Yazılar

Tempolu yürüyüş diyabeti önleyebiliyor!

Tempolu yürüyüş diyabeti önleyebiliyor!
Son yıllarda modern yaşamla beraber fiziksel aktivitenin azalması ve sağlıksız beslenme nedeniyle tüm dünyada hızla yaygınlaşan tip 2 diyabet önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Dünya Diyabet Federasyonu’nun verilerine göre; dünyada 537 milyon, ülkemizde de 9 milyon diyabet hastası bulunuyor. Sinsi ilerlemesi nedeniyle tanı henüz konulmadığı için ülkemizde bu kişilerden 3,7 milyonu diyabet hastası olduğunu bilmiyor. Bu hastaların tespit edilerek tedavilerine erkenden başlanması ise büyük öneme sahip. Zira, tip 2 diyabet başta; kalp-damar, göz, böbrekler ile sinirler olmak üzere, tüm organ ve sistemleri tahrip ederek hayat kalitesini olumsuz etkilerken, süresini de kısaltabilen ciddi bir sağlık sorunu. Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, aslında tip 2 diyabetin önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, “Risk altındaki kişilerin erken tespit edilerek sağlıklı yaşam koşullarının sağlanması sayesinde diyabetin önlenmesi veya geciktirilmesi, günümüz tıbbının en önemli hedeflerinden biri haline gelmiştir. İnsülin direnci ve prediyabet, yani gizli şeker tespit edilen kişilerde sağlıklı beslenme ile egzersiz ve ihtiyaç halinde ilaç tedavisiyle diyabetin gelişmesini önlemek veya geciktirmek mümkündür” diyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter, tip 2 diyabeti önlemek için almanız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Rüştü Serter

Prof. Dr. Rüştü Serter

Besinlerin içeriğine dikkat edin!
Sağlıklı beslenmede günlük alınan toplam kalori ve gıdanın içeriği önem taşıyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, yağ ve kalori içeriği yüksek olan sağlıksız gıdaların tüketiminden mutlaka kaçınmanız gerektiğine işaret ederek, “Hazır gıdaların büyük kısmında yağ ile kalori içeriği yüksektir. Bu nedenle hazır gıdaları tüketmeden önce paket üzerinde belirtilmiş olan kalori içeriği mutlaka incelenmeli. Öte yandan, içeriği sağlıklı olan gıdaları aşırı miktarda tüketmek de vücutta yağ birikimine neden olabiliyor. Fazladan alınan kaloriler vücutta yağ olarak birikerek diyabet riskini artırıyor” diyor.
Hareket edin, hem de bolca
Diyabeti önlemenizde hareketli bir yaşam sürmeniz büyük bir öneme sahip. Yapılan araştırmalara göre; günde bin 500 adımdan daha az yürüyen ve sağlıksız beslenen kişilerde tip 2 diyabet yüzde 60 oranında daha fazla görülüyor. Hareketli bir yaşam için online işlemler yapmak yerine bankaya veya markete yürüyerek gidebilir, asansör yerine merdiven kullanabilirsiniz.
Haftada en az 2-3 gün tempolu yürüyün!
Egzersiz, kas – iskelet ve dolaşım sistemine faydalı olduğu gibi fazla yağın yakılarak vücut yağ oranının istenilen düzeylerde kalmasını sağlıyor. Egzersizle yağ yakımı 20 dakikadan sonra başlıyor. Fiziksel aktiviteden ayrı olarak haftada en az 3-4 gün 30-45 dakika orta şiddette egzersiz (tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet, yüzme, aerobik gibi) yapmayı alışkanlık edinin. Yapılan araştırmalarda; haftada 150-300 dakika orta tempolu yürüyüş (5-6 km/saat hız ile) veya haftada 75-150 dakika yüksek tempolu yürüyüşle (6 km/saatten hızlı) diyabet gelişme riskinin yüzde 40 azaldığı tespit edilmiş.
Bel çevrenizi mutlaka ölçün!
Bel çevresi ölçümü, metabolik yönden risk oluşturan karın bölgesindeki yağları yansıtıyor. Bel çevresinin kadınlarda 80 santimetre, erkeklerde 94 santimetre üzerinde olması diyabet ile diğer metabolik bozukluklar için risk oluşturuyor. Bel çevresi 102 santimetre üzerindeki erkekler ve 88 santimetre üzerindeki kadınlar ise yüksek risk grubundalar. Eğer bel çevreniz ideal ölçülerden fazlaysa, sağlıklı bir diyet ve egzersiz programıyla kilo vermeniz yaşamsal önem taşıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Risk grubundaysanız, dikkat!
Diyabeti engellemek için risk altındaki kişilerin erken tespit edilmeleri ve gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, hiçbir yakınmanız olmasa dahi risk grubundaysanız 2-3 yıl aralıklarla diyabet için mutlaka hekim kontrolünden geçmeniz gerektiğine dikkat çekiyor. Prof. Dr. Rüştü Serter, diyabetin risk faktörlerini şöyle sıralıyor: “40 yaş üzerinde olmak, obezite, düşük fiziksel aktivite, yükselmiş açlık şekeri veya yükselmiş tokluk şekeri, gebelik diyabeti geçirmiş olmak, dört kilo üzerinde bebek doğurmuş olmak, birinci derecede akrabalarda diyabet hikayesi, sağlıksız beslenmek, hipertansiyon ve yüksek kolesterol diyabete zemin hazırlayan faktörlerdir.”
Sigarayı ve alkolü bırakın
Yapılan çalışmalarda; sigara içen kişilerde içmeyenlere göre yüzde 30-40 oranında daha fazla diyabet tespit edilmiş. Alkol de yüksek kalori içerdiği için fazla tüketildiğinde vücutta yağ birikmesine neden olarak obezitenin, dolayısıyla diyabetin gelişme riskini artırıyor.

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Ülkemizde her 7 kişiden 1’i diyabet hastası!

Günümüzde hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve obezite derken görülme sıklığı hızla artan diyabet, vücudumuzdaki şekeri kontrol etmeyi sağlayan insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği nedeniyle ortaya çıkıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara, kan şekeri yüksekliği ile seyreden bu önemli hastalığın kronik ve ilerleyici olduğunu, yanlış alışkanlıklar nedeniyle son yıllarda gençlerde de karşılaşıldığını belirterek “Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), dünya genelinde 382 milyon yetişkinin diyabet hastası olduğunu öngörmektedir ve 2035 yılına kadar bu sayının 592 milyona ulaşması beklenmektedir” diyor. Doç. Dr. Müjdat Kara 14 Kasım Dünya Diyabet Günü kapsamında yaptığı açıklamada diyabet hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara

Doç. Dr. Müjdat Kara

  • Ciddi sonuçlara yol açabiliyor!

Diyabet, tip 1 ve tip 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor. Tip 1 diyabet vücudumuzda bağışıklık hücrelerinin pankreas hücrelerine saldırması sonucu ortaya çıkarken, insülin eksikliği ve yükselmiş kan şekeri ile kendini belli ediyor. Tip 1 diyabetin hızla ilerlediğini ve acilen insülin tedavisine başlanılmazsa ciddi sonuçlara yol açabildiğini belirten Doç. Dr. Müjdat Kara, tüm diyabet vakalarının yüzde 5-10’unu tip 1 diyabetin oluşturduğunu söylüyor.

  • Tip 2 diyabeti önlemek mümkün!

Tip 2 diyabette vücudun ürettiği insülin salgısı yetersiz olup, bunun yanında insülin direnci bulunuyor. Vücudun kendi yapısından kaynaklanan Tip 1 diyabetin aksine Tip 2 diyabetin yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile kontrol edilip önlenebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Tüm diyabet vakalarının yüzde 90-95’ini tip 2 diyabet oluşturuyor. Tip 1 diyabet hastalarında olduğu şekilde düzenli insülin ilacı kullanımı gereksinimi olmadan, sağlıklı ve düzenli bir yaşam tarzı ile Tip 2 diyabetin kolaylıkla önüne geçilip, kişinin normal ve sağlıklı bir yaşam sürmesi sağlanabilmektedir” diyor.

  • Bu belirtilere dikkat!

Kronik ve ilerleyici bir hastalık olan diyabet bazı belirtilerle kendini göstermesine rağmen toplumsal farkındalığın az olması nedeniyle hekime başvurmada gecikiliyor. Doç. Dr. Müjdat Kara belirtileri şöyle sıralıyor: “Eğer ağzınızda sürekli bir kuruluk hissi varsa, çok sık susuyorsanız, gün içerisinde çok fazla idrara çıkma ihtiyacı duyuyorsanız diyabet hastası olabilirsiniz. Bunlara halsizlik, yorgunluk, ayaklarda karıncalanma, bulanık görme, hızlı ve istemsiz kilo değişimleri, ağızdan aseton benzeri koku gelmesi gibi diğer bulgular eşlik edebilir. Bu belirtiler varsa en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.”

  • Tip 2 diyabetten korunmanın yolları

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Müjdat Kara Tip 2 diyabete karşı etkili önlemler hakkında şu bilgileri veriyor: “Tip 2 diyabeti yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse ağızdan hap kullanımı ile yüzde 80 oranında önlemek mümkün olabilir. Diyabetten korunmanın en etkili ve kolay yolu sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemektir. Düzenli ve dengeli beslenmek, egzersiz yapmak, her gün en az yarım saat yürüyüş yapmak, Akdeniz diyeti gibi hafif ve sağlıklı gıdalardan oluşan bir beslenme düzeni izlemek, çok yağlı ve şekerli gıdaları tüketmekten kaçınmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, iyi bir uyku düzenine sahip olmak sizi diyabetten koruyabilir.”

  • Diyabet riskini artıran etkenler!

Yapılan bilimsel çalışmalar; diyabet için bir çok risk faktörü bulunmakla birlikte obezite, sağlıksız beslenme düzeni, hareketsiz yaşam tarzı, yüksek tansiyon ve ailede diyabet hastalığı hikayesi olmasının risk faktörleri arasında başı çektiğini ortaya koyuyor. Bu tür risk faktörlerini taşıyan ya da diyabetin belirtilerini hisseden kişilerin mutlaka zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Müjdat Kara, düzenli tedavi uygulanmaması ve sağlıksız yaşam tarzına devam edilmesi durumunda hastalığın ciddi sonuçlara yol açabildiği uyarısında bulunuyor.

Pause Dergi

  • Beslenme düzeni çok önemli

Diyabet hastalığının tedavisinde en önemli etkenlerden birinin sağlıklı beslenme olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Müjdat Kara “Çünkü kan şekerini oluşturan asıl kaynak tükettiğimiz besinlerdir. Sağlıklı ve dengeli beslenme açısından temel olarak Akdeniz diyeti önerilmektedir. Diyabet hastaları rafine şeker, glikoz, reçel, bal, pancar, beyaz ekmek, beyaz undan yapılan gıdalar, kek, poğaça, makarna, pirinç, bisküviler, patates, patates püresi, patates kızartması, mısır, cipsler, kraker ve mısır gevreği gıdalardan uzak durmalıdır. Buna karşın yoğurt, yeşil yapraklı sebzeler, kepek ekmeği, çavdar ve tam buğday ekmeği, şekersiz tahıl ürünleri, kuru baklagiller, greyfurt, fındık, ceviz, badem, kivi ve elma gibi besinler tüketilebilir. Tatlı isteğini aşırıya kaçmamak kaydıyla meyve tüketerek karşılamak doğru olacaktır” diyor.

  • Seyahat ederken bu önerilere dikkat!

İnsülin kullanan diyabet hastalarının seyahat edecekleri zaman yolculuk öncesi iyi bir hazırlık yapması gerekiyor. Doç. Dr. Müjdat Kara, hem Tip 1 diyabet hem de insülin kullanan Tip 2 diyabet hastalarının seyahate çıkmadan önce ve seyahat esnasında dikkat etmeleri gerekenleri şöyle anlatıyor: “Yanınızda seyahat süresince kullanmanız gereken miktarda hatta yedek ilaç almanız, kan şekeri ölçüm cihazı ve temel ilk yardım malzemelerini yanınızda bulundurmanız, ihtiyaç durumunda irtibata geçilecek kişilerin ve takibinizi yapan doktorun iletişim bilgilerini üzerinizde taşımanız, diyabetli olduğunuzu belirten kimlik kartı/bileklik benzeri belirteçler bulundurmanız, havaalanı gibi yerlerdeki kontrol noktalarında insülin iğnesi taşımanız gerektiğini beyan eden ve doktor tarafından onaylı bir belge bulundurmanız rahat ve sağlıklı bir seyahat geçirmeniz için büyük önem taşımaktadır.”

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Sağlıklı kalmanın püf noktaları

Kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için kişinin bedenine iyi bakması gerekiyor. Sağlıklı beslenmek, hareketli bir hayat tarzı, egzersiz ve spor yapmak, stres yönetimi, yeterli su tüketimi, düzenli ve kaliteli uyku zincirleme bir şekilde birbirine bağlı olarak sağlıklı kalmayı sağlıyor. Güçlü bir bağışıklık sistemi, ideal kiloyu korumak, yeterli kas kütlesine sahip olmak ve dengeli hormon aktiviteleri, zinde kalmak ve sağlıklı yaşlanmak için gerekli öğeler arasında yer alıyor. Memorial Wellness Endokrinoloji ve Metabolizma Bölümü’nden  Doç. Dr. Gökhan Özışık, sağlıklı bir yaşam için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Pause Dergi

Doç. Dr. Gökhan ÖzışıkDengeli bir bağırsak florası eşittir güçlü bağışıklık

Yaşam süresi ve kalitesi birçok etkene bağlı olarak değişebilmektedir. Çevresel faktörler, genetik miras, kişinin bedenine ne kadar iyi baktığı, iklim şartları, beslenme alışkanlıkları hepsi bu etkenlerin içinde yer alır. Bütün bu etkenler bağışıklık sistemini yakından etkiler. Bağışıklık sistemi kişiyi hastalıklardan korur ve sağlıklı kalmasını sağlar. Bağışıklık hücrelerinin büyük bir kısmı bağırsaklarda bulunmaktadır. Bağırsaklarda yaşayan mikroorganizmalar ise bağırsak florasını oluşturmaktadır. Bağırsak florasının sağlıklı olması bağışıklığın da güçlü olmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir bağırsak florasında yararlı yani probiyotik bakteriler çoğunluktadır, belli oranda da zararlı bakteriler ve mayalar bulunur. Bağırsak florasını olumsuz etkileyen faktörlerin başında sağlıksız beslenme gelmektedir. Stres, hareketsiz yaşam, egzersiz yapmamak ya da aşırı egzersiz yapmak, hava kirliliği, yetersiz uyku ve az su tüketimi bağırsak florasını bozan etmenler arasında yer almaktadır. Bilinçsiz ilaç kullanımları özellikle antibiyotikler de bağırsak florasının dengesini bozmaktadır. Bozulan bağırsak florasında yararlı bakteriler azalarak zararlı bakteriler ve mayalar çoğalmaktadır. Bu da kişiyi hastalıklara açık hale getirmektedir. Uzun süreli flora dengesizlikleri kronik hastalıklara neden olabilmektedir.

Sindirim iyi yapılmazsa metabolizma düzgün çalışamıyor

Yağ seviyelerini kontrol altında tutabilmek için ideal kiloda olmak ve sağlıklı beslenmek önemlidir. Vücut sistemlerinin düzgün bir şekilde çalışabilmesi için vitamin, mineral, antioksidan ve aminoasitler gereklidir. Yanlış beslenme, yiyecekleri hızlı yeme ve iyi çiğnememe sonucu midenin yükü artarak sindirim problemlerini beraberinde getirebilmektedir. Sindirim ağızdan başlayan bir süreçtir ve besinlerin iyice çiğnenerek yutulması gerekir. İyi çiğnenmeyen besinler midenin ön sindirimini de olumsuz etkilemektedir. Eğer sindirim iyi olmazsa sindirilen ve metabolizmanın düzgün çalışabilmesi için gerekli olan bu mikro besinlerin emilimi düzgün yapılamaz. Kişi çok sağlıklı beslense bile düzgün emilim yapılamazsa bu maddelerin eksikliğinde dokular alarm vermeye başlar. Gıda intolerası bir gıdanın içindeki herhangi bir maddeyi vücudun tolere edememesidir. En sık görülen gıda intoleransı laktoz intoleransıdır. Laktoz ve gluten intoleransları da kişinin sindirim problemleri yaşamasına neden olabilir.

Fazla şeker ve işlenmiş gıda tüketimi insülin direncine neden oluyor

Vücuda çok fazla işlenmiş gıda ve şeker girdiğinde vücut tepki olarak insülin ve leptin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonlar artmış şeker yüküne karşı şeker hastası olmamayı ve kilo almamayı sağlamaktadır. İşlenmiş gıdalar ve şekere sürekli maruz kalmak belli bir limit aşıldıktan sonra insülin ve leptin direncine neden olan metabolik bir sorun haline dönüşmektedir. Endokrin sistemdeki bu bozulma beyin de dahil olmak üzere bütün vücut sistemlerini olumsuz etkilemektedir. Sağlıksız ve yanlış beslenme sonucu metabolizmanın sürekliliğini sağlayan hormonlar vücut için sakıncalı hale gelebilmektedir. Erken yaşlanma, unutkanlık, depresyon, kronik hastalıklar bu olumsuz etkiler arasında yer almaktadır.

Hormonlar bütün sistemlerin doğru çalışmasını sağlıyor

Hormonların dengesizliği beyni de etkilemektedir. Sempatik ve parasempatik sinir sistemler insan beyninde bir otomatik pilot gibi çalışmaktadır. Bu 2 sistem hormonların kontrolündedir. Sempatik sistem bir gaz, parasempatik sistem ise bir fren ve yavaşlama sistemine benzetilebilir ve bir denge içinde olmaları gerekmektedir. Eğer sempatik sistem çok fazla kullanılırsa yani adrenalin, kortizon ve büyüme hormonları gibi hormonlar çok fazla kullanılırsa parasempatik sistem tarafından kullanılan seratonin, GABA (gama aminobütirik asit), endorfin gibi vücuda sakinlik, dinginlik, mutluluk veren hormonlar daha düşük kalmaktadır. Sonuçta kişi hep gergin, asabi, çabuk patlayan, öfke kontrolünde güçlük çeken, uykuya dalmakta zorlanan, sağlıklı düşünemeyen bir insan haline gelebilmektedir.

Yanlış beslenmek ve uykusuz kalmak strese neden oluyor

Hormonların dengeli salgılanması kişinin hayatını da daha sağlıklı ve kaliteli bir şekilde geçirmesini sağlamaktadır. Gıda intoleransları, yanlış beslenme, enfeksiyonlar, uykusuzluk vücudu strese sokan her şey böbrek üstü bezlerinden stres hormonlarının salgılanmasına neden olmaktadır. Adrenalin ve kortizol stres hormonları olarak da adlandırılmaktadır. Strese ne kadar süre maruz kalınırsa o oranda kortizol ve adrenalin hormonu salgılamaktadır. Bu hormonları da çok kullanmak daha sonrasında kronik yorgunluk sendromu ya da tükenmişlik sendromunu ortaya çıkarabilmektedir. Vücut bu noktadan sonra kalp hastalıklarına, kansere ya da nörodejenaratif hastalıklar denilen Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara kolayca yakalanabilmektedir. Böbrek üstü bezlerinden sürekli stres hormonlarını salgılanması diğer hormonların daha az salgılanmasına neden olmaktadır.

Menopoz dönemi kronik strese maruz kalan kadınlarda daha ağır geçiyor

Sürekli strese maruz kalan bir kadın özellikle menopoz dönemiyle birlikte vücutta bazı hormonlarında azalmasıyla bu dönemi zor ve ağır bir şekilde geçirebilmektedir. Menopoz döneminde artık yumurtalıkların üretemediği dişilik hormonlarını böbrek üstü bezleri üretmektedir. Maruz kalınan uzun süreli stresler boyunca sürekli kortizol üreten böbrek üstü bezleri menopoz döneminde artık dişilik hormonu üretemezler ve bu durum menopoz öncesi ve sonrasında kadınları oldukça şiddetli etkilemektedir. Bu sebeple stresi doğru yönetmek kadınların menopoz dönemlerini daha sağlıklı ve rahat geçirmelerine olanak sağlamaktadır.

Tiroid Hastalığının belirtileri

Tiroid Hastalığının belirtileri

Hormonların ‘orkestra şefi’ olarak tanımlanan tiroid bezinin, vücutta hayati görevleri bulunuyor. Metabolik hızın ayarlanması, merkezi sinir ve üreme sisteminin düzenlenmesi, vücut fonksiyonlarının uyum içinde çalışması, beden ısısının dengelenmesini sağlayan tiroid bezinin az ya da çok çalışması, farklı hastalıklara yol açabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar, tiroid hastalıklarıyla ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar

“Tiroid hastalığı ileri yaşlarda görülür”

Yanlış! Tiroid hastalığı ileri yaşlarda daha fazla görülmekle birlikte, her yaşta ortaya çıkabilen bir hastalıktır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen tiroid hastalığı doğumdan itibaren her yaş grubunda görülebilmektedir.

“Tiroid hastalığı kilo aldırır”

Yanlış! Tiroid hormonları metabolizma hızının yanında ısı dengesi, yağ ve şeker metabolizması, yağların yakılmasını da etkiler. Tiroid fonksiyonlarında yaşanan bozukluklar vücudun enerji tüketiminde değişikliklere yol açarak kilo alma veya kilo vermelere neden olabilir. Tiroidin fazla hormon üretmesine bağlı gelişen “Hipertiroidi” durumunda hastalar çok fazla yemek yemelerine rağmen kilo alamayabilirken, tiroid hormonunun yetersiz salgılanmasından kaynaklanan “Hipotiroid” durumunda ise diyet ve egzersiz yapılmasına rağmen kilo alımı görülebilmektedir.

“Tiroid nodüllerine her zaman cerrahi tedavi uygulanır”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin çok küçük bir kısmı kanser olabileceği için bütün nodüllere cerrahi tedavi uygulanmasına gerek yoktur.

  • İğne biyopsisinde kanser veya kanser kuşkusu
  • Büyük nodüllerden oluşan guatr
  • Çoklu nodüllerden fazla hormon salgılanarak hipertiroidi (zehirli guatr) durumunun yaşanması durumunda cerrahi tedaviler gündeme gelebilmektedir.

“Tiroid nodülleri ağrı yapar”

Yanlış! Tiroid nodüllerinin büyük bir çoğunluğu ağrı ya da başka bir belirti vermeden ilerleyebilir. Çok büyük nodüller bazen dışarıdan gözle görülebilir bir yumru oluşturabilir ancak büyük bir çoğunluğu rutin muayene sırasında tesadüfen belirlenir. Tiroid nodülü çok büyükse yutma güçlüğü, boğazda gıcık hissi, nefes darlığı gibi belirtiler yaşanabilmektedir. Kistik nodüllerde kist içinde kamana yaşanırsa ani şişlik ve boynun ön tarafında ağrı yaşanabilir. Nadir görülen bu durum dışında tiroid nodülleri ağrıya yol açmamaktadır.

“Her tiroid nodüllerine biyopsi yapmak gerekir”

Yanlış! Her tiroid nodülüne biyopsi yapmak gerekmemektedir. Doktor muayenesi ve ultrason değerlendirmesinin ardından şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılması gerekmektedir. Yapılan ultrason incelemesinde;

  • Ekojenite azalması (Ultransonda dokuların ses dalgalarını özelliği)
  • Küçük kireçlenme odakları olarak tanımlanan mikrokalsifikasyon
  • Nodülün düzensiz sınırda ve çevre dokulara yayılması
  • Boyunda kuşkulu lenf bezi
  • Nodül içi akım yüksekliği olan durumlarda ince uçlu iğne ile biyopsi yapılmalıdır.

Kanser ayrımını yapabilmek için tiroid ultrasonografisi ve eşliğinde iğne biyopsisi altın standart incelemedir.

“İnce iğne aspirasyonu (nodül biyopsisi) işlemi zor ve ağrılıdır”

Yanlış! Tiroid ince iğne aspirasyonu yani tiroid nodül biyopsisi hastaların birçoğuna ürkütücü gelmektedir. Ultrason eşliğinde gerçekleştirilen ve her hangi bir ön hazırlık gerektirmeyen ince iğne aspirasyonu basit ve ağrısız bir işlemdir. Lokal anestezi kullanıldığı için hastalar çok hafif bir ağrı hissedebilmektedir. Hastalar genellikle hiçbir olumsuz etki yaşamadan işlem sonrası ev ya da işlerine geri dönebilmektedir. Çok ince bir iğnenin kullanıldığı işlemde şüpheli nodülün farklı bölgelerinden örnek toplanabilir. Hücreler daha sonra bir patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenir.

“Hamilelikte görülen tiroid kendiliğinden geçer”

Yanlış! Tiroid hastalıkları gebelerde gözlendiğinde, eğer tedavi edilmezse, anne ve bebekte ciddi sorunlar meydana getirebilmektedir. Daha önceden tiroid hastalığı olmayan kadınların hamilelikleri sırasında gebeliğe özgü hormonal değişikliklere bağlı olarak iyot ihtiyacı artabilmektedir. İyot eksikliğinin hafif olduğu durumlarda önemli bir değişiklik görülmeyebilir ancak yoğun iyot eksikliği hem anne adayını hem de anne karnındaki bebeği olumsuz etkileyebilir. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında TSH oranlarının normalin altına inmesi durumunda bunun gebelikle ilgili geçici durum olup olmadığı değerlendirilmelidir. Tiroid bezinin aşırı çalışmasına bağlı gelişen hipertiroidi durumunda gebelik sırasında aşırı yorgunluk, halsizlik, çarpıntı, terleme, sıcağa tahammülsüzlük, titreme, aşırı sinirlilik, iştahın iyi olmasına rağmen her ay alınması gereken kilonun alınamaması, ultrasonografi ile bebek gelişiminin iyi olmadığının saptanması gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Hipertiroidinin ayırıcı tanısının doğru yapılması gebeliğin seyri açısından hayati önem taşır.

“İyotlu tuz tiroid hastalığını artırabilir”

Yanlış! Vücutta üretilmeyen ve dışarıdan alınması gereken iyot, tiroid hormonunun hammaddesidir. Vücuttaki iyot yetersizliği, guatr olarak bilinen tiroid bezinin büyümesine ya da tiroid nodülü oluşmasına neden olabilmektedir. Sağlıklı kişilerde günlük iyot ihtiyacı 150 mcg iken hamilelerde bu oran 250 mcg’ye kadar çıkabilmektedir. Son yıllarda doğal tuz adı altında iyotsuz tuz tüketiminin ön plana çıkması nedeniyle gerekli iyot tüketimi sağlanamamaktadır. Özellikle çocuklarda iyot zihinsel gelişim bakımından önem arz etmektedir. Ancak tiroid bezinin normalden fazla çalışması yani Hipertiroidi gibi durumlarda geçici olarak iyot alımı azaltılabilmektedir. İyot miktarının azaltılması doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir.

İnsülin direnci nasıl kırılır

İnsülin direnci nasıl kırılır

Son yılların en popüler tıbbi terimlerinden olan insülin direnci, vücuttaki şekeri düzenleyen insülin hormonunun görevini yerine getirmekte güçlük çekmesi olarak tanımlanıyor. Ailesinde diyabet hastalığı sık görülenlerde, gebelikte kan şekeri yüksek olan kadınlarda, dört kilogramın üzerinde bebek doğuran kadınlarda, bel çevresi 80cm’nin üzerinde olan kadınlar ile 90cm’nin üzerinde olan erkeklerde insülin direnci oluşuyor. İnsülin direnci bir hastalık olmasa da diyabet, metabolik sendrom, obezite, kalp-damar hastalıkları, infertilite ve polikistik over sendromu gibi birçok hastalığa zemin hazırlayan önemli bir durum.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direncinin neredeyse hep birlikte görüldüğü obezite ve tip 2 diyabetin toplumda görülme sıklığının giderek arttığına dikkat çekerek, “Öyle ki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün 2019 yılı raporuna göre; Avrupa’da obezite görülme sıklığı sıralamasında ilk sırada yer alıyoruz. Tüm bu artış oranlarını değişen sosyoekonomik koşullarla açıklamak mümkündür. Gelişen teknoloji, giderek belirsizleşen çalışma saatleri, ev/iş yeri ayrımının ortadan kalkması sonucu daha az hareket edip daha az kalori yakıyoruz. Ayrıca güvenilir gıdaya ulaşım, hem ekonomik imkansızlıklar hem çevre kirliliği ve iklim değişiklikleri ile her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. Güvenilir gıdaya ulaşamamak demek ya basit karbonhidratlı ucuz gıdaya yönelmek ya da havamıza, suyumuza ve toprağa karışmış endokrin bozuculara daha çok maruziyet demektir” diyor.

Acıbadem International Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Bilge Ceydilek, insülin direnci oluşumunu önlemek için dikkat etmemiz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Bilge Ceydilek

Şok diyetlerden kaçının

Kısa sürede kilo vermek için şok diyetlerden uzak durun. Faydaları kanıtlanmamış ağır diyetler, popüler diyetler ve tek tip gıda içeren diyetler yerine, beslenme alışkanlıklarınıza ve günlük yaşantınıza uygun, besin çeşitliliğini içeren, sürdürülebilir ve sağlıklı beslenme programları uygulamayı alışkanlık edinin.

Dondurma ve soğuk içeceklere dikkat!

Yaz sıcaklarında serinleten içeceklerin ve dondurmaların içeriklerine dikkat edin. Tatlandırıcı şuruplar, şeker ve krema katkısı olmayanları tercih edin.

Hazır gıdalardan uzak durun

Hazır gıda, paket ürünlerinden mümkün olduğunca uzak durun. Özellikle pandemi döneminde evlerde kapalı kalınca, kısıtlamaların kalkmasıyla birlikte ev dışı beslenme çok arttı. Katkı maddeli, şeker ya da hamur içerikli, yoğun işlemden geçmiş ürünler ev dışı beslenmenin büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bunların yerine yeterli protein, yağ ve lif içeren, karbonhidrat ihtiyacının tam taneli tahıllar, meyve ve sebze gruplarından sağlandığı öğünleri tercih edin.

Haftada en az 3 gün spor şart!

Haftada en az 3 gün, tempolu olmak koşuluyla; yürüyüş, yüzme, bisiklet, koşu ve ip atlama gibi orta yoğunluklu aktiviteler yapmayı alışkanlık edinin. Egzersiz süresi günlük 30 dakikanın, bir haftalık toplamda da 150 dakikanın altında kalmamalı.

Akşam yemeklerini uzatmayın

Geç saatlere kadar yemek yemekten kaçının. Yaz mevsiminde uzayan akşam yemeklerinin sıklığına dikkat edin.  Akşam yemekten sonra masum bir atıştırmalık olacağını düşündüğümüz glisemik indeksi yüksek meyvelerin miktarına dikkat edin; meyveler kabaca bir avuç içini geçmemeli.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uykusuz kalmayın

Gece saatlerinde uyanık olmak, stres hormonlarının uyku sırasında beklenen düşüşünün görülmemesine, buna ikincil olarak glukoz ve insülin düzeylerinde artışa neden oluyor. Uyku problemlerine karşı; teknolojik ilerleme ve uzaktan çalışma nedeniyle belirsizleşen çalışma saatleri ile dinlenme saatlerinin yeniden düzenlenmesi önem taşıyor

Hekim görüşü alın!

Riskli grupta iseniz hekim görüşü almanız çok önemli. Ailenizde diyabet öyküsü fazla ise kilo fazlalığınız varsa ya da bel çevreniz kalınsa, bebeğiniz 4 kg’nin üzerinde doğmuş ise, gebelik sürecinde şeker yükleme testi sonuçları yüksek çıktıysa, adet düzensizliği, tüylenme ve aşırı sivilce problemleriniz varsa, hekime başvurmayı ihmal etmeyin.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

Yağ, kas ve karaciğer dokularında hücre içine glukoz alımını sağlayan insülin hormonu, enerji metabolizmasındaki hücre içi olayları başlatıyor. İnsüline direnç geliştiğinde hem insülinin hücresel etkisinde azalma oluyor ve glukoz hücre içine alınamıyor hem pankreas bezinden aşırı insülin salınımı oluyor. Glukoz ve insülin dengesindeki bu değişimler nedeniyle; sık acıkma, bel çevresinde yağlanma, yemek sonrası uyku hali ile bitkinlik, terleme, adet düzensizlikleri, aşırı tüylenme, sık ve yaygın sivilcelenme gibi sorunlar gelişebiliyor.