Yazılar

2024 İÇİN NİYETLER

2024 İÇİN NİYETLER

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

 “Hayatı ellerinde kaleci eldivenleriyle bekleyerek yaşamamak gerektiğini, senin de hayata bir şey verebilmenin önemli olduğunu öğrendim.” Maya Angelou

Zor zamanlarda dayanma gücü de ister istemez hasar alıyor. Kendi gölge yönlerimize çekiliyoruz. Sorgulamamız artıyor. Yönümüzü yitiriyoruz. Bireysel olarak zorlayıcı koşullarla baş edebilmek ve hatta toplumsal değişime katkıda bulunabilmek için odağını korumak, hayaller kurmak, niyetler oluşturmak daha da önem kazanıyor.

Yeni bir yıla hazırlanırken somut bir yön tayin etmek bize çok şey sağlar: belirli bir rota, içsel güç, motivasyon, yapıcı gündem, anlam. O halde her sene sonunda olduğu gibi bir muhasebe yapma ve pusula oluşturma zamanı!

Yeni yıl niyetlerini oluşturmak için kendinize özel bir zaman yaratmanız iyi olacaktır. Sakince, telaşsız, düşünebildiğiniz, hissedebildiğiniz, dikkatinizi kendinize verebildiğiniz bir ortam ve bir miktar kırtasiyeye ihtiyacınız olacak: kalem, kâğıt ve zevkinize göre renk katabilecek malzemeler.

Öncelikle 2023 yılını gözden geçirin.

Sizin için nasıl geçti?

Sizi derinden etkileyen neler oldu?

Kendinizle ilgili -olumlu ve olumsuz bulduğunuz- neleri fark ettiniz?

Nerelerde kendinizi takdir ediyorsunuz?

Ardından, size hizmet etmediğine inandığınız ve artık taşımak istemediğiniz hangi değerleriniz ve yöntemleriniz var, bunları belirleyin.

Nasıl olmak İSTEMİYORSUNUZ?

Bunları tek tek bir yere yazın ve sonra da tek tek buruşturup atın, yok edin.

Kalkıp silkelenin, derin bir nefes alın.

Şimdi artık hayaller kurmak, hedefler belirlemek için hazırlanın.

Sizce anlamlı bir hayat nasıldır?

Hayal ettiğiniz hayatta siz nasıl birisiniz?

Nasıl olmaya ihtiyacınız var?

Hayatınıza katmak istediğiniz neler var?

Hangi değerler?

-Kendinizle ve başkalarıyla- Nasıl ilişki kurmak istiyorsunuz?

Size neler hizmet edebilir?

Kimlerden, nasıl destek alabilirsiniz?

Bunları hoşunuza giden şekilde yazın, çizin, kolaj yapın. Saklanabilir bir forma sokun ve teşekkür edin.

Pusulanız hazır! Kendinize ait, özgün niyetleriniz, seçimleriniz ve yolculuğunuzda her şey gönlünüzce olsun. İyi seneler!

 

Şu anda ve Burada!

Şu anda ve Burada!

“Nerede olursanız olun, tam olarak orada olun.” Eckhart Tolle

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

Bir şeyle meşgulken aklınızın veya dikkatinizin çelindiğini muhakkak tecrübe ediyorsunuzdur. Kendinizi şöyle buluyor musunuz: Bir sonraki adımı düşünürken, bir önceki veya çok önceki bir anda takılıp kalmış, başkalarına odaklanmış, sosyal medyaya kaptırmış… Geçmiş, gelecek, üstüne vazife olmayan şeyler, başkaları, dertler, tasalar, olumsuz ihtimaller, umutsuzluk, isteksizlik ve buna benzer duygular ve dürtüler sizi ele geçiriyor mu?

Çıkışta nasıl gideyim, akşama ne pişireyim, ona ne söylemeliyim, ne giyeyim, ne yiyeyim, ne içeyim! Belki her şeyi veya herkesi kontrol etmek istiyorsunuz. Ve içinde bulunduğunuz an’a veya an’daki ihtiyaca dikkatinizi veremiyorsunuz. Belki olumsuz duygular beslemeye ve senaryolar geliştirmeye o kadar alışmışsınız ki, bunlar anda kalmanıza izin vermiyor. Belki biteviye bir kıyas veya rekabet içindesiniz. Dikkatiniz şu andan ve buradan, başkalarının şu an ve burada’sına kayıyor. Sosyal medya sizi dipsiz kuyusuna doğru çekiyor belki: Başkaları, başkalarının hayatları, önünüzdeki işten veya kendinizden kaçmak için harcadığınız onca zaman. Veya kendi deneyiminizi sosyal medyada paylaşmak için çaba harcarken kaçırıyorsunuz an’ı.

Peki ya geçmişten getirdikleriniz ve takılıp kaldıklarınız: şöyle olmuştu, neden öyle olmuştu, şunu demişti, neden şöyle söylemedim, haksızlık edildi, kötü davranıldı gibi gibi.

İletişimde ve gündelik hayatta da an’ı ıskalıyoruz. -Benim zannettiğimden farklı olarak- karşımdaki kişi şu an ne söylüyor/ne hissediyor, tasarladığımdan farklı bir durumla karşılaştım nasıl karşılıyorum, planlar değişti hangi hızda uyum sağlayabiliyorum, yeni duruma göre yeni çözüm üretebiliyor muyum… Yediğim yemeğin, içtiğim çayın, yaptığım işin, sohbetin, boşluğun, sessizliğin, dinlenmenin, çevremle iletişimin tadını çıkarabiliyor muyum, hakkını veriyor muyum, zevk alabiliyor muyum? Çocuklarım büyüyor, büyüklerim yaşlanıyor, ben yaşlanıyorum, çevremdeki kişiler şu an ve burada varlar, farkında mıyım?

Sadık kaldığımız düzen ve yaptığımız planlar kafamızı rahatlattığı ölçüde işimize yarıyor. Ancak aynı düzen takıntıya dönüşüp gözümüzü kör ettiğinde bize engel oluyor. Gelişen durumlar karşısında planları revize edebilme becerisi, esneyebilme derecesi -düşünsel, duygusal- yükleri hafifletebilir ancak.

“Hayatım” dediğimiz şey şu andan başka ne? İçinde olmaktan hoşlandığınız, zevk aldığınız, tüm dertleri unuttuğunuz, kendinizi, gardınızı bırakabildiğiniz o anlar, işte o anlar çok kıymetli. Amacımız farkındalıkla bunları çoğaltmak.

Şu anda saklı hangi hazineler var, şu anda neler mümkün, şu an ile bütünleştiğimde nasıl hissediyorum, kendim veya çevremle ilgili neleri fark ediyorum? Geçmiş tamamıyla bir tarafa -kim olmak istiyorsam- şu an yeni bir başlangıç! Dur, tecrübe et, anda ve burada, bakalım neler olacakJ

Bir ve bütün

Bir ve bütün

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

Yıkıcı depremin ardında bıraktıkları, hepimizi her yönüyle derinden yaraladı. İlk andan itibaren, şok, acı, üzüntü, kızgınlık, kırgınlık, endişe, zayıflık, anlamsızlık gibi karmaşık duyguların içinde boğulduk, harap bitap düştük. Geçiciliğin ve değişimin gücü bir kez daha yüzümüze çarptı.

Bu felaket ve arkasından yaşananlar yüreğimizi dağlarken, içimizde bir şeyi de yeşertti: Ne kadar güçlü bağ kurabildiğimizi fark ettik. Uzak-yakın, tanıdık-tanımadık, sizden-bizden demeden onca insan adı konmamış bir seferberliğe girişti. Acıyı, çaresizliği, korkuyu hisseden, bu olumsuz duyguları umuda, yaşama, mucizeye dönüştüren bir kalp bağı kuruldu. Canla başla, çetin şartlarda ve tehlikeli koşullarda sahada çırpınanlar, bulundukları yerden afet bölgesine ihtiyaçları göndermeye çalışanlar, gece gündüz bilgi akışı için uğraşanlar BİR oldu, BİRLİK oldu, doğallıkla, kendiliğinden.

Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız, birbirimize bağlıyız. Bütünün bir tarafı eksildiğinde, zora girdiğinde nefesimiz oraya odaklanıyor, kalbimiz orada atıyor. Zihnimiz: ihtiyaç olan yeri nasıl iyileştirebilirim, ben ne katabilirim diye düşünmeye başlıyor.

Doğayla, canlılarla, birbirimizle ilişkimiz var. Doğadan, canlılardan, kendimizden sorumluyuz. Birbirimizi aşağı ya da yukarı çekebiliriz. Birbirimize iyi ya da kötü bakabiliriz. Birbirimize şefkatli ya da zalim davranabiliriz. Merhametli ya da saldırgan olabiliriz. Sadece kendimizi ya da hepimizi düşünebiliriz. Hangisini seçeceğimize kendi irademizle karar veriyoruz.

Eksikler, hatalar dürüstçe tespit edilmeli ki tekrarlanmasınlar. Öğrendiklerimiz gelişimimize fayda sağlasın. Olan biteni unutmak elbette mümkün değil. İzleri bize eşlik edecek. Unutmayalım ama karamsarlığa da izin vermeyelim. Bu ortak acının şifaya ihtiyacı var. Maddi ve manevi onarılacaklar var. Onarmak için fiziksel ve duygusal dayanaklılık gerekiyor.

Karmaşık duygular var, yas var. İzin verelim.  Acılar yaşandı, yaşanıyor, yaşanacak. Tanıklık edelim.

Ancak ardından da sağaltmaya girişelim. Sadece acıda kalmak ne bizi ne dokunacağımız kişileri besler.

Bütünün hepimizin iyileştirici enerjisine ihtiyacı var. Ve hepimizin de bütünlüğümüzü korumaya… Bir olduğumuzda bütüne katkı sağlıyoruz. Kendi içimizdeki bütünlük ise çemberde güçlü halka olmamızı sağlıyor. Dengeye gelmek kolay değil. Tüm duyguların adını koyup, zihni sadeleştirmek kolay değil. Çaba gerektiriyor. Motivasyon ise apaçık ortada, birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız, birbirimize karşı sorumluyuz, birlikten ne mucizeler doğdu!

Bu süreçte kendinizi sağlam, yapıcı, üretken tutabilmek için neye ihtiyacınız var? Yaraları sarmak, incinmiş ruhları iyileştirmek için, bütünlüğünüzü korumak için nasıl olmaya ihtiyacınız var? Bütünle ilişkinize ne katabilirsiniz?

Günler uzun yıllar kısa

Günler uzun yıllar kısa

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist
Günler uzun, yıllar kısa sürüyor. Günlerce, haftalarca, aylarca hiç değişmeyecek gibi içinde bulunduğun bir durum, bir de bakmışsın yıllar öncesinde kalmış. Hatta hatırlamıyorsun bile. Ne garip! Bir rüya veya sis perdesi gibi, tutayım diye elini uzatsan dağılıp gidiveriyor. Gerçekten yaşandı mı hissi kadar tamamen kayıtlardan silinme de mümkün.

Kendi çocukluk yıllarında, senden büyüklerin yetişkin zamanlarını tecrübe ediyorsun. Çocuk gözü ve çocuk aklı ile. Belki eğlenme, belki çekinme, belki hayranlık, belki idrak edememe, belki fark bile edememe hisleriyle ebeveynlerin, onların anne-babaları, teyzeler, benim gibi şanslıysan anneannenin annesine kadar uzanan boy boy yetişkinler. Normal koşullar altında tabii, erken kayıplar da yaşamış olabilirsin. Hayat hakkında, senin hakkında ciddi kararlar alan, ev/aile iş/güç sorumlulukları ile günlerini geçiren, şansın varsa gülmeye/eğlenmeye/dinlenmeye vakit ayırabilen yetişkinler. Ya da belki ağır koşullar, beklenmedik gelişmelerle sarsılan, mücadele halinde yetişkinler. Yaşlanıp kocayınca, hastalıklar ile yaşama tutunma arasında yaşadıkları o git gele şahit oluyorsun. Varlıklarına şükrediyor, acılarına dertleniyorsun. Ya da belki başka hislere itiyor herkesi. Kaçınılmaz bir düzen. Yeter ki düzen bozulmasın diyorsun, buna da şükür.

Düşününce, onlar da bir zamanlar çocuktu. Dertsiz tasasız, anlık yaşayan, kolayca gülüp eğlenebilen, ne yaramazlıklar peşinde olan, hayat dolu çocuklar. O hallerine şahit olamıyorsun. Belki hiç aklına bile gelmiyor bu halleri. Tahayyül de edemiyorsun.

Çocuklarına bakıyorsun, veya çevrendeki çocuklara. Koşan, oynayan, gülen, kolayca duygudan duyguya giren, belki de hiç algılayamadığın bir hayal aleminde gezen. Bu sırada onların çocukluk anıları yazılıyor, içinde senin yetişkin veçhenin rol aldığı. Kim bilir neyi kaydediyor o sırada.

Evde bir hayvan varsa, yavru halinden itibaren, bu açıdan büyük şans. Çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık hallerinin hepsine şahit olabiliyorsun. Büyüklerimizin çocukluğunu, çocuklarımızın yaşlılığını ise görme imkanımız yok. Doğanın kanunu. Şu var ki, herkes önce çocuk. Oyuncu, masum, kolay memnun olan, kolay unutan, zevk almayı bilen…

Doğada, doğalda, her şeyde hüzün ve sevinç bir arada…

 

Yeni yıl için beklenti-siz hayaller

Yeni yıl için beklenti-siz hayaller

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

“Yalnız iki trajedi vardır şu dünyada; Birisi istediğini elde edememek, ötekisiyse elde etmek!” Oscar Wilde

Bütün teori ve öğretileri bir kenara bırakıp, yaşadığınız tecrübelere bakarsanız neyi fark edersiniz? Size en iyi gelen, motive eden, yolda tutan şeyler nelerdir? Hayal kırıklığına uğratan, hevesinizi kıran, kızdıran şeyler nelerdir?

İnsanlar, olaylar, gidişat, değişen koşullar, hava durumu gibi birçok gündelik konu bizi olumlu veya olumsuz olarak etkiler. Tüm dünyadaki endişe verici sis bulutu, önüne geçilemeyen acı olaylar, olağanüstü salgınlarla baş etmek hiç de kolay değil. Sabah huzurla kalkıp, insanı karamsarlığa sürükleyen üzücü haberlerle karşılaşmak yaşam enerjisine hiç iyi gelmiyor. Ne yapabiliriz?

Hayal kurmak yaratıcı güçtür. Hayal kurmakla başlar “geleceğe” bir adım. Hasat için başlangıç noktası tohumdur. Tohumu toprağa atmadan, topraktan bereket beklemek mümkün mü? Tohumu atarken ne hayaller kurarız; ürünün filizlenmesi, gelişmesi, kendi en olgun haline ulaşması, yaşam dolu olması, meyve vermesi, küsmemesi, doğal döngüde varlığını sürdürmesi.

Yarınlara dair, kendine dair hayaller kurmak, hayallerinin olması bedene, zihne ve ruha, kalpten pompalanan kan gibi enerji verir. Kişiyi zinde tutar. Sabah yataktan kaldırır. Güne adım attırır. Tatlı bir meşguliyet sağlar. Uğraşma, didinme, amaç, rota sağlar. Odaklı seçimler yapmaya yarar. Bu hayalin yarattığı amaç, hayatla bağ kurmaktır. Hayal bir tohumsa, o hayal için atılan her adım, verilen her karar, gösterilen her çaba, o tohumu sulamak, toprağına bakmak, hava koşullarına göre korumak, ilgiyle beslemek ve büyütmektir. Ta ki meyve verene dek.

Ya sonuç istediğimiz gibi olmazsa, ya meyve vermezse, ya istediğimiz biçimde meyve vermezse? Bu noktada formülümüz devreye giriyor: Yaşam enerjisi= Hayaller-Beklentiler! Arzu edilen hayal için emek vermekle, çıkan sonuçla ne yapılacağını birbirinden ayırmak gerekir.

Yaşam enerjisi, kurduğumuz hayaller için sürdürdüğümüz yolda mevcut. Yolculuk sırasındaki değişimler, hem izlenilen yolda hem de sonuçta farklılık yaratabilir. Elimizde olmayan etkilere maruz kalabiliriz. Olan bitenler sadece kendi hayalimiz ve etkimiz ile gerçekleşmiyor. Hayallerimizin ve etkimizin katkısından sorumluyuz elbette, hepimize pay düşüyor. Ancak herkesin farklı bir hayali ve etkisi var. Herkesin seçtiği farklı bir yol var. Bu yolda takındığı farklı bir tavır var. Elde etmeyi arzuladığı farklı bir sonuç var.

Bütünün ihtiyacı bizim kavrayabildiğimizden çok farklı olabilir. Karşımızdaki kişinin ihtiyacı bizim kavrayabildiğimizden çok farklı olabilir. Attığımız tohumun ihtiyacı başlangıçta öngördüğümüzden çok farklı olabilir. Sonuçlar tasarladığımızdan çok farklı olabilir.

Hayal yerine beklentiye odaklanmak enerjimizi düşürür. İnsanlardan beklentiye girmek, olaylardan beklentiye girmek, hava durumundan beklentiye girmek bizi ayakta tutan değil, ayaktan düşüren bir etki yaratır. Mutsuz oluruz, mutsuz ederiz.

Yaşam enerjisi için, ayakta ve zinde kalmak için, hevesini korumak için HAYAL KURMALI İNSAN. Bu hayal için çaba göstermeli ancak sonuçlara dair BEKLENTİ-SİZ kalmaya gayret ederek. 2023 için hayalim: Kendi yolumuza şekil vermeye çalıştığımız, başkalarının yollarına veya bizimle kesişen yollara karışmaksızın, beklentiye girmeksizin, sonuçları kabul edip, yaşam enerjimizi bu sonuçlar üzerinden yeni rotalar kurma hayaline aktardığımız bir yıl! Bir yılı geride bırakırken, 2023 hayallerinizi yazmaya davet ederek, iyi seneler dilerim

Ayıkla pirincin taşını!

Ayıkla pirincin taşını!

Senem Tuğcuoğlu

Profesyonel Koç ve Enerjist 

Günümüzde paketli pirinçler bizim için ayıklanmış olsa da farz edelim ki açık ve taşlı pirincimiz var. Pirinci bir tepsiye döküp içindeki taşları arama, buldukça kenara ayırma ne kadar da terapötik bir iştir. Bütün dikkatini verirsin. Taşlardan arındırdığında bir rahatlama hissedersin. Gönül rahatlığıyla pişirirsin. Yerken aniden dişine bir taş denk gelirse anlarsın ki tüm taşları fark edememişsin. Belki tam odaklanamadın. Belki o sırada dikkatini çelen, ayıklama sistematiğini bozan bir olay oldu.

Konvansiyonel gündelik işleri, kışa hazırlanan gıdaları, çizilen zeytinleri, budanan domates saplarını aklınızdan geçirin. Öncelikle dikkat gerektirirler. Dikkatini odaklaman, yapmakta olduğun işe konsantre olman gerekir. Yoksa çokça ürüne ve gelecekteki tüketimine etki edecek, geri dönüşü olmayan hatalar yapabilirsin. İkinci olarak bu tür işler terapi niteliğindedir. Zeytini kurmadan önce, tek tek her birini bıçakla çizerken (yöreye göre işlem değişebilir), tarifsiz bir haz oluşur. Bir nevi sanat icra edersin. Elindeki zeytinle bütünleşirsin, ruhlar birbirine değer, onu hissedersin. Tüm dertleri unutursun. Her bir tekrarda biraz daha uzmanlaşırsın. Çizilen zeytinlerin miktarı çoğaldıkça elinle üretmenin, elindeki işi tamamlamanın zevkine varırsın. Baktığın, hazırladığın, ürettiğin, farklı aşamalarında elinin değdiği bir ürünü tüketmek ne de zevk!

Günümüz koşullarında üretimden çok hazırı tüketiyoruz. Ve aynı anda birçok kalem işi sürdürüyoruz. Bu sebeple ıskaladığımız öyle çok deneyim, haz, gelişim fırsatı var ki! Üstüne bir de dikkat dağınıklığı ekleniyor. Tek bir konuya, işe odaklanmak güçleşiyor, belki sıkıcı hale geliyor. Ardında da çareyi çeşitli pratikler hatta tedavilerde arıyoruz.

Bu yaz well-being için önerim gündelik, elle yapılan işlere dikkatini ve ilgini vermen. Kışa hazırlanan domates sosu gibi, ruhunu kışa hazırlaman. Aynı anda birçok işe yetişmeye çalışmak yerine, işleri teker teker ve hakkını vererek ele alman. Elindeki işi tüm duyularınla hissetmen: bakarak, dokunarak, koklayarak, işiterek. Birkaç saniye için dahi olsa bunu bir şölene dönüştürmen. O an’da orada senin için en önemli işin o olması. Kendini bütünüyle o işe vermen. O an’ı gözlemlemen. Zaman durmuşçasına orada olman. Pirinç ayıklayabilirsin, meyve/sebze toplayabilirsin, budama yapabilirsin, ufak tefek tamirat, portakal kabuğu reçeli, dikiş veya örgü olabilir, yaprak sarabilirsin veya bunları yapan birine yardım edebilirsin.

Neler gözlemliyorsun?

Neleri fark ediyorsun?

Bu işleri yapmak sana nasıl hissettirdi?

Bedeninde ne farklar var?

Düşüncelerinde ne farklar var?

Duygularında ne farklar var?

İyi tatiller!

Sınav için gereken endişe mi sevgi mi? Kaygı mı saygı mı?

Sınav için gereken endişe mi sevgi mi? Kaygı mı saygı mı?

Sevgili genç arkadaşım,

Lise ve üniversite sınavları yaklaştı. Bugüne değin çok çalıştın. Belki de az çalıştın. Veya yeterince çalışmadığını düşünüyorsun. Öyle ya da böyle zihinsel ve ruhsal olarak elinden geleni yaptın. Herkesin çalışma temposu, ihtiyacı, duygusal dayanıklılığı farklıdır.

Sınav bir son değil bir başlangıçtır! Sınavdan sonraki geleceğin başlangıcı. Her başlangıç içinde sürprizler, bilinmezler ve heyecan taşır. Sınav sonucu, yolculuğundaki sayısız aşamalardan biridir ve içinde keşfedilmeyi bekleyen hazineler taşır. Sonuç hedeflediğinden farklı da olsa ulaştığın hazinenin kapağını açtığında kim bilir hangi kişiler, hangi deneyimler, hangi fırsatlar çıkacak? Arkadaşlıklar, ortamlar, kararlar, maceralar…

Bu sene diğer senelerden biraz daha çalkantılı geçmiş olabilir. Duygusal olarak zorlanmış olabilirsin. Baskı hissetmiş olabilirsin. Kıyaslamış ve kıyaslanmış olabilirsin. Başarı, puan, sıralama gibi kavramlar aklını karıştırmış olabilir. Bu düşünceler nedeniyle odaklanmakta zorluk çekmiş olabilirsin.

Kendine sevgi ve saygı duyman için sınavlara, puanlara, sıralamalara ihtiyacın yok!

Okullar, sınavlar geçer gider, dostluklar, anılar, değerler birikir. Çevrendeki kişilerin hayatlarına baktığında bunu görebilirsin. İlham aldığın kişilerin ne çok beklenmedik durumla karşılaştığını fark edebilirsin.

Sınava hazırlanırken neler yapabilirsin:

Öncelikle temel ihtiyaçların: uyku, beslenme, oksijen. Bedenine iyi bakman, zihinsel sağlığına etki edecektir.

Ruhsal sağlığın için yaşam enerjisi veren, sana iyi gelen, iyi hissettiren bir hobi veya eğlence katmalısın.

Hedefini ve dikkatini (odak) aynı yönde tutman, seni yolda ve motive tutacaktır. Akıl çelici kıyaslamaları, senaryoları dikkate almadan, kendi yolculuğuna odaklanmaya çalışmalısın.

Bu sınav öncesinde de, sınav sırasında da, sınavdan sonra da değerlisin, yeterlisin ve yeteneklisin!

Sınav sırasında ne yapabilirsin:

  1. Sınavı zor ya da kolay değil, sadece sınav olarak düşün
  2. Çalışma sürecini, geçmişi, eksiklerini düşünme
  3. Elinden geldiği kadar çalıştın tamam
  4. Her soru ayrı ve özel, bir soruya odaklan, bitir ve arkanda bırak
  5. Etraftakileri, diğerlerini düşünme, gözlemleme
  6. Sınav sırasında sınavın sonucunu düşünme
  7. Herhangi bir sıkıntı hissedince derin bir nefes alıp, es verip devam et
  8. Sadece elinden geleni yap

Sınavdan sonra ise:

Sınav geride kaldı, bırak, rahatla, önüne bak!

Sınav sonucu ne olursa olsun senin için en iyi geleceğe hizmet edecektir.

Hayat boyu çeşitli aşamalar, sınavlar olacak. Sana hizmet eden düşünceler neler? Odaklanmana engel olan, seni strese sokan düşünceler neler? Bunları fark etmeye çalış. Hangisini tercih edeceğine sen karar vereceksin. Bu senin yolculuğun. Bu yolculukta seni güçlendirecek düşünce yapısını tesis etmek senin elinde. Başarıyı kendine göre tanımla. Kendini takdir etmeyi, yaşadığın deneyime şükretmeyi, yeni maceraya kucak açmayı ihmal etme! Kendine sevgi ve saygı duyman için sınavlara, puanlara, sıralamalara ihtiyacın yok! Yolun açık olsun.