Yazılar

Jinekolojik kanserlere karşı 3 önemli kural!

Jinekolojik kanserlere karşı 3 önemli kural!

Dünyada kadınlarda görülen her beş kanserden birini jinekolojik kanserler oluşturuyor. Jinekolojik kanserler her yıl kabaca bir milyon kadında teşhis ediliyor ve yüzbinlerce ölüme neden olabiliyor. Rahim, yumurtalık ve rahim ağzı kanserleri, jinekolojik kanserlerin yüzde 95 gibi büyük bir oranını kapsıyor. Ülkemizde de sık görülen jinekolojik kanserlerde ölüm oranı yüksek olsa da aslında erken teşhis ve tedavi hayat kurtarıyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, her yıl düzenli olarak yapılan jinekolojik muayenelerin kadın kanserlerinin önlenmesinde veya erken teşhis edilmesinde en önemli faktörü oluşturduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle, her kadının hiçbir yakınması olmasa dahi 21 yaşından itibaren jinekolojik muayene yaptırmayı ihmal etmemesi gerekiyor. Ayrıca adet düzeninde değişiklik, anormal kanama, ağrı, akıntı ve ilişki sırasında oluşan kanamalarda mutlaka hekime başvurulmalı. Bunların yanı sıra jinekolojik kanserlere yol açan risk faktörlerinin bilinmesi ve bu yönde önlem alınması önem taşıyor. Bu üç faktör jinekolojik kanserlerde yaşam kurtarıyor” diyor.

Prof. Dr. Fuat Demirci

RAHİM KANSERİ

Rahmin iç dokusundan kaynaklanan ve genellikle menopozdan sonra oluşan rahim kanseri erken dönemde tespit edilebilen bir hastalık. Ülkemizde yumurtalık ve rahim ağzı kanserinden daha sık görülen rahim kanserinin tedavisine erken dönemde başlandığında başarı oranı oldukça yükseliyor.

Belirtileri: Menopoz döneminde oluşan vajinal kanama, adet gören kadınlarda ise düzensiz kanamalar ve ara kanamalar, rahim kanserinin tipik belirtilerini oluşturuyor.

Erken tanı için: Rahim kanseri hastaların yüzde 75’inde erken dönemde teşhis edilebiliyor. Dolayısıyla adet gören kadınların düzensiz veya ara kanamalarda, menopoz sonrasında ise bir kez oluşsa dahi vajinal kanamalarda hekime başvurmaları büyük önem taşıyor.

Tedavisi: Erken dönemde rahmin alınması yeterli geliyor ve hayat kurtarıcı oluyor. İleri evrelerde ise rahim, yumurtalıklar, omentum ve lenf düğümlerinin alınması gerekiyor. Prof. Dr. Fuat Demirci, cerrahi tedaviye destek için radyoterapi ve kemoterapi yöntemlerine de başvurulduğunu belirterek, “Son yıllarda hastaları pelvik ve paraaortik (karında büyük damarların etrafındaki lenf düğümleri) lenf düğümünün alınmasından korumak amacıyla laparoskopik sentinel lenf nod örneklemesi yapılıyor. Ayrıca moleküler tekniklerle gerçekleştirilen değerlendirmelerde konvansiyonel yöntemlerle atlanma olasılığı olan hastalar etkili biçimde tedavi edilebiliyor. Sentinel lenf nod örneklemesi hastayı hem olası ameliyat komplikasyonlarından hem de lenf bezlerinin alınmasından kaynaklanan ayaklarda şişlik ve ödem gibi komplikasyonlardan koruyor” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

RAHİM AĞZI KANSERİ

Tıp dilinde ‘serviks kanseri’ olarak adlandırılan rahim ağzı kanseri, dünyada kadın kanserleri arasında 4. sırada yer alıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 570 bin kadın, etkeni human papilloma virüsü (HPV) olan rahim ağzı kanserine yakalanıyor ve bu kadınların yarısı yaşamını yitiriyor. Bunun nedeni ise erken dönemde belirti vermeyen bir hastalık olması. Rahim ağzı kanseri aslında önlenebilen veya erken evrelerinde başarıyla tedavi edilebilen bir hastalık. Ülkemizde de uygulanan HPV aşısı rahim ağzı kanserinden korurken, smear testi de kanser öncülü lezyonların erken dönemde yakalanmasına yardımcı oluyor.

Belirtileri: Rahim ağzı kanserinde erken dönemde belirtiler görülmüyor. Geç dönemde ise kanlı akıntı, ilişki sırasında kanama ve düzensiz adet kanamaları şeklinde kendini belli ediyor.

Erken tanı için: Hiçbir yakınması olmasa bile 21 yaş üzerinde ve cinsel yaşamda aktif olan kadınların düzenli aralıklarla smear testi yaptırmaları şart! Smear testinden şüpheli bir sonuç çıkarsa, HPV araştırması, kolposkopi ve biyopsi ile kanserin öncül lezyonları saptanabiliyor. Ayrıca 30 yaş üzeri kadınlarda her 5 yılda bir birlikte yapılan smear ve HPV testi de taramada kullanılıyor. Prof. Dr. Fuat Demirci, günümüzde rahim ağzı kanserinden korunmak için en önemli yöntemin HPV aşıları olduğuna işaret ederek, “HPV aşıları kız ve erkek çocuklarda 9 yaşın üzerinde yapılıyor. Ülkemizde de 9 HPV virüsünden koruyan aşıdan üst yaş sınırı olmadan tüm kadınlar faydalanabiliyor. Ancak aşı yaptıran kadınların da smear testini ihmal etmemeleri gerekiyor” diye konuşuyor.

Tedavisi: Erken dönemde rahim ağzının küçük bir kısmının koni şeklinde alınması yeterli gelirken, ileri dönemlerde ise ameliyatın müdahale alanı genişliyor. Hastalığın ilerlemiş olduğu durumlarda ameliyatın yanı sıra radyoterapi ve kemoterapi tedavisi de gerekebiliyor.

YUMURTALIK KANSERİ

Yumurtalık kanseri ülkemizde jinekolojik kanserler arasında rahim kanserinden sonra 2. sırada yer alıyor. Sinsice ilerlemesi nedeniyle hastaların büyük çoğunluğunda tanı ileri evrede konulabildiği için ölümcül kanser olarak ifade ediliyor. Aslında erken teşhis edildiğinde tedavide yüzde 80-90’lara varan başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. Yumurtalık kanserinin yüzde 10-15’inde genetik geçiş etkili oluyor. Dolayısıyla genetik öykü varlığında gen araştırması yapılarak kadının sıkı takibe alınması büyük önem taşıyor.

Belirtileri: Yumurtalık kanseri erken dönemde belirti vermeyen bir kanser türü. İleri evrelerde ise daha çok hazımsızlık, karında şişme, bulantı ve kilo kaybı gibi mide-bağırsak sistemiyle ilişkili sorunlara yol açıyor. Gastrit, ülser ve kolit gibi hastalıklara özgü belirti vermesi nedeniyle zaman kaybı oluyor; her 3 kadından 2’sinde hastalık ileri evrede (Evre 3-4) teşhis ediliyor.

Erken tanı için: Yumurtalık kanserinde en önemli erken tanı yöntemi düzenli aralıklarla yapılan jinekolojik muayene ve ultrasonografidir. Riskli olduğu saptanan kadınlarda ise bazı kan testleri (tümör belirteçleri) ve ultrasonografik takip önem taşıyor. Ayrıca genetik risk saptanarak muayene ve takip sıklığı belirleniyor.

Tedavisi: Prof. Dr. Fuat Demirci, cerrahi yöntemin yumurtalık kanserinin temel tedavisini oluşturduğunu belirterek, “Ameliyatta amaç gözle görülebilir kanser hücrelerinin tümünü almaktır. Bu amaçla gerekirse bağırsaklardan bir kısım ve dalak da alınabiliyor. Yumurtalık kanserleri kemoterapiye iyi cevap veren tümörlerdir. Ameliyat sonrasında kemoterapiyle tedavi destekleniyor.” diyor 

Çikolata kisti nedir?

Çikolata kisti nedir?

Rahmin içini döşeyen ve adet gören kadınlarda her ay kalınlaşıp dökülen endometrium tabakasının çeşitli etkenler nedeniyle rahim dışında, örneğin yumurtalık, tüpler, karın zarı, bağırsak ile mesanede bulunması ‘endometriozis’ olarak adlandırılıyor. Endometriozisin yumurtalıklarda oluşmasına da ‘çikolata kisti’ deniliyor. Ülkemizde üreme çağındaki her 10 kadından birinde endometriozis görülürken, bu hastaların yaklaşık yüzde 17-44’ünün yumurtalıklarında çikolata kisti teşhis ediliyor. En yaygın görülen belirtileri ise adet döneminde, cinsel ilişki veya dışkılama sırasında yaşanan ağrılar oluyor. Ayrıca kronik pelvik ağrısı da yine sık görülen belirtilerinden.

Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum /Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof.  Dr. Mete Güngör, çikolata kistlerinde erken teşhisin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çikolata kistleri genç kızlarda da görülebilen bir hastalık. Dolayısıyla özellikle adolesan dönemindeki genç kızların ağrılı adet gördüklerinde ‘ilerleyen yıllarda geçer’ diyerek durumu olağan karşılamamaları ve zaman kaybetmeden hekime başvurmaları gerekiyor. Çünkü bu kistler yaşam kalitesini düşürecek şiddette gelişebilen ağrılara yol açmalarının yanı sıra jinekolojik organlara zarar vererek hamileliğin oluşmasını da önleyebiliyor. Ayrıca büyük boyutlara ulaştıklarında tedavileri çok daha kompleks hale gelebiliyor” diyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, çikolata kisti hakkında en çok merak edilen soruları anlattı; önemli uyarılarda bulundu.

Prof. Dr. Mete Güngör

SORU: Hangi belirtiler ile sinyal veriyor?

Çikolata kistleri, boyutları küçük olduğunda (< 4 cm) herhangi bir belirti ve hasar vermeyebiliyor, yani ağrı olmayabiliyor. Ayrıca hastalar bu kistlerle rahatlıkla hamile kalabiliyor. Ancak çikolata kisti, özellikle yumurtalıkla birlikte diğer bölgeleri de etkilediği durumlarda, değişik derecelerde ağrıya yol açabiliyor. Endometriozis hastalığının yumurtalıklarda meydana gelmiş şekli olan çikolata kistinde, ağrılı adet, cinsel ilişkide ağrı, idrar yaparken veya dışkılamada ağrı, bel veya kronik pelvik ağrısı, bulantı-kusma ile karın şişkinliği gibi bulguların herhangi biri oluşabiliyor. En yaygın belirtileri ise adet döneminde, cinsel ilişkide veya dışkılama sırasında gelişen ağrı ile kronik pelvik ağrıları oluyor.

SORU: Hamilelik oluşumunu nasıl önlüyor?

Yumurtalıkta bulunan endometrium tabakası, her ay kanaması sonucunda kist haline geliyor. Bu tabakanın içinde biriken sıvı erimiş çikolata şeklinde olduğu için ‘çikolata kisti’ olarak adlandırılıyor. Çikolata kistleri hamile kalmanın önündeki en önemli engellerden biri olarak görülüyor. Öyle ki hamile kalamayan kadınların yüzde 17’sinde çikolata kisti teşhis ediliyor. Bunun nedeni ise çikolata kistinin yumurtlama fonksiyonlarını bozarak ve tüpler ile yumurtalıklarda yapışıklıklar oluşturarak hamile kalmayı zorlaştırabilmesi.

SORU: Çikolata kisti kansere dönüşebilir mi?

Çikolata kistleri, nadiren olsa da kötü huylu tümöre dönüşebiliyor. Prof. Dr. Mete Güngör, “Bu nedenle özellikle ileri yaşlardaki hastalarda teşhis edilen çikolata kistleri çok daha dikkatli değerlendiriliyor” diyor.

SORU: Tedavide başvurulan yöntemler neler?

Kronik bir hastalık olan endometriozis ile çikolata kistlerinin kesin bir tedavisi mevcut değil. Eğer çikolata kisti küçükse ve belirti vermiyorsa, takip altına alınması yeterli geliyor. Tedavide hangi yönteme başvurulacağı; kistin büyüklüğüne, semptomlarına ve hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istemediğine göre değişiyor. Ağrının temel sorun olduğu durumlarda genellikle önce ilaç tedavisi uygulanıyor. Medikal tedaviyle kistlerin yol açtığı yakınmalar azaltabiliyor veya ortadan kaldırılabiliyor. Ayrıca endometriozisin ilerlemesi yavaşlatabiliyor ve kist cerrahi yöntemle çıkartıldıysa yeniden gelişme riskini düşürüyor. Progestinler, vajinal halka, doğum kontrol hapları, hormonlu spiral ile GnRH agonistleri, medikal tedavi yöntemlerini oluşturuyor.

SORU: Ameliyat ne zaman gündeme geliyor?

Çikolata kistlerinin semptomları hayat kalitesini etkiliyorsa ve medikal tedaviden yanıt alınamıyorsa, hasta tüp bebek tedavisi gördüğü halde hamile kalamıyorsa  veya mevcut kistin kanserojen olma ihtimali varsa cerrahi seçenek gündeme geliyor.

SORU: Ameliyat kesin çözüm sunuyor mu?

Çikolata kistinin cerrahi yöntemle çıkartılması şikayetlerin ortadan kalkmasını sağladığı gibi yumurtalıkta oluşan hasarın ilerlemesini önleyebiliyor ve hamilelik şansını artırıyor. Ayrıca tüp bebek tedavisi görecek olan hastalarda çikolata kistlerinin yok edilmesi yumurta toplama işlemini kolaylaştırıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, ancak çikolata kistlerinin tekrarlayabilen bir hastalık olduğuna işaret ederek, “Cerrahi sonrası, yapılan ameliyatın şekline ve ameliyat sonrası uygulanan medikal tedaviye göre hastalığın yüzde 9-25 oranında tekrarlama ihtimali oluyor” diyor.

SORU: Cerrahi yöntem nasıl uygulanıyor?  

Günümüzde çikolata kistinin vücuttan çıkartılmasında genellikle kapalı cerrahi yöntem tercih ediliyor. Laparoskopi olarak adlandırılan bu yöntemde yüksek çözünürlüklü kameralar sayesinde yumurtalıklar ve rahim görüntülenebiliyor. Böylece büyük kesilere ihtiyaç duyulmadan çikolata kistinin çıkartılması mümkün oluyor. Prof. Dr. Mete Güngör, laparoskopik cerrahinin çikolata kistinde iki şekilde uygulanabildiğini belirterek, şöyle devam ediyor:

Laparoskopik kistektomi: Yumurtalıktaki sağlam dokular korunarak sadece çikolata kistinin kapsülü çıkartılıyor veya kist boşaltılıp duvarı yakılabiliyor. Böylelikle kist sağlam dokuya en az hasar verecek şekilde temizleniyor.

Laparoskopik Ooforektomi: İlerlemiş olgularda, hamilelik düşüncesi olmayan hastalarda veya kistin kanser açısından şüpheli olduğu durumlarda yumurtalığın tamamı çıkartılıyor.

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Kadın kanserlerinde farkındalık hayat kurtarıyor!

Ülkemizde meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserleri rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanseri oluşturuyor. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Jinekolojik kanserler kadınlarda en sık görülen ilk 10 kanserden 3’ünü oluşturuyor. Bunlardan yumurtalık kanseri 5. sırada, rahim kanseri 7. sırada, rahim ağzı kanseri de 9. sırada yer alıyor. Bu kanserler arasında sadece rahim ağzı kanserinin etkili bir tarama programı bulunuyor. Yumurtalık kanseri son derece sinsi olduğundan genellikle tanı konulduğunda ileri evreye ulaşmış oluyor. Rahim kanseri ise genellikle menopoz sonrası kanama ile kendini gösterip, erken teşhis edildiğinde büyük bir kısmını tamamen tedavi edebiliriz. Yumurtalık ve rahim kanserinin etkili bir tarama programı olmasa da düzenli aralıklarla yapılacak jinekolojik muayenelerle hastalığın erken teşhisi ve tedavisi mümkün olabiliyor” diyor.

Kadın kanserleri konusunda toplumsal farkındalık olmadığı için, çoğunlukla kanserlere ileri evrede tanı konulduğunu, toplumda doğru bilinen bazı yanlışların da erken tanı imkanını ve tedaviyi olumsuz etkilediğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör, Eylül-Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, jinekolojik kanserler hakkında doğru bilinen 6 yanlışı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Mete Güngör

Ailemde hiç kanser yok, dolayısıyla risk altında değilim: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yakın aile bireylerinde kanser olmasının riski artırdığını belirten Prof. Dr. Mete Güngör, kanserlerin büyük kısmının herhangi bir mutasyon veya aile hikayesi olmadan çevresel ve hormonal faktörler ile yanlış yaşam alışkanlıklarından meydana geldiğini söylüyor. Tüm türler incelendiğinde sadece yüzde 10-15 arasında kalıtsal kanser türüne rastlandığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Bu türler genellikle; meme, yumurtalık ve kalın bağırsak kanserleridir. Örneğin; kalıtımsal geçen BRCA1 ve 2 mutasyonları varsa meme kanseri olasılığı yüzde 85, yumurtalık kanseri olma ihtimali ise yüzde 20-40 civarındadır. Ama ailede bulunan bu genler çocuklara aktarılsa bile kanser olasılığı yüzde 100 demek değildir. Ayrıca bu çok bilinen mutasyonlar dışındaki bazı genetik bozukluklarda da kanser kalıtsal olabilir.”

Hiçbir şikayetim yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Jinekolojik kanserler arasında rahimağzı kanserinin tarama programı bulunuyor.  Tarama 21 yaşında başlıyor ve 70 yaşına kadar 3 yılda bir devam ediyor. Bu kanserler belirti verdiğinde ‘geç kalınmış’ olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kanser taramasının herhangi bir belirti olmadan yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör “Düzenli rahimağzı kanseri taraması yaptıran kadınlar çok nadiren rahimağzı kanserine yakalanırlar. Yumurtalık kanserlerinin ve rahim kanserinin etkili bir tarama yöntemi yoktur. Ancak herhangi bir şikayet olmasa da düzenli aralıklarla jinekolojik muayenelerin yapılması bu hastalıkların erken tanısının konulabilmesine ve tedavi edilebilmesine olanak sağlar.” diyor.

Rahim ağzı kanseri kalıtsal olarak aileden gelir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Rahim ağzı kanserinin nedeninin, cinsel yolla bulaşan HPV virüsü olduğunu belirten Prof. Dr. Mete Güngör, ancak bu virüsü alan herkesin kanser olacağının da düşünülmemesi gerektiğini söylüyor. Rahim ağzı kanserinde ailesel bir geçiş bulunmadığını kaydeden Prof. Dr. Mete Güngör, ailesinde rahim ağzı kanseri olanların fazladan bir risk altında olmadığına dikkat çekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

HPV tespit edildiğinde konizasyon yapılırsa HPV’den kurtulurum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Mete Güngör “HPV enfeksiyonunun tespit edilmesi rahim ağzında bir bozukluk olduğunu göstermez. Eğer smear testinde hücre anormallikleri görülür ve kolposkopik biopside rahim ağzında kanser öncesi lezyon denilen bir bozukluk tespit edilirse o zaman cerrahi işlemle (konizasyon) temizlenir. Yapılan bu işlem sadece rahim ağzındaki bu hücresel bozuklukları temizler, HPV virüsünü temizlemez. HPV virüsü rahim ağzındaki normal hücreler içinde bulunmaya devam eder. HPV sadece bağışıklık sistemi sayesinde temizlenir” diyor.

HPV enfeksiyonu geçirdiğim için artık aşı işe yaramaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: HPV enfeksiyonu geçirmiş olsun ya da olmasın 45 yaşına kadar erkek-kadın herkese aşı HPV aşısı yapılabileceğini belirten Prof. Dr. Mete Güngör şöyle konuşuyor: “Aşı; mevcut HPV enfeksiyonunu tedavi etmez, korunmak için yapılır. Ancak yapılan çalışmalar; HPV nedeniyle rahim ağzında meydana gelmiş bozukluklardan sonra HPV aşısı yaptıranlarda, aşı yaptırmayanlara göre daha büyük oranda iyileşme olduğunu göstermektedir. HPV aşıları 3 doz halinde toplam 6 ay içinde yapılır. Bu 3 doz yapıldıktan sonra bir daha tekrarlanmasına gerek yoktur. Aşılar içinde bulunan HPV tiplerine karşı ömür boyu koruma sağlarlar.”

Jinekolojik kanserlerin tedavisi sonrası çocuk sahibi olunamaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üreme çağında, çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda kanserin evresine göre tedavi yapılarak, hastanın doğurganlığının korunması mümkün olabiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör “Rahim kanseri üreme çağında çok nadir görülür ancak üreme çağında görülen hastalık erken evrede ise 6-12 ay hastalığı hormonal tedavi ile baskılayıp hastalara çocuk sahibi olabilmeleri için fırsat sağlanabilir. Yumurtalık kanseri her yaşta görülebilir. Genç hasta grubunda hastalık tek bir yumurtalıkta sınırlı ise diğer yumurtalık ve rahim korunarak ameliyat yapılır. Rahim ağzı kanseri de erken yaşlarda görülebilir. Hastalık erken evrede ise rahim gövdesi korunarak sadece rahim ağzı çıkartılarak ameliyat yapılabilir ve böylece doğurganlık kapasitesi korunur. Eğer rahim korunamayacak durumda ise yumurtalıklar korunur ve ameliyat sonrası olası ışın tedavisinin etkisinden korumak için karnın üst bölgelerine asılarak ışın tedavisi alanından çıkartılır. Bu sayede hasta gelecekte isterse kendi yumurtaları ile taşıyıcı anneden çocuk sahibi olabilir.” diyor.

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Rahim ağzı kanserinden korunmanın yolları

Kadınlarda en sık görülen kanserler arasında yer alan rahim ağzı kanseri her geçen gün artış gösteriyor. Rahim ağzı kanserinin erken dönemde belirti vermemesi ve yavaş gelişmesi sebebiyle rutin tarama programları bu hastalıkla etkin mücadele açısından büyük önem taşıyor. Cinsel yolla bulaşan Human Papiloma Virüsün (HPV) neden olduğu rahim ağzı kanserinden korunmak için HPV aşısı yapılması gerekiyor. Ancak toplumda HPV aşılarıyla ilgili yanlış bilgiler, aşı konusunda gereken özenin gösterilmemesine ve hastalığın yaygınlaşmasına yol açabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Veysel Şal, HPV aşılarıyla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Veysel ŞalErkeklerde de kansere neden oluyor

Her yıl yaklaşık 500 bin kadına rahim ağzı kanseri tanısı konulmaktadır. Genellikle cinsel temas yoluyla bulaşan ve rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tümünden sorumlu olan HPV, kadınlarda genellikle çok belirti göstermez ve oldukça bulaşıcıdır. Çoğu kadın, hayatının bir döneminde karşılaştığı HPV virüsünü kendi vücut savunma sisteminin yardımı ile yener. Bazı HPV virüsleri ise bu savunma sisteminden güçlü çıkar ve rahim ağzı kanserine neden olabilir.  Erkeklerde ise ağız, yutak, anüs ve penis kanseri ile genital bölgede siğillere neden olmaktadır.

Daha önce geçirmiş olmanız tekrar yakalanmayacağınız anlamına gelmiyor

HPV virüsü kaybolup yeniden bulaşabilen bir virüstür. HPV geçirdikten sonra bağışıklık oranları maalesef yüksek değildir. Bu nedenle korunma önlemleri arasında aşı önemli bir yer tutmaktadır.

HPV aşıları hakkında bilmeniz gereken 13 gerçek

  • HPV aşıları tüm dünyada 15 yıla yakın süredir kullanımdadır.
  • İlk çıktıklarında 2’li ve 4’lü yani en sık görülen HPV türlerinin 2’sinden veya 4’ünden koruyan aşılar bulunmaktaydı ancak son yıllarda 9’lu türleri çıkmıştır.
  • Ülkemize henüz 9’lu aşı gelmemiştir. Türkiye’de şu an için 4’lü kullanılmaktadır ancak çapraz koruma özelliğinden dolayı 4’lü ve 9’lu aşı sonuçlarının aynı olduğu görülmektedir.
  • 100’ün üzerinde ülke HPV aşılarını ulusal aşı programı kapsamında rutin olarak uygulamaktadır.
  • 9-15 yaş arasındaki kadınlarda ve erkeklerde aşı önerilmektedir. Özellikle bu yaş döneminde 2 doz yapılmaktadır, 0 ve 6. ayda yapılır.
  • 15 yaş üzerinde ise 26 yaşına kadarki döneme kadar HPV aşısı önerilmektedir.
  • Şu an ABD’de 45 yaş altında herkese tek doz önerilmektedir.
  • Avrupa Birliği ülkeleri ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 15 yaşından sonraki dönemde 0, 2 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz önerilmektedir.
  • Genelde bir üst sınır yaş yok ancak yaş arttıkça aşının etkinliği azalmaktadır.
  • Aşı öncesinde HPV’nin varlığı veya yokluğu önemli değildir. Çünkü %90 geçici bir enfeksiyondur, %10 kalıcıdır. HPV pozitif olan kişiler de aşı olabilir, negatif olması şart değildir. Bu nedenle HPV aşısı yapmadan önce herhangi bir test yapmaya gerek yoktur.
  • 1-5 yaş arası erkeklerde aşı önerilmektedir. 15 yaşından sonraki dönemlerde belli durumlarda yapılabilmektedir ancak 15 yaşından sonra her erkeğe yapılmamaktadır.
  • HPV aşısı tıpkı diğer aşılardaki gibi ölü bir aşıdır. HPV’nin dış bölgesindeki protein yapısı aşı olarak verilir, yani ölü hücreler verilir ve buna karşı antikor oluşturulur.
  • HPV’ye bağlı kanser öncesi lezyon oluşan bir grup üzerinde yapılan bir araştırmada, grubun bir kısmına tedavi sonrası aşı uygulanırken, diğer kısmına uygulanmamıştır ve aşı yapılan grupta HPV kanseri nüksünün yaklaşık 3 kat daha az olduğu görülmüştür. Bu nedenle HPV aşısının oluşacak lezyonların tekrarlama riskini azalttığı da kanıtlanmıştır.

Rahim ağzı kanserinden korunmak için;

  1. Doktor kontrollerini ihmal etmeyin.
  2. Düzenli smear testlerinizi yaptırın.
  3. HPV aşılarını doktor kontrolünde yaptırın.
  4. Cinsel yolla bulaşabilecek hastalıklara karşı tedbirli olun. Çok eşlilikten kaçının.
  5. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun.
  6. Bağışıklık sisteminizi güçlendirin.
  7. Sağlıklı beslenin.
  8. Obeziteye karşı önlem alın.