Yazılar

Göç nedenlerine ve mültecilerin sığındıkları ülkeye uyum sağlamalarına dair endişeler de sürüyor

İsveç, Arjantin ve Hollanda gibi ülkelerde mülteci haklarına yönelik toplumsal destek güçlü bir şekilde sürerken, Macaristan, Endonezya ve Güney Kore’de bu konuda görüş ayrılıkları belirginleşmiş durumda. Tayland, Peru ve Japonya’da ise destek seviyelerinde önceki yıllara kıyasla kayda değer bir gerileme dikkat çekiyor. Büyük mülteci nüfuslarına ev sahipliği yapan ülkeler arasında Kolombiya ve Almanya, destek oranlarında üst sıralarda yer alıyor. Türkiye özelinde son iki yılda gözlemlenen artış eğilimi, kamuoyunun yaklaşımında olumlu bir değişimin sinyallerini veriyor.​ Bu veriler, yalnızca ülkelerin politikaları açısından değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık ve insani duyarlılık düzeyleri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunuyor. 

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

“Global kırılganlığa rağmen mültecilere yönelik kamuoyu desteği sürüyor. Bu sene öyle bir sene oldu ki bir dünya savaşı var diyemiyoruz ama savaşlar dünyasının içerisinde yaşıyoruz. Savaşlarla birlikte elbette ki dev göç dalgalarını yaşıyoruz.

Ipsos, Dünya Mülteciler Günü için 29 ülkeyi kapsayan, mültecilere yönelik düşüncelere ilişkin bir araştırma gerçekleştirdi. Bu yılki araştırma kritik bir döneme denk geldi. Şu anda evlerinden zorla yerinden edilen insan sayısı tarihte hiç olmadığı kadar yüksekken, mültecilere yardım eden kuruluşlar ciddi bütçe kesintileriyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, 2025 Nisan ayı sonu itibarıyla dünya genelinde 122 milyon kişi zorla  yerinden edildi. Bu rakamın içinde 42,7 milyon mülteci bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı (%73) düşük ve orta gelirli ülkelerde ikamet ediyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre ülkelerde sığınma hakkına destek devam ediyor. Büyük bir çoğunluk savaş veya zulümden kaçanlara sığınma hakkı verilmesini desteklemeye devam ediyor. İsveç, Arjantin ve Hollanda’da destek güçlü. Türkiye’de her on kişiden altısı bu görüşe katıldığını belirtiyor. Buna karşılık sınırların kapatılması ve mültecilerin kabul edilmemesini destekleyenlerin oranının, ülkeler ortalamasında 2023’ten bu yana arttığını gözlemliyoruz. Ülkemizde her dört kişiden üçü bu görüşü destekliyor.  Göç nedenlerine ve mültecilerin sığındıkları ülkeye uyum sağlamalarına dair endişeler de sürüyor.  29 ülke ortalamasında her on kişiden altısı, birçok mültecinin temelde ekonomik nedenlerle göç ettiğini düşünüyor. Malezya ve Güney Afrika’da on kişiden sekizi bu görüşte. İspanya ve İsveç, bu görüşe katılım oranının en düşük olduğu ülkeler. Kolombiya, Türkiye ve Polonya’da bu konuda duyulan şüphe bir önceki yıla göre azalırken, Almanya’da son üç yıldır aynı seviyede.

Mültecilerin yeni hayatlarını kurmaya çalıştıkları topluma uyum sağlaması, ülkelerin önemli gündem maddelerinden bir tanesi. Uyumlanma konusunda ülkeler arasında önemli görüş ayrılıkları var. Arjantin, Brezilya, Tayland ve Güney Afrika bu konuya en iyimser bakan ülkeler. Kendine özgü bir kültüre ve yaşam biçimine sahip olan Japonlar ise bu konuda en olumsuz bakış açısına sahip olanlar. Japonların sadece %17’si ülkelerine gelen mültecilerin topluma uyum sağlayabileceğini düşünüyor. Japonlardan sonra ise bu konuya en olumsuz bakan ülke Türkiye.  Araştırmada mültecilerin topluma fayda sağlayıp katkılarına dair olumlu görüşler geçen yıla göre dengeli seyrediyor, ancak 2023’e göre azalma var. ABD, İspanya ve Hollanda’da olumlu katkıların varlığına dair görüş, geçtiğimiz yıldan itibaren artış eğiliminde. Özellikle Türkiye gibi çok sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerde şüphecilik hâkim. Ancak son dönemde bu algıda hafif bir iyileşme gözlemleniyor. Genel olarak zengin ülkelerden daha fazla destek beklentisi öne çıkıyor. Ülkeler ortalamasında vatandaşların %35’i, Türkiye’de ise %53’ü zengin ülkelerin verdiği desteği çok az buluyor.

Dünya tarihinde savaşlar da göç hareketliliği de hiçbir zaman tamamen sona ermedi, ermeyecek. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde çeşitli sebeplerle güney yarım küreden, özellikle Afrika’dan kuzey yarım küreye doğru yaklaşık 1 milyar kişinin göç edeceğine ilişkin tahminler var. Bu da demek oluyor ki çok daha hareketli yıllar bizleri bekliyor. Araştırma sonuçlarına göre ülkeler hâlâ bireylerin sığınma hakkını destekliyor ve zengin ülkelerin daha fazlasını yapmasını istiyor, öte yandan mevcut siyasi ortam desteği aşındırarak ülkeleri içe kapanmaya zorluyor. Evlerinden koparılan, zorla yurtlarından edilen insanlar için çözümü bulmak ve umut inşa etmek ancak hükümetlerin, sivil toplumun, özel sektörün birleşik çabasıyla gerçekleşebilir.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

En çok tüketilen ürün İskender oldu

Lider araştırma şirketi Ipsos tarafından paylaşılan bu veriler; Ipsos Yeme İçme Paneli verilerinden hazırlanmıştır.  Ocak-Eylül 2024 döneminde bireylerin yaklaşık 2 milyar Yeme-İçme tüketim anı oldu. Geçen yıla kıyasla bireyler daha sık hazır yemek tükettikleri için Pazar %5 büyüdü. Ortalama bir birey dokuz ay içinde yaklaşık 7 farklı restoran tipinden tüketim gerçekleştirirken, ayda yaklaşık 4 kere sipariş verdi.

Ipsos Türkiye

Yeme-İçme tüketim sayısındaki artış Eve Sipariş ve Mekânda yapılan tüketimlerin artması sayesinde gerçekleşti. Mekânda tüketimlerin pay kazancı devam ediyor. Geçen yıl her 100 tüketimin 17’si Gel-Al ile yapılırken, bu yıl belirgin azalma göstermesiyle bu oran 13’e geriledi.

Ipsos Türkiye

 Tüketim artışına en çok katkıyı İskender-Dönerciler, Kebapçılar ve Pizzacılar getirdi. Ocak-Eylül 2024 döneminde her 100 tüketimin yaklaşık 24’ü

Kebapçılardan yapıldı. Geçen yıla göre en çok tüketim payı kazancını İskender-Dönerciler sağlarken, Lokantalar en çok pay kaybeden restoran tipi oldu.

İskender-Dönercilerin kazancında, özellikle geçen yıl Marmara, Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki kayıpların toparlanmasının etkisi öne çıkıyor.

Ipsos Türkiye

  

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Ocak-Eylül 2024 döneminde bireylerin 1.9 milyar Yeme-İçme tüketim anı oldu. Geçen yıla kıyasla bireyler daha sık hazır yemek tükettikleri için pazar %5 büyüdü.

Tüketim sayısındaki artış Eve Sipariş ve Mekânda yapılan tüketimlerin artması sayesinde gerçekleşti. Tüketimlerin %69’u Mekânda, %18’i Eve-Sipariş ve %13’ü Gel-Al yöntemi ile yapıldı. Ocak-Eylül 2024 döneminde en çok tüketim %23.6 ile Kebapçılardan yapıldı. Geçen yıla göre en çok tüketim payı kazancını İskender-Dönerciler sağlarken, onu Pizzacı ve Kebapçılar izledi.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

Dışarda yemek tüketimi azaldı mı? İşte rakamlar

TÜRKİYE’DE HAZIR YEMEK TÜKETENLER;

  • Ev dışında; restoran mı daha çok tercih edildi?
  • Kafeye mi gidildi?
  • Otel vb bir mekânda yemek yiyenler ne durumda?…
  • Eve sipariş edenlerin oranı ne?
  • Veya gel-al yöntemiyle hazır yemek satın alanların yüzdesi kaç?

Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirmiş olduğu; ülkemizdeki nereyse tek denilebilecek detayların izlendiği IPSOS YEME&İÇME PANELİ araştırma verilerinden hazırlanmıştır.

BİREYLER 2023 YILINDA 2.4 MİLYAR YEME- İÇME TÜKETİM VARKEN GEÇEN YILA KIYASLA BU YIL % 4 KÜÇÜLME OLDU.  Ev-dışı gıda tüketiminin bireysel nedenlerini genellikle gıda harcamalarını azaltma, etkinlik, eğlence, damak tadı ve sosyal etkileşim olarak sıralasa da, bu harcamalarda görülen değişkenliklerin temel nedenleri oldukça çeşitlidir. Örneğin, kadınların iş gücüne katılımının artması, ev-dışı gıda harcamalarının gelir artışına duyarlılığı ve gelirlerdeki satın alma gücündeki artışlar, kentli nüfusun büyümesi ve hane halklarının zaman kısıtlarının artması gibi demografik ve ekonomik faktörler önemlidir. Ek olarak Ayrıca, gıda üreticisi ve sunucusu firmaların küreselleşme sonucunda yaygınlaşması, artan pazarlama ve reklam faaliyetleri, gelenek, kültür ve sosyal yapıların değişimi, eğitim, turizm ve tüketici tutumlarındaki değişimler de ev-dışı gıda tüketim harcamalarını etkileyen unsurlar arasında yer almaktadır. Ortalama bir birey yıl içinde 7 farklı restoran tipinden tüketim gerçekleştirirken, ayda yaklaşık dört kere sipariş verdi.

Ipsos Türkiye

  MEKANDA TÜKETİMLER ESKİ SEVİYESİNİN ALTINDA KALDI. Yeme-İçme tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın azalmasından kaynaklandı. Yerinde tüketimdeki kısmi büyüme toplamdaki düşüşü önlemeye yetmedi. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi öncesi ile kıyaslandığında, Mekanda tüketimler eski seviyesinin altında kaldı. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.

Ipsos Türkiye

 HER 100 TÜKETİMİN 23’Ü KEBAPÇILARDAN YAPILDI…

Tüketim azalmasında Kebapçı, Çiğ Köfteci ve İskender-Dönercilerin etkisi öne çıktı. 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını lokantalar sağladı. Lokantalar ortalamadan daha uygun fiyatlı tüketim imkanı sağlamasıyla farklılaşıyor. Ayrıca öğle yemeklerinde tercihi edilme oranı artarak devam ediyor. Modumuz düşük olduğunda yüksek karbonhidrat içeren gıdalara yöneldiğimizi belirten Sert, bunun nedenini ise şöyle açıklıyor

Ipsos Türkiye

 2023 yılında her 100 tüketimin 23’ü kebapçılardan yapıldı.

 Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ; 2023 yılında 2.4 milyar yeme-içme anı oldu. Geçen yıla kıyasla bireyler daha az sıklıkta hazır yemek tükettikleri için pazar %4 daraldı.  Tüketim sayısındaki düşüş Eve Sipariş ve Gel-Al’ın tüketim sayısındaki azalmadan kaynaklandı. 2023 yılında en çok tüketim %22.9 ile Kebapçılardan yapıldı. Ancak geçen yıla kıyasla Kebapçıların payı 1.7 puan azaldı. 2022 yılına göre en çok tüketim payı kazancını ortalamaya göre daha uygun fiyatlı yemek yenebilen lokantalar sağladı. 2023 yılında yeme-içme tüketimlerinin %21.1’ini lokantalar oluşturdu. Pandemi sonrasında 2022 yılında artmaya başlayan ve 2019 seviyesini yakalayan tüketim sayısı tekrar gerileme gösterdi. Pandemi döneminde popüler hale gelen Gel-Al tüketimler  son iki yılda düşüş gösterse de, Pandemi öncesine göre daha çok tercih edilmeye devam etti.Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?”

Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?”

▪  Ipsos Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen;  GÜNDEME DAİR araştırma bulgularından derlenen dosya içeriğinde;

  • Toplum, İsrail ile Hamas arasındaki savaş hakkında ne kadar bilgili?
  • Türkiye’nin bu süreçte yürüttüğü politikayı destekliyor mu?
  • Türkiye’nin de bu savaşa dahil olma ihtimali konusunda endişeli mi?
  • Bu savaş bölgedeki diğer ülkelere yayılır mı?
  • Dünya ülkelerinin savaşı önlemek için yeterli çabayı gösterdiklerini düşünüyor musunuz?
  • Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?
  • Sizce Türkiye bu savaştan ekonomik açıdan nasıl etkilenir gibi sorulara verilen yanıtlara ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Covid-19 salgınının yıkıcı etkileri henüz yeni yeni ortadan kalkarken Rusya ve Ukrayna arasında patlak veren savaş, ülkemizi bir kaos coğrafyasının içinde bıraktı. Bu savaş tüm şiddeti ile devam ederken geçtiğimiz 7 Ekim’de Gazze’de bu sefer İsrail ve Hamas arasında başlayan çatışmalar bulunduğumuz geniş coğrafyadaki kaosa yeni katmanlar ekledi. Türkiye’de vatandaşlar İsrail ve Hamas arasındaki savaşı çok yakından izliyor, her dört kişiden üçü savaşa dair bilgili olduğunu ifade ediyor. Yaklaşık 1 ay ara ile iki kez gerçekleştirdiğimiz araştırmada bu oranda bir gerileme tespit etmedik, ilgi tazeliğini korumaya devam ediyor.  Çatışmalar başladıktan 1 ay sonra yaptığımız ilk araştırmada Türkiye’nin bu süreçte yönettiği politikaya destek verenlerin oranı %40 idi. Aralık ayı ortalarına geldiğimizde bu oranda bir azalma veya artma söz konusu değil. Ülkemizin bu savaşa doğrudan dahil olmasına dair bir endişe var. Araştırmaya katılanların yarıdan fazlası Kasım’da endişeliydi, Aralık’ta da durum değişmedi. Ancak vatandaşlarımıza göre savaşın diğer ülkelere yayılma ihtimali giderek zayıflıyor.

Sidar Gedik

Araştırmaya katılan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu diğer ülkelerin çatışmaları önlemek için yeterli önlem almadıklarını düşünüyorlar. Bu şekilde düşünenlerin oranı Kasım’da %76 idi, Aralık’ta da %72. Ancak alınması gereken önlemin ülkemize Filistin’den göçmen kabul etmek olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Filistin’den göçmen almamalıyız diyenlerin oranı iki ayda %54’ten %59’a yükselmiş durumda. Çatışmaların uzaması ve henüz bir ekonomik ambargoya yol açmaması sonucunda bu savaşın ekonomi üzerinden olumsuz etkisi olacağını düşünenlerin oranı geriledi, herhangi bir etkisi olmayacak görüşünde olanların oranı %4 artıyor. Bölgeden gelen haberlerdeki fotoğraf ve videoları izlemek çok zor. Bizim izlemekte zorladığımız sahneleri insanlar hergün yaşamak durumunda kalıyorlar. Hiç vakit kaybetmeden kalıcı ateşkesin sağlanması ve sivil ölümlerinin bir an önce durması ilk öncelik olmalı. Çatışmaların tekrar etmesini önleyecek bir çözümün bulunmasını diliyorum.

Depremin kahramanı madenciler oldu

Depremin kahramanı madenciler oldu

IPSOS ANTİKRİZ MONİTÖRÜ verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde;

Depremlerin ardından başlayan arama-kurtarma-destek çalışmalarının performansının nasıl değerlendirildiği, Kızılay’ın çadır satışı, bu olayın detaylarına toplum ne kadar hakim, Kızılay’ın ticari aktivite yapmasının nasıl değerlendirildiği, afet sürecinde Kızılay yönetiminin nasıl değerlendirildiği, bugüne kadar Kızılay’a bağışta bulunanlar, bugünden sonra bağış veya itibar konusunda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.

TOPLUMDA HER İKİ KİŞİDEN BİRİ DE KIZILAY YÖNETİMİNİN BAŞARISIZ OLDUĞU GÖRÜŞÜNDE….  Türkiye’nin ilk yardım kuruluşlarından biri olan Kızılay, web sitesinde kendini; “tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tâbi, kâr amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşu” olarak tanımlamakta ve Uluslararası Kızılay-Kızılhaç Topluluğunun temel ilkelerini paylaşmaktadır. Bunlar; insanlık, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir. Kar amacı gütmemek bu büyük güven duyulan kuruluşun en önemli kurumsal itibarının da temelidir.

Ipsos Türkiye

MADENCİLER KAHRAMAN… Toplumdaki bireylerin, grupların, kurum ve kuruluşların etkileşim ve iş birliği içerisinde olması özellikle can kayıplarının yaşandığı afet gibi zor dönemlerde öne çıkan en önemli sosyal ihtiyaçlardan biri oluyor.  Türkiye’de depremlerin oluşturduğu travmalar bireysel ve toplumsal açıdan değişimi beraberinde getirmiş, gündelik hayatta deprem gerçeğiyle yüzleşme yaşanmasına sebebiyet veriyor… Büyük afet sonrası bir çok kuruluşun arama kurtarma çalışmalarındaki, desteklerindeki performansları benzer seviyede değerlendirilirken madenciler ülkemizin kaharamanı olarak ilk sırada görünmektedir. Dünya ülkelerinden gelen yardım ekipleri ikinci sırada en başarılı bulunan olurken, üçüncü sırada sivil toplum kuruluşu Ahbap yer alıyor. Özellikle Kızılay ve AFAD’a yönelik olumlu değerlendirmelerin oldukça gerilediği görülüyor.

HER 10 KİŞİDEN 8’i KIZILAY’IN ÇADIR SATIŞI YAPTIĞI KONUSUNDA HABERDAR. Bu kişilerin %67’si de olayın detaylarına kısmen de olsa hakim olduğunu belirtiyor. Toplamda her 2 kişiden birinin bu konuya hakim olduğu görülüyor (%56)

 Ipsos Türkiye

KIZILAY’A TEPKİLER BUNDAN SONRAKİ YARDIM ETME NİYETİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR. Bugüne kadar her 10 kişiden 6’sı bir şekilde yardımda ya da bağışta bulunduğunu belirtirken, bundan sonra yardımda bulunurum diyenlerin oranı yarı yarıya azalmış durumda. Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  “ Toplumda hâkim olan duyguları araştırırken uzun zamandır olumlu ifadeler ile karşılaşamıyoruz. Son yıllarda gündemi belirleyen pandemi, enflasyon, savaş gibi gelişmelere baktığımızda bu tespit çok da tuhaf değil maalesef. 6 Şubat ve sonrasında gerçekleşen deprem felaketlerinin ardından yaptığımız araştırmalarda bu olumsuz duyguların çok daha yükseldiğini gördük. Yorgun, endişeli, üzgün, öfkeli hissedenler zaten çoktular, depremlerden sonra bu şekilde hissedenlerin oranı daha da arttı, 1.5 katına kadar çıktı. Birçok olumuz ifade içinde yaygınlığı ciddi anlamda gerileyen tek bir ifade dikkatimizi çekti; yalnızlık. Yalnız hissedenlerin oranı depremlerden sonraki hafta içinde üçte bir oranında gerilemişti. Ben bunu tek bir şeye bağladım, o günlerde tüm halk olarak hatta tüm Dünya olarak gösterdiğimiz büyük “dayanışmaya”. Ülkenin her yanından, Dünya’nın her yanından insanlar deprem bölgesine destek eli uzatmak için büyük bir yarış içine girdiler. İnsanlığın böyle büyük bir felaket karşısında politik-tarihi ayrışmalardan sıyrılıp nasıl tek vücut olabildiğini gördük.

Bu dönemde doğal olarak deprem bölgesinde araştırma yapamadık, ancak diğer şehirleri kapsayan araştırmalarımızda vatandaşlar arasında arama-kurtarma-destek çalışmalarını başarılı bulanlar daha fazla olduğunu saptadık. Bu olumlu tabloyu yaratan önde gelen unsurlar hangileridir diye baktığımızda madencileri, diğer ülkelerden gelen ekipleri, AHBAP başta olmak üzere sivil toplum kuruluşlarını ve belediyeleri gördük. 20-23 Şubat ve 1-3 Mart tarihlerinde iki kez tekrar ettiğimiz araştırmada ikisi hariç tüm aktörlerin takdir toplamaya devam ettiğini tespit ediyoruz, performans değerlendirmesi gerileyen iki kurum var AFAD ve Kızılay. AFAD gerilemeye rağmen hala olumlu pozisyonunu korurken, Kızılay’a dair değerlendirme olumludan olumsuza savrulmuş durumda. O günlerde gündeme gelen çadır satışı konusu toplum tarafından büyük bir dikkat ile takip edildi. Her on kişiden sekizi haberi duymuş, haberi duyanların üçte ikisi konuya kısmen veya detaylı şekilde hâkim olduğunu ifade ediyor.

Ipsos Türkiye

Kızılay’ın depremi takip eden günlerde çadır satışı yapmış olması halkın hassasiyetle takip ettiği bir meseleye dönüşmüş. Kızılay’ın ticari aktivite yapıyor olması depremden bağımsız olarak da tasvip görmüyor, her on kişiden yedisi buna karşı olduğunu belirtiyor. Bunun sonucu olarak da her üç kişiden ikisi Kızılay’ın karşılaştığımız afet sürecindeki yönetimini başarısız buluyor.

Bu değerlendirmeleri yapan insanların çoğu Kızılay’dan uzak insanlar değiller. Her üç kişiden ikisi bugüne kadar Kızılay’a bir biçimde bağışta bulunmuş, destek vermiş, mesela her on kişiden dördü geçmişte kan bağışı yapmış. Bu, Kızılay’ın toplum nazarında konumlandığı yeri bize anlatan çok önemli bir tablo. Çadır satışı haberlerinden sonra gelinen noktada bu yaklaşım tam terse dönmüş halde. Her üç kişiden ikisi bugünden sonra artık Kızılay’a bağış yapmayı düşünmüyor. İlkokul yıllarında Kızılay bağış zarfları ile büyümüş, Kızılay kolu olmuş bir nesin üyesi olarak benim için de çok acı bir resim. Bazen şapkayı önünüze koyup düşünmeniz gerekir, işte bu da o anlardan biri. 155 yıllık köklü kuruluş Kızılay, Hilâl-i Ahmer, bundan sonra toplumun gözündeki yerini yeniden kazanabilmek için kurumsal olarak ne yapmalı, neleri değiştirmeli?

Deprem sonrası güven sıkıntısı

Deprem sonrası güven sıkıntısı

IPSOS DEPREM ARAŞTIRMASI ve IPSOS 2023 BEKLENTİLER verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; deprem felaketinin ülkemizin geri kalan şehirlerinde yaşayan vatandaşlarda nasıl bir ilk etki yarattığı, 2023 yılına girerken ülkemizdeki bireylerin yüzde kaçı bu sene yaşadığı şehrin bir doğal felakete uğrayacağını düşündüğü, oturulan konutların depreme karşı dayanıklılığı hakkında vatandaşın ne kadar bilgi sahibi olup, olmadığı?…

Kendi yaşadığı ilde böyle bir afetin yaşanabileceği endişesi taşıyıp / taşımadığı, evinde deprem çantası olan hanelerin oranı?… Bu kadar geniş bir bölgeyi kapsayan bu depremde; diğer illerde yaşayan bireylerin yüzde kaçının depremin etkilediği bu bölgede yaşayan akraba ya da  arkadaşının olup olmadığı, depremlerin ardından başlayan arama-kurtarma-destek çalışmalarının ilk 24 saat ve genel olarak performansını nasıl değerlendirdiği, hangi kurum ve kuruluşları ne kadar başarılı bulduğu?… Bireylerin, depremlerden sonra bölgelere yönelik yardım kampanyalarına katılım gösterebildi mi, nasıl destekledi? Hangi resmi kurum, sivil toplum kuruluşları vasıtası ile nakdi yada ayni yardımda bulunulduğuna dair başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışlarına yer verilmiştir.Deprem sonrası güven sıkıntısı

ÜLKEMİZ NE YAZIK Kİ DEPREM KUŞAKLARI ÜZERİNDE BULUNAN BİR COĞRAFYADA BULUNMAKTADIR. Deprem kuşakları üzerinde bulunan bir coğrafyada bulunmaktadır. Geçmişten günümüze kadar da pek çok deprem sonrası; yaşadıklarımız sonrasında insanlar can ve mal kaybına uğramıştır. Vatandaşlar; “Ülkemde büyük bir şehri doğal bir afet vuracak”  ifadesi konusunda ne düşündüğünüzü belirtir misiniz? Sorusunu şöyle yanıtladı;  2023 senesine girerken Türkiye’deki her 3 bireyden 2’si ülkemizde büyük bir doğal afet olacağını düşünüyordu.

Yaşanan deprem sonrasında ise depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin %43’ü böyle bir afetin kendi ilinde yaşanmasının çok büyük ihtimal olduğunu, %42’si de böyle bir ihtimalin olduğunu düşünüyor. Toplamda bireylerin %85’i kendi ilinde böyle bir afetin yaşanabileceği endişesini taşıyor. Deprem sonrası güven sıkıntısı

 TÜRKİYE’DE YAŞAYAN BİREYLERİN ÇOĞUNLUĞU KENDİ İLİNDE DE BÖYLE BİR AFETİN OLACAĞINI DÜŞÜNSE DE TOPLUMUN SADECE %24 Ü kONUTUNUN DEPREME DAYANIKLI OLUP OLMADI KONUSUNDA BİR ARAŞTIRMA YAPTIRMIŞ. Diğer dikkat çekici bir husus ise bireylerin %27’si oturdukları konutun depreme dayanıklı olmadığını, %36’sı da dayanıklı olup olmadığı konusunda emin olmadığını belirtiyor.

Ipsos Türkiye

EVİNİZDE DEPREM ÇANTASI VAR MI? HAZIRLAMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ? Bugün evinde deprem çantası olan hanelerin oranı %31. Ancak bu depremden sonra evinde deprem çantası olmayan bireylerin %73’ü deprem çantası hazırlamayı düşünüyor.

Ipsos Türkiye

ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINDA EN BAŞARILI BULUNAN KURUM VE KURULUŞLAR… Depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin arama kurtarma çalışmalarında en başarılı bulduğu kurum ve kuruluşlar Madenciler, AFAD ve AHBAP.

Ipsos Türkiye

 GENİŞ ÇAPLI BÜYÜK AFETLERDE BİR ANDA ZARAR GÖREN HER BİR ALANA YARDIM ULAŞTIRMAK ZAMANLA YARIŞMAYI GEREKTİRİR… Depremin vurduğu 10 il dışında yaşayan bireylerin %51’i, arama kurtarma çalışmalarının ilk 24 saatindeki performansının başarılı olmadığını düşünüyor. Ancak tüm süreç göz önünde bulundurulduğunda her 3 kişiden 2’si arama kurtarma çalışmalarını başarılı olarak değerlendirirken her 3 kişiden 1’i ise başarılı olmadığı görüşünde.

Ipsos Türkiye

 ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINA MADENCİLER DAMGA VURDU… Depremin vurduğu 10 İl Dışında yaşayan bireylerin, arama kurtarma çalışmalarında en başarılı bulduğu kurum ve kuruluşlar; Madenciler, AFAD ve AHBAP.  Yüz civarında ülkeden gelen arama kurtarma ekipleri, AFAD, İtfaiyeciler, gönüllüler ile birlikte çalışamaya başlayan madenciler, girilemeyecek enkaz alanlarına girmeyi başardı. Yer altında ve göçük anında çalışma tecrübesi olan madenciler, kendilerine özgü “Domuz damı” denilen tahkimat şekliyle enkazlara girip, hem kendilerinin hem de diğer kurtarma ekiplerine sağlam ve güvenli çalışma alanı yaptı. Onlarca canın kurtarılmasında varlık gösterdi.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

Ipss’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  2000’lerin üçüncü on yılı başlarken hepimiz çeşitli umutlar besliyorduk. Ancak bundan sonraki nesillerde de anlatılacak çok acı bir döneme girdiğimizi maalesef bilmiyorduk. Henüz iki ay geçmişti ki Covid-19 salgını hayatlarımızı alt üst etti. Tüm Dünya’daki alt üst oluş hala tam olarak sona ermiş değil. Bu kısa değerlendirmeyi hazırlamak için Sağlık Bakanlığı’nın ilgili web sayfasına baktığımda yaklaşık 2.5 yıl içinde 101 bin canı Covid-19 yüzünden yitirdiğimizi gördüm. İnsanın en önemli özelliklerinden biri, unutuyoruz. Yaşadığımız 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri o kadar korkunç bir felaket ki, bir anda yitirdiğimiz insan sayısının Covid-19 nedeni ile 2.5 yılda yitirdiklerimize yakın olmasının endişesi içindeyiz.

Ipsos Türkiye

Objektif araştırmalar, toplumda hakim düşünce ve duyguları anlamak için çok önemli çalışmalar. Ancak depremlerin vurduğu 10 şehrimizde şu dönemde çok hayati konular varken araştırma yapmayı doğru bulmadık. Deprem felaketinin ülkemizin geri kalan şehirlerinde yaşayan vatandaşlarda nasıl bir ilk etki yarattığını araştırdık. Şunu not etmek önemli; deprem ülkemizin gerçeği olduğu kadar çelişkisi de. Deprem, beklemediğimiz, farkında olmadığımız bir tehlike asla değil, ancak buna rağmen hazırlık yapmadığımız bir olay. 2023 yılına girerken ülkemizdeki her üç kişiden ikisi bu sene yaşadığı şehrin bir doğal felakete uğrayacağını düşünüyordu. Bu oran araştırmanın yapıldığı 36 ülke arasında Endonezya’dan sonra en yüksek ikinci orandı. Kahramanmaraş Depremlerinden sonra deprem bölgesi dışında yaşayan her on kişiden yaklaşık dokuzu kendi şehrinde de bir deprem yaşanması ihtimali olduğunu düşünüyor. Yani artan bir şekilde bu tehlikenin farkındayız. Ama? Ama dört kişiden üçü oturduğu konutun depreme karşı dayanıklılığını ölçmemiş. Üstelik her üç kişiden ikisi depreme dayanıklı bir konutta yaşadığından emin olmadığı halde, On kişiden yedisinin deprem çantası olmaması bir yana, bu gruptaki dört kişiden biri bundan sonra da bir deprem çantası hazırlamayı düşünmüyor bile.

Bu insanlar deprem bölgesinde değiller, evet çok yakından izlediler ama yine de tam olarak konunun ciddiyetine vakıf olmayabilirler diyebilirsiniz. Ben de durum pek öyle değil derim, çünkü kendisi deprem bölgesinde yaşamasa da her on kişiden altısının o bölgede bir yakını var, ve bu gruptakilerin yarısından fazlasının yakınları hayatlarını kaybettiler veya yaralandılar. Bahsettiğim yaman çelişki de bu. Bunun üstesinden gelmeye mecburuz.

Deprem sonrasındaki gelişmeleri uzaktan takip eden kitle içinde ilk 24 saatteki arama-kurtarma-destek çalışmalarının performansından memnun olmayanların oranı daha yüksek. Öte yandan bu kitlenin izlenimleri ilerleyen günlerde bu çalışmaların daha başarılı yürütüldüğü yönünde. En başarılı bulunan kurum-kuruluşlar madenciler, AFAD ve AHBAP ekipleri. Araştırmamızı yaptığımız dönem 14-16 Şubat günleri, o günler itibarı ile en başarısız bulunan kurum ise hükümet.
Toplumun deprem bölgesi ile dayanışma-yardım kampanyalarına nasıl bir büyük bir katılım gösterdiğini çevremizden gördük. Araştırmamız da bunu doğruluyor, her on kişiden dokuzu bu kampanyalarda yer almış. Nakdi yardımda bulunanların önde gelen tercihleri AFAD ve AHBAP olmuş. Ayni yardımlarda ise belediyeler öne çıkıyor.

Mucize kurtuluşlar uzun zaman devam etti. Gerek ülkemizin gerekse Dünyanın dört bir köşesinden yardıma koşan diğer ülke ekipleri gece-gündüz demeden çalıştılar. Yardım kampanyalarına katılan her yüz kişiden dördü bizzat bölgeye giderek arama-kurtarma-destek çalışmalarında bulunmuşlar. Ancak ben bu değerlendirme için çalışırken artık enkaz kaldırma çalışmaları başlamış halde. Bir yandan da geçici barınma için çadır kentler, konteyner kentler için çalışmalar sürüyor. Aldığımız büyük yara kanamaya devam ediyor, daha çok uzun yıllar bu yaradan kan sızacak. Diğer illerde yaşayan her üç kişiden ikisi önümüzdeki aylarda bölgede hayatın yeniden kurulması için para yardımı yaparak veya çalışmalara katılarak katkı vermek istiyor.

Bu olağanüstü değerli bir dayanışma refleksi. Bu refleksin yanına şu yaman çelişkimizden kurtulmayı da eklesek? Hangi şehirde yaşıyor olursak olalım, bireyler ve kurumlar olarak bulunduğumuz yerde binalarımızı depreme hazırlıklı hale getirelim. Deprem felaketi ile mücadelede en önemli tepkimiz bu olmalı. Tekrar edeyim, buna mecburuz, bu bizim gelecek nesillere borcumuz.

Ipsos araştırması; İlaç firmaları güven sıralamasında geride kaldı!

Ipsos araştırması; İlaç firmaları güven sıralamasında geride kaldı!

İÇİNDE GÜVENİ EN ÇOK ETKİLEYEN 2 KONUDA TÜRKİYE’DE TEKNOLOJİ FİRMALARI TÜRKİYE’DE EN ÇOK GÜVEN DUYULAN SEKTÖR. Dünya’da da olduğu gibi Teknoloji firmaları Türkiye’de de en çok güvenilen sektör olarak ilk sırada belirtilen sektör. Türkiye’de bu sektöre duyulan güven Dünya ortalamasının üzerinde olsa da bu sektöre en yüksek güven Çin ve Hindistan’da.

Ipsos Türkiye

 TEKNOLOJİ FİRMALARI DÜNYA GENELİNE GÖRE DAHA İYİ DEĞERLENDİRİLİYOR. Türkiye’deki teknoloji firmalarının “güvenilir / sözünü yerine getirmesi” ve “açık ve şeffaf olması” konularına katıldığını belirten bireylerin oranı Dünya genelinde bu sektördeki firmalara verilen skorlardan daha yüksek. Yine bu konularda en yüksek katılım skorunu veren ülkeler Hindistan ve Çin.

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye

 HEM DÜNYADA HEM DE TÜRKİYE TEKNOLOJİ SEKTÖRÜNDEKİ FİRMALARIN İŞLERİNİ İYİ YAPTIĞI VE İYİ YÖNETİLİYOR OLMASI, ÜLKEMİZDE BİREYLERİN EN ÇOK KATILDIĞI 2 KONU BAŞLIĞI: Teknoloji sektöründeki firmaların yaptığı işi iyi yaptığı konusunda katılım hem Dünyada hem de Türkiye’de %50’nin üzerinde. Bu sektördeki firmaların iyi yönetildiği konusu da 2. sırada katılımın yüksek olduğu diğer bir konu.

Ipsos Türkiye

ŞEFFAF OLMAK VE VERİLEN SÖZLERİN YERİNE GETİRİLMESİ GÜVENİ ETKİLEYEN EN ÖNEMLİ 2 UNSUR.  Bir sektöre / kuruma güvenmeyi etkileyen en önemli unsurlar %36 ile sözlerini yerine getirmesi, %35 ile de açık ve şeffaf olması. Türkiye’de de aynı konular daha yüksek skorla yine ilk 2 sırada belirtilen unsurlar. Dünya genelinden farklı olarak çevresel olarak sürdürülebilir politikalar izliyor olması Türkiye’deki bireyler için daha önemli bir konu olarak öne çıkarken ürün fiyat / değer ilişkisi dünya geneline göre daha az önem verilen bir konu.

Ipsos Türkiye

DÜNYADA KURUMLARA YA DA SEKTÖRLERE DUYULAN GÜVEN OLDUKÇA DÜŞÜK.  TÜRKİYE’DE EN ÇOK GÜVEN DUYULAN SEKTÖR TEKNOLOJİ.  İlaç şirketleri dünya genelinde %34 ile en çok güven duyulan sektör olarak öne çıkıyor. Ancak genel olarak sektörlere olan güvenin çok yüksek olmadığı görülüyor. Teknoloji firmaları ve yiyecek içecek firmaları ilaç şirketlerinden sonra %33 ile 2. sırada güven duyulan sektörler. Türkiye’de ise sıralama daha farklı. Türkiye’de bireylerin en çok güven duyduğu sektör %40 ile teknoloji firmaları. 2. ve 3. sırada ise Bankacılık ve Enerji sektörü geliyor (%36). Sosyal Medya şirketleri ise hem Dünyada hem de Türkiye’de güvenin en düşük olduğu sektör.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  Yakın zamanda Türkiye’de yaptığımız bir araştırma sonuçlarına göre mutluluk duygusunun bileşenleri içinde güvende hissetmek var.  Karşı karşıya olduğumuz birey, kurum, durum ile ilgili güven hissi içinde olmadığımızda mutlu olmak zorlaşıyor. Güven işte bu kadar kritik.  Ipsos’un 2022 Ağustos-Eylül döneminde 14 ülkede yaptığı Güvenilirlik Araştırması sonuçlarına bu bilgi ile baktığımızda daha büyük önem kazanıyor.

Dünyada da Türkiye’de de insanlar güvenebilmek için karşısındaki kurumun söz verdiğini yerine getirmesini ve bunu yaparken şeffaf olmasını bekliyor.

Ipsos Türkiye

En etkili iki kriter bunlar. Salgın dönemindeki hayatta kalma mücadelesinde önemli rol oynayan ilaç firmalarının ülkeler ortalamasında en çok güven duyulan firmalar olmasını anlayabiliyoruz. Ancak yine de Türkiye’de ilk sırada değiller, ülkemizde güven sıralamasında ilk sırada teknoloji firmaları var. Türkiye ile birlikte Çin, Hindistan, Güney Afrika Cumhuriyeti, Suudi Arabistan ve Brezilya teknoloji firmalarına en çok güven duyulan ülkeler.

Türkiye’de teknoloji firmalarının işlerini iyi yaptıkları ve bunu yaparken de iyi yönetildiklerini düşünenlerin oranı ülkeler ortalamasının üzerinde. Ayrıca Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda hepsinden yüksek. Güven duygusunun iki önemli parametresi sözünü tutma ve şeffaflık konusunda da araştırmaya Türkiye’den katılanlar teknoloji firmaları için ülkeler ortalamasına göre daha olumlu fikir beyan ediyorlar. Benim ilgimi çeken noktalardan biri ise Çin ve Hindistan’dan araştırmaya katılan her on kişiden yedisinin teknoloji firmalarını sözünün eri ve şeffaf olarak değerlendirmeleri. Dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerini oluşturan bu iki dev ülkede milyarlarca insanın teknoloji şirketlerine yönelik bu kadar güçlü bir güven duygusu içinde olmaları gelecekte neler getirecek acaba?

Hibrit çalışmayı sevdik mi? İşte sonuçlar!

Hibrit çalışmayı sevdik mi? İşte sonuçlar!

Ipsos’un iki farklı global araştırma verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde;  İş yaşam dengesinin daha iyi sağlanabilmesine, planlanlanabilmesine yönelik bugular var.  Pandemi ile birlikte başlayan uzaktan/ evden çalışma durumu nasıl, yapılan işin/ pozisyonun bugün ki şartlarda hibrit çalışma uygunluğu nedir, dünya ne kadar süre daha uzaktan ya da iş yerine giderek çalışmayı düşünüyor? Bundan sonraki çalışma düzeni olarak çalışanların düşünce, tercih ve önerileri ne yönde? Bireylerin yüzde kaç hergün işe gitmek ve ofiste çalışmak istiyor? İş verenin önerisi nedir, gibi pek çok soruda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

 BUNDAN SONRAKİ ÇALIŞMA DÜZENİNİZİN NASIL OLMASINI İSTERDİNİZ? Koronavirüs salgını ile başlayan ve halen devam eden hibrit çalışma düzeni,  dünya genelinde çok sayıda sektör tarafından benimsedi. Bu teknolojik modelleme çalışanlar ve iş dünyası tarafından kabul görse de, bazı sektörlerde mesleki şartların uymaması sebebiyle hedeflenen seviyede aktif kullanılamadı. Bütün bunların dışında, bireylerin evde çalışabilecekleri iyi bir ortama sahip olmamaları,  odaklanma ve verimlilik sorunu yaşayanlar,  hibrit yapıda çalışabilse bile, onlar için  iş yerinde çalışmak önemli. Diğer taraftan uzun süre trafikte kalmak istemeyenler, zamanı daha verimli kullanabileceğini düşünenler, kendi iş alanlarının da hibrit çalışmaya uyumlanması için bir çözüm beklentisinde.

Güncel araştırma verilerine bakıldığında; bundan sonraki çalışma düzeni olarak, çalışanların sadece %13’ü hergün işe gitmek ve ofiste çalışmak istiyor. Çoğunluğun isteği ise uzaktan çalışmaya bir şekilde devam etmek.

Ipsos Türkiye

NE KADAR SÜRE DAHA EVDEN / UZAKTAN ÇALIŞACAĞINIZI DÜŞÜNÜYORSUNUZ? Bu sorunun yanıtını verenler; şu anda evden/ uzaktan çalışan her 10 kişiden 3’ü bir ay daha bu şekilde çalışmaya devam edeceğini düşünüyor. Bu sistemin altı ay ya da daha uzun süre bu şekilde çalışmaya devam edeceğini düşünenlerin oranı sadece %23.

Ipsos Türkiye

DÜNYADA ÇALIŞANLAR NE YÖNDE İŞLERİNE DEVAM ETMEK İSTİYORLAR? Profesyonel markalara ait ofis dışında hibrit yapıda çalışmayı ilk kez pandemide denenmesi ile kabul edilen bu fikre halen çok sıcak bakılıyor.

Dünyada da çalışanların çoğunluğu hibrit çalışma düzenini tercih ediyor. İşe/ ofise gitmek isteyenlerin oranı sadece %8. Evden çalışmak isteyen % 24, yeni çalışma yapısı hibrit devam etmek isteyenler ise % 68ile çoğunluğu oluşturmakta…

Ipsos Türkiye

PEKİ İŞVEREN BU KONUDA NASIL DÜŞÜNÜYOR?

Bir sektörde faaliyet gösteren çok sayıda şirket; çalışma düzenlerini ekipleri bir araya getirecek şekilde kurgulamayı başardılar. Üretkenliği destekleyen bu tasarım aynı zamanda maliyetlerin de düşmesini sağladı. Ancak iki yılın sonunda salgın öncesi daha önce sürekli ofiste çalışan birçok ekip, evrim geçiren hibrit çalışma düzenlerinde haftanın belirli günlerinde ortak çalışma alanları ve ofislerde birlikte çalışmaya başladı. Bütün bu uygulamalar sürerken; yöneticilerin tamamen evden çalışma isteği çok daha düşük olduğu görülüyor. Yöneticilerin çoğu evden çalışma yerine hibrit çalışmayı tercih ediyor. 

Uzaktan çalışmanın size sağladığı faydalar nelerdir?

iş-yaşam dengesine yatırım her zaman bir kurumun çalışanlarına vereceği en iyi teklif seçeneklerden biridir. Hibrit çalışma modeli, çalışanlara bulundukları yerlerden çalışma olanakları verirken, zaman konusunda esneklik tanır. İş hayatında artan özgürleşmeye yönelik kabul gören bu adımlar en fazla iş & yaşam akışını dengelemeye fayda sağladı. Uzaktan çalışanlar için bu çalışma düzeninin sağladığı diğer önemli kazanım da para ve zaman kazancı olarak ortaya çıktı.

Ipsos Türkiye

İŞİNİZ UZAKTAN ÇALIŞMAYA UYGUN BİR İŞ Mİ?

Her meslek uzaktan çalışmaya uygun değil elbette…

Bilgiye dayalı işlerin evden çalışmaya çok daha kolay geçebildiğini, hizmet sektöründe çalışanlar için ise durumun böyle olmadığını salgın döneminde deneyimlemiştik. Pandemi ile birlikte başlayan uzaktan/ evden çalışma durumu için yapılan işin/ pozisyonun uygunluğu önemli bir husus. Çalışan kişilerin %34’ü işlerinin uzaktan çalışmaya uygun olduğunu belirtiyor. Bu çalışanların yarısı bugün tamamen ya da haftanın belli günleri uzaktan çalışıyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  Kısmen veya tamamen ofis dışından çalışma kavramı salgın öncesinde de tartışılıyordu. Elbette tartışma bu şekilde çalışmaya müsait işler için geçerliydi. Salgın, bu tartışmaya bir süreliğine son verdi diyebiliriz. “Hayati nedenler” ile uzaktan çalışabilecek herkes bir süre uzaktan çalıştı. Salgının etkisini yitirmesinin ardından bazı sektörler, bazı şirketler yine kısmen veya tamamen ofiste çalışma düzenine döndüler. İşte bu noktada hibrit çalışma yöntemi gündeme geldi. Bizim bu konudaki güncel araştırmamıza göre ülkemizde çalışanların üçte ikisi için ofis/işyeri harici çalışma zaten işin doğası gereği mümkün değil. Araştırmamız gösterdi ki işi ofis/işyeri harici çalışmaya müsait olan yarısı kısmen ya da tamamen uzaktan çalışmaya devam ediyor. Ancak bu çalışma biçiminin 6 aydan daha uzun süre devam edeceğini düşünenler azınlıkta, sadece %23’lük  bir kesim bu düşüncede.  Nasıl devam edileceğini zaman gösterecek. Ülkemizde hem tamamen evden çalışmak isteyenlerin hem de tamamen ofiste çalışmak isteyenlerin oranı diğer ülkelere kıyasla yüksek. Bizde tamamen evden çalışmak isteyenler diğer ülkelere kıyasla 2 kat, tamamen ofiste çalışmak isteyenler ise  1,5 kat daha fazla.

Diğer ülkelerde ise hibrit çalışmayı tercih edenler çok daha fazla, bu çalışma biçimini tercih edenler bizde yaklaşık %45 iken diğer ülkelerde %68. Bu tercihin arkasında yatan temel motivasyon hibrit çalışma sayesinde daha az para ve zaman harcamak durumunda kalmak ve tabi daha iyi bir iş-özel hayat dengesi yakalayabilmek.

Ülkemizde şu anda uzaktan çalışmakta olanların %87’si tamamen veya kısmen işyeri dışından çalışmaya devam etme taraftarı. Bu oran diğer ülkelerde yaptığımız araştırmalarda daha yüksek, %92’ye varıyor.

Resme diğer taraftan bakarsak hali hazırda ülkemizdeki uzaktan çalışanlar içinde on kişiden altısı ofis ile bir bağlantılarının olmasını istiyor. %13 tamamen ofise dönmek isterken, %45 hibrit bir çalışma biçimini yani biraz işyerinde biraz uzaktan çalışmayı tercih ediyor.

Dünyada yöneticilerin tamamen evden çalışmayı tercih etme oranı genç çalışanlara kıyasla 3 kat düşük. İş hayatının başlarında olan çalışanların %28’i bundan sonra sadece evden çalışmak istediklerini belirtirken üst düzey yöneticiler arasında bu oran %10’a düşüyor. Gerek orta düzey gerekse üst düzey yöneticiler hibrit çalışmayı etkin iş birliği sağlayabilmek açısından en uygun alternatif olarak görüyorlar. Yöneticilerin bu şekilde düşünmesinde genç çalışanlarını başka şirketlere kaybetme endişesinin de rolü olması ihtimali var elbette. Genç çalışanlar için ise iş birliği sağlama anlamında tamamen evden çalışma, hibrit çalışma ile tamamen ofise dönme alternatifleri arasında pek bir fark yok. Onlar evden çalışırken de birbirimize sanki ofisteymişiz gibi destek olabiliriz düşüncesindeler.

Hibrit çalışma ile “mevcut kadroların” işlerin yürütebildiği görüldü. Ancak bundan sonraki jenerasyonun hibrit çalışma ile belli yetkinlik seviyesine ne kadar sürede erişebileceği bir soru işareti. Bu geçiş döneminde yetkinlik kazanımının daha uzun süre aldığını gözlemliyoruz. Daha uzun vadede gerek eğitmenlerin gerekse eğitilenlerin “bu yeni düzenin yerlileri” olduğu bir dünyada bu da olumsuzluk da ortadan kalkabilir tabi. İşin duygular ile ilgili olan insan ilişkileri, takımdaşlık, karşılıklı tolerans gibi boyutları ise derin tartışmalara muhtaç. “Doğma-büyüme” hibrit çalışan nesiller işin bu tarafına nasıl yaklaşacaklar göreceğiz.

Türkiye’de FIFA Dünya kupası heyecanı var mı?

Türkiye’de FIFA Dünya kupası heyecanı var mı?

Ipsos Global Advisor araştırma verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde “2022 FIFA World Cup” var. 34 ülkede gerçekleştirilen araştırma verilerinde; tüm maçları seyredecek olan bireylerden, dünya kupası ile ilgili hiç bir fikri olmayan ya da hiç duymadım diyenlere kadar incelendi. Genel ortalamaya göre bu yıl finale kalacak diye en fazla adı ifade edilen ülke hangisi? Dünya kupası sosyal etkinlik olarak değerlendiriliyor mu? Bireyler bu maçları kimlerle izleyeceğini belirtiyor gibi başlıklarda bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

TÜRKİYE’DE 2022 FİFA DÜNYA KUPASI’NI İZLEYECEĞİNİ İFADE EDENLERİN ORANI % 55… 34 ülke ortalamasında bireylerin %17’si futbola tutkulu olduğunu ve mümkün olduğunca tüm maçları seyredeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu oran %15. Mümkün olduğunca maç izleyeceğini söyleyen bireylerin oranı Birleşik Arap Emirlikleri’nde en yüksek olan. 2022 FİFA Dünya Kupasında herhangi bir maçı izlemeyeceğini söyleyenlerin oranı ise %40.Ipsos Türkiye

MAÇ İZLEME ORANI BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİNDE EN YÜKSEK…

Türkiye’de bireylerin %15’i 2022 FİFA Dünya Kupasında mümkün olduğunca çok maç izleyeceğini, %28’i de önde gelen ülkelerin maçlarını seyredeceğini dile getiriyor.  Maç izlemeyecek olan ya da 2022 FİFA Dünya kupasından haberi olmayanların oranı ise %40. 34 ülke ortalamasında bireylerin %17’si futbola tutkulu olduğunu ve mümkün olduğunca tüm maçları seyredeceğini belirtiyor. Türkiye’de bu oran %15. Mümkün olduğunca maç izleyeceğini söyleyen bireylerin oranı Birleşik Arap Emirlikleri’nde en yüksek. 2022 FİFA Dünya Kupasında herhangi bir maçı izlemeyeceğini söyleyenlerin oranı ise %40.

Ipsos Türkiye

TÜRKİYE’DE BİREYLERİN 1/3’ÜNÜN 2022 DÜNYA KUPASI HAKKINDA HİÇ BİLGİSİ YOK. ÇOK BİLGİLİ OLANLARIN ORANI İSE % 15.  Ipsos araştırma şirketinin gerçekleştirdiği araştırmanın verilerine göre; 34 ülke ortalamasında her 10 kişiden 3’ü 2022 FİFA Dünya Kupası ile ilgili bir fikri olmadığını, duymadığını söylüyor.  Türkiye’de ise 2022 FİFA Dünya Kupası ile ilgili hiç bir bilgisi olmayanların oranı %35. Oldukça bilgili ve biraz bilgili olanların oranı ise %31.

Ipsos Türkiye

ARAŞTIRMA VERİLERİNE GÖRE GLOBAL ORTALAMADA FİNALE KALACAK İKİ ÜLKEDEN BİRİ %21 İLE BREZİLYA…  Tüm ülkeler ortalamasında Brezilya%21 ile finalde oynayacak iki takımdan biri olarak en yüksek skoru elde ederken, Türkiye’de Almanya %22 ile ilk sırada belirtiliyor. Ama sonuçta final oynayacağı düşünülen iki ülke hem dünyada hem de Türkiye’de Brezilya ve Almanya.

Ipsos Türkiye

TÜM DÜNYADA OLDUĞU GİBİ TÜRKİYE İÇİNDE 2022 FİFA DÜNYA KUPASI SOSYAL BİR ETKİNLİK. Bireylerin %84’ü maçları ailesi ya da arkadaşları ile birlikte seyredeceğini söylüyor. Dünya kupası bir sosyal etkinlik olarak görülüyor. Dünyada bireylerin %85’i, maçları arkadaşları ya da aileleri ile birlikte seyredeceğini söylüyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:  Kendimi iyi bir futbolsever olarak görürüm, 2018 FİFA Dünya Kupası’nda bir maçı stadyumda izleyerek futbolseverlik kariyerimin zirvesine eriştim. Ancak yaklaşan Dünya Kupası öncesinde gerçekleştirdiğimiz araştırmanın benim açımdan da ilginç sonuçları var. Futbol, üzerine en çok yazılıp çizilen spor. Çok popüler. İnsanların hayatlarında o kadar çok yer tuttuğu düşünülüyor ki kitleleri yönlendirmede bir araç olduğu da ileri sürülüyor. Meşhur 3 f formülünü duyanlar vardır, 20. Yüzyıl ortalarında Portekiz’de Salazar rejimi tarafından toplumu uyuşturmak amacıyla uygulandığı iddia edilen formül; fado-fiesta-futbol.

Bu iddiaya göre futbol işte bu kadar etkili. Peki araştırmamızın sonuçları ne diyor? FİFA Dünya Kupası kayda değer bir kitle için hiçbir şey ifade etmiyor. Araştırmanın yapıldığı 34 ülkedeki katılımcılar içinde her on kişiden üçü turnuvayı duymamış bile. Çok az seviyede bilgi sahibi olanları da dahil ettiğimizde %56’lık bir kesim konuya oldukça uzak. Türkiye’de kupayı hiç duymamış olanların oranı üçte biri aşıyor.

Kendisini (benim gibi) tutkulu bir futbol izleyicisi olarak tanımlayan ve maçları mümkün olduğunca izleyeceğini belirtenlerin oranı %17.  Kendi ülkesinin takımını ve popüler takımları izleyeceğini söyleyenleri de dahil ettiğimizde turnuvayı görece yoğun şekilde takip edeceklerin oranı %40’a ulaşıyor. Ancak bir diğer %40’lık kesim bu dev organizasyonu hiç duymamış bile. Çıkarılabilecek sonuçlardan biri şu, futbolu takip edenler kadar hiç ilgi duymayan bir kitle de mevcut. Öte yandan futbolsever kitle o kadar yoğun ilgi sahibi ki bu kitlenin daha büyük bir kitle olduğu algısı oluşuyor.

2018’de izlediğim maçın öncesinde kentte Brezilya’nın da maçı vardı. Kupayı en fazla kez kazanmış bu ülkenin taraftarlarının yarattığı atmosfer büyüleyici idi. Bu yüzden araştırmamıza katılan her beş kişiden birinin Brezilya’yı finalde göreceklerini düşünmesi bana normal geliyor. Ama bizim ülkemizdeki futbolseverlerin beşte biri için Gary Lineker’in meşhur sözü bu kupada da geçerli “Futbol basit bir oyundur; 22 kişinin 90 dakika topu kovaladığı sonunda her zaman Almanların kazandığı bir oyundur.”

 

Her iki kişiden biri alışverişte kredi kartı kullanıyor

Her iki kişiden biri alışverişte kredi kartı kullanıyor

Ipsos tarafından gerçekleştirilen Anti Kriz Monitörü verilerinden derlenen bu haftaki bülten içeriğinde; toplumun kredi kartı kullanımına yönelik tutum davranış verileri var… Toplumda kredi kartı sahipliği ne durumda? Kredi kartı kullananlar, dönemlik kart borcunun tamamını ödeyenler, dönemlik borcun biraz azını yatıranlar ve minimum tutarı ödeyenlerin oranları ne? Aynı zamanda nakit ödemeyi tercih edenler, taksitli ödemeyi tercih edenler var mı gibi birçok başlıkta bireylerin ifade, tutum ve davranışları incelenmiştir.

KREDİ KARTI İLE ALIŞVERİŞLERDE TAKSİTLİ ÖDEME TERCİHİ

%71. Finans piyasalarında ve teknolojide yaşanan güncel gelişmelere paralel olarak dünya genelinde ödeme araçlarındaki çeşitlilik gün be gün artmıştır. Eğer taksitli ödeme imkanı varsa kredi kartı sahiplerinin %71’i alışverişlerinde taksitli ödemeyi tercih ediyor. Kredi kartı harcamaları ile tüketim harcamaları arasında bir paralellik bulunmakla beraber alışverişlerde taksitli ödemelere doğru bir eğilim gözlemlenmektedir. Her zaman tek çekim ödeme yaptığını söyleyenlerin oranı %25.

Ipsos Türkiye

ALIŞVERİŞLERDE KREDİ KARTI KULLANIMI OLDUKÇA YAYGIN BİR DAVRANIŞ. SADECE NAKİT ÖDEMEYİ TERCİH EDENLERİN ORANI

%14. Türkiye’de kredi kartı kullanımı giderek yaygınlaşmış ve her 10 kişiden 9’u alışverişlerinde kredi kartı kullandığı görülmüştür.  Alışverişlerin hemen hemen tamamında kredi kartı kullanan bireylerin oranı %49. Bu kişilerin çoğunlukla kredi kartı tercih etmesinden temel sebep gelirlerinin nakit ödeme yapmak için yeterli olmaması (%55) ya da ödemeleri  bir sonraki aya erteleyebilmesi (%32).  Alışkanlık olduğu için hep kredi kartı kullananların oranı ise %36.Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

KREDİ KARTI KULLANAN BİREYLERİN YARISINA YAKINI DÖNEMLİK KART BORÇLARININ TAMAMINI ÖDÜYOR.

Dönemlik kart borcunun tamamını ödediğini söyleyen kart sahiplerinin oranı %46 iken, %%21’i dönemlik borcun biraz azını yatırdığını belirtiyor. Minimum tutarı ödeyenlerin oranı

ise %26.

Ipsos Türkiye

TÜRKİYE’DE HER 10 KİŞDEN 7’SİNİN KULLANDIĞI BİR KREDİ KARTI VAR.

Bireylerin %61’inin kendine ait bir kredi kartı bulunmakta. %9’unun ise kullanmakta olduğu bir ek kart var. Toplamda kredi kartı kullanan bireylerin oranı %70.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu : Araştırmamıza katılan her on kişiden üçünün bir kredi kartı yok. Bu aslında kredi kartı piyasasında henüz hala gidilecek bir yol olduğunu gösteriyor.

Kredi kartı sahibi olan her iki kişiden biri “tüm alışverişlerini” kredi kartı ile yaptığını belirtiyor. Kredi kartı bilinçli kullanım gerektiren bir ürün. Bireyin finansal kapasitesi dahilinde kullanıldığında hiç kuşkusuz çeşitli avantajlar sağlayabiliyor, mesela her on kart sahibinden yedisi taksitli alışveriş imkanlarından faydalanıyor. Öte yandan tüm alışverişlerini kredi kartı ile yapanların yarıdan fazlası bu davranışın nedeni olarak nakit ödeme için gelirinin yetersizliğini belirtiyor. Yüksek enflasyon ile mücadelede kredi kartı iki ucu keskin bir bıçak gibi. İpin ucunun kaçma ihtimali var, kredi kartı kullanıcılarının %29’u bu duruma yakın, bu kesim ya ancak minimum ödeme tutarını ödeyebiliyor ya da onu dahi ödeyemiyor.

Ipsos Türkiye