Yazılar

Sanal Olmayan Evrende Kimsin?

Sanal Olmayan Evrende Kimsin?

Yazan: Profesyonel Koç ve Enerjist Senem Tuğcuoğlu,

Sosyal medyanın eleştirildiği birkaç nokta var. Biri bize sunduğu, somut gerçeklikten uzak, güzellik: hem çok güzel kişisel görünüm hem de harika yaşam kareleri. Bir diğeri, iletişim alanı olarak ölçüp biçmeye ve özen göstermeye gerek duymaksızın yorum imkânı yaratması. Gerçek olmadığını bildiğimiz hayatların, buna rağmen ruhsal baskı oluşturması. Üstüne üstlük, yüz yüze, göz göze, el ele kurulan bağları, alışılagelmiş iletişim becerilerini yerle bir etmesi. Ve elbette karşı konulmaz çekim gücü ve bağımlılık yaratması. İnsanın doğası ve ilişki kurma biçimi ister istemez evrim geçiriyor şu anda.

Bunların üstüne bir de üretken yapay zekâ faktörü eklendi. Bilim kurguyu artık sadece izlemiyor onun içinde yaşıyoruz adeta. İnsanlığın yaşadığı dramlar 2020’li yıllarda dahi pek değişmiyor gibi görünüyor ancak, üretken yapay zekanın yaratacağı bambaşka bir dünya kapımızda bekliyor.

Bütün bu değişimler kişisel esenliğimiz ve daha yaşanabilir bir dünya için bize neler sunabilir?

Hayallerimizden daha hızlı ilerleyen bu teknolojik gelişmeler içinde:

GERÇEKLİĞİM NE?

KENDİMİ NEREYE KONUMLANDIRIYORUM?

NASIL SAĞLIKLI İLİŞKİ KURABİLİRİM?

NASIL UYUMLANABİLİRİM?

Dünyamız bizlerin bir yansıması, bizler de dünyamızın bir yansımasıyız. Kişisel esenliğimiz kolektif esenlik için yapı taşı. Bizden uzakta dahi olsa birilerinin yaşadığı acılar hepimizi yaralıyor. Göz ardı ederek, yok sayarak yaşamak mümkün değil. Psikolojide bazı yaklaşımlar ve kişisel gelişim alanlarında bireysel iyi hal için ortak öneriler bulunur:

Bedenine, zihnine ve ruhuna iyi bak.

Yaşadığın evrene katkı sağla (sadece tüketme, sen de üret)

Elindeki imkân ve kaynakları bunlara erişimi olmayan veya kısıtlı olanlarla paylaş.

Kendine bir yaşam amacı edinerek, bu amaca hizmet eden seçimler yapmaya özen göster.

Alışık olduğumuz düzende ısrarcı olmayı bırakıp, yeni dünya düzeni içinde tüm bu eylemleri sil baştan yorumlamamız gerekiyor. Sosyal medyanın varlığını kabul ederek, bunu nasıl yapay değil samimi bir biçimde kullanabilirim. Üretken yapay zekadan faydalanmayı kabul ederek, beceri ve melekelerimi kaybetmeden kendimi nasıl geliştirebilirim? İyi halim için yapabileceklerimi yeni düzende nasıl gerçekleştirebilirim?

Evet, sizi sorular ve sorgulamalarla baş başa bırakıyorum. Hepimiz için yeni bir zaman ve mekân algısı içinde, bakalım neler gözlemleyeceğiz? Sağlıcakla kalın!

2024 İÇİN NİYETLER

2024 İÇİN NİYETLER

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

 “Hayatı ellerinde kaleci eldivenleriyle bekleyerek yaşamamak gerektiğini, senin de hayata bir şey verebilmenin önemli olduğunu öğrendim.” Maya Angelou

Zor zamanlarda dayanma gücü de ister istemez hasar alıyor. Kendi gölge yönlerimize çekiliyoruz. Sorgulamamız artıyor. Yönümüzü yitiriyoruz. Bireysel olarak zorlayıcı koşullarla baş edebilmek ve hatta toplumsal değişime katkıda bulunabilmek için odağını korumak, hayaller kurmak, niyetler oluşturmak daha da önem kazanıyor.

Yeni bir yıla hazırlanırken somut bir yön tayin etmek bize çok şey sağlar: belirli bir rota, içsel güç, motivasyon, yapıcı gündem, anlam. O halde her sene sonunda olduğu gibi bir muhasebe yapma ve pusula oluşturma zamanı!

Yeni yıl niyetlerini oluşturmak için kendinize özel bir zaman yaratmanız iyi olacaktır. Sakince, telaşsız, düşünebildiğiniz, hissedebildiğiniz, dikkatinizi kendinize verebildiğiniz bir ortam ve bir miktar kırtasiyeye ihtiyacınız olacak: kalem, kâğıt ve zevkinize göre renk katabilecek malzemeler.

Öncelikle 2023 yılını gözden geçirin.

Sizin için nasıl geçti?

Sizi derinden etkileyen neler oldu?

Kendinizle ilgili -olumlu ve olumsuz bulduğunuz- neleri fark ettiniz?

Nerelerde kendinizi takdir ediyorsunuz?

Ardından, size hizmet etmediğine inandığınız ve artık taşımak istemediğiniz hangi değerleriniz ve yöntemleriniz var, bunları belirleyin.

Nasıl olmak İSTEMİYORSUNUZ?

Bunları tek tek bir yere yazın ve sonra da tek tek buruşturup atın, yok edin.

Kalkıp silkelenin, derin bir nefes alın.

Şimdi artık hayaller kurmak, hedefler belirlemek için hazırlanın.

Sizce anlamlı bir hayat nasıldır?

Hayal ettiğiniz hayatta siz nasıl birisiniz?

Nasıl olmaya ihtiyacınız var?

Hayatınıza katmak istediğiniz neler var?

Hangi değerler?

-Kendinizle ve başkalarıyla- Nasıl ilişki kurmak istiyorsunuz?

Size neler hizmet edebilir?

Kimlerden, nasıl destek alabilirsiniz?

Bunları hoşunuza giden şekilde yazın, çizin, kolaj yapın. Saklanabilir bir forma sokun ve teşekkür edin.

Pusulanız hazır! Kendinize ait, özgün niyetleriniz, seçimleriniz ve yolculuğunuzda her şey gönlünüzce olsun. İyi seneler!

 

Sorumluluk almak ya da almamak!

Sorumluluk almak ya da almamak!

“Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız.” Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Başkalarını ve şartları suçlamak bir seçim. Peki çözüm mü?

Önce hastalıklar, ardından savaşlar ve ekonomik darboğaz… İçinden geçtiğimiz bu zorlu günler hepimizin baş etme gücünü sınıyor adeta. Aynı anda hem toplumsal hem bireysel düzlemde payımıza düşen güçlüklerle mücadele veriyoruz. Ailemde, çevremde, dünyada olan bitende payım var mı? Göz yumdum mu? Görmezden geldim mi? Kendi görüşümü dayattım mı? Anlamaya çalıştım mı? Emek verdim mi?

Ailemi, eşimi, dostumu, çocuğumu, işimi, çalışma arkadaşlarımı, içinde bulunduğum durumu suçlayarak yaşayabilirim. İyi de bu huzur veriyor mu?

İlişkilerden beklentim var. Öyleyse ben ne katıyorum?

Bütünden beklentim var. Öyleyse ben ne katıyorum?

Süreçten beklentim var. Öyleyse ben ne katıyorum?

Sürekli şikâyet etmek insana mutluluk vermiyor. Sürekli umutsuz olmak güç vermiyor. Kurban rolü keyif vermiyor. Çabalamak, emek vermek, elinden geleni yapmak yerine çaresiz olduğunu düşünmek insanı daha da aşağı çekiyor. Bu liste uzar gider. Bir kısır döngü adeta.

Bireysel düzlemde de toplumsal düzlemde de olan biten her şeyle ilgili sorumluluğumuz var. Sadece biz haklı, doğru, iyi olamayız. Kendimizi haklı çıkarmak için nedenler üretebilir, deliller sunabiliriz. Ancak dürüst olabildiğimizde, farkındalıkla olayları tahlil edebildiğimizde, hakkaniyetli olduğumuzda, gerçekten anlamaya çalıştığımızda mutlaka dahlimiz olduğunu göreceğiz.

Her şey bir etki yaratır. Kullandığım dil nasıl, karşımdakine nasıl hissettiriyor? Verdiğim tepki nasıl, nelere yol açıyor? Hayallerim, hedeflerim, ideallerim için ortaya koyduğum emek yeterli mi? Tercihlerim neye hizmet ediyor? Kendimi dev aynasında mı görüyorum? Ön yargılarımdan ne kadar sıyrılabiliyorum? Kararlarım kendime mi ait, birilerini mutlu etmeye mi yönelik? Sağduyumu koruyabiliyor muyum?

Seçimlerimiz bizim özgür irademizi, varmak istediğimiz yeri ve benliğimizi ortaya koyuyor. Seçimlerimizi neye göre yaptığımızın farkında mıyız? Yaptığımız seçimlerin sorumluluğunu almamız ise kişisel gücümüzü gösteriyor. Kişisel gücümüz bize sağlıklı iletişim kurmayı, üretmeyi, ilerlemeyi, hayattan zevk alabilmeyi, değişim yapabilmeyi, yeni seçimler yapabilmeyi sağlıyor. Dayanıklılık sağlıyor.

Hangi saikler ile neyi seçiyoruz? Başkalarına bağlı -başkalarını suçlayan- bir hayatı mı, sorumluluğunu aldığımız bir hayatı mı? Yaşantımızın iplerini elimize almak istiyorsak, sorumluluk almamız ve emek vermemiz gerekiyor. Kendimizle, çocuğumuzla, arkadaşlarımızla, dünyayla kurduğumuz ilişkinin sorumluluğu.

Profesyonel Koç ve Enerjist Senem Tuğcuoğlu

Şu anda ve Burada!

Şu anda ve Burada!

“Nerede olursanız olun, tam olarak orada olun.” Eckhart Tolle

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

Bir şeyle meşgulken aklınızın veya dikkatinizin çelindiğini muhakkak tecrübe ediyorsunuzdur. Kendinizi şöyle buluyor musunuz: Bir sonraki adımı düşünürken, bir önceki veya çok önceki bir anda takılıp kalmış, başkalarına odaklanmış, sosyal medyaya kaptırmış… Geçmiş, gelecek, üstüne vazife olmayan şeyler, başkaları, dertler, tasalar, olumsuz ihtimaller, umutsuzluk, isteksizlik ve buna benzer duygular ve dürtüler sizi ele geçiriyor mu?

Çıkışta nasıl gideyim, akşama ne pişireyim, ona ne söylemeliyim, ne giyeyim, ne yiyeyim, ne içeyim! Belki her şeyi veya herkesi kontrol etmek istiyorsunuz. Ve içinde bulunduğunuz an’a veya an’daki ihtiyaca dikkatinizi veremiyorsunuz. Belki olumsuz duygular beslemeye ve senaryolar geliştirmeye o kadar alışmışsınız ki, bunlar anda kalmanıza izin vermiyor. Belki biteviye bir kıyas veya rekabet içindesiniz. Dikkatiniz şu andan ve buradan, başkalarının şu an ve burada’sına kayıyor. Sosyal medya sizi dipsiz kuyusuna doğru çekiyor belki: Başkaları, başkalarının hayatları, önünüzdeki işten veya kendinizden kaçmak için harcadığınız onca zaman. Veya kendi deneyiminizi sosyal medyada paylaşmak için çaba harcarken kaçırıyorsunuz an’ı.

Peki ya geçmişten getirdikleriniz ve takılıp kaldıklarınız: şöyle olmuştu, neden öyle olmuştu, şunu demişti, neden şöyle söylemedim, haksızlık edildi, kötü davranıldı gibi gibi.

İletişimde ve gündelik hayatta da an’ı ıskalıyoruz. -Benim zannettiğimden farklı olarak- karşımdaki kişi şu an ne söylüyor/ne hissediyor, tasarladığımdan farklı bir durumla karşılaştım nasıl karşılıyorum, planlar değişti hangi hızda uyum sağlayabiliyorum, yeni duruma göre yeni çözüm üretebiliyor muyum… Yediğim yemeğin, içtiğim çayın, yaptığım işin, sohbetin, boşluğun, sessizliğin, dinlenmenin, çevremle iletişimin tadını çıkarabiliyor muyum, hakkını veriyor muyum, zevk alabiliyor muyum? Çocuklarım büyüyor, büyüklerim yaşlanıyor, ben yaşlanıyorum, çevremdeki kişiler şu an ve burada varlar, farkında mıyım?

Sadık kaldığımız düzen ve yaptığımız planlar kafamızı rahatlattığı ölçüde işimize yarıyor. Ancak aynı düzen takıntıya dönüşüp gözümüzü kör ettiğinde bize engel oluyor. Gelişen durumlar karşısında planları revize edebilme becerisi, esneyebilme derecesi -düşünsel, duygusal- yükleri hafifletebilir ancak.

“Hayatım” dediğimiz şey şu andan başka ne? İçinde olmaktan hoşlandığınız, zevk aldığınız, tüm dertleri unuttuğunuz, kendinizi, gardınızı bırakabildiğiniz o anlar, işte o anlar çok kıymetli. Amacımız farkındalıkla bunları çoğaltmak.

Şu anda saklı hangi hazineler var, şu anda neler mümkün, şu an ile bütünleştiğimde nasıl hissediyorum, kendim veya çevremle ilgili neleri fark ediyorum? Geçmiş tamamıyla bir tarafa -kim olmak istiyorsam- şu an yeni bir başlangıç! Dur, tecrübe et, anda ve burada, bakalım neler olacakJ

Her Şey ve Herkes İstisnadır!

Her Şey ve Herkes İstisnadır!
Herhangi bir “normal” kabulü ne kadar mümkün?
Normale göre sınıflandırma
Normale göre genelleme
Normale göre istatistik
Normale göre sebep sonuç
Normale göre deli gömleği
Normale göre anormallik
Kim belirleyebilir normları? Normalleri? Kalıpları? Bunlar ancak insanın ötekileştirilmesine, mutsuzluğuna, güvensizliğine, yalnızlaşmasına, yanlış yaptığını hatta yanlış olduğunu düşünmesine sebep olmuyor mu?
Gündelik dilde kolaylıkla genelleriz. Çok kolay kategorize ederiz. Kolayca “normal”e göre değerlendirme yapar, önermede bulunur, akıl veririz veya arkadan konuşuruz hatta. Üstten bir tavır adeta. Kendi baktığın noktadan hüküm vermek. Hadi diyelim ki farklılıklara saygı göstermek o kadar da mesele değil herkes için, hayal dünyası ve rüyalar hangi normlara göre?
Kendi normalini, kalıbını, aklını başkasına dayatmadan, hakiki olarak “açık” bir iletişimle, denk ve keyifli ilişki kurmak mümkün mü? Karamsar edebiyat örnekleri insanın bu umutsuzluğuyla dolu. Bilim kurgu filmleri de tektipleştirme örnekleriyle…
Dinamikler bu kadar değişkenken… Bağlamlar sınırsızken… İnsanın iç içe geçen farklı kimlikleri varken… Bazen kesişen bazen ayrışan. Muğlaklık bu kadar hüküm sürerken… Hangi sıfat/kavram/norm sabit ve sürekli olabilir?
Ve eğer buzdağı varsa, o buzdağının altında ne olduğunu kim bilebilir. Hangi sistem buzdağı ile suyun yüzeyi arasında sebep sonuç bağı kurabilir. Ya da nasıl herkeste aynı sebepler aynı sonuçlara bağlanabilir. Olasılıklar o kadar geniş ki. Bilmek, idrak etmek nasıl mümkün olabilir.
E sonra zemin de pek yok. Gördüğünün yarısına duyduğunun hiç birine inanma demişler. Gördüğümüz duyduğumuz bizi yanıltabilir, varsayımlara iter, ister istemez. Kendi sebep sonuç zincirimize oturtmaya çalışırız ancak.
Kendim için sınırsız olasılıklar, anlaşılmazlıklar mümkün ise… Diğerleri için de bu böyle; onların da hakkı! Eğer “kendim” olmak güvenli ve ok ise… Spiritüellik varsa… Önermesiz, yargısız iletişim de olmalı! Sabit gözler, kulaklar esnemeli!
Yardım isteyene destek olmak, soru sorana cevap vermek ok de kendi normallerine göre kategorize eden, genelleyen, sağlıklı/hasta diye ayıran, düzeltmeye çalışan, tedavi etmeye çalışan, bilimsel diye sunan, önermede bulunan her şeye ve herkese ve bunu yaparsam kendime de hayır, not ok!

Dalgalandım da Duruldum!

Dalgalandım da Duruldum!

Senem Tuğcuoğlu, Profesyonel Koç ve Enerjist 

Avustralyalı yelkenci Jessica Watson’ın hikayesini biliyor musunuz? 2009 yılında 16 yaşındayken tek başına, sadece yelken kullanarak (motorsuz) ve bir limana uğramadan (non-stop) 210 günde dünyayı turlayan Jessica. Merak edenler True Spirit isimli kitabını okuyabilir veya filmini izleyebilir.

Jessica küçük yaşlardan itibaren yelkene gönül vermiş ve dünya turu hayalini amaç edinmiş. Hikayesinde, bu hayal için gösterdiği çaba, ailesinin ona tam desteği, yaşına rağmen büyük cesareti ve daha nice ilham kaynağı detaylar var.

Burada değinmek istediğim Jessica’nın evine çok yaklaştığı bir sırada başına gelen son derece kritik olay ve olayla ilgili verdiği karar. Yolculuğun sonlarına doğru, karşı konulmaz güçte fırtınaların kopacağı haberi gelir. Yolculuk boyunca kesintisiz iletişimde olduğu yelken antrenörü ve ailesi ile durumu değerlendirmeye çalışırlar. Koşulların çaresiz bırakmak üzere olduğunu gören ve haklı olarak endişe eden aile ve antrenör, hayalini gerçekleştirmiş sayıldığını, güvenli bir limana girmesini önerirler. Ancak Jessica için böyle sayılmaz. Ne pahasına olursa olsun hedefini gerçekleştirmek istemektedir. Yaklaşmakta olan fırtınada nasıl bir yol izleyeceğine karar vermeye çalışırken antrenörünün ona aşıladığı en önemli derslerden biri olan: “doğa ile baş edemeyecek bir durumdaysan, onunla uyum sağla” öğretisi gelir. Ve Jessica kendisini (teknesini) karşı koymaksızın fırtınanın ve yarattığı dalgaların seyrine bırakmaya karar verir. Bu kararı sindirmekte zorlansalar dahi, kardeşleri, anne-babası kaptanın o olduğunu ve kararına saygı duyup destek olduklarını söylerler. İşte bu noktada -aile, Avustralya halkı ve dünyada takip eden- herkes için gergin bir bekleyiş başlar. Her şeye rağmen kararının arkasında olan yelkencinin başına zorlu bir sınav gelmiştir. Bir süre haber alınamayan Jessica, teknesi alabora olmuş halde dalgalarla sürüklenmektedir. Ve yıllar gibi geçen dakikalardan sonra tekne tekrar düzelir! Jessica sağ salim kurtulup dünyayla iletişim kurana dek geçen sürede herkes için büyük dersler çıkmıştır.

Jessica’nınki kadar büyük cesaret gerektiren riskli deneyimler herkesin seçeceği bir yol değil elbette. Ancak hayatta bazen dalgalarla boğuşmaya çalışmak yerine onlarla dans etmek gerekebilir. Nerede, nereye kadar mücadele ve boğuşma gerekir, hangi aşamada dans etmek gerekir, o an’da o yerdeki o kişi karar verecektir. Özellikle doğa kendi içinde ahengi olan, anlamaya çalıştığımız, bize sonsuz ve verimli kaynak sunan bir nimet. Doğaya ne kadar uyumlanabiliyoruz? Yaşam alanlarımız ile, kaynak kullanımında, doğal felaketlerle baş etmede ne kadar doğru kararlar üretebiliyoruz?

Güçlükler, önümüze çıkan engeller sadece doğa ile mi ilgili? Ya insanla, toplumla ilgili olanlar?  Bazı koşullar, durumlar, kişiler ile mücadele yöntemi boğuşmak olmayabilir! Elimizde olmayan, bizi aşan, değiştiremediğimiz engellerle çatışmak yerine dans etmemiz gerekebilir. Bu engelin içinde ve engele rağmen iç huzurumuzu koruyabileceğimiz, ilerlememizi sürdürebileceğimiz, farklı keşifler ve bakış açılarının mümkün olduğu bir danstan bahsediyorum. Yine o an’da, o yerde, o kişinin görebileceği ve verebileceği bir karar. Ne dersiniz?

Hepimize hayatın önümüze getirdiği dev dalgalarda süzülmeyi ve devam edebilmeyi dilerim!

Görmedim Duymadım Bilmiyorum! 3 Bilge Maymun

Görmedim Duymadım Bilmiyorum! 3 Bilge Maymun

Profesyonel Koç ve Enerjist Senem Tuğcuoğlu

Dilimize “göz yumma” anlamında olumsuz olarak kullanılmasına rağmen 3 bilge maymun bize başka bir perspektif sunmaktadır. “Olumsuzluk görmeye, olumsuzluk duymaya, olumsuzluk üretmeye katkı sağlamayacağım! Gözümü, kulağımı, dilimi kötülüklere kapatıyorum. Dikkatimi vermek istediğim yer burası değil.”

İnsan zihni zaptedilmesi zor bir güç. Olur-olmaz, gerekli-gereksiz düşüncelere kolayca kapılabiliyor. Olumsuz senaryo üretmekte, ayın karanlık yüzünü görmeye çalışmakta üstüne yok doğrusu! Ancak bu bize ne sağlıyor? Zincirleme kötü senaryo, şüphecilik, nedeni yitirilen olumsuz duygular, sağlıksız ilişkiler vb…

Odaklandığımız her detay ortaya konulan, yer kaplayan, etki eden bir üretimdir. Neyi üreteceğimizi seçmek de elimizdedir. Çiçeklerimizi büyütmek için zehirli su vermeyiz, temiz su veririz. Kendimizi ve çevremizdekileri büyütmek için ihtiyacımız olan da şifalı gözler, kulaklar, sözlerdir. Japon kökenli 3 maymunun bakış açısı, Toltek bilgeliğindeki dört anlaşmayla tam da bu şekilde örtüşüyor. Ne diyordu dört prensip: kişisel algılama, varsayımda bulunma, kelimelerini özenli seç (söz büyüdür), elinden gelenin en iyisini yap. Beyaz büyü diye nitelendiriyor bunu. Eğer bozan, yıkan, kötücül bir kara büyü varsa, iyileştiren, onaran, iyicil bir beyaz büyü de vardır. Benzer şekilde: Değersizleştirmek üzere, eksiltmek üzere görmüyor 3 maymun.  Değersizleştirmek üzere, eksiltmek üzere duymuyor 3 maymun.  Değersizleştirmek üzere, eksiltmek üzere konuşmuyor 3 maymun.

Ülkemiz, dünyamız, doğal kaynaklarımız can çekişiyor. Çok sayıda acı çeken insan var. Ne görmezden gelmek ne de göz yummak mümkün. Ortalık bir nevi yangın yeri. Bu yangının içinde: Neyi dönüştürmek istiyorsun? Neye dönüştürmek istiyorsun? Nasıl dönüştürmek istiyorsun? Şehirleşmenin yarattığı çöp dağlarını büyütmek mi rehabilite etmek mi istiyorsun? Bu sorgulamayı yapacağımız seçimlerde, atacağımız adımlarda aklımızdan hiç çıkarmamız gerekli.

3 maymunun bilgeliğinin kaynağı, olan bitenin farkında olarak bilinçli tercihler yapmak ve ortaya konulan katkının sorumluluğunu almak.  Zihnimizden, kalbimizden, dilimizden geçen her şey bir etki yaratıyor. İyileşme de en başta burada başlıyor. Kişisel iyi halimiz, kişisel evrenimizde nasıl olduğumuzla bağlantılı. Her birimizin küçük evreninde yaratabileceği sevgi, dostluk, neşe, güven, dayanışma, paylaşma, saygı gibi değerler birbirine değen bir evrenler bütünün vazgeçilmez parçaları. Görüyorum, duyuyorum, biliyorum J

Bir ve bütün

Bir ve bütün

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

Yıkıcı depremin ardında bıraktıkları, hepimizi her yönüyle derinden yaraladı. İlk andan itibaren, şok, acı, üzüntü, kızgınlık, kırgınlık, endişe, zayıflık, anlamsızlık gibi karmaşık duyguların içinde boğulduk, harap bitap düştük. Geçiciliğin ve değişimin gücü bir kez daha yüzümüze çarptı.

Bu felaket ve arkasından yaşananlar yüreğimizi dağlarken, içimizde bir şeyi de yeşertti: Ne kadar güçlü bağ kurabildiğimizi fark ettik. Uzak-yakın, tanıdık-tanımadık, sizden-bizden demeden onca insan adı konmamış bir seferberliğe girişti. Acıyı, çaresizliği, korkuyu hisseden, bu olumsuz duyguları umuda, yaşama, mucizeye dönüştüren bir kalp bağı kuruldu. Canla başla, çetin şartlarda ve tehlikeli koşullarda sahada çırpınanlar, bulundukları yerden afet bölgesine ihtiyaçları göndermeye çalışanlar, gece gündüz bilgi akışı için uğraşanlar BİR oldu, BİRLİK oldu, doğallıkla, kendiliğinden.

Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız, birbirimize bağlıyız. Bütünün bir tarafı eksildiğinde, zora girdiğinde nefesimiz oraya odaklanıyor, kalbimiz orada atıyor. Zihnimiz: ihtiyaç olan yeri nasıl iyileştirebilirim, ben ne katabilirim diye düşünmeye başlıyor.

Doğayla, canlılarla, birbirimizle ilişkimiz var. Doğadan, canlılardan, kendimizden sorumluyuz. Birbirimizi aşağı ya da yukarı çekebiliriz. Birbirimize iyi ya da kötü bakabiliriz. Birbirimize şefkatli ya da zalim davranabiliriz. Merhametli ya da saldırgan olabiliriz. Sadece kendimizi ya da hepimizi düşünebiliriz. Hangisini seçeceğimize kendi irademizle karar veriyoruz.

Eksikler, hatalar dürüstçe tespit edilmeli ki tekrarlanmasınlar. Öğrendiklerimiz gelişimimize fayda sağlasın. Olan biteni unutmak elbette mümkün değil. İzleri bize eşlik edecek. Unutmayalım ama karamsarlığa da izin vermeyelim. Bu ortak acının şifaya ihtiyacı var. Maddi ve manevi onarılacaklar var. Onarmak için fiziksel ve duygusal dayanaklılık gerekiyor.

Karmaşık duygular var, yas var. İzin verelim.  Acılar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak. Tanıklık edelim.

Ancak ardından da sağaltmaya girişelim. Sadece acıda kalmak ne bizi ne dokunacağımız kişileri besler.

Bütünün hepimizin iyileştirici enerjisine ihtiyacı var. Ve hepimizin de bütünlüğümüzü korumaya… Bir olduğumuzda bütüne katkı sağlıyoruz. Kendi içimizdeki bütünlük ise çemberde güçlü halka olmamızı sağlıyor. Dengeye gelmek kolay değil. Tüm duyguların adını koyup, zihni sadeleştirmek kolay değil. Çaba gerektiriyor. Motivasyon ise apaçık ortada, birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız, birbirimize karşı sorumluyuz, birlikten ne mucizeler doğdu!

Bu süreçte kendinizi sağlam, yapıcı, üretken tutabilmek için neye ihtiyacınız var? Yaraları sarmak, incinmiş ruhları iyileştirmek için, bütünlüğünüzü korumak için nasıl olmaya ihtiyacınız var? Bütünle ilişkinize ne katabilirsiniz?

Günler uzun yıllar kısa

Günler uzun yıllar kısa

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist
Günler uzun, yıllar kısa sürüyor. Günlerce, haftalarca, aylarca hiç değişmeyecek gibi içinde bulunduğun bir durum, bir de bakmışsın yıllar öncesinde kalmış. Hatta hatırlamıyorsun bile. Ne garip! Bir rüya veya sis perdesi gibi, tutayım diye elini uzatsan dağılıp gidiveriyor. Gerçekten yaşandı mı hissi kadar tamamen kayıtlardan silinme de mümkün.

Kendi çocukluk yıllarında, senden büyüklerin yetişkin zamanlarını tecrübe ediyorsun. Çocuk gözü ve çocuk aklı ile. Belki eğlenme, belki çekinme, belki hayranlık, belki idrak edememe, belki fark bile edememe hisleriyle ebeveynlerin, onların anne-babaları, teyzeler, benim gibi şanslıysan anneannenin annesine kadar uzanan boy boy yetişkinler. Normal koşullar altında tabii, erken kayıplar da yaşamış olabilirsin. Hayat hakkında, senin hakkında ciddi kararlar alan, ev/aile iş/güç sorumlulukları ile günlerini geçiren, şansın varsa gülmeye/eğlenmeye/dinlenmeye vakit ayırabilen yetişkinler. Ya da belki ağır koşullar, beklenmedik gelişmelerle sarsılan, mücadele halinde yetişkinler. Yaşlanıp kocayınca, hastalıklar ile yaşama tutunma arasında yaşadıkları o git gele şahit oluyorsun. Varlıklarına şükrediyor, acılarına dertleniyorsun. Ya da belki başka hislere itiyor herkesi. Kaçınılmaz bir düzen. Yeter ki düzen bozulmasın diyorsun, buna da şükür.

Düşününce, onlar da bir zamanlar çocuktu. Dertsiz tasasız, anlık yaşayan, kolayca gülüp eğlenebilen, ne yaramazlıklar peşinde olan, hayat dolu çocuklar. O hallerine şahit olamıyorsun. Belki hiç aklına bile gelmiyor bu halleri. Tahayyül de edemiyorsun.

Çocuklarına bakıyorsun, veya çevrendeki çocuklara. Koşan, oynayan, gülen, kolayca duygudan duyguya giren, belki de hiç algılayamadığın bir hayal aleminde gezen. Bu sırada onların çocukluk anıları yazılıyor, içinde senin yetişkin veçhenin rol aldığı. Kim bilir neyi kaydediyor o sırada.

Evde bir hayvan varsa, yavru halinden itibaren, bu açıdan büyük şans. Çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık hallerinin hepsine şahit olabiliyorsun. Büyüklerimizin çocukluğunu, çocuklarımızın yaşlılığını ise görme imkanımız yok. Doğanın kanunu. Şu var ki, herkes önce çocuk. Oyuncu, masum, kolay memnun olan, kolay unutan, zevk almayı bilen…

Doğada, doğalda, her şeyde hüzün ve sevinç bir arada…

 

Yeni yıl için beklenti-siz hayaller

Yeni yıl için beklenti-siz hayaller

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

“Yalnız iki trajedi vardır şu dünyada; Birisi istediğini elde edememek, ötekisiyse elde etmek!” Oscar Wilde

Bütün teori ve öğretileri bir kenara bırakıp, yaşadığınız tecrübelere bakarsanız neyi fark edersiniz? Size en iyi gelen, motive eden, yolda tutan şeyler nelerdir? Hayal kırıklığına uğratan, hevesinizi kıran, kızdıran şeyler nelerdir?

İnsanlar, olaylar, gidişat, değişen koşullar, hava durumu gibi birçok gündelik konu bizi olumlu veya olumsuz olarak etkiler. Tüm dünyadaki endişe verici sis bulutu, önüne geçilemeyen acı olaylar, olağanüstü salgınlarla baş etmek hiç de kolay değil. Sabah huzurla kalkıp, insanı karamsarlığa sürükleyen üzücü haberlerle karşılaşmak yaşam enerjisine hiç iyi gelmiyor. Ne yapabiliriz?

Hayal kurmak yaratıcı güçtür. Hayal kurmakla başlar “geleceğe” bir adım. Hasat için başlangıç noktası tohumdur. Tohumu toprağa atmadan, topraktan bereket beklemek mümkün mü? Tohumu atarken ne hayaller kurarız; ürünün filizlenmesi, gelişmesi, kendi en olgun haline ulaşması, yaşam dolu olması, meyve vermesi, küsmemesi, doğal döngüde varlığını sürdürmesi.

Yarınlara dair, kendine dair hayaller kurmak, hayallerinin olması bedene, zihne ve ruha, kalpten pompalanan kan gibi enerji verir. Kişiyi zinde tutar. Sabah yataktan kaldırır. Güne adım attırır. Tatlı bir meşguliyet sağlar. Uğraşma, didinme, amaç, rota sağlar. Odaklı seçimler yapmaya yarar. Bu hayalin yarattığı amaç, hayatla bağ kurmaktır. Hayal bir tohumsa, o hayal için atılan her adım, verilen her karar, gösterilen her çaba, o tohumu sulamak, toprağına bakmak, hava koşullarına göre korumak, ilgiyle beslemek ve büyütmektir. Ta ki meyve verene dek.

Ya sonuç istediğimiz gibi olmazsa, ya meyve vermezse, ya istediğimiz biçimde meyve vermezse? Bu noktada formülümüz devreye giriyor: Yaşam enerjisi= Hayaller-Beklentiler! Arzu edilen hayal için emek vermekle, çıkan sonuçla ne yapılacağını birbirinden ayırmak gerekir.

Yaşam enerjisi, kurduğumuz hayaller için sürdürdüğümüz yolda mevcut. Yolculuk sırasındaki değişimler, hem izlenilen yolda hem de sonuçta farklılık yaratabilir. Elimizde olmayan etkilere maruz kalabiliriz. Olan bitenler sadece kendi hayalimiz ve etkimiz ile gerçekleşmiyor. Hayallerimizin ve etkimizin katkısından sorumluyuz elbette, hepimize pay düşüyor. Ancak herkesin farklı bir hayali ve etkisi var. Herkesin seçtiği farklı bir yol var. Bu yolda takındığı farklı bir tavır var. Elde etmeyi arzuladığı farklı bir sonuç var.

Bütünün ihtiyacı bizim kavrayabildiğimizden çok farklı olabilir. Karşımızdaki kişinin ihtiyacı bizim kavrayabildiğimizden çok farklı olabilir. Attığımız tohumun ihtiyacı başlangıçta öngördüğümüzden çok farklı olabilir. Sonuçlar tasarladığımızdan çok farklı olabilir.

Hayal yerine beklentiye odaklanmak enerjimizi düşürür. İnsanlardan beklentiye girmek, olaylardan beklentiye girmek, hava durumundan beklentiye girmek bizi ayakta tutan değil, ayaktan düşüren bir etki yaratır. Mutsuz oluruz, mutsuz ederiz.

Yaşam enerjisi için, ayakta ve zinde kalmak için, hevesini korumak için HAYAL KURMALI İNSAN. Bu hayal için çaba göstermeli ancak sonuçlara dair BEKLENTİ-SİZ kalmaya gayret ederek. 2023 için hayalim: Kendi yolumuza şekil vermeye çalıştığımız, başkalarının yollarına veya bizimle kesişen yollara karışmaksızın, beklentiye girmeksizin, sonuçları kabul edip, yaşam enerjimizi bu sonuçlar üzerinden yeni rotalar kurma hayaline aktardığımız bir yıl! Bir yılı geride bırakırken, 2023 hayallerinizi yazmaya davet ederek, iyi seneler dilerim