Yazılar

Sezaryen doğumda istmosel riskine dikkat!

Sezaryen doğumda istmosel riskine dikkat!

Sezaryen yöntemi, gebelik ve doğum sırasında istenilmeyen olası durumların meydana gelmesini önleyen, anne ve bebek için hayat kurtarıcı bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarında, günümüzde sezaryen doğum ile doğumda ve sonrasında görülen bebek ölümlerinde %10-15 arasında azalma kaydedildiği belirtiliyor. Yapılan çalışmalar, ülkemizde ve dünyada yaklaşık her 5 kadından birinin sezaryen ile doğum yaptığını gösteriyor. Bu doğum şeklinin faydalarının yanında çeşitli komplikasyonları da olabiliyor. Bunlardan biri de sık karşılaşılan istmosel yani sezaryen skar hastalığı olarak tanımlanıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Bölümü’nden Doç. Dr. Arzu Yurci, istmosel hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Arzu Yurci

Gebe kalmaya engel olabiliyor

Sezaryen kesesi yapılan bölgede, kesi yerinin tam olarak iyileşememesi nedeniyle, rahmin ön kas dokusunda meydana gelen keseleşmeye istmosel adı verilmektedir. Bu durum bazen doğumdan kısa bir süre sonra oluşabileceği gibi, uzun bir zaman sonra da oluşabilir ve farklı şekillerde belirti verebilir. Keseleşen bölgede zaman içerisinde adet kanı ve rahim içindeki sıvı birikebilir ve kadında farklı şikâyetlerle kendini göstermeye başlar. En sık görülen şikâyetlerin başında kahverengi, çamur gibi vajinal akıntılar gelmektedir. Özellikle adet sonrası veya adet aralarında lekelenme şeklinde kanamalara neden olabilir. Bunun dışında adet kanamalarında gecikme, kasık ağrısı, vajinal akıntı, ağrılı adet görme, cinsel ilişki sırasında aşırı ağrıya neden olmaktadır. İstmosel kesesi içerisinde biriken kan, spermin hareketlerinin bozulmasına sebep olabilmekte ve bundan dolayı kısırlığa da zemin hazırlayabilmektedir. Bununla birlikte düşük, plesenta previa, anormal plasentasyon, plasenta akreata, sezaryen skar gebeliğine de yol açabilmektedir. Embriyonun burada yer alan cebe yerleşmesi ve düzgün olmayan bir şekilde gelişmesi sonucunda ektopik sezaryen skar gebeliği meydana gelebilmektedir. Sezaryen doğumdan sonra bu şikayetleri olan kadınların mutlaka doktora başvurup, muayene olması gerekmektedir.

Sezaryen yöntemi ile doğum yapmış kişilerde istmosel görülebilmektedir. Normal doğum yapan kişilerde rahimde kesi yapılmadığı için bu tabloya rastlanmamaktadır. İstmosel görüntüleme yöntemlerini kullanarak teşhis edilebilmektedir. Bu görüntüleme yöntemleri transvajinal ultrason, histerosalpengografi, histeroskopi ya da MR olarak sayılabilir. Görüntüleme için en iyi zaman menstrual siklüsün sona ermesinden hemen sonra, erken proliferatif faz olarak ifade edilmektedir.

Hastanın durumuna göre cerrahi yönteme karar veriliyor

Tedavi yöntemleri hastalığın durumuna ve şikayetlerine göre değişebilmektedir. Ayrıca hastanın daha sonra çocuk isteyip istemediğine göre de tedavi planı yapılmalıdır. İstmoselin kesin tedavisi cerrahi olarak o bölgenin çıkartılmasıdır. Bu operasyon günümüzde çoğunlukla histeroskopik veya laparoskopik olarak gerçekleştirilmektedir. Ameliyatı gerçekleştirecek hekim hastanın durumunu değerlendirip hasta için en iyi olacak cerrahi tekniği seçmelidir. Hangi tekniğin kullanılacağı, istmosel defektinin büyüklüğü, hastanın gebelik isteği olup olmadığı, esas şikayetinin ne olduğuna göre belirlenir. Histeroskopi yöntemiyle  vajinal yoldan optik bir aletle girilerek, rahim içi görüntülenir. İstmosel kesesi bu alet yardımıyla düzeltilir. Ameliyat süresi maksimum 20-30 dakika arasıdır. İşlem sonrası hasta aynı gün evine gidebilir. Laparoskopi ile yani içerisinde kamera bulunduran alet ile göbekten yaklaşık 1 cm kesi yapılarak, karın içerisi gözlemlenir, sonrasında yaklaşık yarım cm çapında 2 ek kesiden cerrahi aletler yerleştirilerek istmosel kesesi tamamen çıkarılır, ardından sağlam dokular birbirine dikilir. Ameliyat süresi yaklaşık 30- 40 dakika sürmektedir. Operasyon sonrasında hastalar bir gün gibi kısa sürede taburcu olarak normal yaşamlarına çok kısa sürede dönmektedirler.

Narsist biriyle mi berabersiniz?

Narsist biriyle mi berabersiniz?

Narsist kişilik bozukluğunun sebepleri arasında bireyin benlik yapısındaki düşük özsaygı, depresif duygu ve düşünceler, kişide ihmale uğramış olan derin bir değersizlik duygusu ve reddedilme hissi gibi kusurlar bulunuyor. Kişi, çevreyi ve fikirleri umursamayan kendinden emin bir görüntü çizse de, kendisinden fazlaca şüphe duyarak, dışarıdan gelen yorumlarla beslenmeye açık, olumsuz eleştirilere aşırı hassas davranıyor. Bu durumları nedeniyle çevrelerindeki, özellikle ilişki yaşadıkları kişiler için hayatı zorlaştırabiliyorlar. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz.  Klinik Psikolog Arzu Beyribey, narsist kişilik bozukluğu hakkında bilgi verdi ve narsist bireylerle ilişki kuranlar için önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Klinik Psikolog Arzu Beyribey

Aileler dikkat! Her şey yuvada başlıyor!

Ebeveynlik stilleri ile anne bebek etkileşiminin narsisizmin oluşumundaki etkisinin yanında, genetik geçişin de %45-%80 oranında rol oynayabileceği, soğuk, ilgisiz, mükemmeliyetçi ebeveynlerin narsisizmin temelini oluşturduğu bilinmektedir. Ancak çevresel ve genetik faktörlerin, bir arada etkileşimde olduğu göz önünde bulundurulursa, genetik olarak narsistik geçişe sahip olan kişiler, eğer sağlıklı bir aile ortamında büyürlerse, bu eğilimlerin ortaya çıkması engellenebilir. Ebeveynlerin yanlış ve birbirleriyle çelişen tutumları ile çocuklarına dair gerçekdışı ve yüksek beklentileri, fazla eleştirel olmaları, çocuklarının kendisini rol yaparak daha üstün göstermek zorunda hissetmesine sebep olmaktadır. Çocuk olduğundan daha güçlü, özgüvenli, başarılı durmaya çalıştığında, mutsuz ve huzursuz olacaktır. Çocuğun kişisel özelliklerini reddedip, ihtiyaçlarını göz ardı eden ebeveynler aynı zamanda,  çocuklarını kendi görmek istedikleri şey haline getirmeye çalıştıklarından, bu şekilde eğitilen çocuklar, ne yazık ki, sadece başarılı olduklarında sevileceklerine inanarak, zamanla kendisini büyük bir insan olarak konumlandıracaktır. Bunun yanında, abartılı ve yersiz övgü çocuğun narsisizme uzanan ihtişamlı bir özgüven geliştirmesine de neden olarak, ailelerin tüm toplumu etkisi altına alan kültürel narsisizmi tetiklemelerine de sebep olmaktadır. Aileler, çocuklarına duydukları sevgiyi dahi, dokunarak, sözlerle, güzel ve sıcak bakışlarla ifade etmek yerine, değişen zamana uyarak, onların inanmış oldukları muhteşemliklerini haykıran pahalı hediyeler seçerek, bu yolu devam ettirmektedir.

Partnerinizdeki bu belirtilere dikkat edin!

Narsist kişilik bozukluğu belirtileri şöyle sıralanmaktadır:

  • Öfke tepkileri, fevri davranışlar,
  • Eleştiriye karşı aşırı hassasiyet,
  • Çıkarları için başkalarını kullanma eğilimi,
  • Kendi çıkarlarını düşünme,
  • Sahip olduklarını abartma,
  • Sahip olmak istediği güç, para, güzellik ve başarı gibi şeylerle ilgili gerçek dışı hayal kurma,
  • Başkalarından iyi davranışlar ve ilgi beklemek,
  • Kıskançlık, hasetlik,
  • Aşırı gururlu tavırlar,
  • Fedakarlık yapmama,
  • Empati yoksunluğu,
  • İş birliğinden uzaklık,
  • Yardım etmeme,
  • Genellikle konularda haklı olma çabası…

Tedavide doktor ve hasta işbirliği şart

Kişilik bozukluklarının çoğunda olduğu gibi, narsisizmde de, öncelikle rahatsızlığı kabullenmeme ve inkâr durumu oluşabilmektedir. Bu kişileri tedaviye uyumlu hale getirebilmek için, kriz anlarındaki depresyon süreçlerini takip ederek, destek almaya yönlendirilmeleri doğru bir yöntem olabilmektedir. Genellikle, narsist kişiler, psikiyatriste depresyona girdiklerinde başvurduklarından ve kişilik yapılarına ilişkin farkındalıkları olmaması sebebiyle, terapist bu sorunları çalışmaya başlayıp, iç görü kazandırmak için eleştiriye başladığında, sert tepki göstererek görüşmeye müdahale ederek,  savunmaya geçmektedirler. Çünkü bu kadar önem verdikleri bir yapının patolojik olduğunu kabul etmek istemediklerinden, acıdan kaçmak için, terapisti aşağılayarak, kendilerini yüceltme yolunu seçebilmektedirler. Doktor ve hastanın ortak çabasını gerekli kılan bu rahatsızlık, kişinin öncelikle durumu ve neyin ötesinin narsisizm olarak kabul edildiği, ailede bu tarz bir karakter var ise, karşılıklı manipülasyon yollarının ve pekiştirmenin önlenmesi, kişinin benlik saygısı korunarak, gerçek ve yapay benlik arasındaki ayrımların analiz edilmesi, içgörü kazanma çalışmaları, gerekirse ilaç desteği ile ruhsal durumun desteklenerek, terapilerle esas içeride temelde eziklik ve yalnızlık hissettiren noktaların onarılması amaçlanmaktadır.

Narsist biriyle birlikteyseniz bu önerileri dikkate alın

Narsist bireyler benliğe dair algıları tehlikeye girdiği zaman, başarısızlıkları konusunda, diğerlerini suçlama, öfke ve saldırganlık göstererek, her daim güçlü ve en iyisi olduklarını hissetmek isterler. Çoğunlukla çevresindekilerden daha akıllı, başarılı olduğuna inanan birey, ilişkilerinden yeterli ilgiyi görmüyorsa, bu ilişkileri kendisi için sıkıcı ve gereksizdir. Yaşadığı tüm başarısızlıkların tesadüfî ve kendisiyle alakasız olduğunu düşünen narsist, başkalarını buna ikna etmede de ustadır. Yaşadıkları başarısızlıkların, şans eseri ve kendileriyle alakasız olduğuna inandıklarından, diğer kişileri de buna kolayca ikna edebilirler. Partnerlerinin eleştirilerine aşırı olumsuz tepki göstermenin yanında, destek almaları durumunda ise, bu destek zamanla sıradan gelmeye başlayacağından, bu sefer de doyumsuzluk duygularıyla yüzleşeceklerdir.

Narsistik bir bireyle birlikte olan partnerlerin dikkat etmesi gereken noktalar;

  • Bu sağlıksız bakış açısını pekiştirecek ve yayılmacı davranacak şekilde sınırlarını suiistimal ettirmemeleri gerekir.
  • Gerçekçi sınırlar çizerek, kendi alanlarına saygı duyulması gerektiğini kararlarından esnemeden göstermelidirler.
  • Narsistik bireylerin sağlıksız ve manipüle edici tutumlarına kapılmadan, doğru ve sağlıklı iletişim kurma çabasında bulunmalıdırlar.
  • Narsistik kişiye alan ve özgürlük tanıyarak,  kendisini kısıtlayan kişiler, narsistik kişinin bu alana yayılarak, ilişkideki güç dengesi gittikçe kendi lehine bozacağını unutmamalıdırlar.
  • İstedikleri olmayınca sinirlenen, beklentileri karşılanmayınca kapris yapan ya da soğuk duvarlar örebilen, anlaşmazlık durumunda amacı sorunu çözmekten çok, kendi istediğini elde etmek ve haklı çıkmak olan, ilgisizlikle partnerini cezalandıran narsistik kişiler için değişim genellikle çok zor olduğundan, boşanmaya varan sonuçları da göze alabilmek gerekebilmektedir.

Kısırlığın nedenleri

Kısırlığın nedenleri

Üreme çağındaki kadınlarda %5-10 oranında görülme sıklığına sahip olan polikistik over sendromu (PKOS veya PKO) kadınlarda en sık görülen infertilite (kısırlık) nedeni olarak kabul ediliyor. Ancak doğru bir tedavi süreciyle polikistik over sendromunun doğurganlığa olan olumsuz etkisi ortadan kaldırılabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Tüp Bebek Bölümü’nden Doç. Dr. Arzu Yurci, polikistik over sendromu ve hakkında bilgi verdi.

Polikistik over sendromunun vücutta ortaya çıkmasının altında yatan temel sebep henüz kesin olarak bilinemese de hastalığın genetik faktörlerden ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Arzu Yurci

Polikistik over sendromunun belirtileri şöyle sıralanmaktadır:

  • Adet düzensizliği (35 günden daha seyrek adet görme),
  • Ergenlik döneminde bir ya da iki adet dönemi sonrası adet görememe,
  • Uzun süreli yumurtlama problemleri,
  • Tüylenme,
  • Erkeklik hormonlarında yükselme,
  • Yumurtalıkların tipik ultrason görünümü,
  • Geçmeyen sivilceler,
  • Saç dökülmesi,
  • Fazla kilo alma,
  • Ense, koltuk altı, kasık cildinde hafif kadifemsi kahverengi bir görünüm (Akantozis igrikans),
  • Hamile kalmada zorlanma,
  • Ses kalınlaşması polikistik over sendromu hastalığının başlıca özellikleridir.

Birçok psikolojik ve fiziksel hastalığa davetiye çıkarıyor

Polikistik over sendromunun uzun süre tedavi edilmediği durumlarda kişide; yüksek tansiyon (hipertansiyon), kalp damar hastalıkları, psikolojik problemler (depresyon, anksiyete, kaygı bozukluğu, sosyal fobi), şeker hastalığı, karaciğer yağlanması ve benzeri birçok psikolojik ve fiziksel probleme yol açabilmektedir. Bu nedenle kişi, polikistik over sendromunun ilk belirtilerini fark ettiğinde, bu alanda uzmanlaşmış bir doktora başvurmalı ve vakit geçirmeden tedaviye başlamalıdır.

Eş zamanlı kilo kontrolü desteği gerekiyor

Polikistik over sendromu tedavisinin ne yönde ilerleyeceği ise kişiden kişiye farklılık göstermektedir. Tedavi yöntemi belirlenirken hastanın istekleri, yaşı, hastalığın ilerleyiş şekli, hastanın fiziksel durumu ve benzeri birçok faktör göz önüne alınır. Polikistik over hastalığına sahip olan kişilerde kilo artışı doğal bir sonuçtur. Bu nedenle hastanın aynı zamanda beslenme ve diyet uzmanına başvurarak kilo kontrolünü sağlaması oldukça önemlidir.

Polikistik over tedavisi sonrası kişi kendiliğinden hamile kalabilir

Tıbbi tedavi ve kilo kaybı sonucunda adette önemli oranda düzelme olabilmekte, yumurtlama probleminin son bulmasıyla bazen gebelik kendiliğinden oluşabilmektedir. Adet düzensizliğinin devam ettiği durumlarda ise yumurtlamayı uyaran ilaçlar ve hormon iğneleri kullanılabilir. Takipler sonucunda gelişen yumurtalardan normal ilişki önerilerek veya aşılama yöntemi ile gebelik oluşturulmaya çalışılır. 3-4 kez yapılan takip ve aşılama neticesinde gebelik elde edilemediği durumlarda  tüp bebek yöntemine geçilmesi önerilir.  Polikistik over sendromlu hastaların tüp bebek tedavisinde dikkat etmesi gereken özel durumlar vardır.

Ovaryan hiperstimulasyon sendromuna dikkat!

Polikistik overde yumurtalık uyarılması tüp bebek tedavisinin en önemli aşamasıdır, eğer ilaç dozu düzgün ayarlanmazsa aşırı yanıt gelişir. Yumurtalıkların aşırı uyarılması durumunda OHSS (Ovaryan hiperstimulasyon sendromu) denilen tablo gelişir. OHSS tedavi edilmezse ölüme bile neden olabilir. Bu nedenle polikistik over tüp bebek tedavisinin en önemli noktası OHSS’den korunmaktır.

Gebelik şansı artmış polikistik over sendromlu hastalarda, normal hastalarda kullanılan ilaç dozundan daha düşük ilaç dozu ile tüp bebek tedavisine başlanmalıdır. Eğer düşük doza yanıt alınamazsa, doz yavaş yavaş yükseltilmelidir. İlaç dozu düşük tutulmasına rağmen aşırı uyarılma olduysa yumurtalar HCG yerine agonist ilaçlarla çatlatılmalıdır. Oluşan tüm embriyolar dondurulur (total freezing). Gebelik olmadığı için 7-10 gün içinde OHSS tablosu gerileyecek ve hasta normale dönecektir. Takip eden 1-2 ay içinde donmuş embriyolar çözdürülerek transfer edilir. Bu şekilde hem OHSS’den korunulmuş olur, hem de polikistik over tüp bebek tedavisinde gebelik olur.

Tüp bebek başarı oranları oldukça yüksek

Polikistik overde tüp bebek başarı oranı yüksektir. Tüp bebek başarı oranı çiftin özelliklerine göre değişse de, tüp bebekte hamilelik şansı %40-50 civarındadır. Polikistik overde tüp bebekle gebelik şansı artmaktadır. Polikistik overde kısırlığın nedeni belirlenmekte ve ilaçlarla bu sorun çözülmektedir. Bu nedenle Polikistik over sendromunda tüp bebek şansı diğer hasta gruplarına göre daha yüksektir. Polikistik over hastalarının önemli bir çoğunluğunda tüp bebek tedavisi sonucu ilk denemede hamile kalındığı görülmektedir.

Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat

Çocuklarda yaz hastalıklarına dikkat

Yaz aylarında okulların kapanması ve ısınan havanın etkisiyle çocuklar dışarıda, denizde ve doğada daha çok zaman geçiriyor. Bu da çocuklarda görülen yaz hastalıklarının artmasına zemin hazırlıyor. Çocuklarda sık görülen yaz hastalıkları arasında kusma ve ishal ile seyreden bağırsak enfeksiyonları, deniz ve havuz enfeksiyonları, güneş yanıkları, sıcak çarpması, böcek sokmaları, üst solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, Hepatit A enfeksiyonu, alerjik reaksiyonlar, deri hastalıkları ve sıvı kayıplarına bağlı çeşitli hastalıklar geliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Canan Bilazer, çocuklarda görülen yaz hastalıkları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Dr. Canan Bilazer

Güneşi seviyoruz ama saatlere dikkat!

Güneşin tam tepede olduğu ve yeryüzüne ışınların dik olarak geldiği öğle saatleri, güneş çarpması için en riskli zaman dilimidir. Özellikle bu saatlerde oyuna dalıp uzun süre güneşte kalınması sıvı kaybına neden olabilmektedir. Güneş çarpması durumunda halsizlik, baş dönmesi, ağızda kuruluk, baş ağrısı gibi belirtilerin yanı sıra ileri güneş çarpmalarında şuur kaybı ve bayılmalara varan sonuçlar olabilmektedir. Aşırı sıcaklar vücutta sıvı ve elektrolitlerin kaybına yol açar. Güneş çarpmasından çocukları korumak için birkaç basit önlem alınmalıdır. Bunların başında; bütün çocukların özellikle 6 aydan küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkartılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekmektedir.

Güneş yanıkları tatilinizin tadını kaçırmasın 

Güneş çarpması kadar önemli bir diğer konu da güneş yanıklarıdır. Özellikle sarışın ve açık tenli çocuklarda gelişebilecek cilt lezyonlarının şiddeti hem daha ağır hem de daha kalıcı olabilmektedir. Çocuklarda en az 30 faktörlü (SPF 30) kremler düzenli aralıklarla cilde sürülmeli ve güneşin altında olduğu süre içerisinde çocuğun bol sıvı almasına dikkat edilmelidir. Suyun içinde de güneş ışınlarından etkilenildiği unutulmamalı ve her ne olursa olsun özellikle çocukların en sıcak saatlerde direkt güneş altında olmamalarına özen gösterilmelidir. Güneş yanığı eğer sadece deride kızarıklık ve hafif ağrı hissi ile kendini göstermişse bu birinci dereceden yanıktır ve 48 saate kadar ağrı, deride gerilme, yanma hissi devam etmektedir. Derinin losyon tarzı kremler ile nemli tutulması ve ağrı kesici şuruplar kullanılması çocuklarda birinci derece yanığa karşı uygulanacak yöntemlerdir. Eğer güneş yanıkları çok ağrılı ve kabarcıklıysa, bu duruma yüzde şişme durumu eşlik ediyorsa, ateş ve titreme, baş ağrısı, bayılma, his kaybı, genel durum bozukluğu veya bilinç değişikliği varsa hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

En sık turist ishali görülüyor

Yaz aylarında sıcaklığın artması ile gıdaların bozulması ve bakteri üremesi artmaktadır. Sağlık kuruluşlarına en sık başvurulan vakalar arasında koli basilinin neden olduğu turist ishali gelmektedir. Daha çok kanalizasyon sularının karıştığı kirli sularda yüzmek veya bu suların bulaştığı gıdaların tüketilmesi sonucu oluşmaktadır. Yeşil renk, sulu dışkılama görülmektedir. İshal vakalarında hastalığın şiddetini belirleyen en önemli unsur dışkılama miktarı ve sıklığı yani sıvı kaybının şiddetidir. İshalin en önemli istenmeyen etkisi dehidratasyon adı verilen vücudun sıvı dengesinin bozulması halidir ve bu sıvı kaybına bağlı olarak derecelendirilmektedir. İdrar sıklığının azalması veya idrar çıkışının hiç olmaması, hafif ateş, susuzluk hissi, göz kürelerinin çökmesi, cilt elastik yapısının bozulup daha lastiksi bir kıvama gelmesi, tansiyon düşüklüğü başlıca belirtilerindendir. Eğer uzun süren ve sıvı kaybının çok olduğu bir ishal durumu varsa dehidratasyon riski de artmaktadır. İshallerde esas olan tedavi şekli vücudun kaybettiği sıvıyı ağız yolu ile geri alabilmektir. Çocuğun genel durumuna göre sıvı kaybı fazla ise ağızdan ishal diyeti uygulanmalıdır.

Havuz enfeksiyonlarına dikkat!

Yaz aylarında havuzların kalabalık ve sık tercih edilen yerler olması sebebiyle bulaşıcı hastalıkların yayılma riski çok artmaktadır. Sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzlar çeşitli enfeksiyon hastalıklarının oluşumuna neden olmaktadır. Bununla birlikte fazla klorlanmış havuzlar çocuklarda deri, kulak ve gözde alerjik hastalıklara neden olabilmektedir. Özellikle 4 yaşın altındaki çocukların havuza sokulmaması önerilmektedir. Temizliği iyi yapılmamış havuzlarda bulunan bakteri ve enfeksiyonlar ciltteki küçük bir çizikten girerek iltihaplı yaraların oluşmasına neden olabilmektedir. İdrar yolları ve mantar enfeksiyonlarının yazın daha çok görülmesinin nedeni yine yeteri kadar temizlenmeyen havuzlardır. Havlu ve terlik gibi eşyaların ortak kullanımı da mantar enfeksiyonlarının hızla yayılmasına neden olmaktadır.

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim ağzı kanseri her geçen gün artış gösteriyor. Rahim ağzı kanserinin erken dönemde belirti vermemesi ve yavaş gelişmesi sebebiyle rutin tarama programları bu hastalıkla etkin mücadele açısından büyük önem taşıyor. Cinsel yolla bulaşan Human Papiloma Virüsün (HPV) neden olduğu rahim ağzı kanserinden korunmak için HPV aşısı yapılması gerekiyor. Ancak toplumda HPV aşılarıyla ilgili yanlış bilgiler, aşı konusunda gereken özenin gösterilmemesine ve hastalığın yaygınlaşmasına yol açabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Veysel Şal, HPV aşılarıyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Veysel ŞalErkeklerde de kansere neden oluyor

Her yıl yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulmaktadır. Genellikle cinsel temas yoluyla bulaşan ve rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünden sorumlu olan HPV, kadınlarda genellikle çok belirti göstermez ve oldukça bulaşıcıdır. Çoğu kadın, hayatının bir döneminde karşılaştığı HPV virüsünü kendi vücut savunma sisteminin yardımı ile yener. Bazı HPV virüsleri ise bu savunma sisteminden güçlü çıkar ve rahim ağzı kanserine neden olabilir.  Erkeklerde ise ağız, yutak, anüs ve penis kanseri ile genital bölgede siğillere neden olmaktadır.

Daha önce geçirmiş olmanız tekrar yakalanmayacağınız anlamına gelmiyor

HPV virüsü kaybolup yeniden bulaşabilen bir virüstür. HPV geçirdikten sonra bağışıklık oranları maalesef yüksek değildir. Bu nedenle korunma önlemleri arasında aşı önemli bir yer tutmaktadır.

HPV aşıları hakkında bilmeniz gereken 13 gerçek

  • HPV aşıları tüm dünyada 15 yıla yakın süredir kullanımdadır.
  • İlk çıktıklarında 2’li ve 4’lü yani en sık görülen HPV türlerinin 2’sinden veya 4’ünden koruyan aşılar bulunmaktaydı ancak son yıllarda 9’lu türleri çıkmıştır.
  • Ülkemize henüz 9’lu aşı gelmemiştir. Türkiye’de şu an için 4’lü kullanılmaktadır ancak çapraz koruma özelliğinden dolayı 4’lü ve 9’lu aşı sonuçlarının aynı olduğu görülmektedir.
  • 100’ün üzerinde ülke HPV aşılarını ulusal aşı programı kapsamında rutin olarak uygulamaktadır.
  • 9-15 yaş arasındaki kadınlarda ve erkeklerde aşı önerilmektedir. Özellikle bu yaş döneminde 2 doz yapılmaktadır, 0 ve 6. ayda yapılır.
  • 15 yaş üzerinde ise 26 yaşına kadarki döneme kadar HPV aşısı önerilmektedir.
  • Şu an ABD’de 45 yaş altında herkese tek doz önerilmektedir.
  • Avrupa Birliği ülkeleri ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 15 yaşından sonraki dönemde 0, 2 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz önerilmektedir.
  • Genelde bir üst sınır yaş yok ancak yaş arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.
  • Aşı öncesinde HPV’nin varlığı veya yokluğu önemli değildir. Çünkü %90 geçici bir enfeksiyondur, %10 kalıcıdır. HPV pozitif olan kişiler de aşı olabilir, negatif olması şart değildir. Bu nedenle HPV aşısı yapmadan önce herhangi bir test yapmaya gerek yoktur.
  • 1-5 yaş arası erkeklerde aşı önerilmektedir. 15 yaşından sonraki dönemlerde belli durumlarda yapılabilmektedir ancak 15 yaşından sonra her erkeğe yapılmamaktadır.
  • HPV aşısı tıpkı diğer aşılardaki gibi ölü bir aşıdır. HPV’nin dış bölgesindeki protein yapısı aşı olarak verilir, yani ölü hücreler verilir ve buna karşı antikor oluşturulur.
  • HPV’ye bağlı kanser öncesi lezyon oluşan bir grup üzerinde yapılan bir araştırmada, grubun bir kısmına tedavi sonrası aşı uygulanırken, diğer kısmına uygulanmamıştır ve aşı yapılan grupta HPV kanseri nüksünün yaklaşık 3 kat daha az olduğu görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısının oluşacak lezyonların tekrarlama riskini azalttığı da kanıtlanmıştır.

Rahim ağzı kanserinden korunmak için;

  1. Doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  2. Düzenli smear testlerinizi yaptırın.
  3. HPV aşılarını doktor kontrolünde yaptırın.
  4. Cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara karşı tedbirli olun. Çok eşlilikten kaçının.
  5. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun.
  6. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.
  7. Sağlıklı beslenin.
  8. Obeziteye karşı önlem alın.

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerin kafa şekillerinde sıklıkla simetri bozuklukları görülebiliyor. Her ne kadar yenidoğanların kafa yapısı aile büyüklerinin kafa yapısına benzetilse de, şekil bozuklukları kalıtsal sorunlar arasında yer almıyor. Çoğunlukla doğumdan kısa bir süre sonra ya da ilk birkaç ayda kendini belli eden ve bası sonucu oluşan bu deformitelerin tedavisi, şekil bozukluğunun derecesine göre gerekli olabiliyor. Bebeğin kafasının arkasında ya da yanlarda düzleşme, hatta çökme olabiliyor. Bebeklerin kafasındaki şekil bozukluğunun yeri ve şiddeti, kulakta kayma olup olmadığı ve göz mesafelerinin ne kadar asimetrik olduğu gibi durumlara göre düzeltilmesine gerek olup olmadığına karar veriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediatri) Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Çivilibal, bebeklerde kafa şekil bozuklukları hakkında bilgi verdi.

Bebeklerin kafasındaki kıkırdakların, olması gerekenden erken zamanda kapanmasıyla oluşan kafatası şekil bozukluklarına “kraniosinostoz” adı verilmektedir. Kraniosinostoz, beynin büyümesini engelleyerek gelişim problemlerine ve fonksiyon kayıplarına yol açabilmektedir. Bu tablonun erken dönemde fark edilerek gerekli müdahalelerin yapılması, çocuğun zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bebekler doğduklarında kafatası içerisindeki sütür adı verilen kıkırdak yapılarda belli oranda açıklık bulunmaktadır. Bebek 3’üncü ayına geldiğinde bu sütürler yavaş yavaş kapanmaya başlar ve 18’inci ayda hepsi tamamen kapanmış olur. Bebeklerin beyni doğduklarında fiziksel olarak küçüktür ve vücutla birlikte zaman içerisinde büyür. Sütürler arasındaki bu esneklik beynin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için gereklidir. Kraniosinostoz durumunda bu sütürlerden bazıları erken kapanır ve beynin kapandığı bölgeye denk gelen kısmı büyüyemezBebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!, baskıya maruz kalır. Beyin, baskıya maruz kaldığı bölgenin karşı istikametine doğru büyür ve kafatasında şekil bozuklukları oluşur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mahmut Çivilibal

Bebeklerde kafa şekil bozukluğunun nedenleri

  • Bazen doğuştan kraniosinostoz gelişebilmektedir.
  • Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu nedeniyle görülebilmektedir.
  • Normal doğumda bebeğin dışarı çıkabilmesi için forseps adı verilen özel bir cihazın kullanılması ile oluşabilir.
  • Zor doğumlarda bebeğin geliş pozisyonuna bağlı olarak oluşabilir.
  • Bebeğin küvözde kalması durumunda gelişebilmektedir.
  • Boyun kaslarındaki kısalık nedeniyle oluşabilmektedir.
  • Mikrosefali (küçük beyinli doğma): Küçük beyinli doğumlarda beynin büyüyememe durumu vardır. Beyin büyüyemeyince kemikleri dışa doğru itemediğinden kafatası dışa doğru büyümez ve kıkırdaklar devamlı hareket etmediği ve dışarı iten bir güç olmadığı için erken dönemde kaynayıp sabitleşir.
  • Bazen çocuklar doğduğu zaman hidrosefali adı verilen kafa içinde su artışı sorunu oluşur. Hidrosefali ameliyatlarında takılan şantın gereğinden fazla su boşaltması da beynin içeri doğru büzüşerek genişlemesini engellediğinden yine kafatasındaki sütürlerin erken kapanmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi, fosfat eksikliği, mukolipidoz gibi metabolik hastalıklarda da kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Apert sendromu, crouzon sendromu gibi gen mutasyonlarında kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Pozisyonel deformasyon bunların doğuştan olmayan ve en sık görülen türüdür. Çocuk özellikle 3 aya kadar çok fazla hareket etmeyip hep aynı pozisyonda yatırılırsa kafanın yastığa geldiği yer düzleşir, tam karşı istikamette alın bölgesi şişer. Bu sorunla çok sık karşılaşılır. Aileler özellikle bu konuda çok tedirgindir. Bu hastalarda kafa yapısı genellikle ilk 2 yıl içinde çocuk sağa sola dönmeye, yürümeye başladıktan sonra, hep aynı yere bası durumu ortadan kalkınca kafatası tekrardan orijinal şeklini almaktadır.

Bebeğinizin kafasındaki şekil bozukluğunu kontrol edebilir, önleminizi alabilirsiniz

Bebeğinizin kafa yapısında şekil bozukluğu olup olmadığını basit bir test ile ön kontrolünü sağlayabilirsiniz. Bebeğinizin kafasına yukarıdan kuş bakışı baktığınızda simetriden uzak duruyor ise mutlaka hekiminize danışmalısınız. Tıbbı tarama cihazı ile ölçülendirilerek çıkan şiddete göre bebeğinizin neye ihtiyacı olduğu konusunda fikir alabilirsiniz. Bebeğinizin sadece yatıştan kaynaklı oluşan şekil bozukluklarında çocuk doktorunuz sizi takip edecektir. “12. aya kadar geçer” veya “oturmaya başlayınca geçer” söylemlerinin bebeğinizin şekil bozukluğunun şiddetine göre değişeceğini unutmayın. Bu durumun ayrıştırılmasının 3 boyutlu bir tıbbı tarama cihazı ile yapılması önemlidir. Görsel olarak hekimin yaptığı ön değerlendirme sonrasında tıbbı tarama cihazı ile şiddet tespiti yapılarak ortez kask tedavisine ihtiyaç olup olmadığına bakılır.

3 boyutlu tarama cihazlarıyla bozukluğun şiddetine bakılıyor

Hafif ve orta şiddetteki şekil bozuklukları, bebek 6 aydan küçükse; başının sırtüstü yatarken pozisyonlanması, egzersizler ve yüzüstü aktivitelerle düzelebilir. Erken dönem yapılan tespitlerde çoğunlukla pozisyonlama ile iyileştiği görülür, ancak bu iyileşmenin de takibi yine tıbbı tarama cihazları ile ve multidisipliner yaklaşım ile yapılır. Aşırı şiddetteki şekil bozukluklarında gecikmeden kask tedavisi uygulanır.

Bazı durumlarda ebeveynlerin panik yaklaşımı ile birlikte çok da sonucu değiştirmeyen tetkikler istenebilir. Bunun kararı verilmeden önce yine multidisipliner olarak gerekliliğinin konuşulması, bebeğin gereksiz yere radyasyona maruz kalmasının önüne geçer. Kafa şekil bozuklukları sizi erken dönemde endişelendirmemelidir ama “bir şey olmaz” deyip durumu kendi haline bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir. Bu durumda erken dönemde önlem almak için doktora başvurmak önemlidir.