Yazılar

Böbrekleri neler yıpratır!

Böbrekleri neler yıpratır!

Günümüzde böbrek hastalarının sayısı gün geçtikçe artıyor. Öyle ki dünya genelinde 850 milyon kişinin çeşitli etkenler nedeniyle böbrek hastalığına yakalandıkları düşünülüyor. Türkiye’de yaklaşık 7.5 milyon kişi kronik böbrek hastalığıyla mücadele ediyor. Bir başka deyişle, ülkemizde her 6-7 erişkinden 1’i böbrek hastası. Genellikle sinsi ilerlemesi ve geri dönüşümü olmaması nedeniyle kronik böbrek hastalığı ölüme yol açan etkenler arasında gün geçtikçe üst sıralara yükseliyor. Dünyada yılda en az 2.4 milyon kişi kronik böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybederken, bu sayının 2030 yılında ikiye katlanarak 5.4 milyona yükseleceği öngörülüyor.

Böbrek sağlığına toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla dünyada ve ülkemizde her yıl Mart ayının ikinci perşembesi, Dünya Böbrek Günü’nde, farkındalık yaratılmaya çalışılıyor. 2022 yılının sloganı, “Herkes için böbrek sağlığı” olarak belirlendi. Bunun nedeni ise böbrek hastalıklarının günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesi. Bu yıl 10 Mart’a denk gelen “Dünya Böbrek Günü” kapsamında açıklamalarda bulunan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve Acıbadem International Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Nefroloji Sorumlusu Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek fonksiyon bozukluğunun aslında düzenli yapılan idrar ve kan testleriyle erken dönemde tespit edildiğinde böbrek yetmezliğinin önlenebildiğini veya geciktirilebildiğini belirterek, “Ancak yılda bir kez yapılan rutin taramalar ihmal edildiği için çoğu yetişkin kronik böbrek hastası olduğunu bilmeden yaşantısını sürdürüyor ve hastalık son dönem böbrek yetmezliği evresine kadar ilerleyebiliyor.” diyor.  Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığı için yaşam alışkanlıklarına mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Yeterli su tüketmek, tuzu kısıtlamak, kan basıncı ile kan şekerini kontrol altında tutmak, sigara ve alkol alışkanlığından vazgeçmek, gelişigüzel ilaç kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve hareketli bir yaşam sürmek böbrek hastalıklarına karşı alınabilecek en önemli önlemlerdir” bilgisini veriyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrekleri en çok yoran 8 nedeni anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ülkem Çakır

Diyabet

Diyabet böbreklerin en büyük düşmanlarından biri olarak nitelendiriliyor. Kontrolü sağlanamayan kan şekeri nedeniyle böbreklerdeki atıkları süzmekle görevli olan kan damarları zarar görünce, böbrekler işlevlerini yapamaz hale gelebiliyor. Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verileri, ülkemizde diyalize yeni başlayan hastaların yaklaşık yüzde 38’inde böbrek yetmezliği sorumlusunun diyabet hastalığı olduğunu ortaya koyuyor.

Hipertansiyon

Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi’nin verilerine göre; ülkemizde diyaliz tedavisi gören hastaların yüzde 27’sinde böbrek yetmezliğinin nedeni hipertansiyon oluyor. Ülkemizde her üç erişkinden birinde görülen hipertansiyon böbreklerdeki damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa yol açıyor ve bu tablo da böbrek yetmezliğiyle sonuçlanıyor.

Obezite

Obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda önemli bir risk faktörü. Öyle ki yapılan bilimsel araştırmalar; obezite hastalarında kronik böbrek yetmezliği gelişme riskinin yüzde 83 gibi oldukça yüksek bir oranda arttığını gösteriyor. Bunun nedeni ise artan kiloyla birlikte böbreklerin de yükünün artması. Ayrıca obezite kronik böbrek hastalığının oluşumunda etkisi olan diyabet ve hipertansiyon gibi metabolik hastalıklara yol açarak, dolaylı olarak da etkili oluyor.

Yetersiz su içmek

Yetersiz su tüketimi de böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli etkenlerden biri. Zira yeterince su içmediğimizde kandan süzülen zararlı maddeler vücudumuzdan atılamadığı için böbreklerimiz daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve hızla yıpranmaya başlıyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbreklerimizin sağlığı için her gün yeterli su içme alışkanlığı edinmemiz gerektiğini hatırlatarak, “Az içilen suyun yanı sıra fazla içilen su da zararlı oluyor. Dolayısıyla normal kiloda olan bir kadının günde 1.5-2 litre, erkeğin de 2-2.5 litre su içmesi yeterli gelecektir” diyor.

Yemeklere tuz serpmek

Yapılan çok sayıda bilimsel araştırmaya göre; fazla tüketilen tuz kan basıncını yükselterek böbrek yetmezliğine kadar gidebilen ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketiminin 5 gramın altında olmasını öneriyor ve bu miktar tepeleme bir çay kaşığına denk geliyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkem Çakır, böbrek sağlığınız için yemeklerinize tuz serpiştirmemeniz gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira bu miktar yemeklere eklediğimiz tuzu değil, işlenmiş ürünler de dahil olmak üzere tüm besinlerle aldığımız toplam tuz miktarını ifade ediyor” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Gelişigüzel ilaç kullanmak

İlaçlar hastalıkların tedavisinde başrol üstlenseler de bilinçsizce tüketildiklerinde ise tam aksine zarar verebiliyorlar. Bu nedenle uzmanlar her fırsatta ilaçların mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Örneğin, sık ve gelişigüzel kullanılan bazı ağrı kesiciler ve romatizmal hastalıklarda başvurulan antiinflamatuar ilaçlar hipertansiyon ile böbrek yetmezliğine yol açabiliyor.

Sigara ve alkol

Sigara böbreklerde ciddi hasar oluşturan önemli bir risk faktörü. Bunun nedeni ise sigaranın böbrek yetmezliğine kadar götürebilecek olan ağır toksinler içermesi. Bilimsel çalışmalara göre; sigara alışkanlığı böbrek hasarını ve kronik böbrek hastalığının seyrini en az yüzde 30 gibi yüksek bir oranda hızlandırıyor. Alkol de böbreklerimize hasar veren kimyasal maddeler barındırdığı için haliyle fazla tüketildiğinde böbrekleri yoruyor.

Hatalı beslenme alışkanlıkları

Böbrek sağlığımız için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta da, hatalı beslenme alışkanlıklarımızdan vazgeçmek!

  • Hayvansal proteinler böbreklerde oluşan yükü artırdığı için kırmızı et tüketimini kısıtlayın.
  • Kafein içeren besin ve içecekleri sınırlı tüketin. Günlük tüketebileceğimiz kafein miktarı 200-300 mg oluyor ki bu da yaklaşık 2 büyük fincan kahve anlamına geliyor.
  • Şekerli besinler de obezite, hipertansiyon ve diyabetin oluşum riskini artırmaları nedeniyle önerilmiyor.
  • Yapılan çalışmalara göre; günde 2 veya daha fazla bardak gazlı içecek tüketmek idrardaki protein miktarını artırdığı için böbrekleri yoruyor.

Ne yaparsanız yapın, bir türlü ısınamıyorsanız…

Ne yaparsanız yapın, bir türlü ısınamıyorsanız…

Kış aylarında en sık yaşadığımız sorunlardan biri, ‘üşümek’ oluyor. Soğuk havada yeterince kalın giyinmeden sokağa çıktığımızda, kapalı mekanlarda ısıtma sistemi ideal ısı ayarında olmadığında, üşüyoruz! Bu mevsimde üşümeyi ‘soğuktandır’ diyerek olağan bir durum olarak görebiliyoruz. Ancak dikkat! Soğuk havalarda hemen hepimizin yakındığı üşüme hissi bazı önemli hastalıklara da işaret edebiliyor. Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Kundak, üşüme şikayetinin kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulunarak, “Üşümek bu dönemlerde Omicron varyantının önemli bir belirtisi olabileceği için hafife alınmamalı. Ayrıca başka pek çok ciddi hastalıklardan da kaynaklanabildiği için özellikle enfeksiyonun olmadığı ve üşeme şikayetinin uzadığı durumlarda da mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Kundak, üşümeye yol açan önemli hastalıkları anlattı ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Türker Kundak

Covid-19 Omicron varyantı

Üşümek, Covid-19 virüsünün dünyanın pek çok ülkesinde ve Türkiye’de baskın varyantı olan Omicron ile kış aylarında yaygın görülen influenza virüsünün önemli belirtilerinden biri olabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Kundak, bu virüslerin yol açtıkları enfeksiyon hastalıklarında ateş yükselmeden hemen önce ya da ateş yükseldiğinde üşüme hissi gelişebildiğini söyleyerek, “Oldukça bulaşıcı olan ve yoğun bakım gerektirecek kadar ağır zatüre yapabilen bu iki virüsün ilk başlangıç belirtisi olabileceği için üşüme problemi asla hafife alınmamalı” diyor.

Demir eksikliği

Demir eksikliği veya demir eksikliğine bağlı anemi (kansızlık) yine üşümenin oldukça sık görülen nedenlerinden biri. Kadınlarda adet kanamaları gibi, vücudumuzda herhangi bir nedenle oluşan kan kayıplarında veya sadece beslenme eksikliğine bağlı olarak gelişen kansızlık durumunda, üşüme olabiliyor. Ayrıca demir eksikliği dışında lösemi/lenfoma ya da çeşitli kanserler nedeniyle görülen anemiler de üşüme belirtisiyle sinyal verebiliyor.

Hipotiroidi

Tiroit bezinin ürettiği ana hormonlar olan T3 ve T4 hormonları vücudumuzun metabolizma hızını belirliyorlar. Bu bezin vücut için yeterli miktarda tiroit hormonu üretemediği tabloya da ‘hipotiroidi’ deniyor. Tiroit hormonlarının kana az salgılanmalarına bağlı olarak metabolik hızımız yavaşlıyor. Bunun sonucunda; üşüme, halsizlik ve yorgunluk gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor.

D ve B12 vitamini eksikliği

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Kundak, vücudumuzun en önemli vitaminlerinden olan D vitamini ile B12 vitamini eksikliğinin de üşümeye neden olabildiğine işaret ederek, “D vitamini eksikliğinin en önemli belirtisi üşümek olmakla birlikte, kas ve kemik ağrıları da görülebiliyor. B12 vitamini eksikliğinde ise üşümenin yanı sıra vücutta uyuşma, karıncalanma ve his kaybı da gelişebiliyor” bilgisini veriyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kontrolsüz diyabet

Halk arasında ‘şeker hastalığı’ olarak bilinen diyabette kan şekeri kontrol altına alınamazsa, sinirlerde ve damarlarda hasar oluşabiliyor. Damar tıkanıklığı nedeniyle dokular daha az kanlanınca el ve ayaklarda uyuşukluk, ağrı ile üşüme sorunları gelişebiliyor.

Damar hastalıkları

Damar hastalıklarına bağlı üşüme en sık el ve/veya ayaklarda oluyor. “Bu hastalarda uzuvlarda renk değişikliği, morarma, uyuşma ve karıncalanma şikâyetleri görülebiliyor” diyen Dr. Türker Kundak, şöyle devam ediyor: “Dolaşımın zayıf olması özellikle el ve ayak üşümesine sebep olan en yaygın faktörlerden biridir. Bunun nedeni damar hastalıkları veya damar içi plakların yol açtıkları damar tıkanıklıkları oluyor. Sigara içmek de dolaşım bozukluklarına ve damar tıkanıklıklarına neden olarak üşümeye yol açabiliyor.”

Raynaud hastalığı

Nadir görülen hastalıklardan biri olan Raynaud hastalığında (kan dolaşımının az olduğu bölgelerde gelişen derideki renk değişiklikleri) kan damarlarının kasılmaları sonucu el ve ayaklarda üşüme sorunu oluşabiliyor.

Kanser

Vücutta gelişebilecek kanser hastalığı nedeniyle hızlı kilo vermeyle beraber fazla miktarda kaybedilen kas ile yağ dokusu da yine üşümeye yol açabiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Türker Kundak, bu belirtilerde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Depresyon / Anksiyete

Covid-19 pandemisinde artış gösteren depresyon ve anksiyete gibi ruhsal sorunlar da beden sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor. Depresyon ve kaygı bozukluğunun uzaması halinde vücudumuzda bazı hormon seviyeleri değişince; sürekli üşüme, yorgunluk ve uyku bozuklukları gibi sorunlar gelişebiliyor.

Pandemide bu cilt hastalıkları arttı, çünkü…

Pandemide bu cilt hastalıkları arttı, çünkü…
Kış mevsiminde havaların soğuması, rüzgar, hava kirliliği, kapalı ortamlarda daha çok zaman geçirmek, daha az su içilmesi ve terlemenin azalması gibi faktörler cildimize önemli zararlar verebiliyor! Bu etkenler ciltte kuruluğun şiddetlenmesine, bunun sonucunda da çeşitli cilt hastalıklarının gelişmelerine veya alevlenmelerine yol açabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, ayrıca Covid-19 enfeksiyonundan korunmak için kullandığımız maskelerin ve pandemi sürecinde yaşadığımız yoğun stresin de bazı cilt hastalıklarının daha sık görülmesinde etkili olduklarına dikkat çekerek, “Özellikle yüzde kızarıklık, kaşıntı ile pullanmayla kendini gösteren ve halk arasında yağ egzaması olarak bilinen seboreik egzamaya kış aylarında daha sık rastlıyoruz. Gül ve akne hastalıkları da yine bu mevsimde artış gösteren veya şiddeti artan hastalıklar arasında yer alıyor. Dolayısıyla ciltte kızarıklık, çatlama, kaşıntı, pullanma ve derin izler gibi yaşam kalitesini düşürebilen sorunların artmaması için bir dizi önlem almak çok önemli” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, kış aylarında yüzde sık görülen 3 cilt hastalığını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Hülya Sağlam

SEBOREİK EGZAMA
Soğuk hava, nem kaybı, rüzgar, sıcak suyla yapılan uzun süreli banyolar… Kış aylarında bu faktörler havayla en çok temas eden yüz bölgemizde; kızarıklık, kaşıntı ve pullanmayla karakterize olan ‘seboreik egzama’ şikayetini artırıyor. Toplumda ‘yağ egzaması’ olarak bilinen seboreik egzama yüz bölgesinin yanı sıra saçlı deri ile göğsün üst bölgesinde de sık görülüyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, bu hastalığın maske, soğuk hava, stres, bazı besinler ve pek çok faktörün etkisiyle tekrarlanan kronik bir hastalık olduğunu belirterek, “Seboreik egzamanın şiddetlenmemesi için cildin kalitesini artırmak çok önemli” diyor.

Ne yapmalıyız?
• Soğuk ve rüzgarlı havada mümkünse dışarıya çıkmayın. Mecbursanız, yüzünüzü olabildiğince kapatmaya özen gösterin.
• Cildinizi düzenli olarak nemlendirin. Covid-19’dan korunmak için kullandığımız maskeler yağlı kremi daha da yağlandırıyor. Bu nedenle yağlı olmayan nemlendirici kremleri tercih edin.
• Tahriş olmaması için tıraş losyonu kullandıktan sonra cildinize alkollü losyon sürmeyin.
• Hekiminizin önerisi doğrultusunda eczanelerden seboreik egzemaya özel krem ve şampuanlardan faydalanabilirsiniz.
• Cilde zarar verdiği için kortizonlu kremler kullanmayın.

Lazer, ışık sistemleri, mezoterapi
Cildinizin kalitesini artırmak için nemlenmesini sağlayan bazı lazer ve ışık sistemleri yöntemlerinden faydalanabilirsiniz. Ayrıca içeriğinde hyalüronik asit ve peptid olan ürünlerin cilt altına minik iğnelerle enjeksiyon edilmesiyle gerçekleştirilen mezoterapi yöntemi de cildinizin nemlenmesinde etkili oluyor.

AKNE
Toplumda çoğunlukla ‘sivilce’ olarak bilinen akne, iz bırakabilen kronik bir cilt hastalığıdır. Akne oluşumunun pek çok nedeni var. Kalıtsal ve hormonel etkenlerin yanı sıra hijyene dikkat etmemek, bazı besinler ve cildin aşırı nemli olması gibi etkenler de aknelere yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, pandemi sürecinde maske kullanımı nedeniyle ciltte oluşan aşırı nemlenmenin akneleri daha çok şiddetlendirdiğine işaret ederek, “Maske takarken cilde fondöten gibi kapatıcı ürünler sürmek ve makyaj yapmak cildin hava almasını önlediği için akne sorununu daha da şiddetlendirebiliyor” diyor.
Aknenin tedavisinde başvurulan medikal ilaçlardan oldukça başarılı sonuçlar alınıyor. Ayrıca lazer ve ışık sistemleriyle de akne ve izlerinden kurtulmak mümkün olabiliyor. Cilt tipine göre fraksiyonel lazer, plazma enerjisi, thulium lazer ve dermapen gibi yöntemlere başvuruluyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Ne yapmalıyız?
• Hijyene önem verin ve cildinizi düzenli olarak temizleyin.
• Maskenizi her dört saatte bir, aşırı nemlendiyse veya ıslandıysa hemen değiştirin.
• Maske takarken fondöten gibi cilt gözeneklerini kapatan ürünler kullanmayın, makyaj yapmaktan kaçının.
• Yağlı besinler tüketmeyin.

Karbon peeling, iğneli radyofrekans
Karbon peeling: Aknelerin tedavisinde ve sonrasında oluşan kızarıklıkların giderilmesinde kullanılan bir yöntem. Her cilt tipine uygulanabilen karbon peeling, işlem sonrasında ciltte kabuklanma olmaması, ısıyla mikroorganizmaların yok edilmesi ve yağ bezlerinin küçülmesi sayesinde kalıcı etki sağlayabiliyor.
İğneli radyofrekans (altın iğne): Cilde ihtiyacı doğrultusunda enerji uygulanarak yapılan bir yöntem. Cilt altı tabakasında kollajen ve elastin üretimini tetikliyor. Cilde uyguladığı ısıyla aknelerin azalmasına, kollajen ile elastin senteziyle de izlerin hafiflemesine katkı sağlıyor.

ROZASEA (GÜL HASTALIĞI)
Toplumda “gül hastalığı” olarak bilinen Rozasea, kış aylarında görülme sıklığı ve şiddeti artan bir diğer hastalık. Yüzde kızarıklık, yanma, batma hissi, damarlarda belirginleşme ve sivilce benzeri oluşumlar, Rozasea hastalığında en sık karşılaşılan sorunları oluşturuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, bu hastalıkta cilde mümkün olduğunca dikkat etmek gerektiğini vurgulayarak, “Yüzde kırmızı görünüm oluşturan bu hastalığın tedavisinde antibiyotikler fayda sağlarken, şiddetli ve tekrar eden tablolarda isotretionin etkili oluyor. Rozasea hastalığına yol açan en önemli faktör, kortizonlu preparatların uzun süre yüz bölgesinde kullanılması. Bu nedenle hekime danışılmadan kortizonlu ürünler asla kullanılmamalı” diyor.

Ne yapmalıyız?
• Cildi tahriş eden ve alkol içeren ürünler kullanmayın.
• Topikal kortizonlu kremlerden uzak durun.
• Soğuk ve sıcak havalarda mümkün olduğunca dışarıya çıkmayın.
• Sıcak içecek ve besinlerden kaçının. Acı baharatlı besinler ve çikolata yemeyin.
• Alkol ve kafeinli içecekler tüketmeyin.
• Meronidazol içeren krem ve jelleri tercih edin.
• Egzersizlerde aşırıya kaçmayın.
• Stres oluşturan etkenlerden mümkün olduğunca kaçının.
• UVA ve UVB ışınlarına karşı en az 30 faktörlü güneşten koruyucu ürünleri günlük bakımınızda kullanın. Yaz mevsiminde koruma faktörü daha yüksek ürünleri tercih edin.

Lazer, mezoterapi
Dermatoloji Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, kılcal damarların yoğun olduğu evrede; pulse dye lazer, gold toning lazer, IPL, NDYAG damar lazeri uygulandığını söyleyerek, “Bu uygulamalar ayda 3 seans olarak yapılıyor. Ayrıca mezoterapi yöntemiyle de cilde nem sağlanıyor. Bu yöntemlerin damar cidarlarını da güçlendirmeleri sayesinde kılcal damarların çatlamaları önlenebiliyor” diyor.

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Her iki erkekten biri prostata yakalanıyor

Dünyada ortalama yaşam süresinin uzaması, yaşa bağlı bazı hastalıkların daha sık görülmesine yol açıyor. İlerleyen yaş nedeniyle erkeklerde görülen hastalıkların başında da iyi huylu prostat büyümesi (BPH-Benign Prostat Hiperplazisi) geliyor. Öyle ki, 60 yaşındaki erkeklerin yarısı bu rahatsızlıktan kaynaklanan şikayetlerden yakınırken 85 yaşında bu oran yüzde 90’a ulaşıyor. BPH’nin tedavisine erken dönemde başlanması gerektiğini belirten Acıbadem International Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, ilerleyen BPH hastalarında böbrek yetmezliği, mesane taşları ve buna bağlı komplikasyonlar gibi birçok sağlık sorunun yaşanabileceğine dikkat çekiyor.

BPH, erkeklik hormonu olan testosteron hormonunun ilerleyen yaşlarda düzeyi azalırken prostat dokusunda artmasına bağlı olarak gelişiyor. Bu nedenle ilerleyen yaş en önemli risk faktörü. Öte yandan genetik geçiş de önemli bir rol oynuyor. Birinci derece akrabalarında BPH olan erkeklerde bu hastalığın oluşma oranı artıyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mustafa Sofikerim

Belirtiler şiddetlenebiliyor

Prostat bezi, üretrayı (vücudun idrarını dışarı taşıyan tüp) çevrelediğinden prostat büyümesi tüpün tıkanmasına neden olabiliyor. Bu rahatsızlık, idrar akışında yavaşlama veya birikme, idrara çıkma zorluğu, sık idrara çıkma, ani idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yapmak için gece sık sık uykudan uyanma gibi şikayetlerle ortaya çıkıyor. Belirtiler ilerledikçe genişleyen prostatın üretrada tıkanıklık yapabileceğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, oluşabilecek sağlık sorunlarını “Mesane taşları veya mesane enfeksiyonu oluşabilir. Mesaneden tam boşaltılamayan idrar nedeniyle oluşan geri basınç, böbreklere zarar verebiliyor. İdrar borusunun ani tıkanması ise, idrara çıkmayı imkansız hale getirebilir.” diyor.

İyi huylu prostat büyümesi kanser değildir!

İyi huylu prostat büyümesinin kanser olmadığına ve kansere zemin hazırlamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Ancak bir hastada hem BPH hem de kanser olabileceğini belirterek muayene ve tetkikler yapılarak tanı konulması gerektiğini belirtiyor. Hastalığın şikayetlerine bağlı olarak farklı tedavi yöntemleri bulunduğunu belirten Prof. Dr. Sofikerim;

“Hafif semptomları olan hastalar, gözlem altında tutulur, tedavi de gerekmeyebilir. Ancak belirtiler şiddetliyse, bir dizi tedavi seçeneği vardır.  Öncelikle ilaç tedavisi uygulanabilir. Prostat bezinin büyümesini etkileyen hormon dihidrotestosteron (DHT) üretimini yavaşlatan ve prostattaki kası gevşeterek idrar tüpü üzerindeki baskıyı azaltan ilaçlar kullanılabilir. İdrar akışını bloke eden prostat dokusunu çıkarmak için ise birtakım cerrahi işlemler de uygulanabilir.”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sinirlere hasar vermiyor

Bu tedavilerin yanı sıra son yıllarda prostatın boyutunu etkili bir şekilde azaltan ve idrar tıkanıklığını hafifleten, ancak sağlıklı dokuya cerrahi müdahaleden daha az zarar veren yeni yöntemler tercih ediliyor. Bu yöntemlerin hastanede kalma süresini kısalttığını, yan etkileri azalttığını ve iyileşme süresini hızlandırdığını kaydeden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Bu tedavilerden birisi de HoLEP yöntemidir” diyerek şöyle devam ediyor:

“Holmium Lazer ile yapılan prostat ameliyatı HoLEP (lazerle prostat çıkarılması) yöntemi ile iyi huylu prostat tedavisi başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. HoLEP, idrar kanalından girilip holmium lazer kullanılarak gerçekleştirilen bir prostat ameliyatı. Bu yöntem kapalı olarak gerçekleştirilmesine rağmen açık prostat ameliyatına benzer bir metotla prostatın tamamı alınır. Ameliyat sırasında spinal anestezi yeterli olmaktadır. Prostat hastalığına cerrahi tedavi düşünülen bütün hastalar HoLEP için uygun aday sayılabilirler. Bu yöntem tüm prostat boyutlarında uygulanabilir. Hasta idrar yaparken yanma hissi yaşamaz. Sinirleri hasarlar görmediğinden cinsel fonksiyonlarında da bir sorun oluşmaz.

HoLEP yöntemiyle hastanın ameliyatın ertesi günü taburcu edilebildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Sofikerim, “Hastalardan 24 saat gibi kısa bir sürede sonda alınır ve normal hayatlarına başlayabilirler.” diyor.

 Pandemi yalnızlığı sürerken nasıl mutlu olmalı?

 Pandemi yalnızlığı sürerken nasıl mutlu olmalı?

Pandemi süreci, maske, hijyenin yanı sıra sosyal mesafeyi de hayatımızın olmazsa olmazları haline getirdi. Bir de virüs bulaşma riskini azaltmak için gelen sosyal kısıtlılık, pek çoğumuzun ruh halini değiştirdi. Yalnızlığın ve sosyalleşememenin getirdiği psikolojik yükler, hayatımızı zorluyor. Peki, yüz yüze, birlikte olmamız mümkün değilken mutlu olmamız mümkün mü? Bu soruya yanıt veren Acıbadem International Hastanesi’nden Klinik Psikolog Yeşim Karakuş, “Günlük hayatın stresine karşı etkili bir iletişim, sosyal bir tür olan bizlerin, en büyük güç ve direnç kaynaklarından birisidir. Bu süreci daha sağlıklı atlatabilmek için sosyal mesafemizi koruyalım ancak sosyal bağlantılarımızı kesmeyelim.” diyor.

 

Pandemi yalnızlığıyla tanıştık

Covid-19, sadece vücudumuzu hasta eden bir enfeksiyona yol açmadı; bizi, sokağa çıkamadığımız, sevdiklerimize sarılamadığımız bu nedenle “yalnızlık“ kavramının yeni bir yönüyle karşılaştığımız bir döneme yaşamamıza da neden oldu. Yeşim Karakuş “Birçok konuda endişeli, kaygılı, sıkıntılı, yorgun, üzgün hissediyorsanız ve bu duyguları son zamanlarda daha yoğun yaşıyorsanız, yalnız değilsiniz. Pek çok kişi aynı duyguları yaşıyor. Bu süreçte birçok geleneğin ve alışkanlığın kaybından dolayı olumsuz duygularımızı yönetmekte zorluk yaşanabiliyor. İçinde bulunduğumuz bu pandemi sürecinde, bu duyguları hissetmemiz anlaşılır ve normal bir durum.“ diyor.

Peki bu duygu durumuyla başa çıkmak için neler yapmalı? Yeşim Karakuş’a göre, özellikle evlere kapandığımız günlerde, acılarımızı, üzüntülerimizi, korkularımızı, kaygılarımızı yok saymaya çalışmak ya da sürekli sürekli bu tür sıkıntılarımızı dile getirip şikayet etmek yerine oturup duygularımızla konuşmak, hissettiklerimizi olduğu gibi kabul etmek gerekiyor.

 

Duygularınızı dinleyin!

Yalnızlığın ve sosyal ortamdan uzaklaşmanın insan doğasıyla çeliştiğini söyleyen Klinik Psikolog Yeşim Karakuş; “Bizler sosyal bir türüz. Gelişimimiz ve ruhsal sağlığımız, ilişkilerimizle ve çevremizle şekilleniyor. Dolasıyla ruh sağlığımız ve iyi olma halimiz söz konusu olduğunda, insanı psikososyal ortamından ayıramıyorsunuz. Ancak burada, insan olarak fiziksel mesafe ile ayrılsak bile duygusal olarak birlikte olmak için inanılmaz bir kapasiteye sahip olduğumuzu hatırlatmakta fayda var.“ diyor.

Özellikle birbirimize duygusal olarak erişebilir ve bağlı olmamız gerektiğini belirterek, hayatımız dağınıkken bu tür olumsuz duyguları hissetmenin kaçınılmaz olduğunu, bu durumu yaşarken yalnız olmadığımızı vurgulayan Yeşim Karakuş, “Kendimizle daha fazla vakit geçirdiğimiz bu süreçte, düşüncelerimizi bırakıp biraz duygularımızla konuşalım. Duygularımız ve hislerimiz anlaşılmayı bekler. Yaşadığımız olumsuz duygular ve sağlıklı olsun ya da olmasın onlarla başa çıkma becerilerimiz, aslında bizi korumak ve hayatta kalmamızı sağlamak için vardır. Bu duygular, gelsinler, bize bir şeyler öğretsinler, ancak kalmalarına izin vermeyelim.“ diye konuşuyor.

 

Belirsizlik durumuyla nasıl başa çıkabiliriz?

“Hayat her zaman bir miktar belirsizlik içeriyor. Belirsizlik kelimesi, başı ve sonu olmayan ucu açık bir kavram. Yaşadığımız bu pandemi süreci de birçok konuda ‘belirsizlik’ durumunu içermekte ve bu durumunun üzerimizde psikolojik etkileri olmaktadır. Peki, yaşadığımız bu belirsiz süreç ile nasıl başa çıkabiliriz?’ Klinik Psikolog Yeşim Karakuş, bu soruya cevap verirken “Belirsizlik durumunda, konuyla ilgili bilgi sahibi olmadığımız için sürekli bilgi arayışı içerisinde olma davranışımız artmaktadır. Belirsizlik durumunda kaldığımızda, yaşadığımız olumsuz duygularla baş edebilmek için etrafımızdan o konu ile ilgili (doğru ya da yanlış) birçok bilgiyi almak istiyoruz. Normalden daha fazla bilgi sahibi olmayı isteme durumu, belirsizliği gidermekten çok artırmaktadır.” diyor.

Belirsizlik sürecinin, o konuda  bilgi alma ihtiyacını tetiklediğini anlatarak Karakuş; “Sürekli vakaları takip etmek, iletişim kurduğumuz insanlarla koronavirüs süreci, pandemi dönemi ve bu konuda türetilen çeşitli rivayetler hakkında sıklıkla konuşmak, hatta konuşmaların sadece bu çerçevede sürdürülmesi durumu, sürecin ne zaman biteceği veya buna benzer konularda sürekli tahminler yürütmeye çalışmak gibi durumlar, belirsizliği azaltmaktan çok büyütmeye yol açar.“ diyor. Bu şekilde sinir sistemini sürekli uyarmanın ve tetikte tutmanın kişiyi daha kaygılı ve tedirgin hale getirdiğini belirtiyor. Bu davranışların ise uyku ve yeme bozuklukları, panik atak veya panik bozukluklar, anksiyete problemleri, bedensel belirti bozuklukları gibi birçok psikolojik durumu da beraberinde getirebildiğine işaret ediyor.

 

İletişim kurarak sosyal bağlantılarınızı sürdürün

Pandemi sürecini daha sağlıklı geçirebilmek için Klinik Psikolog Yeşim Karakuş şu önerilerde bulunuyor: “Bu zorlu süreçte, olumsuz duyguları hissetmemiz ve bazen daha yoğun yaşıyor olmamız normal bir durum. Kendimizi ne zaman iyi ya da kötü hissettiğimizi, hangi durumlardan daha çok etkilendiğimizi fark etmek ve bu duygularla başa çıkmada zorlandığımız zamanlarda ise psikolojik destek almak önemlidir. Günlük hayatın stresine karşı etkili bir iletişim, sosyal bir tür olan bizlerin, en büyük güç ve direnç kaynaklarından birisidir. Bu süreci daha sağlıklı atlatabilmek için, sosyal mesafemizi koruyalım ancak sosyal bağlantılarımızı kesmeyelim. Bedenimiz sınırlı ancak zihnimiz sınırsız. Yarının daha iyi olacağına inanıyorsak bugünün zorluğuna katlanabiliriz.“

 

Sayısız faydalarıyla şaşırtan yaz meyvaları

Sayısız faydalarıyla şaşırtan yaz meyvaları

Yaz mevsimiyle birlikte rengarenk yaz meyveleri tezgahlarda yerini alırken, mavi-mor renkli meyveler de hem sağlığa faydaları hem de görünüşleriyle iştah kabartıyor. Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu “Yaz meyveleri vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerji ve besin öğelerini almamızı sağlarken bizi serinletir, hücrelerimizin çalışmak için ihtiyaç duyduğu suyu karşılamasını sağlayarak metabolizmamızı hızlandırır ve hatta güneşten korunmamıza bile yardımcı olur. Kırmızı, yeşil, sarı gibi sayısız fayda sağlayan mavi-mor renkli yaz meyvelerine de sofralarda mutlaka yer vermek gerekir. Ancak aşırı tüketimden kaçınmak şart!” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu, güçlü sağlık yararları olan mavi-mor renkli 5 yaz meyvesini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaban Mersini

1 fincan taze yaban mersini 1 porsiyon meyve hakkınızı doldururken, günlük almanız gereken C vitamini ihtiyacınızın da yüzde 24’ünü karşılıyor. Her gün beslenmenize 1 fincan yaban mersini eklediğinizde; içerisindeki antioksidanlar sayesinde, hücrelerinizin hasarlanmasını önlemiş ve kronik hastalıklara yakalanma riskinizi azaltmış olursunuz. Kahvaltıda sütlü – yulaf ezmesi kasenize ekleyebilir veya taze yaban mersini ile az yağlı süt veya yoğurdu kullanarak hızlı ve kolay bir smoothie hazırlayabilirsiniz.

Böğürtlen

Kilo vermek istiyorsanız veya düşük karbonhidratlı bir diyet planındaysanız, tatlı ihtiyacınızı gidermek için böğürtlen mükemmel bir seçenek. Böğürtlenin bir su bardağından biraz azı bir porsiyon meyveye denk geliyor ve sadece 45 kalori içeriyor. C, K ve manganez gibi vitamin ve minerallerle dolu, lif içeriği yüksek olan böğürtlen, düzenli tüketiminde beyin sağlığının gelişimine katkı sağlayabiliyor. Ancak pıhtılaşmayı önleyici, kan sulandırıcı ilaç kullananlar dikkatli olmalı. Yüksek K vitamini içeriği kan pıhtılaşmasını etkileyebileceğinden dolayı böğürtleni günlük beslenmelerine eklemeden önce sağlık uzmanlarına danışmaları gerekiyor.

Mürdüm eriği

Tüm mavi – mor meyveler gibi mürdüm eriği de vücudumuzdaki stresi azaltarak hücre sağlığımızın korunmasına hatta gençleşmesine katkı sağlıyor. Lif oranı oldukça yüksek olan mürdüm eriklerinin kan şekerini yükseltme hızları diğer meyvelere oranla daha düşüktür. Bundan dolayı diyabet hastalığına sahip kişiler tarafından da ölçüsüne dikkat edilerek gönül rahatlığı ile tüketilebilir. 3 tanesi 1 porsiyon meyve yerine geçen ve 70 kalori olan mürdüm eriği, içerisindeki lifler sayesinde kabızlık gibi rahatsızlıkların giderilmesine fayda sağlarken, düşük şeker içeriğiyle de zayıflama diyetlerinin bir numaralı ara öğün seçeneğidir.

Mavi-Mor Üzümler

Üzüm ailesinin gözdesi olan mavi-mor üzümler, sarı veya kırmızı üzümlere oranla daha fazla faydalı bitkisel bileşik içeriyorlar. 1 su bardağı mavi – mor üzüm (10-12 adet) 1 porsiyon meyve yerine tüketilebilir. Ancak üzüm suyu tercih edilecekse yarım porsiyonda kalmak gerekir. Mavi-mor üzümler, içerisindeki yüksek resveratrol seviyesi sayesinde vücudumuzdaki iltihabı azaltıyor; kansere, kalp hastalığına ve diyabete karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Araştırmalar, ek olarak, resveratrolün, vücudun glikoz kullanma yeteneğini artırabildiğini ve dolayısıyla kan şekeri seviyelerini düşürebilecek insülin duyarlılığını artırdığını da gösteriyor.

Mürver

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu ”Bu mavi-mor meyve sadece vücudumuzu beslemekle kalmıyor, aynı zamanda bağışıklık sistemimizi güçlendirerek soğuk algınlığı ve gripten korunmaya yardımcı oluyor. Kalp koruyucu sağlık faydalarının yanı sıra, vücudumuzda meydana gelen iltihap ve enfeksiyonlarla da savaşıyor. Ancak; mürver meyvesi içerisindeki siyanürden dolayı çok dikkatli kullanılmalıdır! Olgunlaşmamış veya çiğ olarak tüketildikten sonra bulantı, kusma ve ishal problemine neden olduğu kanıtlanmıştır. Bundan dolayı mürver meyvesini çiğ tüketmemeli, evlerimizde kullanıyorsak muhakkak pişirip marmelat veya pestil formuna getirmeliyiz. Çünkü ısıya maruz kaldığında siyanür maddesinin zehirleyici etkisi ortadan kalkacaktır” diyor.

 

Yaz meyvelerinde ölçüye dikkat!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Gizem Arıburnu “Yaz meyvelerini fazla tüketmek sağlık yerine zarar veriyor! O nedenle bir oturuşta koca bir tabak yemek yerine porsiyon miktarlarını küçültüp gün içerisine dağıtarak tüketmemiz daha sağlıklı olacaktır. Kişiden kişiye farklılık gösterse de günlük meyve porsiyonunda kadınlar ortalama 2 porsiyonu, erkekler de ortalama 3 porsiyonu aşmamaya dikkat etmelidir. Ayrıca günlük meyve porsiyonu hakkımızı da tek bir meyveden değil çeşitli meyvelerden karşılamak vücudumuzun ihtiyaç duyduğu çeşitli vitamin ve mineralleri almamızı sağlar” diyor.