Yazılar

Farklı bir yorum ile Atatürk Heykeli

Turizm ve Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivali kapsamında Seçkin Pirim tarafından tasarlanan dev Atatürk Heykeli İzmir’de.

ASAŞSANAT’ın desteğiyle hayata geçirilen içinde sanatçı Seçkin Pirim’in Atatürk Heykeli’nin de yer aldığı 4 özel eser 26 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nda sergilenecek.

ASAŞSANAT atölyesinde üretilen dört eser, 26 Ekim – 3 Kasım tarihleri arasında İzmir Kültür Sanat Fabrikası’nda (Tarihi Alsancak Tekel Fabrikası) sanatseverlerle buluşacak. Sergilenen eserler arasında ASAŞ’ın Cumhuriyet’in 100. yılı anısına sanatçı Seçkin Pirim tarafından tasarlanan dev Atatürk heykeli de yer alıyor.

Andrea Bocelli Vakfı’na anlamlı destek

Andrea Bocelli Vakfı’na anlamlı destek

Dünyaca ünlü sanatçı heykeltıraş Seçkin Pirim, eserini Andrea Bocelli Vakfı bağışladı.

Dünyanın en ünlü Tenöru Andrea Bocelli, kendisinin kurmuş olduğu sosyal destek vakfı Andrea Bocelli Foundation aracılığı ile birbirinden farklı projeler üzerine çalışmalarını yıllardır sürdürüyor. Konser gelirlerinin büyük bir bölümünü kurduğu vakfa aktaran İtalyan tenör, hayırseverliği ile de milyonlarca kalbe dokunmayı başarıyor. Vakıf geçtiğimiz yıllarda Anatoli markasının kurucusu ve kreatif direktörü Beyhan N.Bağış’ı “Türkiye ve Çek Cumhuriyeti İyi Niyet Elçisi” ilan etmişti.

Geçtiğimiz günlerde, Beyhan Bağış aracılığı ile dünyaca ünlü sanatçılarımızdan heykeltıraş Seçkin Pirim Andrea Bocelli Vakfı yararına Sotheby’s açık artırmasında muhteşem bir eseri ile yer aldı.

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Eserleri global boyutta büyük beğeni toplayan, tutkulu ve disiplinli tarzını yansıttığı işlerle dünya çapında hayranlık uyandıran ünlü Türk sanatçımız sevgili Seçkin Pirim; Pause Derginin bu ayki kapak konuğu oldu. Değerli Seçkin Pirim ile  “sanat benim hayatım” dediği yaşam öyküsünden, o her yerde konuşulan ve dünyada bir ilk olan ünlü moda dünya markası ile yaptığı, o hepimizin onur duyduğu işbirliğine, ülkemizdeki galerilerin durumundan, sanat piyasasına ve hatta özel hayatına kadar keyifle okuyacağınız sıcacık bir söyleşi hazırladık…  Keyifle okumalar dileriz.

Seçkin Pirim

Sanat sizin için nedir ve başlangıç hikâyeniz de şimdi düşündüğünüzde en ilginç olan,  çarpıcı olan ne?

Bütün hayatımdır… Bütün hayatım sanat… Hakikaten bir hayatım var bir yerinde de işte sanatla uğraşıyorum gibi bir şey değil bu; benim hayatımda sanat var bir kısmında da tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplinle yaşadığım bir hayattır..

Biraz da kader gibi dediniz, neden?

Yani düşününce; Kuzguncuk’ta olmak, orada o sanatçılarla daha okul çağından bile evvel o yaşta tanışmak, onların beni atölyeye almaları, her yaz bir yerde beni yetiştirmeleri hepsi planlı bir kurgunun gelişen parçaları gibi… Ondan sonra lise çağına gelmeden şansıma bakın ki Türkiye’de; “Güzel Sanatlar Lisesi” diye bir okul açıldı. Kurucularının çoğu da bizim atölyelerde çalışan sanatçılardı. Dediler ki; böyle bir lise açıldı, sen gitmek ister misin? Hiç istemez olur muyum? Hem de bayıla, bayıla… Düşünsenize liseye gidiyorsunuz, bir de yatılı… Çoğunlukla resim yapacaksınız dediler. Üff olaya bakar mısınız? Ondan sonra güzel sanatlar lisesi yetenek sınavına girdim. Kazandım. O zaman ah ne tatlı yaşanmışlıklar bunlar bir bilseniz… Bütün kuzguncuk beni sınava hazırlıyor. Desen çalıştırıyorlar, koşturuyorlar… Büyük şansa bakar mısınız?  Sınava girerken tabii bütün kuzguncuk ahalisi de benimle geldi. Dışarıda beklediler, çıkışta nasıl geçti, nasıl geçti diye sordular. Kazandım. Dört sene güzel sanatlar lisesinde resim okudum. Ama en başından hayalim ve tek isteğim sadece heykeltraş olmaktı.

Aslında hayat beni kendi akışı ile aldı ve buraya getirdi gibi oldu ama gerçekten sanat dışında severek yapacak başka hiç bir şeyi yoktu benim için… Akış var ama tabii ama size geleni nasıl kullandığınız önemli.

Seçkin Pirim

Yaşadığımız çağ hiç olmadığı kadar değişim dönüşüm çağı oldu. İçinde bulunduğumuz döneme baktığınızda anlamca birbirine uzak olan  “sanat ve teknoloji” yakınlaştı mı, bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında geçmiş sanat tarihine bakarsak; teknoloji ile sanat çok ayrı dünyalara ait gibi görünüyor olsa bile, aslında çok paralel ilerliyor. Yani şöyle; bana göre fotoğraf makinenin icadıyla sanat tarihi başladı. Çünkü kralın bir portresi yapılacak ise bir tane ressam geliyordu, çalışıyordu. Fotoğraf gibi yapıyor. Asılıyor bitiyordu. Sonra fotoğraf makinesi bulundu, ressamın bir ayda yaptığını bir saniyede yapıyor ve daha gerçekçi… İşte o zaman, o resmi yapan adam bence şu soruyu kendisine sordu ve dedi ki; ben acaba bu fotoğraf makinesinin yapamadığı neyi resmedebilirim diye düşündü. Belki o zaman rüyalarını resmetmeye başladı. Çünkü fotoğraf makinesi rüyaları çekemezdi. Bence sanat ve teknolojinin paralel ilerlemesi böyle başladı… İzimler, sürrealizmler gibi…  Bu arada teknolojik yeniliklerin hiç biri sanatçılar için icat edilmiş bir şeyler değil ama sanatçılar mutlaka bunları kullanma arzusu içine giriyorlar.

 Siz kullanıyor musunuz? 

Lazer makinesi kullanıyorum. Kâğıtları kesiyorum ama lazer makinası aslında tekstilde kalıp çıkarmak için üretilmiş bir makina… Ben onu satın aldığımda, satan adam bana sordu “ abi sen bunu ne yapacaksın tekstilci misin diye sordu” …  “ Yok tekstilci değilim heykeltraşım dedim. Sen ne yapacaksın bu makina senin işine yaramaz ki dedi. İşte yapıyorum bir şeyler kesip biçeceğim” dedim. Ondan sonra bir sene sonra filan tamire veya makinanın bakımı için geldiğinde bu işleri gördü. Sordu; “abi sen bu işleri nerede yapıyorsun” diye… İşte senin makinada deyince şok oldu. Abi bu işleri bizim makine bu işi mi yapıyor yaa?? ” dedi..  Şimdi sanatçı onu alıp hakikaten kendisi için işe yarar bir şekilde kullanıyor. Ben bu tekstil makinesini bir resimde kullandığım bir fırça ya da boya gibi medyum olarak bir malzeme gibi kullanıyorum. Teknoloji zaman verimini artırıyorsa Bunu reddetmenin de iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla sanat ve teknoloji çok doğru orantılı ilerlediğini düşünüyorum. Tam tersi hakikaten sana gelen şeyi kabullenip kendi sanatını belki de bir adım ileriye öne taşımak için nasıl kullanabilirsin, nasıl bir yarar çevirebilirsin düşüncesi benim hoşuma gidiyor açıkçası teknoloji ile birlikte…

Seçkin Pirim

Heykellerinizde renkleri seçerken nasıl bir düşünce ile hareket ediyorsunuz?

Bu durum da benim hayatım ve bütün heykellerim de olduğu gibi kendi akışı ile oluyor. Hiçbir şeyi bir şey olsun diye yapmıyorum. Ya da etrafta sanatla ilgili bir moda var ben de yapayım diye de yapmadım.  Aynı bu heykeltraş olma sürecim gibi kendiliğinden aktı bütün yaptığım işler..   Bir ara renk kullandım. Sonra renk kalmadı ama materyal değiştirmeye başladım. O Louis Vuitton işimden sonra mermer hoşuma gitmeye başladı. Orası da mermer bir işti…

Büyük büyük eserler çalışıyorsunuz zaman zaman bunlar da akıştan mı?

Şimdi kuracağım cümle insanı irite edecek bir cümle gibi geliyor sipariş işler ama metni öyle değil. Onlar dış mekânda yapılan işler ve siparişlerden kastım şu; bir mekân var, siz de bir heykeliniz olsun istiyorsunuz o kadar… Genelde sipariş denildiğinde duyanlar şunu anlayabiliyorlar; işte bize kırmızı bir iş yapın, şurasını şöyle yapılsın filan kesinlikle öyle değil…  Sergilerde iki metrelik işler yapabiliyorum ama daha büyüklerini sergiler için kurgulamak hiç kolay değil. O yüzden bu anlamdaki siparişleri çok seviyorum. Çünkü hayatınızda bir imkân oluyor. En son bu Maldivler’ de ki iş; 45 metrelik bir çalışma…  Ben ne zaman herhangi bir sergide; kırk beş metrekarelik bir heykel yapabilirim ki… O yüzden böyle projeler beni çok heyecanlandırıyor…

Seçkin Pirim

Sanat ve Moda iş birliği? Louis Vuitton bildiğim kadarıyla ilk kez böyle bir çalışma yaptı. Bu iş birliği nasıl gelişti?

İstanbul’da bir mağaza açmaya karar verdikleri zaman bunu bir sanatçı ile tasarlamak istemişler… Karar onların… Dünya’da böyle çalışmalar yapıyorlar ama mağaza içinde ufak tefek çalışmalar ama “binayı teslim ettikleri” bir işbirliği onların da ilk defa yaptıkları bir çalışma. Bu kararı verdikten sonra; Louis Vuitton’un dâhil olduğu LVMH grubu bu işbirliği ile ilgili hangi sanatçı ile çalışabileceklerini incelemişler. On sanatçı seçmişler ve içlerinde benim ismim de var. İşlerimi çok beğenmişler ve normalde önerilen isimlerden örnek çalışma istenir. Aralarından beğendikleri varsa seçerler fakat hiçbir seçim süreci olmadan direkt benimle çalışmak istediler. Normalde düşüme, planlama ve inşaat haline getirmek bir yıl sürdü… Zoomdan her hafta toplantılar yaptık. O disiplin, o vizyon, o açıklık bayağı güzel bir süreç oldu. Ne yazık ki; biz de böyle değil yani kapalıyız.

Kapalıyız derken biraz açar mısınız?

Örneğin bizde bir sanatçıya bir iş bırakıyorlar ya da bir mimarla çalışmaya karar veriyorlar. Sonra mimardan daha çok işi verenler; orasını böyle yapalım, şurasını şöyle yapalım derler. O zaman niye mimar tutuyorsun ama bir dünya markası olan Louis Vuitton  da öyle değil.. Ben mermer istiyorum. Şımarıklık yapıyorsun değil mi?.. Onlar için o kadar büyük bir bütçe ki; mermerden iş yapılması ama onlar sanatçı ne istiyorsa kabul ediyoruz diyorlar.  Sonra binada teknik olarak mühendisler tarafından çözülmesi gereken bir sorun var. Mühendisler çözmeye çalışıyorlar ama olmuyor.. Ben de tasarımın bir yerini bir parça değiştirerek çözebiliyorum. Yardımcı olmak ve sorunu çözmek için düşüncemi önermek istedim.  Toplantıya katıldık CEO da bulunuyor görüşmelerde… Sırası gelip, konu açılınca ben sorunu çözebileceğimi belirttim. CEO “nasıl çözülecek?” dedi. Tasarımı birazcık değiştirebilirim dedim. CEO; “ Seçkin sen hiçbir şeyi değiştirmeyeceksin, o mühendisler senin için o işi çözecekler. Sen sanatçısın ve sanatçıya karışılmaz. Mühendisler gerekirse yeni baştan yapacak her şeyi ama onlar çözecekler.”  dedi. Ben bundan çok büyük ders aldım. Gerçekten…

Seçkin Pirim

Kimi zaman konuşarak anlatılamayan kurulamayan bağ; çoğu zaman sanatın evrensel dili ile kurulabiliyor. Ciddi bir etkileşim alanı açıyorsunuz.  Dolayısıyla sanatçıların uluslararası alanlarda olmaları, bu ilgiyi yakalamaları aslında bir noktada ülkeler arası yakınlaşmaya, markalaşmaya ve diplomatik ince bir üsluba da hizmet ediyor. Ne dersiniz? Katılıyor musunuz?

Sanatın diplomasisine inanıyorum. Önemsiyorum da… Çünkü o tarafım biraz milliyetçi benim… Louis Vuitton ile işbirliğimde bana ilk başta ”Bize bir cephe tasarlar mısınız?” diye sorduğunda ”Ben size bir cephe tasarlamak yerine içine girilebilen bir heykel yaparım.” demiştim. Çalışmamı Türkiye’den çıkan bir taşla yapmak istedim. Biraz ülkemizle de bir bağı olsun ama biraz geçmiş gelecek öyküsünde bağı olan bir ürün olsun diye arzu ettim. Taşlar Antalya’dan geldi, Demre’den çıktı. O kadar çok sordular ki bu taşları… Türkiye’de inanılmaz bir mermer var. Türkiye’den çıkan mermeri emin olun bir çoğunu İtalya alıyor. İtalya’da; İtalyan mermeri diye satıyorlar. Emin olun…

 Önyargı ile karşılaştığınız oluyor mu?

Ön yargı değil ama yanlış bir algı varsa onu değiştirmenin en güzel yolunun da bu olduğunu biliyorum. Çin’de Şangay’da bu diplomasiyi hissettim. “Türk müsünüz?” diye sordular. Ben de şaşırdım. Evet dedim.. Finlandiya’da kaldım… Neredensiniz diye soruyorlardı? Türküm dediğimde ama saçlarınız uzun… Ülkenizde böyle şeyler yasak diye biliyoruz nasıl saçlarınızı uzattınız diye sorduklarını biliyorum.  Bir başka sergimde ise ülkenizde halen deve ile mi geziyorsunuz? Diye sordular. Şaşırdığım ve şaşırttığım sergiler çok oldu…

Seçkin Pirim

Sanat piyasası, pazarlama ve yönetim süreçlerini yeterli buluyor musunuz?

Sanat piyasasında sanatçı mutlaka bir galeriyle ya da bir menajerle çalışır. Onların bu süreci iyi yönetiyor ve gereklerini öngörülü yapıyor olması lazım. Türkiye’de galerilerde de bir şöyle de bir şey var; çok dar düşünüyorlar.  Hala sanatçısına gerçek anlamda yatırım yapıp onu dünya pazarına çıkartma duygusu ile çalışan çok az galeri var ülkemizde… Herkes hızlıca bu işi paraya çevirmek istiyor. Ama mevzu para değil burada… Zaten bir şeyi başardığı zaman o para geliyor normal olarak ama bir galerinin de bir hayali olması lazım.. Dünya çapında bir sanatçı çıkarmak çok gurur verici bir şey olmalı.

Yeni projelerinizde neler var? Anlatır mısınız?

Yeni bir sergiye hazırlanıyorum… Açık alanda ve büyük işlerin olacağı beni de heyecanlandıran bir proje… Son dönemdir bütünde sergiler Amerika başata olmak üzere hep yurtdışında gerçekleşti. Türkiye’de yedi senedir sergi yapmadım. O yüzden de burada; işte bir mekân olsun, işleri yapayım asayım diye öylesine bir sergi istemiyordum burası için… Biraz kapsamlı biraz da başka bir ruhu olan bir sergi istiyordum. Bu öyle bir iş.

Seçkin Pirim

Nerede, nasıl bir iş?  

Türkiye’nin antik kentlerinden üçünde aynı anda açılacak ve bildiğin antik kentlerin içinde olacak bir dış mekan açık alan işi… Hem antik kenti gezip, hem de sergiyi gezmiş görmüş olacaksınız.

Nasıl işler var?

Öyle işler olacak ki antik kenti gezerken bazen karşınıza bir form çıkacak ama o da mermerden… Antik kentte mermerden, biliyorsunuz eski taşlar… O karşılaşmada diyeceksiniz ki acaba bu gerçekten üç bin yıl önceden kalma bir eser mi, yeni bir şey mi ikileminde kalacağınız türden çalışmalar hazırlıyorum. Bazen de; bir gideceksiniz antik tiyatronun ortasında uzaydan gelmiş gibi kıpkırmızı bir şeyle karşılaşacaksınız.  Uluslararası bir kısmı da var. Böyle bir çalışmaya hazırlanıyorum. Ona hazırlanıyorum. Çok az zaman var ama inşallah yaza tamamlamış olacağız…   İnşallah yedi senenin sonunda güzel bir iş çıkartacağız…

Seçkin Pirim

İşinizin dışında neler yaparsınız?

İşimin dışında da zevklerim var. Ama o keyif alacağım zamanları, zevklerimi de sanatla geçecek bir zaman üzerine planlıyorum. Yani yurtdışına bir tatil için gidiyorsam; mutlaka ya bir sergi veya bir müze vardır görmek istediğim. Onunla mutlaka birleştiriyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum.  Bir de ben eşimle ikimiz de motosikletle seyahat etmeyi çok severiz. Buradan motorla evden çıkıp İspanya’ya gidiyoruz. İnanılmaz keyifli… Yolda bütün müzeleri geziyoruz. Böyle kendime ayırdığım bir yılda bir 15 günüm var. Ama onda da mutlaka içinde sanat oluyor. Gezmediğim bütün heykel parklarına gidiyorum. Onu mutlaka denk getiriyorum.

Motor’um dışında bir de karavanım var… Bir karavanla bir motorla seyahat ediyoruz. Ben çok küçük yaşamayı severim. Minimal olmayı severim. Üç tane pantolonum vardır hepsi aynı. Eskidiğinde internetten alırım öyle çok eşya gereksiz çok tüketim sevmem… O yüzden bıraksalar karavanda yaşarım ev bile istemem ama çocuklar var ondan yapamıyoruz. Compact yaşamayı seviyorum. Onlarla seyahat etmeyi çok seviyorum. Çocuklar da çok seviyorlardı, bayılıyorlardı. Küçükken gün sayıyorlardı. Şimdi karavan furyası var etrafta ama biz her halde on yıl evvel yolda görünce durdurulan nadir ilk olanlardandık.

Beğendiğiniz sanatçılar kim desem ve bir isim belirtmenizi istesem?

Eduardo Chillida… İspanyol bir sanatçı var… Çok sevdiğim eskilerden bir sanatçı vardır. Eski… Halen onun bir yerde işini görsem nefesim tutulur. Çok severim çok beğenirim eserlerini tarzını… Bütün dünyaya mal olmuş bir sanatçı. O yüzden ben de; burada yetişmiş, burada okumuş, burada sanat öğrenmiş biri olarak dünyanın her yerinde heykellerimin olmasını, benim heykellerimin de birilerine ilham veriyor olması duygusu çok hoş geliyor.  Düşünsene Chillida heykelini görüyorum, Chillida’nın haberi yok bundan ama ben ölüyorum onun için ve onun motivasyonu ile ben gelip burada bir şeyler yapıyorum.. Chilida’nın dünyadan haberi yok. Ama birisi için bu duyguları yaşatmayı çok isterdim.

Seçkin Pirim

Ne hoşunuza gitmez?

Tavsiyeler hoşuma gitmez. Bakın şunu yapın bunu yapın gibi şeyleri hiç sevmem.. Geçenlerde Elon Musk’un bir konuşması vardı; “ nasıl başarılı olunur? “ diye… Madde anlatıyor… Şimdi sen bunları yapıp başarılı oldun diye tavsiye veriyorsun. E tamam al o zaman şu karşıdaki adam aynılarını yapsın bakalım başarılı olacak mı?  Öyle bir havalarla bir şeylerle olmuyor.  Senin bulunduğun ortam, senin bulunduğun doğduğun yer ve daha bin tane şey var. Böyle olmuyor.

Sosyal medya kullanıyor musunuz?

Evet ama sadece işlerimi göstermek üzere kullanmaya çalışıyorum… İyi bir kullanıcı mıyım? Değilim… Her gün post koymam lazım ama bazen bir bakıyorum bir ay boyunca hiçbir şey paylaşmadığım oluyor ama İnstagram üzerinden dünyada o kadar çok iş yaptım ki… O zaman bu mecra için daha fazla uğraşamam gerektiğine daha çok inandım. İşe yaradığını deneyimlemiş oldum ve hakikaten dünyanın her tarafına ulaştığınız bir mecradan bahsediyoruz. Meksika’nın köyünden mesaj atan adam var. Şimdi o adam benim heykelimi oturduğu yerden nerede görecek. Aynı şekilde ben de Meksika’nın bir köyünde heykel yapan bir sanatçıyı görüyorum. Nereden göreceğim başka türlü burada çalışıyorum mesela… Dikkatli kullandığın sürece bence çok faydalı… Kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Nasıl kullandığın önemli? Bugün teknolojiyi kötü yönde kullanırsanız  teknoloji iyi bir şey değildir dersin. Bu da öyle bir şey.. İyi bir şey için kullanırsanız ve mantıklı kullanırsan burası iyi bir mecra…

Kendinize bakar mısınız, beslenme spor…

Her gün “bugün yürüyüş yapacağım, spor yapacağım” diye kalkıyorum. Yapamıyorum ama başaracağım ama yine de dikkatli olduğum konular var. Mesela yediklerime çok dikkat ederim… Mesela dışardan bir şey yemem… Fast food filan ağzıma sürmem yani…

Sizce başarının sırrı nedir?

Başarı herkese göre farklı bir şey. Bir formülü yok ama beni bu noktaya getiren ne olabilir diye düşünürsem; birincisi disiplin. İkincisi ise bütün hayatımın sanat olması… Hakikaten bir hayatım var ama işte sanatla da uğraşıyorum gibi bir şey değil. Benim hayatımda sanat var ve küçük bir kısmında da; tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplin olmalı.