Yazılar

“Farkındalığı yüksek bir hayat kurun”

Genç yaşta başlayan oyunculuk yolculuğundan televizyon ve dijital projelere uzanan kariyerinde Berkay Akdemir; motivasyonunu, set disiplinini ve güçlü karakterlere duyduğu tutkuyu PAUSE Dergi’ye anlattı…

Röportaj: Nazan Ortaç

Berkay Akdemir

Oyunculuk yolculuğunuz oldukça genç yaşta başlamış. Bu mesleği seçtiğiniz ilk anı hatırlıyor musunuz?

Konservatuvara girmeden önce 9 Eylül Üniversitesi’nde maliye okudum. Aslında içimde çocukluğumdan beri hep olan o dürtüyü ablamın da beni cesaretlendirmesiyle tiyatroyla ilgilenmeye başlayarak açığa çıkartmış oldum. Daha sonrasında konservatuvar okumamla birlikte oyunculuk profesyonel olarak mesleğim haline geldi.

Televizyon dizileriyle geniş kitlelere ulaştınız, dijital projelerle de farklı bir izleyiciye hitap ediyorsunuz. Sizce bu iki alanın oyuncuya sunduğu en büyük fark ne?

Bence iki alan da kendine has heyecanlar barındırıyor. Televizyonda her hafta seyirciyle temas edip seyircilerin hem sosyal medyada hem sokakta geri dönüşlerini almak; seyirciyle birlikte devamını bilmediğimiz bir hikâyenin içinde yolculuk ediyor olmak çok güzel. Dijitalde ise hikâyenin ve karakterin başını sonunu bütünüyle bilerek oynamak ve seyirciyle buluşmasını heyecanla beklemek başka heyecan veren bir deneyim.

“Yükselen yıldız” olarak anılmak size motivasyon mu sağlıyor yoksa ekstra bir baskı mı yaratıyor?

Kesinlikle bana büyük bir motivasyon sağlıyor. Kendime inandığım bu yolda insanların da bana inanıyor olması beni çok cesaretlendiriyor.

Berkay Akdemir

Kariyerinizde şimdiye kadar sizi en çok zorlayan rol hangisiydi ve neden?

‘Kızılcık Şerbeti’ dizisindeki İbrahim karakterini oynarken yer yer zorlandığım anlar oldu. Nursema’yı camdan attığım sahneden sonra sokakta başıma bir şey geleceğinden neredeyse emindim (gülüyor)!

Canlandırdığınız karakterlerde özellikle dikkat ettiğiniz, “olmazsa olmaz” dediğiniz bir detay var mı?

Benim için karaktere uygun kostümü giymek olmazsa olmazdır. Sette zaman zaman kostüm sorumlusu olan arkadaşlarla fikir ayrılığına düşebiliyoruz. İyi hissedeceğim kostümü giymek için sonuna kadar mücadele ediyorum, onları bezdirdiğim anlar yaşanmış olabilir (gülüyor).

Set disiplininiz ve role hazırlanma süreciniz nasıl ilerliyor? Rutininiz var mı?

Set ortamında set arkadaşlarımla eğlenmeyi her ne kadar çok sevsem de konsantrasyonumu olabildiğince korumak adına set içinde yalnız kaldığım alanlar yaratmaya özen gösteriyorum. Oynadığım bir karaktere çalışırken genellikle karakterin çocukluk yıllarını ve aile yapısını hayal etmeye çalışıyorum. Karakterimin geçmişine yönelik detaylı sorular sormaya çalışıyorum. Yani karakterimin çocukluğunu bilmek benim için role hazırlanırken bir rutin haline geldi diyebilirim.

Berkay Akdemir

İzleyiciler sizi genellikle belirli bir karakter tipiyle özdeşleştiriyor mu, bu durumdan memnun musunuz?

İbrahim karakterini oynadıktan sonra genellikle sert ve kötü karakterlerle özdeşleştiriliyorum. Sonrasında oynadığım roller de bu yönde oldu ama son dijital projemde oynadığım komiser rolüyle bunu kıracağımı düşünüyorum. Her role çalışmak, oynamak benim için ayrı keyifli. Beklemede kalın; kariyer yolculuğumda beni bambaşka rollerde de göreceksiniz (gülüyor).

Dijital platformların yükselişi sizce oyuncular için nasıl yeni kapılar açıyor?

Mesleğimizi icra edebileceğimiz alanların genişliyor ve çeşitleniyor olması tabi ki bizim için mutluluk ve heyecan verici.

Oyunculuk eğitimi mi yoksa sahada öğrenmek mi sizin için daha belirleyici oldu?

Aslında ikisi de eşit oranda belirleyici oldu diyebilirim. Konservatuvar yıllarımda çok değerli hocalardan eğitim gördüm ve onlarla çalışabildiğim için çok şanslıyım. Aynı şekilde sette de çok değerli oyuncuları izleme ve onlarla oynama şansı elde ettim bu set pratiği de benim için oldukça geliştirici oldu olmaya da devam ediyor.

Berkay Akdemir

Oyunculuk yolculuğunuzda size ilham veren, hayranlık duyduğunuz oyuncular kimler?

İlham veren ve hayranlık duyduğum çok isim var tabii ki! Andrew Scott, Benedict Cumberbatch, Demet Evgar, Halit Ergenç şu an aklıma gelen güncel isimler diyebilirim.

Önümüzdeki dönemde kendinizi nasıl projelerde görmeyi hedefliyorsunuz?

Güçlü hikâyeler, güçlü karakterlerle izleyiciyle güzel bağlar kurduğumuz uzun soluklu projelerle kariyerime devam etmek istiyorum. Yakın zamanda bir tiyatro oyunu yapmak için çalışıyorum.

Genç yaşta sektöre girmek isteyen ama çekinceleri olanlara ne söylemek istersiniz?

Uzaktan cazibeli görünen ama içine girdikçe var olabilmenin oldukça zor olduğu bir sektör. Maalesef şans faktörü de oldukça önemli bir etken. Ama bence oyunculuk sanatı ve hikâye anlatıcılığı yaşamın direkt olarak içinden beslenen ve yaşamın oldukça öz bir dışavurumu. Onlara hayatın içinde farkındalığı yüksek ve tadına varan bir yaşam kurmaları için tavsiyede bulunabilirim. Bunun oyunculuk üzerinde etkisi benim gözümde çok büyük. Bunun dışında kendilerini eğitmeyi hiç bırakmamalarını, hayallerinin peşinden sonuna kadar gidip kendi şanslarını yaratmalarını tavsiye ederim.

#BerkayAkdemir #PauseDergi #OyunculukYolculuğu #GençOyuncular #DijitalProjeler #TelevizyonDizileri #KızılcıkŞerbeti #İbrahimKarakteri #SetDisiplini #KarakterHazırlığı #YükselenYıldız #AndrewScott #BenedictCumberbatch #DemetEvgar #HalitErgenç #Tiyatro #OyunculukTutkusu #Farkındalık #SanatVeYaşam #KariyerYolculuğu #Motivasyon #GüçlüKarakterler #İlhamVerenHikayeler #DijitalPlatformlar #YeniProjeler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Esenbike Hatun zorlayıcı ama öğretici bir deneyim oldu”

Tiyatrodan sinemaya, dönem dizilerinden modern projelere… Ayça İnci, 30 yılı aşkın oyunculuk kariyerinde tutkuyla yol alan, sahiciliğiyle dikkat çeken bir isim. Yeşilçam efsanesi Bilal İnci’nin torunu olsa da, bu meslekte kendi adını tırnaklarıyla kazıyarak var etti. “Kuruluş Osman” dizisindeki Esenbike Hatun karakteriyle izleyiciyle buluşan İnci ile oyunculuk serüvenini, set tecrübelerini, hayallerini ve genç oyunculara tavsiyelerini konuştuk.

Röportaj: Nazan Ortaç

Ayça İnci

Oyunculuğa adım atma süreciniz nasıl gelişti? İlk set deneyiminiz nasıldı?
Ortaokul ve lise çağlarımda mankenlik, fotomodellik ve oyunculuk yapmaya başladım. Gaye Sökmen Ajansı’na bağlıydım. Kamera önündeki ilk deneyimlerim müzik klipleriyle başladı. Daha sonra 15 yaşımdayken “Borsa” adlı dizide, Kartal Tibet’in yönettiği bir yapımda küçük bir rol aldım. Evin hizmetçi kızını canlandırıyordum. Bu, benim ilk profesyonel oyunculuk işimdi ve oyunculuktan ilk kez para kazandım. Set ortamı büyülü gelmişti. O yaşta, profesyonel bir ekiple çalışmak hem çok heyecan vericiydi hem de kararımı netleştiren bir deneyim oldu.

Dedeniz, Yeşilçam’ın duayenlerinden Bilal İnci… Dedenizin oyuncu olması, sizin kariyerinizi nasıl etkiledi?
Dedemin oyuncu olması, benim oyuncu olmama vesile olmadı. Hatta tam tersi dedem bu sektöre girmemi çok istemiyordu. Yeşilçam’dan gelen biri olarak zorluklarını biliyordu. Aslında ben iç mimar olmak, dekorasyon alanında ilerlemek ve hatta yurt dışına gitmek istiyordum. Ama oyunculuk beni adeta fethetti. Sonrasında Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde eğitim almaya başladım. Kendimi bu alanda ifade edebilmek, nefes almak gibiydi. Dedemin çok iyi bir karakter oyuncusu olması, onun disiplini bana ilham verdi hep ama bırakın torpili, bazen tam tersi bile oldu. Dedemden çekinen insanlar, bana rol vermemeyi bile tercih etti. Ama ben sebat ettim, çok eğitim aldım, çok geliştirdim kendimi, çok okudum. Hâlâ bu yaşta öğrenmeye devam ediyorum. Dedem sonradan çok mutlu oldu, çok destekledi, “Benim gibi gözlerinde oynuyorsun, çok iyi karakter oyuncusu olacaksın” derdi.

Ayça İnci

Hem tiyatro, hem dizi hem de sinema projelerinde yer aldınız. Bu üçü arasında sizin için en özel olan hangisi ve neden?
Hepsinin yeri ayrı ama tiyatroda canlı izleyiciyle o bağı kurmak, o anı birlikte yaşamak bambaşka. Sinema ise sinematografik anlamda çok büyülü, kalıcılığı yüksek. Dizi ise uzun soluklu bir yolculuk… O karakterle uzun zaman geçiriyorsunuz. Ama sahnede o ilk nefesi almak, o canlı tepkiyi duymak… Sanırım tiyatro kalbimde hep bir adım önde.

Sinema ve televizyon projelerinde çalışma süreci çok farklı olabiliyor. Set ortamında en çok hangi türde projede kendinizi rahat hissediyorsunuz?
Dönem işlerinde kendimi çok daha güçlü ve motive hissediyorum. Modern yapımlarda da rahatım ama dönem işlerinin atmosferi beni daha çok içine çekiyor. Tarihi kostümler, aksiyon sahneleri, atmosfer bana ayrı bir enerji veriyor. Sarayda da olabilir, arazide de, ama ruhu olan bir iş olması benim için en önemlisi.

Ayça İnci

Sinema dışında başka bir sanat dalıyla ilgileniyor musunuz? Resme olan ilginiz devam ediyor mu?
Evet, resimle hâlâ ilgileniyorum. Bunun dışında yazmak da ilgimi çekiyor. Küçük hikâyeler kaleme alıyorum. Bir gün belki bir kitap olur. Dansla da aram iyidir. Yani sanatın birçok dalıyla bağ kuruyorum ama hepsi odak ve konsantrasyon gerektiriyor.

Yoğun iş temposunda kendinize zaman ayırmak için neler yapıyorsunuz?
Doğayı çok seviyorum. Ayvalık’ta geçirdiğim zamanlar bana çok iyi geldi. Deniz, yürüyüş, piknikler… İstanbul’da da fırsat buldukça Sultanahmet, Balat, Adalar gibi yerlere giderim. Hâlâ İstanbul’da turist gibi gezerim. Ayrıca yüzmeyi, spor yapmayı, ev dekorasyonu ile ilgilenmeyi severim. Set için sabah 6:30’da kalktığım çok oluyor ama zaman yaratmayı başarıyorum.

Ayça İnci

Oyunculuk dışında yapmak istediğiniz ama henüz gerçekleştirmediğiniz bir hayaliniz var mı?
Evet, deniz kenarında, iskelesi olan bir tatil köyü hayalim var. İçinde restoran, tasarım ürünlerin satıldığı bir alan, şiir ve müzik dinletileri, sinema gösterimleri, workshoplar… Yani bir kültür-sanat tatil köyü. Hem ruhu olan hem de üretimi teşvik eden bir yer olmasını istiyorum. Daha önce de iki mekan işlettim, tecrübeliyim ama artık çok yorulmak istemiyorum… Güzel bir ekiple bu hayalimi gerçekleştirmek istiyorum.

Önümüzdeki dönemde hayal ettiğiniz bir karakter var mı? Hangi tür projelerde yer almak istersiniz?
Dönem işleri beni çok etkiliyor ama özellikle Cumhuriyet tarihinden önemli kadın kahramanları, yazarları canlandırmak isterim. Biyografik projeler ilgimi çekiyor. Zor karakterleri oynamayı seviyorum. İçimden “Bunu da başardım,” dedirten roller beni heyecanlandırıyor. Kendi sınırlarımı zorlamak, yeni taraflarımı keşfetmek çok keyifli.

Ayça İnci

Genç oyunculara ve oyuncu olmak isteyenlere verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?
Çok okusunlar, çok gözlem yapsınlar. Felsefe, sanat tarihi, mitoloji, sosyoloji… Her şeyden beslenmeleri lazım. Türkiye’nin her bölgesinde lehçeler, beden dilleri değişiyor. Araştırmacı bir ruhla hareket etmeleri gerek. Öğrenci gibi kalmaları şart. Ayrıca bu işin kolektif olduğunu unutmasınlar. Saygı, sevgi, sabır… Ve tabii ki maneviyat. Para, şöhret gelip geçici ama yaptığınız işten ruhsal olarak tatmin olmak çok daha kıymetli.

“Kuruluş Osman” dizisinde Esenbike Hatun karakterini canlandırıyorsunuz. Esenbike Hatun’u oynarken sizi en çok zorlayan veya heyecanlandıran şey ne oldu?
Esenbike Hatun enteresan bir karakter, hiç bana uymayan, benim mizacımda olmayan bir karakter. Bayağı kibirli, herkesi küçük gören, yalnızca kendi doğrularıyla yaşayan biri. Bu kadar sert ve katı bir karakteri canlandırmak başlangıçta beni zorladı çünkü kısa sürede sete dahil oldum. Bir alışma sürem neredeyse hiç olmadı. Ama kostümler, atlar, kılıç ve dönemin atmosferi bana çok güç verdi. Karakterin ruhunu hissettiğim anda her şey yerine oturdu. Zorlayıcı ama bir o kadar da öğretici bir deneyimdi.

Ayça İnci

Tarihi bir dizide oynamanın, modern yapımlara göre en büyük farkı sizce nedir?
Tarihi projeler, sizi hem fiziksel hem de ruhsal olarak bambaşka bir dünyaya taşıyor. Modern yapımlarda gündelik hayata daha yakınsınız, ama dönem işlerinde atmosferle, kostümle, dil ile dönüşüyorsunuz. Tarihi dizilerde karakterle bütünleşmeniz daha yoğun oluyor. Hele ki at binme, dövüş sahneleri, ağır kostümler derken hem bedensel hem zihinsel bir hazırlık gerekiyor. Ama o dünyaya adım attığınızda, etkisi bambaşka oluyor.

Rolünüz için özel olarak aldığınız bir eğitim (at binme, kılıç kullanma vb.) oldu mu?
Evet, 12 yıl önce de benzer bir dönem işi için at binme, kılıç ve ok eğitimi almıştım. “Kuruluş Osman”da bu bilgi ve becerilerimi tazeleme fırsatım oldu. Set dışında da çiftliğe gidip antrenman yaptım. Aralarda herkes dinlenirken ben kılıç çalışıyordum. Bu tarz fiziksel hazırlıkları çok seviyorum, karaktere başka bir derinlik katıyor. Hâlâ haftada bir gün binicilik derslerine devam ediyorum.

Ayça İnci

Set ortamı nasıl? Oyuncu arkadaşlarınız ve ekip ile uyumunuzdan bahseder misiniz?
Disiplinli bir set ortamımız var. Herkes işine konsantre, saygılı ve çok özverili. Bu da oyuncu olarak sizi besliyor. Güzel bir denge var. Bana herkes “Ayça Abla” diyor, bu da aramızdaki sevgi ve saygının bir göstergesi. Böyle bir ekip içinde olmak çok kıymetli.

Yılmaz Erdoğan ile çalışmak büyük şans

“Sıfır Bir”, “Sokağın Çocukları” ve “İnci Taneleri” dizileriyle tanıdığımız Onur Akbay, maden mühendisliğinden oyunculuğa uzanan sıra dışı hikayesini ve kariyerindeki dönüm noktalarını Pause Dergisi’ne anlattı. Akbay, başarıya ulaşmanın sırlarını, projelerden aldığı ilhamı ve hayranlarına mesajını paylaştı.

 Röportaj: NAZAN ORTAÇ

NAZAN ORTAÇ

Oyunculuk kariyerinizin başlangıç hikayesini bizimle paylaşabilir misiniz? Hangi nokta, bu alanda ilerlemeniz için sizi motive etti?

Oyunculuk aslında çok genç yaşlarda istediğim ve arzu ettiğim bir meslekti. Maden mühendisliği yaptığım esnada bir kapı açıldı. Bu kapı “Sıfır Bir” dizisi sayesinde oldu ve mühendislik yaptığım zamanla çakıştı. Radikal bir karar vermem gerekiyordu. Bir gece içerisinde bu kararı verip doğru yola sürüklendiğimi anladım. Serüvenim böyle başladı…

Bu dizide canlandırdığınız Cihat Sarsılmaz karakteri çok sevildi. Bu rol sizi kişisel ve profesyonel olarak nasıl etkiledi?

Cihat Sarsılmaz ilk oynadığım uzun soluklu karakterdi. Çok ortak nokta bulup, karakterle özdeşleştik. Belki de bu kadar sevilmesinin sebebi çok içselleştirdiğimden kaynaklı oldu. İlk karakterim olduğundan dolayı bana basamakları sakin bir şekilde öğrene öğrene çıkmamı sağladı. Amatörlükten profesyonelliğe geçiş sürecinde çok etkisi oldu.

“Sokağın Çocukları” dizisinde de Onur karakterini oynadınız. Bu projede yer almak sizin için ne ifade ediyor? Sokak kültürünü ekrana taşımak sizin için ne kadar önemliydi?

“Sokağın Çocukları” projesinde ilk başrol deneyimimi yaşadım sayılır. Sırtımda çok büyük bir yük vardı. Çünkü “Sıfır Bir” bitmişti ve benim için yepyeni bir proje başlamıştı. O projede bambaşka bir fiziksel değişimle bambaşka bir şiveyle bambaşka bir karakter oynadım. Evet kendi adımla oynadım bu belki bir dezavantajdı ama bana çok büyük tecrübe kazandırdı. Bir oyuncunun kendi adı ve soyadıyla oynayıp bambaşka bir karakter yaratması oldukça meşakkatli bir oyunculuk deneyimiydi. Sokak kültürünü aslında bu kadar derin ve net anlatıcı bir dille daha önce hiçbir proje anlatmamıştı. İnsanların o kültürü de görmesi ve bilmesi bence farklı bir dünya görmelerini sağladı.

Şu sıralar Kanal D’de yayınlanan “İnci Taneleri” dizisinde Necmi karakterine hayat veriyorsunuz. Bu karakteri diğer rollerinizden ayıran özellikler neler?

Necmi, keyifle oynadığım bir karakter. Çok temiz ve saf bir kalbi olan merhametli, sevdiklerine kör gözle kıymet veren saf bir sokak delikanlısı. Bu belki ona çok şey kaybettirecek ama kendi doğrularından vazgeçmeyen biri. Necmi’yi diğer oynadığım karakterlerden ayıran özellikleri çevresinde olan bitenlere biraz düz mantık yaklaşması. Zekâsından çok duygularıyla hareket ediyor olması. Çünkü diğer oynadığım karakterlerde hep liderlik ve hep bir zekâ söz konusu idi.

Gazapizm’in “Pusula” klibinde yer aldınız. Bu projede yer almak sizin için nasıl bir deneyimdi?

Gazapizm, yani Anıl Acar sevgili ve kıymetli dostum. Onunla ilk o klip sayesinde tanıştık ve etle kemik gibi ayrılmaz bir dostluğumuz oluştu. O klip zaten “Sıfır Bir” dizisinin bir parçasıydı. Klip deneyimini de ilk o kliple yaşadım. Klip çekmenin özellikle rap klibinde oynamanın ne kadar zor olduğunu anlamıştım. Bir günde çekilen hızlandırılmış bir klipti, çok yorucuydu fakat çok zevkliydi.

Oyunculuk kariyeri yapmak isteyen gençlere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Oyunculuk çok kıymetli bir meslek. Ne veriyorsan kalbinden duygularından veriyorsun. O yüzden oyunculuğa yeni başlayacak arkadaşlara tavsiyem doğru görüp, doğru izleyip, doğru analiz etmeleri. Başarılı ve doğrucu eğitimler almaları ve çok izlemeleri. Ben çok izleyen bir oyuncu olarak mesleğimi başarılı bir şekilde icra etmenin sebebi, dünya çapındaki kariyerinde başarılı olan oyuncuları yakından izleyip kendimi onların yerine koymam oldu.

Sizce başarıya ulaşmanın ve sanat dünyasında kendini kanıtlamanın en önemli kriteri nedir?

Bence doğruluktan ayrılmamak. Az ve öz yaşamak. Kendin için doğru olanı sabırla beklemek. Hep önündekine bakma başkasının önündeki seni ilgilendirmemeli. Sanat dünyası biraz karmaşık bir dünya. Dürüst, yalansız ve samimi durdukça bir şekilde kendini kanıtlayabilirsin

Kendi hayatınızdan örnek alarak “asla unutamayacağım” dediğiniz bir dönüm noktası var mı?

Mühendisliği bırakıp oyunculuğa adım atma kararını verdiğim geceyi asla unutamam. Beyni kemiren sorular, geleceğe dair ne olacak sorusu tam bir keşmekeşin içinde olduğum bir geceydi. Beyaz bir kağıdı ortadan uzun bir çizgiyle ayırıp bir tarafına mühendislik hayatımın beni geleceğe taşıyacağı etkenler, diğer tarafa oyunculuğun beni nereye getireceği etkenleri yazmaya başladım. Sabahına da o doğru kararı vererek uyanmıştım.

Son olarak, sizi takip eden hayranlarınıza bir mesaj iletmek ister misiniz?

Beni izleyen, takip eden bütün sevenlerime çok teşekkür ederim. Onur Akbay’ı takip etmeye devam etmelerini temenni ederim. Çünkü farklı Onur Akbay gördükçe beni daha çok benimseyeceklerinden eminim.

Yılmaz Erdoğan gibi büyük bir isimle aynı projede yer almak nasıl bir his? Ondan öğrendiğiniz en önemli şey nedir?

Yılmaz Hocayla çalışmak benim için büyük şans. Onu övmeye kelimeler yetmez. Çünkü kendisi büyük bir öğretmen, büyük bir öğretici. Oynadığımız her sahnede oyunculuğa dair çok şey kazandırıyor. Ondan hayata dair çok şey öğreniyorum. Gerek sahne aralarında gerek set dışındaki sohbetlerimizde hayata ve hakikate dair büyük öğretilerinden ders çıkarıyorum.

Cansel Elçin, Gerilimi tiyatro sahnesine taşımak

Cansel Elçin ile ‘Misery’ üzerine

Gerilimi tiyatro sahnesine taşımak

Stephen King’in ikonik gerilim romanı ‘Misery’, Cansel Elçin’in başrolü ve çevirisiyle tiyatro sahnesine taşınıyor. Elçin, Paul Sheldon karakterini canlandırırken yaşadığı zorlukları, Sedef Akalın ile yakaladığı dinamik enerjiyi ve izleyicilere sundukları farklı atmosferi anlattı.

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

Tema Sanat Yapım Sercan Akkaya’nın yapımcılığını üstlendiği ve Kayhan Berkin’in yönettiği oyun, 11 Ekim’de Zorlu PSM’de gerçekleşecek prömiyeriyle izleyici karşısına çıkacak. Ekim ve kasım ayları boyunca farklı mekanlarda sahnelenecek olan bu gerilim dolu yapım, Anadolu turnesi kapsamında da Türkiye’nin çeşitli illerinde de tiyatro severlerle buluşacak.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

‘Misery’ gibi kült bir eserde, Paul Sheldon karakterine hayat vermek sizin için nasıl bir deneyim oldu? Karakterin zorlukları ve derinlikleriyle başa çıkarken neler hissettiniz?

Paul Sheldon karakterini canlandırmak benim için oldukça keyifli fakat bir o kadar da zordu. Oyunun büyük kısmında bir sandalyede oturuyor olsam da fiziksel olarak farklı ve zorlayıcı bir deneyimdi. Paul Sheldon, tacize uğrayan, acı çeken ve zaman zaman baygın olan, ama ayık olduğunda bulunduğu durumdan kurtulmak için çabalayan bir yazar. Bu duygu yoğunluğu ve fiziksel sınırlamalar, karakterin derinliklerine inmemi sağladı.

Bu projede yalnızca başrolü oynamakla kalmayıp oyunun çevirisini de üstlendiniz. Bir eseri hem dil açısından uyarlamak hem de sahnede canlandırmak nasıl bir süreçti?

Pandemi döneminde evdeyken, ‘Misery’ filmi aklıma geldi. Tiyatro uyarlaması olup olmadığını araştırdım ve 2017’de Londra’da Bruce Willis’in oynadığı bir versiyona rastladım. Metni bulduktan sonra, pandemi sürecinde oyunu çevirdim. Yönetmenimiz Kayhan Berkin projeyi yönetmeyi kabul edince, yapımcımız Sercan Akkaya’nın desteğiyle hayalimiz hızla gerçeğe dönüştü.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

‘Misery’, Stephen King’in ikonik bir gerilim romanı. Kitabın ruhunu tiyatro sahnesine taşırken, sinema ve edebiyat arasındaki bu geçişi nasıl yorumluyorsunuz? Sahnede izleyiciyi nasıl bir atmosfer bekliyor?

‘Misery’, tiyatroya uyarlanması çok uygun bir eser. Hızlı temposu ve sürekli bir sonraki sahneyi merak ettiren ritmiyle, sahneye kolayca taşınabiliyor. Yönetmenimiz Kayhan Berkin’in yaklaşımıyla, Stephen King’in dünyasına sadık kalırken, izleyici farklı bir atmosferle karşılaşacak. Bu uyarlama, sinema kadar etkileyici bir gerilim sunmayı başarıyor.

Annie Wilkes karakteriyle karşılıklı sahnelerinizde, gerilimi dorukta tutan o dinamiği nasıl yakaladınız? Sedef Akalın ile sahnedeki enerjiniz hakkında ne söylemek istersiniz?

Sedef olmasaydı bu oyunu yapamazdık. Annie Wilkes karakteri için adeta biçilmiş kaftan. Kibar, saygılı bir hemşireyken ani ve sert değişimlerle karakterin iç dünyasını çok iyi yansıtabiliyor. Prova süreci boyunca çok çalıştık ve bunu eğlenerek yaptık. Uğur Baran’ın Buster rolüyle aramıza katılmasıyla taşlar tamamen yerine oturdu.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

Bu oyun izleyiciyi nasıl etkileyecek sizce?

İnsan, konfor alanından çıkmadığı sürece yaşamanın ve nefes almanın değerini fark edemiyor. Paul Sheldon da kurtulduktan sonra şükretmeyi öğreniyor. Belki bu oyun, izleyicilere de şükretmeyi hatırlatacak.

Oyunun Anadolu turnesi de olacak. Farklı şehirlerde, farklı izleyici kitlelerine bu gerilim dolu hikâyeyi taşımak sizin için nasıl bir heyecan yaratıyor?

Anadolu turneleri her zaman çok farklı ve kıymetlidir. Hangi oyunu götürürsek götürelim, oradaki seyirciyle buluşmak beni her zaman mutlu eder. ‘Misery’ gibi bir gerilimi farklı şehirlerde izleyicilerle paylaşmak heyecan verici.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

Sinema ile tiyatro arasındaki farklar malum, fakat sizce ‘Misery’ gibi gerilim dolu bir hikâye sahnede mi yoksa sinemada mı daha etkileyici? Sizin bu projeye olan yaklaşımınız ne yönde?

Sinemada izlerken ‘Misery’ beni çok etkilemişti, ancak bu projede tiyatroda yer aldığım için benim açımdan sahnede daha etkileyici. Tiyatronun canlı atmosferi, gerilim duygusunu daha yoğun hissettiriyor.

Gerilim türünde bir tiyatro oyunu oynamak, seyirciyle anlık bir duygu paylaşımı gerektiriyor. Sahne üzerinde bu gerilimi canlı tutmak ve izleyiciyle etkileşimde olmak nasıl bir deneyim?

Gerilim unsuru oyunda baskın olsa da yer yer komik anlar da yaşanıyor. Normal şartlarda bir araya gelmeyecek iki karakterin çatışması komediye sebep oluyor. Ayrıca, aralarında tek taraflı imkânsız bir aşk da var, bu da dinamikleri ilginç kılıyor. Seyirciyle bu duyguları paylaşmak, canlı bir etkileşim yaratıyor.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

SERCAN AKKAYA

İddialı bir projenin doğuşu

Stephen King’in kült eseri, yapımcı Sercan Akkaya’nın önderliğinde tiyatro sahnesine uyarlanıyor. Akkaya, projeyi hayata geçirme sürecini, gerilim türünün sahnede yaratacağı etkiyi ve Anadolu turnesiyle geniş kitlelere ulaşmanın heyecanını paylaşıyor.

Bu projeyi hayata geçirme süreciniz nasıl geçti?

Aslında biz başka bir proje üzerine konuşurken Cansel attı bu fikri ortaya. Stephen King’in ‘Misery’sini çevirdiğini söyledi. Duyduğumuz anda çok heyecanlandık zaten. Biz iddialı bir projeyi yapmanın heyecanını yaşarken bir de kendisi oynamak istediğini söyleyince heyecanımız ikiye katlandı. Tabii bu oyunun bir diğer karakteri Annie’de çok güçlü bir isim olmalıydı. Bu aşamada da Cansel bize nokta atışı bir öneriyle geldi. Sedef Akalın… Kendisine projeyi anlatıp teklifte bulduk ve o da bu rol için en az bizim kadar heyecanlandı. Sonrasında yönetmenimiz Kayhan Berkin’le kesişti yollarımız. Tabii böyle bir ekip de bir araya gelince artık geriye sadece başlangıç adımını atmak kalıyordu. Hemen harekete geçtik. Büyük bir heyecanla başladığımız projede şimdi sıra prömiyer heyecanımızda.

Sercan Akkaya

Gerilim türünde bir tiyatro oyunu sahnelemek yapımcı olarak hangi zorlukları ve fırsatları beraberinde getirdi? Bu türde izleyiciyi sahnede tutmak için hangi yaratıcı çözümler düşündünüz?

Gerilim hem tiyatro hem de sinemada zordur. Biz de elbette başta biraz çekindik. Fakat Stephen King tiyatroda çok da karşımıza çıkan bir yazar olmadığı için bu kadar ses getirmiş, iddialı ve şaşırtıcı bir romanın uyarlamasını sahneye taşımayı bir fırsat olarak gördük. Elbette her tiyatro yapımcısının gişe kaygısı vardır. Fakat biz bu proje için o kadar doğru insanlarla bir araya geldik ki çok farklı bir projeye imza atacağımıza inanıyoruz. Dekor, kostüm, ses, ışık, afiş tasarımı ve tabii mi yönetmenimiz zaten alanında oldukça başarılı insanlar. Herkes elinden gelenin fazlasını yapıyor. Eminim ki tüm bunların birleşiminden seyircinin üzerinde büyük bir etki bırakıp, yankı uyandıracak farklı bir proje geliyor.

Oyunun Türkiye’nin farklı illerinde sahnelenecek olması ve Anadolu turnesi fikri nasıl gelişti? Farklı bölgelerdeki izleyicilerin oyuna olan tepkisini nasıl öngörüyorsunuz?

Türkiye’nin farklı illerindeki tiyatro severlerle bu projeyi buluşturmayı çok istiyoruz. İzmir, Ankara, Bursa, Eskişehir ve tabii ki yurt dışı turneleri planlıyoruz. Bunları yapmak için itici gücümüz aslında oyun çıkmadan aldığımız olumlu yorumlar ve yine tiyatro severlerin projeye olan ilgisi. Tema Sanat Yapım olarak bu tepkiler karşısında kayıtsız kalmak istemedik ve ‘Misery’i Türkiye’nin dört bir yanında seyirciyle buluşturmak için gün sayıyoruz.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

Oyunun prodüksiyon sürecinde dekor, kostüm ve sahne atmosferi gibi unsurları nasıl şekillendirdiniz? İzleyiciyi oyunun içine çekecek bu unsurlar üzerine nasıl çalıştınız?

Yönetmenimiz Kayhan Berkin bizi bu konuda çok başarılı ve tecrübeli insanlarla buluşturdu. Oyunun dekor ve kostüm tasarımı Merve Yörük’e ait. O dönemi ve atmosferi besleyecek en önemli unsurlardan bir tanesi de bu. O yüzden bu konuda da ciddi bir çalışma yapıldı. Işık tasarımımız Ayşe Sedef Ayter de oyunu bambaşka bir boyuta taşıyarak büyülü bir atmosfer yarattı. Tüm bunların yanında bir yapımcı olarak afiş tasarımına çok önem veriyorum. Çünkü afiş seyirciyi tetikleyecek ilk unsur. Ethem Onur Bilgiç de bu anlamda bizim için büyük bir şans. Sonuç olarak böyle bir ekiple ilmek ilmek işlenen bir proje izleyiciyi de muhakkak içine çekecektir.

‘Misery’ gibi sinema ve edebiyat dünyasında büyük bir yere sahip olan bir hikâyeyi tiyatroya uyarlarken, izleyicinin beklentilerini karşılamak adına ne tür yenilikler veya özgün dokunuşlar yaptınız?

Her eser her yeni dokunuşla karşılaştığında özgünleşir. Şu anda günümüz tiyatrosunun en başarılı yönetmenlerinden Kayhan Berkin de kendi dokunuşlarıyla sinema filminden bağımsız bir reji koydu sahneye. Kitabı okuyanlar da bambaşka bir dünya ile karşılaşacaklar. Bu yeni ve iddialı dünyanın yapımcısı olduğum için kendimi çok mutlu ve şanslı hissediyorum.

Sedef Akalan, Cansel Elçin

Oyun program ve tarihleri:

11 Ekim 2024 / Saat:20:30 / ZORLU PSM PRÖMİYER

18 Ekim 2024 / Saat:20:30 / FİŞEKHANE

19 Ekim 2024/  Saat 20:30/ BİLETİNİAL MOİ

1 Kasım 2024 / Saat: 20:30 / BEYLİKDÜZÜ AKM

4 Kasım 2024 / Saat:20:30 / DASDAS

22 Kasım 2024 / Saat:20:30 / FİŞEKHANE

28 Kasım 2024/ Saat:20:30 / İZMİR İSTİNYE ART

29 Kasım 2024 / Saat:20:30 / BURSA BOAB SAHNE

Ece Özdikici “Kimse hayal kurmuyor artık”

Sanatın her dalında iz bırakan Ece Özdikici, oyunculuk deneyimlerinden resim tutkusuna, çocuk atölyelerinden yeni projelerine kadar birçok konuyu Pause Dergisi’yle paylaştı

Nazan Ortaç

Oyunculuk kariyeriniz boyunca tiyatrodan televizyona, oyuncu koçluğuna kadar geniş bir yelpazede çalıştınız. Bu süreçte sizi en çok etkileyen deneyim neydi?

Tek bir deneyim gelmiyor aklıma. Daha çok nelerden etkilendiğimi söyleyecek olursam; mesleğimi ve sektörümü dışarıdan izleyen insanlara manzaranın nasıl göründüğünü hatırlamıyorum. Uzun yıllardır o manzaranın içindeyim. Çok zorlandığımız zamanlar oluyor. Kaygı yaratacak çok unsur var. Benim ve azimle devam eden meslektaşlarımın süreçleri, düşüşleri kalkışları, yeniden başlayışları, çocuksu oyun oynama arzuları beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Çok etkileniyorum bu masum, çocuksu direnişten. Bir de iyi bir eser karşısında çok fazla duyguyu aynı anda yaşıyorum. Heyecanlanıyorum, seviniyorum ona bakabildiğim için, ağlama isteği geliyor, o kadar çok şey yaşıyorum ki… İyi yazılmış, yönetilmiş, oynanmış bir filmde oturamadığımı, heyecandan ayağa kalkıp izlediğimi, bazı resimlere uzun uzun ağlayarak baktığımı hatırlıyorum. Sanat beni çok heyecanlandırıyor.

Ece Özdikici

Oyunculuk kariyerinizde canlandırdığınız karakterlerden hangisi sizi en çok etkiledi ve neden?

Hepsinden ayrı ayrı parçalar kaldı bende. Bazen sanırım oynadığım tüm karakterlerin kolajı olan bir tarafım var diye düşünüyorum. Çok güzel karakterleri tiyatroda da, televizyonda da oynamak kısmet oldu şükürler olsun. Bazılarının çocuksu hallerini sevdim. Juliet gibi. Televizyonda ‘Kadın’ dizisinde oynadığım kabuklu ama yürekli Jale vardı, ona bayılırım. ‘Poyraz Karayel’de Songül’ün deli zekasını, enerjisini, yaşama inadına bayılırım. Bu sezon da devam edecek ‘Salıncakta İki Kişi’ adlı oyunda Gitta karakterini oynuyorum. Seyircilerimizi beklerim. Onun da olaylardan hayatı öğrenerek çıkarması, yoluna devam edebilecek gücü yine kendinden alması oldukça etkileyici. O kadar çok ki…

Bir rolü kabul ederken hangi kriterlere dikkat ediyorsunuz ve bu süreçte en çok hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

En başta oyun/senaryo, rol, yönetmen/yapım, ekip sıralamasında ilerliyorum. Yolda değişenler oluyor tabii. Ekip arkadaşları, yönetmen ve hatta kabul ettiğiniz karakter değişebilir… Oyunlarda olmaz ama senaryolarda başladığınız karakter çoğunlukla değişiyor.

Aynı zaman ressamsınız ve sergileriniz de var… Resmin hayatınızdaki yerini nasıl anlatırsınız? Resimlerinizde hangi temaları işlemeyi seviyorsunuz?

İtiraf etmeliyim ki, resim yapmaya en adandığım dönemler içimin karanlık evrelerinde umut ışığı ararken oluyor. Bunu yeni yeni kendime itiraf ettim. Şimdi de sizinle ve okuyan herkesle paylaşıyorum. Hep resmettiğim kadınların güçlü bakışları ve rahatsız edici bir tarafları olduğunu söylerler. O rahatsızlık unsurunu ben ekliyorum. Masum peri bakışlı bir kıza görmezden geldiği bir örümcek ekliyorum örneğin. Biraz bakışımı ve resimle olan ilişkimi değiştiriyorum şu sıra. Hayatın her yönü var. Neden mutlu ya da huzurlu, tatmin olmuş anlarda da üretmeyeyim? Şimdi o dönemdeyim. Resimlerime bakan insanların benimle beraber yüklerini hafifleten bir yolculuğa çıksınlar istiyorum.

Ece Özdikici

Çocuklar için drama atölyeleri düzenliyorsunuz. Bu atölyelerde çocuklara hangi becerileri kazandırmayı amaçlıyorsunuz?

Drama atölyeleri değil. Yanlış bilgi olmasın. Yaratıcı atölye adı altında resim ve oyunculuk eğitimini birbirine eşleyerek götürüyorum. Tek bir kursta her iki sanata da değsinler istediğim için böyle bir atölye geliştirdim. Aslında planlarımın arasında yetişkinler için de aynı hedefle bir atölye yapmak var. Biraz üzerine çalışmak istiyorum ilerleyen dönemde.

Çocukların sanata olan ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz ve onları bu alanda desteklemek için ailelere neler önerirsiniz?

Çocuklar o kadar çok kursa gidiyor ki, önereceğim şey bir kurs, bir etkinlik değil. Elbette isterim benim atölyeme gelsinler, çalışalım. Söylemek istediğim yanlış anlaşılmasın. Çocukların saatlerini doldurmayı, onları meşgul etmeyi bırakın. Şimdi ama bütün gün tablette diyecekler biliyorum. Bunu sınırlandırın ve çocukların sıkılmalarına izin verin Allah aşkına. Sıkıntıdan patlayacak noktada arayışa girecek, eline boya alacak, şarkı söyleyecek. O zaman üretecek. Kimse hayal kurmuyor artık. Çocuklar dahil. İhtiyaç duymuyorlar ki. Bırakın sıkılsınlar, duvara bakarak hayal kursunlar. Sanat, edebiyat başka türlü üremez. Piyano kursuna götürülen kaç çocuk ailesiyle beraber senfoni konserlerine gidiyor? Hayatınıza girmeyen bir şeyi nasıl benimseyebilirsiniz? Bunlar hep heves olarak kalmaya mahkûm.

Sanatçı olarak sizin için en büyük ilham kaynakları nelerdir? Hangi sanatçılardan veya eserlerden etkileniyorsunuz?

En büyük ilhamım doğa. Sonra hassas insanlarla sohbetler, gözlemler… Notlar alıyorum. Görseller topluyorum. Etkilendiğim sanatçıları saymakla bitmez ki. Tüm sanat dallarından ayrı ayrı sanatçılar yüreğime çarpıyor.

Ece Özdikici

Gelecek için hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz ve kendinizi geliştirmek istediğiniz yeni alanlar var mı?

Evet var ama gerçekten benim için yeni bir alan ve oluşturma aşamasının çok başındayım. O yüzden paylaşmak için erken diyebilirim. Yapmış olduğum projeleri geliştirmek için konuşabilirim. Benimle ve çalışmalarımla bağ kuracak insanlarla tanışmak, çalışmak istiyorum. Yaratıcı atölyeyi daha çok çocuk ve okulla buluşturabiliriz. Sanat ile henüz tanışmamış çocuklara bu atölyenin kısa versiyonunu taşıyabilmem için bana destek sağlayacak bir ekip çok güzel olurdu. Kitabım için de aynı şey geçerli. Ben elbette ki daha çok çocuğa ulaşsın istiyorum. Yoksa yazmam ne işe yarar, değil mi? ‘ECE GERİ DÖNÜŞÜMÜ ANLATIYOR’ adlı çocuk kitabımın daha çok çocuk ile buluşması için, aklıma ilk gelen özellikle ilkokul ve anaokulu öğretmenleri oluyor. İnstagram @eceozdikici sayfamda profildeki linkten, ya da @divit_kitabevi sayfasından edinebilirler. Aklıma gelmeyen birçok olasılık mümkün olsun. Yeni sezonda tiyatro ve televizyon için olan projelerimi de yine instagram sayfamdan takip edebilirsiniz. Oyun çıkışı izleyenler arasında bu röportajı okuyup gelen olursa kesinlikle çok mutlu olurum.

Ece Özdikici

“YAZDIĞIM ÇOK FAZLA ÖYKÜ VAR”

 “Ece Geri Dönüşümü Anlatıyor” kitabınızın hikayesi nasıl ortaya çıktı? Bu kitabı yazma sürecinizden bahseder misiniz?

Hayallerimden biri idi çocuk kitabı yazmak ve resimlemek. Dijitallerini de yapmak istiyorum aslında. Yazdığım çok fazla öykü var. Canım sıkıldıkça bir şeyler yazarım ya da çizerim. Diyorum ya sıkılmak ürettirir. Bu öyküyü yıllar evvel yazmıştım. Diğer yazdıklarımın arasından bu öyküyü seçmemin sebebi; dünya için önemli bir konuyu sıkıcılaştırmadan, nasihat vermeden çocuklara anlatabilmek aslında. Baskıdan evvel üzerinde tekrar çalıştım elbette. Resimlerini tablette çalışmadım. Eski usul çalışmayı seviyorum. Kâğıt ve boyalar…

Kitabınızda israf, geri dönüşüm ve doğal kaynakların kullanımı gibi konulara değiniyorsunuz. Bu konulara ilgi duymanızın sebebi nedir?

Çok sayıda bilinçsiz insan var. Dünyaya sadece tüketmeye gelmiş ve her şeyi kendi hizmetine kullanmak hakkıymış gibi yaşayan. Yetişkinlere -eğer açık değillerse- farkındalık kazandırmak çok zor. Öğrenmemek için direnenleri tanıyorum. Halbuki küçük bir alışkanlık değiştirmek ile gerçekten büyük değişime sebep olabilir herkes. Sen, bir fabrika kadar zararlı değilsin diye dünyadan daha az sorumlu değilsin. Büyüklere anlatmaya çalışmaktan yoruldum ne yalan söyleyeyim. Çocukları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz hepimiz. Benim de katkım bu olsun istedim.

Kitabınızda yer alan resimleri de kendiniz yaptınız değil mi?

Evet. Çok zevkliydi. Her zaman çocuk kitabı resimlemeye devam etmek isterim.

Çevreyle ilgili başka projeleriniz var mı? Yeni kitaplar, atölyeler veya başka çalışmalar planlıyor musunuz?

Tek başıma değil, bir ekiple yapmak isterim. Benim gibi düşünen, üretmeyi seven kişilerle yine sanat atölyeleri yapmak, konularımızı hayatın, gündelik yaşamımızın içinden seçmek ve eğer çocuklar ile çalışacaksam duyarlı, hassas büyümelerini destekleyecek çalışmalar yaptırmak isterim.

Ezgi Tombul: “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum”

Ezgi Tombul: “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum”

Oyunculuk kariyerinin başlangıcından, unutulmaz anılarına ve yeni projelerine kadar her şeyi anlatan Ezgi Tombul, kariyer hedeflerini ve genç oyunculara tavsiyelerini Pause Dergisi’ne anlattı. “Birbirinden farklı karakter oynamak istiyorum” diyen Tombul, samimi açıklamalarıyla ilham veriyor.

Röportaj: NAZAN ORTAÇ

Ezgi Hanım, oyunculuk kariyerinize nasıl başladınız? Bu yolculuğunuzda sizi en çok etkileyen ve yönlendiren kimler oldu?

Kariyer, mesleki başarı üzerine kurulu bir kelime, ben daha çok mesleğe duyduğum arzunun nasıl oluştuğundan bahsedebilirim, çünkü, bence kariyer, peşinden gittiğin arzunun pozitif getirisi sadece, onun yanıtını da ben veremem. Ortaokulda ‘elinde fırçayla şarkı söyleyen çocuk’ değil, utangaç bir çocuktum, annem bana daha iyi hissetmem için tiyatro kursunu önerdi ve ben orada tutkumu buldum. Çeşitli tiyatro toplulukları ve ardından konservatuvarla devam eden süreçte, fitili annemin ateşlediğini söyleyebilirim.

Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü’nde aldığınız eğitimin kariyerinize nasıl bir katkısı oldu?

Benim okulumun ya da herhangi bir okulun amacı bence ilgilendiğin dalla yıllarca yoğrulmanı sağlamak. Okul yılları boyunca, zaten yapmayı istediğin ‘oyun oynamayı’ defalarca yapıyorsun, deneye yanıla, tekrar ve tekrar… Bu bağlamda, benim okulumun bana katkısı esneklik kazanmam oldu.

“Keşanlı Ali Destanı” ve “Hatırla Gönül” dizilerinde yer aldığınız dönemle ilgili unutamadığınız anılarınız var mı?

“Keşanlı Ali Destanı”, benim ilk işim olması sebebiyle kalbimde yeri çok başka, okuldan yeni mezun olmuş ve Çağan Irmak’ın dizisinde oynuyorum, o hissi hiç unutmuyorum. Geçmişte çalıştığım her işi mutlulukla anıyorum ve bunu değerli buluyorum.

Ezgi Tombul

Yeni projeniz “Sorgu Odası” dizisinde nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

‘Sevilay’ karakterini oynuyorum. Sevilay, aile travmaları sebebiyle yaralı, kendisiyle mutsuz ve mutsuzluğunu da etrafına yayan bir karakter. Boşandığı eşi Metin’le sağlıklı sınırlar koyamamaları, Sevilay’ı git gelli bir ruh haline sokuyor.

Dizinin konusu ve hikayesi hakkında biraz daha detaylı bilgi verebilir misiniz?

Bir cinayetin failinin araştırıldığı olay örgüsünün yanı sıra, birbirlerine çeşitli önyargılar geliştirmiş, birbirini yaftalayan kişilerin; ‘ötekini’ tanıdıkça dönüştükleri, anladıkları, dayanışmayı seçtikleri bir polisiye hikaye diyebilirim.

Hazal Kaya ve Çağlar Ertuğrul ile aynı projede yer alıyorsunuz… Daha önce birlikte çalışmış mıydınız?

Hayır daha önce çalışmamıştık, ilk kez tanışıyoruz.

Ezgi Tombul

Dizinin yönetmeni Deniz Yorulmazer ile çalışmak nasıldı? Yönetmenle olan işbirliğiniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Yönetmenimiz ne istediğini çok iyi bilen, bilmenin ve işini iyi yapmanın huzurunu tavrına yansıtan biri, görüntü yönetmenimiz Neco Akdeniz ile birlikte çok güzel bir iş çıkarıyorlar, ben de bir parçası olduğum için mutluyum.

Polisiye dram türündeki bu dizi, kariyerinizde nasıl bir yer tutuyor? Bu türde çalışmak size neler kattı?

Ben, bu işin polisiye aksında bulunmuyorum. Benim karakterim çok incinmiş, kendini sürekli dibe çeken bir karakter onunla birlikte ben de çekiliyorum oynarken.

Oyunculuk kariyerinizdeki hedefleriniz ve hayalleriniz nelerdir? Gelecekte hangi tür projelerde yer almak istersiniz?

Hayallerim, arzularım var ve onların peşinden gitme niyetim var. Genel olarak bahsetmem gerekirse, oyunculuk yapmayı yıllar boyunca sürdürebilmeyi ve her platformda birbirinden başka karakterleri oynamayı isterim.

Ezgi Tombul

Son olarak, kariyerine yeni başlayan oyunculara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Sizin yolunuzdan ilerlemek isteyenlere neler önerirsiniz?

Oyunculuk yapmayı istemesinin nedenini bulmasını, bu neden eğer otantik bir nedense devam etmesini, işlerin yolunda gitmeyeceği zamanlar olacağını o süreci rahat atlatabilmesi için duygu durumunu en hızlı şekilde dengelemesinin kendince yolunu bulmasını öneririm

Bertan Başaran “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

Yönetmen Bertan Başaran: “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

“Kimler Geldi Kimler Geçti” ve “Şahmaran” projeleriyle dikkat çeken yönetmen Bertan Başaran, yaratım sürecinin sancılı ama bir o kadar da heyecan verici olduğunu anlatıyor. Ünlü yönetmen, tarzını ve ilham kaynaklarını paylaşıyor ve Serenay Sarıkaya ile çalışmanın kendisi için büyük bir şans olduğunu vurguluyor.

 RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Bertan Başaran “Tarz Her Şeyin Yanıtıdır”

Üst üste iki projeyle çok konuşuldunuz… “Kimler Geldi Kimler Geçti” ve “Şahmaran”… Bu dizilerin yaratım süreci nasıl geçti?

Yaratım süreçleri genel olarak sancılı süreçlerdir. Senaryoları iyi çalışmanız, okumalar yapmanız ve anlatım dilinizi bulmanız gerekir. Bunlardan sonra da cevaplamanız gereken yüzlerce soru, bakmanız gereken mekanlar kostümler vs… Ve tabii ki kısa bir zaman…

Her iki projede de sizi en çok heyecanlandıran veya zorlayan unsurlar neler oldu?

Her proje beni çok heyecanlandırır ve korkutur. Benim için işlerin en heyecan verici kısmı oyuncular ile bir şeyler yaratmaktır diyebilirim.

Bu iki dizi arasında yönetmenlik açısından ne gibi farklılıklar ve benzerlikler yaşadınız? Tarzınızı bu projelere nasıl yansıttınız?

“Şahmaran” dizisinde ustam Umur Turagay ile çalıştım. İlk işimdi, çok korkuyordum, onun kanatları altında çalıştım diyebilirim. “Kimler Geldi Kimler Geçti”, aslında dördüncü uzun soluklu işim oldu. Bütün bölümleri ben çektim, bambaşka bir maceraydı. Ece Yörenç de beni serbest bıraktı diyebilirim. Çok eğlenceliydi ve kendimi tanımam ve görmem açısından çok önemliydi. Bir tarzım olduğunu söyleyemem, zira her proje kendi içinde bir tarz dikte eder zaten yönetmene.

Bertan Başaran

 “Şahmaran” mitolojik bir hikâyeyi anlatıyor. Mitolojik unsurları modern anlatımla nasıl dengelediniz?

Mitolojik unsurları araç olarak kullanıp, aslında mitolojinin anlattığı duyguların üstüne gittik sanırım.

“Şahmaran”ın ikinci sezonu için yakında sete gireceksiniz… İzleyicileri bu kez ne gibi sürprizler bekliyor?

Bu sezon daha heyecanlı diyebilirim…

Yönetmenlik kariyeriniz boyunca size ilham veren veya etkilemiş olan yönetmenler ve filmler hangileri? Bu etkiler projelerinize nasıl yansıyor?

F.F. Copolla, David Fincher, Gus van Sant, Denis Villeneuve ve filmleri diyebilirim. Birçok film izliyorum, beğeniyorum. Görsel estetik algım, hikaye anlatım şeklim bu yaşıma kadar izleyip sevdiğim filmlerden, resimlerden, sergilerden, fotoğraflardan mutlaka etkileniyordur. Herhangi bir filmi veya projeyi örnek alarak çekmiyorum projelerimi, özgün olmayı tercih ediyorum.

Bertan Başaran

Bugüne kadar yönetmenlik kariyerinizde karşılaştığınız en büyük zorluklar neler oldu ve bunların üstesinden nasıl geldiniz?

Her yönetmende olduğu gibi; az para, az zaman, çok iş…

Her iki dizinizi de Netflix için çektiniz. Netflix gibi global bir platformda çalışmanın avantajları neler?

Bana değer verildiğini hissettiriyorlar. Kendimi yaratımda daha özgür hissediyorum. Onların güveni beni daha da motive ediyor ve tabii dünya seyrediyor.

“Serenay benim en büyük şansım”

Serenay Sarıkaya her iki dizinizde de başrolde. Serenay ile çalışmak nasıl bir deneyimdi? Onun performansı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Serenay benim en büyük şansım diyebilirim. Mükemmel bir oyuncu, çalışkan ve mütevazı. O, beni daha iyi bir yönetmen yapıyor…

Global bir platformda dünyaca tanınmış oyuncularımızla çalışmanın projelerinize getirdiği uluslararası ilgi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hâlâ inanamıyorum! Kendi aranda bir şeyler yapıyorsun, bir anda dünya çapında oluyor, bu inanılmaz…

Bertan Başaran

Uluslararası izleyici kitlesinin projelerinize tepkileri nasıl oldu? Bu geri bildirimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genelde beğenildi. Ben doğru yapılan eleştirileri okumayı çok seviyorum, beni geliştiriyor.

“Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmak, sanat dediğim şeydir”

Tarzınız ve stilinizle de dikkat çekiyorsunuz. Modaya özel bir ilginiz var mı?

Bunu, Charles Bukowski’nin harika bir yazısıyla cevaplamak isterim…

Tarz her şeyin yanıtıdır.

Sıkıcı veya tehlikeli bir şeye yaklaşmanın taze bir yolu.

Sıkıcı bir şeyi tarzla yapmak, tehlikeli bir şeyi tarz olmadan yapmaktan daha iyidir.

Tehlikeli bir şeyi tarzla yapmak, sanat dediğim şeydir.

Boğa güreşi sanat olabilir.

Boks sanat olabilir.

Sevmek sanat olabilir.

Bir konserve sardalyayı açmak sanat olabilir.

Çok az kişi tarza sahiptir.

Çok az kişi tarzını koruyabilir.

Erkeklerden daha çok tarza sahip köpekler gördüm, her ne kadar pek az köpeğin tarzı olsa da.

Kediler bol bol sahiptir.

Hemingway beynini bir av tüfeğiyle duvara dayadığında, bu tarzdı.

Ya da bazen insanlar size tarz verir.

Joan of Arc tarza sahipti.

Vaftizci Yahya.

İsa.

Sokrates.

Sezar.

García Lorca.

Hapiste tarz sahibi adamlarla tanıştım.

Hapiste, hapishane dışında olduğundan daha çok tarz sahibi adamla tanıştım.

Tarz farktır, yapma şekli, yapılma şekli.

Sakin bir su birikintisinde sessizce duran altı balıkçıl kuşu,

ya da sen, çıplak, banyodan çıkarken beni görmemen…

Aşk tadında…

My Agenda Nazan Ortaç

nazanortac@outlook.com.tr

HEDİYE

Aşk tadında…

Çırağan Sarayı’nın online alışveriş sitesi Çırağan Palace Shop, Sevgililer Günü konseptli çok özel ve romantik ürün yelpazesiyle 14 Şubat’a tat katıyor. Muhteşem lezzetleri ve görkemli hediyelikleriyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul ruhunu Saray’ın dışına taşıyan Çırağan Palace Shop, Sevgililer Günü’nde çiftlere birbirinden romantik hediye alternatifleri sunuyor. El yapımı Çırağan Palace Shop lezzetleri, şubat ayı boyunca aşk temasına uyarlanarak çiftlerin hem göz hem de damak zevkine hitap ediyor.Çırağan Palace Shop

TATİL

Kapadokya’da romantizm

Her mevsimde farklı bir hikâye sunan Argos in Cappadocia, kış deneyimlerini Sevgililer Günü haftasındaki özel etkinliklerle buluşturuyor. 16 Şubat’ta Tuna Kiremitçi, “Şairin Şarkıları” adlı müzikal gösterisiyle romantizm rüzgarları estirirken, 17 Şubat’ta Levon Bağış’ın özel sunumuyla gerçekleşecek etkinlik, gastronomi tutkunlarını bir araya getirecek. Gün içinde romantik bir kaçamak içinse Güvercinlik Vadisi bakan özel bir köşede “Kış Pikniği”ni deneyimleyebilir, “Şömine Menüsü”nün sunduğu şömine başı lezzetlerini tadabilirsiniz.

Argos in Cappadocia

MEKÂN

İstanbul’un kalbinde aşk

Tarihi yarımadanın büyüleyici atmosferine sahip Four Seasons Hotel Sultanahmet ve İstanbul Boğazı’nın benzersiz manzarasına hâkim Four Seasons Hotel Bosphorus Sevgililer Günü’nü özel ve romantizm dolu içeriklerle kutluyor. Four Seasons Istanbul otelleri, bu özel günde Sultanahmet’in kalbinde ve Boğazın kıyısında romantik ve görkemli bir kutlamaya ev sahipliği yaparak İstanbul’un kalbinde aşkın en güzel halini yaşatıyor.

Four Seasons Hotel

KİTAP

‘Metropolis’ yaşamı kitap oldu

Sabancı Vakfı’nın destekleri ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izin ve katkılarıyla devam eden Metropolis Antik Kenti’nin kazı çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Metropolis’te yürütülen arkeolojik araştırmalarda 30 yılı geride bırakmanın anısına “Metropolis; Kent, Yaşam, İnsan” kitabı Cumhuriyetin 100. yılında ülkemizin kültürel hafızasına eklendi. Kitap, kentte gerçekleştirilen çalışmaların sonuçlarını, burada yaşayan farklı medeniyetlerin izlerinden yola çıkarak okuyuculara basit bir dil ve anlatımla sunuyor. 5 yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu kitapta, 22 yerli ve yabancı araştırmacının da katkısı var.Metropolis Antik Kenti

MİNİ DİZİ

Aksiyon dozu yüksek

James Clavell’in çok satan romanından uyarlanan epik mini dizi ‘Shōgun’, 27 Şubat’tan itibaren Disney+’ta izleyicilerle buluşacak. Justin Marks ve Rachel Kondo’nun yarattığı 10 bölümlük yapım, seyircilere aksiyon dozu yüksek bir seyir keyfi sunacak. ‘Shōgun’, 1600 yılında, yüzyıla şekil veren bir iç savaşın başlangıcında Japonya’da geçiyor. Hiroyuki Sanada’nın yapımcılığını üstlendiği dizide, Vekiller Konseyi’ndeki düşmanları ona karşı birleşirken, hayatı için savaşan Lord Yoshiii Toranaga’nın hikayesine tanıklık ediyoruz.

James Clavell

MÜZİKAL

‘Hamiyet’ AKM sahnesinde…

Deniz Madanaoğlu’nun yazdığı, yönetmenliğini Işıl Kasapoğlu’nun üstlendiği ‘Hamiyet’ müzikali bir işçi mahallesinde eşi ve iki kızıyla mutlu sakin bir hayat sürdüren Hamiyet’in 1980 darbesiyle hayatının alt üst olmasını anlatıyor. Oyunun müzikal hikayesi ve şarkı sözleri Peyk grubunun solisti İrfan Alış tarafından yapıldı. Başrolde Aslı İnandık oynarken oyuncu kadrosu da Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik ile Peyk grubu eşlik ediyor. ‘Hamiyet’ Müzikali 8 Şubat saat 20:30’da AKM Tiyatro Salonunda seyircisiyle buluşacak.

FİLM

‘Kül’ün gizemli hikâyesi

Netflix, başrollerinde Funda Eryiğit, Alperen Duymaz ve Mehmet Günsür’e yer veren yeni filmi ‘’ü, tüm dünyayla aynı anda 9 Şubat’ta yayınlıyor. Yapımcılığını Ay Yapım’ın üstlendiği filmde görünüşte kusursuz bir hayata sahip evli bir çiftin yaşamı gizemli bir kitap ile aniden değişiyor. Gökçe (Funda Eryiğit), eşi Kenan (Mehmet Günsür)’ın sahip olduğu yayınevine gönderilen kitaplardan biri olan ‘Kül’ü keşfettiği andan itibaren bu büyülü hikâyenin peşine düşüyor ve kendisini gizemli bir adamla (Alperen Duymaz) fırtınalı bir ilişkinin ortasında buluyor.Kül

DİZİ

Nicole Kidman baş rolde

Prime Video, Janice Y. K. Lee’nin dünya çapında çok satan The Expatriates adlı romanından uyarlanan ve Lulu Wang’in yönettiği ‘Expats’ dizisinin ilk iki bölümünü yayınladı. Dizinin kalan bölümleri, 23 Şubat’a kadar haftalık olarak yayınlanmaya devam edecek. 2014 yılında çalkantılı bir dönemin yaşandığı Hong Kong’da geçen Expats, ani bir aile trajedisinden sonra hayatları kesişen Amerikalı üç kadın, Margaret (Nicole Kidman), Hilary (Sarayu Blue) ve Mercy’nin (Ji-young Yoo) etrafında gelişiyor. Ayrıcalıklı yaşamların sorgulandığı dizi, mağduriyet ile suçluluk arasındaki çizgi bulanıklaştığında neler olabileceğini gözler önüne seriyor.

Nicole Kidman

SAHNE

Spider-Man geliyor

Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek “Spider-Man: Into The Spider-Verse Live in Concert”, etkileyici hikayesi ve göz alıcı sahneleriyle dev bir perdede seyirciyle buluşup, filmin büyüleyici müziklerinin canlı orkestra eşliğinde her yaştan izleyiciye özel bir müzik deneyimi sunacağı performansıyla Zorlu PSM’ye geliyor. Dünya prömiyerinde çığır açan görsel stili, karakterleri, hikayesi, seslendirmesi ve müzikleriyle eleştirmenlerden ve izleyicilerden büyük övgü alan gösteri, görkemli görsel ve işitsel sunumuyla 3-4 Şubat’ta Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde her yaştan izleyicisini bekliyor.

Spider-Man geliyor

SEVGİLİLER GÜNÜ

Takı sektöründe “Affordible Luxury” akımının Türkiye’deki en güçlü markalarından Joy of Jade, Sevgililer Günü için aşkın harmonisini üzerinizde taşıyacak yüzük serileri hazırladı. Tek tek de kullanabilen bu yüzük takımları birbirlerine uyumlu bir şekilde tasarlanmış. Yüzükler kadını temsil eden “tek taş” ve onu saran taç bölümünden oluşuyor. Taç bölümü ise erkeği temsil ediyor.

 

Kütahya Porselen, aşkın her haline özel koleksiyonlarıyla 14 Şubat’ta romantik anları ölümsüzleştirmek isteyenler için birbirinden şık ve anlamlı hediye seçenekleri sunuyor. Kütahya Porselen’in şık ve zarif yemek takımları, kahve fincanları ve mumları aşkını ifade etmenin şık yollarını arayanları bekliyor!

Kütahya PorselenAşk pek çok farklı renkte gelir. Birine değer verdiğini göstermenin, ona bir güneş gözlüğü hediye etmekten daha iyi bir yolu olabilir mi? Bu Sevgililer Günü’nde, sizi aşkın her tonunu kutlamaya davet ediyor. Sevgiliniz veya sevdikleriniz için mükemmel bir hediye olan güneş gözlüklerinde en yeni trendleri seninle paylaşıyor. Sarılma isteği uyandıran yastıklar, Ecrou’nun sevgi dolu dünyası sizi bekliyor… Dekoratif yastıklar, yumuşak dokuları ve renk seçenekleriyle evinizi sararken, sevdiklerinizle geçireceğiniz anları daha özel kılıyor…

“Yaşam dediğiniz kısa mesafeli bir koşu”

“Yaşam dediğiniz kısa mesafeli bir koşu”

Almanya’da başladığı futbol kariyerinden makine mühendisliğine, Türk halk danslarından oyunculuğa uzanan ilginç bir hikâye! Oyuncu Nizam Namidar, ‘Sakla Beni’ dizisi ve kariyerinin sıra dışı dönemlerini anlattı…

RÖPORTAJ: NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Oyunculuğa başlamadan önceki hayatınızda nelerle uğraştınız ve oyunculukla tanışmanız nasıl gerçekleşti?

19 yaşında Almanya’ya gittiğimde bir yıl 2’nci ligde futbol oynamış, televizyon üretiminde tekniker olarak çalışmış, 80 öncesi genci olmanın gereği siyasete ilgi duyan, idealleri ve hayalleri olan genç bir adamdım. Berlin’de yüksek öğrenime başlamamla birlikte dedim ki kendime; bir Türk evladısın ama dünyada başka kültürlerde var, aç bağrını yeniye. Kısa bir süre sonra dansla tanıştım. 1,5 yıl rock & roll dans ettim. Turnuvalar dereceler filan. Sonra Türk halk dansları ve oradan da tiyatro ve oyunculuk. Amatör olarak tabii. 1986 yılında profesyonel sahne ile tanıştığımda tiyatroya ve oyunculuğa vuruldum.

Almanya’da makine mühendisliği eğitimi aldıktan sonra oyunculuk dünyasına geçişinizdeki temel etkenler nelerdi?

Yüksek öğrenim sürecinde birey olarak kendimi keşfetme yolculuğum başlamıştı. İki yıl amatör tiyatro deneyiminden sonra ki; biz bu süreçte tiyatro ve oyunculuk yaptığımızı sanıyorduk (gülüyor)… İlk profesyonel deneyimde tiyatronun bizim yaptığımız işten çok farklı olduğunu gördüm ve bu beni büyüledi. Dedim ki ben bu işi yapmalıyım.

Nizam Namidar

Türkiye’deki ‘İsimsizler’ dizisiyle başlayan maceranızı anlatır mısınız?

‘İsimsizler’ benim Türkiye’deki ilk dizi deneyimimdir. Sevilen bir işte sevilen bir karakteri canlandırdım. Sonra ‘8. Gün’ maalesef uzun soluklu olmadı. 2018’de ‘EDHO’da 12 bölüm rol aldım. Ardından ‘Benim Adım Melek’te 66 bölüm Antepli bir baklavacıyı oynadım. Bu karakter çok sevildi. Akabinde ana akım için çekilen ‘Kara Tahta’, ‘Ateş Kuşları’ gibi projelerin yanı sıra dijital platformlar için çekilen ‘Adalet’ ve ‘Kübra’ adlı dizilerde rol aldım. Ayrıca aralarında ‘Kurak Günler’ adlı Emin Alper filminin de bulunduğu dört sinema filminde de oynadım.

Şimdi ‘Sakla Beni’ dizisindesiniz. Buradaki karakterinizle ilgili bize biraz bilgi verir misiniz? Karakterinizi nasıl tanımlarsınız ve onunla bağlantınız nedir?

‘Sakla Beni’de Atıf karakterine ruh katmaya çalışıyorum. Atıf benim için öncekilerden farklı olarak bir salon erkeği. Soyu saraya dayanan zengin bir adam. Yaralı Atıf, sevmiş ama aile baskısı ile sevdiğinden koparılmış ve başka biri ile evlendirilmiş. Yüreği sevgi dolu, adil bir adam. Yarasından olsa zahir, sevginin sevenin yanında duran bir adam. Sevgi, vicdan ve adalet ortak yanlarımız. Soyluluk ve varlık konusunda uzağız birbirimize (gülüyor).

Bu projede yer almanızın size kattığı yeni deneyimler neler oldu?

Öncelikle çok huzurlu bir çalışma ortamımız var. Bu beni çok mutlu ediyor. Çok değerli oyuncularla karşılıklı oynamaktan büyük bir keyif alıyorum. Sadece oyuncularla da sınırlı değil uyumlu atmosferimiz. Yönetmenlerimiz, ekip, yapım hepsi harika. Öğrenmek sizin ne kadar açık olduğunuza bağlı. Ben her bulunduğum ortamdan kendime ne katabilirim kafasında olmuşumdur hep. Bu proje beni çoğaltıyor. Çok keyifli.

Oynadığınız projeler arasında en özel bulduğunuz ya da size en çok şey katan deneyim hangisi oldu ve neden?

Valla bir ayrım yapmak istemem. Her biri bana bir şeyler kattı. Bazen oyunculuk anlamında, bazen sektörel dinamikler anlamında. Ama ‘İsimsizler’ benim bu şahane serüvenimin başlangıç noktası olması itibarı ile hep özel kalacak.

Nizam Namidar

Almanya’da yaşıyorsunuz sanırım; dizi için gidip geliyor musunuz? Buraya mı taşındınız?

Evet, hayatımın merkezi Almanya’da. Eşim, çocuklarım orada. Dizi için gelip gidiyorum.

Müzikle de ilgilisiniz, dans tecrübeniz de var. Kendi YouTube kanalınızda türküler söylüyorsunuz. Bu sanatsal çeşitlilik sizi nasıl etkiliyor ve bu konudaki ilginizi nasıl keşfettiniz?

Çok iyi hissettiriyor. Yaşam dediğiniz kısa mesafeli bir koşu. Bu süreçte kendinize kattıklarınızla heybenizi ne kadar çok doldurursanız- mal, mülk, paradan bahsetmiyorum- o kadar zenginleşiyorsunuz. İnsan kendini değerli hissetmek ister. Kendinize ne kadar değer katarsanız o kadar değerli hissedersiniz. Tabii bu emek isteyen bir durum. Ben yeni şeyler öğrenmeyi, yaptığım her işi sevgi ile en iyi şekilde yapmaya gayret ediyorum. Galiba sanat da bu. Ben bundan çok keyif alıyorum.

Tarihin izleri

My Agenda Nazan Ortaç

KİTAP

Tarihin izleri

Pirelli’nin, Anadolu’da tarihin ilk teker izlerinin peşine düştüğü ve 30 günde 150 antik yola ulaştığı yolculuk, ‘Pirelli Antik Yollarda’ kitabı ile taçlandırıldı. Pirelli, bu kapsamlı çalışma ile 150 yılı aşan mirasını sürdürülebilirlikle birleştirerek tarihi izlerken, geleceğe de sürdürülebilir bir vizyon sunuyor. Pirelli’nin tam 10 bin kilometrenin geride bırakıldığı bu yolculuğu, lastik teknolojisinin ötesinde bir çevresel ve kültürel sorumluluk taahhüdünü de simgeliyor. Kitap, otomotiv gazetecisi Okan Altan’ın rehberliğinde, fotoğraf sanatçısı İrfan Bilir’in objektifinden karelerle hazırlandı.

Pirelli

DİZİ

Başrolde Sofía Vergara

Acımasız bir savaşçı, zeki bir girişimci ve fedakâr bir anne… Bitmek bilmeyen bir hırsla ayakta kalmaya çabalayan Griselda Blanco’nun güce tapan hikâyesi, izleyiciyle 25 Ocak’ta tüm dünyayla aynı anda sadece Netflix’te buluşacak. Narcos’un yaratıcıları Eric Newman, Doug Miro, Ingrid Escajeda ve Carlo Bernard’ın imzasını taşıyan, Andrés Baiz’in yönettiği dizinin başrolünü ve baş yapımcılığını Sofía Vergara üstleniyor. Vergara, Griselda Blanco’nun hayat öyküsünden esinlenen altı bölümlük mini dizide daha önce hiç olmadığı kadar hırslı ve bir o kadar da tehlikeli.

Griselda

TİYATRO

Merakla bekleniyor

Stacey Gregg’in 2013 yılında yazdığı, DasDas ve OJİ Tiyatro ortak yapımı ‘Override’ oyunu seyirciyle buluşmak için gün sayıyor. 13 Ocak Cumartesi günü DasDas’ta prömiyerini yapacak, teknolojinin insan bedeni üzerindeki etkilerini masaya yatıran oyunun yönetmenliğini Taner Tunçay üstlenirken oyuncu kadrosunda Ceyla Odman ve Çağlar Ertuğrul yer alıyor. ‘Override’ prömiyerinden hemen sonra 14 Ocak Pazar günü yeniden DasDas’ta tiyatroseverlerle buluşmaya devam edecek.

Override

FİLM

Bir anne ve babanın ilk 40 günü

Gupse Özay, dört yıl aradan sonra beyazperdeye ‘Lohusa’ filmiyle dönüyor. Senaryosunu yazdığı ve başrolü Onur Gürçay’la paylaştığı filmin yönetmen koltuğunda ise Kıvanç Baruönü oturuyor. Özay, kendi lohusalık döneminde kaleme aldığı filmin sadece yeni doğum yapan kadınlara değil, aynı zamanda eşlerine, çevresindeki kişilere, henüz anne olmayan, anne olmak istemeyen kadınlara da hitap ettiğini söylüyor. Film, 19 Ocak’ta seyirciyle buluşuyor.

Lohusa

KONSER

Şakalı Akustik

Aynı işi yapan ve ortak tutkulara sahip iki eski arkadaş; Kargo ve Mor ve Ötesi gruplarıyla ülkemizdeki rock müzik sahnesine yön veren Koray Candemir ve Harun Tekin… 2024’ün ilk günlerinde, 10 yıldır sürekli sold out olan özel gösterileri “Şakalı Akustik”le en hakiki halleriyle seyircilerin karşısına oturacak ve kendi şarkılarını, birbirlerinin şarkılarını ve sevdikleri diğer şarkıları çalarken yine evdeymiş gibi sohbet edecekler. 3 Ocak, saat 20.30’da Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde…

Şakalı Akustik

MÜZİK

Moda ve müzik buluştu

Türkiye’nin önde gelen müzik yapımcıları Ferhat Albayrak, Furkan Kurt & Kerem Tekinalp, Seko ve Sezer Uysal; House of Superstep Beats EP’de elektronik müziğin sınırlarını zorluyor. Converse Türkiye’nin katkılarıyla birlikte alanında öne çıkan sanatçıların bir araya geldiği, müzik ve modayı harmanlayarak House of Superstep için hazırlanan sıra dışı EP çalışmasında sanatçılar, elektronik müzik ve sneaker dünyasındaki derin köklü ilişkiden ilham alıyor.

Converse Türkiye’

TREND

Powerpuff Girls 25 yaşında

En sevilen çizgi filmlerin adresi Cartoon Network, Townsville’in küçük ama güçlü savunucuları Powerpuff Girls’ün 25’inci yaş gününü kutluyor. Blossom, Bubbles ve Buttercup çeyrek asırdır dünyanın dört bir yanındaki kız çocuklarına rol model oluyor. 25’inci yıla özel iş birlikleri de yapıldı. Eşofman, tişört, çorap, şapka, bardak, defter, telefon kılıfı gibi birçok Powerpuff Girls desenli ürün LC Waikiki, Koton, De Facto, Penti, Civil, Ada Seramik, Deercase iş birliği ile hayata geçirildi.

Powerpuff

 

MUTLULUK

Lezzet tutkunlarına

Peynirin kesinlikle mutlulukla bir ilgisi var… Etiler’deki üretim merkezinde İtalyan peynirlerinin geleneksel lezzetlerini sunan Napoli Antica, bu mutluluğun izini sürüyor. Herkesin de kendi evinde bu mutluluğu paylaşması için Burrata, Mozzarella, Ricotta, Stracciatella, Silano, Sfoglia ve Scamorza peynirlerini meraklılarına daha küçük gramajlarla sunuyor. Kuşaktan kuşağa büyük bir özveri ile aktarılan reçetelerle hazırlanan İtalyan peynirleri, 3 Black-Tie Awards sahibi İtalyan peynir ustası Cosimo Rotolo ve deneyimli ekibinin elinden çıkıyor…

Napoli Antica

ŞİİR

Ahmet Muhip Dıranas

Edebiyatımızın unutulmaz eserlerinin müzik ile harmanlandığı dinletiler İş Kuleleri Salonu’nda ücretsiz olarak seyircisi ile buluşmaya devam ediyor. Ahmet Muhip Dıranas’ın şiirlerinin yer aldığı “Aşklar Uçup Gitmiş Olmalı Bir Yazla” başlıklı dinleti ilk sahnelenişinden 22 yıl sonra İş Sanat seyircisiyle yeniden buluşuyor. Dıranas’ın şiirlerini Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek seslendirecek. Atilla Birkiye’nin düzenlediği, Serdar Yalçın’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği ve Mehmet Birkiye’nin sahneye uyguladığı dinleti 22 Ocak, saat 20.30’da.

Ahmet Muhip Dıranas

YENİ YIL KARARLARI

-Birçoğumuzun bir numaralı yeni yıl kararı, kilo vermek! TheLifeCo Limonlu Acı Biberli İçecek Tozu, metabolizmayı hızlandırıyor, bağırsak florasını güçlendiriyor ve kilo vermeyi kolaylaştırıyor. İçerdiği cayenne biberi sayesinde açlık hissini azaltıyor, limon ve prebiyotik bileşenleri ise yüksek lif miktarıyla mikroorganizmaların bağırsaklardaki gelişimini düzenliyor.

TheLifeCo

– Yeni yıl kararlarımız arasında cilde yatırım yapmak da olmalı. Op. Dr. Gökhan Haytoğlu’nun Nişantaşı’daki kliniğinde 7K Lifting Mezoterapi uygulaması hakkında bilgi verdi: “Her iki yüzün stratejik yedi bio-estetik noktasına uygulanan 7K Lifting, ciltteki kolajen ve elastin sentezini etkili bir şekilde artırıyor. Hibrit hyalüronik asit teknolojisiyle birlikte, anında lifting ve yoğun bir nem bombası etkisi gösteriyor.”Gökhan Haytoğlu

-Cildi içeriden de beslemek, yeni yıl kararlarımız arasında olmalı! Fransızlar fitoterapi devi Arkopharma’nın cildi içeriden nemlendiren Forderm by Forcapil Nemlendirici’sine ‘cilt incileri’ deniyor. Nedeni cildin yaşlanma sürecini Hodan Yağı, E Vitamini ve Çuha Çiçeği yağı ile neredeyse tamamen durdurması.

Forcapill