Kamburluğa karşı 12 basit egzersiz

Kamburluğa karşı 12 basit egzersiz

Sırt bölgenizdeki ki normal eğrilik 25-40 derecedir. Fakat sırtınızda 45-75 derece arasında bir yamukluk varsa kamburluk (kifoz) riskiniz var demektir. Doğuştan bir kamburluğa sahipseniz cerrahi müdahale gerekebilir. Eğer doğuştan olmayan bir nedenden dolayı kamburluk yaşıyorsanız tedavisi mümkün. Düzenli egzersizler yaparak ve ergonomik düzenlemelere giderek kamburluk riskinizi azaltabilir, oluşan kamburluğunuzu iyileştirebilirsiniz.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kamburluk için yapabileceğiniz basit egzersizler hakkında şu bilgileri verdi:

-Kamburlukta vücudun ön tarafındaki kaslar aşırı gergin, vücudun arka tarafındaki kaslar ise güçsüzdür. Yapılacak şu hareketlerle gergin olan kaslarınız esnetilirken güçsüz olan kaslarınız da güçlendirilir. İlk olarak yapabileceğiniz hareket, derin nefes alarak esner gibi kollarımızı arkaya doğru uzatıp kendimizi geriye yaslamaktır. Aynı hareketi kollarımızı ensemizde birleştirerek de yapabiliriz. Yine aynı hareketi ellerimizi belimize koyarak da yapabiliriz. Bu egzersizler 30-60 saniye arasında 3 defa yapılabilir.

-Boynunuzu sağa ve sola yatırın. Son harekette 5 saniye kadar bekleyin. Daha sonra başınızı sağa ve sola çevirerek son hareketlerde yine 5 saniye kadar bekleyin.

-Sandalyede dik bir şekilde oturarak ellerinizi önde birleştirin. Ellerinizi 5 saniye kadar önde esnettikten sonra aynı hareketi arka taraf için tekrarlayın.

-Sandalyede otururken ellerinizle dizlerinizi kendinize doğru çekin ve 5 saniye pozisyonunuzu koruyun.

-Sırtınız düz ve karnınız içeride olacak şekilde yere oturun. Kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırıp bırakın. 10 kere hareketi tekrar edin.

-Ayaktayken ellerinizi başınızın arkasında birleştirip göğsünüzü ileri itin ve geri çekin. 10 tekrar yapabilirsiniz.

-Yüz üstü uzanın. Ayak parmak uçlarınız yere dik olmalı. Omurganın alt tarafı sabitlenmiş olur. Daha sonra fırça sopası uzunluğunda bir çubuğu iki elinize tutup arkaya doğru kaldırıp itin. Bu egzersiz ile öne doğru olan omuzlar olması gereken şekle kavuşacaktır. 3 defa 10 tekrarla bu egzersizi yapabilirsiniz.

-Yine yüz üstü uzanıp kollarınızı vücudunuzun yanına koyun. Bacaklarınız kalça genişliğinden biraz açık olsun. Nefes alırken kürek kemiklerinizi kalçaya doğru itin ve nefes verirken dirseklerinizi ve elinizi düz bir şekilde yere bastırırken belinizden yukarısını yukarıya doğru kaldırın. Başınız vücudunuzla bir hareket etsin, geriye doğru atmayın. 10 kez tekrar edin.

-Dirsekten kırarak bir elinizi ve dirseğinizi duvara yaslayın. Daha sonra vücudunuzu başınızla birlikte kolun ters yönünde çevirip kendinizi esnetin. Daha sonra diğer kola geçin. Bu egzersizi 30-60 saniye arasında 4 kez yapabilirsiniz.

-Yüz üstü yatın ve kollarınızı ileriye doğru uzatın. Nefes alın. Nefes verirken sağ kolunuzu ve sol bacağınızı aynı anda yukarı kaldırın. Karın kaslarınızı olabildiğince sıkın. Hareketi 8 kez tekrarlayıp diğer kol ve bacağa geçin.

-Ayağa kalkın ve kollarınızın omuz hizasında durmasına dikkat ederek parmak uçlarınızı duvara koyun. Kendinizi öne doğru itin ve birkaç saniye bekleyin. Bu hareketi 15-20 kez tekrarlayabilirsiniz.

-Egzersizleri bitirmeden önce dizlerinizin üzerine toparlanıp kollarınızı öne uzatarak vücudunuzu esnetin ve o şekilde bir müddet bekleyin.

Daha fazla bilgi ve egzersizler için:

Arap Ülkelerinde Reklam Yüzü Olacak

Arap Ülkelerinde Reklam Yüzü Olacak

Başarılı manken ve sunucu Gizem Özdilli, Prof.Dr. Başak Kandi’nin kendi buluşu olan porselen cilt uygulamasıyla Arap ülkelerine açılmaya hazırlanıyor..Başta Katar olmak üzere bir çok Arap ülkesinde ilgi gören porselen cilt uygulamasını tanıtacak olan Özdilli,aynı zamanda sokaklarda ki billboardları da süsleyecek..Genç kalmasının sırrı olarak dile getirdiği porselen cilt uygulamasının tanıtımında yer almaktan mutluluk duyan Gizem Özdilli , dizilerimizden ve oyuncularımızdan sonra Arapyarımadası şimdi de güzelliği bizden ihraç edecek ifadesini kullandı.

Türkiye’den Birçok Oyuncu Bizi Tercih Ediyor

Buluşunun büyük ilgi görmesinden mutluluk duyan Prof Dr Başak Kandi ise ;Özellikle bayanlarda sık olarak görülen yüz sarkması,ince kırışıklıklar,mat cilt ,gözaltı yenileme,botoks süresi uzatma,cilt lekelerinin azaltılması ve el-boyun cildinin yenilenmesi gibi sorunları tek bir uygulamayla giderebiliyoruz.Gizem Özdilli bunun en güzel örneğidir.Türkiye ‘den birçok oyuncu da bizi tercih ediyor ve uygulamamızı yaptırıyor.Ülkemizi şimdi de Arap ülkelerinde de temsil edeceğiz dedi.

Sanat severler Bodrum’da buluştu

Sanatla her zaman iç içe olma prensibiyle hareket eden ve kendini bu anlamda diğer otellerden ayıran Kempinski Hotel Barbaros Bay’de, sanatın farklı disiplinlerinden oluşan; resim, heykel ve fotoğraflar ile otelin her köşesinde karşılaşmak mümkün. Otel, bu bağlamda yaptığı sanat etkinliklerine bir yenisini daha ekledi ve Bodrum’daki sanatseverleri bir araya getirdi.

Eşsiz sanat eserlerinin hikayesi ile Türkiye’nin en özel üzümlerinden üretilen şarapların buluştuğu “sanat sohbetleri ve şarap tadımı” etkinliği, 27 Temmuz Cumartesi akşamı Kempinski Hotel Barbaros Bay Bodrum içerisinde yer alan Artgalerim’de sanatseverlerle buluştu. Sömeliye Mehmet Gazezoğlu’nun, otel içerisinde sergilenen heykeltıraş Nilay Özenbay’ın heykelleri ile eşleştirdiği şaraplar;  sanatçılar, koleksiyonerler ve gazetecilerden oluşan 25 kişilik davetli grubunun büyük beğenisiyle karşılaştı. Sanatçının 5 heykeline ithafen 5 farklı şarap tadımı gerçekleşti.  Gösterilen yoğun ilgi karşısında, etkinliğe Ağustos ayında da devam edilecek.

İşin Sırrı Gençlik Aşısı

İşin Sırrı Gençlik Aşısı

Ünlü oyuncu Zuhal Olcay, güzelliğini  Hollywood Yıldızlarının kullandığı yöntemle koruyor. Uygulamayı yapan Op.Dr.Orhan Alan; “Dünyaca ünlü pek çok yıldızın  da sıklıkla başvurduğu bir cilt gençleştirme yöntemi olan Gençlik Aşısı cilde ihtiyacı olan nem ve bakımı sağlayarak daha genç ve sağlıklı görünmesini sağlıyor,sadece ünlülerin değil tüm kadınların kendilerine bakmalarının  artık lüks değil  bir gereklilik olduğunu ve düzenli bakımın zamanı durdurma ve cilt yaşını koruma da önemli olduğunun da altını çiziyor. Başarılı oyuncu Zuhal Olcay’ın da doğallıktan yana olduğunu sözlerine ekleyen Op.Dr.Orhan Alan, Zuhal Hanım sadece var olan cilt güzelliğini korumayı amaçlayan bir hastamız, ona da cildinin gençlik aşısıyla nem dokusunu koruyarak daha sağlıklı bir görünüme kavuşturmayı amaç edindik” dedi.

Dişlerde Kesme İşlemi Olmadan Yapılan Gülüş Tasarımı

Dişlerde Kesme İşlemi Olmadan Yapılan Gülüş Tasarımı
Diş hekimi Dr.Eyüp Çelik yeni jenerasyon kesme işlemi olmadan yapılan gülüş
tasarımını, tedavisini işlem sürecini operasyon öncesi ve sonrası ile iyileşme sürecini
anlatıyor;
Minimal ya da “non-prep” nedir?
‘’Non-prep ‘’ Lamina Venerler dişlerde herhangi bir aşındırma yapılmadan, anestezi
olmadan sadece diş ölçüsü alınarak yapılan dişlerin ön yüzeyine gelen ince yaprak
porselenlerdir. Geleneksel laminalar gibi non-prep” laminalar da dişlerin ön yüzeyine
yapıştırIılır. Dişin boyutu, şekli ve rengi kolayca değiştirilir. Bu tedavi yöntemiyle diş
yapısında büyük bir aşındırma ve kesme gerektirmez. Nadir vakalarda hiç kesim
yapılmadan laminalar yerleştirilir. Diğer pek çok vaka için diş yapısının sadece
minimum oranda azaltılması gerekir.
Estetik diş hekimliğinde preparatlanmamış kaplamalar kozmetik restorasyonun en
minimal invaziv yöntemlerinden birini temsil eder. Minimal veya non-prep laminalar,
yapıştırma veya geleneksel dişçilik kaplamalarına iyi bir alternatif olmaktadır. Bu
tedavinin en güzel yanı dişlerine dokunulmadan güzel bir gülüş isteyen hastalarda en
uygun tedavi yöntemidir. Tek dişe uygulanabildiği gibi gülüş tasarımı isteyen
bireylerde dişlerin herbirinin yüzeyine de uygulanabilir “Non-prep” laminalarda, diş
yapısında aşındırma olmadan ve çok az veya hiç anestezi olmadan doğrudan dişlerin
üzerine yerleştirilir. Bazı hastalarda diş modifikasyonları gerektiğinden ötürü minimal
peparasyonlu lamineler denilmektedir. Tedavi edilen dişlerin durumuna ve konumuna
bağlı olarak, minein altındaki dentin veya diş katmanında daha fazla azalma gerekli
olabilir.Non – prep Laminalar dişlerde herhangi bir kesme veya aşındırma işlemi
yapılmadan hastanın kendi dişleri üzerine cok ince yaprak şeklinde 0.1 mm gibi göz
kontakt lensinden daha ince porselen kaplamalardır . Yapım aşamasında ise
kliniğimize gelen hastalarımızdan alınan ölçüler ve fotoğraflama işleminin ardından 1
haftalık laminaların yapım aşamasının ardından 2. Seansta dişlerin ağız içerisindeki
provasını yapılıp hasta onayı alındıktan sonra yapıştırma işlemi yapılıp
tamamlanmaktadır . Toplamda 2 seans ve 1 haftalık bir işlemdir Minimal
preparasyonlu ve “non-prep” laminalar, aşağıda ki durumlarda estetik kaygısı olan
hastaların ,estetik beklentisini karşılayabilmektedir. Çatlak veya kırık dişler, lekeli
dişler dişler arasındaki boşluklar (diastemalar),hafifçe şekilsiz veya yanlış hizalanmış
dişler, hafif kalabalık dişler,aşınmış dişler küçük dişler
İlk seansta dişlerinde aşındırılma olmadan kalıcı olarak güzel ve beyaz bir gülüşe
sahip olmak isteyen kişilerde ilk olarak herhangi bir anestezi iğne işlemi olmadan
sadece ölçü alıp ,gülüş tasarımının analizi için kişinin bir çok açıdan fotoğrafları
alınmaktadır. Birçok hastamıza bu durum garip gelmektedir. Çünkü günümüzde bir
çok bireyde diş hekimi fobisi bulunmaktadır. Bundan dolayı diş hekimi koltuğuna
oturmak , ağrısız ve iğnesiz bir işlem ile yeni ve güzel bir gülüşe sahip olma fikri
onlara inanılmaz gelmektedir.ilk seansta toplam işlem süresi yarım saat gibi kısa bir
zamandır. Daha sonrasında ise Labratuvar işlemleri için hazırladığımız diş modelleri
üzerinde lamina venerlerin yapım aşamasına geçiyoruz.
No-prep lamina fenerlerin yapımı geleneksel lamina fenerlere göre daha fazla teknik
hassasiyet gerektirmektedir. bu yüzden bu aşamada çok dikkatli olunmalıdır.
1 haftalık No-prep laminaların hazırlanmasının ardından ikinci seansta yine herhangi
bir iğne ve anestezi işlemi olmadan hastanın kendi dişleri üzerinde provasını
yaparak,yapıştırma işlemine geçiyoruz. Bu seansta ki işlem teknik hassasiyet
sebebiyle 2 ya da 3 saat sürmektedir.Yeni bir teknik olan No-prep Laminalar teknik
hassasiyet yüzünden çok az hekim tarafından uygulanabilmektedir. Dişlerde
herhangi bir aşındırma olmadan yapılması ise birçok hastada psikolojik olarak
kendilerini iyi hissetmesini sağlamaktadır.Bu işlem yapıldıktan sonra No-prep
Laminaların bakımı ise genel olarak ağızımızda bulunan dişlerin bakımı ile aynıdır.
Günde iki kez ve her defasında en az 2 dakika olacak şekilde yapılmalıdır. Ayrıca
günde iki kez diş ipi uygulamasıda mutlaka yapılmalıdır.

Doç. Dr. Mehmet İşyar; Pilates ile ilgili merak edilen 5 soru

 

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, bilgisayar karşısında uzun saatler geçirenlerin, zayıflamak isteyenlerin ve duruş bozukluğu yaşayanların son yıllardaki favori sporu olan pilates ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.

 

Herkes pilates yapabilir mi, pilates zayıflamayı sağlıyor mu, kimler yapmamalı, yapan kişiler nelere dikkat etmeli? Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, pilates ile ilgili en çok merak edilen 5 soruyu yanıtladı.

 

1. “Fıtık pilatese engel mi?”

Bel veya boyun bölgesinde fıtık olan ve “pilates bana uygun mu?” diye düşünenlerin öncesinde bir ortopedi uzmanının muayenesinden geçmesi önemli.Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, bu konu hakkında şu bilgileri veriyor: “Doktor muayenesinde kişinin kas dokusu, daha önce geçirdiği hastalıklar, belde ve boyunda fıtık benzeri omurga sorunları varsa tüm bunlar değerlendirilir. Çok ileri aşamada değilse fıtık pilatese engel değildir ancak mutlaka uzman bir doktor ve bir eğitmenin gözetiminde yapılmalıdır.”

 

2. “Pilates zayıflatır mı?”

Fit ve formda bir vücudun hayalini kuranların da favorisi olan pilates gerçekten zayıflatıyor mu? Pilates kilo vermeyi sağlamaz, vücut daralması yapar” bilgisini paylaşan Doç. Dr. Mehmet İşyar bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Pilates, vücudu sıkılaştırır, kasları iyi organize ederek vücutta daralma sağlar. Pilates birkaç beden küçülmeyi sağlayabilir ama bunu zayıflatarak değil kaslarda sıkılaşma sağlayarak yapar.”

 

3. “Her yaş grubuna uygun mu?”

“Deneyimli bir eğitmenle tüm yaş grupları kendi bedensel ihtiyaçlarına özel pilates egzersizleri yapabilirler. Pilates aslında herkes için uygundur ancak öncesinde doktor muayenesi gerekir” diyen Doç. Dr. Mehmet İşyar, bu muayenede kişinin duruş bozukluğu var mı, duruşu nasıl, bunların mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

 

4. “Video izleyerek pilates yapılabilir mi?”

Son dönemlerde evde pilates yapanların sayısının arttığını vurgulayan Doç. Dr. Mehmet İşyar, bel veya boyun fıtığınız varsa internetten izlediğiniz videolar sizin için doğru seçim olmayabilir” diyerek şu uyarılarda bulunuyor;

“Pilates, aletli, toplu ve hiçbir alet olmadan farklı egzersizlerle yapılabiliyor. Profesyonel bir eğitmen, doktordan kişinin duruşunda nerelerin güçlenmesi gerektiğinin bilgisini alacak ve ona göre bir program hazırlayacaktır. Video izleyerek pilates yapan kişiler bundan mahrum kalırlar. Kişi sürekli masa başında çalışmaktan kaynaklanan bel veya boyun ağrısı yaşıyorsa ve güçlendirilmesi gereken özel bir kas varsa, eğitmen gerekli yönlendirmeleri yapabilir. Ayrıca kademeli geçişler yapmak ve sakatlanmaları önlemek için de bir eğitmen gözetimi önemlidir.”

 

5. Ağrı varsa ne yapmak gerekiyor?

“Ağrının üzerine gidilmeli mi sorusu ile çok sık karşılaşıyoruz” diyen Doç. Dr. Mehmet İşyar, konu hakkında şunları söylüyor: “Ağrı varsa kesinlikle üzerine gidilmemeli. Bu çok net ve kesin. Ağrı çok önemli bir alarmdır ve üzerine gidilmemesi gerektiğini gösterir. Pilates başta olmak üzere bütün sporları yaparken doz kademeli olarak, yavaş yavaş artırılmalıdır. Bu artırma sırasında ağrılar olacaktır fakat ağrıyı belli bir noktadan sonra tolere etmemek gerekir. Örneğin 10 takım çalışılacaksa ama daha 6’ıncıda ağrı başlıyorsa, tamamlamaya çalışmak doğru değil. Bu noktada bire bir çalışılan eğitmenler yönlendirici olmalı ve kademeli bir geçiş uygulamalılar. Özellikle aletli pilates eğer üzerine gidilirse ve yanlış kullanılırsa sakatlayıcı bir hal alabilir. Kas içi kanamalar, tendon yırtılmaları yanlış yapılan pilates sonucu sıkça karşılaştığımız durumlar. Bu zorlamalar sonucunda oluşan tendon kopmaları ve yırtılmaları cerrahi işlemlerle sonuçlanabiliyor.”

 

Sağlığınız için ofis ergonominizi gözden geçirin!

Sağlığınız için ofis ergonominizi gözden geçirin!

OFİS SİZİ HASTA ETMESİN

Uzun bayram tatili ve yaz dönemi izinlerinin ardından çalışan kesim için yoğun tempo başladı. Bilgisayar başında geçirilen saatlerin uzadığı şu dönemde duruş bozukluğu, bel ve boyun ağrıları kapınızı çalsın istemiyorsanız Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak’ın önerilerine kulak verin!

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, ofiste çalışanların bel, sırt, kol ve boyun bölgesindeki ağrılardan ve gerginliklerden korunmak için nasıl seçimler yapması ve nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda bilgi verdi.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak’a göre duruş bozukluklarının nedenlerinden biri ofiste bilgisayar başında geçirilen uzun saatler… Hareketsizlik ve yanlış seçilen ofis mobilyaları duruş bozukluğundan kas ve eklem ağrılarına kadar pek çok soruna neden olabiliyor. Ergonomi açısından uygun düzenlenmiş bir ofisin sağlık açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Selami Çakmak, gününün büyük çoğunluğunu ofiste geçirenler için faydalı ipuçları verdi.

EKRAN SEVİYESİ NASIL OLMALI?

“Ekranın göz seviyesiyle ilişkisi çok önemli” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, ekranın üst köşesinin mutlaka göz seviyesiyle aynı hizada olması gerektiğini belirtiyor ve bilgisayarın göz seviyesinin yukarıda olmasının boyun ağrılarının başlangıç sebeplerinden bir tanesi olduğunu söylüyor.

MASA VE SANDALYE SEÇİMİ ÖNEMLİ

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, sağlıklı bir çalışma sandalyesinin en önemli özelliklerinden birinin aşağıya ve yukarıya ayarlanabilir olması olduğunu söylüyor. “Omurganın doğal eğimini destekleyen, sırt eğimi de ayarlanabilir sandalyeler üst bedeni korur” diyen Çakmak, bir düğme ya da el gücü ile çalışma düzenini bozmadan yükseltilip alçaltılabilen masaların da iyi bir seçim olduğunu belirtiyor.

KLAVYE VE MOUSE KULLANIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN

Klavyenin uzunluğu ve mouse’un konumu, omuz ve dirsek sağlığı açısından fazlasıyla önem taşıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Selami Çakmak, “35 santimetre uzunluğundaki klavye tercih edilmeli, klavye ile mouse aynı hizada yer almalı. Mouse ve klavye çok ileride konumlandığında klavyeye uzanmak için belimizi eğmek, mouse’u oynatmak için bileğimizi çeşitli şekillere sokmak zorunda kalıyoruz. Düzgün bir fizyoloji için mouse kullanımında bilek, kol ve omzun aynı hizada olması gerekiyor” diyor.

Basın İletişimi; Tılsım İletişim/Burçin Öztınaz

Menopoz döneminde kemik erimesi artıyor

Menopoz döneminde kemik erimesi artıyor

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, özellikle menopoz dönemindeki kadınların korkulu rüyası haline gelen kemik erimesinden korunmak için beslenmenin önemini vurguluyor.

Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz, kemik yapısının bozulması sonucu kemik kırılganlığının ve kırık olasılığının artması olarak tanımlanıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, “Menopoz döneminde kandaki kalsiyum dengesini ve kemikteki kalsiyum tutulumunu efektif olarak sağlayan östrojen hormonunun azalmasıyla beraber kemikte ciddi zayıflama, kemiğin süngerimsi yapısında bozulma ve genişlemeler oluşuyor. Gözeneklerin büyümesi gerçekleşiyor ve kemikte daha kolay kırılmalar olabiliyor” diyerek menopoz dönemindeki kemik erimesine dikkat çekiyor.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, “Kemiğin iki bölümü var. Biri korteks adını verdiğimiz dış sert yapı, diğeri iç kısımdaki süngerimsi yapı. Süngerimsi yapı kemiğin gücünü koruyan önemli bir yapı. Osteoporozda daha çok etkilenen, içerideki süngerimsi kemik yapısıdır” diyerek bu yapıdaki kalsiyumun giriş çıkış dengesinin bozulmasının kemik erimesi tablosuna neden olduğunu belirtiyor.

Yaşam şekli ve alışkanlıklar önemli

Çok hareketsiz yaşayan biri ile bilinçli spor yapan birisi arasında menopozda ve osteoporozda çok ciddi farklılıklar olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, “Kalsiyum açısından iyi beslenen ve bilinçli spor yapan birisinde de osteoporoz görülecektir ama sağlıklı beslenme ve bilinçli spor yapma osteoporozun geciktirilmesini sağlar” diyor.

“Halk arasında en çok merak edilen konu, peynirden, sütten, yoğurttan zengin beslenmenin osteoporoza ne kadar faydalı olduğu” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar sözlerine şu şekilde devam ediyor: “Kadınların adet gördüğü dönemden itibaren kalsiyumdan zengin beslenmesi önemli. Sonraki dönemde artık östrojen hormonu çok azaldığı için kalsiyumdan zengin beslenmek işe yaramıyor, kalsiyum kemikte tam tutulum sağlamıyor ve süngerimsi yapıyı korumaya yardımcı olmuyor. ”

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, menopoz öncesi beslenme şartları çok iyi olan, kalsiyumdan beslenmiş kişilerin avantajlı olduğunun altını çizerek yaş gruplarına göre alınması gereken kalsiyum miktarının şu şekilde olduğunu söylüyor:

1-3 yaş: 500 mg/günlük

4- 8 yaş: 800 mg/günlük

9-18 yaş: 1,300 mg/günlük

19-50 yaş: 1,200 mg/günlük

İlaç kullanımında dikkat edilmesi gerekenler

Osteoporoz ilaçlarını dikkatli almak gerektiğinin önemini vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İşyar, konu hakkında şu bilgileri veriyor: “Son zamanlarda osteoporoz ilaçlarına bağlı kırıkları çok fazla görmeye başladık. Bu ilaçlar her ne kadar kemiği kalsiyumdan zengin hale getirmeye ve kemiğin süngerimsi yapısını güçlendirmeye çalışıyorsa da yanlış kullanımlarda ters etki de oluşturabiliyor. Buradaki ters etkiden kastımız, ilaca çok yüklenme sonucunda kemiğin sert ve kolay kırılan bir hale gelmesi… 30 yaşındaki bir insanın kemiğinin en önemli özelliği yeterince yumuşak, yeterince sert olmasıdır. Kemiği kırılganlığa karşı koruyan şey budur. Tamamen kuru bir sertlik kemiği koruyan bir şey değildir. Hatta bu, zaman zaman kemiğin çok kolay kırılmasına bile yol açar. Bazı osteoporoz ilaçlarından sonra biz bu kırığı görüyoruz. O yüzden de bu tip ilaçlar kullanılırken üç yıl sonrasında mutlaka bir yıl ara verilmesi gerekir. Bu ilaçlar ömür boyu alınacak ilaçlar olsa da iyi bir takip altında kullanılması şarttır.”

ÇOCUĞUNUZUN GÖZLERİ YENİ DÖNEME HAZIR MI?

Yaz tatilinin sona ermesiyle velileri ve öğrencileri yeni eğitim-öğretim döneminin heyecanı ve telaşı sardı. Yeni üniformalar alındı, kırtasiye malzemeleri tamamlandı. Çocuklar okula başlamak için hazır, peki gözleri yeni döneme hazır mı?

Öğrencilerin görme fonksiyonları çoğu zaman okul performansları üzerinde etkili olabiliyor. Görme zorluğu çeken çocukların, sınıf içi motivasyonu ve derse katılımı düşüyor. Seiko Optik Türkiye Göz Sağlığı Danışmanı Op. Dr. Özgür Gözpınar, göz sağlığının okul başarısı üzerindeki etkileri konusunda aileleri bilinçli yaklaşmaya davet ediyor ve yeni eğitim-öğretim dönemi başlamadan çocukların göz muayenesinden geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Eğitim çağındaki bir çocuğun başarı sağlaması için; ruhsal olgunluğa erişmiş ve fiziksel fonksiyonlarının sağlıklı çalışıyor olması gerekiyor. Birçok çocuk eğitim süreçlerinde sıkıntı yaşıyor ve öğrenme eksikliği çekiyor. Seiko Optik Türkiye Göz Sağlığı Danışmanı Op. Dr. Özgür Gözpınar, ‘Çocuklar, okuma ve yazma başta olmak üzere okul yıllarında birçok şey öğrenirler, görme burada anahtar role sahiptir. Ayrıca spor ve oyun aktiviteleri için de görme çok önemlidir. Çocuk görme duyusunu okulda aktif olarak kullanır, bu fonksiyondaki zayıflık hem öğrenme güçlüğüne hem de performans düşüklüğüne sebep olur. Okul çağındaki çocukların 6 aylık aralıklarla düzenli göz muayenesinden geçirilmesi ve göz sağlığının kontrol altında tutulması gerekir.’ diyor.

Hiperaktivitenin Nedeni Göz Bozukluğu Olabilir!

Görme yetisi ve öğrenme performansı arasında paralel bir ilişki vardır. Fakat, pek az veli çocuğunun okul performansı beklenenin altında olduğunda, bunun bir göz probleminden kaynaklanabileceğini fark eder. Çocuk, sınıf atladıkça okul kitaplarındaki harflerin boyutu da küçülür. Çocuğun gözlerini kısarak uzaktaki yazıları okumaya çalışması, okurken gözlerinin sulanması, nesnelere çok yakından bakması, okurken baş ağrısı hissetmesi, okuduğunu takip edememesi, satır atlaması ya da okuduğunu parmaklarıyla takip etmesi göz rahatsızlığı yaşadığının belirtileridir.

Görme yeteneğinde problem olduğunda öğrenme güçlüğü buna bağlı olarak da stres, hırçınlık ve davranış bozuklukları gelişebilir. Seiko Optik Türkiye Göz Sağlığı Danışmanı Op. Dr. Özgür Gözpınar, ‘Bu çocuklarda yakın görme problemleri, okumadan kaçma, isteksizlik, yorgunluk ve baş ağrıları oluşabilir. Bazı çocuklara okuma güçlüğü nedeniyle yanlışlıkla hiperaktiviteye bağlı dikkat eksikliği tanısı koyulabilir. Okul yıllarında görme çok hızlı değişebilir. Bu dönemde en çok görülen bozukluklar; yakın görmede sıkıntı (hipermetropi), uzak görmede sıkıntı (myopi) ve bazen de düzensiz görme (astigmatizma) olarak sayılabilir. Ayrıca düzeltilmemiş görme problemleri disleksi ve konuşma problemlerinde de artışa sebep olur. Bir çocuktaki göz bozukluğu okulda geçirilen zamanda öğretmen, evde ise ebeveynler tarafından gözlemlenerek tespit edilebilir. İlkokul çağındaki çocukların 1/4‘ünde görme problemi vardır ve bu nedenle düzenli göz muayenesi gereklidir. Bu dönemde yapılan düzenli göz muayeneleri ile rahatsızlık zamanında teşhis ve tedavi edilerek çocuğun okul motivasyonu artırılabilir.’’ diyor.

Çocukta Görme Problemi Olduğunu Düşündürecek Belirtiler:

 Işığa hassasiyet
 Gözlerin sürekli kırmızı ve sulu olması
 Gözlerde dışa kayma
 Aşırı göz kırpma
 Konsantrasyon azlığı
 Bir gözü kapatmaya eğilim
 Gözü kısarak bakma
 Kitap okumadan kaçma
 Televizyonu yakın seyretme
 Baş eğme ve vücutta pozisyon bozukluğu
 Okuduğu satırı kaybetme ve parmak ile satır takibi
 Potansiyellerinin altında öğrenme performansı
 Çirkin yazma

Okul yıllarında bir problem yoksa bile düzenli göz muayenesi çok önemlidir. Eğer saptanmış problem varsa göz doktorunun önerdiği aralıklarla kontrollere devam edilmelidir. Önerilen gözlük ve diğer tedavi yöntemleri eksiksiz uygulanmalı ve takibi aksatılmamalıdır.

Prof.Dr. Hakkı Sunay, Ramazan’da ağız kokusu nasıl önlenir?

“Bol su için, gün içinde diş fırçalayın”
Ramazan’da ağız kokusu nasıl önlenir?

Ramazan’da uzun süre besinlerden uzak kalmanın yol açtığı ağız kokusunun önüne geçmek mümkün. Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Sunay, oruç tutanlara ağız ve diş sağlığı konusunda önemli tavsiyelerde bulundu.

Oruç tutuldu, iftarlar yapıldı ve Ramazan başladı. Bu yıl da Ramazan’ın yaz mevsiminde yaşanacak olması sağlıklı bir oruç için daha özenli davranmayı gerektiriyor. Ağız ve diş sağlığı da oruçluyken en çok dikkat edilmesi gereken konuların başında geliyor. Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Sunay, Ramazan’da ağız ve diş sağlığı konusunda önemli tavsiyelerde bulundu.

“Orucu suyla açın”
Ramazan’da oruç nedeniyle ağız ortamının uzun bir süre kuru kalması ve tükürük miktarının azalmasıyla ağızdaki asidik ortamın arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Hakkı Sunay, hem sağlık hem de sosyal yönden olumsuz etkilere yol açan ağız kokusunu önleme ve diş sağlığına dair yapılacakları anlattı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalama ve diş fırçalamanın orucu bozmayacağı açıklamasını hatırlatan Prof.Dr. Hakkı Sunay, ağızdaki yüksek asidik ortamın diş minelerinde aşınma gibi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, “Bu nedenle dişler iyi fırçalanmalı. Ramazan’da gün içinde diş fırçalamakta bir sakınca yok. Fırçaladığınız suyu yutmadan, dişlerinizi fırçalayıp iyice tükürerek ağız ortamını hem ferah tutmak hem de bu asidik ortamdan korumak mümkündür” dedi. “Tüm gün boyunca herhangi bir faaliyetgöstermeyen ağız ortamında asidik seviye yükselmişken bir de üzerine iftarda asitli ve gazlı içeceklerin tüketilmesi dişlerimize ciddi zararlar verir” diyen Prof. Dr.Sunay, “Oruç açılırken asitli ve gazlı içeceklerden kaçınılması gerekir. Önce oruç açıp su ihtiyacımızı giderdikten sonra ağzımızı normal suyla çalkalamalı ve su içtikten sonra besinleri tüketmeye başlamalıyız” tavsiyelerinde bulundu.

“En az 2 dk. diş fırçalayın”

Prof. Dr. Hakkı Sunay oruçta ağız ve diş sağlığı için uyarılarını şöyle sıraladı:
-İftarda ve sahurda asitli ve gazlı içecekler tüketmekten kaçının.
-İftar ve sahur arasında diş fırçalama süresini normalden biraz daha uzatın, en az 2-3 dk. civarında olmalı.
-Kesinlikle sert fırçalar kullanılmamalı orta sert fırçalar ve aşındırıcı madde içermeyen diş macunları kullanılmalı.
-İftar ve sahur arasında su tüketimi olabildiğince artırılmalı