Yazılar

İyot eksikliği birçok hastalığı tetikliyor  

İyot eksikliği birçok hastalığı tetikliyor  

Vücut tarafından üretilemeyen ve besinler yoluyla dışarıdan alınan iyot, özellikle anne karnındaki bebeğin gelişiminde önemli rol oynuyor. Sadece anne karnındaki bebekler için değil, yaşamın tüm evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir ihtiyaç olan iyotun günlük alınması gereken miktarı, yaşa ve metabolizmanın ihtiyacına göre farklılık gösterebiliyor. Deniz ürünleri iyi bir iyot kaynağı olmakla birlikte; yumurta, et ve süt ürünlerinin iyottan zengin olduğu biliniyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar, “1-7 Haziran İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi” haftası öncesinde, iyot hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Başak Karbek Bayraktar

Hamilelikle iyot dengesi hayati önem taşıyor

Gebelik sırasında iyot eksikliği bebeğin gelişimi ve doğumu üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Hamilelikte ciddi iyot eksikliği ani düşüğe veya ölü doğuma yol açabileceği gibi zeka geriliğinin ciddi ve geri dönüşsüz bir tipi olan kretinizm gibi doğumsal anormalliklere de sebep olabilmektedir. Besinler yoluyla alınabilen iyot sadece gebelikte değil, yaşamın bütün evrelerinde sağlık açısından vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. İyot, tiroksin (T4) ve triiyodotironini (T3) içeren tiroid hormonlarının üretiminde anahtar bileşendir. Tiroid hormonları, vücudun enerjiyi doğru şekilde kullanmasına, gerekli ısıda kalmasına ve beynin, kalbin, kasların ve diğer organların gerektiği gibi çalışmasında önemlidir.

Saç dökülmesi ve cilt kuruluğu iyot eksikliğinden kaynaklanabilir

  • Boynun önündeki şişlik veya guatr, iyot eksikliğinin en yaygın bir belirtisidir.
  • Saç ve cilt hücrelerinin yenilenmesi konusunda anahtar rolü olan iyotun eksikliğinde saç dökülmesi ve cilt kuruluğu gibi belirtiler görülebilir.
  • Kadınlarda adet döngüsünün düzenlenmesi görevini de yürüten iyot eksikliğinde ağır ve düzensiz adet dönemleri yaşanabilmektedir.

İyot ihtiyacı herkeste farklı olabilir

Günlük alınması gereken iyot miktarı, yaşa ve ihtiyaç durumuna göre değişebilmektedir. Bununla birlikte, dünya sağlık örgütünün belirlediği rakamlar şu şekildedir;

Bebekler 90 μg/gün (0-59 ay)

Çocuklar: (6-12 yaş): 120 mikrogram/gün

Çocuklar: (>12 yaş) : 150 mikrogram/gün

Ergenler ve yetişkinler: 150 mikrogram/gün

Hamile ve emziren kadınlar: 250 mikrogram/gün

İyot için sofranızda bu besinlere yer verin

İyot, vücut tarafından üretilemeyen bir element olduğu için dışarıdan alınması gerekmektedir. İhtiyaç duyulan iyotun sağlanması için asıl kaynak iyotlu rafine tuzdur. Ancak deniz ürünleri de iyi birer iyot kaynağıdır. Çoğu deniz ürününe göre iyot içeriği daha düşük olmakla birlikte yumurta, et ve süt ürünleri de bitkisel gıdaların çoğundan daha zengindir. Ek gıdaya başlama dönemindeki bebeklerde yeterli iyot alımı sağlamak için, evde yapılan ve piyasada satılan ek mamaların /gıdaların mutlaka iyot içermesine dikkat edilmelidir.

Yaygın besinsel iyot kaynakları şu şekilde sıralanabilir;

  • İyotlu rafine sofra tuzu
  • Peynir
  • Tuzlu su balıkları
  • İnek sütü
  • Su yosunu (esmer su yosunu, kırmızı deniz otu ve nori dahil)
  • Yumurta
  • Kabuklu deniz hayvanları
  • Dondurulmuş yoğurt
  • Soya sütü
  • Soya sosu

Kaya tuzu yerine iyotlu tuzu tercih edebilirsiniz

1997-1999 yılları arasında Türkiye’de iyot eksikliği ile ilgili yapılan taramalarda ortaya çıkan tablonun ardından ülkemizde tüm sofra tuzlarının zorunlu olarak iyotlanması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu uygulama ile şehir merkezlerinde büyük oranda çözülen iyot sorununun kırsal kesimlerde devam ettiği bilinmektedir. Rafine edilmeyen, içeriği net olarak bilinmeyen veya diğer katkı maddelerinin doğal ya da yapay olarak eklendiği, kaya tuzu, gurme tuzları gibi tuzlar yerine iyotlu tuz önerilmektedir. Aksi doktor tarafından belirtilmedikçe mutlak iyotlu rafine tuz kullanılmalıdır.

Mesane sarkmasının belirtileri

Mesane sarkmasının belirtileri

Sık sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma ve kasık bölgesinde ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren mesane sarkması kadınlar arasında yaygın şekilde görülebiliyor. Özellikle normal doğum yapan kadınlarda daha sık ortaya çıkan mesane sarkması sosyal yaşamı ve kişinin psikolojisini olumsuz etkiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Mesut Polat, mesane sarkması ve tedavi yöntemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mesut Polat

Doğum mesane sarkmasını tetikleyebiliyor

İdrar torbası, doğum kanalına ve bazen de dışarı doğru fıtıklaşabilmektedir. Mesane sarkması olarak tanımlanan bu durum, öksürme, aksırma veya ağır şeyler taşırken yaşanan karın içi basınç artışında idrar torbasının ele gelmesi ile fark edilebilmektedir. Mesane sarkmasının en önemli sebebi ise normal doğumdur. Çok sayıda ve güç doğumlar mesane sarkması konusunda risk oranını artırmaktadır.

Menopoz sonrasına dikkat!

Mesane sarkması çoğunlukla menopoz sonrası ortaya çıkmaktadır. Menopoz sonrasında östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak idrar torbasının altındaki desteğin azalması mesane sarkması bakımından riskli bir durum yaratmaktadır.

  • Ailede bağ dokusu hastalıklarının bulunması
  • Irksal yatkınlık
  • Sigara tüketimi
  • Obezite
  • Geçirilmiş pelvik cerrahi
  • Uzun süreli kabızlık da mesane sarkmasını tetikleyebilmektedir.

Tuvalet alışkanlığındaki değişikliklere dikkat edin

Hafif mesane sarkmalarında herhangi bir belirti yaşanmayabilir. Orta ve ileri düzeydeki mesane sarkmalarında;

  1. Sık idrara çıkma
  2. Cinsel ilişki esnasında idrar kaçırma
  3. Sürekli idrara çıkma isteği
  4. İdrar yaparken zorlanma
  5. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu
  6. Alt kasık bölgesinde ağrı yaşanabilmektedir.

Belirtiler ortaya çıktığında bu konuda deneyimli olan bir Kadın Hastalıkları ve Doğum doktoruna başvurulmalıdır.

Mesane sarkmasının tipine göre tedavi şekillendiriliyor

Mesane sarkması tedavisi; hastanın yaşına, sarkıklığın evresine, hamilelik istenip istenmesine ve beraberinde idrar kaçırma olup olmadığına göre değişkenlik göstermektedir. Genel olarak mesane sarkmasında cerrahi tedavi temel yaklaşımdır. Mesane sarkması, pubeservikal fasla denilen mesaneyi alttan destekleyen yapıda meydana gelen yırtılma veya fasyanın pelvis yan duvarına yapıştığı yerden ayrılması nedeniyle oluşmaktadır. Tedavide mevcut hasar yeri bulunarak tamir edilmektedir.  Uygulanan düzeltme ameliyatları; cinsel ilişkide yaşanan sorunları, vajina genişlemisiyle ilgili problemleri, sarkıklığa bağlı oluşan baskı ve kasık ağrısı şikayetlerini azaltmaktadır. Bazı tip mesane sarkmalarının ameliyatı laparoskopik olarak da gerçekleştirilebilmektedir. Ameliyatlar yaklaşık olarak 25-45 dakika arasında sürmektedir. Mesane sarkmasına öksürme, aksırmayla birlikte idrar kaçırma da eşlik ediyorsa sarkma ve idrar kaçırma ameliyatı birlikte yapılabilmektedir.

Ameliyatların başarısına artırmak ve mesane sarkmasının tekrarlamaması için; ameliyattan sonra ağır kaldırmamak gerekmektedir. Ayrıca kilo kontrolünün sağlanması ve kabızlığa neden olacak yiyeceklerden uzak durulması da tedavi başarısını artırmaktadır.

Gizemli hepatit!

Gizemli hepatit!

Dünyayı etkisi altına alan Covid- 19 pandemisinden sonra farklı ülkelerde çocuklarda ortaya çıkan, gizemli hepatit olarak bilinen, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı endişeye yol açıyor. Şu ana kadar 169 çocukta görülen etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının tam olarak nedeni belirlenemiyor. Ancak yapılan incelemelerde hastaların 20’sinde Covid-19, 74’ünde de ise adenovirüs tespit edildiği bildiriliyor. Özellikle ishal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra ellerin sabun ve suyla yıkanması, solunum yolu hijyenine dikkat edilmesi ve hasta kişilerle temastan kaçınılması alınacak önlemlerin başında geliyor.

Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Soysal, etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Ahmet Soysal

İlk olarak İskoçya’da ortaya çıktı

Nisan ayının başında ilk olarak İskoçya’da 13 çocukta, ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetiyle ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığı kısa sürede endişeye yol açan boyutlara ulaştı. Dünya Sağlık Örgütü 23 Nisan tarihinde yayınladığı raporunda, dünyada 169 tane etkeni bilinmeyen çocuklarda hepatit olgusu olduğunu açıkladı. İngiltere-Kuzey İrlanda, İspanya, İsrail, ABD, Danimarka, İrlanda,  Hollanda, İtalya, Norveç, Fransa, Romanya ve Belçika’da belirlenen nedeni belirlenemeyen hepatit hastası çocukların yaklaşık 17 tanesinde karaciğer nakli gerçekleştirildi. Bu, yaklaşık olarak yüzde 10’luk bir orana denk gelmektedir ve akut hepatit vakaları için yüksek kabul edilebilecek bir orandır.

Adenovirüs şüphesi

Karaciğer enzimlerinin çok yüksek olmasıyla karakterize olan hepatit hastalığında çocuklarda sarılık gözlemlenmektedir. Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D veya Hepatit E gibi sık bilinen hepatit virüslerinin 169 hasta çocukta tespit edilmemiş olması da altı çizilmesi gereken bir durumdur. Çocuklarda ortaya çıkan etkeni bilinmeyen hepatit hastalığının yaklaşık yüzde 10’u ağır seyretmektedir. Yapılan çalışmalarda 169 çocuk hastanın 74’ünde adenovirüs, 20’sinde ise Covid- 19 tespit edilmiştir. Adenovirüs belirlenen çocukların 18’inde de adenovirüs -41 denilen alt tipi belirlenmiştir. Rapor edilen hasta çocukların hiçbirisinin Covid -19 aşısı olmaması da ortaya çıkan hepatit hastalığının aşı ile bağlantısının olmadığını ortaya koymaktadır. Hasta çocuklarda adenovirüs oranının fazla olması, şüpheyi bu yönde artırmaktadır. Ancak daha önce sağlıklı çocuklarda ortaya çıkan adenovirüs genellikle kendi kendine geçen bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Adenovirüslerin bilinen 80 alt tipi mevcuttur. Adenovirüs 41 tipi sıklıkla çocuklarda ishal ve kusmaya neden olan bir virüs olup, aynı zamanda üst solunum yolu enfeksiyonu bulgularına da neden olabilmektedir. Sağlıklı çocuklarda selim seyirli olan bu virüs bugüne kadar sağlıklı ve kronik hastalığı olmayan çocuklarda karaciğer nakline kadar gidecek olan bir hepatit tablosuna yol açmamıştır. Şu ana kadar 1 ay ile 16 yaş arasındaki çocuklar arasında görülen nedeni belirlenemeyen hepatitte çocukların hiçbirisinin seyahat öyküsünün olmaması da dikkat çekilen noktalar arasındadır.

Bu belirtilere dikkat edin

Nedeni belirlenemeyen hepatit hastalığı daha çok ateş olmadan kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle ortaya çıkmaktadır. Şu ana kadar salgın olarak değerlendirilmeyen bu hepatit hastalığında adenovirüs oranındaki artışa dikkat çekilmektedir. 80’den fazla virüsten oluşan adenovirüsler tüm sistemleri tutabilmektedir. Adenovirüs, hastalarda farklı şikayetlere neden olabilmektedir. Bazı hastalarda konjonktivit ( kırmızı göz hastalığı), bazı hastalarda ateş ve orta kulak iltihabı şeklinde kendini belli eden adenovirüsler; zatürre, üst solunum yolu enfeksiyonu, ishal, karın ağrısı, hemorajik sistit, menenjit gibi ağır tablolara neden olabilmektedir.

Hijyeni ihmal etmeyin

Nedeninin tam olarak bilinmemesinden dolayı her geçen gün endişeye sebep olan gizemli hepatit hastalığında hijyen kurallarına dikkat edilmesi alınacak önlemlerin başında yer almaktadır. Özellikle el hijyeni (ellerin su ve sabun ile yıkanması), hasta olan kişinin temas ettiği yüzeylerin temizliği ve solunum yolu hijyeni (hapşırma ve öksürme anında ağız ve burunun mendil ile kapatılması, odaların sık sık havalandırılması) ihmal edilmemelidir. İshal olan çocukların altının değiştirilmesinden sonra su ve sabunla ellerin iyi bir şekilde yıkanması önemlidir. Hasta insanlarla yakın temastan kaçınılması gerekmektedir. Anne babaların özellikle dikkat etmesi gereken konuların başında, çocukların dışkı ve idrar rengindeki değişiklik, gözlerde ve ciltte ortaya çıkan sarılık gelmektedir. Bu belirtilerin ortaya çıkması durumunda karaciğer fonksiyonlarına detaylı şekilde bakılması ve hepatit testi yapılması gerekmektedir.

Kanser riskini göz ardı etmeyin

Kanser riskini göz ardı etmeyin

Çağın hastalığı olarak tanımlanan kanser her geçen gün yaygınlaşıyor. Bununla birlikte her hangi bir belirti ortaya çıkmadan önce hastalığın erken dönemde yakalanması ve tedavi başarısının artmasına olanak sağlayan kanser taramaları hayati önem taşıyor. Yapılan muayene ve tetkikler sonunda kanser riski belirlenen hastalarda tanı için daha detaylı işlemler yapılabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Halil Öztürk, kanser taramasının önemi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Halil Öztürk

Erken tanı tedavi şansını artırıyor

Her hastalıkta olduğu gibi kanser tedavisinde de erken tanı büyük önem taşımaktadır. Herhangi bir belirti oluşmadan hastalığın teşhis edilmesini amaçlayan kanser taramalarını özellikle riskli gruptaki kişilerin ihmal etmemesi gerekmektedir.

Kanser taramalarını 4 ana başlık altında değerlendirmek mümkündür.

1-Kanser taraması nasıl yapılır?

  • Fizik muayene
  • Laboratuvar testleri
  • Görüntüleme yöntemleri
  • Genetik testler

2-Kimler kanser taraması için daha uygundur?

  • Ailesinde ve kendi geçmişinde kanser öyküsü olanlar
  • Kanser ile ilişkili olabilecek bazı genetik bozukluklara sahip olanlar
  • Kanser oluşumuna sebep olabilecek tütün kullanımı veya kimyasal maddelere maruz kalanlar
  • İleri yaştakiler

3-Hangi kanserler için düzenli tarama önerilir?

  • Meme Kanseri: Mamografi ile yapılan taramaların özellikle 40-70 yaş arasındaki kadınlarda meme kanserine bağlı ölümlerin belirgin olarak azalttığı gösterilmiştir. Taramalarda 25-39 yaş arasında yıllık meme muayenesi ve 40 yaş üstünde ise meme muayenesi ile birlikte mamografi yapılması önerilir.
  • Servikal (rahim ağzı ) kanser: HPV (human papillomavirus) testi ve PAP smear tek başına veya birlikte yapılması önerilen testlerdir. 21-29 yaş arasındakilerin üç yılda bir PAP smear testi yaptırması, 30-64 yaş arasındakilerin her yıl PAP smear testi ve 5 yılda bir HPV testi önerilir. 65 yaş üstünde son on yıldaki testlerde anormal bulgu yoksa taramaya gerek olmadığı düşünülmektedir.
  • Kolorektal (kalın barsak) kanserler: Dışkı testleri (dışkıda gizli kan ve dışkı DNA testi) ve kolonoskopi bağırsak kanserlerini tarama ve erken tanısında kullanılan testlerdir. 45 yaşından itibaren her yıl dışkıda gizli kan ve 10 yılda bir kolonoskopi yapılması önerilir.
  • Prostat kanseri: 45 yaşından itibaren muayene ile birlikte PSA (Prostat spesifik antijen ) taraması yapılır. Ancak ailesinde prostat kanseri bulunanlarda daha erken yaşlarda taramaya başlamak daha uygun olacaktır.

4 -Risk faktörlerinin veya belirtilerin olması durumunda yapılması önerilen kanser taramaları nelerdir?

  • Endometrium (rahim) kanseri: Yıllık transvajinal ultrasonografi ve endometrial biyopsi önerilir.
  • Karaciğer kanseri: Kronik viral hepatitlerde, otoimmün hepatit, karaciğer sirozu durumunda veya doğuştan gelen bir karaciğer hastalığınız varsa yılda bir karaciğer ultrasonografisinin yapılması ve AFP ( Alfa feto protein) ölçümü uygun olacaktır.
  • Over (yumurtalık ) kanseri: Yakın akrabalarınızda over kanseri varsa, BRCA1 veya BRCA2 genetik mutasyonlarına sahipseniz, yılda bir transvajinal ultrasonografi ve CA 125 ölçümü önerilmektedir.
  • Akciğer kanseri: Sigara içenlerde (1 paket 20 yıl veya 2 paket 10 yıl) sigara içimi varsa ya da son 15 yıl içinde sigara bırakılmışsa 50-80 yaş arasında, tarama için düşük doz bilgisayarlı akciğer tomografisinin çekilmesi gerekmektedir.

Mide bulantısının nedenleri

Mide bulantısının nedenleri

Toplumda herkesin yaşayabileceği en yaygın şikayetlerden biri olan mide bulantısı, yemeği fazla kaçırmak, araç tutmaları, hoş olmayan koku ve görüntülere karşı tepki ya da üşütmek gibi daha masum nedenlerden kaynaklanabildiği gibi, ciddi hastalıkların habercisi de olabiliyor. Mide bulantısı; ülser, mide bağırsak enfeksiyonları, ani başlayan gastrit, bağırsak tıkanıklığı, apandisit gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları başta olmak üzere stres, gebelik, vertigo, migren, tansiyon sorunları hatta beyin tümörü gibi tablolara da işaret edebiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Şule Namlı Koç, mide bulantısının nedenleri hakkında bilgi verdi.

Mide bulantısı bir hastalık değil, vücutta farklı nedenlerden kaynaklanan mekanizmaların tetiklemesi sonucu ortaya çıkan bir tepki ya da farklı hastalıkların belirtisidir. Mide bulantısına yol açabilecek ve dikkat gerektiren çeşitli hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:

Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Şule Namlı Koç

Dr. Şule Namlı Koç

  • Gıda zehirlenmesi

Gıda zehirlenmelerinde ortaya çıkan ilk belirtilerden biri mide bulantısıdır. Gıda zehirlenmelerinde mide bulantısı şikayetine; kusma, ishal, ateş, karın ağrısı ve kramplar gibi şikayetler de eklenebilmektedir.

  • Gastrit

Mide zarının iltihaplanması olarak tanımlanabilen gastrit genellikle helikobakter pilori mikrobundan kaynaklanmaktadır. Gastrit aniden ortaya çıkabileceği gibi (akut gastrit) zamanla yavaş yavaş belirti göstererek de görülebilmektedir (kronik gastrit). Gastrit hastalarında görülen belirtiler arasında mide bulantısı çok yaygındır. Mide bulantısı ile birlikte kusma, karnın üst bölgesinde ağrı ve şişkinlik eşlik eden şikayetler arasındadır.

  • Ülser

Mide asidinin çeşitle nedenlerle mide veya 12 parmak bağırsağında harabiyet oluşturarak doku kaybına neden olması olarak tanımlanan ülser farklı belirtilerle kendini belli etmektedir. En sık rastlanan ülser belirtisi karnın üst tarafından ortaya çıkar ağrı olmakla birlikte mide 4- bulantısı, kusma, iştah kaybı gibi şikayetlere de neden olabilmektedir.

  • Bağırsak enfeksiyonları

Bağırsak enfeksiyonlarında mide bulantısı çok sık görülen belirtiler arasındadır. Mide bulantısının yanında karın ağrısı, kanlı ishal, ateş gibi belirtiler bağırsak enfeksiyonu şikayetleri arasında yer almaktadır.

  • Safra kesesi hastalıkları ve safra kesesi ameliyatları

Safra kesesi hastalıkları; safra kesesinin akut iltihabı, safra yolu yaralanmaları ve darlıkları, safra yolu kistleri, safra kesesi taşları, safra kesesi kanseri gibi farklı şekillerde yaşanabilmektedir. Bu hastalıklarda sık görülen şikayetlerden biri mide bulantısı veya kusmadır. Mide bulantısı ve kusma şikayetleri safra kesesi hastalıklarından cerrahi tedavi gören hastalarda ameliyat sonrasında da devam edebilmektedir.

  • Gastroözefageal reflü

Mide içeriğinin farklı nedenlere bağlı olarak mideden yemek borusuna doğru geri kaçışıyla ortaya çıkan gastroözefageal reflü hastalığında en sık görülen belirti mideden boğaza doğru yayılan yanma hissidir. Yemeklerden sonra veya gece yatarken yanma hissi daha fazla görülebilmektedir. Beraberinde göğüs ağrısı, yutma güçlüğü, boğazda yumru hissi, mide bulantısı ve kusma şikayetleri de yaşanabilmektedir.

  • Bağırsak tıkanıklığı

Bağırsak tıkanıklığı müdahale edilmediği takdirde hayati tehlikeye yol açabilen rahatsızlıklardan birisidir. Ani ve şiddetli karın ağrısı, karında şişlik, gaz ve gaita çıkaramama gibi belirtilerin yanında mide bulantısı ve kusma gibi şikayetler görülebilmektedir.

  • Kanser ve kanser tedavisi

Mide bulantısı kanser belirtisi olabilmektedir. Özellikle sindirim sistemi kanserlerinde hazımsızlık, şişkinlik gibi belirtilerle birlikte mide bulantısı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı gibi şikayetler yaşanabilmektedir. Kanser tedavisi ya da kanser tedavisinden sonra da mide bulantısı şikayetleri yaşanabilmektedir. Kemoterapi tedavisi sırasında ani mide bulantısı ve kusma şikayetleri görülebilmektedir. Mide bulantısı ve kusma şikayetleri kemoterapi sırasında olabileceği gibi sonrasında da ortaya çıkabilmektedir.

  • Vertigo (Baş dönmesi)

Hastalar farklı nedenlere bağlı olarak vertigo yani baş dönmesi yaşayabilmektedir. Şiddetli vertigo durumunda kişi genellikle hareket edememektedir ve ilk görülen şikayetler mide bulantısı ile kusma olmaktadır.

  • Kulak enfeksiyonu

Kulak enfeksiyonları genellikle şiddetli kulak ağrısı ile kendini belli etmektedir. Ancak iç kulak enfeksiyonlarında kulak ağrısına mide bulantısı, baş dönmesi gibi şikayetler eklenebilmektedir .

  • Beyin travması ve beyin tümörü

Kafa travmaları ya da beyin tümörü gibi rahatsızlıklar hastalığın şekline göre farklı belirtiler gösterebilmektedir. Beyin travması veya beyin tümörlerinde şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, konuşma bozukluğu, kol veya bacaklarda güçsüzlük, görme bozuklukları gibi şikayetler yaşanabilmektedir.

  • Apandisit

Bağırsağın defans mekanizması ve bağışıklığı düzenlemeye yardım ettiği öngörülen apandisitin iltihaplanmasının en tipik belirtisi sağ kasık ağrısıdır. Ancak ağrı ile birlikte mide bulantısı, kusma, sindirim güçlüğü gibi şikayetler de yaşanmaktadır.

  • Migren

Migren ataklarının en belirgin özelliği zonklama şeklinde baş ağrısıdır. Ancak bu baş ağrısına; mide bulantısı, kusma, ışık ve sese karşı hassasiyet gibi şikayetler de eklenmektedir.

  • Kalp krizi

Kalp krizi sırasında yeterli oksijen alınamadığı için baş dönmesiyle birlikte mide bulantısı ve kusma şitayetleri yaşanabilmektedir.

  • Böbrek ve idrar yolu hastalıkları

Böbrek taşları veya idrar yolu enfeksiyonları şiddetli ağrının yanı sıra mide bulantısı ve kusma gibi şikayetlerle de kendini belli edebilmektedir.