Yazılar

Monokromun Gücüyle Hafızaya Yolculuk

Çağdaş sanatın dikkat çeken isimlerinden Yonca Saraçoğlu, yeni kişisel sergisi Untold Tales ile sanatseverlerle buluşuyor. 3–21 Şubat tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye’de görülebilecek sergi, sanatçının yeni yağlıboya resimlerini geçmiş dönem heykel çalışmalarından seçili eserlerle birlikte ilk kez bu bütünlükte bir araya getiriyor.

Saraçoğlu, uzun yıllara yayılan üretim pratiği ve disiplinlerarası yaklaşımıyla çağdaş sanat ortamında kuşaklar üstü bir konuma sahip. Untold Tales sergisinde monokrom yaklaşımıyla hafızaya yönelen buğulu imgeler üzerinden sessiz ama güçlü bir anlatı kuruyor. Daha az renkle daha derin bir ifade alanı yaratan sanatçı, izleyiciyi zamansız ve düşünsel bir görsel deneyime davet ediyor.

Sergi, Pazartesi–Cuma günleri 10.00–20.00, Cumartesi günleri ise 10.00–18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak gezilebilecek.

#PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #YoncaSaraçoğlu #UntoldTales #GaleriIşıkTeşvikiye #SanatHaberi #ÇağdaşSanat #ResimVeHeykel #Sanatseverler #İstanbulSanat #MonokromSanat #SanatSergisi

Dilek Yeşilbaş “Dört Kapı Bir Oda Bipolar Bozukluk Hikayeleri”

Psikiyatrist Dr. Dilek Yeşilbaş, yeni kitabı “Dört Kapı Bir Oda” ile Bipolar Bozukluğa insani bir pencereden bakmaya davet ediyor. Kitap, tanının ötesinde insan hikâyelerine odaklanarak, aile yaşamından iş hayatına, sosyal ilişkilerden toplumsal etkilerine kadar geniş bir çerçevede yaşanan zorlukları ele alıyor.

Yeşilbaş, dört farklı karakter üzerinden Bipolar Bozukluğun farklı türlerini ve eşlik eden rahatsızlıkları sade bir dille aktarıyor. Kitap, doğru bilgilerin yayılmasına katkı sağlarken önyargıları kırmayı, empatiyi artırmayı ve birlikte iyileşmenin gücünü hatırlatmayı amaçlıyor.

Son bölümde yer alan soru-cevap kısmı ise okurların en çok merak ettiği konulara yanıt vererek, ruh sağlığı alanında farkındalık yaratıyor.

#DilekYeşilbaş #DörtKapıBirOda #BipolarBozukluk #RuhSağlığı #Psikiyatri #Empati #İyileşme #KitapHaber #KültürSanat

Yasemin Meriç Kazdal “Maskeler ve Aynalar, Nemesis”

Klinik Psikolog Yasemin Meriç Kazdal’dan kendini tanıma ve savunma mekanizmaları üzerine çarpıcı bir kitap. Sakin Ebeveyn kitabının ardından insanın kendini anlama yolculuğuna dair vaka örnekleri ve Kazdal’ın yıllara varan profesyonel deneyimlerinin aktarıldığı Maskeler ve Aynalar, Nemesis Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı.
Kazdal, terapi odasında yıllarca gözlemlediği savunma mekanizmalarını “duygusal kalkanlar” olarak tanımlıyor ve bu kalkanların bizi hem koruyan hem de gelişimimizi engelleyen taraflarını hikâyelerle anlatıyor.

Gökçen Uyanık “Küllerimden Doğdum”

Anne ve baba boşandığında, gerçekten sadece birbirlerinden mi ayrılırlar? Peki ya o ayrılığın ortasında kalan çocuklar… ve onların sessizce izlediği, anlamaya çalıştığı dünya? “Küllerimden Doğdum”, anne ve çocuk arasındaki kopmaz bağı, evliliğin yıkıntıları altında ezilmemeye çalışan bir annenin gözünden anlatıyor.

Yazar Gökçen Uyanık, kendi benliğini, anneliğini ve kadını olma kimliğini yeniden inşa eden bir karakter aracılığıyla kadın dayanıklılığını ve çocuğuna duyulan koşulsuz sevgiyi anlatıyor. Kitap, anne-çocuk bağını, bir kadının kendi karanlığından çıkarken nasıl ışık bulduğunu, umudu ve yeniden başlama cesaretini yalın ama sarsıcı bir dille gözler önüne seriyor.

Aslıgül Atasagun “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle”

Gazeteci, yapımcı ve yazar Aslıgül Atasagun, “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle” adlı yeni kitabı raflarda yerini aldı.

Atasagun, kadınların ve kız çocuklarının sesini güçlendiren, dünyanın dört bir yanından ilham verici hikayeleri bir araya getirdiği yeni kitabı “Listen for a Better World / Daha İyi Bir Dünya İçin Dinle” okurlarla buluşuyor.

“Listen for a Better World”, Afrika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Latin Amerika’ya uzanan farklı coğrafyalardan 22 ilham verici kadının ve bir erkek rol modelin hikâyesini bir araya getiriyor. Kitapta, BM Kadınlara Yönelik Şiddet Özel Temsilcisi Pramila Patten, Lüksemburg Büyük Düşesi Maria Teresa, dünyaca ünlü şarkıcı Gloria Gaynor ve Paralimpik yüzme şampiyonu Sümeyye Boyacı gibi güçlü isimler yer alıyor.

Reinhard Kaiser-Mühlecker “Kaçak Avcı”

Ödüllü yazar Reinhard Kaiser-Mühlecker’in kırsal yaşamı derinlikli ve sarsıcı bir dille ele aldığı romanı Kaçak Avcı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı! Genç bir çiftçinin hayatı üzerinden ilerleyen roman, taşra yaşamının sert gerçekliklerini insan ruhunun kırılganlığıyla harmanlaya güçlü bir anlatı sunuyor. Nesiller boyu süren aile bağları, aidiyet ve bireyin kendine yabancılaşması gibi evrensel temaları sakin ama yoğun bir üslupla işleyen Kaçak Avcı, doğanın döngüleriyle insanın içsel çalkantılarını ustaca iç içe geçiriyor.

Jonah Lehrer “Karar Anı”

Bugün insanlık tarihinde ilk kez bu soruya cevap verebiliyoruz. Beynin içine bakıp insanların nasıl düşündüklerini görebiliyoruz: Kapalı kutu artık açılmıştır. Fakat kutudan akılcı varlıklar olmadığımız çıkmıştır. Zihin farklı alanlardan oluşan karmakarışık bir ağa benzer ve bu alanların çoğu duygu üretimi surecinin birer parçasıdır.

Duygular ile düşüncelerin birbirinden kopuk şeyler olarak görülmesi en temel sorunlardan biridir. Bu kitabın amacı bu yapay ikili karşıtlığı aşarak iki soruya cevap vermektir: “İnsan beyni nasıl karar alır?” ve “Bu kararları nasıl daha iyi hale getirebiliriz?”

Kevin J. Wetmore “Ölü Yiyiciler”

Dünya üzerindeki her kültürde, insan yiyen canavarlara dair anlatılara tanık oluruz. Grendel’den ortaçağda bir yamyam olan Sawney Bean’e; antik İran’daki gulyabanilerden Teksas Katliamı’na kadar, bu varlıkların insanları yediği her hikâye, evrensel ve bir o kadar da korkutucu nitelikler taşır. Bu kitapta Kevin J. Wetmore Jr., hortlaklar, yamyamlar, wendigolar ve insan etiyle ziyafet çekmeyi seven diğer varlıklar da dahil olmak üzere ölü yiyen canavarların tamamına yer veriyor. Mitolojiden başlayarak tarihe ve çağdaş popüler kültüre yönelen Wetmore, antik Yunan tanrılarının insanlarla beslenme hikâyelerinden, Tibet’teki gökyüzü cenazelerine; Zerdüştlükten modern toplumlardaki gerçek yamyamlık vakalarına kadar görünüşte insanlık dışı olan bu eylemleri inceleyerek Ölü Yiyiciler’de, ceset yiyenlerin bizlere insan doğası ve en derin korkularımıza dair pek çok şey öğretebileceğini ortaya koyuyor.

Zygmunt Bauman “Parçalar Halinde Hayatım”

Çağımızın en önemli düşünür ve sosyologlarından Zygmunt Bauman, bu kez kendi hayatına odaklanıyor: Nazizmden kaçışı, Polonya’da geçirdiği yıllar, akademideki yükselişi ve Batı Avrupa’ya uzanan entelektüel serüveniyle Parçalar Halinde Hayatım, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı!

Çok farklı yazıların bir araya getirilmesiyle oluşan bu bütünlüklü çalışma, Bauman’ın sürgünlerle, dönüşümle ve düşünceyle örülü hayatını, düşünsel gelişimini, dünya tarihine tanıklığını samimi ve yalın bir dille aktarıyor. Bauman’ın hem bireysel hem de toplumsal belleğe ışık tutan anlatısı Parçalar Halinde Hayatım, kuramlarının ardındaki insanı görmek isteyenler ve 20. yüzyılın kırılma anlarını bir düşünürün gözünden okumak isteyenler için eşsiz bir kaynak.

Elizabeth Day “Saksağan”

Marisa ve Jake, kusursuz bir çifttir; yeni kiracıları Kate de kusursuz bir ev arkadaşıdır. İnanın sadece ödediği kira, bebek sahibi olma çalışmalarına başlamalarında ihtiyaçları olacak geliri sağlayacağı için de değil. Gerçi tamam, hiç kimse kusursuz değildir, yanlış ifade etmiş olmayalım. Görünüşe bakılırsa Kate, kişisel sınırları pek önemsemez, hatta Jake’le zaman zaman fazla samimi görünür. Yine de Marisa bunun moralini bozmasına izin vermez. Ne de olsa Kate kısa süre içinde gidecektir ve kendisi, Jake ve müstakbel bebekleriyle baş başa kalacaktır. Sorun şu ki hamile kalmak göründüğü kadar kolay değildir. Kısırlık tedavisi ve yanlış başlangıçlarla geçen aylar içinde Jake ile Marisa’nın kusursuz ilişkisi zorlu bir sınava tabi tutulur. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de Kate’in sınırları zorlayan tavrı işin tuzu biberi olur: Kate, bu çekirdek aileyi iyice takıntı haline getirir. Peki kimdir bu kadın? Marisa ve Jake ile ilgili her şeyi nasıl bilmektedir? Bu sorunun cevabının peşinden koşan Marisa, her şeyi kaybetmeyi göze alır: kusursuz aşkını, kusursuz ailesini ve kusursuz kendisini.