Katar’da “Çöl Detoksu”

Katar’da “Çöl Detoksu”

Katar Turizm zihniniz, bedeniniz ve ruhunuz için çölde detoks yapın, sağlıklı besinlere doyun ve yeni yılda tazelenin.

Orta Doğu’nun en büyük wellness destinasyonu Chiva-Som Zulal Wellness Resort Katar’da açıldı

Katar Turizm, ziyaretçilerini yeni yılda bütüncül ve doğal wellness kaçamakları ile yenilenmeye ve canlanmaya davet ediyor. Çok sayıda spa merkezi, aktivite ve rahatlatıcı geziyi bir araya getiren Katar’daki ‘çöl detoksu’ temalı sağlık tatili seçeneği; zihni temizlemek, bedeni beslemek ve ruhu iyileştirmek için birebir…

Katar’da yeni açılan Chiva-Som Zulal Wellness Resort Orta Doğu’nun en büyük wellness destinasyonu olma niteliği taşıyor. Yıldızlar altında spa keyfinden kum tepelerinde glampinge, gün batımında yoga derslerine… Katar’ın mükemmel ‘çöl detoksu’ ile yepyeni bir ‘ben’ yaratabilirsiniz.

Katar Turizm, çölde kaçamaktan sağlıklı yemeklere, huzur dolu mekânlarda lüks molalara ve tam teşekküllü wellness programlarına kadar ince detayları bulunan ‘çöl detoksu’ için en iyi sağlık turizmi seçeneklerini bir araya getirdi.

Katar'da “Çöl Detoksu”

Chiva-Som Zulal Wellness Resort’ta Zihin Beden inzivası

Bu inziva ile bedeninizi, zihninizi ve ruhunuzu dengeye getirip gençleşeceksiniz. İnzivada çeşitli şifa gelenekleri ve bütüncül faaliyetlerle sağlığı destekleme ve bağışıklığı güçlendirme hedefleniyor. İnziva için 3 ile 14 gece arasında konaklama rezervasyonu yapılabiliyor.

Yıldızlar altında glamping

Sıcacık çöl kumlarına adımınızı atın ve Katar’ın nefes kesen içdenizi Khor Al Adaid’e yolculukta doğa ile bütünleşin. Yıldızlar altında bir gece geçirmeden önce deveye binebilir, çöl sürüşü yapabilir, geleneksel lezzetlerle ziyafet çekebilirsiniz.

Stresi boyayla at

Boyama yapmak sadece çocuklara has değil. Artist Cafe’de yetişkinler de rahatlamak için boyama yapıyor. Katar İnci Adası’nın Qanat bölgesinde yer alan bu mekân, ziyaretçilerine zihinlerini özgür bırakma ve her bir fırça darbesiyle stres atma şansı veriyor.

Esne, gerin, rahatla

Anantara Banana Island Resort Doha’da günübirlik veya tüm hafta sonu inzivaya çekilebilir, Ashtanga, Hatha ve stretch yoga grup derslerine katılabilir veya özel ders alabilirsiniz. Detoks suları ile vücudunuzu canlandırabilir veya lüks spada ses banyosu yapabilirsiniz. Şehirde kalmak isteyenler, Doha’nın kalbine Paris zarafetini taşıyan Sisley Spa’nın dünyadaki en büyük tesisinin açılışını gerçekleştiren W Doha’yı ziyaret edebilirler.

Sağlıklı öğünler

Katar’daki seyahatinizde vücudunuzu yerel ürünlerin kullanıldığı, besleyici, enfes öğünlerle ödüllendirebilirsiniz. Doha’nın ilk %100 vegan kafesi

Katar'da “Çöl Detoksu”

Purple Island (Mor Ada)’da kano ile enerjik bir gezinti

Katar’ın en güzel doğa hazinelerinden Al Thakira’nın mangrovları arasında kanoyla gezinerek tabiatla bağınızı güçlendirebilirsiniz. Eşsiz bitki örtüsünün yanı sıra flamingoların ve balıkçılların da dahil olduğu muhteşem canlı çeşitliliğinin keyfini kano turuyla çıkarabilirsiniz.

Güzel kal, mutlu kal

Yerel doğal kaynakları kullanan Botany’nin organik ürünleri ile cildinize ışıltısını yeniden kazandırın.

Dolunay yogası

Ay’ın titreşimlerini ve enerjisini alarak bedeninizle bağlantı kurun, derinleşin ve enerjiyle dolun. Evolve Mind Body Soul ile yoga derslerini kaçırmayın. Bu program ile ay ışığı altında öz farkındalığınızı artıracak, zihninizi berraklığa kavuşturacaksınız.

Sesle şifa

Niya Yoga’da Tibet çanakları, ziller, çanlar ve daha birçok enstrüman ile gerçekleştirilen meditasyon derslerine katılın ve ruhunuzu uyandırın. Bu faaliyet ile zihninizi sakin, meditatif hâle getirin.

Dijital detoks

Mandarin Oriental, Doha, sürekli koşturmaca halinde olan ve ekrana yapışık yaşayanlar için Dijital Wellness Kaçamağı ile dijital cihazların sık kullanımının sebep olduğu stres ve gerginliği atma fırsatı sunuyor.

Yıldızlar altında spa

Katar’da sınırların ötesinde bir dünyayı deneyimleyin ve eşsiz tecrübeler edinin: Saray Spa’nın küratörlüğünü yaptığı “Yıldızlar Altında”, Marriott Marquis Doha’nın 50.katında yer alan helikopter pistinde gerçekleşiyor!

Hollanda’da tarihi Türk köyü “Turkeye”

Hollanda’da tarihi Türk köyü “Turkeye”

Turkeye, Hollanda’nın güneybatısındaki Zelanda Flaman bölgesinin batısında bulunan bir belediye olan Sluis’in bir köyüdür. Köy, Zelanda ilinde normal bir köy olmasına rağmen, Turkeye adı muhtemelen Modern Hollandaca’daki Turkije için eski bir yazımdır. Adın Osmanlı Türkleri ile Hollanda arasındaki ilişkilerden geldiği sanılmaktadır. Osmanlıların ülkelerinden hiçbir zaman Türkiye olarak bahsetmemiş olması, köyün ismini aldığı çağ ile ilgili bir anakronizm şüphesi doğurmaktadır. Bu köye giden yolun adı Turkijeweg’dir, Hollandaca “Türkiye Yolu” anlamına gelir.

Ferhat Kaan Şahin

Köyün güncel nüfusu 19’dur. Mezradaki evlerin büyük bölümü yazlık olarak hizmet vermektedir. Turkeye mezrası 1796’dan 1970’e kadar Waterlandkerkje belediyesinin bir parçasıydı. 1970 yılında bu belediye Oostburg belediyesi ile birleşti ve bu belediye de Sluis belediyesi ile birleştirildi. Turkeye tarihi, Sluis’in 1604’te Devlet ordusu tarafından fethinden sonra başlar. Yenilen İspanyol birlikleri geri çekildi ve kısaca Turcken olarak anılan, Osmanlı İmparatorluğu’ndan 1500 Müslümanı kadırga kölesini ardında bıraktı. Dönemin Hollanda hükümeti, bu köleleri serbest bırakmaya ve Türkleri anavatanlarına geri göndermeye karar verdi. Böylece İspanya’ya karşı mücadelede Osmanlı İmparatorluğu’nun desteğini almayı umuyorlardı. Ancak namı diğer Flaman Türkleri Marsily’da bir kez daha köleleştirildi ve Osmanlı İmparatorluğu’na ulaşamadı.

Turkeye mahallesi ile Hollanda ve Türkiye’deki Türk toplumu arasında bir bağ gelişmiştir. Türk heyetleri ve diplomatlar gibi ileri gelenler tarafından düzenli olarak köye ziyaretler yapılmaktadır. Çok sayıda Hollandalı turist tarafından ziyaret edilen Dalaman ve Trabzon gibi şehirlerde Turkeye.gem Sluis işaret tabelaları yer almaktadır.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

Safranın ana vatanı  “Safranbolu”

Safranın ana vatanı  “Safranbolu”

Safranbolu, Karabük’ün turistik bir ilçesidir. Ankara’nın 231 km kuzeyinde ve Karadeniz’in 90 km güneyinde konumlanmıştır. Karabük ilçe merkezine de 8 km mesafede yer alır. Safranbolu şehir merkezi ve Karabük il merkezi birbirlerine oldukça yakındır.

Safranbolu

Örneklerine, Beypazarı, Göynük, Taraklı, Odunpazarı ve Osmaneli gibi yerlerde de rastlanan, Klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan ve bu mimarisini tarih boyunca iyi bir şekilde muhafaza edebilmiş olan Safranbolu, tarihi evleri ile ünlüdür. 17 Aralık 1994 tarihinden beri Türkiye’de Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan 9 kültürel varlıktan biridir ve yerli-yabancı turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. Safranbolu, ismini bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safrandan alır.

Safranbolu

Safranbolu coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca idari ve ticari bir merkez olmuştur. Tarihte Paflagonya olarak adlandırılan bölgede bulunur ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Türkler tarafından kesin olarak alınışı 1196 yılındadır. Osmanlı zamanında 17. yüzyılda İstanbul-Sinop yolu üzerinde olması nedeniyle tarihteki en önemli dönemini yaşamıştır.

Safranbolu

Şehir eski çağlarda Homeros’un İlyada destanında geçen Paflagonya bölgesinde yer almaktadır ve bilinen tarihi MÖ 3000 yıllarına kadar gider. MÖ 3000 ve 4000 tarihli tümülüsler, Safranbolu’nun insan yerleşimi açısından uzun bir tarihi olduğunu göstermektedir. Şehir Flaviopolis, Theodoropolis, Hadrianopolis, Germia ve Dadibra (Dadybra) gibi antik kasabalarla yorumlanmıştır. Bölgedeki bilinen ilk medeniyetler Hititlerin komşuları olan Gaspalar ve Zalpalardır. Bölgede sırası ile Hititler, Frigler, dolaylı yoldan Lidyalılar, Persler, Helenistik Krallıklar (Pondlar), Romalılar (Bizans), Selçuklular, Çobanoğulları, Candaroğulları ve Osmanlılar egemenlik kurmuşlardır.

Safranbolu

Şehir Selçuklular tarafından fethedildiğinde adı Dadibra idi. Safranbolu, Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın oğlu Muhiddin Mesut Şah tarafından 1196 tarihinde fethedilmiştir. Muhiddin Mesut Şah, Yunan-Bizanslı nüfusa savaşmadan teslim olmaları durumunda hayatlarını koruyacağına söz vermiş fakat kayıtlara göre şehir savaşla ele geçirilmiştir. Hıristiyanlara ne olduğu hakkında bir bilgi yoktur. 1213-1280 tarihleri arasında Çobanoğulları, 1326-1354 tarihleri arasında Candaroğulları ve 1423 yılından sonra da Osmanlı Devleti’nin egemenliğine geçmiştir. Şu anki Kıranköy bölgesinde, eskiden Yunan nufüs yaşamaktaydı. Burası daha sonra merkez Yunan mahallesi olmuş ve 1923’teki nüfus mübadelesi bu bölgede de gerçekleşmiştir.

Safranbolu

Safranbolu’da Uluyayla ve Sarıçiçek olmak üzere iki yayla bulunmaktadır. Şehre 50 kilometre uzaklıkta bulunan, 280 hektar ve 7 kilometre uzunluktaki Uluyayla’nın ortasında bir gölet ve içinde yeraltı nehri olan bir mağara vardır. Safranbolu’ya 8 kilometre uzaklıkta olan Sarıçiçek yaylasında ise kamp ve dağcılık yapılmaktadır. Ayrıca şehirde kanyonlar ve mağaralar bulunmaktadır. Kanyonlar grubunda Sakaralan (Yacı ) Kanyonu aşılmış ve Safranbolu Turizmine ve Doğaseverlere kazandırılmıştır. Uzunluğu 2.725 m olan Bulak (Mencilis) Mağarası’nın iki girişi bulunmaktadır ve 350 metrelik kısmı ışıklandırılmıştır. Yatay gelişmiş ve fosil Hızar Mağarası’nın büyük bir girişi vardır. Ağzıkara Mağarası ise sarkıt ve dikitleri ile dikkat çekmektedir. Konarı Köyü’nde bulunan Yarasa İni ve Karabük’te 100 Yıl Mahallesinde bulunan 100 yıl Mağarası girilebilir ve gezilebilir 1000 metrelik alanıyla Sepeleoloji Derneği’nin ölçümlemelerinin bitimi sonucu hizmete girecektir. 100 Yıl Mahallesindeki Su batan ve Çıkan mevkide doğal oluşum olarak ilgi alanı içindedir.

Hazırlayan: Ferhat Kaan Şahin

 

Özgür İmparatorluk şehri Rothenburg

Özgür İmparatorluk şehri Rothenburg

Rothenburg ob der Tauber Ansbach Almanya‘nın Bavyera eyaletinde, Frankonya bölgesinde, iyi korunmuş ortaçağ eski şehri olmakla birlikte, dünyanın her yerinden gelen turistler için bilinen bir yerdir.

Rothenburg, Ortaçağ‘dan 1803’e kadar Özgür imparatorluk şehri (Free city) idi.

Şehir, Tauber Nehri’ne bakan bir plato üzerinde yer almaktadır. “Rothenburg” adı ile ilgili olarak, bazıları nehir ardı evlerinin çatılarındaki kırmızı renge atıfta bulunarak, isminin kökeninin bu olduğunu söylenmiştir (Almanca Rot (Kırmızı) ve Burg (kasaba, Ortaçağ müstahkem şehri) anlamına gelmektedir). Kısaca, Rothenburg ob der Tauber ismi Tauber nehri’nin üzerindeki kırmızı kale demektir.

2.Dünya Savaşı’nda müttefik bombardımanı ile büyük hasar gören şehir, savaş sonrası özverili bir şekilde aslına sadık kalınarak yeniden inşa edilmiştir. 31 Mart’ta, müttefiklere ait 16 uçak tarafından Rothenburg bombalamış ve 39 kişi ölmüş, 306 ev, kamu binaları ve dokuz gözetleme kuleleri hasar görmüştür. ABDSavaş Sekreteri Yardımcısı John J. McCloy, tarihi öneminden dolayı Rothenburg’un güzelliklerini biliyordu ve bu yüzden ABD Ordusu‘dan General Jacob L. Devers‘a Rothenburg’u almak için ağır top ateşi kullanmamasını emretmiştir. Şehri savunan yerel askeri komutanı Alman Binbaşı Thömmes, tüm kasabanın sonuna kadar mücadele etmesi için Adolf Hitler‘in verdiği emri göz ardı ederek şehir savunmaktan vazgeçmiş ve şehir tamamen imha edilmekten kurtulmuştur. Kasım 1948 yılında McCloy’a Rothenburg’un koruyucusu unvanı verilmiştir. Savaştan sonra, şehrin sakinleri hızla hava bombardımanından kaynaklanan hasarları tamir etmiştir. Kasabanın yeniden inşası için dünyanın her yerinden bağışlar yapılarak, şehrin özgün yapısına kavuşması sağlanmıştır​​. Sokaklarında dolaşırken, adeta kendinizi zaman makinesiyle Ortaçağa ışınlanmış gibi hissedeceğiniz Rothenburg, her yıl yerli yabancı çok sayıda turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Pause Travel

Şehir surları, Rathausturm (Belediye binası), Markplatz (Şehrin ortaçağdan kalma meydanı), Herrngasse (Dünyaca ünlü Noel dükkanı), Plönlein meydanı, Markustrum Kulesi ve Röderbogen saat kulesi, Gerlachschmiede evi, Mittelalterliches Kriminalmuseum (Ortaçağ iskence müzesi) şehirde mutlaka görmeniz gereken yerler içinde yer alır. Oldukça küçük bir şehir olan Rothenburg’un bir ucun dan diğer ucuna 15/20 dk içinde yürüyebilirsiniz. Bu yazdıklarımız haricinde de her bir köşesinde ayrı bir tarihi önemi olan ve sizi kendine hayran bırakacak yapılarla karşılaşacağınıza emin olabilirsiniz.

Rothenburg’a ulaşmak için en kısa yöntem, en yakın havalimanina sahip şehir olan Nürnberg’e uçmak olacaktır. Nürnberg’den sonra ise dilerseniz tren ile (1 saat 15 dk) ya da araç kiralayarak Rothenburg’a ulaşabilirsiniz.

Pause Travel

Rothenburg’da yapılacak en iyi şeyler:

Kasaba duvarı ve Rathaus mutlaka görülmesi gereken bir Rönesans mimarisidir

Marktplatz’ı keşfedin

Burggarten’i – kale bahçesini keşfedin

Plonlein’deki yarı ahşap ve taş evleri övün

St Jacobs Kilisesi’ni ziyaret edin

Ortaçağ Suç Müzesi’ni keşfedin

Baumeisterhaus ve Klingentor’un şaşırtıcı mimari cephelerini ziyaret edin

Latince yazıt, Pax intrantibus, Salus exeuntibus’u okuyun, “İçeri girenlere selam olsun, tekrar ayrılanlara sağlık.” Anlamına gelir. Spitalhof ve Spitaltor duvarlarında

 

Rothenburg ne zaman ziyaret edilir?

Mayıstan eylüle kadar olan ideal atmosfer, şehri çarpıcı kılıyor. Ortalama sıcaklık, ideal iklim, nemsizlik ve orta çağ kenti Rothenburg’a dağılmış güzellik, her yerde masallar ülkesi etkisi yaratır.

Ortaçağ güzelliğini hala koruyan ve bugünle uyumlu bir şekilde harmanlayan şehir, Rothenburg Ob Der Tauber. Yolların güzelliği ve hayranlık uyandıran antika yapıları, burayı sizi geçmişe götüren bir peri masalı yapıyor.

Rothenburg’da nerede kalınır?

Şaşırtıcı derecede büyüleyici evler ve mükemmel konaklama, şehrin saf bir mutluluk olduğuna işaret ediyor. Geçmişin ve lüks olanakların mükemmel karışımı ile burada kalacak en iyi oteller:

Burghotel : Terasından Tauber Vadisi’nin muhteşem manzarasını sunan şehir duvarlarının yakınında lüks ve iyi döşenmiş odalar, bu otel şaşırtıcı derecede büyüleyici.

Hotel Eisenhut : Noel Müzesi ve Marktplatz’ın hemen yanındaki büyüleyici eski moda bina, bir dizi olanakla bütçeye uygun.

Hotel Reichskuchenmeister : Aile tarafından işletilen bu bütçe dostu otel, otantik kahvaltı ve geleneksel bir restoranla sizi şaşırtmaya hazırdır ve bu da bütçenize uygundur.

Hotel Klosterstueble : Olağanüstü Noel Müzesi ile Burg Bahçesi arasında yer alan bu geleneksel bina, rahat ve ilginç odalarıyla bütçeye uygun.

Akzent Hotel Schranne : Samimi bir ortama ve çok yüksek bütçeye sahip antika mobilyalarla döşenmiş bu otel konforlu ve Marktplatz’ın sadece bir blok ötesinde.

Türkiye’nin en popüler 4. gölü Eğirdir Gölü

Türkiye’nin en popüler 4. gölü Eğirdir Gölü

Eğirdir Gölü, Isparta’da yer alan, tektonik ve karstik etkilerle oluşmuş bir tatlı su gölüdür. Dik kayalara, düz ve sığ bir tabana sahip olan gölün, kıyı uzunluğu 150 km dir. Eğirdir Gölü’nde Kemer Boğazın kuzeyinde yer alan bölümü Hoyran, Güneyinde yer alan kısım ise Eğirdir bölümü olarak bilinmektedir.

Eğirdir Gölü’nün yüzey alanı insanların su kullanımına bağlı olarak farklılık göstermektedir. Karstik yapıdaki gölün özelikle batı kesimlerinde yer alan düdenlerin bir kısmı kapatılmıştır. Farklı amaçlarla kullanılmak üzere (içme suyu, tarım vb.) gölde DSİ tarafından çok sayıda pompaj istasyonları kurulmuştur. Eğirdir Gölü’nün en önemli özeliklerinden bir diğeri denizle olan bağlantısıdır. Kovada kanalı ile Kovada Gölü’ne gelen sular Kovada Vadisi’nden, Aksu Çayı’na oradan da karstik yollarla Akdeniz’e boşalmakta idi. Son yirmi yıldır gölün suları Çandır Ovası’nda yaptırılan Karacaören I ve II barajlarına gelmektedir. Eğirdir Gölü ile Kovada Gölü arasında doğal bağlantıyı oluşturan 22 km’lik Kovada Kanalı yer almaktadır. Kemer Boğazı; Doğu-Batı doğrultusunda daralma göstererek yaklaşık 1,8 km’lik mesafe ile gölün iki bölümlü görünüm almasına neden olmaktadır.

Eğirdir göl çukurluğunun plüvyal dönemlerdeki karstik olaylar sonucu oluştuğu ve yine bu dönemde su ile dolduğu düşünülmektedir. Bilim insanları Göl çukurluğunun tektonik kökenli, su birikiminin Neojen sonrasında geliştiğini belirtmişlerdir. Holosen‘de büyük bir polyenin çökmesi sonucu ortaya çıktığı, göl içindeki küçük adaların da bunun delili olduğu söylemektedir. Tektonik kökenli çukurluğun karstik olaylarla mevcut şeklini kazandığı ve gölün plüvyal dönemde geliştiği düşünülmektedir. Anadolu’nun eski iklimi ile birleştirilerek Eğirdir dahil yöredeki büyük su kütleleri plüvyal göller şeklinde gruplandırılmaktadır.

Türkiye’nin en büyük 2. tatlı su gölüdür. Eğirdir Gölü’nün maksimum su kotu ile çevrelenen su alanı “I. Derece Doğal Sit Alanı” olarak belirlenmiştir. Maksimum su kotundan itibaren 300 metrelik bir bant ise “III. Derece Doğal Sit Alanı” olarak kabul edilmiştir. Eğirdir Gölü, “A Sınıfı Sulak Alan” listesindedir. Eğirdir Gölü havzası içerisinde Kovada Gölü Milli Parkı ve Gelincik Dağı Tabiat Parkı bulunmaktadır.

Gölde, Eğirdir’e bir karayoluyla bağlanmış bulunan iki küçük adacık bulunmaktadır. Birincisi Can Ada, ikincisi ise Yeşilada’dır.

Can Ada; Eğirdir ile Yeşilada arasında yer alan ve 7 dönümlük (7000 m²) bir alana sahip olan küçük bir adacıktır. Yerleşim alanı olmayıp, çadır ve karavan turizmi ile piknik alanı olarak kullanılmaktadır. Atatürk’ün Eğirdir’i ziyareti sırasında Canada, 1 Şubat 1933 tarihli Belediye encümeni kararıyla kendisine hediye edilmiş, daha sonra Atatürk’ün mirasçılarına, onlardan da Eğirdir Belediyesine geçmiştir.

Yeşil Ada: Eğirdir’in en güzel turizm bölgesi olan adada, doğa güzelliklerinin yanında Aya Stefanos Kilisesi gibi tarihi zenginliklerde bulunmaktadır. Yerli ve yabancı turistlere hizmet veren balık lokantaları ve ev pansiyonculuğu gelişmiştir.

Eğirdir Gölü’ne Isparta’dan kalkan araçlar ile ulaşmak mümkündür.

Ferhat Kaan Şahin

Kardinal Pietro’nun kurduğu şehir “Amalfi”

Kardinal Pietro’nun kurduğu şehir “Amalfi”

Amalfi İtalya’nın Campania bölgesindeki Salerno iline bağlı bir kasaba ve komündür ve Salerno Körfezi’nde yer alır.

İtalya’nın alışveriş başkenti Milano’dan uzakta bir dünya olmasına rağmen , Amalfi Sahili’nin Sorrento, Capri ve Positano, ülkenin en ünlü alışveriş merkezlerinden bazılarına ev sahipliği yapmaktadır.

Monte Cerreto’nun eteklerinde, kayalıklarla ve kıyı manzaralarıyla çevrili derin bir vadinin ağzında yer almaktadır. Amalfi kasabası, 839 ile 1200 yılları arasında Akdeniz’de önemli bir ticaret gücü olan Amalfi Dükalığı olarak bilinen denizci cumhuriyetin de başkentiydi.

1920’lerde ve 1930’larda Amalfi, İngiliz üst sınıfı ve aristokrasisi için popüler bir tatil yeri haline gelmiştir. Amalfi, bulunduğu sahilin ana kentidir, Costiera Amalfitana (Amalfi Sahili) olarak adlandırılır ve bugün aynı kıyıdaki Positano, Ravello gibi diğer kasabalarla birlikte önemli bir turizm merkezidir. Amalfi, UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer almaktadır. Amalfi’nin koruyucu azizi, kalıntıları Amalfi Katedrali’nde (Cattedrale di Sant’Andrea / Duomo di Amalfi) saklanan Havari Aziz Andrew’dur.

Pause Travel

Amalfi, ortaçağ mimarisinde önemli bir konuma sahipti. Amalfitan Kardinal Pietro Capuano tarafından kurulan Cappuccini manastırı olan Sant’Andrea Katedrali (Saint Andrew, 11. yüzyıl), eğilimiyle Güney İtalya’da hüküm süren sanatsal hareketi zengin bir şekilde temsil etmektedir. Bizans stilini kuzey mimarisinin formları ve keskin çizgileriyle harmanlanmıştır.

Başlıca tarihi eserler ve yerler, Aziz Andrew Katedrali (Duomo), Denizcilik Cumhuriyeti Arsenali (Gli Arsenali della Repubblica), El Yapımı Kağıt Müzesi (Museo della Carta) olarak sıralanabilir.

Amalfi, tarihte, batıya sattığı Bizans ipeklerini satın almak için Mısır ve Suriye’de basılan altın dinarların karşılığında komşularından tahıl, Sardunya’dan gelen tuz ve hatta kereste ticareti yapan bir deniz gücü olarak önem taşıyordu. Fernand Braudel, tahıl taşıyan Amalfi tüccarlarının İslam ülkelerinin limanlarında bazı imtiyazlara sahip olduklarını belirtmiştir. Amalfi çizelge tabloları (Tavole amalfitane), Hıristiyan liman şehirleri tarafından yaygın olarak kullanılan bir denizcilik kodu olmuştur.

Ortaçağ tarihinde Amalfi, gelişen hukuk ve matematik okullarıyla ünlüydü. Geleneksel olarak denizci pusulasını Avrupa’ya ilk getiren kişi olarak kabul edilen Flavio Gioia’nın Amalfi’nin yerlisi olduğu kabul edilmektedir.

Amalfiye, Napoli’den kalkan otobüs seferleriyle ya da araç kiralayarak ulaşabilirsiniz. Oldukça kıvrımlı ve dar yollara sahip olan Napoli-Amalfi arası yaklaşık 2 saat sürmektedir.

Pause Travel

Amalfi keşifleri:

Yürüyüş severler için Amalfi’nin enfes deniz ve kasaba manzaralarına nazır Sentiero degli Dei patikası biçilmiş kaftan. Tanrılar Yolu olarak da anılan bu patika, minik bir kasaba olan Agerola’dan başlayan ve Positano’ya kadar doğudan batıya uzanan hafif inişli yol size limon bahçeleri arasından geçirerek Capri Adası ve Positano kasabasının nefes kesici manzaraları ile karşılaştıracak. Gerçekten eşsiz bir deneyim. Başka bir keyifli yürüyüş rotası ise Amalfi’den Atrani köyüne uzanan Via delle Signore patikası. Civita ve Aurora tepecikleri arasında yer alan Atrani köyü zamanda asılı kalmış bir adres. Santuario Santa Maria del Bando’ya tırmanın ve tepeden limon ağaçları ile çevrili köyün manzaralarının tadına varın. Daracık sokaklar, geçitler ve merdivenler ve kemer altlarından geçerek köyün meydanı olan Piazza Umberto’ya ulaşın ve kahve molası verin.

Amalfi Tarih Keşifleri: Antik tarih severler için Minori balıkçı kasabasında yer alan Villa Romana’nın muhteşem freskoları ve yer mozaikleri görülmeye değer.

Praiano: Amalfi sahillerinin sanat kasabası Praiano, enfes manzaralara nazır limon ve narenciye ağaçları, daracık taş patikalar ve tarihi evler ile bezenmiş, sessiz ve sakin bir kasaba. La Brace, kasabanın manzaralarının ve lezzetlerinin tadına varabileceğiniz en güzel lokantası. Casa Angelina ve Casa Privata enfes manzaralara nazır büyüleyici birer inziva oteli. Ayrıca La Praia ve Praiano arasında deniz kıyısında yer alan minik ve şirin kasaba Marina di Praia görülmeye değer. Marina di Praia’da deniz kenarında geleneksel aile lokantası Trattoria Da Armandino’da enfes deniz mahsulleri yemek ise ayrı bir keyif.

Conca dei Marini: Bir göz açıp kapayana kadar yanından görmeden geçip gidebileceğiniz Conca dei Marini, Amalfi ve Furore arasında yer alan şirin mi şirin bir sahil kasabası. Sahile indikten sonra ufak kayıklar ile Grotta dello Smeraldo yani Zümrüt Mağarası’na gidin. Güneş ışıkları ile suyun yansımaları birleşince duvarları yemyeşil parlayan bu mağara gerçekten görülmeye değer. Sahilde iken Santa Rosa’lı rahibelerin 17. yüzyılda hazırladığı tarife göre yapılan Sfogliatella Santa Rosa tatlısının tadına bakın.

Amalfi’de Deniz Keyfi: Denizin keyfini sürmek isteyenler için önerilerimiz ise: kalabalık severler Positano’da Spiaggia Grande, sessizlik severler Positano’da Fornillo, parti ve gün batımı severler için Praiano’da One Fire Beach, lokaller ile harmanlanmak isteyenler için Amalfi’deki Santa Croce plajı, enfes manzaralara nazır denize girmek isteyenler için Castiglione(Lido di Ravello). Plaj keyfi ile mükemmel bir öğle yemeği deneyimini birleştirmek isteyenler için sadece tekne ile ulaşılabilen Laurito plajında yer alan Da Adolfo restoranı öneriyoruz. Positano’ya beş dakikalık tekne mesafesinde Laurito sahilinde özel minik bir koyda yer alan ufacık, mütevazi ve samimi restoran, denizle iç içe lokal bir aile işletmesi. Taze deniz mahsulleri, marine balıkları, çeşit çeşit peynirleri ile öğle yemeği için hem lokallerin hem de ünlülerin favori durağı.

Küllerinden doğan ülke “Vietnam”

Küllerinden doğan ülke “Vietnam”

Vietnam en çok ziyaret edilen destinasyonlar arasında.

Vietnam ya da resmî adı ile Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya’da, Çinhindi Yarımadası’nın doğusunda yer alan bir ülkedir.

Uzun, dar bir kara parçası üzerinde yer alan Vietnam’ın kuzeyinde Çin, batısında Kamboçya ile Laos, güneyinde ve doğusunda Güney Çin Denizi yer alır. 1955’te Kuzey Vietnam ve Güney Vietnam olarak iki ayrı cumhuriyete bölünmüş olan ülke, 1976’da Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti olarak tekrar birleşmiştir.

Vietnam dağlık bir ülkedir. Song-Koi ve Mekong deltaları önemli alçak düzlükleri olarak ön plana çıkar. Doğu kısmında kıyı ovaları yer alırken, geriye kalan toprakların büyük bir bölümü ormanlık ve dağlık bölgelerden meydana gelmiştir.

Vietnamda yetişen başlıca ürünler; pirinç, manyok, kocadarı, mısır, kahve, çay, kauçuk, el işleridir. Önemli kentleri; Ho Chi (Şi) MinhHanoi ve Haifong’dur. Eğitim; 12 yaşına kadar parasız ve zorunludur.

Kuzey Vietnam ile Güney Vietnam 1976’da tek ülke olarak birleşmiş, ancak yıllarca süren savaş ve bombardıman sonucu büyük bir yıkıma uğramıştır.

Geçmişte bir Fransa sömürgesi olan Vietnam, yürütülen bağımsızlık mücadelesini başarıya ulaştırsa da, ülke Fransa tarafından ikiye bölünmüş, daha sonra başlayan iç savaşa ABD’nin de dahil olmasıyla on yıllarca süren savaşla ülke yerle bir olmuştur. ABD’nin kuvvetlerini geri çekmesi sonucu Kuzeydeki Komunist kuvvetleri güneyi ele geçirerek ülkeyi tekrar birleştirmiştir.

Turizm ülke ekonomisi için önemli bir yer tutmaktadır ve turizm gelirleri GSYH’nin %7.5’ine denk gelmektedir. Vietnam’da en çok ziyaret edilen destinasyonlar 5,8 milyon uluslararası yolcu gelişi ile Ho Chi Minh şehri, onun arddından 4,6 milyon ile Hanoi ve 4,4 milyon kişi ile Hạ Long şehridir.

Üçü de dünyanın en çok ziyaret edilen 100 şehri arasında yer almaktadır.

Vietnam, Güneydoğu Asya’da yer alan 8 UNESCO Dünya mirası sitesine ev sahipliği yapmaktadır. Yakın zamana kadar sadece savaşla anılan Vietnam, son dönemlerde dünyanın ileri gelen tatil merkezleri arasında sayılmaktadır. Öte yandan, Asya’da suç oranı en az ve en güvenli yerler arasındadır.

Başlıca öne turistik yerler ise; Ha Long Koyu (Ha long: Yere inen ejderha), Cat Ba Adası, Cuc Phuong Milli Parkı, Ho Chi Minh Mozolesi’dir.

Vietnam’a Türkiye’den direkt ya da aktarmalı uçuşlarla ulaşmak mümkün. Türk Hava Yolları haftanın 7 günü karşılıklı sefer düzenlemektedir. Direkt uçuşlar yaklaşık 10 saat sürmektedir. Vietnam’ın vize uygulaması sahip olunan pasaport türüne göre değişim göstermektedir.  Umuma mahsus (Bordo) pasaport sahiplerinin ülkeye giriş yapabilmesi için vize alması gerekmektedir. Yeşil pasaport, hizmet pasaportu, diplomatik pasaport sahibi Türk vatandaşları içinse gerçekleştirecekleri seyahatlerin 90 günü geçmemesi koşuluyla Vietnam vizesi almalarına gerek yoktur.

Gizemini hala koruyan “Manazan Mağaraları”

Gizemini hala koruyan “Manazan Mağaraları”

Karaman’a yaklaşık 40 km uzaklıkta yer alan yüksekliği ile dikkat çeken Manazan Mağaraları göreni kendine hayran bırakıyor.

Manazan Mağaraları Yeşildere (İbrala) ve Taşkale (Kızıllar) Köyleri arasında uzanan Yeşildere Vadisi’nin doğusunda, Karaman–Yeşildere Taşkale yolu üzerindedir. Karaman’a yaklaşık 40 km uzaklıkta yer alır.

Mağaralar, kil oranı yüksel kireçtaşlarından oluşan bir arazide, yüksek kaya kütlelerine tamamen insan eliyle oyularak yapılmış 5 katlı toplu yerleşkelerdir. İlk iki katı doğu batı yönünde ve hücre şeklinde birçok odacaktıktan oluşur. Doğu ve batı yönlerinde vadiyi yüksekten kontrol edebilecek stratejik bir konumu vardır. Orta kısımdaki yüksek kayaya oyulan diğer katlar, bölge halkı tarafından sırasıyla, Kum Kale, At Meydanı ve Ölüler Meydanı olarak isimlendirilmiştir.

Mağaraların ön cephesi doğal olaylar sonucu tahrip olduğundan günümüzde belirgin bir girişi yoktur. Birinci katta oyuntular şeklinde birçok mezar odaları vardır. Bu katta doğudan batıya doğruya sıralanan odalardan bazılarının şapel olduğu tespit edilmiştir. Bunların içerisinde bazı geometrik şekillerin ve freskoların izleri bulunmaktadır. Şapellerin en büyüğü doğu bölümde yer almaktadır.

Üstü beşik tonozlu olup yamaçta yer alan güney cephe doğal olaylar sonucu yıkılmıştır. Mağaraların ne zaman oyulduğunu kesin olarak ortaya koyacak veriler olmamakla birlikte buradan ele geçen küçük buluntulardan mağaraların Bizans Devri’nde 6 ve 7’nci yüzyıllarda oyulduğu ve yerleşildiği anlaşılmaktadır. Mağaraların hem güvenlik açısından hem de killi kireç taşının ısı ve nemi sabit tutması özelliği nedeniyle oyulmuş ve kullanılmış olduğu tahmin edilmektedir.

Manazan Mağalarına ulaşım oldukça kolaydır.

Karaman’a gittikten sonra, araba ile ya da toplu taşıma araçlarıyla kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Toplu taşıma için kent merkezinden ya da köyden kalkan dolmuşlar ile ya da D330 karayolu üzerinden arabanızla ulaşabilirsiniz.

Bodrum Kalesi efsanesi

Bodrum Kalesi efsanesi

Bodrum, dediğimizde birçoğumuzun hayatlarında yerini almış, güzel anılar zihinlerde canlanacaktır. Bu ayki yazımda; Bodrum’ un eşsiz değerleri arasında kabul gören kalenin tarihini yazmak sizleri geçmişe dair kısa bir yolculuğa çıkartmak istedim.

Bodrum, tarihçilere göre üçbin beşyüz yıllık tarihi ile coğrafi açıdan bir yarımadadan oluşan liman kenti olmaktadır. İlk yerleşimlerin Milattan önceki çağlarda olduğu bilinmektedir.  Öyle bereketli ve güzel bir coğrafya olmuş ki; Dönemin güçlü tüm medeniyetleri şehri ele geçirebilmek adına birbirleri ile hep savaşmışlar. Antik dönemden tanıdığımız ünlü yazar Homeros, Halikarnasos’a (Bodrum); “Ebedi Mavilikler Cenneti” adını vermiştir.

Bu güzel liman kenti adı Antik dönemde Halikarnasos olarak bilinmiştir. Antik dönemden günümüze; Lidya, Karia, Pers, Dor, Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlıklarının hakimiyeti altında olmuştur.

Bodrum’ da yetişmiş olan; Tarih yazarlığı denildiğinde ilk akla gelen ünlü tarihçi Heredotos ((M.Ö. 484) o dönemde ada şeklinde olan kale yerinin Dorlar tarafından kurulduğunu yazmaktadır. Dünya tarihinde önemli yeri olan ilk kadın deniz amirali I.Artemisia’ da bu şehrin yetiştirdiği özel kişilerden olmuştur.

Bodrum ismi kaleyi inşa eden St. Petrium şövalyelerinden gelmektedir.              

Bodrum’ u hakimiyeti altında tutan Rodos Şövalyeleri döneminde bölgede Türkler’ de yaşamaktaymış. Bu dönemde şehrin adı Bodrum olarak telaffuz edildiği rivayet edilir.

 Bodrum Kalesi Tarihi Süreç;

Osmanlı’ nın, Anadolu’ da topraklarını genişletmek adına girdiği savaşların etkisi ile Osmanlı’ ya karşı şehri korumak için kalenin yapımına başlandığı bilinmektedir.  St Jean Şövalyeleri tarafından inşa ettirilen, Bodrum kalesi yapımına 1402 yılında başlanmış olsa da, bitmesi 120 sene sürmüş ve 1522’ de inşası bitmiştir. Kale’ nin ilk ismi Aziz Peter Kalesi olmuştur.  Kalenin inşasına başlanırken, bölgede savunma için Dorlar döneminden kalan küçük kale burçları ve 11.yy’ dan kalan Selçuklu kalesinin bu alanda bulunduğu ifade edilmektedir. St Jean Şövalyeleri tarafından 1402-1522 yılları arasında kontrol edilen kalede; Fransız, İtalyan, İngiliz, Alman ve İspanyol (Yılanlı) kuleleri yer almaktadır. En yüksek kule ise Fransız kulesidir.

Şehir XI. Yüzyılın son çeyreği itibariyle Türklerin kontrolüne geçmiştir. Rodos adasını, Kanuni Sultan Süleyman’ ın fethi ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu toprağı olmuştur.

Müttefiklerin yenilmesi sonucu mağlup olunan I. Dünya savaşı sonrası İtalyan işgali başlamış ve Kurtuluş savaşı sonrası işgal sona ermiştir. Kale, 19 yy sonlarında bir dönem hapishane olarak kullanılırken hamam eklenmiştir. Hamam, Osmanlı eseri olma özelliğini içerir. 1960 yılında Sualtı Arkeoloji müzesi olarak hizmete alınmıştır.

 Bodrum Kalesi Hakkında;

Kale yapılırken, yıkık halde olan dünyanın yedi harikasından sayılan *Mausoleion’un taşlarının kullanıldığı ifade edilir. (“Halikarnas Mozolesi (ya da Mausoleion), Kral Mausolos adına karısı ve kız kardeşi Artemisia tarafından Halikarnassos‘ta yaptırılmış mezar”)

Kale, iki liman arasında kayalıklar üzerine kurulmuştur. Dorlar döneminde ada şeklinde olan kale bölgesi sonraki dönemlerde kara bağlantısı ile yarımada durumuna dönüşmüştür.

Savaş anında kuşatmalarda su teminini rahat sağlayabilmek adına iç kale içerisine yapılmış 14 adet sarnıç yer almaktadır.

İç kale mevkii alanına ulaşmak için 7 kapıdan geçilir. Her kapının üzerinde farklı anlamlar içeren ejderha, aslan gibi figürler yer almaktadır.

Kalenin iç güvenliğini tesis için yaptırılmış olan; takviye edilen çift duvarları arasında su hendeği üzerinde asma köprü, kontrol kulesi yer almaktadır. Ayrıca Sultan II. Mahmut tuğrası da bu bölümde yer almaktadır.

Sultan II. Beyazıd’ a karşı başarısız bir kalkışma gerçekleştiren kardeşi Cem Sultan şövalyelere sığınmış bir süre kalede ikamet etmiştir.

Kale içerisinde yer alan dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Sualtı Arkeloji müzesi;                  1995 yılında Avrupa’da Yılın Müzesi Yarışması’nda “Özel Övgü” ödülüne değer görülmüştür.

Müze içerisinde 14 adet sergi salonu bulunmaktadır. Doğu Roma gemisi, Amphora sergileri, Cam batığı, Cam salonu, Uluburun batığı, Sikke ve Mücevherat salonu, Karya Prensesi salonu, Alman kulesi içerisinde yer alan; işkence odaları yer almaktadır.

Müze, sahip olduğu Amphora sayısı itibariyle; Dünyanın en zengin Doğu Akdeniz amforaları koleksiyonuna sahiptir.  Dünyanın en eski batığı batık gemisi olarak kabul gören; 3 ton cam ile çıkarılmış Serçe Limanı batığı ve diğer önemli Yassıada, Şeytan Deresi batıkları da müzede sergilenmektedir.

 

Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz; Cevat Şakir Karabağaçlı (1886-1973)

Hikaye ve roman yazarımızı anarak yazımı bitirmek isterim.  Mahkumiyetini kalebent olarak geçirmek üzere Bodrum’ a sürgün edilmesi sonrası bir Bodrum aşığı olmuştur. Bugün göğe doğru uzanan meydan ve liman bölgesinde yer alan o dev ağaçları o ekmiş ve baba sevgisi ile onlara şefkat ve ilgi göstermiştir.  Bu vesile ile yazılarında bize verdiği ilham ve tüm katkılarından ötürü minnet ve şükran duygularımla…

 

Murat Söker

neexss@gmail.com

intagram: murat_soker

Fiyortlar ülkesi Norveç

Fiyortlar ülkesi Norveç

Arktik tundrayı keşfe çıkmak, eşsiz manzaralı takımadalarda gezinti, görkemli fiyortların cazibesi ve hiç batmayan gece yarısı güneşinin sıcaklığı. Bu deneyimler ve daha fazlası, Norveç’te yazın en iyi şekilde tadını çıkarmanın yolunu oluşturan seçeneklerden bazıları. Evet bu yazımda sizlere yazın çıkılacak Norveç tatilinde deyimleyebileceğiniz sıradışı etkinliklerden bahsedeceğim.

GECE YARISI GÜNEŞİNİ GÖRMEK İÇİN TELEFERİKLERE BİNİN

Kuzey Norveç’in Fløya Dağı’ndaki Storsteinen’in (Big Rock) görkemli manzaralarını deneyimleyin. 420 metre yüksekliğe sahip Storsteinen’in Fjellheisen teleferiği ile yukarıya doğru çıkılması kabaca dört ila beş dakika sürüyor. En tepede, Tromsø ve çevresindeki adaların muhteşem manzarasını sunan bir gözlem güvertesi bulacaksınız. Yaz aylarında, teleferik saat 1: 00’e kadar çalışmaktadır. Güneybatı sahil kasabası Bergen’deki ikonik Fløibanen füniküleri, sizi deniz seviyesinden 1.050 metre yüksekte, şehri çevreleyen yedi dağdan biri olan Fløyen’e götürür. Zirveye ulaşmak beş ila sekiz dakika sürüyor ve siz yukarıya çıkarken seyahatin kendisi Bergen limanının ve tarihi mimarisinin muhteşem manzarasını sunuyor. Füniküler yıl boyunca çalışıyor ve saat 11: 00’e kadar açık.

TROLLSTİGEN’İN NEFES KESİCİ MANZARASINI KEŞFEDİN

Strynefjell ve Romsdal arasındaki manzaranın içinden 66 mil hızla geçen popüler bir yol olan etkileyici Geiranger-Trollstigen Ulusal Turist Rotası boyunca cesaretiniz varsa araba kiralayın. Yol boyunca uçurumlar, dik dağ sıraları ve derin fiyortların yanı sıra şelaleler yer almaktadır. 1936’da açılan Trollstigen (Troll Yolu), Kongen (Kral), Dronningen (Kraliçe) ve Bispen (Piskopos) gibi görkemli isimlere sahip dağlarla çevrilidir ve 11 tane adrenaline neden olan büküm ve yüzde 9’luk keskin bir eğim sahiptir. Fotoğraf fırsatları için durabileceğiniz ve panoramik manzaraların tadını çıkarabileceğiniz altı dinlenme alanı da cabası!. En popüler durak Flydalsjuvet’tir ve UNESCO tarafından korunan Geirangerfjord’a bakan görüntüleme platformuna sahiptir.

NORVEÇ FİYORTLARI ARASINDA GEMİ GEZİYE ÇIKIN

Muhtemelen Norveç’in ihtişamını tecrübe etmenin en popüler yolu, derin fiyortlarını dik dağ yüzlerini gemi gezisi ile görüntülemektir. Hurtigruten, ülkenin sahil şeridini ve fiyortlarını (Lysefjord, Hardangerfjord ve Sognefjord gibi yol boyunca duran) kapsamlı bir şekilde barındıran yolculuklar sunmaktadır. Lysefjord 26 mil uzunluğunda ve 1.384 fit derinliğinde ve ikonik Preikestolen (Müezzin Kayası), Lysefjord’un üzerinde 1.982 fit yüksekliğe sahip düz bir platodur. Norveç’in en büyük ikinci fiyortu 111 mil uzunluğundaki Hardangerfjord’dur. Hardangerfjord’daki duraklar arasında, 560 metreden daha fazla bir şelale olan Vøringsfossen için bilinen Eidfjord belediyesi yer alıyor. Nærøyfjord 11 mil uzunluğunda ve en dar noktasında sadece 820 feet genişliğindedir ve asma vadileri ve konik kanyonları vardır. Ve Norveç’in  büyükannesi ve en büyük fiyortu olan Sognefjord, deniz seviyesinden 4.593 feete kadar yükselen ve küçük tarım toplulukları ve şelaleleri ile noktalanmış dikey dağ yüzlerine sahip en dramatik fiyort manzaralarını sunmaktadır.

Son olarak Norveç’e gitmek için, İstanbul’dan her gün Oslo-İstanbul arası direk ve aktarmalı uçuş bulmak mükündür. Norveç AB üyesi olmamasına rağmen, Schengen Vizesi kabul etmektedir.