Yazılar

Dijital çağın hastalığı: Nomofobi!

Dijital çağın hastalığı: Nomofobi!

Nomofobi adı verilen cep telefonu bağımlılığının sosyal, üretkenlik ve ruh sağlığına dair pek çok sorunu beraberinde getirdiğini dile getiren uzmanlar, cep telefonundan uzak kaldığında huzursuz hissedenlerin çok olduğunu söylüyor. Sanal ortamda kendini var etmeye alışkın bireylerin gerçek ortamda etkileşimde bulunmayı tercih etmediğine dikkati çeken Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, cep telefonlarının artık birey ile yemek masasına, tuvalete, spora, yatağa kısacası her alana eşlik ettiğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, telefonsuz kalma korkusu anlamına gelen nomofobi hakkında bilgi verdi.

NPİSTANBUL Hastanesi, Klinik Psikolog Sedef Koç Bal

Klinik Psikolog Sedef Koç Bal

Telefonsuz kalma korkusu

Modern çağın en önemli katkılarından birinin şüphesiz cep telefonları olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Hayatımızı kolaylaştırmak ile hayatımızı ele geçirmek arasındaki farkı değerlendirirken ‘nomofobi’ kavramına da değinmekte fayda var. Nomofobi kelimesi ‘no-mobile-phone phobia’nın kısaltmasıdır ve telefonsuz kalma korkusu anlamına geliyor.” dedi.

Gelen herhangi bir bildirimi kaçırma korkusuyla sıklıkla ekranı kontrol ediyorlar

Cep telefonlarının sosyal medya kullanmak, iletişim sağlamak, bilgiye erişmek, eğlence, vakit geçirmek gibi çeşitli amaçlarla hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, şöyle devam etti:

“Öyle ki bazı bireyler cep telefonundan ayrı kaldığında sıkıntılı bir hal ortaya çıkıyor. Peki herhangi bir zamanda cep telefonunuzdan uzak kaldığınızda huzursuz hisseder misiniz? Nomofobiden söz ediyorsak bu soruya vereceğiniz cevap ‘Evet’ olacaktır. Birey telefonunu bir an önce tekrar eline alma beklentisi içinde olur. Şarjı azalan veya biten telefon bu kişiler için endişe kaynağıdır. Gelen herhangi bir bildirimi kaçırma korkusuyla sıklıkla ekranı kontrol ederler. Sanal ortamda kendini var etmeye alışkın bu bireyler gerçek ortamda etkileşimde bulunmayı tercih etmezler veya ortamda yalnızca bedenen bulunurlar; tüm ilgileri akıllı telefonlarındadır.”

Hayatın her alanına eşlik ediyor

Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, sosyal ortamlardaki olumsuz etkisinin yanı sıra üretkenlik açısından da verimin düşmesine neden olduğunu ifade ederek, “Bir öğrenci veya çalışan kimse, odağını telefondan uzaklaştıramadığı için kendi işine odaklanmakta güçlük çekiyor. Yanından ayıramadığı bu nesne, artık birey ile yemek masasına, tuvalete, spora, yatağa kısacası her alana eşlik etmeye adaydır.” dedi.

NPİSTANBUL Hastanesi, Klinik Psikolog Sedef Koç Bal

Çocuk ve ergenlere sınır koymak önemli

Cep telefonlarının en yaygın kullanıcılarının ergenler ve genç yetişkinler olduğunu ve nomofobinin de bu yaş gruplarında sık görülebileceğini söylemenin mümkün olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, şunları dile getirdi:

“Öte yandan işi nedeniyle mobil cihazları ve sosyal medyayı yoğun kullanan kitle de bu anlamda riskli gruptur. İş, eğitim veya iletişim kurma zorunlulukları nedeniyle belirli bir grubun cep telefonundan uzak kalması çok elverişli olmasa da ergenler için aynı şeyi söyleyemeyiz. Ebeveynlerin gençlere sağlıklı bir alan açmasını desteklesek de bu alanın elbette bir çerçevesi olmalıdır. Cep telefonunun hangi amaçla, hangi ortamlarda ne kadar süre ile kullanılacağının sınırı önemlidir.

Bu durumu yasaklar, nasihatler üzerinden izah etmek yerine doğru iletişim ile onları yönlendirmek daha uygun olacaktır. Sanal ortama daha kısıtlı yer verildiği, gerçek deneyimlerin kıymetli olduğu dünyayı tanıtma konusunda ailelere aktif bir rol düşmektedir. Teknoloji ve cep telefonunda da diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi aileler ve gençler arasındaki sağlıklı iletişim, ilgi ve alaka çoğu sorunun fark edilip yönetilmesinde kritik bir öneme sahiptir.”

Nomofobi nasıl tedavi edilir?

Nomofobi tedavisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Nomofobi tedavisinde bu davranışın sıklaşmasının ve işlevselliği olumsuz etkilemesinin altında yatan diğer meseleleri ele almak gerekecektir. Bireylerin gereksinimlerini, hayatta kalmaya dair kaygılarını, cep telefonunun onun için nasıl bir anlam ifade ettiğini doğru değerlendirmeden cep telefonundan uzaklaşmasını beklemek çok gerçekçi değildir. Bu noktada ruh sağlığı profesyonellerinden, özellikle bağımlılık uzmanlarından yardım almak faydalı olacaktır.” dedi.

Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bireyin iş birliği ve ailenin-sosyal çevrenin desteğiyle birlikte tedavi planı oluşturulması gerektiğini dile getirerek, “Psikiyatri değerlendirmesi, çeşitli psikoterapi yöntemleri, dijital detoks, riskleri azaltma, sosyal desteğin yapılandırılması gibi müdahalelerden yararlanılabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Yılbaşı gecesi eğlenirken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin!

Yılbaşı gecesi eğlenirken sağlıklı beslenmeyi de ihmal etmeyin!

Yılbaşı gecesi, sevdiklerimizle bir araya gelerek en sevdiğimiz yiyeceklerle keyifli zamanlar geçirmek istiyoruz. Ancak bu gecede sağlıklı ve dengeli beslenmeyi de göz ardı etmemek önemli. Beslenme ve Diyet Uzmanı  Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulunarak, hindi eti gibi az yağlı beyaz etlerin oldukça uygun olacağını söyledi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Yılbaşı tabağı nasıl olmalı?

“Yılın son gününü sevdiklerimizle en keyifli aktiviteleri yaparak en sevdiğimiz yiyecekleri tüketerek geçirmek birçoğumuzun ortak arzuları arasında.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yeni yıla hem keyifli hem de sağlıklı bir başlangıç yapmak için önerilerini şöyle paylaştı:

“Öncelikle yılbaşı gecesi yemek süresi normalden uzun olacağı için yemekleri yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmelisiniz. Yılbaşı menünüzde tabağınızın yarısını yeşil sebzelere/zeytinyağlılara, diğer yarısını, protein ve karbonhidratlara ayırabilirsiniz. Hindi eti gibi az yağlı beyaz etler oldukça uygun olacaktır.”

Yemekten önce 2 bardak su

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesi fazla yeme endişesi olabileceğini dile getirerek, “Eğer fazla yemek konusunda endişeleriniz var ise, yemeğe başlamadan önce 2 bardak su tüketmeniz stresinizi azaltacaktır. Veya az yağlı bir sebze çorbası tüketmek de uygundur.” dedi.

Yılbaşı gecesinde çoğunlukla karbonhidratlı besinlerin olabileceğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, şöyle devam etti:

“Tatlılar da masamızda bulunacağından bu besinleri tüketirken tadım porsiyonlarında yani olabildiğince küçük miktarlarda tabağınıza almakta fayda var. Yemek sonrası hazımsızlık şikayetleri çekmemek için yemeklerinizde kimyon kullanabilir veya masanızda 1 bardak zencefilli su bulundurabilirsiniz.”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi

Yılbaşı gecesi atıştırmalık tüketirken sağlıklı seçenekler

Yılbaşı gecesi, tatlılar ve atıştırmalıklar da sofralardaki gözde lezzetler arasında yer alırken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, bu özel gecede sağlıklı tercihler yapmak için şu önerilerde bulundu:

“Yılbaşı akşamında tatlılar, atıştırmalıklar kaçınılması zor olan besinler arasındadır. Peki bu akşamı atıştırmalık tüketerek nasıl sağlıklı hale getirebiliriz? Meyveli ve sütlü tatlılar bu akşam için önerebileceğim sağlıklı seçenekler arasında. Üzeri ceviz ile süslenmiş bal kabağı tatlısı, hurma/kayısı gibi kuru meyveler kullanılarak yapılan meyve topları bu gece için hem görsel olarak hem de tatlı ihtiyacını karşılamak için ideal. Lor peyniri, labne, zeytinyağı ve çörek otu gibi baharatlar kullanılarak yapılan peynir topları tatlı sonrası tuzlu atıştırmalık ihtiyacına iyi gelecektir.”

Mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde paketli tuzlu atıştırmalıklar ve cipslerin de oldukça ilgi çekici olduğunu kaydederek, “Bu noktada evde az yağ ve tuz ile yapılan patlamış mısırlar, tuzsuz fındık, ceviz, badem gibi kuruyemişler ve mevsim meyveleri kullanılarak süslenen tabaklar çok daha sağlıklı olacaktır.” dedi.

Mayalı içecek miktarını sınırlayın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, yılbaşı gecesinde özellikle mayalı içecekleri tüketme durumunda ise kan şekeri düşüklüğü yani hipoglisemi durumu yaşamamak için tüketilen mayalı içecek miktarını sınırlamak ve yanlarında sağlıklı atıştırmalıklar tüketmenin faydalı olacağını sözlerine ekledi.

Depresyon da kilo artışına yol açıyor!

Depresyon da kilo artışına yol açıyor!

Obezitenin psikolojik yönlerinin de olduğuna dikkat çeken uzmanlar, düşük benlik saygısı ve olumsuz vücut imajının da obeziteye yol açabileceğini söylüyor. Duygusal yeme, stres, kaygı, üzüntü veya sıkıntı gibi olumsuz duygusal durumların bazı insanların yeme alışkanlıklarını farklılaştırabildiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, tüm bunların aşırı şekilde yeme davranışlarına neden olabileceğini kaydetti. Çetin, “Depresyon, kişinin enerji seviyelerini azaltır ve fiziksel aktivite eksikliğine sebep olabilir, bu durum da kilo artışına yol açar.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, obezite ve psikoloji arasındaki ilişkiye dair açıklamalarda bulundu.

Obezitenin, genellikle tıbbi ve fiziksel sağlık sorunlarına neden olabilen bir durum olduğunu ifade eden Çetin, ancak, obezitenin sadece fiziksel sağlıkla ilgili olmadığını ve psikolojik etkilere de yol açtığını söyledi.

Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin

Obezite tedavisi psikolojik sağlığı da kapsamalı

Çetin, şöyle devam etti:

“Sadece fiziksel bir sağlık sorunu dememiz doğru olmaz. Obezite, kişinin yaşam kalitesini, özsaygısını, zihinsel sağlığını ve genel refahını etkileyebiliyor. Obezite, depresyon, anksiyete, yeme bozuklukları ve diğer psikolojik rahatsızlıkların tetikleyebiliyor. Obezite ve psikolojik sağlık arasındaki ilişki karmaşıktır diyebiliriz. Bireyler arasında farklılık gösterebilir. Obezitenin psikolojik boyutları; kişinin yaşadığı duygusal sorunlar, sosyal dışlanma, özsaygı sorunları gibi değişiklikler olabilir. Sonuç olarak, obeziteyi sadece bir psikolojik rahatsızlık olarak tanımlamak yerine hem tıbbi hem de psikolojik birçok boyutunu dikkate almak daha doğru olacaktır. Neticede obezite tedavisi, sadece fiziksel sağlığı değil, aynı zamanda psikolojik sağlığı da kapsamalıdır. Çünkü obezitenin hem fiziksel ve psikolojik etkileri vardır.”

Olumsuz vücut imajı obeziteye yol açabiliyor

Obeziteye neden olabilen psikolojik faktörlere de işaret eden Çetin, “Obezitenin psikolojik yönleri de var. Bu faktörleri şu şekilde açıklayabilirim; duygusal yeme, stres, kaygı, üzüntü veya sıkıntı gibi olumsuz duygusal durumlar, bazı insanları yeme alışkanlıklarını farklılaştırabilir ve aşırı şekilde yeme davranışlarına neden olabilir. Depresyon, kişinin enerji seviyelerini azaltır ve fiziksel aktivite eksikliğine sebep olabilir, bu durumda kilo artışına yol açar. Anksiyete bozukluklarında, aşırı yeme davranışı görülebilir. Düşük benlik saygısı, olumsuz vücut imajı, obeziteye yol açabilir.” dedi.

Destek grupları ve psikoterapi fayda sağlıyor

Psikolojik faktörlerin obezite ile mücadele edenlerde psikolojik sorunlara ve yeme düzeninin bozulmasına yol açabildiğini de söyleyen Çetin, şunları anlattı:

“Psikolojik faktörler, obezitenin sürecini tetikleyebilir ve tedavi sürecinde dikkate alınmalıdır, çünkü sadece fiziksel sağlığı değil, psikolojik sağlığı da etkiliyor. Psikoterapi ve destek grupları, bu tür psikolojik faktörlerle başa çıkma açısından destekleyici ve fayda sağlayıcıdır.”

Profesyonel yardım sorunun daha iyi anlaşılmasını sağlıyor

Obezite ile kendine zarar verme davranışları arasındaki ilişkinin karmaşıklığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, şöyle dedi:

“Duygusal stres, kaygı veya üzüntü gibi negatif duygular, bireylerin aşırı yeme davranışlarını sağlayabilir, çünkü yemek yeme bireye bir tür rahatlama ve duygusal tatmin sağlar. Aşırı yemenin sadece fiziksel sağlığa etki olarak değil, psikolojik sağlığı da etkisi olduğunu söylemek mümkündür.  Kendini cezalandırma veya suçluluk nedeniyle gerçekleştirilen aşırı yeme davranışları, düşük benlik değeri ile ilişkilendirilebilir ve obezite riskini artırabilir. Profesyonel yardım aramak ve psikoterapi almak, bu tür sorunların daha iyi anlaşılmasına ve tedavi edilmesini sağlayacaktır.”

Duygusal zeka becerilerini geliştirme duygusal yemeyi kontrol edebilmeyi sağlıyor

Obezite ile psikolojik faktörler arasındaki döngüyü kırmak için, obeziteyi hem fiziksel hem de zihinsel bir bakış açısıyla ele almak gerektiğini de vurgulayan Çetin, “Psikoterapi süreci, bireyin duygusal yeme alışkanlıkları, benlik saygısı sorunları veya diğer psikolojik faktörlerle başa çıkmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir. Kendi düşünce ve davranışlarınızı fark etmek, duygusal yeme ataklarının tetikleyicilerini belirlemek ve çözüm yolları oluşturmak, kilo yönetimine destek sağlayabilir.” diye konuştu.

Duygusal zeka becerilerini geliştirmenin, stresle daha iyi başa çıkılması ve duygusal yemeyi kontrol edebilmeyi sağladığını ifade eden Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı yaşam tarzı, beslenme ve fiziksel faaliyetleri değiştirerek obezitenin fiziksel etkileriyle başa çıkmada ve psikolojik sağlığı iyileştirmede etkili olabilir. Obeziteyi yönetmek ve tedavi etmek, fiziksel sağlıkla birlikte psikolojik sağlığı açısından da önemlidir. Profesyonel yardım aramak, bu süreçte sağlıklı bir kilo yönetimi ve daha sağlıklı bir yaşam tarzına kavuşmayı sağlayabilir.”

Sağlıklı iftar sofrasında neler olmalı?

Sağlıklı iftar sofrasında neler olmalı?

Ramazan ayı orucunun 14-15 saat saat süreceğini belirten uzmanlar, böbrek yükünü dengelemek ve kan dengesini korumak üzere iftardan sonra en az 8-10 bardak su tüketilmesi gerektiğini ifade ediyor. Alınan enerji ve kilonun artmasına yol açacağı için aşırı besin tüketmekten kaçınılması gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, yağlı besin tüketiminin azaltılmasını ve uzun süreli dengeli enerji sağlayacak buğday, yulaf, fasulye, mercimek gibi kompleks karbonhidratlı yiyeceklerin tüketilmesini öneriyor. Örkçü; iftar yemeğine ılık çorbayla başlanmasını, zeytinyağlı sebze yemeği ya da salatadan sonra etli yemeğe geçiş yapılmasını ve son olarak tatlının ise iftardan 1-2 saat sonra tüketilmesini tavsiye ediyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, Ramazan ayında sağlıklı beslenme açısından bilgiler ve önemli tavsiyer paylaştı.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü

Diyetler vücut ağırlığını korumak üzere yapılmalı

Bu yıl Ramazan ayında 14-15 saat kadar süren bir oruç söz konusu olacağını hatırlatarak sözlerine başlayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Ramazan ayında optimal beslenmeyi sağlamak önemlidir. Yapılan birçok bilimsel çalışmada Ramazan orucunun vücuttaki metabolizmayı yavaşlattığı belirlendi. Bu sonuçlara göre diyetimiz normal vücut ağırlığımızı korumak, ağırlık kaybetmemek veya ağırlık kazanmamayı destekleyecek şekilde olmalı. Oruç sırasında baş ağrısı ve hazımsızlık gibi minör, böbrek ve sindirim sorunları gibi ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabilir” dedi.

İşte Ramazan’da sağlıklı beslenme tüyoları

NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, Ramazan ayında doğru beslenme ve vücudun ihtiyaç duyduğu su ihtiyacını karşılamaya yönelik önerilerini şöyle paylaştı:

Yeterli miktarda sıvı alınmalı, vücuttaki su korunmalı: İftardan sonra en az 8-10 bardak su tüketilmeli. Yeterli sıvı alınması toksinlerin vücuttan atılması, idrar yoğunluğunu korumak, böbrek yükünü dengelemek, kan dengesini korumak ve dehidratasyonu önlemek için gereklidir. Vücut suyunu korumak için gün boyunca serin koşullarda kalmak ve fiziksel faaliyetleri sınırlamak vücuttaki sıvı kayıplarını önlemek için önemlidir.

Aşırı besin tüketilmemeli: Vücudun düzenleyici mekanizmaları metabolik hızı düşürüyor ve açlık durumunda vücudun enerji kaynaklarından yeterli enerjiyi verimli biçimde kullanılmasını destekliyor. Aşırı miktarda yemek, alınan enerjinin ve vücut ağırlığının da artmasına neden oluyor. Dengeli ve besin ögelerinden açısından zengin yemekler; önerilen miktarlarda protein, vitaminler ve minerallerin vücutta yeniden yerine konmasını sağlıyor.

Yağlı besim tüketimi azaltılmalı: Düşük yağlı/yağsız süt, yoğurt, düşük yağlı peynir, yağsız et tüketimi tercih edilmeli. Dengeli bir öğün oluşturmak için iftardan sonraki diyet, normaldeki düzenli diyetimizden farklı olmamalı. Öğünlerimiz kompleks karbonhidratlar, örneğin tam tahıllar ve tam tahıl ekmeği, yağsız et, kuru baklagiller, meyveler ve sebzeleri içermeli.

Aşırı tatlı ve saflaştırılmış ürünlerin tüketiminden sakınılmalı: Saflaştırılmış ürünler ve tatlılar, tam tahıllar ve tam tahıl ekmeği gibi daha yavaş sindirilen kompleks karbonhidratlara kıyasla çok hızlı sindirilmektedir. Kompleks karbonhidratlar buğday, yulaf, fasulye, mercimek, tam buğday unu, pirinç gibi tahıllar ve tohumlarda bulunuyor. Kompleks karbonhidratlar daha uzun süreli dengeli bir enerji ve tokluk hissini sağlamaları nedeni ile daha uygun bir seçim olacaktır.

Enerji dengeli şekilde alınmalı: Şeker eklenmiş içecekler ve şeker şuruplarının tüketilmesi ile aşırı enerji alınabilir. Bunların yerine sağlıklı seçimler olarak su, meyve suyu ve kremasız çorbaların tüketilmesinin sağlıklı seçimler olacağını söyleyebiliriz.

Kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlandırılmalı

Sindirimi kolaylaştırmak için yemek yerken acele edilmemesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, “Yemekler yavaş yenmeli, uygun biçimde çiğnenmeli. Besin değeri düşük ve mide salgısını artıran asitli içeceklerin tüketiminden uzak durulmalı. Çay, kahve ve diğer kafeinli içeceklerin tüketimi sınırlanmalı. Çünkü bu tür içecekler diüretik etkiye sahiptir ve oruç sırasında vücuttan sıvı kaybına yol açarlar” dedi.

Peki iftar sofrasında neler olmalı?

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, iftar yemeğine çorbalarla başlanmasını önererek diğer önemli tavsiyelerini ise şöyle sıraladı:

“Başlangıç için çok sıcak olmayan ılık çorba en uygun yiyecektir. Bağırsak problemi olanlar çorbalarına doğal lif ilavesi yapabilecekleri gibi kepekli ekmek de tercih edebilirler. Biraz ara verip zeytinyağlı bir sebze yemeği veya salatalarla devam edilebilir. Daha sonra ana et yemeklerinden biri seçilebilir. Yemek sonrası yenilecek tatlıların hamurlu ve kızartma işlemine uğramış bir tatlı olmamasına dikkat edilmeli, sütlü tatlılar tercih edilmeli. Ramazan’ın simgesi haline gelen güllaç en uygun tatlı olarak kabul edilebilir. Haftada 1-2 kez sütlü tatlı yenilebilir. Ancak hemen yemek üzerine değil iftardan 1- 2 saat sonra yenilmesi daha uygun olacaktır. Yemek iyice çiğnenmeli.  Çok tuz içeren, yağlı ve tatlı besinlerden kaçınmak gerekiyor. Ağır hamur tatlıları yerine sütlü tatlıları veya meyveleri seçmenin sağlık açısından daha fazla yarar sağlayacağını söyleyebiliriz”