Yazılar

PRP ve Mezoterapi saç  dürülmesine engel olur mu?

PRP ve Mezoterapi saç  dürülmesine engel olur mu?

Dış görünüş ve estetiğin önemli bir parçası olan saçların dökülmesi, kişiyi hem psikolojik hem de sosyal açıdan olumsuz yönde etkileyebiliyor. Sağlıklı bir bireyde günlük yaklaşık 100-150 adet saç telinin dökülmesi normal sayılırken, bu sayının üstünde dökülme olması altta yatan başka sebeplere işaret edebiliyor. Genetik faktörler, cilt hastalıkları, vitamin ve mineral eksikliği ile bazı hastalıklar saç dökülmesinin nedenleri arasında yer alırken, tedavinin mutlaka dökülmenin nedenine yönelik uygulanması gerekiyor. Bununla birlikte saç büyümesini destekleyen PRP ve mezoterapi gibi hızlı ve başarılı tedavilerin uygulanması da mevcut saçları güçlendirerek​ dökülmeyi azaltıp, saç çıkmayan kıl folikullerden saç çıkışını destekliyor. Memorial Ankara Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. İbrahim Özcan, saç sağlığı için PRP ve mezoterapi uygulamaları ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. İbrahim Özcan

Günlük 100-150 adet saç teli dökülebilir

Saç dökülmesi, saçların normalden fazla dökülmesi durumudur. Bir saç telinin sırasıyla büyüme, dinlenme ve dökülme olarak üç fazlı bir yaşam döngüsü bulunmaktadır. Bu döngüyü tamamlayan saç teli dökülür ve yerine aynı kıl folikülünden yeni saç teli çıkar. Sağlıklı bir bireyde  günde yaklaşık 100-150 adet saç teli dökülebilmektedir. Eğer bu sayılardan daha fazla bir dökülme oluyorsa bunun araştırılması gerekir.

Saç dökülmesinin farklı sebepleri olabilir

Normalin üstünde olan saç dökülmesinin genetik faktörler, cilt hastalıkları ve kıl gelişimi bozuklukları, beslenme bozuklukları, vitamin eksikliği, mineral eksikliği, hormonal problemler, bazı iç hastalıklar, bazı ilaçlar, kemoterapi, gebelik, kozmetik ürünler, stres ve depresyon gibi farklı sebepleri bulunabilmektedir. Bu sebepler saç dökülmesinin en sık nedenleri arasında yer alır.

Tedaviyi altta yatan sebep belirler

Saç dökülmesi, sebebe bağlı olarak birçok farklı şekilde ortaya çıkabilmektedir. Ani saç dökülmesi saçın taranması, yıkanması ve hafif çekmeden sonra fazlaca saçın dökülmesi şeklinde fark edilir. Bununla birlikte sabah uyanıldığında yastıkta fazla miktarda saç bulunması da belirtiler arasında yer alır. “Androgenetik alopeside” olarak da adlandırılan erkek tipi dökülme ise zaman içeresinde ön saç çizgisinin geri çekilmesi ve tepe bölgede açılma meydana gelmesi şeklinde gözlemlenir. Saç kıran denilen “Alopesi areatada” durumundaysa, saçlarda bölgesel olarak bozuk para büyüklüğünde dökülme alanları ortaya çıkar. Saç dökülmesi tedavisi ise belirlenen sebebe yönelik olarak uygulanır. Bunun yanı sıra saç büyümesini destekleyen PRP ve mezoterapi gibi uygulamalar ve ilaç tedavileri kullanılabilir. Bazı olgularda ise saç ekimi yapılabilir.

PRP ve mezoterapi saç dökülmesini azaltmaya yardımcı olur

Direkt saç köklerine yapılan PRP ve mezoterapi uygulamaları hem hızlı sonuç alınması, hem de tedavi başarıları göz önüne alındığında son yıllarda giderek önemi artan ve popülerleşen tedavi yöntemleri arasında yer alır. PRP tedavisinde kişinin kendi kanı alınıp,  işlemden geçirilerek platelet ve büyüme faktörlerinden zengin olan plazma kısmı ayrıştırılarak kişinin saç köklerine enjekte edilir. Mezoterapide ise dışardan hazır flakonlarda saç için gerekli aminoasit, vitamin ve mineral açısından zengin içerikler enjeksiyon yoluyla saç köklerine verilir. Her iki tedavi yöntemi de mevcut saçları güçlendirerek​ saç dökülmesini azaltır ve saç çıkmayan kıl folikullerden saç çıkışını destekler. Saç dökülmesini tamamen durdurmaz, ancak normalden fazla miktardaki saç dökülmesini en aza indirerek daha güçlü ve sağlıklı saçlar oluşmasını sağlar. Bu işlemlerden hastalar ortalama üçüncü seanstan sonra fayda görmeye başlar. Kişiden kişiye değişmekle beraber etkisi ortalama 6 ay ile 1 yıl arasında devam eder.

Hamileler ve emziren annelere uygulanmamalıdır

PRP ve mezoterapi işlemleri 18 yaşından büyük, saç dökülmesi yaşayan bireylere uygulanabilir.  Ancak kan sulandırıcı ilaç kullananlara, kanama bozukluğu olanlara, uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon ve iltihap olanlara, hamilelere, emziren annelere ve kanser hastalarında uygulama yapılmaz. Mezoterapi uygulamasında kişinin ürün içeriğindeki maddelerden birisine karşı alerjisi varsa ya da ürtiker hastasıyla bu uygulamaların yapılmaması gerekir.

İşlem sonrası belli bir süre saçın yıkanmaması gerekir

2-4 haftada bir uygulanan PRP ve mezoterapi tedavilerinin genellikle 4-6 seans yaptırılması önerilmektedir. İşlem sonrası ilk 6 saat süresince saçın yıkanmaması, şişlik olursa buz uygulaması yapılması gerekmektedir. işlem sonrası iki gün boyunca sauna ve buhar odasına girilmemeli, enfeksiyon riski nedeniyle havuz ve denizden de bir süre uzak durulmalıdır.

Her 10 çocuktan birinde yüksek tansiyon görülüyor

Her 10 çocuktan birinde yüksek tansiyon görülüyor

Hipertansiyon sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülen sağlık problemleri arasında yer alıyor. Yüksek tansiyonun temeli çocukluk çağında atılırken, erişkinlerde görülen tansiyon vakalarının birçoğunu çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan ancak fark edilmeyen hipertansiyon oluşturuyor. Sinsi bir şekilde belirti vermeden ilerleyen çocukluk çağı hipertansiyonunun teşhis edilebilmesi için çocukların tansiyonlarının herhangi bir rahatsızlıkları yoksa 3 yaşından itibaren belli aralıklarla ölçülmesi gerekiyor. Yaşam tarzı ve beslenme düzeni sağlıklı bir hale getirilen çocuklarda yüksek tansiyon görülme sıklığı ise azalıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Nefroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Gökçe Can, çocukluk çağı yüksek tansiyonu ile ilgili bilgi verdi.

Hipertansiyon yaşam biçimi ve beslenme ile ilişkilidir

Kanın atar damarlar içinde meydana getirdiği basınç olan tansiyonun yüksek çıkması önemli bir sağlık sorunu olup, başka hastalıklara da kapı aralamaktadır.  Her ne kadar yetişkin hastalığı olarak bilinse de aslında yüksek tansiyon, temelleri çocukluk çağında atılan bir rahatsızlıktır. Yapılan çalışmalar, tansiyonun kişinin yaşam biçimi ve beslenme tarzı ile yakından ilişkili olduğunu gösterirken; çocuk ve ergenlerin beslenme alışkanlıklarının değişmesi, sedanter bir yaşam tarzı benimsemeleri ve obezite oranlarının yükselmesi ile birlikte çocuklarda hipertansiyon görülme sıklığında artış yaşandığını ortaya koymaktadır.

Çocukluk çağında kan basıncı tıpkı boy ve kilo ölçümünde olduğu gibi persentil eğrileri ile değerlendirilir. Yani çocuklarda normal tansiyon değerleri yaş, cinsiyet ve boya göre değişkenlik gösterir. Persentil eğrisinde belirlenen değerlerin üzerinde çıkan tansiyon, çocuklarda hipertansiyon olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde neredeyse her 10 çocuktan birinde hipertansiyon izlenmektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gökçe Can

Rutin muayene teşhis için önemlidir

Çocuklarda hipertansiyon durumu genellikle rutin muayene sırasında ortaya çıkarılır. Çünkü çocukluk çağında görülen yüksek tansiyon genellikle maalesef belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerler. Semptom gösterdiği vakalarda ise genellikle baş ağrısı, uykuya dalmakta sıkıntı, yorgunluk, çarpıntı, kulakta çınlama gibi şikayetler ortaya çıkar. Şiddetli hipertansiyon durumlarımda ise burun kanaması, kusma, görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı ve çarpıntı gibi belirtiler görülebilmektedir.

3 yaşından itibaren çocukların tansiyonu ölçülmelidir

Çocuklarda yüksek tansiyonun erken teşhisi ve tedavisi büyük önem taşımaktadır. Tansiyonu yüksek çıkan çocuklara mutlaka tansiyon holter takılmalıdır. Üç yaşından itibaren bütün çocuklara yıllık tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Ancak tansiyona eşlik eden böbrek hastalığı, idrar yolu enfeksiyonu, diyabet, obezite, kan basıncını yükselten ilaç kullanımı, aort koarktasyonu gibi durumların varlığında ise her kontrolde tansiyon ölçümü yapılmalı ve sonuçlar çocuk nefroloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Öncelikle altta yatan sebepler belirlenmelidir

Hipertansiyonda öncelikle altta yatan sebepler bulunmalı ve tedavi ona göre şekillendirilmelidir. Bununla birlikte çocukların yaşam ve beslenme şekilleri mutlaka değiştirilmelidir. Hareketli bir yaşam tarzı ve sağlıklı bir beslenme düzeni oluşturulması tedavide büyük fayda sağlamaktadır. Ancak bu değişikliklere rağmen kontrol altına alınamayan yüksek tansiyon durumlarında mutlaka uzman hekimin önerisi ile antihipertansif ilaç başlanması gerekmektedir.

Yaşam tarzı ve beslenme şeklinin düzenlenmesi önemli

Ailelerin çocuklarının sağlığı için dikkat etmeleri gereken noktalar şu şekildedir:

– Çocukların beslenmelerine dikkat edilmelidir.  Sağlıklı, sürdürülebilir ve katkı maddesi içermeyen bir beslenme şekli oluşturulup, bu beslenme şekli çocuklara benimsetilmelidir.

-Çocuklar paketli gıdalardan uzak tutulmalı, taze meyve ve sebze tüketimleri artırılmalıdır.

-Gazlı içecekler içerisinde bulunan meyankökü hipertansiyona sebep olmaktadır. Bu sebeple çocukların bu içecekleri tüketmesine izin verilmemelidir

-Çocukların fiziksel aktiviteleri artırılmalı ve haftada en az 3 gün ortalama 30 dakika yürüyüş yapmaları sağlanmalıdır

– Çocukların tuz tüketimi azaltılmalıdır. Ancak bu azaltma sadece yemeklere konan tuz miktarından değil, sofraya gelen şarküteri, paketli gıda ve mandıra ürünleri gibi gıdalardan kaçınılarak gerçekleştirilmelidir.

-Çocukların ekran karşısında geçirdiği zaman günlük 2 saat ile sınırlandırılmalıdır.

Sünnete şunlara dikkat edin!

Sünnete şunlara dikkat edin!

Geçmişten günümüze birçok toplumda hem geleneksel hem de dini sebeplerle uygulanan sünnet işlemi, tıbbi açıdan da fayda sağlıyor. Ancak bu işlemin özellikle 2 -5 yaş arasında uygulanması, çocukların psikolojik ve cinsel kimlik gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Çocuklarda sünnet için en uygun zaman yenidoğan ve ilk 6 aylık dönem olarak belirtilirken, işlemin uygun koşullarda uzman hekim tarafından yapılması büyük önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Dilan Altıntaş Ural, özellikle okulların ara tatil döneminde de sünnet işlemine yoğun bir ilgi olduğunu belirterek sünnetin faydaları ve bu konuda dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi:

Sünnet, çocuğun cinsel organının uç kısmını örten derinin (prepüsyumun) cerrahi bir işlem ile çıkarılmasıdır. Ciddi bir cerrahi işlem olan sünnet birkaç farklı yöntem ile yapılmaktadır. Erkek çocuklarının erişkin dönemde cinsel sağlığının ve cinsel işlevinin korunması bakımından bu işlemin bir cerrahi müdahale olduğu unutulmamalı, uygun şartlarda yaptırılmasına dikkat edilmelidir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Dilan Altıntaş Ural

2-5 yaş arasında yapılmaması öneriliyor

Çocukların gelişimi yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik olarak da değerlendirilmelidir. Teknik olarak her yaşta uygulanabilen sünnet işleminin 2-5 yaş arası dönemde yapılmaması daha uygundur. Çünkü özellikle 2-5 yaş arasındaki çocuklarda cinsel kimlik ve bilinç gelişmeye başlamaktadır. Bu dönemde geçirilen operasyon çocukta travmaya neden olabilir ve psikolojik gelişim olumsuz yönde etkilenebilir.

Bu konuda deneyimli bir hekim tarafından hastane ortamında yapılmalı

Sünnetin mutlaka hastanede steril ortamda ve gerekli ekipmanlar ile yapılması gerekir. Yenidoğan ve 3 aylık bebeklerde lokal anestezi ile işlem gerçekleştirilir. . Bunun dışındaki dönemlerde sünnet ameliyatlarının genel anestezi ile yapılması daha uygun olmaktadır. Lokal ya da genel anestezi uygulandıktan sonra ameliyat bölgesi temizlenerek steril hale getirilir ve penis ucundaki cilt katlantısı kesilerek çıkarılır. Ameliyat bölgesinde kanama kontrolü yapıldıktan sonra cilt yeni anatomiye uygun şekilde dikilir. Dikişler kendiliğinden eriyen türden oldukları için sünnet operasyonu sonrası dikişlerin alınması gerekmemektedir.

Yenidoğan sünnetinin avantajları daha fazladır

Yenidoğan dönemindeki çocuklara yapılan sünnet işleminde lokal anestezi kullanılmaktadır. Yani bebek aç kalmadan, genel anestezi almadan konforlu bir şekilde sünnet olmaktadır. Sünnet sonrasında daha az ödem oluşurken, yara iyileşmesi daha hızlı olmaktadır. Bununla birlikte işlem esnasında bebek ağrı hissetmez ve ilk 24 saat içinde oluşan ağrı, ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilir. Bu nedenle sünnet ne kadar erken gerçekleşirse o derece avantaj sağlar.

Peygamber sünneti olan çocukların sünneti ertelenmeli

Bazı durumlarda çocuklara sünnet yapılmaması gerekir. Hipospadias olarak adlandırılan, halk arasında Peygamber sünneti denilen durum bunlardan biridir. Peygamber sünnetinde idrar deliği olması gereken yerde bulunmaz. Bu durumun düzeltilmesi için sünnet derisi kullanılır. Bu nedenle ilk başta sünnet işlemi önerilmez. Ancak düzeltme cerrahisinden sonra sünnet yapılabilir. Bununla birlikte hemofili ve diğer kan pıhtılaşma bozukluğu olan hastalara ve kanamaya eğilimli olanlara gerekli tetkik ve önlemler alınmadan sünnet yapılmamalıdır. Ayrıca üreme ve idrar yolları ile ilgili doğumsal (kalıtsal) hastalığı olanlarda öncelik anatomik açıdan düzeltici ameliyatlara verilmelidir.

Sünnet işlemi önemli tıbbi fayda sağlar

Ülkemizde ve dünyada genellikle dini ve geleneksel nedenlerle sünnet uygulanır. Ancak bazı tıbbi zorunluluk ya da koruyucu amaçlarla da gerçekleştirilen sünnet işlemleri bulunmaktadır. Her iki amaçla yapılan sünnetin özellikle tıbbi açıdan yararları bulunmaktadır. Bu faydalar şöyle sıralanabilir:

  1. Sünnet sonrası penisin temizlenmesi ve hijyeni daha kolay olur. Sünnetli erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu görülme riski daha azdır.
  2. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların görülme sıklığı daha düşüktür.
  3. Sünnetsiz peniste penis ucunda darlık (fimozis) görülebilir. Bu darlığa bağlı olarak sünnet derisi yeteri miktarda geri çekilemez ve penis başında inflamasyon daha sık oluşur.
  4. Nadir görülmekle birlikte, penis kanserine sünnetli erkeklerde daha az rastlanır.
  5. Sünnetli erkeklerin cinsel partnerlerinde rahim ağzı (serviks) kanser oranı daha düşüktür.

Uygun olmayan koşullarda gerçekleştirilen sünnet işlemi organ kaybına yol açabilir

Çocuklarını sünnet ettirmek isteyen ebeveynlerin bu işlemi ciddiye alması gerekmektedir. Çünkü bu cerrahi bir işlemdir ve mutlaka cerrah tarafından usulüne ve şartlara uygun şekilde yapılmalıdır. Uygunsuz şartlarda, cerrahlar dışındaki uzman olmayan kişiler tarafından yapılan sünnetlerde penisin gövde ve/veya baş kısmında yaralanmalar ile estetik hatalar oluşabilir. Bununla birlikte idrar kanalı yaralanmaları, penis gövdesi ve glans adı verilen penis başı yaralanmalarını düzeltmek ciddi ameliyatlar zinciri gerekebilir. Bazen de bu hataları düzeltmek mümkün olmayabilir ve durum organ kaybına kadar gidebilir. Sünnetin çocuk için en ideal şartlarda yapılması, ilerde yaşanabilecek sorunların engellenmesi açısından oldukça önem taşır.

Sünnet sonrası dikkat edilmesi gerekenler

  • Sünnetten hemen sonra ilk 2 gün ağrı, penis ucunda kızarıklık ve şişme (ödem) görülebilir. Ağrı kesiciler ve çocuğun uzun süre ayakta kalmaması ile hızlı iyileşme sağlanır. Penis 2 hafta içinde normal görünümüne kavuşur.
  • İkinci günün sonunda banyo yapılabilir.
  • Bezli çocukların sünnet sonrası ilk 3-4 gün normalde giydiklerinden bir büyük bez; tuvalet alışkanlığı edinmiş çocukların ise yaşlarına ve kilolarına uygun sünnet külodu giymeleri önerilmektedir.
  • Bazı sünnet vakalarında ameliyat sonrası hafif kanama görülebilir. Bu tür durumlarda hekimin bilgilendirilmesi gerekir.
  • Çocuk sünnet olduktan 2 hafta sonra temizliğinden emin olunan havuz ve denize girebilir.
  • Durmayan kanama, idrar yapmakta sorun, kötü kokulu akıntı gibi durumlarda veya 37,5 dereceyi geçen ateş görüldüğünde beklemeden mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastalarının nasıl besleneceği günümüzde en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi, kanserde de beslenme büyük önem taşıyor.  Kanser hastalığında kilo kaybının önlenmesi, enfeksiyona yatkınlığın azalması ve hastanede yatış süresinin kısalmasına da katkı sağlayan yeterli ve dengeli beslenme programları hastanın yaşam kalitesini artırırken, iyileşme sürecinin de daha konforlu olmasını sağlıyor. Özellikle Akdeniz tipi diyetin kanser hastaları için olumlu sonuçları olabileceğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın, kanser haftasında hastaların nasıl beslenmesi gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın

Beslenme ile kanser hastalığı yakın ilişki içindedir

Beslenme; büyüme, gelişme, sağlığın korunması ve geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için besin öğelerinin vücuda alınmasıdır. Aynı zamanda diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıktan korunmada ve tedavisinde beslenme şekli büyük önem taşır. Kanser; gerek hastalığın yarattığı fizyolojik değişikliklere bağlı besin öğesi ihtiyaçlarının değişimi, gerekse tedaviye bağlı yan etkilerden kaynaklı besin alımının etkilenmesi nedeni ile beslenme ile yakından ilişkili bir hastalıktır.

Doğru beslenme kanser hastalarının yaşam kalitesini artırır

Kanser hastalarında yeterli enerji ve protein alımının sağlanması; istemsiz vücut ağırlığı kaybının önüne geçerek, kişinin yaşam kalitesini artırır. Yeterli besin öğesi alan hastalarda enfeksiyonlara yatkınlık azalır ve hastanede yatış süresi kısalır. Tanıya, tedavinin yan etkilerine ve kişinin günlük ihtiyaçlarına uygun dengeli bir beslenme programı kanser tedavisinin önemli bir parçası olup, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle alınan tedavinin türüne göre oluşabilecek ağız içi yaralar, yutma güçlüğü, iştahsızlık, ishal ve kabızlık gibi yan etkilere bağlı beslenme yetersizlikleri erken dönemde uygun beslenme programı ile düzeltilmelidir.

Akdeniz tipi diyet önemli

Kanser hastaları için olumlu etkileri gösterilen en ideal beslenme şekillerinden birisi de Akdeniz tipi diyettir. Akdeniz tipi beslenen hastaların tedavinin yan etkilerini daha iyi tolere ettiği görülmüştür. Akdeniz tipi diyet; tam tahıllı ürünler gibi kaliteli karbonhidratlar, farklı renklerdeki sebze ve meyveler ile zeytinyağı ve çiğ kuruyemişler gibi sağlıklı yağ kaynaklarını içeren bir beslenme şeklidir. Aynı zamanda bu beslenme şekli kırmızı et başta olmak üzere hayvansal kaynaklı protein kaynaklarının sınırlandırılarak nohut, mercimek gibi bitkisel protein kaynaklarına yer verilmesini tavsiye eder. Bunun yanı sıra süt ürünlerinin yağsız tüketilmesi önerilmektedir.

Bazı gıdalar sindirim zorluğuna neden olabilir

Akdeniz tipi diyet hücre yenilenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için gerekli olan antioksidanlardan ve bağırsak sağlığını destekleyen diyet lifinden zengin olması nedeniyle kanser hastaları için uygun bir beslenme şeklidir. Ancak bu beslenme şeklindeki bazı gıdalar; belirli kanser türlerine sahip hastalarda sindirim zorluğu yaratabilmektedir.  Bu nedenle tanı aldıktan sonra uygulanacak beslenme şekli ve bireysel planlama için beslenme uzmanından destek almak yararlı olacaktır.

Kanser hastaları için genel öneriler:

  1. Taze sebze ve meyveler, tahıllar, baklagiller, kabuklu yemişler, balık ve zeytinyağı tüketiminin ağırlıkta olduğu, tam tahıllı ekmeklerin tercih edildiği; trans yağlar, hayvansal yağlar, kırmızı et, kümes hayvanları, süt ve süt ürünleri tüketiminin düşük tutulduğu bir beslenme şekli benimseyin.
  2. Öğünlerinizi küçük porsiyonlara bölerek tüketin, erken doyma hissini önlemek için sıvı tüketimini öğün aralarında yapın.
  3. İşlenmiş, paketli ve tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durun.
  4. Sıvı tüketimini atlamayın. Su içmekte zorlanıyorsanız şekersiz komposto, süt/kefir/ayran ve çorba gibi sıvılardan destek alın.
  5. Tabaklarınızda farklı renklerdeki sebze ve meyvelere yer verin. Renkli beslenmek farklı vitamin-minerallerin yeterli alımını destekler.
  6. Ağız içinde yara mevcut ile sert, baharatlı, salçalı yiyecekler ve gazlı içeceklerden uzak durun. Çok sıcak veya çok soğuk besinleri tüketmeyin.
  7. Yutma güçlüğünüz varsa püre kıvamındaki gıdaları tüketmek daha kolay olacaktır. Su, meyve suyu gibi çok akışkan sıvılar solunum yoluna kaçarak öksürük ve enfeksiyona yol açabileceğinden kıvam artırıcı takviyelerin kullanımı fayda sağlayabilir.
  8. Greyfurt, kivi ve narı kemoterapi ilaçlarının etkinliğini değiştirebileceği için tedavi döneminde tüketmeyin.
  9. Haftanın bir gününü tartılma günü olarak belirleyin. Belirgin kilo kayıplarında hekiminize ve beslenme uzmanınıza danışmayı ertelemeyin.
  10. Tüm bunlarla birlikte fiziksel olarak aktif kalmaya çalışın. Hafif yürüyüşler kas kütlenizi korumaya ve iştahınızın açılmasına yardımcı olur.

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte hem öğün saatleri hem de sofraya konulan gıdaların içerikleri değişiyor. Normal günlerde daha hafif beslenilmeye dikkat edilirken, Ramazan’da 15 saatlik açlığın sonunda tercihler daha ağır ve daha fazla yemekten yana kullanılıyor. Uzun süren açlığın sonunda oruç tutan bireylerde oluşan kan şekeri düşüklüğü ise fiziksel ve ruhsal olarak birçok değişikliğe yol açıyor. Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşıyor. Ramazan’da nasıl beslenilmesi gerektiği, en çok hangi gıdaların tok tuttuğu, sahura kalkmanın gerekli olup olmadığı, yemekten sonra oluşan ağırlık hissinin nasıl giderilebileceği ise en çok sorulan sorular arasında yer alıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Hüban Ercan, iftar ve sahurda nasıl beslenilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dyt. Hüban Ercan

Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşımaktadır. 15 saatlik açlık sürecinde insan vücudunda metabolizmal anlamda birçok değişiklik meydana gelmektedir. Bu değişiklikler arasında su kaybı ile birlikte vücudumuzda mineral kaybının ortaya çıkması, uzayan açlıkla birlikte kan şekerinin düşmesine bağlı olarak meydana gelen baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, göz kararması, el titremesi ve halsizlik gibi bulgular yer almaktadır. Zaman içerisinde vücut bu yeni düzene adapte olur ancak özellikle Ramazan ayının ilk haftalarında iftar ve sahur sofralarında doğru besin tercihlerinin yapılması ve bu besinlerin doğru pişirme yöntemi ile hazırlanması adaptasyon sürecinin hızlanmasına destek sağlar. İftar ve sahurda tüketilebilecek besinler şu şekilde olabilir:

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Sahurda tüketilen kefir, yoğurt, ayran ve süt gibi ürünler içeriğinde barındırdığı kalsiyum ve protein içeriği ile hem tokluk süresini uzatır hem de günlük alınması gereken kalsiyum miktarının karşılanmasına katkı sağlar.

YUMURTA VE PEYNİR: Yumurta beslenmede referans protein kaynağını oluşturur. Yapısında elzem olan tüm aminoasitleri içerir. Beslenmede yumurtaya yer verilmesi tokluk açısından büyük önem taşır. Besin değerleri oldukça yüksek olan yumurtanın daha çok suda pişirme yöntemi ile tüketilmesi tercih edilmelidir.

Sütten elde edildiği için süt grubunda gibi görünen peynir aslında besin değerleri açısından et grubu ürünlerle benzerlik gösterir. Sahur sofralarında tüketilen yaklaşık 30 gram kadar peynir ve bir porsiyon kadar süt ürünü, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum miktarının yüzde 60’ına yakınını karşılar.

ET ÜRÜNLERİ: İftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan et ürünlerinin fazla tüketimi sağlık açısından risk oluşturabilir. Özellikle kırmızı et tüketimi haftanın 3 gününü geçmemeli, beyaz et haftanın iki günü tüketilmelidir. Etlerle birlikte posa alımını artırmak için yanında mutlaka sebze eşlik etmeli, haftanın iki gününde de bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagillere  ( fasulye, mercimek, nohut, barbunya v.b)  yer verilmelidir.  Hayvansal kaynaklı proteinin gereğinden fazla alınmasının kalp ve damar hastalıkları riskini artırabileceği unutulmamalıdır.

TAHILLAR: Karbonhidrat kaynağı olan tahıllar günlük enerjimizin yüzde 50-55’ini karşılar. Tüketilecek tahılın çeşidi uzun süre tok kalabilmek açısından önemlidir. Tam tahıl, buğday, çavdar, yulaf, bulgur ve bakliyatlar içeriğinde lif barındıran, tok tutan ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olan tahıl gruplarıdır. İftar ve sahur sofralarında doğru karbonhidrat seçiminin yapılması günü enerjik geçirmemize yardımcı olur.

SEBZE VE MEYVELER: Sahur ve iftar sofralarında vitamin ve mineral alınımı sağlayabilmek ve yeterli posa tüketimini artırabilmek için çiğ veya pişmiş sebzelere yer vermeliyiz. Meyveler ise günlük şeker ihtiyacının karşılanması için en doğru kaynaktır. Kuru ve yaş olarak tüketilebilecek olan meyveler günlük enerjimize katkıda bulunurken, çeşitli vitamin ve mineralleri sağlayarak antioksidan içerikleri ile de yorgunluğun giderilmesine katkıda bulunur, stresin azalmasını sağlar. İftar sofralarında şeker ilavesi yapılmadan meyve kompostolarına da yer verilebilir.

KURUYEMİŞLER: Antioksidan özellik gösteren E vitamininden zengin olan yağlı tohumlar sağlık açısından günlük beslenmede yer verilmesi gereken gıdalardandır. Badem, fındık, ceviz, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumların çiğ tüketilmesi sağlık açısından faydalıdır. Yağlı tohumlar birlikte alındığı öğünün, mide geçiş süresini uzatacağı için tokluk süresinin artırılmasına yardımcı olur. En çok dikkat edilmesi gereken konu ise bu ürünün tüketim miktarıdır.

TATLILAR: iftar sofralarının vazgeçilmesi olan tatlılar şeker içeriğinden dolayı sınırlı tüketilmelidir. Sütlü tatlıların karbonhidrat ve yağ içeriği, şerbetli ve hamurlu tatlılara oranla daha azdır. Bu sebeple sütlü tatlıların sofrada yer alması hamur ve şerbetli tatlılara göre daha dengeli olur. Tüketim sıklığı oldukça önemli olan tatlının haftanın iki gününden fazla tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

RAMAZAN SOFRALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ

*Oruç tutacak kişiler sahura mutlaka kalkmalıdır

*İftar ile sahur arasındaki süre su tüketimi açısından iyi değerlendirilmeli ve günlük ihtiyaç duyulan su miktarı tüketilmelidir.

*Çay ve kahve vücutta su atıcı özelliğe sahiptir. Kahve ve çay suyun yerine geçmediği gibi, içilen her bir bardak çay ve kahve için ekstra bir bardak su içilmelidir.

*İftar yemeğine mutlaka bir çorba ile başlanmalı ve ana yemeğe geçmek için çorbadan sonra 15-20 dakika ara verilmelidir.

*Yemeklerin daha kolay hazmedilebilmesi için hangi pişirme yönteminin kullanıldığı da önemlidir. Bir kilogram kadar sebze yemeği için iki yemek kaşığı sıvı yağ, tercihen zeytinyağı kullanılmalıdır.

*Et yemeklerinin pişirilme yöntemi yağsız tavada ızgara, fırın ya da haşlama olarak tercih edilmelidir. Etler yağ ilavesi yapılmadan kendi yağı ile pişirilmelidir.

*Sahur ve iftarda aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır. Tuzlu olduğu düşünülen ürünler suya konularak tuzu çıkarılmalıdır. Çünkü tuz hem ödem hem de susuzluğa neden olur.

*İftar yemeğinden bir iki saat sonra meyve ve doğru miktarda kuruyemiş içeren bir ara öğün yapılabilir. Haftanın iki günün de de bu öğünün yerine sütlü tatlı tercih edilebilir.

*iftar ve sahur sofralarında geçirilen süre uzatılmalı, hızlı bir şekilde yiyip kalkılmamalıdır. Bununla birlikte her bir lokma çok çiğnenmelidir. Bu durum mide sindirimini rahatlatmaya yardımcı olur.

*Mineral kayıplarının yerine konulması için tansiyon hastaları hariç günlük bir maden suyu tüketilebilir.

Covid ile uyuz vakaları arttı

Covid ile uyuz vakaları arttı

Son zamanlarda Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı artan uyuz paraziti, toplumun her kesiminde ortaya çıkabiliyor. Fiziksel temas ile çok hızlı bir şekilde bulaşabilen bu hastalığın, tedaviye karşı direnç geliştirdiği de gözlemleniyor. Kötü hijyenin yanı sıra özellikle Covid-19 pandemi sürecinde aile içi temasın artması ve bulaş riski nedeniyle kişilerin hastaneye gitmeye çekinmesi uyuz vakalarında artışa neden oluyor. Hastalığın tedavisi için ilaç kullanımına ve hijyen şartlarına çok dikkat edilmesini, aynı zamanda vaka varlığında bütün ailenin birlikte tedavi edilmesi gerektiğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. İbrahim Özcan, uyuz hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. İbrahim ÖzcanHer toplumda ve her ekonomik düzeyde görülebilir

Ciltte şiddetli kaşıntı ile belirti veren uyuz hastalığına gözle görülmeyen bir canlı olan sarcoptes scabiei hominis akarı neden olmaktadır. Yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeyen uyuz hastalığı her toplumda ve her ekonomik düzeyde görülebilmektedir. Bağışıklık sistemi güçlü olmayan ya da bağışıklığı baskılanmış kişilerde ağır seyredebilen bu hastalık, fiziksel yollarla kişiden kişiye kolaylıkla, 20 dakika gibi bir süreçte bulaşabilmektedir.

Kaşıntı gece uykudan uyandıracak şiddette olabilir

Geceleri artış gösteren hatta hastayı gece uykusundan uyandırabilecek şiddette olan kaşıntılar ağırlıklı olarak el bilekleri, kol iç kısımları, koltuk altı, parmak araları, göbek çevresi, kalça, ayak bilekleri, kadınlarda meme uçları, erkeklerde ise genital bölgede ortaya çıkmaktadır. Kaşıntının yanı sıra belirtiler arasında beyaz-gri renkli tünel benzeri 1-10 mm uzunluğunda yapıların yanı sıra kaşıntı izleri, küçük kabarcıklar ve sivilceye benzer yapılar görülebilir. Çocuklarda ise belirtiler daha çok kulak arkası, yüz, avuç içi ve ayak tabanında oluşabilir.

Kötü hijyen uyuz hastalığının başlıca sebebi

Hijyen şatlarının yeterince iyi sağlanmadığı ve genellikle okul, yurt, bakım evleri, askeriye veya hapishane gibi toplu bulunulan ortamlarda uyuz hastalığının bulaşma oranı çok daha yüksektir. Aynı yatakta yatma, el ele tutuşma, aynı havluyu kullanma, aynı ayakkabı ya da terliği giyme, ortak kıyafet kullanma, uzun süreli fiziksel temas ve cinsel ilişki gibi fiziki temasın yüksek olduğu durumlar uyuz parazitinin bulaşma ihtimalini artırır.

Tedaviye direnç arttı

Son dönemde Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de uyuz vakalarında artış görülmektedir. Karantina sürecinde özellikle kalabalık ailelerde aile içi temasın artması ve insanların Covid-19 bulaş riski nedeni ile hastaneye gitmeye çekinmesi nedeni ile uyuz vakalarında artış yaşanmaktadır. Artan uyuz vakalarının yanı sıra son zamanlarda uyuz parazitinin tedaviye direncinin arttığı ve farklı doktorlara giderek, 5-6 kez tedavi olan ancak yine de iyileşmemiş hastaların sayısında da belirgin derece yükselme olduğu gözlenmektedir.

Aynı ortamda yaşayan kişiler de tedavi edilmeli

Spesifik bir laboratuvar tetkiki bulunmayan uyuz hastalığının teşhisi, hastanın şikayetleri ve fiziki ya da dermatoskopik muayenesi ile konulabilmektedir. Bununla birlikte şüpheli alanlardan alınan örneğin mikroskop ile incelenmesi ile de hastalık belirlenebilmektedir. Uyuz hastalığının tedavisinde ise temel olarak permetrin içeren kremler, sülfürik merhemler, lindan içeren losyonlar, krotamiton içeren kremler ve benzil benzoat losyonların kullanımı bulunmaktadır. Oral yolla alınan kaşıntı ilaçları da tedaviye yardımcı olmaktadır. Ancak tedavide kullanılan bu ilaçlar, uyuz akarlarını ve yumurtalarını hemen öldürse bile, kaşıntı maalesef bir süre daha devam edebilmektedir.  ilaç kullanımının yanı sıra hastaya ait çamaşır, havlu ve nevresimler 60 derecede yakınmalı ve kızgın ütü ile ütülenmelidir. Halı ve mobilyalar elektrikli süpürge ile süpürülmeli ve sonrasında toz torbası muhakkak değiştirilmelidir.  Ayrıca aynı ortamda yaşayan kişilerin de aktif şikayeti olmasa bile hasta ile aynı anda tedavi olması gerekmektedir. Çünkü bulaşma riski yüksek olan uyuz hastalığının belirtilerini göstermesi 2 -6 haftayı bulabilmektedir.

Uyuzdan korunmak için 5 önemli öneri

1.Uyuzdan korunmada hijyen oldukça önemlidir. İnsanların toplu halde bulundukları ortamlarda, toplu ulaşım araçlarında temizliğe son derece dikkat edilmelidir.

2.Kişisel korunma için, hasta olduğundan şüphelenilen kişilerle temastan kaçınılmalıdır.

3.Başkaları ile iç çamaşırı, havlu, nevresim gibi vücut ile direkt teması bulunan eşyalar ortak kullanılmamalıdır.

4.Kişi kendi kişisel hijyenine dikkat etmelidir.

5.Ev, araba gibi ortak kullanım alanlarının temizliği düzenli gerçekleştirilmelidir.