ANTARCTICA “dünyanın sonu, her şeyin başlangıcı.”
Fotoğraflar ve yazı. By e.
ANTARCTICA
“dünyanın sonu, her şeyin başlangıcı.”
Ushiaia, fin del mundo, principio de todo.
Ne de güzel geliyor ruhuma.
Dünyanın sonu, her şeyin başlangıcı.
Kaybettiğim büyük aşkımın ardından, olmak istediğim tek yer tam da burası iste.
Elimi kalbime koyacağım ve yerkürenin derdini tasasını taşıyacağım bu gece.
Sonra sabah uyanıp, umutla yeni aşkımı arayacağım.
Geldiğim yoldan dönmemeye kararlıyım.
Yalnız iki ihtimal var simdi:
Aşkım beni ya Mendoza’da ahşabın yıllanmışlığıyla karışık, üzüm kokusuyla dolu bir şarap evinde, ya da Buenos Aires’te bir tango kulübünün loşluğunda bekliyor.
Her ikisi de olduğum yerden 40 saat uzak. Olsun. Aşk bu.
Gece zor geçti. Uyandım. Köşedeki kafede kahve içmek istiyorum.
Oturdum bir masaya. Garson umursamadı beni.
Bekledim. Olmadı. Bekledim. Kafasını bile çevirmedi oturduğum yere.
Eyvah! Umursamazlıkla başlayan bir günde, ben nasıl umutla ararım yeni aşkımı?
Kalkıyorum, köseyi dönüp başımı göğe kaldırıyorum.
Arjantin’in o meşhur masmavi gökyüzü, garsonun tam da aksine, bana doğru geliyor.
Karşıma bakıyorum.
Bir not asmışlar cama. “Last minute deals.”
Nedir?
Eğer bavulu toplayıp iki saate limanda olursam, normal paranın üçte birine Antarktika’ya götürecekler beni.
48 saat gidiş, 48 saat dönüş. Tekne 60 metre.
Drake Passage.
Dünyanın en tehlikeli Deniz’i desem yalan değil.
Korkar mısın? Sıkıntı mı basar? Ya Drake Shake, ya Drake Lake.
Sağı solu belli olmuyor
Olsun.
Limandan ayrılıyoruz. Beagle kanala kadar problem yok.
Güverteye çıkıyorum.
Derinlerden bütün öfkesiyle gelip yüzüme çarpıyor Poseidon’un nefesi.
İçeri kaçıyorum. Ortalıkta kimse kalmamış. Doktor odadan odaya koşturuyor.
Yürümek mümkün değil, hepimiz duvardan duvara savruluyoruz.
Yatıyorum. Mecbur musun kardeşim. Umutmuş, aşkmış, ne gerek var?
Belanı arıyorsun.
Kaptanın anonsuyla kendimi güverteye atıyorum.
Poseidonla anlaşmışlar. Kara görünmüş.
Beyaz kara.
Cennette miyim?
Herkes güvertede. Zannedersin Antarktika’yı keşfetmişler.
Sakin olun. Beş gün buradayız, hepimize yeter.
Şarkı söylüyorum. Deli miyim? Yok, yok. Çok mutluyum.
Güçlüdür benim altıncı hissim.
Karaya çıkıyorum. Benimle birlikte botlardan inen tüm maceraperestler kayboluyor bir anda.
Penguen yanıma geliyor. Hiç de korkmuyor cüce!
Anlıyorum.
İnsanoğlundan zarar görmemiş daha.
Bilmiyor ki.
Penguen olmak istiyorum.
Kızıyorum penguene. Kafamı karıştırdı iste.
Bulgaristan istasyonunda misafir ediyorlar beni.
Neymiş sessizliğin sesini araştırıyorlarmış.
Anlatamıyorlar bana.
Anlamak istemiyorum.
Kızıyorum o bilim kadınına.
O da kafamı karıştırdı.
Buzun üstüne oturuyorum. Düşünüyorum.
Bu sefer de denizaslanı geliyor yanıma.
Bu düzen böyle kalmamalı.
Suçlu arıyorum.
Yok.
O kadar huzurluyum ki; tekneye, dünyaya dönesim yok.
Bota biniyorum. Sağ yanımda balina dans ediyor.
Petrel de gelip yani başıma oturmaz mı?
Tamam diyorum. Buldum işte.
Siz ikiniz kötüsünüz.
Penguenleri siz yediniz.
Petrel alıyor sözü:
Bak insanoğlu. Antarktika’da kural: ya krill yersin, ya krill yiyeni yersin, yada krillsindir.
Biz aç karnımızı doyurmak için yeriz.
Bu doğanın dengesi.
Ya siz? Karnınız tok olsa da birbirinizi yiyorsunuz.
Kafam hiç bu kadar karışmamıştı.
Burada yaşamak istiyorum.
Aşkımı da buldum.
İçimdeymiş.
Dönerken Drake Lake.
Sakin, huzurlu.
Salona geçiyorum.
Herkes orda.
Şarkılar söylüyorlar. El ele tutuşmuşlar.
Şimdilik, hoşçakalın.








