Yazılar

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!

Bebeklerin kafa şekillerinde sıklıkla simetri bozuklukları görülebiliyor. Her ne kadar yenidoğanların kafa yapısı aile büyüklerinin kafa yapısına benzetilse de, şekil bozuklukları kalıtsal sorunlar arasında yer almıyor. Çoğunlukla doğumdan kısa bir süre sonra ya da ilk birkaç ayda kendini belli eden ve bası sonucu oluşan bu deformitelerin tedavisi, şekil bozukluğunun derecesine göre gerekli olabiliyor. Bebeğin kafasının arkasında ya da yanlarda düzleşme, hatta çökme olabiliyor. Bebeklerin kafasındaki şekil bozukluğunun yeri ve şiddeti, kulakta kayma olup olmadığı ve göz mesafelerinin ne kadar asimetrik olduğu gibi durumlara göre düzeltilmesine gerek olup olmadığına karar veriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları (Pediatri) Bölümü’nden Prof. Dr. Mahmut Çivilibal, bebeklerde kafa şekil bozuklukları hakkında bilgi verdi.

Bebeklerin kafasındaki kıkırdakların, olması gerekenden erken zamanda kapanmasıyla oluşan kafatası şekil bozukluklarına “kraniosinostoz” adı verilmektedir. Kraniosinostoz, beynin büyümesini engelleyerek gelişim problemlerine ve fonksiyon kayıplarına yol açabilmektedir. Bu tablonun erken dönemde fark edilerek gerekli müdahalelerin yapılması, çocuğun zihinsel gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bebekler doğduklarında kafatası içerisindeki sütür adı verilen kıkırdak yapılarda belli oranda açıklık bulunmaktadır. Bebek 3’üncü ayına geldiğinde bu sütürler yavaş yavaş kapanmaya başlar ve 18’inci ayda hepsi tamamen kapanmış olur. Bebeklerin beyni doğduklarında fiziksel olarak küçüktür ve vücutla birlikte zaman içerisinde büyür. Sütürler arasındaki bu esneklik beynin sağlıklı bir şekilde büyüyebilmesi için gereklidir. Kraniosinostoz durumunda bu sütürlerden bazıları erken kapanır ve beynin kapandığı bölgeye denk gelen kısmı büyüyemezBebeklerde kafa şekil bozukluğu nedenleri!, baskıya maruz kalır. Beyin, baskıya maruz kaldığı bölgenin karşı istikametine doğru büyür ve kafatasında şekil bozuklukları oluşur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mahmut Çivilibal

Bebeklerde kafa şekil bozukluğunun nedenleri

  • Bazen doğuştan kraniosinostoz gelişebilmektedir.
  • Bebeğin anne karnındaki duruş pozisyonu nedeniyle görülebilmektedir.
  • Normal doğumda bebeğin dışarı çıkabilmesi için forseps adı verilen özel bir cihazın kullanılması ile oluşabilir.
  • Zor doğumlarda bebeğin geliş pozisyonuna bağlı olarak oluşabilir.
  • Bebeğin küvözde kalması durumunda gelişebilmektedir.
  • Boyun kaslarındaki kısalık nedeniyle oluşabilmektedir.
  • Mikrosefali (küçük beyinli doğma): Küçük beyinli doğumlarda beynin büyüyememe durumu vardır. Beyin büyüyemeyince kemikleri dışa doğru itemediğinden kafatası dışa doğru büyümez ve kıkırdaklar devamlı hareket etmediği ve dışarı iten bir güç olmadığı için erken dönemde kaynayıp sabitleşir.
  • Bazen çocuklar doğduğu zaman hidrosefali adı verilen kafa içinde su artışı sorunu oluşur. Hidrosefali ameliyatlarında takılan şantın gereğinden fazla su boşaltması da beynin içeri doğru büzüşerek genişlemesini engellediğinden yine kafatasındaki sütürlerin erken kapanmasına neden olabilir.
  • Hipertiroidi, fosfat eksikliği, mukolipidoz gibi metabolik hastalıklarda da kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Apert sendromu, crouzon sendromu gibi gen mutasyonlarında kraniosinostoz gelişimi olmaktadır.
  • Pozisyonel deformasyon bunların doğuştan olmayan ve en sık görülen türüdür. Çocuk özellikle 3 aya kadar çok fazla hareket etmeyip hep aynı pozisyonda yatırılırsa kafanın yastığa geldiği yer düzleşir, tam karşı istikamette alın bölgesi şişer. Bu sorunla çok sık karşılaşılır. Aileler özellikle bu konuda çok tedirgindir. Bu hastalarda kafa yapısı genellikle ilk 2 yıl içinde çocuk sağa sola dönmeye, yürümeye başladıktan sonra, hep aynı yere bası durumu ortadan kalkınca kafatası tekrardan orijinal şeklini almaktadır.

Bebeğinizin kafasındaki şekil bozukluğunu kontrol edebilir, önleminizi alabilirsiniz

Bebeğinizin kafa yapısında şekil bozukluğu olup olmadığını basit bir test ile ön kontrolünü sağlayabilirsiniz. Bebeğinizin kafasına yukarıdan kuş bakışı baktığınızda simetriden uzak duruyor ise mutlaka hekiminize danışmalısınız. Tıbbı tarama cihazı ile ölçülendirilerek çıkan şiddete göre bebeğinizin neye ihtiyacı olduğu konusunda fikir alabilirsiniz. Bebeğinizin sadece yatıştan kaynaklı oluşan şekil bozukluklarında çocuk doktorunuz sizi takip edecektir. “12. aya kadar geçer” veya “oturmaya başlayınca geçer” söylemlerinin bebeğinizin şekil bozukluğunun şiddetine göre değişeceğini unutmayın. Bu durumun ayrıştırılmasının 3 boyutlu bir tıbbı tarama cihazı ile yapılması önemlidir. Görsel olarak hekimin yaptığı ön değerlendirme sonrasında tıbbı tarama cihazı ile şiddet tespiti yapılarak ortez kask tedavisine ihtiyaç olup olmadığına bakılır.

3 boyutlu tarama cihazlarıyla bozukluğun şiddetine bakılıyor

Hafif ve orta şiddetteki şekil bozuklukları, bebek 6 aydan küçükse; başının sırtüstü yatarken pozisyonlanması, egzersizler ve yüzüstü aktivitelerle düzelebilir. Erken dönem yapılan tespitlerde çoğunlukla pozisyonlama ile iyileştiği görülür, ancak bu iyileşmenin de takibi yine tıbbı tarama cihazları ile ve multidisipliner yaklaşım ile yapılır. Aşırı şiddetteki şekil bozukluklarında gecikmeden kask tedavisi uygulanır.

Bazı durumlarda ebeveynlerin panik yaklaşımı ile birlikte çok da sonucu değiştirmeyen tetkikler istenebilir. Bunun kararı verilmeden önce yine multidisipliner olarak gerekliliğinin konuşulması, bebeğin gereksiz yere radyasyona maruz kalmasının önüne geçer. Kafa şekil bozuklukları sizi erken dönemde endişelendirmemelidir ama “bir şey olmaz” deyip durumu kendi haline bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir. Bu durumda erken dönemde önlem almak için doktora başvurmak önemlidir.

Gizemli hepatit!

Gizemli hepatit!

Dünyayı etkisi altına alan Covid- 19 pandemisinden sonra farklı ülkelerde çocuklarda ortaya çıkan, gizemli hepatit olarak bilinen, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı endişeye yol açıyor. Şu ana kadar 169 çocukta görülen etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının tam olarak nedeni belirlenemiyor. Ancak yapılan incelemelerde hastaların 20’sinde Covid-19, 74’ünde de ise adenovirüs tespit edildiği bildiriliyor. Özellikle ishal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra ellerin sabun ve suyla yıkanması, solunum yolu hijyenine dikkat edilmesi ve hasta kişilerle temastan kaçınılması alınacak önlemlerin başında geliyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Soysal, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Soysal

İlk olarak İskoçya’da ortaya çıktı

Nisan ayının başında ilk olarak İskoçya’da 13 çocukta, ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetiyle ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı kısa sürede endişeye yol açan boyutlara ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü 23 Nisan tarihinde yayınladığı raporunda, dünyada 169 tane etkeni bilinmeyen çocuklarda hepatit olgusu olduğunu açıkladı. İngiltere-Kuzey İrlanda, İspanya, İsrail, ABD, Danimarka, İrlanda,  Hollanda, İtalya, Norveç, Fransa, Romanya ve Belçika’da belirlenen nedeni belirlenemeyen hepatit hastası çocukların yaklaşık 17 tanesinde karaciğer nakli gerçekleştirildi. Bu, yaklaşık olarak yüzde 10’luk bir orana denk gelmektedir ve akut hepatit vakaları için yüksek kabul edilebilecek bir orandır.

Adenovirüs şüphesi

Karaciğer enzimlerinin çok yüksek olmasıyla karakterize olan hepatit hastalığında çocuklarda sarılık gözlemlenmektedir. Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D veya Hepatit E gibi sık bilinen hepatit virüslerinin 169 hasta çocukta tespit edilmemiş olması da altı çizilmesi gereken bir durumdur. Çocuklarda ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının yaklaşık yüzde 10’u ağır seyretmektedir. Yapılan çalışmalarda 169 çocuk hastanın 74’ünde adenovirüs, 20’sinde ise Covid- 19 tespit edilmiştir. Adenovirüs belirlenen çocukların 18’inde de adenovirüs -41 denilen alt tipi belirlenmiştir. Rapor edilen hasta çocukların hiçbirisinin Covid -19 aşısı olmaması da ortaya çıkan hepatit hastalığının aşı ile bağlantısının olmadığını ortaya koymaktadır. Hasta çocuklarda adenovirüs oranının fazla olması, şüpheyi bu yönde artırmaktadır. Ancak daha önce sağlıklı çocuklarda ortaya çıkan adenovirüs genellikle kendi kendine geçen bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Adenovirüslerin bilinen 80 alt tipi mevcuttur. Adenovirüs 41 tipi sıklıkla çocuklarda ishal ve kusmaya neden olan bir virüs olup, aynı zamanda üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularına da neden olabilmektedir. Sağlıklı çocuklarda selim seyirli olan bu virüs bugüne kadar sağlıklı ve kronik hastalığı olmayan çocuklarda karaciğer nakline kadar gidecek olan bir hepatit tablosuna yol açmamıştır. Şu ana kadar 1 ay ile 16 yaş arasındaki çocuklar arasında görülen nedeni belirlenemeyen hepatitte çocukların hiçbirisinin seyahat öyküsünün olmaması da dikkat çekilen noktalar arasındadır.

Bu belirtilere dikkat edin

Nedeni belirlenemeyen hepatit hastalığı daha çok ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle ortaya çıkmaktadır. Şu ana kadar salgın olarak değerlendirilmeyen bu hepatit hastalığında adenovirüs oranındaki artışa dikkat çekilmektedir. 80’den fazla virüsten oluşan adenovirüsler tüm sistemleri tutabilmektedir. Adenovirüs, hastalarda farklı şikayetlere neden olabilmektedir. Bazı hastalarda konjonktivit ( kırmızı göz hastalığı), bazı hastalarda ateş ve orta kulak iltihabı şeklinde kendini belli eden adenovirüsler; zatürre, üst solunum yolu enfeksiyonu, ishal, karın ağrısı, hemorajik sistit, menenjit gibi ağır tablolara neden olabilmektedir.

Hijyeni ihmal etmeyin

Nedeninin tam olarak bilinmemesinden dolayı her geçen gün endişeye sebep olan gizemli hepatit hastalığında hijyen kurallarına dikkat edilmesi alınacak önlemlerin başında yer almaktadır. Özellikle el hijyeni (ellerin su ve sabun ile yıkanması), hasta olan kişinin temas ettiği yüzeylerin temizliği ve solunum yolu hijyeni (hapşırma ve öksürme anında ağız ve burunun mendil ile kapatılması, odaların sık sık havalandırılması) ihmal edilmemelidir. İshal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra su ve sabunla ellerin iyi bir şekilde yıkanması önemlidir. Hasta insanlarla yakın temastan kaçınılması gerekmektedir. Anne babaların özellikle dikkat etmesi gereken konuların başında, çocukların dışkı ve idrar rengindeki değişiklik, gözlerde ve ciltte ortaya çıkan sarılık gelmektedir. Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda karaciğer fonksiyonlarına detaylı şekilde bakılması ve hepatit testi yapılması gerekmektedir.

Çocuklarda tekrarlayan ateşe dikkat!

Çocuklarda tekrarlayan ateşe dikkat!

Anne babaları telaşlandıran ve genellikle nasıl davranacaklarını bilemedikleri yüksek ateş, doktora en sık başvurulan sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Yüksek ateş şikayetinin belirli aralıklarla sık tekrarlaması, çocuğun ve ailesinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşürebilirken, çocukların okul başarısını da olumsuz etkiliyor. PFAPA sendromu olarak adlandırılan bir romatizmal hastalık ise bu tekrarlayan dirençli ateşlere neden olabiliyor.  Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, bir yaş üzerindeki çocuklarda gereksiz antibiyotik kullanımının ek sık nedenlerinden birisinin PFAPA Sendromu olduğunu söylüyor. Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir, her mevsim görülebilen PFAPA sendromu (tekrarlayan ateş) hakkında bilinmesi gereken 9 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Ferhat Demir

Antibiyotik vermeyin çünkü fayda sağlamıyor!

PFAPA sendromu genelde 3-6 gün arası süren ve kendiliğinden geçen, sık tekrarlayan, dirençli ateş, farenjit, tonsillit (bademcik iltihaplanması), ağız yarası ve lenf bezlerinde büyüme bulguları ile seyir gösteren, çocukluk çağının ek sık görülen romatizmal periyodik ateş hastalığıdır. Doç. Dr. Ferhat Demir “PFAPA sendromu, bir enfeksiyon değildir, antibiyotik verilmesi gereken bir durum ise hiç değildir. Bulaşıcılığı yoktur. Bu hastalık özelinde en sık gördüğümüz yanlış uygulama, çocukların beta mikrobu ya da boğaz enfeksiyonu olduğu düşünülerek, bazen ayda birkaç kez gereksiz nedenle antibiyotik kullanmalarıdır” diyor.

Bu belirtilerle seyrediyor!
Çocuklarda 3-4 hafta ara ile 39-40 dereceyi bulan ateş şikayeti gelişmektedir. Atak aralığı bir haftaya kadar düşebileceği gibi iki-üç ay aralığına da genişleyebilir. Ateşe eşlik eden en sık bulgu ise boğaz içerisinde bademcikler üzerinde beyaz plakların olmasıdır. Boyun lenf bezlerinde büyüme, farenjit-tonsillit, ağız içerisinde yaralar, eklem ağrıları, daha nadiren, döküntü, karın ağrısı ve ishal de eşlik edebilmektedir. Ataklar arasında çocuklar tamamen sağlıklıdır ve hastalığa bağlı büyüme ve gelişmede etkilenme olmaz.

Ailesel geçiş gösterebiliyor

PFAPA Sendromunda (tekrarlayan ateş) ataklar sıklıkla 2-5 yaş arasında başlar ve 7-8 yaşından itibaren kaybolur. Hastaların bir kısmında bu ataklar ergenlikte ve yetişkinlikte de devam edebilir. Araştırmalar; tam olarak genetik bir neden ortaya konulamamakla birlikte, hastalığın ailesel geçiş gösterebildiğini düşündürmektedir. Kendi klinik tecrübelerimizde de anne-baba-amca-hala-teyze-dayı gibi bir yakında çocuklukta benzer bulguların olduğunu, bademcik ameliyatı sonrasında bulguların sonlandığını belirli hastalarda görebilmekteyiz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her mevsim görülebiliyor!
Hastalığın özelliklerinden biri de diğer enfeksiyonlardan farklı olarak mevsim gözetmemesidir; kış ve bahar aylarında daha sık olmakla birlikte, her mevsimde PFAPA atakları gelişebilir. Bazı mevsimler daha sık görülmesinin nedeni, muhtemel viral enfeksiyonların bağışıklık sistemini uyararak PFAPA atağını tetikleyebilmesidir. Bu açıdan PFAPA tanılı çocukların aileleri, üst solunum yolu enfeksiyonları konusunda daha koruyucu ve dikkatli olmalıdır. Çocuklar, genel durumları iyi olduğu sürece, okul ve sosyal yaşamlarından kısıtlanmamalıdır.

Ana nedeni; bağışıklık sisteminin yoğun çalışması

Hastalığın temel sebebinin, bağışıklık sisteminin nedensiz bir şekilde yoğun çalışması olduğunu belirten Çocuk Romatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ferhat Demir “PFAPA sendromunda bağışıklık sistemi yoğun çalışırken, enfeksiyon hastalıklarına benzer bulgular gelişebilmekte ve hastaların enfeksiyon varmış gibi gereksiz tedaviler almasına neden olabilmektedir. Güncel bilimsel verilerle, buna neyin neden olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, bazı genetik durumların bu hastalık için risk oluşturabildiğini biliyoruz” diyor.

 Başka hastalıklarla karışabiliyor!

Hastalığın tanısı doktor muayenesi ve hastanın benzer ataklarının görülmesi ile konulur. Laboratuvar testlerinde, sanki vücutta mikrobik bir durum varmış gibi yükseklikler görülür. PFAPA teşhisi koymadan önce benzer bulgulara neden olabilecek diğer hastalıkları dışlamak gerekmektedir. Çünkü başka enfeksiyon hastalıklarının yanı sıra ülkemizde sık görülen Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF) hastalığı ve birkaç romatizmal periyodik ateş sendromunun bulguları PFAPA ile karışabilmektedir.

 Tedavide bu noktaya dikkat!

Doç. Dr. Ferhat Demir “Steroid (kortizol) tedavisi atak dönemlerinde sık kullanılıp faydası görülse de steroid uygulamasının istemediğimiz bir yan etkisi, atak aralıklarının kısalmasına neden olmasıdır. Steroid uygulaması sonrası ataklar haftada bire kadar sıklaşabilmektedir. Steroid tedavisi bu açıdan her ay ya da daha sık kullanılmasını önerdiğimiz bir tedavi yöntemi değildir. Bu nedenle, hastalara çocuk romatoloji uzmanı değerlendirmesi ile diğer romatizmal nedenler dışlandıktan sonra, gerekirse atak sıklığını azaltmada yardımcı olabilen ek tedaviler verilebilmektedir. Adeno-tonsillektomi (geniz ve bademcik ameliyatı), hastaların yüzde 85-90’lık kısmında atakların tamamen sonlanmasını sağlayan en etkin tedavi yöntemidir. Bademcik ameliyatına rağmen atak bulguları devam eden ve dirençli seyreden hastalarda daha üst basamak tedavi seçenekleri bulunmaktadır” diyor.

 Sürekli takip gerekli!
PFAPA herhangi bir kalıcı soruna neden olmaz. Büyüme, gelişme geriliği yapmaz ancak havale eşiği düşük olan çocukların yüksek ateşe bağlı ateşli havale geçirmesine neden olabilir. Tanı alan hastaların mutlaka çocuk romatoloji uzmanı takibine de girmesi gerekir. PFAPA hastalığı, temelinde bir romatizmal ateş hastalığı olduğu için, diğer periyodik romatizmal ateş hastalıkları açısından da bu çocukların değerlendirilmeleri mutlaka önerilir.

Erken tanı ve tedavi çok önemli!
Doç. Dr. Ferhat Demir “Hastalığa bağlı yaşadığımız en büyük sıkıntı, hem çocuğun hem de ailenin hayat kalitesinin ciddi anlamda azalmasıdır. Özellikle ayda bir ve daha sık atak geçiren çocuklarda bu daha ön planda gözlenmektedir. Bu nedenle çocukların okul hayatı da kesintilere uğrayabilmektedir. Bu açıdan erken dönemde iyi bir ayırıcı tanı yapılarak, etkin tedavi ile atakların sıklığının ve şiddetinin azaltılması ya da tamamen ortadan kaldırılması asıl amacımız olmalıdır.

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Bebeğiniz kusmasından çok neden kustuğu önemli!

Her zaman bebeklerin kustuğuna şahit olmuşuzdur. Genellikle de mama yerken ya da gaz çıkardıklarında. Hatta normalde hoşumuza gitmeyecek bu görüntü söz konusu bebeklerimiz olduğunda şirin bile olabiliyor. Ancak zaman zaman olsada bu kusmaların altında daha ciddi sebepler yatıyor olabilir. Avrasya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Ersin Sarı bebeklerde kusma ile ilgili bilinmesi gerekenleri anlatıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Her bebek kusar mı?

Yeni doğan bebekler birçok farklı nedene bağlı olarak kusabilir. Özellikle de ilk aylarda yediği şeyleri sık sık çıkarma veya şiddetli kusma ile karşılaşılabilir. Ancak bebeklerdeki kusma faaliyeti biz yetişkinlerden farklı işliyor. Bu durum kimi zaman normal bir süreçken kimi zaman büyük bir tehlikenin habercisi olabiliyor.

Tükürme refleksini kusmayla karıştırmayın

Her ebeveyn bebeklerinin yemek yedikten sonra beyaz renkte kusma belirtisi gösterdiğine şahit olmuştur. Çoğu kişi bu durumu kusma olarak yorumlayabilir ancak bebeğin gösterdiği bu davranış tükürme refleksidir. Yani mukus ve tükürük salgısıyla karışık biraz yiyecekten başkası değildir. Bebeğin bu refleksi göstermesinin sebebi; fazla beslenme, hazımsızlık, yanlış pozisyonda yemek yedirmek, gazını çıkarmadan yatırmak reflü gibi sebepler olabilir. Kusma ile karıştırılmamalıdır.

Bebeğin kusması normal midir?

Her bebek az ya da çok miktarda kusabilir. Bu kusmalar genel olarak ilk aylarda ve beslenmeden hemen sonra gerçekleşir. Bunun ana sebebi ise yeni doğan bebeklerin yemek borusuyla mide arasındaki sfinkterin henüz gelişimini tamamlamamasıdır. Bebek büyüdükçe kusma seviyesi de sıklığı da azalır. Bebeğin kilo almasını ve gelişimini engellememesi durumunda 6 aya kadar görülen kusmalar normal olarak kabul edilir.

Bebeklerde kusmanın nedenleri

En önemli neden virüslerdir. Bunun dışında;

  • Mide sorunları,
  • Soğuk algınlığı,
  • Mide-bağırsak geçişi darlığı,
  • Ağlama krizleri,
  • Besin alerjisi,
  • Şiddetli öksürük.
  • Beslenme sonrası, gazı çıkarılmazsa, sallanırsa ( altını değiştirmek, değiştirmek, hoplatmak )

Ne zaman doktora başvurulmalı?

  • Kusma ile beraber ishal başladıysa,
  • Ateşi yükseldiyse,
  • Halsizlik başladıysa,
  • Cilt renginde solgunluk gözlemleniyorsa,
  • Kusmuğun kokusu keskin, rengi sarı veya turuncu bir renk almışsa mutlaka doktora gidilmelidir.

Bebeğinizin kusmasının sebebi reflü olabilir

Erken doğan bebeklerde daha sık karşılaşılan bir durum olan gastroözofageal reflü, zamanında doğan bebeklerde de görülebilir. Mide ile yemek borusu arasında yer alan kasın zayıflaması, besinlerin mideye değil ağza geri kaçmasına yol açar. Bu durum kusma ile sonuçlanır. Bebeklerde görülen reflü, fizyolojik ve geçici olabileceği gibi kalıcı da olabilir. Ancak kalıcı olan reflü bebeğin kilo almasını engelleyebilir. Bu durumda mutlaka uzman bir doktora başvurulmalıdır.

Eğer bebeğiniz fışkırır gibi kusuyorsa…

Fışkırarak kusmalarda en tipik nedenler; bebeğe çok yemek yedirilmesi,reflü gibi mide problemleri, bebeğin anne karnında amniyos sıvısını fazladan yutması, süt alerjisi, doğumsal metabolik hastalıklar veya pilorstenozuolarak adlandırılan bir tıkanma problemidir. Pilorstenozu, mide ile on iki parmak bağırsağı arasındaki darlık sebebiyle meydana gelir ve bebeklerde ağızdan ve burundan fışkırarak kusmaya yol açabilir. En doğru teşhis için mutlaka uzman bir doktora götürülmelidir. Doğru teşhis edilip tedavi edilmediğinde bebeklerde ciddi kilo kayıplarına sebep olabileceği gibi büyüme ve gelişimini de olumsuz etkileyebilir.

Kusan bebek için ne yapılmalı?

  • Bebek yatar pozisyonda yemek yedirilmemelidir.
  • Çok yemesi için zorlanmamalıdır.
  • Bebek emzirdikten hemen sonra yatırılmamalıdır.
  • Aynı şekilde hemen sallanmamalıdır.
  • Çok fazla kusuyor diye katı gıdalara yüklenilmemelidir.

Çocukları influenzadan korumanın 10 kuralı!

Çocukları influenzadan korumanın 10 kuralı!

Okullarda yarıyıl tatili sona erip milyonlarca öğrenci için ders zilinin çalmasıyla kalabalık ortamlarda geçirilen süre artacağından enfeksiyonlara karşı çok daha dikkatli olmak gerekiyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare “Bir yandan havaların iyice soğuması, diğer yandan Covid-19’un çok yüksek bulaş özelliğine sahip varyantı Omicron ve hızla yaygınlaşan influenza (grip) virüsü özellikle okul çağındaki çocuklarda riski artırıyor. Bu nedenle güvenlik önlemleri çocuklara anlatılmalı, okulda gerek maske ve mesafe gerekse hijyen kurallarına dikkat etmeleri sağlanmalı” diyor. Dr. Mehmet Kesikminare, anne babaların da çocuklarında bazı şikayetleri göz ardı etmemeleri gerektiğini belirterek, özellikle ınfluenzanın çocuklardaki belirtilerinin yetişkinlerden farklı seyredebildiğini söylüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, influenzanın çocuklarda yetişkinlerden farklı olarak baş gösterebilen ilk 3 belirtisini anlattı, alınabilecek önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Covid-19 pandemisinin gölgesinde geçirdiğimiz kış mevsiminde bir yandan da kışın önde gelen hastalığı grip (influenza) hızla yayılıyor. Okullarda ikinci eğitim öğretim dönemiyle birlikte kalabalık ortamlarda geçirilecek sürenin artması konusunda anne babaları uyaran Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, son derece bulaşıcı bir solunum yolu hastalığı olan ve üç alt türü bulunan influenzanın özellikle A ve B tipinin hastalığa neden olduğunu belirterek “Domuz gribi olarak da adlandırılan İnfluenza A virüsünün sebep olduğu grip toplumda genellikle daha ağır seyreder ve bütün toplumu hatta ülkeleri etkileyebilir. İnfluenza B, daha çok çocuklarda etkili olur ve neden olduğu grip daha hafif bulgularla seyretme eğlimindedir. İnfluenza virüsleri hasta kişilerden diğer kişilere kolaylıkla bulaşabilmekte, insanların kapalı alanlarda daha çok vakit geçirdikleri kış aylarında hastalık en yoğun dönemine ulaşmaktadır. Bu nedenle çocukları korunma kuralları konusunda bilgilendirmek çok önemlidir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Mehmet Kesikminare

Sadece solunumla değil, dokunmayla da bulaşıyor!

İnfluenza A yani domuz gribinin genellikle konuşma, öksürme ve hapşırma sırasında saçılan ve virüs içeren damlacıklar aracılığıyla bulaştığını belirten Dr. Mehmet Kesikminare “Hasta kişiye 1 metre ve daha yakın olan kişilerin ağız, burun ve göz mukozalarına bu damlacıklar bulaşırken, aynı zamanda virüs içeren damlacık ile kirlenmiş yüzeylere, araç ve gereçlere kişilerin elleri ile dokunması ve sonrasında ellerini ağız, burun veya gözlerine götürmeleri ile de bulaşabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Hem influenza enfeksiyonlarında hem de Covid-19 enfeksiyonlarında genel ve sık görülebilen belirtilerin; yüksek ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ve eklem ağrısı, baş ağrısı, sırt ağrısı, burun akıntısı, boğaz ağrısı, öksürük ve solunum sıkıntısı olduğunu belirten Dr. Mehmet Kesikminare şöyle konuşuyor: “Her iki enfeskiyonda da şikayetler birbirine benzediği için, kesin tanı koymak, mikrobiyolojik yöntemler (PCR, kültür vs) kullanılarak etkenlerin saptanması ile mümkündür. Hastalık ilerleyerek bronşit ya da zatürreye yol açabileceği için, şikayetin hafif olduğu durumlarda bile altında yatan nedeni zaman kaybetmeden öğrenmek önemlidir.”

İnfluenzanın belirtilerine dikkat!

Influenzada belirtiler 1-3 günlük kuluçka yani bekleme döneminden sonra aniden başlarken, sık görülen belirtiler arasında; yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, öksürük, kas ağrıları, baş ağrısı, üşüme hissi ve titreme, iştahsızlık, gözlerde kızarıklık ve çapaklanmanın geldiğini belirten Dr. Mehmet Kesikminare “Bunların yanında vücutta yorgunluk ve bitkinlik hissi ile nadiren de kusma ve ishal bu belirtilere eşlik edebiliyor. edebilir. Zatürre dediğimiz akciğer enfeksiyonu uygun tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir, kalıcı hasarlara neden olabilir. Bunun dışında özellikle astım hastalığı olan küçük çocuklarda İnfluenza A virüsü ileri düzey solunum yetmezliğine yol açarak yine hastalığın ölümle sonuçlanmasına sebep olabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuklarda ilk sinyaller farklı olabiliyor!

Gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde hastalık yapan influenza mikropları aynı olsa da, çocuklarda bağışıklık sisteminin zayıf olması, enfeksiyonlara yatkınlığın fazla olması nedeniyle şikayetler daha ağır seyredebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, influenzanın çocuklarda yetişkinlerden farklı sinyallerle kendini gösterebildiğini vurgulayarak, ihmal edilmemesi gereken bu sinyalleri şöyle sıralıyor:

  • İshal,
  • Kusma,
  • Gözlerde kızarıklık, sulanma veya kaşıntı

Dr. Mehmet Kesikminare, bu şikayetlerden 1-3 gün sonra da 38,5 derece üzerinde ateş ve öksürük gibi klasik grip bulguları olarak adlandırılan belirtilerin ortaya çıkabildiğini söylüyor.

İnfluenza’dan korunmanın 10 kuralı!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kesikminare, influenzadan korunmak için önerilen yöntemlerin başında aşının geldiğini belirterek “Grip aşısı 6 aydan büyük bütün çocuklara, özellikle astım ve kronik akciğer rahatsızlıkları olan çocuklara yapılmalıdır. Bunun dışında bağışıklık sistemi zayıf, sık hastalanan, kalp, böbrek, karaciğer gibi kronik organ hastalıkları olan çocukların aşılanması özellikle önemlidir. Grip aşısı 6 aylıktan küçük çocuklara, hamileliğinin ilk 3 ayının içinde bulunanlara ve ciddi yumurta alerjisi ya da aşı içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı ciddi alerji öyküsü olanlara, daha önce herhangi bir mevsimsel influenza aşısı ile ciddi (hayatı tehdit eden) alerji öyküsü olanlara uygulanmamalıdır” diyor. Dr. Mehmet Kesikminare, influenzaya karşı çocuklarda alınması gereken önlemleri şöyle anlatıyor;

  • Okulda hijyen kurallarına uymak,
  • Mutlaka maske takmak,
  • Maskeyi öksürük veya hapşırıkla nemlendiğinde ya da yağmurda ıslandığında mutlaka hemen değiştirmek,
  • Maskeyi çıkarırken lastiklerinden tutmak ve hemen çöpe attıktan sonra elleri sabunla yıkamak ya da dezenfektan kullanmak,
  • Yemeklerden önce mutlaka elleri yıkamak,
  • Elleri gün içerisinde yüze, gözlere ve ağıza ve buruna sürmemek,
  • Sosyal mesafeye dikkat etmek, arkadaşlarına sarılmamak,
  • Abur- cubur atıştırmalıklardan ve fast-food yiyeceklerden uzak durmak,
  • Sağlıklı beslenmek, ev yemekleri yemek, gerekirse hekim önerisiyle vitamin desteği almak,
  • Aşı olması için şartları uygun ise mutlaka grip aşısını her yıl yaptırmak.

Ateşini hızla düşürmeye çalışmayın!

Ateşini hızla düşürmeye çalışmayın!

Kış aylarında özellikle viral enfeksiyonlar sıkça kapımızı çalıyor. Enfeksiyonların en yaygın görülen ve ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına yol açan belirtilerinden biri, ‘yüksek ateş’ oluyor. Son haftalarda, çocuk acil polikliniklerine yüksek ateş nedeniyle başvuruda ciddi bir artış var. Bunun nedeni ise yüksek ateşin Covid-19’un da yaygın belirtilerinden biri olması. Ancak her ateş Covid-19 enfeksiyonundan kaynaklanmıyor ve çoğu viral enfeksiyonda olduğu gibi bu hastalık ateş olmadan da seyredebiliyor. Ebeveynlerin yüksek ateşte kaygılandıkları bir başka önemli nokta da, çocuklarının havale geçireceğini ve bunun sonucunda beyninde kalıcı hasar oluşacağını düşünmeleri. Oysa yaygın inanışın aksine, 6 ay-5 yaş arasındaki çocukların ancak yüzde 4’ünde ateşli durumlarda havale gelişiyor. Gerek yüksek ateş, gerekse eşlik eden menenjit ve ensefalit gibi ağır bir enfeksiyon varlığı olmadan görülen basit ateşli havale, beyinde kalıcı hasar bırakmıyor.

Çocuklarda oldukça sık rastlanan yüksek ateş, vücut sıcaklığının 38,5 derece üstü olarak ölçülmesi şeklinde tanımlanıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, çocuğun genel durumunun ateşin derecesinden daha önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ateş bir hastalık değildir, vücudun doğal ve faydalı bir yanıtıdır. Ayrıca ateşin yüksekliği ile hastalığın ciddiyeti arasında her zaman bir bağlantı olmuyor. Ancak eğer çocuğunuz çok huzursuzsa veya dalgınsa, bu sorunlarına kusma, ishal ve baş ağrısı gibi başka sorunlar eşlik ediyorsa ve en önemlisi ateşle birlikte ciltte döküntü varsa, hemen doktora başvurmalısınız. Çünkü bu tablo ciddi bir hastalığın belirtisi olabiliyor. Çocuğunuz bir yaşın altındaysa, özellikle de 3 ayın altında ise ateş durumunda hemen doktora başvurmanız gerekiyor” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 5 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Sibel Aka

Yanlış: Kalın giydirmek ve sıcak ortamda tutmak

Doğrusu: Ateşin hızlı yükseldiği durumlarda titreme ve üşüme sorunları gelişebiliyor. Çocuğun özellikle el ve ayakları soğuk olabiliyor. Üşür kaygısıyla çocuğunuzu sıcak ortamda tutmayın, kalın giydirmeyin. Çünkü sıcak, vücut ısısının daha fazla yükselmesine yol açıyor. Oda ısısı ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı. Dolayısıyla oda ısısını 22-24 derecelerde tutmaya dikkat edin. Ayrıca kalın kıyafetler yerine bol ve ince kıyafetler giydirmeye özen gösterin.

Yanlış: Soğuk suya sokmak veya soğuk uygulama yapmak

Doğrusu: Soğuk su vücut sıcaklığının tekrar hızla yükselmesine neden oluyor ve çocuğu huzursuz ediyor. Çocuğunuzun ateşi yükseldiğinde ılık suyla banyo yaptırabilir veya ılık pansuman uygulayabilirsiniz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Yanlış: Ateşi hızla normale döndürmeye çabalamak

Doğrusu: Ateş düşürücü kullanımındaki amaç, çocuğun ateşten doğan huzursuzluğunu gidermek. Eğer çocuğunuzun bilinen bir kronik hastalığı veya öncesinde ateşli havale geçirme öyküsü yoksa, 38-38,5 dereceye kadar olan ateşte ilaç vermeden bekleyebilirsiniz. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sibel Aka, ateş düşürücü ilaçlara mutlaka uygun dozlarda ve uygun aralıklarla başvurulması gerektiğini belirterek, “Çocuğun ateşini hızla normale döndürmek için gereğinden fazla ateş düşürücü ilaçlara başvurmayın. Aksi halde aşırı doz kullanımına bağlı istenmeyen hipotermi ile mide irritasyonu gibi yan etkiler ve ilaç zehirlenmeleri gelişebiliyor” diyor.    

 Yanlış: Gelişigüzel antibiyotiğe başlamak

Doğrusu: Çocukluk çağında yüksek ateş en sık enfeksiyon hastalıkları nedeniyle gelişiyor. Doç. Dr. Sibel Aka, bu enfeksiyonların çoğunun virüs kaynaklığı olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bakteri enfeksiyonları daha az görülüyor ve bu ayırımın doktor tarafından yapılması gerekiyor. Antibiyotikler sadece bakteri enfeksiyonlarında fayda sağlıyor, virüs enfeksiyonlarında ise yararlı olmuyor. Dolayısıyla çocuklarda ateş saptandığında hemen antibiyotiğe başlamak son derece yanlış bir uygulama. Çünkü gereksiz yere kullanılan antibiyotikler yararsız olduğu gibi, istenmeyen alerjik reaksiyon, kusma, ishal, mantar enfeksiyonları gibi ciddi yan etkilerin ve antibiyotik direncinin gelişmesine neden olabiliyor.”

Yanlış: Ateşli çocuğu beslemeye çalışmak

Doğrusu: Çocuğunuzun ateşi yükseldiğinde mümkün olduğunca sıvı gıdalarla beslemeli, eğer emzirme dönemindeyse sık sık emzirmeye devam etmelisiniz. Ayrıca bol bol su içirmeye dikkat edin ve yemek yedirmek için zorlamayın.