Yazılar

Bahar ile yenilenen hayat…

Bahar ile yenilenen hayat…

Mart… Bu ayın büyük özellikleri vardır. En başta ilkbahar müjdecisidir. Kış, bahar mevsimleri gibi hem soğuk hem ılık hatta hem sıcaktır. Eğlence, yeme içme sektöründe yaz sezonu için yeni kararlar alınır, yeni mekanlar seçilir, ya da eskiler yenilenir… Kısacası tam bahar ayıdır. Ben de bunları yaşıyorum. Gelen minik teklifleri değerlendiriyorum. Tercihler yaparken fazla pozitif olduğumdan dostluklarımı ön planda tutuyorum tabii ki.

Gelgelelim geçtiğimiz Şubat ayına.

Eğlence sektöründe olduğum içindir belki gece hayatını pek kovalamam.  Bu ay içinde epey coştum. Daha doğrusu coşturuldum bol bol gezdim. Ve de arada pozitif te oldum. Korona da atlattım. Neyse ki şükürler olsun çabuk ve kolay geçti.

Gelelim ‘İstanbul by night’ lara

İstanbul’un en iyi susshi ve Uzakdoğu restoranlarından biri boğazdaki Mandarin otelde bulunan Novikon’u şiddetle tavsiye ederim. Servis, lezzet ve manzara mükemmel. Tabii ki Bebek oteldeki Dragon Restoranı’da anmadan geçemem.

Kıbrıs’ta Ebru Gündeş performansı

Bu arada sazlı sözlü geceleri de anmak isterim. Kıbrıs’ta Özcan Deniz ve Niran Ünsal sahne aldığı muhteşem geceye katıldım. Öğle eğlendik ki gece uzun oldu. Konseri dinelemeyen gelen Fatih Ürek’te ısrarlar üzerine sahneye çıkıp geceye renk kattı. Ertesi günde Ebru Gündeş’i dinleme şansı buldum. Gündeş her zamanki formunda ve performansı ile mekanın kraliçesi olduğunu gösterdi.

Seyhan Sapmaz, Arzu Aslan, Türkan Şerbetçi

Cahide doludizgin devam ediyor

İki sezon işletmesinde yer aldığım Cahide Palazzo her zamanki gibi tıklım tıklımdı. Sevgili dostlarım Seyhan Sapmaz, Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın eşi Arzu Aslan ve mekanın sahibesi Türkan Şerbetçi ile aynı masada Sibel Can’ı dinledik. Sibel’in sahne aldığı anda sevgili Arzu Aslan Livingroom günlerimizi andık. Bana Sibel’i ilk sahneye çıkardığım günleri hatırlattı. Sibel’in hala aynı aşkla sahnede olması beni çok mutlu etti.

Sibel Can’ın Televizyon programı ile tanıma şansı bulduğu tiyatrocu Uğur Aslan’ı tüm arkadaşlara anlatmış ve tavsiye etmiştim. Hatta Cahide’nin işletmecilerinden Barış Demirtaş kardeşime de tavsiye ettim. Haftaya da bizde çıkıyor deyince Barış’tan hemen bir masa istedim.  Bu şov kaçmazdı. Süper bir gece oldu.

Serdar Ortaç, Besim Kazado

Hülya’ya niyet Seren’e kısmet…

İlk Hülya Avşar’ın sahnesi ile duyduğum Yeni Gazinoya gitmek Seren Serengil’in sahnesinde oldu. Gece hayatının renklenmesi ve rekabetin olması kaliteyi de getirmiş. Mekanlar hınca hınç dolu. Demek ki güzel şeyler yapınca başarıda kazançta peşinen geliyor. Yeni Gazinoyu alkışlıyorum.  Sahneye ilk Serdar Ortaç çıktı. Sahnede zor duruyordu. Hastalıktan mı? Alkolden mi? anlayamadım. Seni seviyorum Serdar biraz dikkat et kendine…

Çocukluğunu bildiğim Seren Serengil, 15 yıl aradan sonra tekrar sahnede. Seren’i sahnede görünce onun kadar heyecanlandım. Sahne terbiyesi, kıyafeti, repertuarı ile tam bir assolistti. Canım kızım alkışlıyorum seni.

Besim Kazado, Kenan İmirzalıoğlu

Kenan İmirzalıoğlu hayranı…

Kos adasında çok sevdiğim saydığım bir iş adamı arkadaşım var. Yunan televizyonları yerine Türk Televizyonları seyreden ve beş defa Ezel dizini seyredecek kadar Kenan İmirzalıoğlu hayranı… İstanbul’a gelince hemen onu uçaktan alıp Kenan İmirzalıoğlu’nun yanına götürdüm. Program çekimi arasında tanıştırma şansı buldum. Kenan’ın İngilizcesine hayran kaldım. Her şeyi ile dört dörtlük bir sanatçı ve insan…

Thierry Mugler Müzesi açıldı

Thierry Mugler Müzesi Son haberi vermeden yazımı bitirmeyim.  En ünlü ve en değişik tarzda çalışan modacıların dan Thierry Mugler’in Paris’te müzesi kapılarını açmış. Ziyaret etmek için tanıdığım birçok kişi Paris’e akın etmiş. Le musee Des Arts Decorations Accueille adı ile açılan müzede daha önce yapılan defilelerin video gösterileri dev ekranlarda yayınlanırken ünlü kişilerin daha önce giydiği kıyafetler sergileniyor… Müze 24 Nisan 2022 tarihine kadar ziyaret edilebilecek. Bilginiz olsun…

Size muhteşem bir bahar diliyorum…

Şubat ayı çocukluğumdan beri beklediğim neşelendiğim bir aydır

Şubat ayı çocukluğumdan beri beklediğim neşelendiğim bir aydır

Neden mi? Başta sömestr tatili ve çoğu yılım en güzel karın yağdığı aydır. Çocukluğumda bu günlerde bol bol VHS kaset alıp bol bol filim seyrederdik. Şimdi tek farkla Netflix izliyorum. Hele geçen hafta malum zamanın en sükseli hastalığına yakalandığımdan bol bol seyir zamanım oldu. Bol bol da dinlendim, bol bol da karın yağışını izledim.

Bu kendi kendime yarattığım romantik anlarda içimden geçen ay yaşadığım güzellikler ve bunları sizinle paylaşmak geldi.

Seyhan Sapmaz

Seyhan Sapmaz, Besim Kazado

New York’ta Andrea Bocelli dinleme şansı!

Geçtiğimiz günlerde canım dostum Seyhan Sapmaz ile konuşurken ünlü Andrea Bocelli’yi çok sevdiğimi ve de her yıl Christmas dönemi New York’ta Madison Square Garden’da dinlediğimin esprisini yaptım. Ne bileyim ki iki gün sonra arkadaşım Seyhan, “Hazırlan, bu yıl da aynı tarihte aynı sanatçıyı aynı yerde izleyeceksin” diyeceğini. Ve hayallerinin peşinden koş Besim dedim ve muhteşem bir New York seyahatine imza attık.

Şehrin en klasik ve şık otellerinden biri Lotte Palace’ta kaldık.  Geçen senelere nazaran caddelerin süslemeleri çok azdı ama kalabalıktı.

İlk gece kendimi özlediğim Bergdof Goodman ve otelimizin hemen yanı başındaki Saks Fifth Av. Vitrinlerinde ve yanına geçemediğiniz ünlü Christmas ağacını görmeğe gittim. Buralara geç saatte gidince kalabalık dağıldığı için daha rahat izleyebiliyorsunuz.  Hemen yakında uzun yıllar oturduğum apartmanında gittim, doormen sohbetine…

Uğur Korkmaz

Besim Kazado, Uğur Korkmaz

Sabahına NY’un son gözdelerinden HudsonYards’a geçtik. Tabii yine sevilen ünlü mimar Thomas Heatherwick ve studiosunun mimarları ile tasarladığı The Vessel’i ziyaret ettik. Ardından Hudson Yards’ ın Mall’une geçtik ki bu kez mağaza ziyaretlerinin dışında 100. Kattaki EDGE’e çıktık. Sağ olsun grup yöneticimiz Gülseren olmasaydı pek böyle bir niyetimiz olmazdı. Taa 100 küsürüncü katın göbeğinde en alt katı gören camın üzerine de kimse oturtamazdı beni ondan başka…

100. Katta cam üzerinde biraz heyecanlı oluyor

Muhteşem diyebileceğim grubumuz başta NY’lu Şule Haskell’in yaptığı rezervasyonlarla her gece İtalyan, Uzakdoğu restoranlarının en iyilerinde güzel anlar geçirdik. Size favorilerim isimlerini vereyim. Le Bilboquet (Fransız), Avra (Yunan balık), Avena, Hutong ( Uzak doğu), Dumbo, Quality Mest (ızgara et üzerine) hepsi birbirinden başarılı…

New York

Gelelim NY seyahatinin mana ve ehemmiyetine… Andrea Bocelli konserine. Yaşamım boyunca New York, Floransa, Las Vegas vs. sanatçının 25 ten fazla konserine gittim. Hepsinden mutluluk gözyaşları ile ayrıldım. Ama bu konser bambaşkaydı. Sadece ben ve tüm izleyiciler için değil, kendi için de… Duyduğum kadarı ile ilk kez kızı ve oğlu ile aynı sahneyi paylaşmıştı. Kızı Virginia Bocelli ile okudukları Hallelujah, oğlu Matteo Bocelli ile paylaştığı ‘fall on me’… süper gecenin imzalarıydı… Size geceyi gözyaşları arasında izlediğimi ama sağıma soluma bakınca herkesin benim durumumda olduğunu söylemek istedim. Başta dostum Seyhan…

Fendi

Son gecemizi Soho House’un Brooklyn’deki  Dumbo ile noktaladık. Oraların en kibar, en yakışıklı ve en çalışkan gençlerimizden Uğurcum (Korkmaz) en sevdiğim mekana davet etti bizi ve harika bir final yaptık. Bu arada Gülseren ve Ferda ve eşleri ile Diners Brooklyn’de yaptığımız hakiki NY brunch’ da es geçemeyeceğim.

Neslihan Yargıcı

Besim Kazado, Neslihan Yargıcı

Harika bir seyahatten sonra kendimi 2. Selanik tripinde buluverdim.

Bir ay öncede Selanik’te olduğum için yabancılık hissetmedim. Selanik gezisi canlı müzik ve gece 12 yasağı biraz tatsızlaştırdı. Gerçi ben gece hayatı, o gümbür gümbür müzikleri hiç sevmem ama Yunanistan’da bir Anna Visi’yi de duymak isterim. Bizde sessiz yemeklere attık kendimizi. Tabii ki çocukluk arkadaşım çok şeyleri paylaştığım arkadaşım can arkadaşım Neslihan Yargıcı ile şahane günler geçirdik. Yedikule zindanlarında bile Selanik’in en tepe noktası yürüdük. Günde 6-7 kez İzmir kordonunu çok anımsatan kordonu arşınladık, harika yemekler yedik, hele her şeyden sonra eve gelip her gece birbirini arayan çaylar, kukiler partimiz bol sohbetlerimiz…

lefter

Bu arada benim en sevdiğim otellerden The Exelsior’un altındaki Clochard Restoran’a davet edildik, İstanbul’dan bir arkadaşımızın talimatıyla… Şahane bir yemek yerken bize servis yapan arkadaş adını söyledi. Şaşırdım… İsmi hayatımda ilk duyduğum Yunan ismi idi. Fener Bahçeli’li Lefter….Ayni ismi söyleyince çocukluğum geliverdi aklıma.

Neslihan’ın önemli bir Selanik ailesini baş üyesi arkadaşının evindeki iki öğlen yemeğini unutamam. Ev yaşanmış bir müze. Taşbebeklerden, eski fotoğraf makineleri, resim koleksiyonlarına kadar saatlerce önünden ayrılmayacağınız sanat eserlerine kadar her şey ve harika bir yemek… Başta müzik çok şeyin tahditli olduğu yılbaşı gecesinde bile havai fişeklerden deniz kenarı yürümeleri ne, dükkan ziyaretlerine kadar her şeyi kendimize harika duygularla geçirdiğimiz nefis bir yılbaşı yaşadık Neslimle. İnsan isterse tenekeyi bile altın yapar. Yeter ki istesin. Bu Pollyannacılık değil inanın. Madem en sevdiğimiz kişi kendimiz, onu yani kendimizi mutlu edelim ki çevremiz de mutlu olsun… Seviyorum sizinle paylaşmayı. Güzelliklerle kalın.