İyiliği Paylaşan Sofra Çocukların Doğa Eğitimine Destek Oldu

TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek sağlamak amacıyla bir araya gelen TEMA-K Kaynak Çalışma Grubu gönüllüleri, Mandarin Oriental Bosphorus’ta düzenlenen iftar yemeğinde buluştu. Cemiyet hayatından birçok ismin katıldığı gecenin geliri, çocukların doğayla bağ kurmasını sağlayan eğitim programlarına aktarıldı.

Etkinlikte gönüllüler, yalnızca bir iftar sofrasını değil, doğaya duyulan ortak sorumluluğu da paylaştı. Yapılan konuşmalarda, ekolojik okuryazarlık bilincine sahip nesiller yetiştirmenin önemine dikkat çekildi. Bugüne kadar verilen destekle on binlerce çocuğun doğa eğitimiyle buluştuğu vurgulandı.

Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen doğa eğitim programları kapsamında gönüllü öğretmenler, okul öncesinden lise kademesine kadar doğa temelli etkinlikler uygulamaya devam ediyor. Bu anlamlı buluşma, bir sofrada paylaşılan iyiliğin doğaya ve geleceğe uzanan etkisini bir kez daha hatırlattı.

#TEMA #DoğaEğitimi #İftarDaveti #Çocuklarİçin #EkolojikOkuryazarlık #Gönüllülük #MandarinOrientalBosphorus #Doğaİçin #CemiyetHayatı #İyiliğiPaylaş

LÖSEV’den lösemili çocuklara yılbaşı coşkusu

LÖSEV, her yıl olduğu gibi bu yıl da lösemili çocuklar ve aileleri için anlam dolu yılbaşı etkinlikleri düzenledi. İstanbul’un iki yakasında gerçekleştirilen partilerde çocuklar müzik, dans, sihirbaz gösterileri ve sürpriz hediyelerle doyasıya eğlendi. Etkinliklerde dilekler ağaçlara asıldı, yeni yıl pastası kesildi.Vakfın yetkilileri, “Uzun soluklu bir mücadele olan lösemi ve kanserde moral ve motivasyon her şeyden önce gelir. Çocuklarımızı ve ailelerini yalnız bırakmıyoruz, dayanışma ruhuyla umut dolu bir gelecek için yanlarındayız” açıklamasında bulundu.

27 yıldır lösemili çocukların tedaviye erişiminde karşılaştıkları zorluklara çözüm üreten LÖSEV, bugün aldığı bağışlarla hem çocuklara hem de yetişkin kanser hastalarına destek olmaya devam ediyor.

LÖSEV, maddi yardımların ötesinde, manevi desteklerle hastaların moral ve motivasyonunu yüksek tutuyor. LÖSEV’e destek olmak isteyen herkes 0312 447 06 60 numaralı telefonu arayarak ya da tek tıkla www.losev.org.tr adresinden online bağışta bulunabiliyor.

#LÖSEV #YeniYılCoşkusu #LösemiliÇocuklar #UmutVeDayanışma #AktüelHaber #PauseDergi

Enflasyon Algısı ve Düşen Alım Gücü Kampanya Coşkusunu Bastırdı

2025 yılına ekonomik toparlanma umuduyla giren tüketici, Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla birlikte yeniden temkinli moda geçti. Ipsos’un “Gündeme Dair” araştırmasına göre, artan enflasyon algısı ve düşen alım gücü, yılın en hareketli indirim dönemi olan Kasım kampanyalarını bile baskıladı.

Farkındalık Yüksek, Alışveriş Düşük

Araştırma sonuçları, indirimlerden haberdar olma oranının yüksek olmasına rağmen alışverişe dönüşme oranında tarihi bir düşüş yaşandığını ortaya koyuyor. 2025 yılı, “haberdar olup da alışveriş yapmayanların” en yüksek olduğu yıl olarak kayda geçti. Bu durum, tüketicinin artık kampanya dönemlerinde daha seçici davrandığını ve yalnızca gerçekten cazip fırsatlara yöneldiğini gösteriyor.

İndirimlere Güven Azaldı

Tüketicilerin yarısı (%50) sunulan indirimleri yetersiz bulurken, her 10 kişiden 4’ü kampanya dönemindeki ürünlerin kalitesinden şüphe duyuyor. Bu tablo, indirim dönemlerinde tüketicinin güven algısının zayıfladığını ve alışveriş kararlarını daha fazla sorguladığını ortaya koyuyor.

“Fırsat Takibi” Dönemi

Kasım kampanyalarına yönelik genel negatif algıda bir yumuşama görülse de, bu durum tüketicinin ikna olduğu anlamına gelmiyor. Artık karşımızda indirimden haberdar olan ancak alışveriş yapmak için “fırsat gibi fırsat” bekleyen, her zamankinden daha hesaplı davranan bir tüketici profili var. Bu yeni davranış biçimi, markaların kampanya stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılıyor.

Ekonomik Baskı ve Tüketici Psikolojisi

Enflasyon algısının yüksekliği, alım gücündeki düşüş ve faiz artışlarının etkisiyle tüketici, ihtiyaç odaklı alışverişe yöneliyor. Lüks ve gereksiz harcamalar yerine temel ihtiyaçlara odaklanan tüketici, kampanyaları artık bir “alışveriş şöleni” değil, gerçek fırsatların peşinde koşulan bir dönem olarak görüyor.

Bu tablo, markalar için önemli bir uyarı niteliğinde. İndirim dönemlerinde tüketiciyi ikna etmek için yalnızca fiyat avantajı değil, ürün kalitesi, güvenilirlik ve şeffaflık da ön plana çıkmak zorunda. 

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Yıl içerisinde tüketicilerin tatil alışkanlıklarından okul harcamalarına, bayram alışverişlerinden hanelerin yeme içme trendlerine kadar pek çok konuyu takip ediyoruz. 2024 yılını faiz indirimiyle kapatmıştık ve 2025 yılında ekonomide yukarı yönlü bir ivme bekliyorduk. Ancak 2025 Nisan ayında gerçekleşen faiz artışıyla ekonomik hareketlilik yeniden yavaşladı.

Gündeme Dair araştırmamızın Ekim sonuçlarına göre ekonomiye yönelik olumsuz beklentiler son 3 ay içinde 4 puan artarak %57’ye çıktı. Her üç kişiden ikisi ise enflasyonun açıklanan resmi enflasyondan yaklaşık iki kat daha yüksek hissedildiğini belirtiyor.

Kasım ayı markaların rekabetini artırdığı ve tüketicilerin kampanyaları yakından takip ettiği bir dönem. Fakat yine de Gündeme Dair araştırmamızın sonuçları, bu yıl Kasım indirimlerinin önceki yıllardaki etkisini tam olarak gösteremediğini ortaya koyuyor.

Her ne kadar indirimlerden haberdar olma oranı 2024 ile aynı kalsa da, 2022 ve 2023’e kıyasla son iki yılda bu farkındalık belirgin biçimde düşük. Daha da kritik olan ise, haberdar olanların alışveriş yapma oranının 2025’te en düşük seviyeye inmiş olması.

18–35 yaş arasındaki kişilerde Kasım kampanyalarından alışveriş oranı 2024’e göre %21 düştü. Erkeklerdeki harcama düşüşü kadınlara kıyasla daha belirgin. Ekonomik zorluklar bizi kısıtlıyor, görünen o ki kesintiyi ilk yapan daha az gelirli genç kesim ve alışverişe daha fonksiyonel bakan erkekler oluyor.

Alışveriş yapanların tercihlerine baktığımızda, giyim, kişisel bakım ve temizlik ürünleri başı çekiyor. Bu kategoriler, tüketicinin Kasım fırsatlarını daha çok temel ihtiyaçlar üzerinden değerlendirdiğine işaret ediyor. Elektronik ve ev tekstili gibi kategorilerde ise daha planlı alışveriş davranışı öne çıkıyor. Her on kişiden yedisi bu kategorilerdeki alışverişleri için Kasım kampanyalarını bekliyor. Kasımda “fırsat gibi fırsat” kovalanıyor, bu nedenle daha seçici alışveriş yapılıyor. Alışveriş kanallarında ise tablo değişmedi. Online platformlar bu sene de en çok tercih edilen mecra. Bununla birlikte, hem online hem fiziksel mağazaları bir arada kullananların oranı geçen yıllara göre kayda değer seviyede artmış durumda.

Kasım kampanyalarına yönelik olumsuz algılarda ise bu yıl bir yumuşama görüyoruz. Kampanyalara tamamen karşı olanların oranı bu sene bir önceki seneye göre daha düşük. Ancak bu olumlu eğilimin yanında dikkat çeken bir diğer bulgu, kampanyaların etkinliğine dair beklentinin düşmeye devam etmesi. Tüketicilerin yarısı indirimleri yeterli bulmuyor, her on kişiden dördü ise indirim dönemindeki ürünlerin kalitesinden emin olmadığını belirtiyor. Alışveriş yapmayanlar kampanyalara karşı değiller ama alacak olsalar avantajlı fiyata alışveriş yapacaklarını da düşünmüyorlar.

Tüm bu göstergeler, ekonomik baskıların tüketici davranışlarını belirgin biçimde şekillendirmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. 2025 yılı boyunca beklentiler, alışveriş eğilimleri ve kampanya dönemlerine verilen tepkiler dalgalı bir seyir izlese de, tüketicinin önceliklendirme biçimi giderek daha rasyonel, daha temkinli ve ihtiyaç odaklı bir yapıya dönmüş durumda. Önümüzdeki dönemde markaların da tüketicinin bu hassasiyetini gözeten, güven, fayda ve şeffaflığa dayalı stratejilere yönelmesi kaçınılmaz görünüyor.

#Kasımİndirimleri2025 #EkonomiHaberleri #TüketiciAnalizi #FırsatTakibi #AlımGücü #EnflasyonAlgısı #İndirimDönemi #EkonomiGündemi #TüketiciDavranışları #IpsosAraştırma

Türkiye’nin SES haritası yenileniyor

Türkiye’de pazarlama, medya ve araştırma sektörlerinin ortak ihtiyacını karşılamak amacıyla yürütülen kapsamlı Sosyo-Ekonomik Statü (SES) Güncellemesi Araştırması tamamlandı. Reklamverenler Derneği, Reklamcılar Derneği, TİAK, IAB Türkiye, RİAK, ARVAK, MMA Türkiye ve TÜAD’ın ortak finansmanıyla gerçekleştirilen çalışma, 12 Aralık 2025’te sektörle tanıtılacak.

Türkiye Araştırmacılar Derneği koordinasyonunda dört yıldır sürdürülen çalışma; ihtiyaç analizlerinden uluslararası örneklerin incelenmesine, paydaş görüşlerinin toplanmasından meslek gruplarının genişletilmesine kadar birçok başlıkta kapsamlı bir geliştirme süreci içeriyor. Yeni model, mevcut sistemdeki meslek ve eğitim temelli iki boyutlu yapıyı genişleterek hane gelirini ve ekonomik statüyü yansıtan objektif göstergeleri de SES tanımına dahil ediyor.

Araştırma kapsamında 26 bölgede 21.000 adres taraması ve 6.300 görüşme gerçekleştirildi. İstatistik komitesinin analizleri, 2025 boyunca yürütülen toplantılar ve validasyon süreçleriyle son haline getirildi. TÜİK’in Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’ni (MAKS) kullanmaya başlamasıyla birlikte Türkiye’nin fiili kent–kır yapısını daha doğru yansıtan “yoğun kent, orta yoğun kent ve kır” sınıflaması oluşturuldu. Buna göre nüfusun %67,2’si yoğun kent, %15,5’i orta yoğun kent, %17,2’si ise kır bölgelerinde yaşıyor.

Yeni modelde meslek sorgulaması uzun listeler yerine aşamalı sorgulama yöntemiyle yapılırken, hane gelirine ilişkin sorular bireysel beyana değil, somut varlık bilgisine dayalı objektif veri noktalarına dönüştürüldü. Tüm değişkenlerin ağırlık katsayıları hesaplanarak hanelere skorlar atandı ve SES grupları bu skorlar üzerinden yeniden tanımlandı.

Araştırmanın “yoğun kent” sonuçlarına göre SES dağılımı şöyle gerçekleşti:

ABC1: %43,9

AB: %21,5

C1: %22,4

C2: %32,5

DE: %23,7

TİAK’ın 2026’da tamamlanacak Veri Tabanı Araştırması’nın ardından orta yoğun ve kır bölgelerini kapsayan tüm Türkiye SES sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak. TÜAD, yeni SES yapısının araştırma, pazarlama ve medya planlama süreçlerinde daha doğru hedefleme ve daha sağlıklı karar alma açısından kritik bir katkı sağlayacağını vurguluyor.

#SES2025 #Ekonomi #Pazarlama #Medya #AraştırmaSektörü #TÜAD #TİAK #SosyoEkonomikStatü #YoğunKent #TürkiyeEkonomisi #VeriAnalitiği #PazarAraştırması

Türkiye Araştırmacılar Derneği

Saeed Aghanejad “İran’daki sanat ortamı daha içe dönük”

Pause Sanat ve Pause Dergi olarak sanat röportajlarımıza devam ediyoruz. Sanat denilince akla gelen ilk isimler arsasında yer alan ArtGalerim sahibi ve sanat menajeri Özlem Alıcı’nın bu ay ki konuğu sanatçı Saeed Aghanejad oldu.  Saeed Aghanejad sanata dair tüm sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplarken yeni sergisi hakkında bilgi verdi.

Keyifle okumalar…

Saeed Aghanejad “İran’daki sanat ortamı daha içe dönük”

 

Çağdaş İran sanatının dikkat çeken isimlerinden Saeed Aghanejad, duygusal yoğunluğu ve sembolik diliyle uluslararası sanat izleyicisinin ilgisini çekiyor. Geleneksel İran estetiğinin izlerini modern bir anlatımla buluşturan sanatçı, kişisel hafızayı, kültürel katmanları ve insanın içsel çatışmalarını resimlerinde yeniden kuruyor.

Bu röportajda Aghanejad’ın sanatsal köklerine, yaratım sürecine ve günümüz dünyasında sanatın rolüne dair görüşlerine yakından bakıyoruz.

İran’daki kültürel miras, sanatsal yaklaşımınızın oluşumunda nasıl bir temel oluşturdu? Bugünkü estetik dilinizin kökleri nereye uzanıyor?

İran, tarih boyunca imgelerin, sembollerin ve ruhsal derinliğin ülkesidir. Benim estetik dilimin kökleri de bu çok katmanlı kültürden besleniyor. Çocukluğumdan itibaren İran minyatürlerindeki detay sevgisi, şiirdeki metaforik yoğunluk ve gündelik hayatta bile hissedilen melankolik zarafet beni şekillendirdi.

Bugünkü işlerimde görülen denge, kırılganlık ve insanın içsel çatışması aslında bu kültürel mirasın modern bir yorumudur.

Eserlerinizde sıklıkla karşımıza çıkan semboller ve metaforlar, kişisel hikâyeleriniz veya toplumsal gözlemlerinizle nasıl bir ilişki kuruyor?

Eserlerimde yer alan semboller ve metaforlar, aslında hem kişisel hafızamın izleri hem de toplumsal belleğin yankılarıdır. İpler, ağırlıklar, gözleri kapalı figürler… Tüm bunlar bir yandan kendi yaşamımda taşıdığım mücadelelerin, diğer yandan ise içinde büyüdüğüm toplumun görünmez baskılarının görsel karşılıklarıdır.

Dışarıdan bakıldığında soyut ya da belirsiz gibi duran bu imgeler, benim için oldukça somut bir duygu yükü taşır. Örneğin eserlerimde sıkça kullandığım düğmeler, kaderin ve kader çizgisinin metaforik bir ifadesidir; insanın hayatında birbirine eklenen, kopan ya da yeniden dikilen ilişkilerin, seçimlerin ve yönelimlerin sessiz temsilcileridir.

Sembollerimi çoğunlukla açık uçlu bırakırım; çünkü bir sanat eserinin tamamlanmasını her zaman izleyicinin kendi hikâyesiyle mümkün kılan bir alan olduğuna inanırım. Yine de bu sembollerin kökleri, daima kişisel yaralarımdan, tanıklıklarımdan ve toplumsal hafızanın derin yerlerinden beslenir.

Bu nedenle her figür, her çizgi ve her işaret; hem bana ait hem de bize ait olan bir hikâyeyi yeniden kurar.

Saeed Aghanejad

İran kültürünün önemli bir parçası olan minyatür, kaligrafi ve geleneksel motifler, çağdaş işlerinizde hangi formlarda karşımıza çıkıyor?

İşlerimde geleneksel estetiği birebir kopyalamaktan çok, onun ruhsal mimarisini taşıyorum.

Minyatürün detay tutkusunu figürlerimdeki ince çizgilerde, kaligrafinin akışkanlığını kompozisyonun ritminde, geleneksel motiflerin simgesel dilini ise arka plandaki dokusal katmanlarda yeniden yorumluyorum.

Bu unsurlar, modern bir hikâyenin içinde nostaljik bir fısıltı gibi yer alıyor.

Çalışmalarınızda göze çarpan güçlü duygusal yoğunluk nasıl doğuyor? Bu atmosferi kurarken sizi en çok etkileyen duygu veya tema nedir?

Duygusal yoğunluk, genellikle “içsel baskı”dan doğuyor.

İnsanın kendini anlamaya çalıştığı o gri alanlar —ne tam karanlık ne tam aydınlık olan yerler— benim için en etkileyici konular.

Bu atmosferi kurarken en çok yalnızlık, arayış ve kontrol – teslimiyet ikileminde biriken duygular beni şekillendiriyor.

Saeed Aghanejad

İran’daki sanat ortamı ile uluslararası alanlarda çalışırken gözlemlediğiniz farklılıklar nelerdir? Bu farklılıklar üretim sürecinizi nasıl etkiliyor?

İran’daki sanat ortamı daha içe dönük, sembolik ve çoğu zaman sansürün gölgesinde ilerliyor. Uluslararası arenada ise ifade özgürlüğü ve disiplinlerarası birliktelik çok daha güçlü.

Bu karşıtlık, üretim sürecimde iki katman oluşturdu:

Biri, içsel ve kapalı bir dil; diğeri, daha açık ve evrensel bir anlatım.

İkisinin birleşimi, bugünkü görsel kimliğimi oluşturdu.

Kompozisyonlarınızdaki renk tercihleri ve boşluk kullanımı oldukça karakteristik. Bu iki öğe sizin için neyi temsil ediyor?

Renkler benim için duygunun sesi, boşluk ise nefes alanıdır. Özellikle mavi tonlarının yoğun kullanımı, hem ruhsal bir derinliği hem de varoluşun belirsizliğini temsil ediyor.

Boşluk ise figürlerin yalnızlığını, çevreden kopuşunu ve izleyicinin kendi sezgisiyle alanı tamamlaması için bırakılan bilinçli bir sessizliği ifade ediyor.

Sanat eserleriniz izleyiciyi çoğu zaman içsel bir sorgulamaya davet ediyor. Sizce izleyici – eser ilişkisi nasıl kurulmalı?

Ben izleyicinin eseri sadece “görmesini” değil, kendi hayatıyla temas ettirmesini önemsiyorum.

Eserle ilişki, sanatçının niyetinden çok izleyicinin içsel yolculuğu üzerinden kurulmalı.

Sanat, iki tarafın da alan açtığı bir karşılaşmadır; ben sadece o kapıyı aralayan kişiyim.

Saeed Aghanejad

Sanatsal yolculuğunuz boyunca karşılaştığınız en kritik zorluk neydi? Bu deneyim estetik anlayışınızı nasıl dönüştürdü?

En büyük zorluk, kendi iç sesimi bulabilmekti. Bir dönem dış beklentiler, sınırlar ve toplumsal baskılar beni şekillendiriyordu. Bu baskıyla yüzleştiğim an, estetik anlayışım da değişti: Daha samimi, daha kırılgan ama daha gerçek oldu. Kendi sınırlarımla yüzleşmek aslında özgürlüğümün başlangıcıydı.

Bugünün dünyasında çağdaş sanatçının toplumdaki rolü sizce nedir? Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz?

Bir çağdaş sanatçı, toplumun hem tanığı hem de aynasıdır.

Sanatın dönüştürücü gücü vardır; ama bu güç çoğu zaman sessizdir.

Zihni bir milim hareket ettiren bir eser, bir toplumun yıllar sonra değişim göstermesine katkı sağlayabilir.

Ben sanatın bu görünmez ama derin etkisine inanıyorum.

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni projelerden bahsedebilir misiniz? Gelecekteki sanatsal yönelimleriniz hakkında ipuçları verebilir misiniz?

Şu sıralar insanın kaderle kurduğu ilişkiyi ve bu ilişkide ortaya çıkan kırılma anlarını merkeze alan yeni bir seri üzerinde çalışıyorum.

Gelecekte ise insan figürünü giderek daha sembolik bir forma dönüştürmeyi, hatta çizginin tek başına taşıdığı anlatım gücünü öne çıkaran bir pratiğe yönelmeyi planlıyorum.

Bu senenin sonunda Ankara’da kişisel sergim açılacaktır. Yeni yılda “Türkiye’nin Efsaneleri” adlı kitabım yayımlanacak ve Artgalerim’de yeni dönem işlerimi içeren özel bir sergi düzenleyeceğim.

Kısacası, hem estetik hem de kavramsal anlamda daha özgür ve daha içsel bir süreçten geçiyorum.

Saeed Aghanejad

#PauseSanat #PauseDergi #SaeedAghanejad #ÖzlemAlıcı #ÇağdaşSanat #İranSanatı #ArtGalerim #SanatRöportaj

Duja Chalet Ski Resort’tan “Benzersiz bir yılbaşı”

Sarıkamış’ta eşsiz yılbaşı programı Kars Sarıkamış’ın kristal kar örtüsüyle çevrili Duja Chalet Ski Resort, 30 Aralık 2025 – 4 Ocak 2026 tarihleri arasında misafirlerine unutulmaz bir yılbaşı deneyimi sunuyor.

Celil Nalçakan ile Yılbaşı Galası 31 Aralık akşamı ünlü sanatçı Celil Nalçakan sahne alacak. Özel gala menüsü, zarif dekorasyonlar ve canlı performans eşliğinde misafirler yılın en özel gecesini yaşayacak.

Doğukan Manço ile After Party 2 Ocak’ta müzik dünyasının sevilen ismi Doğukan Manço, DJ seti ve enerjik performansıyla Sarıkamış’ta unutulmaz bir geceye imza atacak.

Kristal karın kalbinde tatil Türkiye’de yalnızca Sarıkamış’ta görülen kristal kar yapısı, kayak pistleri ve Duja Chalet’in kusursuz hizmet anlayışıyla birleşerek misafirlere hem eğlence hem de doğa ile iç içe bir tatil fırsatı sunuyor.

#DujaChalet #Sarıkamış #Yılbaşı2026 #KristalKar #CelilNalçakan #DoğukanManço #KayakKeyfi #YeniYılCoşkusu

Zerrin Özer yeni yaşını “İtirazım Var” şarkısıyla kutladı

Pop müziğin divası Zerrin Özer, doğum gününde yeni şarkısını sevenleriyle buluşturdu. Rap müziğin güçlü ismi Eypio ile ilk kez aynı projede yer alan Özer, “İtirazım Var” adlı düetiyle müzikseverlere sürpriz yaptı. Şarkı, Mustafa Arapoğlu yapımcılığında 4 Kasım’da, Map Prodüksiyon etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlandı.

Taksim’de düzenlenen lansmanda sahneye çıkan Özer, şarkısını seslendirdikten sonra doğum günü pastasını kesti. Duygularını paylaşan sanatçı, “Bu şarkı benim için sadece bir düet değil, yıllardır içimde birikenlere bir cevap. ‘İtirazım Var’ özgürlüğün ve haykırışın müzikle birleşmiş hali” dedi.

Özer, “Hayat çok pahalı, hayat şartlarına itirazım var” sözleriyle de şarkının ruhunu yansıtan mesajını verdi. Sanatçı, yeni çalışmasının milyonlara ulaşmasını dilediğini belirtti.

Mahsun Kırmızıgül Günay’da unutulmaz bir geceye imza attı

Arabesk müziğin güçlü sesi Mahsun Kırmızıgül, Günay Restaurant sahnesinde dinleyicilerine unutulmaz bir gece yaşattı.

Geçmişten günümüze en güzel şarkılarının yankılandığı gece adeta nostalji ve duygusallığın buluştuğu bir müzik şölenine dönüştü. Kırmızıgül, sevilen şarkılarını kendine has yorumu ve güçlü sahne enerjisiyle seslendirirken, dinleyiciler zaman zaman duygusal anlar yaşadı, zaman zaman da tempolu parçalarla coştu.

Şıklığıyla da dikkat çeken sanatçı, sahnede “Bu sahnede olmak benim için her zaman çok özel. Günay, müzikle büyüdüğüm yerlerden biri.” diyerek duygularını paylaştı. Müzik dolu gecede unutulmaz bir akşam yaşandı.

Yener Özer “Sanatın her haliyle akıştayım”

Oyunculuk, resim ve dijital sanatla çok yönlü bir ifade dili kuran Yener Özer, “Sanatla temas ettiğim her alan, kendimi yeniden keşfetmemi sağlıyor,” diyor. Netflix’in “Platonik: Mavi Dolunay” dizisindeki “Akış” karakteriyle dikkat çeken başarılı oyuncu, kendini hayatın akışına teslim etmiş

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Yener Özer

Sanatın farklı alanlarında üretim yapan biri olarak, oyunculuk sizde bir meslekten çok bir ifade biçimi diye düşünüyorum. Bu yolculuk sizin için nasıl başladı?

Sanat yolculuğum ben çok küçükken başladı aslında. Sadece beni heyecanlandıran etkinliklerin sanat olduğunu bilmiyordum. 3 yaşımdayken yaptığım çizimler hâlâ duruyor ve beni hâlâ etkiliyorlar. 7 yaşlarımda halamla mutfakta coşkuyla yaptığımız yemeklerin hâlâ tadı damağımda. Çocukluğum boyunca abimle oynadığım, televizyondan izleyip yeniden canlandırdığımız film senaryoları dün gibi aklımda. Bu anıların, duyguların bütünü sanatın cevheridir. Bu cevheri işlemeye başladığımda, kendimi ifade edebildiğimin idrakı üniversite yıllarında başlamış oldu.

ABD’de oyunculuk üzerine uzmanlaşırken sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren deneyim neydi?

Beni en çok dönüştüren yegâne deneyim oyunculuk derslerinde oldu. İlk dersten itibaren kendimize, hislerimize, düşüncelerimize, neyi neden yaptığımızı fark etmek, bende eşsiz bir kişisel gelişim deneyimi yaşattı. Kendimle ilgili farkındalığımı kazandım. Daha iyi bir yönetmen olmak, oyuncularımı daha iyi yönetebilmek adına katıldığım oyunculuk eğitimi beni benden almıştı. Hedeflerim ve kendimi ifade ediş biçimim tamamen değişti.

Yener Özer

Sahne sanatlarının yanı sıra, resim ve dijital sanat alanlarında üretim yapıyorsunuz. Bu disiplinler sizin için aynı sanat yolculuğunun farklı durakları mı?

Kesinlikle öyle. İnsanlar bir şekilde kendini ifade edemezse hayattan kopabiliyorlar. Oyunculuk bildiğiniz gibi kolektif bir çabayla ortaya çıkan bir sanat dalı. Tabii ki karakterlerimizi bireysel olarak çalışıyoruz ancak bir projenin içinde olmadığı takdirde oyuncu kendini ifade edemez, sanatını yapamaz. Doğru projeyle buluşana kadar doğal olarak ortaya çıkan farklı duraklar filizlendi. Resim yapmaya bayılıyorum; duygular gark ettiğinde ve kendi bilinçaltımla buluşmak istediğimde bana her zaman sıcak bir yuva olmuştur.

Sizce bir oyuncu olarak çok yönlülük ne kadar önemli?

Her oyuncu onu heyecanlandıran her karakteri oynamak ister. Çok yönlülük bakımından hepimiz öyleyiz ve farklı/renkli karakterlere hevesliyiz. Bu çok önemli çünkü kendini farklı şekillerde ifade edebilme imkânı sunuyor. Ancak her insanın yaşadıklarıyla, hayata bakış açısıyla, tercihleriyle oluşan bir mizacı ve aurası vardır. Yönetmenler ve kast direktörleri bu doğal olarak gelişen kişiye özel olarak oluşan bu enerjilerin peşindeler. Bir sürü karakteri bir şekilde oynayabilirsin ancak ruhunla o karaktere nefes olabilir misin? Bu çok daha önemli.

Yener Özer

‘Platonik: Mavi Dolunay’ dizisinde canlandırdığınız karaktere bayıldım; müthişti… “Akış” ile nasıl bir bağ kurdunuz?

Akış harika biri. Her kişinin, olayın iyi tarafını görebilen biri. Hem vücuduna, ruhuna, benliğine hem de hayata karşı sevgiyle yaklaşan özel bir karakter. Onunla birçok konuda bağ kurdum. Kötü söz söylemekten çekinirim. Meditasyon ve nefes çalışmaları zaten günlük rutinimdedirler. Akış’tan en çok öğrendiğim ise, isminin de söylediği gibi akışta kalabilmek oldu. Her şeyi o anda bilmek ya da öğrenmek zorunda olmadığım. Bir şeylere tutunup hayatın akışına direnmektense, hayata güvenip kendimi akışına bırakmayı öğrendim.

Dizinin senaristi Gupse Özay ile çalışmak nasıldı? Hem de kamera karşısında birlikteydiniz…

Gupse’nin gerçekten özel bir aurası var. İlk tanıştığımız günden itibaren ışık saçan enerjisiyle hepimizi büyüledi. O sıcacık enerji hepimizi ele geçirdi. Çalışıyor muyduk yoksa aşırı bir şekilde eğleniyor muyduk emin değilim. Sanki geçmiş yaşamlardan birbirimizi tanıyormuşcasına bir bağ kurduk hepimiz. Gupse’nin öyle bir efekti var.

Yener Özer

Böylesine yetenekli bir ekip; Yönetmen Onur Bilgetay, Gupse Özay, Kerem Bürsin, Öykü Karayel, Ali İlpin, Uğur Demirpehlivan, Eda Akalın, Mehmet Özgür… Hepiniz aynı hikâyede buluşunca sette nasıl bir sinerji oluştu?

Setteki sinerji ele avuca sığmıyordu. O kadar keyifli bir ortamdı ki işimiz bitince odaya dönmektense sette takılıyorduk. O kurulan uzun yemek masasında paralel evrenleri, uzaylıları, Antarktika’daki piramitlerini, mistik ve paranormal deneyimleri konuşuyorduk. En ilginç yanı da hepimizin bu konularla ilgili anlatacaklarımızın olması oldu. Kayıt dışında sinerji böyleyken kayıt sırasında coştuk zaten.

Netflix projesi olması, uluslararası izleyiciyle buluşma açısından sizde nasıl bir heyecan yarattı?

Netflix olması benim için çok ayrı bir anlam ifade ediyor. Ben San Francisco’da yaşarken Netflix, evde izlemek için seçtiğimiz filmleri DVD olarak posta yoluyla atardı. Epeydir hem müşterisi olduğum hem de piyasadaki tırmanışını zevkle deneyimleyen birisiyim. Daha önce dijital platformlarda çalışmıştım ancak Netflix tahmin de ettiğim gibi muazzam bir fark yarattı. “Platonik”, 190 ülke ile aynı anda yayına girdi. Kesinlikle heyecan verici ve büyük bir ayrıcalık.

Yener Özer

Eşiniz Evrim Doğan ile hem sanatsal hem sosyal medyada uyumlu bir enerjiniz var. Bu ortak üretkenlik ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Eşimle hep oyun halindeyiz zaten. Beraber eğlendiğimiz anları bir şekilde paylaşıyoruz. O yüzden üretkenlik anı keyifle doluyor. Yaşadığımız uyum ilişkimizi her daim pekiştiriyor.

Yakın gelecekte yeni projeler neler? Belki yine kendi yazdığınız bir yapım?

Yakın gelecekte birçok potansiyel proje var. Hangisine en uygun olduğum konusunda ekibimle beraber çalışıyoruz.

Sanat için buluştular

Sanatta Engel Yok Vakfı, Tekirdağ’ın Şarköy ilçesine bağlı Mürefte’de düzenlediği 1. Sanatta Engel Yok Mürefte Sanat Sempozyumu ile sanatın birleştirici gücünü bir kez daha ortaya koydu.

Dört gün süren sempozyum boyunca sanatın farklı dalları bir araya gelirken, toplumda farkındalık yaratmaya yönelik söyleşiler, buluşmalar ve kültürel etkinlikler gerçekleşti. Ayrıca Murat Evgin’in gerçekleştirdiği konserle katılımcılar unutulmaz anlar yaşadı. Sempozyuma, Türkiye’nin yanı sıra Bulgaristan, Hindistan, İran, Mısır, Kuzey Makedonya, Kazakistan, Özbekistan, Sırbistan, Bosna Hersek, Tayland ve Karadağ’dan da yoğun  sanatçıların katılımı oldu.

Açılışta konuşan Sanatta Engel Yok Vakfı Başkanı Ressam Yasemin Gülderen Zanbak: “Unutmayalım. Engelsiz bir yaşam, yalnızca erişilebilir yollar yapmakla değil; kalplerimizdeki engelleri kaldırmakla başlar. Biz, bunu birlikte başardığımızda, sadece engelleri değil, sınırlarımızı da aşacağız.” dedi.

Sanatta Engel Yok Vakfı 2. Başkanı Sevgi Ataman: “Bugün burada, sadece bir etkinlik için değil; bir inanç, bir ideal ve bir vicdan ortaklığı için toplandık. Engelsiz yaşam, yalnızca bir hedef değil, insan olmanın en saf, en derin sorumluluklarından biridir. Bizler biliyoruz ki; engel, yalnızca fiziki bir durum değildir. Bazen bir kaldırımda, bazen bir bakışta, bazen de sessizce kurduğumuz önyargılarda saklıdır. Asıl mesele, bu görünmez duvarları yıkabilmektir. İşte biz, bu duvarları kaldırmak için buradayız.” sözleriyle davetlilere seslendi.
Etkinlikler, sanatçıların katkıları ve özel konserlerle Mürefte’ye kültürel bir zenginlik katarken, sempozyum Mürefte Bedika Bistro’da açılan sergi ile sona erdi.