, 1970 yılında ben 9 aylıkken Almanya’ya işçi olarak gitmiş. Çocukluğum anneannem ve teyzelerimle birlikte Tokat’ta geçti. Yazdan kışa, kıştan yaza hazırlıklarını yapan, salçasını pişiren, sebzelerini kurutan, turşusunu, eriştesini, ekmeğini sayamadığım birçok ürünü yapan kadınlarla. Bu nedenle geleneksel mutfakla iç içe büyüdüm, diyebilirim. Böyle bir ortamda yetişen ben, bulunduğum ortamdan elbette etkilenmiş ve farkında olmadan mutfağa dair birçok şey biriktirmişim.

Kariyerinizin ilk iş tecrübesi ve ardından Sade’ye giden yol?

Mutfak serüvenim, Tokat’ta 2002 yılının başında Honça Tokat mutfağı adıyla açtığımız, Tokat’ın yerel ve özgün yemeklerini sunduğumuz bir lokantada başladı. Tam anlamıyla eşimin teşvik ve desteği ile girdim sektöre. Mutfağa ilgim hep vardı, yemeği arkadaşlarım ve ailem için yapardım. Eşim her zaman çok güzel yemek yaptığımı ve bu lezzetleri herkesin tatması gerektiğini söylerdi, fakat hiç bu türden hayaller kurmamıştım.

Bir gün beni eski bir Tokat evine götürdü, burayı tutacağım ve bir işletme kuracağım dedi. Asla dedim, hayatta olmaz… Tamam dedi. Hiç uzatmadı ve ben de konunun burada kapandığını düşündüm. Haberim olmadan evi kiralamış, tadilatını, boyasını, kısacası yapılması gereken her şeyi yaptırmış. Beni tekrar aynı adrese götürdüğünde bambaşka bir yer gördüm ve tamam dedim, varım ama bana destek olacaksın. İstediğim her şeyle ilgileneceğine dair bana söz verdi. Böylece kalan hazırlıklar, alışverişler vs. her şey tamamlandı, sıra geldi menünün oluşturulmasına. Sevgili eşim “Fazla kalabalık bir menü olmasın, en iyi yaptığın yemeklerle başlayalım“ dedi. Tamamen evimin mutfağındaki bilgilerimle sınırlı, Tokat mutfağından en iyi yapabildiklerimle Honça’yı açtık. Sürekli eşimden yardım istiyorum; alışveriş, ödemeler, muhasebe ile alakalı konular… Bir gün yine eşimi aradım, beni konuşturmadan çok yoğunum, kendin hallet dedi ve beni kendimle baş başa bıraktı. İşte o gün profesyonel olma yolundaki ilk adımımı atmış oldum.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Baya Mücadeleli geçen bir başlangıç!

Gün geçtikçe menüye yeni lezzetler ekleme gereği duydum ve yavaş yavaş menüyü geliştirdim, genişlettim. Reçete oluşturmayı, maliyet ve fiyat dengesini, gelir-gider hesabını, kısacası işletmeye dair her şeyi deneme-yanılma yöntemiyle kendi kendime öğrendim.

Bu arada eşimle birlikte yurt içinde seyahatlerimiz oluyordu. Bu süreçte farklı iller ve bölgelerin mutfaklarını tanıma fırsatım oldu.

Honça serüveni benim için tam bir araştırma-geliştirme noktası oldu; kendimi eğittim ve geliştirdim. Bu süreçte Honça, Tokat’a gelen grupları ve bürokratların dışardan gelen misafirlerini ağırlayan özel bir mekan haline geldi. Ulusal basında haberlerimiz çıkmaya başladı. Mutfak Dostları Derneği bizimle İstanbul’da bir yemek düzenlemek istedi, kabul ettik. 2007 yılının ekim ayıydı, yanılmıyorsam. Eşimle birlikte arabamıza malzemelerimizi yükledik, Borsa Restaurant Adile Sultan Sarayı’na malzemeleri indirdik. Rahmetle anıyorum sevgili Rasim Özkanca; yemeğin en iyi şekilde olması için çok destek vermişti. O dönem, mutfak şefi Şenol usta ve ekibinin destekleriyle Tokat yemekleri hazırladık.

Akşam yemekte birçok kişiyle tanıştık; bunlardan biri de Önder Köse. Galata Kule Meydanı’nda Kiva Han adında geleneksel Anadolu yemeklerinin yapılacağı bir restoran açmak istediğini ve bizim ne gibi destek verebileceğimiz konularını içeren bir sohbet gelişti. Fazla detaya girmemekte fayda var çünkü çok uzun. Biz, Tokat’tan verebileceğimiz her türlü malzeme desteğini konuşurken, 8 ay sonra yani 2008 haziran ayında kendimizi Galata Kule Meydanı’nda Kiva Han’da bulduk. Kiva serüveni devam ederken, 2012 yılının mart ayında Berlin’de Honça Anatolien Cousine adıyla tekrar Honça’yı açtık. Yani Honça’yı tüm Anadolu coğrafyasının mutfağını kapsayan bir konseptle Berlin’e taşımış olduk. Yaklaşık 3 yıl Honça Berlin’de hizmet verdi. Her ayın yarısı Berlin’de, yarısı İstanbul’da geçen koşuşturmalı bir hayat. Bu tempo ile çok fazla sürdüremedik ve Honça’yı kapattık. Bu arada 2008 yılında başlayan Kiva serüvenim, 2017 yılına kadar devam etti. 2017 yılının temmuz ayında Kiva ile olan yolculuğum da son buldu ve 2018 yılında Sade Beş Denizler Mutfağı ile benim için yeni bir mutfak macerası başladı.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Kadın şef olmanın avantajları neler? Dezavantajları neler?

Kadın şef olmanın bir avantajı yok desem yeridir. Yaptığınız işi avantaja çevirmek, tamamen işinizle ilgili bilgi ve becerilerinizle alakalı. Yani mutfakta şef olarak kabul görmek için yaptığınız işte gerçekten bilgili olduğunuzu göstermeniz gerekiyor. Kadın olduğunuz için ekstra bir avantaj sunulmadığı gibi, profesyonel mutfakta şef olmak erkeklere özgü bir durummuş gibi bir algı da vardı. Neyse ki son yıllarda bu durum değişti ve kadın şeflerin sayısı artmaya başladı. İnanılmaz güzel işler yapıyorlar.

Kadın şef olmanın dezavantajları ise saymakla bitmez. Malum, mutfak hayatı uzun mesai gerektiriyor. 8 saat mesai gibi bir durum söz konusu değil, adı üstünde hizmet sektörü. Uzun mesai gerektiriyor ve sorumluluğu ağır. Tiyatro sahnesi gibi, her gün canlı performans, iyi ya da kötü geri dönüşü anlık. Evli ve çocuk sahibi olanın işi daha da zor. Ama neyse ki kadınlar, birçok işi bir arada yürütebiliyorlar.

Adnan Şahin eşiniz. Değerli bir gastronomi dünyası ismi size katkıları oluyor mu? Nerelerde?

Hem de çok desteğini görüyorum. Her zaman yolumu açtı, destekledi, inandı ve yanımda durdu. Bugün bulunduğum konum ve mesleki birikimim onun desteğiyle mümkün oldu.

Sade’nin konsepti gereği hep yöresel yemekler yapıyoruz. Bu yemeklere ulaşabilmek için sürekli seyahat ediyor ve araştırıyor olmamız gerekiyor. Rutin yoğunluğum içinde benim sürekli bir yerlere seyahat etmem pek mümkün olmuyor, açıkçası sıklıkla da yapamıyorum. İşte bu noktada sevgili eşim devreye giriyor, işin bu kısmını kendisi üstleniyor. Bir de ürün tedariğinde yerel üreticilerle bağlantılar konusunda desteği oluyor. Gittiği her yerde yeni malzemelere, o malzemelerle yapılan yeni yemeklere ulaşabiliyoruz.

Sade Beş Denizler Mutfağı

Michelin Rehberi’ndesiniz? Bekliyor muydunuz ve nasıl gelişti?

Açıkçası Türkiye’ye Michelin değerlendirme sisteminin geleceğini duyduğumda heyecanlanmıştım. Kimler bu değerlendirmede yer alır diye düşünmüştüm ama samimi olmak gerekirse, biz de yer alır mıyız düşüncesi hiç aklıma gelmemişti. Davetiye geldiğinde sektörel bir etkinlik olduğunu düşünerek beklentisiz gitmiştim, üstelik tek başıma. Ödül aldığımız açıklandığında çok şaşırdım ve elbette çok mutlu oldum. Ödülün yansımaları da Sade açısından çok iyi oldu. Michelin uygulaması sayesinde birçok kişi bizden haberdar oldu, misafirlerinizin beğenileri ve müdavimlerinizin tercihi Michelin Bib Gourmand ödülü ile taçlanmış oldu.

Yeni projeler var mı?

Yeni projeler ve bazı fikirler var elbette ancak henüz değerlendirme aşamasında olduğu için şimdilik detay veremiyorum.

Sade Beş Denizler Mutfağı

En iyi yaptığınız ve tavsiye edeceğiniz lezzet nedir?

Etli yaprak sarması, Sade’ye gelen herkesin mutlaka en az bir kez yediği en kıymetlimdir. Bir de pirinç pilavımız gerçekten çok özeldir. Bizde pilav garnitür muamelesi görmez, başlı başına bir yemektir.

Sade mutfağında yaptığımız her yemeği özenle hazırlıyoruz. Meze, salata, tencere yemeği, pide çeşitleri, tatlı fark etmez. Önceliğimiz iyi malzeme, doğru tarif ve mevsiminin size verdiği ürün.

Yeni nesil şeflere tavsiyeleriniz?

İşlerinden fırsat buldukları zamanı gezmek, görmek ve kendilerini gelişmek için kullanabilirler. Sık aralıklarla iş değiştirmelerindense, istikrarlı olup bir yerde uzun soluklu çalışıp tecrübe edinmelerini tavsiye edebilirim. Bir çok sektörde olabildiği gibi mutfakta da ego çatışmalarına girmektense, mütevazi olup hedeflerine odaklanıp çok çalışmalılar.

Arif Madakbaş “Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar”

Arif Madakbaş “Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Renaissance Polat İstanbul Hotel Executive Chef Arif Madakbaş oldu.

arif madakbaş

Şef Arif Madakbaş Pause okurlarına biraz kendini tanıtır mısın?

1985 İzmit doğumluyum. Bolu Mengenliyim. Üniversiteyi Abant İzzet Baysal Üniversitesi Turizm İşletmesi ve Otelcilikte tamamladıktan sonra ABD’de Marriott grubunda intern olarak çalıştım. Aynı zamanda Central Texas College’de Food&Beverage Management Operations bölümünde master yaptım. Daha sonra ülkeme dönerek İstanbul’da Çırağan Palace Kempinski, Pera Palace ve Galatasaray Adası’nda çalıştıktan sonra İspanya’ya gittim. Burada farklı mutfak kültürlerini ve şefler ile çalışarak kendimi geliştirdim. Mutfak dışında müzik en büyük tutkum, gitar çalıyorum, beste yapıyorum. Yazmaya devam ettiğim bir kitabım var. Hayatımın her anında gastronomi var. Yerel ürünleri çok önemsiyorum.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

Kariyerinde ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

1997 yılında Antalya’nın Kemer ilçesinde dedemin aşçıbaşı olduğu Phaselis Princess Hotel’de yaz tatilimde komi olarak mutfak hikayeme başladım.

Hangi mutfakta iyisiniz?

Akdeniz mutfağını çok seviyorum. Taze otlar, zeytinyağı, zeytin, peynir çeşitleri, taze sebzeler en çok sevdiğim ürünler. Mevsiminde ürünleri kullanıyorum.

Dünyada ve Türkiye’de hangi mutfak trendi. Sizce nedeni?

Şu an trend olan kültürel olarak farklı mutfakları bir araya getirip modern sunumlar ile lezzetlerini değiştirmeden servis etmek. Örnek olarak Michelin yıldız almış bir İspanyol şefin mutfağında birkaç farklı kültürden esinlendiğini ve bu farklılığı kendi kültürü ile birleştirdiğini görüyoruz. Burada çok ince bir çizgi var. Tabağın özgün olması.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

Türk mutfağı dünyada hak ettiği yerde mi?

Tabi ki hak ettiği yerde değil. Bu konuya sayfalarca yazabilirim.

Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misin?

Ben şefleri ikiye ayırıyorum. Birincisi doğuştan gelen mutfak zekasına sahip olan şefler, çok hızlı öğrenirler. Genelde hep arayış içindedirler. Hatta hayatlarının birçok döneminde inişler çıkışlar yaşarlar. Doğru kişiler ve doğru yerde çalıştıkları zaman potansiyelleri ortaya çıkar ve farklarını hissettirirler. İkincisi çok çalışarak şef olanlar. Saat, zaman onlar için önemli değildir. Reçeteye uyarlar. Gösterilenin dışına çıkmayı sevmezler. Disiplinlidirler. İşte bu iki kriteri birleştirebilen şefler şu an gençlerin tanıdığı, iyi işletmelerin şef koltuğunda olanlar. Kısacası yaratıcı olmak için öncelikle zeki olmak, araştırmak ve çok çalışmak gerekiyor.

Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor?

Kafamda yeni bir tabak planlarken en çok sevdiğim şey halk pazarlarında gezmek. Çeşidin çok olduğu halk pazarlarında vakit geçirmek çok hoşuma gidiyor. Mevsiminde ürünlerden alıyorum. Onların bir kısmını modern teknikler ile bir kısmını da geleneksel teknikler ile pişiriyorum. Onları et, balık ve kümes hayvanları ile eşleştiriyorum. Tabağa son halini vermek ve sunum kısmı tecrübe ve doğaçlamanın ortak kararı ile oluyor.

Renaissance Polat İstanbul Hotel

İlham nereden hangi an çıkıyor?

Örnek vermek gerekirse, geçenlerde Aydın’dan gelen bir inciri soyup elimle ortadan ikiye ayırdım ve sonra incire çok yakından bakmaya başladım. Mükemmel bir kokusu vardı, yarısını yedim. Lezzeti harikaydı. Sonra sessizce düşündüm. Bu elimdeki doğanın bize vermiş olduğu mucizelerden sadece bir tanesiydi. İçinde binlerce çekirdek ve mükemmel bir renk uyumu vardı. Sonra kafamın içinde incir ile yapılanları hayal etmeye başladım. Tatlısını yaptım, reçelini, kompostosunu, chutneyi, kuruttum ve bambaşka bir lezzet oldu. İşte bu düşüncelerden sonra birkaç tane daha elime alıp mutfağımda bir şeyler denemeye başladım. Ne kadar ürünle temas halinde olursanız o kadar ilham alırsınız. Sosyal medyada çok iyi şefler var. İlham kaynağı şefler, hikayeler.

Paolo Griffa “Pasta şefi olarak doğdum”

Paolo Griffa “Pasta şefi olarak doğdum”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Paolo Griffa al Caffè Nazionale şefi Paolo Griffa oldu. Michelin yıldızlı şef Paolo Griffa ile gelecek planlarını ve kariyerini konuştuk.

Paolo Griffa

Şef Paolo Griffa Pause Dergi okurlarına biraz kendinden bahseder misin?

Pasta şefi olarak doğduğum ve daha sonra yemek pişirme ve lezzet dünyasına olan tutkumla büyüdüm. Son zamanlarda, Aosta’daki Mont Blanc’ın eteklerinde, 1886’dan beri tarihi İtalyan dantellerinden bir restoran-bar ve pastane açtım. İki ay sonra ilk Michelin yıldızını kazanmayı başardık.

Meslekte birinci nesil misin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemde hiç kimse bu işi yapmıyor. Yemek yemeyi ve iyi yerleri denemeyi severiz.  Sadece büyük bir tutkuyla.

Paolo Griffa

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Pastanelerde çikolata ve börek üretimiyle başladım ve daha sonra mutfak dünyasına adım attım. Mutfaktaki ilk restoranım Barrique di Turin, ardından Combal’dı. Rivoli’deki Zero  ile En İyi 50 Restoran arasına girdik. Verbania’daki Piccolo Lago’de çalıştım.

Sonra seyahat etmeye ve dünya mutfaklarını keşfetmeye başladım. Paris’teki Chateaubriand  ve Septime, Kopenhag’da Studio, Cantal’da Serge Vieirà ve Courmayeur’da Bocuse d’Or 2005 ve 2017’ye katıldım. 2019’da Michelin 1 yıldızı ve Forbes 30 under 30 ödülünü aldığım Petit Royal’in açılışını gerçekleştirdik.

Paolo Griffa

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı, birçok taze ürün ve sebze kullanarak baharatlar ve aromalarla zenginleştiriyor. Keşfedilmesi son derece ilginç bir mutfak. Ben beğeniyorum.

Hangi mutfakta iyisin?

Pasta şefi olarak doğduğum için pasta ve tüm türevleri konusunda çok bilgiliyim, aynı zamanda soslar ve baharatlar hakkında da bilgim var.

Paolo Griffa

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Her şey ilham kaynağı olabilir ve fikirler yeni ürünlerden, yeni teknolojilerden, seyahatlerden veya anılardan doğabilir.

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Seyahat etmek ve ileriye gitmeye çalışmak, sınırlarımızı aşarak her gün yeni deneyimlere saygı duyarak yaşamak çok önemlidir.

Paolo Griffa

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Her zaman yeni projeler üzerinde çalışıyoruz ve hiç durmuyoruz. Ayrıca, zamanın hızla ilerlediği ve dünyanın hızla değiştiği bir çağda, ayak uydurmak zorundayız.

Serkan Aksoy “Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Serkan Aksoy “Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Nicole Restaurant’ın şefi Serkan Aksoy oldu. Şef Serkan Aksoy ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

“Benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu”

Serkan Aksoy, Tolga Atalay

Serkan nerelisin kaç yaşındasın bu tutku ve yeteneğin birinci nesil misin?  Yoksa aileden bir şeyler sana geçti mi?

Bolu’da doğdum 36 yaşımdayım. Birinci nesil değilim. Babam ve abimde aşçı. Babam şu anda emekli hayatı yaşıyor. Babamın da abimin de eli çok lezzetlidir. Yeteneğimiz galiba babamızdan geçti. Abim şimdilerde lokanta yemekleri yapıyor. Ben de o yoldan geçtim.  Ve hikayem farklı tarza yöneldi.

Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronoloji de paylaşır mısın?

Sektöre 12-24 yaşlarında Bolu’da alkollü restoranlarda restoran komisi olarak başladım. Akabinde köyden şefler ile Bodruma sezonluk bir otelde mutfakta çalışmak üzere sezona gittim. İlk mutfak tecrübem tam anlamıyla burada başladı. Takip eden sene yaz sezonu için tekrar Bodrum’a gittim ve Torba Sanat Evi’nde tanımadığım İstanbul’dan gelen şeflerle çalıştım. Kış ayında İstanbul’da farklı farklı lokantalarda çalışmaya başladım.

Askerlik sonrası, başka yerlerde çalışmak farklı şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Kafe ve restoranlarda tekrar mutfak komiliğinden başlayarak devam ettim. Bir süre sonra Nişantaşı’nda Delicatessen sonrada Frankie ile yollarım kesişti. Ve aslında her şey istediğim gibi adım adım ilerliyordu. Bir yaz sezonu da Maça Kızı’nda çalıştıktan sonra artık ne istediğimi daha çok biliyordum. Sonra Frankie’ye geri döndüm. Sous chef olarak ve Melih şefin ayrılması ile birlikte şef oldum. Frankie ile birlikte iki sezon Bodrum’da Malva restoranın şefliğinden yaptıktan sonra Nişantaşı’n daki Frankie kapanınca yollarımız Frankie ile ayrıldı. Nicole hayatım kesişti ve hikayem burada devam ediyor.

 

Serkan Şef tazelik mevsimsellik ve Pazar alışverişlerin meşhur bu kavramı nerede kazandın? Sana neler kazandırıyor?

Pazartesi günleri Bolu’nun pazarıydı. Çocukken annemle köyden merkeze gittiğimde çocukken daima pazara giderdim ve çok keyif alırdım. Biraz büyüdükçe arkadaşlarımla Bolu merkeze gittiğimde de gün sonu mutlaka pazara uğrar ve eve kendimce bir şeyler alırdım ve bu hep böyle devam etti. Mesela Antalya da çalıştığım dönem o bölgenin yerel pazarına her hafta mutlaka gitmeye çalışırdım aslında bir şey almıyordum ama bana çok keyif veriyordu. Frankie ile Marmaris’te yine bir yazlık proje yapmıştık.  Başımızda Melih şef vardı. Birlikte haftanın iki günü mutlaka pazara gider restoran için alışveriş yapardık. Melih şef bu yanımı çok geliştirdi diyebilirim. Bana kazandırdıkları çok fazla açıkçası. Tedarikçilerden bulamadığınız birçok ürünü yabani otu oralardan bulabiliyorsunuz. Hatta bazılarını onlara gösterip getirtebiliyorsunuz. Bu da sizin menünüzü daha da çok geliştiriyor.

Serkan şef, her şefin kalbinde yatan Michelin Yıldızı’nı aldın.  Hedeflemiş miydin? Yoksa sürpriz mi oldu. Bundan sonra Michelin Yıldızı’nı ikiye çıkarma üzerine bir fokuslanma oluyor şeflerde, sende de bu süreç yaşanıyor mu? Gault and Millau’yu hedefliyor musun?

Köyden İstanbul’a yola çıktığımda aslında aklımda hep Türkiye’nin önemli şeflerinden biri olmak vardı. Ama benim o zamanlar Michelin Yıldızı’ndan haberim yoktu. Aradan seneler geçti ve Frankie’de çalışmaya başladıktan sonra böyle bir şeyin olduğunu öğrendim. Aslında ve ileride neden olmasın diye düşünmüştüm. Yurt dışına hiç çıkmadığım için kafamda aslında tam da bir yere oturtamıyordum.  Nicole başladıktan ve hemen arkasına Michelin’in rotasını İstanbul’a çevirdiği açıklandıktan sonra bunu hissetim. Ben ve ekibim yaptığımız işe bunun bilincinde yoğunlaştık ve çalıştık. Günün sonunda da yaptığımız işin karşılığını aldık.

İkinci yıldıza gelecek olursak iddialı konuşmak istemiyorum. Çokta tarzım değil zaten. Ama ben hep yaptığımız işi daha iyi nasıl yaparız diye arkadaşlarıma soruyorum.  O minvalde çalışıyorum. Onları da o doğrultuda yönlendiriyorum. Korumak üzere biz yoğunlaşalım da gerisi zaten olur herhalde. Gault Millou’da dünya çapında çok önemli bir derecelendirme kuruluşu tabi ki… Orda da bulunmak ve rüştümüzü ispatlamak isterim. Onlarda sistem biraz daha farklı işin içine direk servis kısmı da giriyor. Bizim restoranda servis olarak da iyi olduğumuzu düşünüyorum umarım o ödülü de alabiliriz.

Nicole Restoran’a çok değerli şefler yıllarca hizmet verdi. Aylin şef de Kaan Şef değerli ve ülkemiz için önemli kişiler. Yarattıkları marka ilk zamanlar benim uyku uyumama sebep oldu desem yeridir.

Bu değere benden bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana. Michelin Yıldızı baya konuşuldu biliyorum. Ama onlarda haklı. 8 ay öncesine kadar Serkan diye biri yoktu. Kendi halinde yemeğini pişiriyordu ve sadece işi ile ilgileniyordu. Şu an ne değişti derseniz biraz mutfağın dışına yer yer çıkmak zorunda kalıyorum. Elimden geldiğince şimdi olduğu gibi röportajlara cevap vermeye çalışıyorum.

Yeni bir proje var mı?

Şuan herhangi bir proje yok ama olursa farklı konseptler de yapmayı çok istiyorum aslında.

Geçen sene 35 yaşıma girdiğimde nişanlım bana zaman yolun yarısı diye pasta göndermişti.  Galiba tam olarak orta yaşlıyım. En büyük sır çok çalışmak. Hemen ilk 5 yılda bir şeyler yaratmak bana doğru gelmiyor. Biraz zaman lazım. Biraz daha kendimi geliştirmem gerekiyor. Sonra projeler ardından gelir.

Menülerinde neler var? İddialı olduğun lezzetler nedir?

Açık dolma ve künefe var aslında… Açıldığımızdan beri menümüzde olan ve çok sevilen iki tabağımız. Dolma asma yaprağını tempura yaptıktan sonra arasına bol soğanlı ve baharatlı bir siyez dolgusu koyup yoğurt ve nar kreması ile servis ediyoruz. Künefe de daha az şerbetli künefe peynirinden krema yapıyoruz ve kadayıfı daha çıtır yapıyoruz bazen bir tabak da isteyen misafirlerimiz oluyor.

Bir tabağın yolculuğunu anlatır mısın?

Bazen sizi bir ürün bir sebze ya da protein yola çıkartıyor. Sonra onu işliyorsunuz ve yavaş yavaş her tadına baktığınızda ürün size sanki neye ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Her yediğinizde ve zamanla yerini bulduğunu düşündüğünüzde servis etmeye başlıyorsunuz. Ben mesela hiçbir yemeğin tabağın sona ulaştığını düşünmüyorum. Bazen menüye koyduktan sonra da değişiklikler yaptığım oluyor. Zaten finale ulaşsa bize gerek kalmaz sanırım.

Rıdvan Külçek “Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan”

Rıdvan Külçek

“Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Azur Restaurant’ın şefi Rıdvan Külçek oldu. Şef Rıdvan Külçek ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

 

 Rıdvan Külçek Şef okurlarımıza kendinizi tanır mısınız?

Pause Dergi okuyucularına Merhabalar…  Ağrı doğumluyum ve 32 yaşındayım. Mesleğe 2006 yılında adım attım. Zor günlerdi.

Biraz anlatabilir misiniz?  

Babamın yönlendirmesi ile Beşiktaş’ta bir restoranda başladım. İlk çalışma yerim olduğu için açık konuşmak gerekir ise yoğun iş temposu ve uzun vardiyalardan dolayı pek sevememiştim. Mesleği bırakmaya kadar gelmiştim.

İlk iş tecrübenizden bugüne doğru kronolojide paylaşır mısınız?

Maceram 2006 yılında başladı. İlk başlarda ufak operasyonlara sahip yerlerde görev aldım. Sonraki süreçlerde Türkiye’nin önde gelen en iyi otel ve restoranlarında bu işi laikiyle yapan şefler ile çalışma fırsatı yakaladım.

Şuanda Azur İstanbul ve Azur Bodrum şubelerinin organizasyonundan sorumluyum.

Bu farklı gastronomi tutkusu nasıl gelişti?

Ürünleri tanıyıp, pişirme aşamasına geçtikçe bende heyecan oluştu ve mutfağa karşı olan ön yargım kırılmaya başladı.

Sonraki süreçte farklı mekan ve şeflerle ile çalışma fırsatlarım oldu. Bu benim için yenilikti. Farklı kültürlerin kapısını aralama, yemeklerini tatma, farklı pişirme tekniklerini öğrenme başladım. Bunları deneyimledikçe daha çok merak, ardından tutkuya dönüştü.

Nikei mutfağına giden yol ne oldu?

Azur’un şuan ki konsepti Mert Şeran Şefe ait… Ben Bodrum’da çalışıyordum.

Telefonla konuştuğumuzda Azur’un danışmanlığını aldığını söyledi. Azur’un başına geçmem için teklifte bulundu. Ani bir karar ile tekrardan ailem ile İstanbul’a geldim. Azur maceram bu şekilde başladı.

Aslında Azur sadece Nikkei Mutfağı yok. Menüsü Türkiye, İtalya, İspanya, Peru ve Meksika’nın geleneksel deniz mahsulleri yemeklerinden esinlenerek ortaya çıkartıldı. Paylaşılmak üzere tasarlanan yemekler, en üst kalitede, özel gastronomik bir deneyim sunuyor.

Nikei mutfağı nedir?

Japon ve Peru yerel mutfak anlayışlarının ve malzemelerinin lezzetli bir birleşimidir. Geçmişi yüzyılın başlarına kadar uzanan bir pişirme tarzı.

Azur denince akla balık gelirken şimdi kafalar karışmadı mı?

Ufak bir miktarda müşterilerimizi zorladık. Radikal bir karar kabul ediyorum. İlk başta beğenenler, tebrik edenler olduğu gibi menüye bakıp damak tadına uymadığını söyleyip masadan kalkanlarda oldu. İlkler her zaman zor olmuştur. Ama yemeğin tadına bakanlar her zaman beğendi. Şimdi dönüp baktığımda geçen 8 ayda menünün artık müdavimleri var.

Balıktan ziyade deneyim sunuyoruz. Farklı teknikler ile işlenip pişirilen balıklar servis ettiğimiz ürünlerin çoğu bu coğrafyada yaşayan insanların damak tadına hitap ediyor. Kafa karışıklığı dönemini atlattık.

Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir metodoloji verir misiniz?

Çok çalışıp, bolca okuyup araştırsınlar. Özellik ile yabancı kaynakları… Zaman içinde pişirdiği yemek kadar pişer insan.

Aslında artık sizde orta yaşa doğru adım atıyorsunuz?

Turizm sektöründe çalışan herkes için zaman kavramı yok. Bu soruyu sorduğunuzda bir orta yaş aydınlanması geldi. 40’ından sonra gerçek bir şef olunurmuş. Biraz daha zamanım var. Bu yaşa gelene kadar kendimi ciddi şekilde zorluyorum.

Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor?

Önce ne yapmak istediğime karar vermem gerekiyor. Bu bir balık, tavuk veya sebze olabilir. Sonrasında olay mutfakta ürünlerin birbiri ile uyumu, nasıl bir şekilde pişireceğime sunacağıma karar vermek kalıyor. Tabi en önemli nokta kaliteli ürün kullanmak. Ardından birkaç defa, farklı teknikler kullanarak pişirmek ve tabaklamak. İstediğim dengeyi yakaladığımda menüde ürüne yer veriyorum.

Azur

İlham nereden hangi an çıkıyor?

İlham pazardan ya da marketten alınmıyor. Okuduğum kitaptan, yediğin yemekten, birlikte çalıştığın kişilerden. İlhamın zaman ve mekan kavramı yok sanırım. Yürürken, tam uykuya dalacağın zamanda bile gelir. İsteyince olmuyor.

Azur’da ne ve nasıl yemek lazım?

Menü bireysel yemek yeme için oluşturulmadı. Paylaşımlı yemekler var. Ve böylelikle her şeyi deneyimleye biliyorsunuz.

Mesela; crudo, tiradito, tacolar, pelalla, makarna çeşitleri, bask usulü pişen balıklar. Vegan ve vejetaryen insanlara hitap eden yemeklerimiz de var.

Mustafa Girgin Bizimde köyde bir söz vardır “İneğin yediği her şey yenir”

Mustafa Girgin “Bizimde köyde bir söz vardır” İneğin yediği her şey yenir”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Bitez Bağarası restoranın işletmeci, şefi Mustafa Girgin oldu.  İşletmeci, şef Mustafa Girgin ile kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Bitez Bağarası

Şef Mustafa Girgin Pause Dergi okurlarına biraz kendinden bahseder misin?

1995 Bodrum da dünyaya geldim. Ailem çalışmaya odaklı olduğu için 7 yaşında yazları sanayide elektrikçide çalışmaya başladım.  9 yaşından beri aile restoranımız da çalışmaktayım. Üniversiteyi de bu meslek grubu üzerine Maltepe üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünde okudum. Hayatımın birçok bölümünde yeme- içme alanında farklı konseptleri deneyimledim. İstanbul’dan döndükten sonra Meslek okullarında yiyecek ve içecekleri bölümünde öğretmenlik yaparak eğitimcilik hayatını deneyimlendim. Şuanda da aile işletmemiz olan Bağarasın’ında işletmeci şef olarak çalışıyorum.

Meslekte birinci nesilmisin yoksa ailenden gelen bilgi birikim var mı?

Ailemizdeki ikinci nesil aşçıyım. Babam bahçıvanlık yapıyordu annem de çeşitli yerlerde aşçı olarak çalıştı. 2004 yılında restoran açmaya karar verdik ve Bağarası doğdu. Şuanda da burada hep bilirlikle çalışmaktayız.

Bitez Bağarası

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Ailem bu işi yaptığı için çok erken yaşlarda bu sektörü deneyimlemeye başladım. Bu sektördeki ilk iş tecrübem kendi işletmemiz daha sonra Nobu Palmarina da çalıştım. Üniversitedeyken geceleri çeşitli otellerde çalışıp harçlığımı çıkardım. Farklı gastronomi eğitimlerine ve etkinliklerine katılarak kendimi geliştirmeye yönelik tecrübeler biriktirdim. Üniversite son yılımda Özsüt’te denetmen şefliği ve asistanlık yaptım. Bodrum’a döndükten sonra liselerde öğretmenlik yaptım. Şuanda da kendi işletmemiz de çalışmaya devam ediyorum.

Türk mutfağı hakkında düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Bence önce herkes kendi kültürünün lezzetlerini öğrenmeli. Türk mutfağının hak ettiği değeri görmediği düşüncesindeyim. Üç tarafı denizlerle çevrili verimli topraklar verimli denizlere birbirinden değerli besinler sahip mutfağımızın gelişen gastronomi dünyası bulunduğu konum doğru olmadığını düşünüyorum. Yöresel lezzetlerin doğru bir şekilde sahip çıkılmasını isterim. En eski kökünden yada en eski nenelerden dedelerden öğrenilmesini. Doğru şekilde aktarılan her bilginin ileride geleceğe yön vereceğini düşünüyorum. Benim kendi işletmemiz de var olma sebebim geçmişimize saygı duymamdır.

Bitez Bağarası

Hangi mutfakta iyisin?

Ege bildiğiniz gibi otlarıyla ünlü bir coğrafyadır. Bizimde köyde bir söz vardır “ineğin yediği her şey yenir” bu yüzden dolayı kendimin Ege mutfağında iyi olduğumu düşünüyorum.

Yeni bir lezzet yaratırken nerelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Yeni lezzet yaratılacağından coğrafyamızda zamanında ne var ise onlar için en farklı yaratıcılık için köklere inerek farkındalık yaratıyorum.

Bitez Bağarası

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

İlk önce bu işi yapmak istiyorlarsa, en dibe inecekler. Geçmişe, köklerine dönecekler. Köklerine sırtlarını dönmeyecekler.  Mutfağımızı hak ettiği yere çıkarmak için elinden geleni yapacaklar. Sıfırdan başlayacak ve sabırla devam edecekler.

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Takibe var olmaz mı? Yeni projeler olmadan olmaz. Yenilik enerji demektir. Ama söylendiğinde büyüsünün bozulduğuna inanıyorum. Belki bir daha ki sefere yeni projemizde görüşürüz.