Yazılar

İlaçları zamanından önce bırakmayın!

İlaçları zamanından önce bırakmayın!

Doktora muayene olduktan sonra verilen ilaçların zamanında ve uygun şekilde kullanılmasının önemini vurgulayan uzmanlar, ilaçların belirlenen sürede kullanılmamasının, direnç gelişimine ve hastalığın alevlenmesine neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

Ülkemizde bilinçsiz ilaç kullanımının çok fazla olduğunu, çok sayıda antibiyotik, ağrı kesici ve mide koruyucu ilacın bilinçsizce kullanıldığını ve bunun sonucunda birtakım yan etkiler ortaya çıktığını dile getiren Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “İlaçlar kimyasal maddelerdir. Kimyasal maddelerle zehir arasındaki çizgiyi belirleyen nokta ise ilaçların kullanma dozu ve şeklidir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, ilaç kullanımında doğru bilinen yanlışları anlattı.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

“Doktorun verdiği ilaçlar uygun ve zamanında kullanmalı”

Prof. Dr. Aytaç Atamer, kişilerin doktora muayene olduktan sonra verilen ilaçları uygun ve zamanında kullanması gerektiğini kaydederek, “Çünkü her ilacın bir kullanma süresi vardır. Örneğin bir enfeksiyon hastalığına karşı verilen ilacı hasta kendisini iyi hissettiği zaman keserse o an iyileşebilir fakat antibiyotiklere karşı bir direnç geliştirir. Buna bağlı olarak da sonrasında hastalık daha da alevlenebilir. Bu nedenle ilaçları zamanından önce bırakmak uygun değildir. Kullanılan ilaçlar ve hastalığa göre ilaçları zamanında kullanmak gerekir. Özellikle enfeksiyon hastalıklarına verilen ilaç zamanından önce bırakılırsa o an için rahatlamakla beraber daha sonrası için antibiyotik direnci gelişmekte ve aynı hastalıklara karşı daha güçlü antibiyotiklere geçmek durumunda kalınabilir.” dedi.

 “Eğer ilaçlar erken kesilirse hastalık iyileşmemekle beraber kronikleşiyor”

Antibiyotikler, ağrı kesiciler veya kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yarıda kesilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Eğer erken kesilirse hastalık iyileşmemekle beraber kronikleşiyor.” şeklinde konuştu.

İnsanlar genellikle hekim tavsiyesinden ziyade komşusunun tavsiyesine göre ilaç aldığını da söyleyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “İlaçlar her kişiye farklı etki göstermektedir. Kişinin kullandığı ilaç kendisine özgüdür. Bu nedenle komşuları ya da çevreyi dinlemek yerine hekimleri dinlemek gerekmektedir. Ülkemizde de bilinçsiz ilaç kullanımı çok fazladır. Çok sayıda antibiyotik, ağrı kesici ve mide koruyucu ilaçlar bilinçsizce kullanılmakta ve bunun sonucunda birtakım yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak ilaçlar kimyasal maddelerdir. Kimyasal maddelerle zehir arasındaki çizgiyi belirleyen nokta ise ilaçların kullanma dozu ve şeklidir.” dedi.

“Antibiyotik direnci olan durumlarda ölüme kadar uzanan bir direnç söz konusu olabiliyor”

Özellikle antibiyotik konusunda önemli bir problem yaşandığını dile getiren Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Çünkü ilaç şirketleri yeni antibiyotikler geliştirmemektedir. Bu nedenle antibiyotik direnci olan durumlarda ölüme kadar uzanan bir direnç söz konusu olabilmektedir. Kişilerin yoğun antibiyotik kullanması ileride belki de yoğun bakım koşullarına neden olan bir hastalığa düştüğünde antibiyotik direnci yüzünden hayatta kalma şansları da azalabilir.” dedi.

Saç, cilt ve diş sağlığı için C vitamini çok önemli!

Saç, cilt ve diş sağlığı için C vitamini çok önemli!

Günlük beslenme ile karşılanması gereken C vitamini ihtiyacı, bazı durumlar ve düzensiz beslenme alışkanlıklarıyla karşılanamayabiliyor. Günlük beslenme ile C vitamini eksikliğinin olmadığına vurgu yapan Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle kronik ishal durumunda, yanıklarda ya da cerrahi girişimlerden sonra düzensiz beslenen kişilerde, alkol, sigara kullananlarda C vitamini eksikliği ortaya çıkıyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, C vitamini eksikliği konusunu değerlendirerek, C vitamini eksikliği nasıl giderilir bilgi verdi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

C vitamini turunçgillerde bol miktarda bulunuyor

Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, normal koşullarda günlük beslenme ile C vitamini eksikliğinin olmadığına işaret ederek, “Çünkü C vitamini turunçgiller adını verdiğimiz besinlerde bol miktarda bulunuyor. Fakat yeteri kadar dengeli beslenilmeyen durumlarda özellikle kronik ishal durumunda, yanıklarda ya da cerrahi girişimlerden sonra düzensiz beslenen kişilerde, alkol, sigara kullananlarda C vitamini eksikliği ortaya çıkıyor.” dedi.

Bu gibi durumlarda C vitamini takviyesi gerektiğine dikkat çeken Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Düzenli bir yaşam, saç, cilt ve diş sağlığı için C vitamini oldukça önemlidir.” diye bilgi verdi.

C vitamini eksikliği nasıl giderilir?

Prof. Dr. Aytaç Atamer, “C vitamini eksikliği normal koşullarda pek fazla görülmüyor. C vitamini eksikliği olan durumlarda oral denilen yolla, damar ya da kalçadan doktor tavsiyesi ile takviye alınabilir. Özellikle kış aylarına girdiğimiz dönemde üst solunum yolu enfeksiyonları artmaktadır. Bu enfeksiyonları daha kolay atlatmak için C vitamini takviyeleri almak gerekir” dedi.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

C vitamini eksikliği belirtileri nelerdir?

C vitamininin ısıya dayanıksız, vücutta üretilmeyen bir vitamin olduğunu da söyleyen Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

“C vitamini çok önemli bir antioksidan kaynağıdır, bu nedenle enfeksiyonların, kanserin oluşmasını önleyen önemli bir vitamindir. Bunun dışında C vitamini vücudumuzdaki kolajen sentezinde önemli rol oynuyor ve kolajen yapısını oluşturuyor. Kolajen eksikliğinde ciltte buruşukluk, saçlarda kuruma, kolay kırılma ortaya çıkıyor. C vitamini aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirdiği için özellikle üst solunum yolu enfeksiyonlarında vücut direncini de artırıyor ve hastalığın iyileşmesinde önemli bir rol oynuyor. C vitaminin eksikliğinde diş eti kanaması, eklemlerde ağrı şişlik ve kolay morarmalar da görülüyor.”

Her 6 saniyede bir kişi diyabet nedeniyle yaşamını yitiriyor

Her 6 saniyede bir kişi diyabet nedeniyle yaşamını yitiriyor

Araştırmalar 2021’de 529 milyon olan diyabet hastası sayısının 2050’de 1,3 milyarın üzerine çıkacağını öngörüyor. Dünyada her 6 saniyede bir kişinin şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini kaydeden Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Diyabet hastalığının  bu kadar artmasında hareketsiz yaşam tarzı, doğal  beslenmenin yerine hazır gıda tüketiminin artması, spor yapma alışkanlığının olmaması ve stesin artması en önde gelen nedenlerden.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla diyabet hastalığına dair değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Dr. Aytaç Atamer, yanlış beslenme ve hareketsizliğin yaygınlaşmasıyla birlikte halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin görülme sıklığı hızla arttığını belirterek, şeker hastalığının her yaş gurubundan insanı tehdit ederken, dünyada her 6 saniyede bir kişinin şeker hastalığına bağlı sorunlar nedeniyle yaşamını yitirdiğini kaydetti.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

2040 yılında 650 milyon diyabet hastası olacağı bekleniyor

Dünya Diyabet Federasyonu’nun dünya genelinde 2040 yılında 650 milyon diyabet hastası olacağını ön gördüğünü, dünyada ayrıca 320 milyon prediyabet halk arasında bilinen adıyla gizli şeker hastası bulunduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Atamer, “Diyabet hastalığının  bu kadar artmasında hareketsiz yaşam tarzı, doğal  beslenmenin yerine hazır gıda tüketiminin artması, spor yapma alışkanlığının olmaması ve stesin artması en önde gelen nedenlerden.” dedi.

Diyabette tam bir iyileşme sağlanamıyor

Şeker hastalığının pankreasın yeterince insülin üretemediğinde veya vücut  onu  doğru kullanamadığında  kan dolaşımında glikozun  birikmesi ve kan şekerinin yükselmesi ile birlikte ortaya çıkan kronik bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Atamer, “Şeker hastalığında ilaçsız tedavi, erken tanı döneminde özelikle yüzde 10’ları bulan kilo kontrolu sağlandığı taktirde Tip 2 diyabet hastaları başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Ama hastalık için tam bir iyileşme sağlanamaz. Diyabet hastaları için hastaların durumuna göre tedavi belirlenir. Diyabeti tedavi edici doğal bir ürün henüz bulunmuyor.” şeklinde konuştu.

Haftanın en az 5 günü düzenli olarak en az 30 dakika yürüyüş şart

Tip 1 şeker hastalığının önlenmesini sağlayacak etkin bir tedavi yönteminin günümüzde mevcut olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Atamer, şöyle devam etti:

“Tip 2 şeker hastalığı ve komplikasyonlarından korunmak için yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalı, günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmeli. Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli, haftanın en az 5 günü düzenli olarak en az 30 dakika orta yoğunlukta aktivite yapılmalı, örnek olarak tempolu yürüyüş önerilebilir. Fazla kilolar verilmeli sigara tüketilmemeli, aşırı alkolden uzak durulmalı.”

Bilinçsizce tüketilen vitaminler karaciğeri bozuyor!

Bilinçsizce tüketilen vitaminler karaciğeri bozuyor!
Dengeli beslenen ve sağlıklı kişilerin besin takviyesine ihtiyacı olmadığını dile getiren uzmanlar, ancak ciddi vitamin eksikliği olan veya hastalık süresinde olanların hekim tavsiyesi ile besin tavsiyesi alabileceğini söylüyor. “Bilinçsizce tüketilen besin takviyeleri vücutta birikerek karaciğer gibi hayati organlarımıza zarar verebilir.” diyen Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, besin desteklerinin hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınması gerektiğini vurguladı.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, besin takviyelerinin önemi ve karaciğere olan etkileri hakkında bilgi verdi.
“Dengeli beslenen ve sağlıklı kişilerin besin takviyesine ihtiyacı yoktur.” diyen Prof. Dr. Aytaç Atamer, sağlıklı beslenen kişilerin hekim tavsiyesi olmadan besin takviyesi kullanmasının sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Prof. Dr. Aytaç Atamer, şöyle devam etti:
“Vücudumuzun ihtiyacı olan vitaminin ve minareleri aldığımız gıdalardan rahatlıkla temin edebiliriz. İhtiyacımız olmadan aldığımız bu takviyeler ne bağışıklığımızı güçlendirir ne de karaciğerimizi temizler. Bilinçsizce tüketilen besin takviyeleri vücutta birikerek karaciğer gibi hayati organlarımıza zarar verebilir. Ancak ciddi vitamin eksikliği olan veya hastalık süresinde olanlar hekim tavsiyesi olmak üzere besin tavsiyesi alabilir.
Besin destekleri hekim kontrolünde ve öncesinde ölçüm yapılarak alınmalıdır. Karaciğerimizin detoks yani zehirden uzaklaştırma kabiliyetini esas sağlayan antioksidan glutatyodur. Vücudumuzda glutatyon depolarının yüksek tutulmasını sülfür, C vitamini gibi içerikli gıdalar ile sağlayabiliriz. Bunu yeterli ve dengeli beslenmemizde almamız mümkündür.”

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Yağda eriyen vitaminlerin aşırı alımı karaciğeri yoruyor
Karaciğerin hayatının devamı için gerekli olan, vücudun en temel organı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, ağız yolu ile alınan her türlü yiyecek, içecek ve ilaçların karaciğerde metabolize olduğunu kaydetti.
“Yağda eriyen vitaminler karaciğerde metabolizme edildikten sonra depolandıklarından dolayı aşırı alımı karaciğeri yorar ve hasara neden olabilir. Özellikle A vitamini ve suda eriyen bir vitamin olan niasin yüksek dozlarda alındığında karaciğerde aşırı miktarda depolanarak toksiditeye yol açabilir.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Aytaç Atamer, kimi bitkisel takviyelerin de karaciğer hasarına sebep olabileceğini anlattı.
Cinsel fonksiyon artırıcı gibi takviyeler daha fazla zarar verebiliyor
Prof. Dr. Aytaç Atamer, ayrıca zararsız olan bir bitki gıda takviyesinin kullanılan ilaçlar ile etkileşime girerek karaciğere zarar verebileceğini de belirterek, şunları kaydetti:
“Bitkisel gıda ve ilaç takviyelerinin binde bir ile on binde bir karaciğere hasar verme riski vardır. Cinsel fonksiyonu artırıcı takviyeler, vücut geliştirme ve diyet ürünleri, kedi otu, yüksek otu, öksürük otu, karaciğer için toksik olabilir. İçerisinde çok sayıca vitamin ve detoks, destek ürünleri içeren çoklu yani 5 ile 20 madde içeren ürünler potansiyel olarak daha fazla zarar verebilir.”
Bitkisel ürünler yeteri kadar kontrolden geçmiyor
Prof. Dr. Aytaç Atamer, kullanılan gıda takviyeleri ve bitkisel ürünlerin yeteri kadar kontrolden geçmediğini dile getirerek, “Bazıları ağır metaller ve katkı maddeleri içeriyorlar. İçeriğini bilmediğimiz veya gereksiz olarak kullandığımız gıda takviyeleri size yarardan çok zarar verebilir.” dedi.
Kullanılan gıda takviyelerinin kişilerin karaciğerine olan etkisinin; kullanılan gıda takviyeleri ve alınma süresi ile yaşa, karaciğerin durumuna, kapasitesine, hastalıklarına ve/veya genetik yatkınlığına alınan takviyelerin içeriğine göre değişebildiğini anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:
“Alınan çoklu ilaçlar, diyabet gibi metabolik hastalıkların yan etkilerini artırır. Gıda takviyeleri ilaç statüsünde olmadığı için Sağlık Bakanlığı’nın denetimine tabi değildir, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlıdır. Bu nedenle gıda takviyelerinin etkisini araştırmak için bilimsel araştırmalar daha çok toksik etkimeye maruz kalan hastalar üzerinde hekimler tarafından yapılıyor. Kullanılan gıda takviyelerinin yan etkisi konusunda yeterli bilimsel çalışma da yoktur. Bu konuda sıkı denetim ve bilinçli olmak gerekmektedir.”

Dikkat! Akciğer embolisi riski taşıyor olabilirsiniz…

Dikkat! Akciğer embolisi riski taşıyor olabilirsiniz…

Genelikle kan pıhtısı nedeniyle bir veya daha fazla sayıda akciğer damarının tıkanması akciğer embolisi olarak tanımlanıyor. Akciğer embolisinin oluşmasında 3 ana sebep olduğunu ancak sıklıkla damarların kan pıhtısıyla tıkanması sonucu oluştuğunu belirten uzmanlar, hayati tehlikesinin oldukça fazla olduğunu ifade ediyor. Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer; sürekli ayakta çalışan meslek gruplarında, doğum kontrol hapı kullananlarda ve 4 saatten uzun yolculuklarda hareketsiz kalanlarda emboli oluşma riskinin yüksek olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Aytaç Atamer ayrıca kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarında, sigara kullanan ve aşırı kilolu bireylerde akciğer embolisi riskinin fazla olduğuna dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, son dönemde sıkça gündeme gelen akciğer embolisinin oluşumuna yol açan sebepleri ve yüksek risk taşıyan yaşam şekilleri hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Pause Dergi

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Kan damarlarının tıkanmasıyla oluşuyor

Akciğer embolisini genelikle kan pıhtısı nedeniyle bir veya daha fazla sayıda akciğer damarının tıkanması olarak tanımlayan Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Akciğer embolisinin hayati tehlikesi oldukça fazla olan bir hastalık olduğunu söyleyebiliriz. Kalbin sağ tarafından çıkarak akciğerlere giden pulmoner arterler denilen kan damarlarının kan pıhtıları, hava ya da yağ ile tıkanması sonucu ortaya çıkan ani ve acil bir tablodur. Sıklıkla damarların kan pıhtısıyla  tıkanması sonucu oluşuyor” dedi.

Sürekli ayakta çalışanlar risk altında

Akciger embolisinin oluşmasında 3 ana sebep olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Sebeplerin ilki damarların iç yüzünü döşeyen ve endotel olarak adlandırılan bölümünde bir hasar meydan gelmesi, ikincisi damarlardaki kan akışında bir durgunluk olması, üçüncüsü ise kanın pıhtılaşma eğiliminin artmasıdır. Sürekli olarak ayakta çalışan meslek gruplarında  varisler  oluşmakta ve pıhtı atma riski yükseliyor. Dogum kontrol hapı gibi bazı ilaçlar da kanın pıhtılaşma egilimini artırıyor. Uzun süreler boyunca hareket etmeyen veya edemeyen yatağa bağımlı kişilerde, 4 saati aşan uzun süreli yolculuklarda hareketsiz kalmak pıhtı oluşumunu ve emboli riskini artırıyor” uyarısında bulundu.

Sigara ve aşırı kilo riski artırıyor

Karın bölgesi ameliyatlarında, bacakları ilgilendiren operasyonlarda, yağ aldırma ameliyatlarında, genel anestezi uygulanan ve uzun süren bazı operasyonlardan sonra emboli atağının oluşabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kanser hastalarında, kemoterapi tedavisi gören hastalarda, genetik olarak kandaki pıhtılaşmayı artıran hastalıklarda, sigara kullanan ve aşırı kilolu kişilerde emboli riskinin fazla olduğunu belirtmekte fayda var. Ayrıca derin dalışlar sonrası hızla yüzeye çıkışlarda da emboli oluşabiliyor” ifadelerini kullandı.

Hafif, orta veya ağır şekilde yaşanıyor

Akciger damarı ani şekilde tıkandığında oradaki kan alışverişi ve oksijen alımı bozulduğunu belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunun sonucunda hastada ani meydana gelen nefes darlığı, çarpıntı, göğüs duvarında batıcı bir ağrı, öksürük ve bazen de kanlı balgam görülebiliyor. Akciğer embolisinin hafif, orta ve ağır formları bulunuyor. Tedavisi, kan pıhtısının ilaç ile çözülmesi, bir kateter ile parçalanması veya cerrahi olarak çıkarılması şeklinde oluyor. Hangi tedavinin uygulanacağına hastanın risk faktörlerini değerlendirerek hekimler karar veriyor” diye konuştu.