Yazılar

Nedensiz yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku artışı…

Mevsim değişimleri yalnızca gardırop yenilemek veya hava koşullarına uyum sağlamak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda psikolojik sistemimizin de yeniden dengelenmesi gereken bir dönemi ifade ediyor. Psikolojik açıdan değerlendirildiğinde, mevsim geçişleri iç dünyamızda  “yeniden düzenleme” sürecini tetikleyebiliyor. Klinik gözlemlere göre, kışın içe dönük yapıdan baharın artan temposuna geçiş döneminde nedensiz yorgunluk, motivasyon düşüşü, uyku artışı ve duygusal hassasiyet gibi yakınmalar belirgin şekilde artış gösteriyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Uzman Psikolog Sena Sivri, pek çok kişinin bu dönemde “Depresyona mı giriyorum?” endişesi taşıdığını belirterek, “Oysa her duygu durum değişimi depresyon anlamına gelmez. Çoğu zaman yaşanan bu tablo, bedenin ve zihnin çevresel değişimlere verdiği doğal bir uyum tepkisidir. Mevsimsel geçişler sırasında gün ışığı süresi, sıcaklık, sosyal hareketlilik ve günlük alışkanlıklar değişir. Bu değişimler doğrudan biyolojik ritmimizi etkileyen sirkadiyen sistemini devreye sokar. Sirkadiyen sistemi sağlıklı çalışmadığında, hormon dengesinde ve duygu durumunda bozulmalar ile depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bunun sonucunda kendimizi daha yorgun hissedebilir, sabahları uyanmakta zorlanabilir veya zihinsel performansımızda düşüş yaşayabiliriz. Burada önemli olan nokta, bu belirtilerin geçici ve yönetilebilir olduğunun bilinmesidir” diyor.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

Duygusal dalgalanmalar zayıflık değildir!

Uzman Psikolog Sena Sivri, mevsim geçişlerinde yaşanan duygu dalgalanmalarının psikolojik açıdan bir zayıflık değil; aksine adaptasyon kapasitemizin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam ediyor: “ Önemli olan, bu değişimleri korkulacak bir durum olarak görmek yerine, bedenin ve zihnin uyum sürecinin bir parçası olarak değerlendirebilmektir. Küçük yaşam düzenlemeleri, farkındalık ve gerektiğinde profesyonel destekle bu dönemler daha dengeli, hatta kişisel farkındalığın arttığı bir süreç haline gelebilir. Çünkü ruh sağlığı, yalnızca zor dönemlerde değil; değişim anlarında da kendimize nasıl eşlik ettiğimizle şekillenir.”  Uzman Psikolog Sena Sivri,  klinik deneyim ve bilimsel verilerin, küçük ama sürdürülebilir yaşam düzenlemelerinin ruh hali üzerinde belirgin bir koruyucu etkisi olduğunu gösterdiğini belirterek, bu süreci daha sağlıklı yönetebilmemiz için dikkat etmeniz gereken 10 kuralı şöyle anlatıyor:

Gün ışığıyla temasınızı artırın

Doğal ışık, beynin “uyanıklık” ve “denge” sinyallerini düzenliyor. Sabah saatlerinde alınan gün ışığı, serotonin seviyelerini destekleyerek, enerji artışı sağlıyor. Özellikle kapalı ortamlarda çalışan kişiler için kısa açık hava yürüyüşleri bile fark oluşturuyor. Bu nedenle, gün içinde, dışarıda en az 15–20 dakika zaman geçirmeniz önemli.

Uyku düzeninizi koruyun

Mevsim geçişlerinde uyku isteğimiz oldukça artabiliyor. Ancak, düzensiz uyku saatleri, biyolojik ritmi daha da bozarak yorgunluk hissini artırabiliyor. Kaliteli uyku, duygusal dayanıklılığın temel yapı taşlarından birini oluşturuyor. Her gün aynı saatlerde uyuyup uyanmanız zihinsel dengenizi destekleyecektir.

Hareket etmeyi ihmal etmeyin

Düşen enerji seviyeleri kişiyi hareketsizliğe itebiliyor; oysa hareket etmek enerji üretimini artırıyor. Düzenli egzersiz endorfin salgısını destekliyor ve kaygı düzeyini azaltıyor. Hafif tempolu yürüyüşler, yoga veya esneme egzersizleri bile psikolojik rahatlama sağlıyor.

Beslenme alışkanlıklarınıza dikkat edin

Mevsim geçişlerinde hızlı enerji veren şekerli besinlere yönelim artabiliyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu seçimlerin kısa vadede rahatlatıcı görünse de sonrasında enerji düşüşüne yol açabileceğini vurgulayarak, “Beslenme alışkanlıkları, psikolojik iyi oluşun göz ardı edilmemesi gereken bir parçasıdır. Dengeli protein ve lif tüketimi ruh halinin daha dengeli kalmasına destek olur” diyor.

Sosyal bağlarınızı sürdürün

İçe kapanma eğilimi mevsim geçişlerinde artış gösterebiliyor. Ancak, sosyal etkileşim ve sağladığı aidiyet duygusu, psikolojik esnekliği güçlendiren önemli bir koruyucu faktördür. Kısa bir kahve buluşması ya da telefon görüşmesi bile aidiyet hissini güçlendirebiliyor.

Günlük küçük rutinler oluşturun

Belirsizlik duygusu zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Gün içinde tekrar eden küçük alışkanlıklar ise kontrol hissi kazandırıyor. Sabah rutini, kısa yürüyüşler veya akşam sakinleşme ritüelleri psikolojik dengeyi destekliyor.

Duygularınızı normalleştirin

“Böyle hissetmemeliyim” düşüncesi çoğu zaman içsel baskıyı artırıyor. Mevsimsel değişim dönemlerinde düşük enerji veya isteksizlik hissi yaşamak olağandır. Bu duyguları fark etmek ve kabul etmek, psikolojik uyumu kolaylaştırıyor. Kendinize karşı daha şefkatli olmanız, bu süreçte önemli bir içsel desteği sağlayacaktır.

Dijital yükünüzü azaltın

Uzun süre ekran karşısında kalmak zihinsel yorgunluğu artırabiliyor. Özellikle akşam saatlerinde ekrana maruz kalmak uyku kalitesini olumsuz etkiliyor. Gün içinde vereceğiniz kısa dijital molalar zihninizin toparlanmasına yardımcı olacak ve böylece duygusal dalgalanmaları daha hafif hissetmenize katkıda bulunacaktır.

Küçük ve ulaşılabilir hedefler belirleyin

Enerjinin düşük olduğu dönemlerde yüksek beklentiler motivasyon kaybına yol açabiliyor.  Günlük küçük hedefler belirlemek ise başarı hissini artırıyor. Tamamlanan her küçük adım, psikolojik olarak “ilerleme” duygusu oluşturuyor ve bu etkisiyle ruh halini olumlu yönde destekliyor.

Destek almaktan çekinmeyin

Uzman Psikolog Sena Sivri, mutsuzluk, isteksizlik veya umutsuzluk hissinin iki haftadan uzun sürmesi durumunda profesyonel destek almanızın önemli olduğuna dikkat çekiyor. Mevsimsel duygu durum değişimlerinin terapiyle oldukça iyi yönetilebildiğini belirten Sena Sivri, “Erken dönemde alacağınız destek, sürecin kronikleşmesini önler. Psikolojik yardım güçsüzlük değil, farkındalık göstergesidir” ifadelerini kullanıyor.

#MevsimGeçişi #EnerjiYenileme #Psikoloji #SirkadiyenRitim #Motivasyon #MevsimselDeğişim #RuhSağlığı #DuyguDurumu #BaharEnerjisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Akran zorbalığı kalıcı izler bırakabiliyor!

Masum görünen şakalar, kırıcı davranışlar ya da şiddete varan eylemler… Son yıllarda akran zorbalığı dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, özellikle sosyal medya ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla birlikte, zorbalığın çeşitlerinin okul koridorlarından cep telefonu ekranlarına kadar taşındığını belirterek “Bireyler arası empati eksikliği, aile içi iletişim sorunları, sosyal beceri gelişimindeki yetersizlikler ve medya aracılığıyla şiddetin normalleştirilmesi akran zorbalığının artışında büyük rol oynuyor. Akran zorbalığı; fiziksel şiddet, sözel zorbalık, sosyal dışlama ve siber zorbalığın (aşağılayıcı mesajlar, fotoğraf paylaşma) yanı sıra bazen de “Sen bizimle oynayamazsın çünkü sen farklısın” ya da “Senin kıyafetlerin çok ucuz” gibi ifadelerle gerçekleştiriliyor” diyor.

Zorbalığa maruz kalan çocukların derin duygusal yaralar alarak kısa vadede özgüven kaybı, okul başarısında düşüş, uyku bozukluğu, baş ya da mide ağrısı gibi sorunlar yaşayabildiğini belirten Sivri, uzun vadede ise depresyon, kaygı bozukluğu ve sosyal fobi gibi kalıcı etkiler ortaya çıkabildiğine dikkat çekiyor.

Zorbalığın önüne geçmek için; çocuğu iyi gözlemlemenin, okul, aile ve bireyler olarak bilinçlenmenin ve önlemler almanın kritik önem taşıdığı vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri, okulda akran zorbalığına karşı alınabilecek 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

  • Çocuğunuza bağırıp aşağılamayın!

Araştırmalar, ebeveynlerin kendi sosyal ilişkilerindeki tutumlarının çocuklar tarafından doğrudan model alındığını ortaya koyuyor.  Uzman Psikolog Sena Sivri “Evde bağırma, aşağılama gibi davranışların olmaması, çocuğun benzer tutumları benimsemesini engeller. Ebeveynler ve öğretmenler, saygılı ve şiddetten uzak iletişim biçimleriyle çocuğa örnek olmalıdır” diyor.

  • Yargılamadan konuşun ve açık iletişim kurun

Çocukla düzenli ve yargılamayan bir şekilde konuşmak, yaşadığı olumsuz deneyimleri anlatabileceği güvenli bir ortam sağlamak çok önemli. Araştırmalar, ebeveynleriyle düzenli iletişim kuran çocukların zorbalığa maruz kaldığında durumu daha çabuk paylaştığını gösteriyor. “Bugün okulda seni üzen bir şey oldu mu?” gibi açık uçlu sorular, kapalı sorulardan daha etkili olurken, çocuğun konuşmasını, yaşadığı bir zorluk varsa daha rahat anlatmasını sağlar.

  • Öğretmeni ve okul yönetimiyle temasta olun

Uzman Psikolog Sena Sivri “Okul yönetimi, öğretmenler ve veliler aynı dili konuştuğunda zorbalıkla mücadelede başarı artar. Yapılan bilimsel çalışmalar, zorbalık karşıtı okul politikalarının (örneğin; Sıfır Tolerans Programı) zorbalık oranını yüzde 20’ye kadar azaltabildiğini ortaya koyuyor. Veliler düzenli olarak öğretmeni ve okul yönetimiyle iletişimde olmalı, çocuğun sınıf içi ve sosyal ilişkileri takip edilmelidir” diyor.

  • Güvenli alanlar oluşturun

Okulda çocukların kendilerini güvende hissedebileceği alanlar (rehberlik odası, güvenli oyun alanları) zorbalık riskini azaltır. Ayrıca teneffüslerde yeterli sayıda öğretmen gözetimi sağlanması da önemlidir. Araştırmalar, gözetimin yüksek olduğu alanlarda zorbalık vakalarının yüzde 30 oranında düştüğünü gösteriyor.

  • Empati kazandırın

Uzman Psikolog Sena Sivri “Zorbalığı önlemenin en etkili yollarından biri çocuklara empati kazandırmaktır. Finlandiya’da uygulanan “KiVa” programı, empati eğitiminin zorbalık vakalarını ciddi oranda düşürdüğünü kanıtladı. Çocuklar, başkalarının duygularını anlamayı öğrendiklerinde zorbalığa yönelme olasılıkları azalır” diyor.

  • İnternette karşılaşabilecekleri tehlikeleri anlatın

Teknoloji ile büyüyen nesil için siber zorbalık ciddi bir risk. Çocuklara, internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler ve bu durumda nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmelidir. Çocuklara “görsel veya mesaj paylaşmadan önce iki kez düşün” alışkanlığı kazandırmak, siber zorbalığı önlemede kritik bir adımdır.

  • Belli etmeden gözlemleyin

Akran zorbalığının yalnızca bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu vurgulayan Uzman Psikolog Sena Sivri “Çocuğu ona belli etmeden gözlemleyerek zorbalığa uğradığını ya da arkadaşına zorbalık yaptığını erken fark etmek son derece önemlidir.  Zorbalığa maruz kalan ya da zorbalık uygulayan çocukların her ikisi de psikolojik destek almalıdır. Rehberlik servisi, okul psikoloğu veya çocuk psikiyatristi, yaşanan travmanın etkilerini azaltmada kritik rol oynar. Erken destek, ileride oluşabilecek ciddi ruhsal sorunları önleyebilir” diyor.

Önce kendi stresinizi yönetin!

Önce kendi stresinizi yönetin!

Bugünlerde milyonlarca öğrenci ve ailesinin başlıca gündem maddesini haziran ayında gerçekleştirilecek sınavlar oluşturuyor. 2 Haziran’da LGS, 8-9 Haziran’da da YKS sınavına sayılı günler kala, süre daraldıkça heyecan daha da fazla artıyor. Ancak dikkat! Sınav stresini yönetmek ve aşırı strese karşı önlem almak başarıyı doğrudan etkiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri sınav stresinin çocuklarda yüksek düzeyde kaygı, odaklanamama sorunu, depresyon, özgüven zedelenmesi, baş ağrısı, mide şikayetleri ve yorgunluğa neden olabildiğini, sınavda beklenen performansın çok altında kalmasına yol açabildiğini söylüyor. Anne-babalara çok büyük görev düştüğünü, bu hassas süreçte çocuklarına baskıcı davranışları ve iyi niyetle de olsa bazı söylemlerinin sınav stresini çok daha fazla artırarak başarılı olmasını engelleyebileceğini vurgulayan Sena Sivri “Sınavlar çocuklar ve ebeveynler üzerinde önemli psikolojik, fiziksel ve sosyal etkiler yaratarak aile ilişkilerinde de büyük yaralar açabilir” diyor. Uzman Psikolog Sena Sivri sınava sayılı günler kala, çocukların stresini azaltmak için ailelere doğru yaklaşım modellerini anlattı, çok önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Psikolog Sena Sivri

Psikolog Sena Sivri

  • Destekleyici ve Anlayışlı olun

Empati kurmak ve açık iletişimde bulunmak bugünlerde her zamankinden daha değerli. Çocuğunuzun yaşadığı stresi anlamaya çalışın ve duygularını önemseyin. Empati kurarak onlara yalnız olmadıklarını hissettirin. Çocuklarınızla açık ve samimi bir iletişim kurun. Onların duygularını ifade etmelerine izin verin. Kendinizi ifade ederken yargılayıcı ve baskıcı tutumlardan kaçının.

  • Gerçekçi ve olumlu yaklaşın

Çocuklarınıza aşırı yüksek beklentiler yüklemekten kaçının. Başarı tanımınızı, onların yetenekleri ve kapasiteleri doğrultusunda belirleyin. Çocuklarınızın çabalarını takdir edin ve küçük başarılarını bile kutlayın. Olumlu geri bildirim, motivasyonu artırır.

  • Sağlıklı bir çalışma ortamı yaratın

Gerek daralan zamanı iyi şekilde yönetebilmesi gerekse düzenli ve rahat bir çalışma alanına sahip olması için destek olun. Çalışma ve dinlenme zamanlarını dengeli bir şekilde planlayın. Düzenli molalar vermelerinin streslerini azaltmalarına yardımcı olacağını unutmayın. Düzenli, rahat, sessiz ve dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir çalışma alanı oluşturun.

  • Fiziksel ve ruhsal sağlığına özen gösterin

Yeterli uyku, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve aktivite bu süreçte büyük önem taşıyor. Çocuklarınızın yeterli uyku almasını ve dengeli beslenmesini sağlayın. Fiziksel sağlık, zihinsel sağlığı da olumlu etkiler. Derslerden geri kalacağı kaygısıyla fiziksel aktiviteden uzak kalmasına neden olmayın. Fiziksel aktivite ve egzersiz stresi azaltmada önemli rol oynadığı için zorlayıcı olmayacak şekilde kısa süreli de olsa düzenli egzersiz yapmalarını teşvik edin.

  • Aile içinde destekleyici atmosfer yaratın

Ailece, birlikte keyifli aktiviteler yaparak çocuklarınızın rahatlamasını sağlayın. Moral ve motivasyon sağlamanız son derece değerli olduğundan onlara her zaman yanlarında olduğunuzu hissettirin ve motive edici sözler söyleyin.

  • Olağanüstü hale dönüştürmeyin

Uzman Psikolog Sena Sivri “Sınava hazırlık süreçlerinde olağanüstü hal ilan edip bireysel ve aileye ait tüm düzenin değişmesi ekstra kriz ortamı yaratmaktadır. Evet, bu dönem çok önemli  olmakla beraber ailenin normalinin içine entegre edilmesi çok daha sağlıklı sonuçlar getirecektir” diyor.

Psikolog Sena Sivri

  • Kendi stresinizi de yönetin

Ebeveyn olarak kendi stresinizi de yönetmeye özen gösterin. Siz ne kadar sakin ve dengeli olursanız, çocuğunuza da o kadar iyi örnek olursunuz. Kendinize mutlaka zaman ayırın ve sağlığınıza dikkat edin. Kendi iyilik halinizi önceliklendirmeniz çocuğunuz için daha sağlıklı çözümler bulmanızı ve desteklemenizi sağlayacaktır.

  • Gerekirse profesyonel destek alın

Gerekirse bir psikolog veya rehber öğretmenden profesyonel destek alın. Bu, çocuklarınızın stresle başa çıkmasına yardımcı olabilir. Okulun rehberlik hizmetlerinden ve stres yönetimi programlarından faydalanın.

  • Sınav sonrası dönem için plan yapın

Sınav sonrasındaki dönem için çocuğunuzun alacağı sonuç ne olursa olsun çabasını takdir ettiğinizi ve dinlenmesini, eğlenmesini sağlayacak planlar yapın. Bu planları çocuğunuzun fikirlerine de danışarak aile olarak gerçekleştirin.

  • Sınav öncesi son güne dikkat edin!

Uzman Psikolog Sena Sivri “Sınav öncesi son günü çocuğunuzun dinlenmesi, zihnini rahatlatması ve gevşetmesi üzerine çalışmalar yapmasına ayırın. Duygu ve düşüncelerini dinleyip destekleyici olun. Stresin etkisiyle sağlıksız abur cubur yiyeceklere yönelmemesine, dışarıdan ve daha önce hiç tatmadığı bir yiyecek tüketmemesine, yeterli ve kaliteli uyumasına,  nefes egzersizleri yapmasını sağlamaya özen gösterin” diyor. Sena Sivri, son gün cep telefonu ve tablet kullanımıyla ilgili de şu mesajı veriyor: “Cep telefonu ve tabletle mümkün olduğunca az vakit geçirerek dikkatini bozmasının önüne geçilmeli ve son dakika etkileyecek söylem ve haberlerden uzak durması sağlanmalıdır.” 

Babalar çocuk gelişimde çok önemli

Babalar çocuk gelişimde çok önemli

‘Çocuk gelişimi’ denildiğinde aklımıza ilk olarak anneler geliyor. Bunun nedeni ise hamilelik, doğum ve emzirme gibi süreçlerin anneye ait olması. Ama aynı zamanda toplumsal cinsiyet rolleri de etkili oluyor kuşkusuz. Her kız çocuğunun ilk oyuncağının bebek olmasının yanı sıra kardeşler ile kuzenlerin bakım süreçlerine dahil edilmesi gibi etkenler nedeniyle çocuk bakımı ve gelişiminde anneler daha ön plana alınıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, çocukların zihinsel ve ruhsal gelişiminde aslında anneler kadar babaların da önemli bir yere sahip olduğuna işaret ederek, “Baba ile çocuk arasında kurulan hatalı ilişki çocuğun hayatını olumsuz yönde etkileyebiliyor. Öyle ki cinsel kimliğini geliştirmesi, dünya üzerinde kendini güvenli ve değerli hissetmesi, otorite ve sınırları kabulü, akademik başarısı, sosyal ilişkileri ile kendilik algısı üzerinde problemlere ve gelişimsel aksamalara yol açabiliyor. Sağlıklı kurulan baba – çocuk ilişkisi ise tüm gelişimsel, sosyal ve akademik alanlarda çocuğun kendilik algısının güçlenmesini ve sağlıklı gelişimini destekliyor” diyor.

Üstelik son yıllarda annelerin çalışma hayatına daha fazla katılmaları, aile yapılarında oluşan değişim ile boşanmaların artması gibi etkenler nedeniyle babalık rolü çok daha önemli bir noktaya ulaştı. Psikolog Sena Sivri, babanın rolünün annenin hamileliğiyle beraber oluştuğunu belirterek, “Bu rolün ve kurulan ilişkinin doğum sonrası sağlıklı bir şekilde devam etmesinde annenin babayı bu sürece dahil etmesi, ona alan tanıması ve ilişkiyi desteklemesi büyük önem taşıyor” diyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Uzman Psikolog Sena Sivri, sağlıklı baba-çocuk ilişkisinin çocukların gelişimi üzerinde sağladığı 8 önemli faydayı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Psikolog Sena Sivri

  • Duygusal gelişimini destekliyor

Babasının sevgisini gösterdiği, bunu sözel ile davranışsal yollarla ifade ettiği, sorunlarında onu dinlediği ve desteklediği çocukların duygusal gelişimleri daha sağlıklı oluyor. Öyle ki çocuklar kendilerini güvende ve değerli hissediyorlar. Bu duygular da hayat boyu kuracakları ilişkilerin temeli için belirleyici bir rol üstleniyor.

  • Zorluklarla başa çıkmayı kolaylaştırıyor

Sağlıklı baba-çocuk ilişkisi çocukların gelişim evrelerinde yaşadıkları zorluklarla kolay başa çıkmalarını sağlıyor. Babanın destekleyici yaklaşımı 6-12 yaşları arasındaki çocukluk döneminde onları cesaretlendirirken, ergenlik çağında duygularını rahat ifade etmelerini, problem çözme becerilerini geliştirmelerini ve negatif duygularıyla başa çıkmalarını kolaylaştırıyor.

  • Akademik başarıyı artırıyor

Uzman Psikolog Sena Sivri, babayla kurulan sağlıklı ilişkinin çocukların akademik başarısını da desteklediğini belirterek, “Babayla sağlıklı ilişki kurulması ve desteklenildiğini bilmek onların özgüven ile motivasyonlarını güçlendiriyor. Aynı zamanda çocukların sağlıklı bir rol model edinmelerini ve hedef koymalarını sağlıyor. Bunların yanı sıra daha fazla çalışmalarına ve motive olmalarında etkili oluyor. Tüm bunlar da çocukların akademik başarılarını artırıyor.

  • Sosyalliğe dair gelişimini destekliyor

Baba çocuk gelişiminde toplumsal normlar ve kurallar sosyalliği öğretmede etkili oluyor. Uzman Psikolog Sena Sivri, bu nedenle baba ile kurulan sağlıklı ilişki çocukların sosyal ortamlarda kendilerini daha güvenli hissetmelerini sağladığına işaret ederek, “Ayrıca çocuğun daha girişken olmasına ve sağlıklı yeni ilişkiler kurmasına destek oluyor” diyor.

  • Cinsel kimlik ve rollerini öğretiyor

Sağlıklı baba çocuk ilişkisi, çocuğun kendi kimliğini keşfetmesi için de çok önemli. Babayla kurulan ilişkide çocuğun yaşayacağı problemlerin bu süreci zorlaştırdığına işaret eden Uzman Psikolog Sena Sivri, “Problem yaşayan çocuklar, özellikle erkek çocuklar kimlik bunalımı yaşayabiliyor, bu sürecin gelişmesinde gecikmeler gözlenebiliyor” diyor.

  • Partner ilişkilerinde kilit rol üstleniyor

Çocuklar ilişkilere dair algılarını anne-babalarının ilişkisini gözlemleyerek öğreniyorlar. Rol model olarak seçtikleri ebeveynin davranışlarını modelleyip buna göre kendi tutumlarını belirliyorlar. Babanın anneye ilgili sevgi dolu ve destekleyici yaklaşımını gözlemleyen çocuklar, ileride kendi partnerlerine de benzer şekilde yaklaşıyorlar. Aksi yönde gözlemleyen çocuklar ise ilişkilerinde problemli, uzak ve kaçıngan tutumlar sergileyebiliyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

  • Kendi babalık algılarına dair belirleyici oluyor

Karşı cinsle olan ilişki rollerinde olduğu gibi erkek çocuklar için babalık rolünü belirlemede de babayla kurulan ilişki önem taşıyor. Sağlıklı baba çocuk ilişkisi ilerleyen yıllarda baba olmayı isteme, sağlıklı babalık algısı ve davranışları geliştirme açısından erkek çocuklarda belirleyici oluyor.

  • Otorite ve sınır kavramları gelişiyor

Baba çocuğunu yüreklendiren ve cesaretlendiren olduğu gibi aynı zamanda sınır ve kural koyucudur da. Bu nedenle babayla kurulan sağlıklı ilişki çocuğun hem kendi sınırlarını korumasında ve başkalarının sınırlarına duyacağı saygıda hem de otorite figürlerine dair bakışında büyük önem taşıyor.