Yazılar

Otoyol hipnozu nedir?

Otoyol hipnozu nedir?

Gözlerimizin açık ancak içimizin uyuduğu zamanlar en çok risk taşıyan anlarımızdır. Yemek yaparken, bisiklet sürerken veya araba kullanırken içinizin uyuduğunu hissettiğiniz an mutlaka kendinize bir es vermelisiniz. Özellikle “ben gece çok iyi araç kullanırım” deyip, beynin uyku sinyalleri verdiği zamanlarda uzun yola çıkmak tehlike sebebi olacağından gece sürüşlerinden uzak durmalı ya da kontrollü bir şekilde yolculuğunuzu gerçekleştirmelisiniz. Çünkü bu zamanlarda beyinden gelen mesaj uyku olduğu için otoyol hipnozu yaşamanız kaçınılmaz olacaktır. Bununla birlikte boş bir yolda da beyaz çizgileri takip ederek gidiyor olmanız yine siz de hipnoz etkisi yaratacaktır. Peki bu durumda ne yapmalısınız? Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk, otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki farkı anlatarak otoyol hipnozu konusunda önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Otoyol hipnozu (Beyaz çizgi ateşi) nedir ve nasıl önlenebilir?
Hiç yola çıkıp varacağınız yere geldiğinizde ve oraya nasıl geldiğinizi hatırlamadığınız oldu mu? Eğer cevabınız evetse, otoyol hipnozu yaşadınız demektir.

Otoyol hipnozu bir kişinin aracı normal ve güvenli bir şekilde sürdüğü ancak bunu nasıl yaptığını hatırlamadığı trans benzeri bir durumdur. Otoyol hipnozu yaşayan sürücüler kısa mesafelerde ya da daha uzun kilometrelerce kendilerinden geçebilirler.

Otoyol hipnozu fikri ilk olarak 1921 tarihli bir makalede “yol hipnotizması” olarak ortaya atılmış, “otoyol hipnozu” terimi ise 1963 yılında G.W. Williams tarafından kullanılmıştır.

1920’lerde araştırmacılar, sürücülerin gözleri açıkken uykuya daldıklarını ve araçları normal bir şekilde yönlendirmeye devam ettiklerini gözlemlemişlerdir. 1950’lerde bazı psikologlar, başka türlü açıklanamayan otomobil kazalarının otoyol hipnozundan kaynaklanabileceğini öne sürmüşlerdir. Ancak yeni çalışmalar, yorgunken araç kullanma ile otomatik sürüş arasında bir fark olduğunu göstermektedir.

Yorgun sürüşe karşı otoyol hipnozu

  • Otoyol hipnozu, otomatiklik olgusunun bir örneğidir.
  • Otomatiklik, eylemleri bilinçli olarak düşünmeden gerçekleştirme yeteneğidir.
  • İnsanlar; yürümek, bisiklete binmek gibi öğrenilmiş ve denenmiş bir beceriyi her zaman otomatik olarak gerçekleştirir. Bu beceride ustalaşıldığında ise diğer görevlere odaklanırken bu beceriyi hala gerçekleştirmek mümkündür. Örneğin, araba sürme konusunda yetenekli bir kişi araba sürerken kafasında akşam planlarını gözden geçirebilir. Bilinç akışı diğer göreve yönlendirildiğinden, araba sürerken geçirilen zamanın kısmen veya tamamen farkındalıktan çıkması söz konusu olabilir.
  • Otomatik sürüş tehlikeli görünse de bu durum aslında profesyonel veya yetenekli sürücüler için bilinçli sürüşten daha üstün olabilir. Bir işte yetenekli olan hiç kimse dikkatini sürekli rutin işlere vermek zorunda değildir. Eğer bunu yaparsa, iş bozulmaya meyilli olabilir. Sürüş bağlamında, gerçekleştirilen eylemler hakkında çok fazla düşünmek beceriyi kötüleştirebilir.

Otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki fark nedir?
Otoyol hipnozu ile yorgun sürüş arasındaki fark, tamamen uyanıkken otomatiklik deneyimi yaşamanın mümkün olmasıdır. Yorgunken araç kullanmak ise direksiyon başında uykuya dalmaya neden olabilir. Tehlikeli olan da budur.

Direksiyon başında uyanık kalma önerileri
İster otoyol hipnozu fikrinden korkuyor olun, isterseniz de yorgun ve direksiyon başında uyanık kalmaya çalışıyor olun, odaklanmanızı ve uyanıklığınızı artırmak için yapabileceğiniz şeyler vardır.

Gün ışığında araç kullanın: Gündüz saatlerinde araç kullanmak yorgun sürüşü önlemeye yardımcı olur, çünkü insanlar ışıklı ortamlarda doğal olarak daha uyanık olurlar. Ayrıca, etraf daha az monotondur, bu nedenle çevrenin farkında olmak daha kolaydır.

Kahve için: Kahve veya başka bir kafeinli içecek içmek sizi birkaç farklı şekilde uyanık tutmaya yardımcı olur. İlk olarak, kafein beyindeki adenozin reseptörlerini bloke ederek uykululukla savaşır. Uyarıcı metabolizmayı artırır ve karaciğeri kan dolaşımına glikoz salmaya yönlendirir. Bu da beyninizi besler. Kafein aynı zamanda idrar söktürücü olarak da işlev görür, yani araç kullanırken çok içerseniz daha sık tuvalet molası vermeniz gerekecektir. Ayrıca çok sıcak ya da çok soğuk bir içecek tüketmek dikkatinizi toplayacaktır.

Bir şeyler yiyin: Atıştırmalıklar size anında enerji verir ve sizi görevinizi yerine getirmeye yetecek dikkati sağlar.

İyi bir pozisyon alın: İyi bir duruş, vücuttaki kan akışını en üst düzeye çıkararak konsantrasyonunuzu korumanıza yardımcı olur.

Klimayı açın: Rahatsızsanız uykuya dalmanız veya transa geçmeniz daha zor olacaktır. Bununla birlikte aracın içini soğuk hale getirmeniz, kışın camı açmanız yine işe yarayacaktır.

Müzik dinleyin: Hoşunuza giden müzikler sizi rahatlatırken, sevmediğiniz melodiler rahatsızlığa neden olur ve uyuyacak kadar rahatlamanızı engeller.

Konuşan insanları dinleyin: Yanınızda birisi varsa sohbete katılmak veya radyoda sohbet programı dinlemek müzik dinlemekten daha fazla konsantrasyon gerektirir.

Durun ve mola verin: Yorgun araç kullanıyorsanız, kendiniz ve başkaları için tehlikelisiniz demektir. Bazen en iyi hareket tarzı yana çekmek ve biraz dinlenmektir!

Önlem alın: Uzun mesafe, gece veya kötü hava koşullarında araç kullanmak zorundaysanız yolculuğa başlamadan önce iyi dinlenmiş olduğunuzdan emin olun. Günün ilerleyen saatlerinde başlayan yolculuklardan önce biraz kestirin. Sizi uykulu yapan ilaçları almaktan kaçının.

Çocukların sağlıklı yaz geçirmesinin püf noktaları

Çocukların sağlıklı yaz geçirmesinin püf noktaları
Yaz ayları çocuklar için, eğlence, tatil, dinlenme ve heyecan veren aktivitelerin yapılması gibi pek çok anlam ifade eder. Peki, ebeveynler çocukların güvenli ve sağlıklı bir yaz geçirmeleri için nelere dikkat etmelidir? Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Gizem Güvener’in önerilerine kulak verin.

Dr. Gizem Güvener

Dr. Gizem Güvener

Yaz tatili için öneriler

  1. Güneş ışınlarının dik geldiği saat 10.00 ile 16.00 arasında çocukların, direk güneş ışınlarına maruz kalmalarının önüne geçmeliyiz.
  2. 6 aydan büyük çocuklara en az 30 (tercihen 50) faktör mineral filtreli hem UVA hem UVB ye karşı koruyucu güneş kremi sürebiliriz. Güneş kremi, çocuk güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli ve 2 saatte bir yenilenmelidir.
  3. 6 aydan küçük çocuklar için uzun kollu ve uzun bacaklı, ince, pamuklu, ışığı yansıtan açık renkli ve bol kıyafetler, uv filtreli mayolar, geniş şapkalar kullanılmalıdır.
  4. Çocuklarda yaz aylarında sıvı kayıpları da olabileceğinden su içirilmesi ihmal edilmemelidir. 6 aydan küçük çocuklarda anne sütü veya anne sütü yoksa formül mama su ihtiyacını karşılar. Ek olarak suya ihtiyaçları yoktur.
  5. Yenidoğan bebeklerin üşümemesi amacıyla fazla kat giydirilmesi, odanın havalandırılmaması yapılan yanlışlardandır. Ortamın fazla sıcak olması, yenidoğan bebeğin uyku ve emme düzenini etkiler, isiliğe neden olabilir. Odanın havalandırılması yeterli olmuyorsa klimanın direk bebeğin üzerine gelmemesine dikkat edilerek açılması veya yan odadan açılarak dolaylı yoldan soğuk havanın gelmesinin sağlanması gerekir. Ebeveynler kaç kat giyiniyor ise yenidoğan bebekler 1 kat fazla giydirilebilir. İsilik açısından bu önlemler alınmalı ve bebek gerekirse her gün duş aldırılmalıdır.
  6. Enfeksiyon riskinin minimale indirilmesi açısından 6 ayı dolmuş ve 6 aylık aşıları tamamlanmış çocuklar temiz olduğundan emin olunan denize girebilir. Özel havuzlar hariç toplu kullanılan havuzlara ise 2 yaşına kadar sokulmamalıdır.
  7. Çocuklar havuz veya denize girip çıktıktan sonra enfeksiyona zemin hazırlamamak, idrar yolu enfeksiyonlarından da korumak adına mayoları veya küçük bebek ise bezleri değiştirilmelidir.
  8. Çocuklarda suda boğulmalara da dikkat etmeliyiz. Yüzme bilen çocuklar dahil tüm çocuklar ebeveynlerin kontrolü altında olmalıdır. Derinliği bilinmeyen denizlere omurga yaralanmaları ve travmalara neden olabileceği için atlanmamalıdır. Çocuklar için hazırlanan özel havuzların derinliği az olsa bile boğulmalar görülebiliyor dikkat etmeliyiz. Can yeleği, kolluk, simit yardımcı yöntem olarak kullanılabilir.
  9. Yaz aylarında yiyeceklerin çabuk bozulduğu göz önüne alınmalıdır. Açıkta satılan ve uzun süre güneşin altında kalmış gıdalar tüketilmemelidir. Kremalı, et-tavuklu yemekler, açıkta satılan dondurmalar dikkatli tüketilmelidir. Olası ishal durumlarına karşı tatil çantasında probiyotik hazır bulunabilir. Yaz aylarında artan rotavirüs için bebeklerin aşı olması oldukça kıymetlidir, ellerin sık sık su ve sabun ile yıkanması, yiyeceklerin bol su ile yıkanması ve hızlı bozulabilen gıdaların daha çabuk tüketilmesi gerekir.

Prostatta lazer tedavisi

Prostatta lazer tedavisi

Prostat boyutundan bağımsız olarak, her boyut prostat hacmine sahip hastalara uygulanan yöntemlerden olan HoLEP ve ThuFLEP hakkında merak edilenleri Liv Hospital Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Kaya anlattı.

Doç. Dr. Engin Kaya

Doç. Dr. Engin Kaya

Prostat kendini hangi sorunlarla gösteriyor?
İyi huylu prostat büyümesi ve buna bağlı olarak gelişen şikayetler yaş arttıkça erkeklerde sık görülen problemlerin başında gelmektedir. Özellikle 50 yaş ve üzeri yaşlarda;

  • Sık idrara çıkma,
  • İdrar yaparken zorlanma,
  • İdrarını tam boşaltamama ve
  • Gece sık idrara çıkma gibi şikayetler yaygın olarak görülmektedir.

İlaç tedavisi yeterli olur mu?

Yaşam konforunu etkileyen ve iyi huylu prostat büyümesi tanısı konulan bu hastalarda ilaç tedavisi yetersiz kalırsa cerrahi müdahale kaçınılmaz olmaktadır. Yeni teknolojik gelişmelerle birlikte HoLEP (Holmium lazer ile prostat enükleasyonu) ya da ThuFLEP (Thulium Fiber lazer ile prostat enükleasyonu) gibi prostata lazer tedavileri gerek hasta konforu, gerekse cerrahi sonuçlar açısından ön plana çıkmaktadır.

Ameliyat tekniği aynı mı?
HoLEP ve ThuFLEP işlemlerinde aynı ameliyat tekniği kullanılırken kullanılan cihazlar farklılık göstermektedir.

  • Teknolojik gelişmelere paralel olarak thulium fiber lazer daha yeni teknoloji olarak ön plana çıkmaktadır.
  • Her iki cerrahi işlem de genel ya da spinal anestezi ile kamera yardımı ile idrar kanalına kapalı olarak girilerek yapılabilmektedir. Bu işlemde idrar kanalını kapatan prostat dokusu açık cerrahiye ihtiyaç kalmaksızın alınmaktadır.
  • Klasik olarak 80 gram altı prostatlarda uygulanan prostatı kazıma yöntemi ve 80 gram üstü prostatlarda önerilen açık cerrahiye göre bir takım üstünlükleri mevcuttur.

HoLEP ve ThuFLEP yönteminin en önemli avantajı nedir?
Prostat boyutundan bağımsız olarak her boyut prostat hacmine sahip hastalara uygulanan yöntemlerdir. Bunun yanında kısa hastanede kalış süresi, kanama miktarının düşük olması, kısa sonda süresi ve günlük yaşama kısa sürede dönülmesi diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında önemli bir tercih sebebidir. Ayrıca diğer prostat cerrahilerinde kan sulandırıcıları kesmek gerekirken, lazer cerrahilerinde aspirin gibi uygun olan kan sulandırıcı tedaviler kesilmeden de bu işlem uygulanabilir.

Güneşe asla çıplak gözle bakmayın

Güneşe asla çıplak gözle bakmayın

Yaz aylarında göz koruması, güneşin ultraviyole (UV) ışınlarından kaynaklanan hasarı önlemek ve genel göz sağlığını korumak için çok önemlidir. Peki yaz aylarında etkili göz koruması için almanız gereken önlemler neler? Liv Hospital Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. İhsan Yılmaz anlattı.

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

Prof. Dr. İhsan Yılmaz

1.Güneş gözlüğü takın: Hem UVA hem de UVB ışınlarını %100 engelleyen güneş gözlüklerini seçin. Etrafı saran stiller, gözlerin yanlarını da kapladıkları için en iyi korumayı sunar.

  1. Şapka kullanın: Gözünüze ulaşabilecek UV ışınlarının miktarını azaltmak için geniş kenarlı bir şapka takın.
  2. Güneşin yoğun saatlerinden kaçının: Güneşin yoğun olduğu saatlerde, genellikle sabah 10’dan öğleden sonra 2’ye kadar içeride kalmaya veya gölge aramaya çalışın.
  3. Nemli Kalın: Uygun hidrasyon, gözlerinizdeki nem seviyelerinin korunmasına yardımcı olarak kuruluk ve tahrişi önler. Özellikle ekran kullanımı fazlaysa suni gözyaşları gibi damla takviyelerle göz kuruluğunu önlemek önemlidir. Ayrıca ekran koruyucuları kullanın ve gözlerinizi dinlendirmek için ara verin.
  4. Koruyucu gözlük kullanın: Yüzme gibi su sporları yaparken gözlerinizi klor ve diğer kimyasallardan korumak için gözlük takın.

Bu ipuçlarını takip ederek gözlerinizi olası hasarlardan koruyabilir ve yaz boyunca sağlıklı kalmalarını sağlayabilirsiniz.

Sütün hayatımızdaki önemi!

Sütün hayatımızdaki önemi!

Her gün yetişkin bireylerin 3 porsiyon, çocukların, ergenlik dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla menopoz sonrası kadınların 2-4 porsiyon süt ve ürünlerini tüketmeleri gerektiğini belirten Liv Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz Kazan, süt tüketiminin önemi hakkında bilgiler aktardı.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz Kazan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz Kazan

Kalsiyumun esas kaynağı: Süt ve süt ürünleri
Beslenmemizin temel yapı kaynaklarından biri olan kalsiyumun esas kaynağını süt ve süt ürünleri oluşturmaktadır. İnsan bedeninin ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, B2 vitamini ve B12 vitamini başta olmak üzere birçok besin maddesinin en önemli kaynağı süt ve süt ürünleridir.

B2 vitamini, B6 vitamini ve B12 vitaminlerini de içerir
Süt ve süt ürünleri grubu inek, koyun, keçi gibi memeli hayvanlardan sağlanan sütler ve bu sütlerden elde edilen yoğurt, ayran, kefir, peynir çeşitleri (kaşar, ezine, tulum, gravyer, lor, çökelek vb.) gibi besinlerden oluşmaktadır. Süt ve süt ürünleri iyi kalitedeki proteinin yanı sıra yağ asitleri, kalsiyum, fosfor, çinko gibi mineraller ile B2 vitamini, B6 vitamini ve B12 vitaminlerini içerirler.

Liv Hospital

Organ ve sistemlerin düzgün çalışmasına katkı sağlar
Süt ve süt ürünleri protein içerikleri ile büyüme ve gelişmeyi desteklemekte, içerikte yer alan diğer besin ögeleri ile birlikte organ ve sistemlerin düzgün çalışmasına katkı sağlamaktadır. Bileşimlerinde yer alan mineraller (özellikle kalsiyum) kemik ve diş sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine yardımcı olmaktadır. Tüm yaş grupları için gerekli olan ve her gün tüketilmesi önerilen süt ve süt ürünleri grubu kemik kütlesi gelişiminin dinamik olduğu çocukluk ve ergenlik dönemlerinde daha da önemli hale gelmektedir.

  • Tüm yaş gruplarının süt ve süt ürünlerini her gün tüketmesi gerekir.
  • Süt ve süt ürünleri doymuş yağ asitleri ve kolesterol içerir. Yağ ve kolesterol alımının diyetle sınırlandırılması gereken bireylerin; yağ miktarı azaltılmış (%1) veya yağsız süt, yoğurt ve peynirleri tercih etmeleri gerekir.
  • Bazı bireyler, alerji, süt şekeri olan laktoza karşı duyarlılık (laktoz intoleransı) nedeniyle veya yanlış inançlarından dolayı süt tüketmezler. Bu bireyler için laktoz düzeyi düşük süt veya laktozsuz süt ürünleri bulunur. Alerji veya duyarlılık durumunda hekim ve diyetisyen ile görüşülmelidir.
  • Süt ürünlerini satın alırken etiketlerindeki yağ, tuz ve şeker miktarları kontrol edilerek az yağlı, az tuzlu ve şekersiz olanları tercih edilmelidir.
  • Her gün yetişkin bireylerin 3 porsiyon, çocukların, adolesan dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla menopoz sonrası kadınların 2-4 porsiyon süt ve ürünlerini tüketmeleri gerekir.
  • Özellikle çocuklarda süt içme alışkanlığının oluşturulması, ileri yaşlarda da alışkanlığın devam ettirilmesi çok önemlidir. Yağı azaltılmış sütler 2 yaşından küçük çocuklar için önerilmez. Tüketilmesi önerilen miktar; yaş, cinsiyet ve fizyolojik duruma (büyüme ve gelişme dönemi, gebelik ve emziklilik, yaşlılık) göre değişiklik gösterir.

Son yıllarda süt ikamesi olarak bitkisel sütlerin kullanımı da artmıştır. Hindistan cevizi sütü, badem sütü, pirinç sütü gibi bitkilerden elde edilen sütler kalsiyum içeriğine sahiptir ancak genel bileşimlerinde yer alan besin ögeleri hayvansal kaynaklılardan farklı olduğu için bu ürünler süt ve süt ürünleri grubundan sayılmamaktadır. Dolayısıyla bu bitkisel sütlerin ve ürünlerinin tüketimi, süt ve süt ürünleri grubu tüketim önerisini karşılamada katkı sağlamamaktadır.

Dünyada yaklaşık 3 milyon MS hastası var

Dünyada yaklaşık 3 milyon MS hastası var
Çok farklı şikayetler ve klinik bulgular ile başlayabildiğinden tanı koymanın her zaman kolay olmadığı Multipl Skleroz yani MS; En sık görme bozukluğu, kas güçsüzlüğü, yürüme ve konuşma problemleri gibi birtakım aksaklıklarla kendini belli eder. Merkezi sinir sistemini etkileyen MS hastalığı hakkında Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Hatice Çil, bilgiler aktardı.

Dr. Hatice Çil

Dr. Hatice Çil

Multipl Sklerozıs (MS)

Multipl Skleroz beyin ve omuriliğin etkilendiği kronik nörolojik bir hastalıktır. Beyin ve omurilikte sinir kılıfları etrafını saran myelin kılıfın hasarı sonucu gelişmektedir. Bu hasarın etkilediği beyin ve omurilik bölgesine göre çok farklı bulgular ile seyretmektedir

MS gelişiminde rol oynayan faktörler neler?
MS hastalığı genelde bağışıklık sistemimizin kendi sinir kılıflarına hasar vermesi sonucu ortaya çıkar.

  • Çevresel faktörler,
  • Virüsler,
  • Etnik köken ve kalıtımın MS gelişiminde rol oynadığı kabul edilmektedir.

En çok kimler etkilenir?

  • Genellikle genç erişkinlerin etkilendiği bir hastalıktır.
  • Kadınlarda 2-3 kat daha fazla gözlenmektedir.
  • Özellikle 20-40 yaş arası gözlenir ve dünyada yaklaşık 3 milyon ülkemizde 70 bin civarı hasta olduğu kabul edilmektedir.

Atakların bulguları nelerdir?
Birçok hastada ataklar halinde ortaya çıkar. Atak çok farklı bulgular ile meydana gelebilir. Hasta atak geçirdiği sırada genellikle hastanede yatarak tedavi edilmesi gerekir.

  • Halsizlik, yorgunluk,
  • Görme bozuklukları; tek gözde ani görme kaybı, bulanık görme,
  • Denge ve yürüme bozukluğu,
  • Kol ve bacaklarda güçsüzlük,
  • Dikkat ve hafızada güçlükleri,
  • Bazen idrar ve dışkı yapma bozukluğu ve
  • Cinsel sorunlar oluşabilir.

Dr. Hatice Çil

Hastalığın tanısı nasıl konulur?
Çok farklı şikayetler ve klinik bulgular ile başlayabildiğinde tanı koymak her zaman çok kolay olmayabilir. MS tanısı genellikle;

  • Hastanı öyküsü,
  • Nörolojik muayene bulguları,
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve
  • Bazen de lomber ponksiyon ile konur.

Beyin ve omurilikte plak diye adlandırılan lezyonlar meydana gelir ve lezyonun yerine göre farklı klinik bulgular ile hastanın şikayetleri ile ortaya çıkar.

Seyri her hastada aynı mıdır?
MS hastalığı seyri her hasta da aynı değildir. Bazı hastalarda hafif bulgular ile seyrederken, bazılarında ağır özürleyici bir hastalık tablosuna yol açabilmektedir. Tedavi de amaç özellikle ataklar sırasında ortaya çıkan şikayetlerin düzeltilmesi ve koruyucu tedaviler ile beraber atak oluşmasına engel olmaktadır.

Tedavi sürecinde hangi faktörlere dikkat edilmeli?
Hastalığın tedavisi yapılırken hastanın;

  • Mevcut klinik bulguları,
  • Beyin ve omurilikte mevcut plakların sayısı
  • Yerleşimi,
  • Atak sıklığı gibi birçok faktör göz önüne alınır.

MS kronik, tedavi edilmezse özürleyici bir hastalıktır. Genç erişkinleri etkilediği için erken tanı konulması ve tedavisi hastanın yaşam kalitesi için çok önemlidir.

Kasık bölgenizdeki şişkinliğin sebebi fıtık olabilir

Kasık bölgenizdeki şişkinliğin sebebi fıtık olabilir

Kasığınızdaki ağrı ya da şişlik sonucunda doktora gittiğinizde nur topu gibi bir kasık fıtığı ile mi karşılaştınız? Aklınıza hemen kötü senaryoları getirmeyin. Karnın içine küçük kesiler yapılarak ve iç yapıları görmek için ince bir tüp ile kamera yerleştirilerek yapılan laparoskopik cerrahi yöntemi ile yeniden eskisi gibi olan yaşam konforunuza ulaşabilirsiniz. Fıtık boyutu gibi bireysel faktörlerin tedavi seçimini etkileyebileceğini söyleyen Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı; kasık fıtığının belirtilerini, tedavi seçeneklerini, kasık fıtığı onarımı için neden laparoskopik cerrahinin tercih edilmesi gerektiğini ve iyileşme sürecinin nasıl olacağını anlattı.

 

Prof. Dr. Emre Sivrikoz

Prof. Dr. Emre Sivrikoz

Kasık fıtığı nedir?

Kasık fıtığı, genellikle karın içi yağlı dokular veya bağırsağın bir kısmının karın kaslarında zayıf bir noktadan dışarı doğru çıkmasıyla ortaya çıkar ve kasık bölgesinde belirgin bir şişlik veya şişkinlik oluşturur.

Kasık fıtığı belirtileri nelerdir?

  • Kasık bölgesinde görünür bir şişlik,
  • Özellikle ağır nesneleri kaldırırken rahatsızlık veya ağrı,
  • Karın bölgesinde ağırlık veya basınç hissi ile birlikte
  • Yürüyüş ve hareket ederken bacak iç kısmına yayılan bir ağrı görülebilir.

Kasık fıtığı için tedavi seçenekleri nelerdir?

  • Gözlem,
  • Yaşam tarzı değişiklikleri (ağır kaldırmaktan kaçınma gibi),
  • Destekleyici giysiler (örneğin, fıtık kemerleri) ve
  • Cerrahi onarım sayılabilir.

Günümüzde kasık fıtığının altın standart tedavisi, cerrahi tekniklerle onarımdır. Özellikle sentetik yamaların kullanıma girmesini takiben gerilimsiz fıtık tamiri ameliyatları hem tedavi başarısını artırmış hem de ameliyat sonrası ağrı sıklığını belirgin ölçüde azaltmıştır.

Laparoskopik cerrahi nedir?

Laparoskopik cerrahi, minimal invaziv veya kapalı cerrahi olarak da bilinir ve karın içine küçük kesiler yapılması ve fıtık onarımı için özel aletlerin kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Geleneksel açık cerrahiye göre birçok avantaj sunar.

Kasık fıtığı onarımı için laparoskopik cerrahi tercih edilmesinin nedeni nedir?

Laparoskopik cerrahi, daha az doku travması, azalan postoperatif ağrı ve hızlı iyileşme gibi minimal invaziv bir yaklaşım sunar. Çalışmalar, laparoskopik onarım ile enfeksiyon ve kronik ağrı gibi komplikasyonların düşük oranlarda görüldüğünü göstermektedir.

Liv Hospital

Kasık fıtığı onarımı için laparoskopik cerrahinin faydaları nelerdir?

  • Daha hızlı iyileşme,
  • Kısa hastane yatışları,
  • Ameliyat sonrası ağrılarda azalma,
  • Daha iyi kozmetik sonuçlar (daha küçük kesilerden dolayı) ve
  • Fıtık nüks riskinin azalması.

Kasık fıtığı onarımı için laparoskopik cerrahi nasıl gerçekleştirilir?
Laparoskopik cerrahi sırasında, karın içine küçük kesiler yapılır ve iç yapıları görmek için ince bir tüp ile kamera (laparoskop) yerleştirilir. Ardından, özel aletler kullanılarak fıtık onarımı gerçekleştirilir.

Kasık fıtığı için laparoskopik cerrahiye uygun aday kimlerdir?

Kasık fıtığı hastalarının çoğu laparoskopik cerrahi için uygun aday olabilir, ancak genel sağlık durumu ve fıtık boyutu gibi bireysel faktörler tedavi seçimini etkileyebilir. Her vakada en uygun yaklaşımı belirlemek için nitelikli bir cerrahla görüşmek önemlidir.

Kasık fıtığı için laparoskopik cerrahiden sonra iyileşme süreci nasıldır?

  • Laparoskopik cerrahiden sonra iyileşme genellikle açık cerrahiye göre daha hızlıdır.
  • Hastalar genellikle daha az ağrı yaşar,
  • Hastane yatış süreleri kısalır ve
  • Normal aktivitelere daha hızlı dönüş olur.
  • Optimal iyileşme için cerrahınızın ameliyat sonrası talimatlarını takip etmek önemli.

Kilo tansiyonu tetikler mi?

Kilo tansiyonu tetikler mi?

Obezite ve hipertansiyonun birlikte bulunması halinde kalbin yapısı ve fonksiyonunun üzerindeki etkisinin çok daha şiddetli olabileceğini belirten Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez sağlıklı yaşam tarzını benimseyerek, düzenli egzersiz ve diyet yaparak verilecek kilonun hipertansiyonun kontrol altına alınmasında yardımcı olacağının altını çizdi.

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Obezite nedir?
Enerji alımı ve tüketimi arasındaki dengenin bozulması sonucu vücut yağ kitlesinin, yağsız vücut kitlesine oranının artmasına obezite denir.

Kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olabilir
Obezite kalp üzerinde yaratmış olduğu yapısal değişiklikler nedeni ile tek başına kardiyovasküler hastalıklar için bağımsız bir risk faktörü olmasının yanında, hipertansiyon gibi diğer risk faktörlerine de yol açarak etkili olmaktadır. Obezite ve hipertansiyonun birlikte bulunması kalbin yapısı ve fonksiyonu üzerine olan etkinin çok daha şiddetli olmasına yol açar.

Yağların hangi bölgede depolandığı önemli
Obezitenin yanı sıra yağların hangi bölgede depolandığı da önemlidir. Yağ birikiminin özellikle karın bölgesinde olduğu santral (elma tipi) tip yağlanma hipertansiyon, diyabet, insülin direnci, kan şekeri yüksekliği, bozuk lipid profili gibi kardiyovasküler risk faktörlerini de arttırmaktadır. Santral obezitenin önemli bir göstergesi olan bel/kalça oranı erkeklerde 1.0, kadınlarda 0.8’in üzerine çıkmamalıdır.

Obezite hormon sinyallerinde değişikliklere sebep olabilir

Obezite hormon sinyallerinde, sempatik sinir sisteminin işlevlerinde, böbreklerin yapısı ve işlevlerinde değişikliklere sebep olur.

Prof. Dr. Kadriye Kılıçkesmez

Obezite ve hipertansiyon arasındaki ilişki
Obezite ve hipertansiyon arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalarda Beden Kitle İndeksi (BKI) değeri 27 kg/metrekare’nin üzerinde olan aşırı kilolu bireylerin hipertansiyon risklerinin, aşırı kilolu olmayan bireylerden üç kat daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Özellikle bel/kalça oranı kan basıncı ile önemli korelasyon göstermektedir.

Kan basıncı kontrolü için kilo vermek önemli

  • Kilo verme kan basıncı kontrolü için çok önemli bir yaşam tarzı değişikliğidir.
  • Obez bireylerde ağırlıktaki %5-10 düzeyindeki azalma kan basıncında belirgin düşüş sağlamaktadır.
  • Zayıflamanın kan basıncı üzerine etkisi bir tansiyon ilacının etkisine yakındır.
  • Ağırlık kaybının kan basıncı üzerine olan düşürücü etkisi büyük oranda kan hacmini ve kalbin ön yükünü azaltmak gibi hemodinamik etkileri üzerinden gerçekleşmektedir.

Kilo kaybı için:

  • Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek,
  • Düzenli egzersiz yapmak ve
  • Dengeli bir diyet uygulamak da önemlidir.

Bunların hepsi birlikte, hipertansiyonun kontrol altına alınmasına yardımcı olacaktır.

En sık görülen tiroid rahatsızlığı: Hashimoto

En sık görülen tiroid rahatsızlığı: Hashimoto

Sadece Mayıs ayında değil, her zaman tiroid bezi hastalıklarının akılda tutulması gerektiğinin altını çizen Liv Hospital Genel Cerrahi ve Endokrin Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Cem Dural:  “Tüm hastaların sağlığın ön planda tutulduğu ve tiroid hastalıklarına ait bilinç düzeyinin yüksek oranda olduğu bir sağlık sistemine ve sürdürülebilirliğe ihtiyacı bulunmaktadır. 25 Mayıs Dünya Tiroid Günü’nün bu bağlamda toplum sağlığını iyi yönde etkileyebilir, tiroid hastalıkları hakkında tüm bireylerde sağlık bilincini artırabilir ve daha erken dönemde şikayetleri olan hastaların da hastaneye gecikmeden başvurmasına olanak verebilir.” diyerek metabolizmanın düzenlenmesinden ve organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumlu olan Tiroid bezi hakkında bilgiler aktardı.

Prof. Dr. Ahmet Cem Dural

Prof. Dr. Ahmet Cem Dural

Organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumlu
Tiroid bezi, küçük hacmine rağmen önemli görevler üstlenmiş olan bir organımızdır. Metabolizmanın düzenlenmesinden ve organlarımızın uyum içerisinde çalışmasından sorumludur. Vücuda alınan İyot alımı ile tiroid bezi T3 ve T4 formundaki tiroid hormonunu üretir. Beynimizin hipofiz adı verilen bölgesinden salgılanan TSH hormonu tarafından üretilecek ve salgılanacak olan tiroid hormonu miktarı kontrol edilir.

Önemli etkilere sahip
Küçük miktarlarda salgılanan bu hormonlar sindirim sisteminden kas iskelet sistemine, birçok farklı organ ve sistemde önemli etkilere sahiptirler. Çeşitli hastalıklara bağlı olarak tiroid hormonu seviyesindeki artma veya azalma küçük bir miktar bile olsa istenmeyen şikayetlere neden olabilmektedir.

Tiroid rahatsızlığının temel nedenlerinden biri
Ülkemizde iyot eksikliği endemik olduğundan tiroid hastalıkları sık görülmektedir. Her ne kadar tuz başta olmak üzere gıdalarda iyot takviyesi bulunsa da bölgesel ve coğrafi olarak bu sorun hala önemlidir ve ülkemizde görülen çoğu tiroid rahatsızlığının temel nedenlerinden biridir.

Guatr ile beraber, tiroid bezinde nodül gelişimine sebep
İyot eksikliği tiroid bezinde büyümeye yol açar ve bu tablo “guatr” olarak adlandırılır. Endemik coğrafyalarda guatr ile beraber, tiroid bezinde nodül gelişimine sebep olur. Tiroid bezinde nodül varlığı kanser gelişimi açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir durumdur.

En sık görülen tiroid rahatsızlığı: Hashimoto Hastalığı
Tiroid hormonunda eksikliğe yol açan hastalıklar genellikle tiroid bezinin inflamatuar hastalıklarıdır (Tiroidit). Çeşitli etkenlere bağlı olarak gelişebilir, kısa süreli olabileceği gibi kronik bir hastalık halini de alabilir. En sık görülen tiroid bez hastalığı, Kronik Lenfositik Tiroidit diğer adı ile Hashimoto Hastalığı’dır. Tiroid bezine karşı vücudun gösterdiği reaksiyon ile bez yıkıma uğrar ve gerekli miktarda tiroid hormonu sentezleyemez, bu hormon yetmezliği “Hipotiroidi” olarak adlandırılır. Hipotiroidi tablosunun vücudumuz üzerine temel etkisi metabolizmanın yavaşlaması şeklindedir. Hipotiroidili hastalarda üşüme, yorgunluk, uyku hali, dikkat dağınıklığı, isteksizlik, kilo alımı, kabızlık, cilt kuruluğu ve saç dökülmesi gibi şikayetler görülebilir. Bunun yanında kalpte ritm bozuklukları, yaygın vücut ödemi gibi tablolar eşlik edebilir. Tedavi edilmez ise bu durum ölümcül sonuçlara yol açabilmektedir.

Eksik olan tiroid hormonunun takviyesi ile tedavi edilir
Hipotiroidinin başlıca tedavisi, eksik olan tiroid hormonunun dışarıdan takviye edilmesidir. Uzun etkili (T4) hormon sentetik olarak üretilmiş ve 70 yıldan uzun süredir hastalar tarafından düzenli kullanılmaktadır.

Metabolizmada hızlanma söz konusu olur
Tiroid hormon üretiminde fazlalık ile seyreden hastalıklarda ise tam tersi metabolizmada hızlanma söz konusudur. Bu da sıcağa tahammülsüzlük, kalp çarpıntısı, ellerde titreme, kilo kaybı, iştah artışı, saçlarda incelme, gözlerde canlı bakış gibi şikayetler ile kendini gösterir. Bu hormon artışı tiroid bezinden kaynaklanan ve tüm bezi ilgilendiren bir sorun olabilir ve “Diffüz Toksik Guatr – Basedow Graves Hastalığı” olarak veya tiroid bezindeki nodül veya nodüllerden kaynaklanabilir ve “Toksik Nodüler Guatr – Plummer Hastalığı” olarak isimlendirilir.

Tedavi nedene yönelik planlanır
Hipertiroidi tedavisi nedene yönelik olarak planlanır; tiroid hormonu baskılayıcı ilaçlar (Anti-Tiroid), radyoaktif iyot ablasyonu veya tiroid cerrahisi gibi tedavi seçenekleri mevcuttur.

Ultrasonografi ile nodülün boyutu ve içeriği değerlendirilebilir
Nodül ile seyreden tiroid hastalıklarında nodüle ait risk değerlendirilmesi yapılmalıdır. En değerli tanı aracı olan ultrasonografi ile nodülün boyutu ve içeriği değerlendirilebilir, şüphe varlığında halinde Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi gecikmeden yapılmalıdır. Hipertiroidi ve nodül birlikteliği söz konusu ise kanser riski Sintigrafi ile değerlendirilebilir. Tiroid Sintigrafisinde “Hipoaktif” yani soğuk nodüller kanser açısından risklidir.

Tiroid kanserleri genç yaş ve kadınlarda daha sık görülür
Tiroid kanserleri ise genç yaş ve kadın cinsiyette en sık görülen ikinci kanserdir. Küçük yaşta özellikle baş ve boyun bölgesinde radyoterapi verilmiş olması tiroid kanseri gelişimi için en önemli risk faktörüdür. Sigara kullanımı, yüksek rakımda yaşama, iyot eksikliği bölgesinde yaşama, obezite, ailevi-genetik faktörler diğer riskli durumlardır. Tiroid kanserleri genellikle “iyi seyirli” olarak tanımlansalar da kemoterapi ve radyoterapiye cevapsız olması özellikle ileri evrede tanı konulduğunda sağ kalımı azaltmaktadır. Bununla beraber “radyoaktif iyot ablasyon” tedavisi cerrahi sonrası nüks ve metastaz riskini azaltan bir tedavi aracıdır.

En iyi tedavisi cerrahidir
İyi seyirli olarak tanımlanmış olan tiroid kanseri “Papiller Tiroid Kanseri” olup daha nadir görülen tiplerinin oldukça agresif olabilecekleri akılda tutulmalıdır. Tiroid Kanseri’nin bugüne kadar bilinen en iyi tedavisi cerrahidir. Tiroid bezinin yarısının veya tamamının çıkarılması ya da lenf bezlerinde metastaz varlığında ilgili lenf bezlerinin de bir bütün olarak çıkarılmasında olanak verecek genişlikte cerrahi uygulamalar gerekli olabilir.

Rutin yıllık doktor kontrolünü aksatmamak önemlidir
Sağlıklı ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, iyotlu tuz kullanmak, sigaradan uzak durmak, rutin yıllık doktor kontrolünü aksatmamak tüm kanser hastalıkları için riski azaltır ama tek başına yeterli olmayabilir. Hormon fonksiyonlarında bozukluğa yol açan tiroid hastalıkları açısından da vücutta beliren değişiklikleri, şikayetleri geçiştirmeden ve ihmal etmeden zamanında aile hekimine, iç hastalıkları veya endokrinoloji uzmanına başvurarak muayene olmak ve gerekli ilave tetkikleri yaptırmak önemlidir.

Nodüllerin değerlendirilmesi gerekir

Özellikle risk faktörlerinin bulunduğu (ailede tiroid hastalığı veya kanseri, radyasyon maruziyeti gibi) hastalarda yıllık doktor muayenesi, tiroid fonksiyon testlerini ihmal etmemek ve tiroid ultrasonografisi ile tiroid bezi ve varsa nodüllerin değerlendirilmesi gerekir.

Tüm kanserlerde olduğu gibi tiroid kanserinde de erken tanıda kür şansı daha yüksektir ve hastalığın tedavisi mümkündür. Tiroid bezinin diğer fonksiyonel hastalıklarında (Hipotiroidi / Hipertiroidi) da uygun tedavinin başlanması ile şikayetler gerileyebilir.

Sağlıklı bir tiroit Fonksiyonu için nasıl beslenmeli?

Sağlıklı bir tiroit Fonksiyonu için nasıl beslenmeli?

“Metabolik süreçlerin sürdürülebilmesi, ideal vücut ağırlığının korunması, kronik hastalıkların önlenmesi için temel şart; yeterli ve dengeli beslenmektir. Besin gruplarını dengeli tüketerek, tiroit hormonu üretimi ve salınımı için gerekli olan iyot, selenyum gibi minerallerin yeterli düzeyde alınması sağlanmalıdır.” diyen Liv Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz Kazan, sağlıklı bir tiroit fonksiyonu için nasıl beslenilmesi gerektiğini anlattı.

Tiroit bezi veya tiroit hormonu işlevindeki sorunlar, birçok hastalığın gelişmesine yol açabilmektedir. Hipertiroidizm (tiroid hormonu üretiminde artış) ve hipotiroidizm (yetersiz tiroit hormonu üretimi) yaygın görülen sorunlar olup, tiroit bezinin çeşitli sebeplerden dolayı büyümesi sonucu ortaya çıkan guatr, tiroit kanseri, tiroit nodülleri ve tiroiditis (tiroit bezinin inflamasyonu) de görülebilmektedir. Haşhimato hastalığı ise bireyin bağışıklık sisteminin tiroit bezine karşı antikor üretmesi sonucu ortaya çıkabilen otoimmun bir hastalıktır.  Genetik etmenler, iyot yetersizliği veya lahana gibi guatrojen adı verilen ve iyotu bağlayarak vücutta kullanımına engel olan sebzelerin çok sık tüketilmesi tiroit hastalıklarına yol açabilmektedir. Örneğin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde guatr görülme sıklığının yüksek olmasının, karalahana tüketimi ile ilişkili olduğu bildirilmiştir.

Diyetle iyot alımı, tiroit bezi işlevlerini doğrudan etkileyebilmektedir. Başta guatr olmak üzere ülkemizdeki iyot yetersizliğine bağlı tiroit sorunlarının önlenebilmesi için; 1998 yılından günümüze sofra tuzuna 25-40mg/kg oranında potasyum iyodat eklenerek, tuz iyot bakımından zorunlu olarak zenginleştirilmektedir. Bu doğrultuda günde 5 gram iyotlu tuz tüketimi ve haftada 2 kez balık tüketimi ile yeterli miktarda iyot alınabilmektedir. İyotlu tuz, pişirme yani ısıl işleme maruz kaldığında iyot kayıpları oluşabilmektedir, bu nedenle iyotlu tuzun yemeklere piştikten sonra eklenmesi önerilmektedir.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz Kazan

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özgenaz

SAĞLIKLI BİR TİROİT METABOLİZMASI İÇİN

Yeterli ve Dengeli Beslenin
Metabolik süreçlerin sürdürülebilmesi, ideal vücut ağırlığının korunması, kronik hastalıkların önlenmesi için temel şart; yeterli ve dengeli beslenmektir. Besin gruplarını dengeli tüketerek, tiroit hormonu üretimi ve salınımı için gerekli olan iyot, selenyum gibi minerallerin yeterli düzeyde alınması sağlanmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenmenin yanında günde en az 2 litre su tüketimi sindirim ve dolaşım işlevlerini düzenleyerek tiroit bezinin işlevini desteklemektedir.

Balık Tüketimini İhmal Etmeyin
Balık, deniz ürünleri, keten tohumu ve ceviz gibi besinler omega-3 yağ asitlerinin kaynaklarıdır. Balık ve deniz ürünleri tiroit hormonunun yapısına katılan, iyot ve selenyumun bir arada bulunduğu en kaliteli kaynaktır. Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda tiroit işlev bozukluğu olan bireylerde ortaya çıkabilen kalp damar ve şeker hastalığından korunmada etkili olabilmektedir. Haftada en az 2 kez tercihen yağlı balık tüketimi, hem iyot hem selenyum hem de omega-3 yağ asitlerinin alımına katkı sağlar.

Yeterli Düzeyde Posa Alın
Besinlerin ince barsaklarda sindirilemeyen bölümü diyet posası olarak adlandırılır. Yeterli ve dengeli beslenme ile günde 25-30g posa alımı hedeflenmektedir. Meyve, sebze, kurubaklagil ve tam tahıllar yüksek posa içeren besinlerdir ve beslenmede yer verildiğinde günlük posa ihtiyacı karşılanmasını sağlar. Yeterli posa alımı, tiroit işlevlerinin sürdürülmesi veya tiroit sorunlarına eşlik edebilen kalp damar veya şeker hastalıklarından korunmada oldukça önemlidir.