Yazılar

Sağlık gebelik için nelere dikkat etmek gerekiyor?

Son yıllarda dünya genelinde 35 yaşından sonra ilk kez anne olanların sayısında artış yaşanıyor. Doğurganlık üzerinde olumsuz etkileri bulunan ileri yaş gebeliklerinin aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunuyor. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanmasının mümkün olduğunu belirten Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, “Uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahip” dedi.

Son yıllarda ilk bebek için 35 yaş ve sonrasını tercih eden anne adaylarının sayısı oldukça yüksek. 35 yaş ve üzerindeki anne yaşı, “ileri anne yaşı” olarak kabul ediliyor ve bu eğilim, kadınların artan eğitim düzeyi, yüksek istihdam oranları ve güvenilir doğum kontrolüne erişiminin bir sonucu olarak öne çıkıyor. Bununla beraber kadınların doğurganlık kapasitesi 32 yaşından sonra kademeli olarak azalmaya başlıyor. Bu düşüşün temel nedeni ise doğrudan yaşa bağlı olarak oosit (yumurta hücresi) sayısının azalması ve oositlerin kalitesinin düşmesi. Yaş ilerledikçe oositlerde bölünme hataları artıyor böylece gebelik şansı azalabiliyor. Ayrıca sigara içme, çevresel faktörler, bazı tıbbi ve cerrahi müdahaleler de oosit kalitesini ve yumurtalık rezervini olumsuz etkileyebiliyor.

Doç. Dr. Miraç Özalp

Doç. Dr. Miraç Özalp

İleri yaş gebeliklerde anne kadar bebekte risk altında

İleri anne yaşının, sadece doğurganlık üzerinde değil, aynı zamanda gebelik sürecinin sağlığı üzerinde de önemli etkileri bulunduğuna dikkat çeken Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Miraç Özalp, maternal yaşın artmasıyla başta hipertansiyon ve diyabet olmak üzere kanser, obezite, kardiyovasküler, renal ve otoimmün hastalıklar gibi tıbbi durumların sıklığının artabileceğini belirtti. Özalp’e göre erken gebelik kaybı, ektopik gebelik, çoğul gebelik, plasental problemler ve artmış sezaryen oranları da bu yaş grubu gebelerde daha sık karşılaşılan problemler arasında yer alıyor. İleri yaş gebelikler, aynı zamanda anne kadar bebekler için de bazı problemlerin gelişme riskini artırıyor. Down sendromu gibi kromozomal anomaliler, yapısal malformasyonlar, düşük doğum ağırlığı, erken doğum ve ölü doğum riski anne yaşının artmasıyla birlikte daha sık karşılaşılan problemlerin başlıcaları arasında yer alıyor. İleri anne yaşı ve buna bağlı gelişme ihtimali artan problemler, bu dönemki gebelikleri, yüksek riskli gebelik sınıfına sokabiliyor.

Erken tarama testleri hayati öneme sahip

Hal böyle olunca bu yaş grubundaki kadınların sağlıklı bir gebelik süreci geçirebilmeleri açısından, gebelik öncesi dönemde bir perinatoloji veya kadın doğum uzmanından danışmanlık almaları, uygun bir vücut kitle indeksine sahip olmaları, sigara ve alkolden uzak durmaları ve folik asit takviyesi almaları oldukça önem kazanıyor. Gebelik elde edilince, fetal kromozomal ve genetik hastalıkların taranmasının ve tanınmasında kullanılan testler ve işlemler hakkında gebelerin bilgilendirilmesinin gerektiği vurgulayan Özalp şu noktaların altını çizdi: “Bebeğin sağlık durumu ve gelişebilecek yapısal problemlerin tespiti açısından, 11-14 hafta ve 18-23 hafta arasında ultrason taramalarının bir perinatoloji uzmanı tarafından yapılması oldukça önemlidir. Bu yaş grubundaki gebeler, artmış preeklampsi riski nedeniyle düşük doz aspirin profilaksisi ve artmış venöz tromboemboli riski nedeniyle düşük molekül ağırlıklı heparin profilaksisi açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir. Aynı zamanda 24-28.haftalarda yapılan gestasyonel diyabet taraması, ek risk faktörlerinin bulunduğu hastalarda daha erken bir dönemde yapılabilir. Sağlıklı bir gebelik için doğru önlemler alındığında, ileri yaşta gebeliklerin başarılı bir şekilde tamamlanması mümkün. Bunun içinse uzman görüşü ve erken tarama testleri, anne ve bebek sağlığı açısından kritik öneme sahiptir.”

Yeni yıl gecesi kabusa dönmesin!

Yılbaşı akşamları insanların sevdiği dostlarıyla birlikte olduğu, yemek ve alkol konusunda sınırlarını zorladığı anların başında gelir. Ancak yediğimiz yemek ve içeceğimiz içecekler konusunda yaptığımız tercihler eğlenceli başlayan akşamlarımızı kabusa çevirebilir. Yılbaşı akşamı beslenme konusunda ve içecek konusunda nelere dikkat etmemiz gerekenleri Liv Hospital Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Diyetisyen Safiye Keskin anlattı.

Yılbaşı, sevdiklerimizle bir araya gelip mutlu anlar paylaşacağımız özel bir dönemdir. Ancak yılbaşı sofraları genellikle zengin, yağlı ve kalorisi yüksek yemeklerle doludur. Bu durum, özellikle kalp sağlığına dikkat etmesi gereken bireyler için risk oluşturabilir. Yılbaşı kutlamalarında aşırı yemek tüketimi, sağlıksız yiyecekler ve alkol kalp krizine zemin hazırlayabilir. Yılbaşında yediklerinizin kalp sağlığınıza zarar vermemesi için dikkat etmeniz gereken bazı önemli noktalar:

Diyetisyen Safiye Keskin

Diyetisyen Safiye Keskin

1-Yılbaşı yemeklerinde ağırlıklı olarak sağlıklı olanları tercih edin

Yılbaşı sofraları; et, tavuk, balık, mezeler, hamur işleri, tatlılar ve içeceklerle dolu olabilir. Ancak bu yemeklerin çoğu yüksek kalorili, doymuş yağ ve tuz açısından zengindir. Bu da kalp sağlığını olumsuz etkileyerek, özellikle yüksek tuz alımı, kan basıncını artırarak kalp krizi riskini yükseltmektedir. Bunun yerine, yılbaşı menüsünde sağlıklı alternatifler bulundurmak çok önemlidir.

Izgara ve fırınlanmış etleri tercih edin: Kızartmalar yerine, et ve tavukları ızgarada veya fırında pişirmeyi tercih edin. Bu daha az yağ tüketmenizi sağlar.

Zeytinyağlı sebze yemeklerine ve mezelere yönelin: Zeytinyağı omega-9 açısından zengin olup kalp dostu bir yağdır. Sebzeleri zeytinyağı ile pişirmek, hem sağlıklı hem de lezzetli bir alternatiftir.

Balık tüketimine özen gösterin: Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan balıklar, kalp sağlığını korur. Yılbaşı menüsüne mutlaka balık eklemeyi unutmayın ve yanında mevsim sebzeleriyle sofranızı renklendirmeyi ihmal etmeyin.

  1. Porsiyon Kontrolüne Dikkat Edin

Yılbaşı sofralarındaki fazla yemek ve atıştırmalıklar kalori alımını hızla artırmaktadır. Aşırı yemek tüketmek kan şekeri seviyelerini yükseltebilir, bu da kalp krizi riskini artırabilir.
Porsiyon kontrolü yapmak, aşırı kalori alımını engellemenin en etkili yollarından biridir.

Küçük tabaklar kullanın: Yılbaşı yemeklerinde büyük porsiyonlar yerine, küçük tabaklarda yemek yemeyi tercih edin. Böylece daha az kalori almış olursunuz.

Yavaş yiyin ve iyi çiğneyin: Yavaş yemek doygunluk hissinizi artırır, aşırı yemenin önüne geçer ve daha az yemek tüketmenizi sağlar.

  1. Tuz ve Şeker Tüketimine Dikkat Edin

Yılbaşı yemeklerinde sıklıkla tuzlu mezeler, hazır gıdalar ve şekerli tatlılar bulunur. Ancak, fazla tuz ve şeker tüketimi, kalp sağlığını olumsuz etkileyerek olası bir kalp krizini tetikleyebilir.

 Tuz alımını sınırlayın: Yüksek tuz alımı, kan basıncını artırarak kalp hastalıkları riskini yükseltir. Yılbaşı menünüzde tuzlu yiyecekleri sınırlayın ve yemeklerinizi baharatlarla tatlandırmayı deneyin. Yine tuz içeriğinden zengin olan kuruyemiş gibi atıştırmalıkları kavrulmuş yerine çiğ olarak ve porsiyon kontrolünde tüketin.

 Şekerli tatlıları sınırlayın: Yılbaşı tatlıları genellikle yüksek miktarda şeker içerir. Şeker, vücutta iltihaplanmaya yol açarak damar sağlığını bozabilir. Şeker yerine meyve ve sütlü tatlıları porsiyon ölçülerine göre tercih etmek iyi bir alternatiftir.

  1. Alkolü Ölçülü Tüketin

Yılbaşı kutlamalarının vazgeçilmezi olan alkollü içecekler aşırı tüketildiğinde kalp sağlığını tehdit edebilir. Alkol, kan basıncını yükseltebilir, kalp ritmini bozabilir ve aşırı tüketildiğinde kalp krizi riskini artırabilir. Özellikle alkolün enerji içecekleriyle tüketimi kalp krizi riskini artırmaktadır.

Alkol tüketimini sınırlayın: Eğer alkol almayı tercih ediyorsanız, sınırlı miktarda tüketmeye özen gösterin. Bir iki kadeh şarap veya duble rakı sosyal ortamda keyif almanızı sağlasa da, aşırıya kaçmamaya dikkat edin.

Su içmeyi unutmayın: Alkol tüketirken, arada su içmek hem alkolün etkilerini hafifletir hem de vücudunuzun susuz kalmasını engeller.

  1. Yılbaşı Sonrası Dengeleyin

Yılbaşı akşamı, fazla yemek ve alkol alımı nedeniyle metabolizmanız yavaşlayabilir. Ancak, yediğiniz ağır yemekleri sindirmek ve kalori alımını dengelemek için fiziksel aktivite önemlidir.

Yavaş yürüyüş yapın: Yılbaşı akşamı fazla yemek yediyseniz ertesi günü düşük-orta tempolu bir yürüyüş yapmak veya hafif egzersizler yapmak sindiriminizi hızlandırır ve kalori yakımına yardımcı olur.

Bol Su İçin: Dehidratasyonu ve oluşabilecek ödemi önlemek için bol su içmek büyük fayda sağlar.

Unutmayın, yılbaşı yalnızca bir gece değil, sağlıklı bir yaşam sürmek için iyi bir başlangıç olabilir!

Alexis Sablone’den Converse için yeni tasarım

Converse CONS Kaykay Takımı Üyesi Alexis Sablone, Converse ve Nike için yeni bir tasarıma imza attı.

Converse AS-1 Pro ve Nike SB Dunk Low silüetlerinin yer aldığı koleksiyon, sınırlı sayıda üretilen kutusunda satışa sunulacak.

Converse ve Nike, Converse CONS takımı üyesi, eski Olimpiyat sporcusu ve tasarımcı Alexis Sablone ile iş birliği gerçekleştirdi. Sınırlı sayıda üretilen, Sablone imzalı koleksiyonda Converse AS-1 Pro ve Nike SB Dunk Low silüetleri yer alıyor.

Çocuklarınıza okul öncesi Check-Up yaptırın

Başarılı olmanın temel kriterlerinden biri sağlıklı olmaktır. Çünkü sağlıklı olmayan bir çocuğun eğitim hayatı boyunca iyi bir performans gösterebilmesini beklemek yanlış olur.  Anne ve babaların temel amacı elbette ki çocuklarının sağlıklı olması ve iyi bir eğitim almasıdır. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Güvener “Okul öncesi check – up  çocuğun gerçekten sağlıklı olup olmadığını temin etmek açısından ve muhtemel hastalıkları, riskleri hesaplayıp onlara yönelik önlem almak açısından çok önemli” diyor…

Dr. Gizem Güvener

Dr. Gizem Güvener

Okul öncesi check-up için temelde çocuğun rutin fiziksel muayenesi yapılır. Aslında bu, her sene yapılması gereken muayenenin bir benzeridir. Burada farklı olarak sosyal gelişmişlik düzeyi de mutlaka test edilmeli ve bunun yanında beden fonksiyonlarının yani görme ve duymanın yerinde olup olmadığı kontrol edilmelidir. Bulaşıcı hastalıklara karşı da bağışıklığını temin etmek üzere aşılarının tam olduğunu görmek gerekir.
Okul öncesi check-up ne zaman yapılmalıdır?
Eğitim öğretim hayatı çocuklarda 6 yaşında başlayıp, öncesinde de yaş gruplarına göre kreş eğitimi olmaktadır. Bu anlamda sosyal ilişkilerin geliştirilmesi, kişisel yetenekleri ilerletmeye yönelik aktivitelerin olması ön planda, ilkokulla birlikte öğretim ağırlık kazanıyor. Dolayısıyla asıl önemlisi ilkokuldan önce yapılacak kontrol ile çocuğun muhtemel sağlık problemlerinin sorun başlamadan önce tespitinin yapılmasında fayda var.
Check- up programı neler içeriyor?
Check – up muayenesi ayrıntılı bir fizik muayene ile başlar. Boy ölçülmeli, kiloya bakılmalı, beslenme problemine işaret edecek vücut kitle indeksinde anormallik mevcut mu, değerlendirilmeli ve büyüme eğrilerinin de yardımıyla çocuğun gelişme düzeyinin nasıl olduğuna karar verilmelidir. Çocukta kan tetkiklerinde kan sayımı, beslenme özelliklerine göre öğrenimde ve hafızada etkin vitamin değerlerine bakılmalı, gereklilik halinde tiroid değerleri, karaciğer böbrek değerleri ve idrar tetkiki de kontrol edilebilir, bunun yanında tansiyon ölçümü ve belli yaş gruplarında kolesterol taraması yapılabilir. Ayrıca göz sağlığı açısından yapılacak muayene de çok büyük önem taşır. Çünkü göz, eğitim ve öğretimde başarılı olmasındaki en önemli noktalardan biridir. Yine aynı derece önem taşıyan diğer konu kulaktır. Duymasının iyi olduğu test edilmeli,  böylece çocuğun eğitim ve öğretime katılmak üzere bedensel bir fonksiyon bozukluğunun olmadığının anlaşılması gerekir. Tüm bunların yanında artık ailesinin ve bakım verenin kontrolünden nispeten de olsa uzaklaşacak. Bazı öğünleri okulda yiyecek olmasından dolayı yeme alışkanlıkları tespit edilmelidir. Yeme alışkanlıklarındaki yanlışlıklar için aile uyarılmalı, çocuğa örneklerle bu konuda yardımcı olunmalıdır.
Bu dönemde çocukların doğru beslenmeleri için neler söyleyeceksiniz?
Bir çocuk normalde üç ana öğün, iki veya üç ara öğünle sağlıklı bir şekilde büyür. Ana öğünlerde protein karbonhidrat ve yağ dengesinin kurulması, dengeli ve çeşitlilik içeren gıdaların seçilmesi önemlidir. Ara öğünlerin de kan şekerini dengeleyici olması önem taşır. Çocukların porsiyonlarında zorlamaya gidilmemesi, ne yemesi gerektiğine ailenin, ne kadar yemesi gerektiğine ise çocuğun karar vermesi gerekir, yemek seçimi yapan çocuklarda sağlıklı besin yerine atıştırmalıkların tercih edilmemesi gerekmektedir.

En önemli noktalardan biri de aşılama programları
Hem Sağlık Bakanlığı’nın hem de Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği aşılama programı dahilinde rutin aşılar ve özel aşılar uygulanmaktadır. Zaman zaman oluşabilecek olası salgınlara karşı ek aşı programları oluşturulabilir. Kızamık aşısının ek doz olarak uygulanmaya başlaması buna örnek gösterilebilir. Özel aşı programı kapsamındaki aşılar ise rotavirüs, özel menenjit aşıları ve hem kız erkek çocuklarına uyguladığımız HPV (human papilloma virüs) aşısıdır. Grip aşısı da özellikle risk grubuna dahil çocuklara önerilmektedir.

Sosyal medya olmayınca eksik hissediyoruz

Bu sabah çoğu kişi sosyal medya erişim sorunu ile uyandı. Kapatılma ile beraberinde, el yüz yıkamak kadar sabah rutini olan sosyal medyaya bakarak güne başlama durumu alışkanlık mı yoksa bağımlılık mı sorusunu akıllara bir kez daha düşürdü. Sosyal medya doğru kullanılmadığından mı yoksa hayatın içine çok dahil edildiği için mi bugün bu erişim sınırından çoğu kişi etkilendi? Liv Hospital Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş yanıtladı.

Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş

Klinik Psikolog Selenay Yücel Keleş

Bağımlılık sebebi
Sosyal medya bireyin dopamin (mutluluk hormonu) seviyesini yükseltir, beynin dopamin üreten bölgelerini aktifleştirir, fakat bu durum beyin sağlığını olumsuz etkileyerek bağımlılığa neden olur.

Sosyal medya kullanımını arttıran nedenler

  • Görünür olma arzusu,
  • Beğeni alması,
  • Onaylanma ihtiyacı,
  • Sürekli bir akış içinde olup ve
  • O akışın öngörülemez olması kişinin sosyal medya kullanımını arttırır.

Sosyal medya bağımlılığının altında neler yatıyor?

  • Sosyal medyaya aşırı ilgi duyma,
  • Sosyal medya kullanmadan bir günü geçirememe,
  • Sürekli aktif olma arzusu,
  • Yalnızca sosyal medya üzerinden iletişim kurma,
  • Arkadaşlık edinme,
  • Sosyal medyanın olmadığı ortamda kalınca yoksunluk yaşama,
  • Sosyal medyadaki kişiler ile kendini kıyaslama,
  • Özenme ve
  • Kusursuzluk algısına sahip olma gibi durumlar bağımlılık sebeplerinden.

Bağımlılıklarınızı tedavi edebilirsiniz
Eğer kendinizde veya yakınlarınızda sosyal medya bağımlılığından şüpheleniyorsanız mutlaka bir Klinik Psikolog desteği almalı. Destek alınmadığı takdirde kişide depresyon, anksiyete, algı bozuklukları gibi ciddi patolojilere sebep olabilir. Sosyal medya bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu unutmayın.

Olimpiyattaki jimnastikçilerden ilham alın

2024 Olimpiyat Oyunları’nda jimnastik sahnesinde göz kamaştıran sporcuları izlerken, sadece muazzam bir zarafet ve güç gösterisine tanık olmuyoruz. Aynı zamanda, bu sporcuların kalplerinin ne kadar sağlam ve güçlü olduğunu da görüyoruz. Peki, bu olimpiyat şampiyonlarının sırrı nedir ve bizler onların sağlık sırlarından nasıl faydalanabiliriz? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hasan Burak İşleyen anlattı.

Dr. Hasan Burak İşleyen

Dr. Hasan Burak İşleyen

Kalp: Vücudun Güçlü Motoru
Kalp, vücudumuzun tüm kaslarına oksijen ve besin taşıyan güçlü bir pompadır. Jimnastikçiler, antrenman sırasında kalp atış hızlarını artırarak kaslarına daha fazla oksijen pompalarlar. Bu yüksek yoğunluklu egzersizler, kalp kasının zamanla güçlenmesine ve daha verimli çalışmasına yardımcı olur. Bu nedenle, jimnastik gibi sporlarla uğraşan bireylerin kalp sağlığı genellikle oldukça güçlüdür.

Jimnastik ve Kalp Sağlığı Üzerine Bilimsel Kanıtlar
Bilimsel araştırmalar, düzenli jimnastik yapmanın kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Örneğin, düzenli egzersiz kan basıncını düşürür, kötü kolesterol seviyelerini azaltır ve kalp hastalığı riskini düşürür. Çalışmalar, jimnastik yapan bireylerde daha düşük kalp atış hızı ve daha iyi kardiyovasküler dayanıklılığın gözlemlendiğini göstermektedir.

Çocuklukta Başlayan Sağlıklı Alışkanlıklar
Çocukluk çağında başlayan düzenli fiziksel aktivite, yetişkinlik döneminde sağlıklı bir kalbe sahip olmanın anahtarıdır. Jimnastik, çocukların kas ve iskelet sistemlerinin gelişimini destekler, denge ve koordinasyon becerilerini artırır ve özgüvenlerini güçlendirir. Çalışmalar, düzenli spor yapan çocukların yetişkinlikte kalp hastalığı riskinin daha düşük olduğunu vurguluyor.

Aileler Neden Çocuklarını Jimnastiğe Yönlendirmeli?
Jimnastik, çocukların sadece fiziksel gelişimlerini değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal sağlıklarını da olumlu yönde etkiler. İşte ailelerin çocuklarını jimnastiğe yönlendirmesi için bazı önemli nedenler:

  • Fiziksel Gelişim: Jimnastik, çocukların kas ve iskelet sistemlerinin güçlü ve sağlıklı bir şekilde gelişmesine yardımcı olur. Bu spor, esneklik, güç, denge ve koordinasyon becerilerini artırır.
  • Özgüven ve Disiplin: Jimnastik, çocuklara disiplinli olmayı ve hedeflerine ulaşmak için çalışmayı öğretir. Başarılar, çocukların özgüvenini artırır ve kendi potansiyellerine olan inançlarını güçlendirir.
  • Sağlıklı Alışkanlıklar: Erken yaşta spor yapma alışkanlığı edinmek, çocukların yaşam boyu aktif ve sağlıklı kalmalarına yardımcı olur. Bu alışkanlıklar, obezite ve diğer sağlık sorunları riskini azaltır.
  • Sosyal Beceriler: Jimnastik, çocuklara takım çalışması, liderlik ve iletişim becerilerini öğretir. Bu sosyal beceriler, çocukların sosyal hayatlarında ve gelecekteki kariyerlerinde başarılı olmalarına katkı sağlar.
  • Akademik Başarı: Düzenli fiziksel aktivite, çocukların akademik performanslarını da olumlu etkiler. Egzersiz, beyin fonksiyonlarını iyileştirir ve konsantrasyonu artırır, bu da okul başarılarına yansır.

Doğru Beslenme ve Yeterli Uyku Önemli
Olimpiyat şampiyonlarını diğerlerinden ayıran nedir? Elbette sadece fiziksel yetenekler değil, aynı zamanda disiplinli bir antrenman programı, doğru beslenme ve yeterli uyku da önemli faktörlerdir. Ancak unutulmaması gereken en önemli faktörlerden biri, sağlam bir kalptir. Güçlü ve sağlıklı bir kalp, olimpiyat düzeyinde performans sergilemek için vazgeçilmezdir.

Kalp Sağlığınızı Koruyun
Hepimiz olimpik bir sporcu olmayabiliriz, ancak düzenli egzersiz yaparak kalp sağlığımızı koruyabiliriz. Jimnastik gibi egzersiz türleri, hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımız için oldukça faydalıdır. Herhangi bir yeni egzersiz programına başlamadan önce doktorunuza danışmanız önemlidir. Unutmayın, sağlıklı bir kalp daha uzun ve kaliteli bir yaşamın anahtarıdır.

Sonuç: Kalbinizi Güçlendirin, Hayatınızı İyileştirin
2024 Olimpiyat Oyunları’nda izlediğimiz jimnastikçiler, sadece sporun zirvesinde değil, aynı zamanda kalp sağlığının önemini de bizlere göstermektedir. Düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve düzenli kontrollerle kalp sağlığınızı koruyarak, daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürebilirsiniz. Özellikle çocukluk çağında başlayan fiziksel aktivite, sağlıklı bir kalbin ve mutlu bir yaşamın anahtarıdır. Ailelerin çocuklarını spora yönlendirmeleri, onların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimleri için büyük önem taşımaktadır.

Yazın ishal deyip geçmeyin!

Yaz aylarında hava sıcaklığı arttıkça tüm canlılar gibi insanların da su ihtiyacı artar. Kaynağı bilinmeyen sular ve soğuk ortamda muhafaza edilmeyen gıdalarla ve dışarıda satılan yiyeceklerin tüketilmesi sonucu çevreden bakteri ve virüs bulaşması da kolaylaşır. Bu da özellikle yaz aylarında artan ishal şikayetine neden olur. Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan özellikle yaz aylarında ishalden korunmanın püf noktalarını anlattı.

Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan

Dr. Öğr. Gör. Ekrem Aslan

İshalin en büyük düşmanı bakteriler ve virüsler

İshalle bağırsak hareketleri artar. Sindirim tamamlanamaz, bu sebeple normalden daha sık ve sulu dışkı çıkarılır. Bakteriler ve virüsler ishal yapan sebepler arasında ilk sırayı alır. En önemli ve yaygın olanı virüslere bağlı olan ishallerdir. Ayrıca çeşitli ilaçlar, antibiyotikler, bazı mide ve bağırsak hastalıkları, bazı hormonal hastalıklar, aşırı stres-heyecan, seyahatler, yeme-içme alışkanlığında değişme, yüzmek için girilen kıyı suları, dere ve göllerde yutulan sular da ishale sebep olur.

Belirtileri nelerdir?

Bir günde üçten fazla dışkı yapmak, dışkının cıvık-şekilsiz veya su kıvamında olması; bulantı, karın ağrısı (özellikle göbek etrafında veya karnın alt bölümünde), ateş, dışkıda kan ve/veya mukuslu görüntü, dışkının yapıldığı halde tam rahatlayamama hissi, fazla su kaybına bağlı olarak susuzluk hissi ve ağız kuruması, baş dönmesi, göz kararması, cildin kuruması, gözlerin çökük gibi görünmesi gibi belirtileri olabilir. Daha ağır vakalarda böbreklerin bozulmasına bağlı idrar çıkaramama, kalp yetmezliği ve şuur kaybı olabilir.

Erken teşhis önemli

Başlangıç olarak meyve sebze yemeyi kesmek ve kaybedilen sıvı miktarını takip edip mümkün olduğunca su, ayran, maden suyu içerek kaybı telafi etmek olmalıdır. Ardınan bir hekime başvurmak gerekir. İshal mikrobik, parazitler, geçici veya besin zehirlenmesi şeklinde olabilir. Tetkik sonucuna göre bir an evvel tedaviye başlanmalıdır.

Nasıl korunabiliriz?

  • Gıda maddelerini satın alırken soğuk zincir şartlarına uygun üretilip muhafaza edildiğinden emin olunmalıdır. Özellikle sebze ve meyvelerde oluşan çürüklere dikkat edilmelidir.
  • Çiğ tüketilen besinlerde daha fazla dikkatli olmak üzere sebzeleri temizleyip, yıkayıp sonra mikroplarını yok etmek için dezenfekte edilmelidir.
  • Pişirilen yiyecekler soğutulmadan tüketilip, tekrarlanan ısıtılma girişimleriyle gıda kalitesi bozulmayıp, ısısının oda sıcaklığına ininceye kadar bekletip buzdolabına konulmalıdır.
  • İçilen suyun klorlanmış veya kaynadığında hijyenik olarak şişelenmiş olduğundan emin olunmalıdır.

Halsizliğin nedeni susuzluk olabilir

Özellikle bu sıcak yaz günlerinde sağlık için yapılması gereken en önemli şey su içmek! Artan sıvı kaybının halsizlik, baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü, böbrek yetmezliği hatta bilinç kaybı bile yapabilir. Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat “Özellikle kalp, böbrek veya karaciğer gibi sıvı dengesinin belirli bir dengede olması gereken hastalar kendilerine çok dikkat etmeli, almaları gereken sıvı miktarını doktorlarına sormalıdır. Sağlıklı kişiler eğer aşırı miktarda su kaybetmiyorsa genellikle günde 2-3 litre sıvı almalıdır” diyor.

Prof. Dr. Tekin Akpolat

Prof. Dr. Tekin Akpolat

Susuzluk bilinç kaybı yapabilir

Su kaybının en sık belirtisi susuzluk hissi ve halsizliktir, ağız kurur. Halsiz kalan kişi kendini kötü hisseder, canı bir şey yapmak istemez. Sıvı kaybı artınca baş dönmesi, tansiyon düşüklüğü ortaya çıkar. İleri sıvı kayıplarında tansiyon düşer, nabız artar, kas krampları oluşur, böbrek yetmezliği ortaya çıkar ve bilinç kaybı olabilir. Aşırı sıvı kayıplarına bağlı ortaya çıkan sorunlar kalp, beyin, böbrek, karaciğer gibi organlarda ilave bozukluklara yol açar. Bu bozuklukları tedavi etmektense önlemek her zaman daha kolaydır. Bu nedenle özellikle kalp, böbrek veya karaciğer gibi sıvı dengesinin belirli bir dengede olması gereken hastalar kendilerine çok dikkat etmeli, almaları gereken sıvı miktarını doktorlarına sormalıdır. Sağlıklı kişiler eğer aşırı miktarda su kaybetmiyorsa genellikle günde 2-3 litre sıvı almaları yeterlidir.

Yaşlılar ve çocuklar dikkat!

Yaşam için vazgeçilmez bir madde olan suyun vücudumuzdaki dengesi böbrekler başta olmak üzere birçok organ tarafından sağlanır. İdrar, dışkı, ter ve solunum yolu ile kaybettiğimiz suyu yediğimiz yemekler, içtiğimiz su/sıvılar ile yerine koyar, vücut için gereken dengeyi farkında olmadan sağlarız. Sıvı kaybı özellikle yaşlılarda ve bebeklerde daha belirgin olur. Sokakta oynayan çocuklar da farkında olmadan sıvı kaybedebilir. İshal, kusma gibi olağan dışı sıvı kayıpları yaşlı ve çocuklarda dramatik sorunlara yol açabilir. Su içemeyen veya içmeyi sevmeyenler alternatif sıvıları tercih edebilir. Meyve suları, çay, kompostolar, ayran, süt, limonata, taze meyve suları, karpuz, kavun gibi meyveler iyi seçeneklerdir. Meyve suları şeker hastalarında veya çocuklarda problem yaratabilir. Tuzlu ayran da kalp veya yüksek tansiyon hastalarında sorun yaratabilir.

Enfeksiyondan korunmaların yolları

Özellikle sıcaklık ve nem oranının arttığı yaz aylarında terlemenin artış göstermesiyle enfeksiyon riski de artıyor. Bu bağlamda da genital bölgenin pH değeri korunarak; ağrı, akıntı, yanma, kaşıntı, kanama gibi durumlarla karşılaşılma riskinin en aza indirilmesi gerekiyor. Peki özellikle nelere dikkat edilmeli? Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Çağlar Çetin yanıtladı.

Doç. Dr. Çağlar Çetin

Doç. Dr. Çağlar Çetin

Ağrı, kaşıntı ve yanmanız mı var?
Genital enfeksiyonlar (vajinit) genital bölgenin iç kısmındaki mukozanın iltihaplanmasıdır.Genital enfeksiyonlarda sıklıkla karşılaştığımız belirtiler:

  • Kaşıntı: Genital bölgenin içinde veya dışında yoğun kaşıntı ve tahriş
  • Akıntı: Normalden farklı olarak kötü kokulu, koyu kıvamlı ve farklı renkte akıntı.
  • Yanma: Genital bölgede kaşıntıya eşlik eden sıklıkla idrar yaparken veya cinsel ilişki sırasında hissedilen yangı.
  • Ağrı: Cinsel ilişki sırasında veya idrar yaparken genital bölgede hissedilen ağrı.
  • Kanama: Özellikle idrara çıkıldığında genital lekelenme tarzında kanamalar da genital enfeksiyon belirtisi olabilir.

pH’ı bozan durumlar neler?
Genital bölge mukozası mükemmel bir düzen ve dengeye sahip floradan oluşmaktadır. Sağlıklı bir kadının genital bölge mukozasında Lactobacillus türü yararlı bakteriler baskın olarak bulunmaktadır.  Bu floradaki yararlı bakteriler genital Ph’nın (3.8-4.5) dengede kalmasını ve genital ortamın asiditesini düzenlemektedir.

  • Genital bölgenin havasız kalması,
  • Korunmasız sık cinsel ilişki,
  • Antibiyotik kullanımı,
  • Bazı hormonal ilaçların kullanılması,
  • Bağışıklık sisteminin bozulması,
  • Parfümlü günlük pedlerin sık kullanımı genital ortamın dengesini bozup yararlı mikroorganizmaların sayısının azalmasına sebep olur. Bunun sonucunda da genital pH bozulur ve karşımıza genital enfeksiyonlar çıkmaya başlar.

Neden yaz aylarında enfeksiyon sıklığı artış gösterir?
Yaz mevsiminde sıcaklık ve nem oranının artmasına bağlı olarak terlemenin artması ile;

  • Genital bölgenin yeterince havalanmaması,
  • Yaz aylarında ev dışında daha fazla zaman geçirilmesi,
  • Hijyenik olmayan tuvaletlerin daha sık kullanılması,
  • Deniz ve havuz sonrası ıslak mayo ve bikini ile kalınması,
  • Havuza ve denize girerken hijyen kurallarına yeterince uyulmaması, kadınlarda genital ve idrar yolu enfeksiyonlarının artmasına sebep olmaktadır.

Özellikle havuzlarda hijyenin yeterli düzeyde sağlanamaması ve su sirkülasyonunun yetersiz olması, bakteri virüs ve mantar gibi hastalıkların bulaşma riskini artırabilmektedir.

İşte size genital bölgenin dengesini sağlayacak 11 öneri

  • genital temizlik mutlaka önden arkaya doğru yapılmalıdır. Aşırı temizlik, genital bölgenin kontrolsüz ve sık yıkanması hijyen olmaktan çıkıp enfeksiyonlara zemin hazırlar.
  • Mümkünse pamuklu iç çamaşırları tercih edilmeli ve günlük değiştirilmelidir.
  • Gereksiz yere ve sık antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır.
  • Renkli kokulu tuvalet kağıtları ve ve parfüm içerikli günlük pedler genital bölgenin düşmanıdır. Mümkün oldukça kaçınılması gerekir.
  • Genital bölgenin hava almasını zorlaştıran ve nem dengesini bozan dar kıyafetler kullanılmamalıdır.
  • Adet dönemlerinde vajinal tampon kullanılıyorsa sık değiştirilmelidir. Uzun süre kaldığında ciddi enfeksiyonlara yol açmaktadır.
  • Genital duş asla önerilmemektedir. Genital bölgenin içerisini su ile yıkamak genital asit-baz dengesini bozarak fırsatçı enfeksiyonlara sebep olabilmektedir.
  • Tek eşli ve uzun süreli ilişkiniz yoksa cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar açısından mutlaka prezervatif kullanılmalıdır.
  • Adet dönemlerinde cinsel ilişkiden kaçınılması gerekmektedir.
  • Özellikle yaz aylarında ıslak mayo ve bikini ile uzun süre kalınmamalı, deniz veya havuzda çıktıktan sonra mutlaka değiştirilmelidir.
  • Bağışıklık sisteminizi zayıflatan sigara, alkol ve stresten uzak durulmalıdır. Bazı enfeksiyon çeşitlerine karşı genital florayı koruyan probiyotikler tüketilmelidir.

Hepatitte aşı hayati önem taşıyor

28 Temmuz Dünya Hepatit Günü. En temel sağlık problemlerinden biri olan viral hepatitlere dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak amacı ile her yıl 28 Temmuz; Dünya Hepatit Günü olarak anılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Hepatit B ve Hepatit C’yi ortadan kaldırma hedefini içeren “Viral Hepatit Küresel Stratejisi”; 2030 yılına kadar 300 milyonun üzerinde insanın hayatını değiştirmeyi hedefliyor.  Liv Hospital Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Binnur Şimşek hepatitle ilgili merak edilenleri anlattı.

Prof. Dr. Binnur Şimşek

Prof. Dr. Binnur Şimşek

Karaciğer kanserine yol açabiliyor
Günümüzde dünyada 300 milyon kişi hepatit B, 100 milyona yakın da hepatit C taşıyıcısı birey bulunuyor. Ülkemizde ise yaklaşık 3 milyon hepatit B ve 500-700 bin kişi de hepatit C taşıyıcısı bulunduğunu biliyoruz. Her iki hastalık da temel olarak kan yolu ile bulaşıyor ve farkında olunup tedavi edilmez ise, karaciğer sirozu ve karaciğer kanserine yol açarak ölümle sonuçlanabiliyor.

Hepatitlerden korunmak için bunları unutmayın!

  • Aşılanın,
  • ⁠Hijyen şartlarını önemseyin (diş tedavisi, ameliyatlar, anjşyografiler, hemodiyaliz, iğne ile yapılan müdahaleler gibi tıbbi müdahalelerin steril şartlarda yapılması),
  • ⁠Dövme-tatoo gibi iğneli girişimlerin bulaştırıcı olabileceğini ve
  • ⁠Korunmasız cinsel temasın da hepatit bulaşına neden olabileceğini unutmayın.

Tedavisi nasıl yapılıyor?
Özellikle hepatit B ve hepatit C türleri, kronik enfeksiyona sebep olarak karaciğer sirozu ve karaciğer kanseri gibi ciddi komplikasyonlara ve ölümlere yol açabiliyor. Tüm dünyada karaciğer kanserlerinin yüzde 70’i bu iki virüse bağlı olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca hepatit A, D, E virüsleri de karaciğerde hasar ortaya çıkarabilen diğer virüslerdir. Bunlardan Hepatit A ve E genellikle kronik hepatit haline dönüşmüyor, hepatit D ise sadece hepatit B taşıyıcısı olan kişilerde hastalığa yol açıp hızlıca karaciğer sirozu ve kanseri gelişimine sebep oluyor. Antiviral ilaçlar adını verdiğimiz mevcut tedavi rejimleriyle günümüzde hepatit C tedavisindeki başarı oranı çok yüksek olup, kür sağlanabilmesi mümkün. Hepatit B için ise uzun süreli uygulanacak etkin, güvenilir tedavi yöntemleri mevcuttur. Önemli olan nokta; kişinin bu virüsü taşıdığını bilmesi ve zamanında (Karaciğerde kalıcı hasar veya kanser gelişmeden) tedavisi yürütecek hekime başvurmasının sağlanmasıdır. Hepatitlerden aşılama ile korunmanın sağlanması gerekir. Hepatiti B ve hepatit A’nın yüzde yüze yakın oranda koruyuculuk sağlayabilen aşıları mevcut, mutlaka her bireye uygulanması sağlanmalıdır.

Özellikle “merdiven altı “ sterilizasyona dikkat etmeyen yerlerde yapılacak girişimlerin hepatit bulaştırıcılığının yüksek olduğunu ve bu anlamda sağlık kuruluşu seçerken dikkat etmeniz gerektiğini unutmayın.