Yazılar

Türkiye’de her 4 kişiden birinin karaciğeri yağlı!

Türkiye’de her 4 kişiden birinin karaciğeri yağlı!

Yediklerimizi vücudumuzun kullanabileceği besin maddelerine çeviriyor… Protein, kan pıhtılaştıran faktörler, enzimler, hormonlar ve proteinlerin üretiminde rol oynuyor… Ve daha pek çok görev üstleniyor. Yaşamsal öneme sahip olan karaciğerde bir miktar yağ olması olağan bir durum ve sağlığı tehdit etmiyor. Ancak karaciğerdeki yağ oranı yüzde 5’in üzerine çıkarsa, ‘karaciğer yağlanması’ olarak tanımlanıyor.

Dünyada en sık görülen kronik karaciğer hastalığı olan karaciğer yağlanmasının en önemli nedeni, günümüzün önemli bir toplumsal sorunu olan, obezite. Dolayısıyla obezitenin artışına paralel olarak karaciğer yağlanması da giderek yaygınlaşıyor. Öyle ki ülkemizde her 4 kişiden birinde, alkolden kaynaklanmayan karaciğer yağlanması tespit ediliyor. Bu nedenle ortalama 84 milyon nüfusu olan ülkemizde yaklaşık 20 milyon kişinin karaciğerinde yağlanma sorunu olduğu tahmin ediliyor. Acıbadem International Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Köroğlu, siroza dönüşünceye dek belirti vermemesi nedeniyle karaciğerin ‘sinsi hastalığı’ olarak belirtilen karaciğerde yağlanmanın erken dönemde tedavi edilmesinin yaşamsal önem taşıdığını belirterek, “Bu nedenle normalden fazla kilosu, diyabet hastalığı, kolesterol yüksekliği veya insülin direnci olan hastaların kan tahlilleri ve ultrasonografinin yanı sıra ihtiyaç halinde karaciğerdeki yağlanma ile fibrozis evresini gösteren fibroscan tetkiklerini yaptırmaları son derece önemli. Zira hastalığa erken tanı konulduğunda uygulanan tedaviler sayesinde siroza, dolayısıyla organ yetmezliği ile karaciğer kanserine dönüşmesi önlenebiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Emine Köroğlu

Kalıcı hasarlar bırakmasın

Fazla alkol tüketimi karaciğer yağlanmasında önemli bir risk faktörü olsa da, her yağlanmanın nedeni olmuyor. Dolayısıyla karaciğerde yağlanma;  ‘alkole bağlı’ ve ‘alkole bağlı olmayan’ karaciğer yağlanması olarak 2 gruptan oluşuyor. Alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması da ‘basit yağlanma’ ve NASH (non alkolik steatohepatit) olmak üzere yine 2 gruba ayrılıyor. NASH fazla kilolu, diyabet veya insülin direnci olan kişilerde görülen karaciğerde yağ birikmesi durumu olarak tanımlanıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Köroğlu, basit yağlanmanın genelde önemli bir sağlık sorununa yol açmadığını belirterek, “NASH ise yağlı karaciğer hastalığının ciddi türüdür. Bu hastalarda karaciğer hücrelerinde yağlanmanın yanında iltihap hücrelerinde artış oluyor. Zamanla fibrozis dediğimiz nedbe dokusunda da artış görülüyor. Bu doku arttıkça normal fonksiyon gören karaciğer hücresi azalıyor. Bunların sonucunda siroza dönüşebiliyor. Kalıcı bir hastalık olan siroz da ilerleyerek organ yetmezliğine veya karaciğer kanserine neden olabiliyor” diyor.

Genelde belirti vermese de…

Karaciğerde yağlanma genelde belirti vermemekle birlikte; nadiren halsizlik, karnın sağ üst kısmında hafif bir ağrı veya dolgunluk hissine yol açabiliyor. Bu nedenle hastalık sıklıkla başka bir sağlık problemi nedeniyle başvurulan laboratuvar tetkikleri, ultrason, tomografi veya manyetik rezonans (MR) yöntemleriyle tesadüfen tespit ediliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sağlıklı beslenin, düzenli yürüyüş yapın

Karaciğer yağlanmasına erken dönemde tanı konulduğunda yaşam alışkanlığında yapılan düzenlemeler ve ilaç tedavisiyle hastalığın ‘siroza’ dönüşümü önlenebiliyor. En etkili tedavi yöntemleri ise kilo kaybı ve fiziksel aktivite oluyor. Gastroentereloji Uzmanı Doç. Dr. Emine Köroğlu, “Dolayısıyla sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak karaciğer yağlanmasında büyük önem taşıyor. Bunun için Akdeniz tipi beslenmeyi ve mümkünse her gün 45’er dakika yürüyüş yapmayı alışkanlık edinin” diyerek, şöyle devam ediyor: “Ayrıca kilo alımını önlemek için alkol tüketmemeli, hazır meyve suları ile gazlı içeceklerden kaçınmalısınız. Fazla kilolar verildiğinde NASH ile ilişkili olan tip 2 diyabet, insülin direnci, hiperlipidemi, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve obezitenin kontrolü de kolaylaşıyor. Ancak kilo kaybınız kademeli olmalı, örneğin haftada en fazla 1,5 kilo vermelisiniz. Zira hızlı kilo vermek de karaciğerde yağlanmayı artırabiliyor”

Karaciğer yağlanmasına neden olan 6 etken!

  • Fast food tipi beslenme ve fiziksel aktivite azlığı nedeniyle gelişen obezite
  • Hızlı kilo vermek
  • Diyabet hastalığı veya insülin direnci
  • Kan kolesterol düzeylerinde yükseklik
  • Tiroit bezinin az çalışması
  • Kullanılan bazı ilaçlar

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Sigara bu hastalıkları tetikliyor

Vücudun tüm sistemlerini uzun süreli etkileyen “İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (İBH)”, kişinin aktif ve hareketli dönemlerinde, yaşam kalitesini düşürüyor ve sosyal hayatta pek çok olumsuzluğa yol açıyor. Sigara, bu hastalıkları tetikleyici önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması ve uygun tedaviler ile bu hastalıklar kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. B. Tolga Konduk, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit hakkında bilgi verdi.

İnflamatuar bağırsak hastalığı (IBH), irritabl bağırsak sendromu (huzursuz bağırsak sendromu veya IBS) ile karıştırılmaması gereken, sindirim sisteminin kronik iltihabıdır. Karın ağrısına, ishale, rektal kanamaya, ateşe ve kilo kaybına sebep olan IBH’nin iki türü vardır. Bunlar; Crohn hastalığı ve ülseratif kolit olarak adlandırılmaktadır. Dünya çapında yaklaşık 7 milyon kişi IBH’ya sahiptir. Yaygın bir hastalık olmamasına rağmen, son 20 yılda giderek artan sayıda insana bu hastalıkların teşhisi konulmuştur.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. B. Tolga Konduk

Stres ve beslenme şekli IBH’de etkili

IBH’nın tek bir nedeni olmamakla birlikte, genetik faktörler, immün sistem sorunları, beslenme şekli, stres bu hastalıkta etkili olabilmektedir. IBH’nin semptomları, inflamasyonun şiddetine ve nerede oluştuğuna göre değişir. Semptomlar bazen hafif bazen şiddetli görülür. Hem Crohn hastalığı hem de ülseratif kolit hastalığında görülen belirtiler şöyle sıralanabilir:

  • İshal
  • Karın ağrısı ve kramp
  • İstenmeyen kilo kaybı
  • Dışkıda kan görülmesi
  • İştah azalması
  • Tükenmişlik

Kolon kanseri riskini artırıyor

Sigara içmek, steroid olmayan antiinflamatuar ilaçlar, aile öyküsü IBH’deki en büyük risk faktörlerindendir. Hem ülseratif kolit hem de Crohn hastalığı bazı komplikasyonları getirebileceğinden hekim yardımı almak önemlidir. İki hastalık da kolon kanseri olma riskini artırabilir. Deri, göz ve eklem iltihabına neden olur, pıhtı sorunlarını getirebilir, karaciğer hasarına sebep olabilir. ülseratif kolite özel komplikasyonlar; zehirli megakolon, safra yollarında tutulum, kolon delinmesi, şiddetli sıvı kaybıdır. Crohn hastalığı’na özel komplikasyonlarsa; bağırsak tıkanıklığı, fistül denen akıntılı yapıların oluşması, yetersiz beslenme, anüs çevresi tutulum olarak sayılabilir. Sigarayı bırakanlarda Crohn hastalığının aktivitesi belirgin olarak azalmaktadır. Crohn hastaları sigara kullanmamalıdır.

İlaçlara yanıt alınmazsa cerrahi düşünülebilir

İnflamatuar bağırsak hastalığının teşhisi için kan sayımı, inflamasyon testleri, dışkı incelemeleri ile başlanır. Bağırsak tutulumunun yaygınlığı ve ek semptom veya bulgularına göre bağırsaklar ve iç organlara yönelik MR enterogrefi veya BT enterografi gibi kesitsel görüntülemeler de istenebilir. Sonrasında kolonoskopi incelemesi yapılır. Bazen balon yardımlı enteroskopi gibi yöntemler uygulanabilir. Tüm bu testlerin sonunda tedavi sürecine geçilir.

Tedavide amaç belirti ve bulgulara neden olan inflamasyonu azaltmaktır. Tedavide lokal veya tüm vücuda etkili olabilecek ve yangıyı azaltacak ilaçlar (bağışıklığı baskılayan ilaçlar) verilmektedir. Hangi ilacın kullanılacağı da bağırsakların etkilenen bölgesine göre değişmektedir. Eğer ilaç tedavisinden bir sonuç alınamazsa cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Süt ve süt ürünleri semptomları kötüleştirebilir

İnflamatuvar bağırsak hastalıkları bulaşıcı değildir. Hasta, hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz. Süt ve süt ürünleri, yağlı besinler, baharatlı besinler, kafein ve alkol ve hatta yoğun lif içeren besinler semptomları kötüleştirebilmektedir. Sindirimi kolay besinler tüketmek, tüketilen besinlerin kaydını tutmak İBH hastaları için oldukça önemlidir. Ayrıca alınan ilaçların, tüketilen besinlerle birlikte kaydının tutulup takip edilmesi, ilaç-besin etkileşiminin gözlemlenmesi açısından faydalı olacaktır.

Dengeli bir diyet uygulanmalı

İnflamatuar bağırsak hastalığı ile yaşamak, hastanın ne yediğine özellikle dikkat etmesi anlamına gelir. Bazı yiyecekleri yemek semptomları hafifletmeye yardımcı olabilirken, bazıları da semptomları daha da kötüleştirebilir. Bu hasta grubu proteine ihtiyaç duyar. Kırmızı et, balık, yumurta, kümes hayvanları tüketilebilir. Hastalığın tanısı konduktan sonra yangıyı yani inflamasyonu artırmasa da semptomlara neden olan gıdaların saptanması gerekir. Örneğin bazı yiyeceklerden sonra dışkı sayısı artarsa, karında şişlik ya da ağrı olursa o yiyecekler beslenmeden çıkarılabilir. Ekmek, yağsız beyaz peynir, bal, iyi pişmiş et, balık, tavuk, pirinç pilavı, haşlanmış patates, haşlanmış sebze, açık çay başlangıç için iyi besinler olabilir. Örneğin bu besinlere yumurta eklenirse ve rahatsızlık yaşanırsa bu besin listeden çıkarılabilir. Kurubaklagiller, koyu kahve, limon, soğan, yağlı ve kızarmış besinler, baharatlar ise hastalık aktivitesini artırmasa da bazı hastalarda rahatsızlık yapabileceği için, bu gıdalarla semptomu olan hastaların yememesi önerilir.

Mide bulantısının nedenleri

Mide bulantısının nedenleri

Toplumda herkesin yaşayabileceği en yaygın şikayetlerden biri olan mide bulantısı, yemeği fazla kaçırmak, araç tutmaları, hoş olmayan koku ve görüntülere karşı tepki ya da üşütmek gibi daha masum nedenlerden kaynaklanabildiği gibi, ciddi hastalıkların habercisi de olabiliyor. Mide bulantısı; ülser, mide bağırsak enfeksiyonları, ani başlayan gastrit, bağırsak tıkanıklığı, apandisit gibi sindirim sistemi rahatsızlıkları başta olmak üzere stres, gebelik, vertigo, migren, tansiyon sorunları hatta beyin tümörü gibi tablolara da işaret edebiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Şule Namlı Koç, mide bulantısının nedenleri hakkında bilgi verdi.

Mide bulantısı bir hastalık değil, vücutta farklı nedenlerden kaynaklanan mekanizmaların tetiklemesi sonucu ortaya çıkan bir tepki ya da farklı hastalıkların belirtisidir. Mide bulantısına yol açabilecek ve dikkat gerektiren çeşitli hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:

Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Şule Namlı Koç

Dr. Şule Namlı Koç

  • Gıda zehirlenmesi

Gıda zehirlenmelerinde ortaya çıkan ilk belirtilerden biri mide bulantısıdır. Gıda zehirlenmelerinde mide bulantısı şikayetine; kusma, ishal, ateş, karın ağrısı ve kramplar gibi şikayetler de eklenebilmektedir.

  • Gastrit

Mide zarının iltihaplanması olarak tanımlanabilen gastrit genellikle helikobakter pilori mikrobundan kaynaklanmaktadır. Gastrit aniden ortaya çıkabileceği gibi (akut gastrit) zamanla yavaş yavaş belirti göstererek de görülebilmektedir (kronik gastrit). Gastrit hastalarında görülen belirtiler arasında mide bulantısı çok yaygındır. Mide bulantısı ile birlikte kusma, karnın üst bölgesinde ağrı ve şişkinlik eşlik eden şikayetler arasındadır.

  • Ülser

Mide asidinin çeşitle nedenlerle mide veya 12 parmak bağırsağında harabiyet oluşturarak doku kaybına neden olması olarak tanımlanan ülser farklı belirtilerle kendini belli etmektedir. En sık rastlanan ülser belirtisi karnın üst tarafından ortaya çıkar ağrı olmakla birlikte mide 4- bulantısı, kusma, iştah kaybı gibi şikayetlere de neden olabilmektedir.

  • Bağırsak enfeksiyonları

Bağırsak enfeksiyonlarında mide bulantısı çok sık görülen belirtiler arasındadır. Mide bulantısının yanında karın ağrısı, kanlı ishal, ateş gibi belirtiler bağırsak enfeksiyonu şikayetleri arasında yer almaktadır.

  • Safra kesesi hastalıkları ve safra kesesi ameliyatları

Safra kesesi hastalıkları; safra kesesinin akut iltihabı, safra yolu yaralanmaları ve darlıkları, safra yolu kistleri, safra kesesi taşları, safra kesesi kanseri gibi farklı şekillerde yaşanabilmektedir. Bu hastalıklarda sık görülen şikayetlerden biri mide bulantısı veya kusmadır. Mide bulantısı ve kusma şikayetleri safra kesesi hastalıklarından cerrahi tedavi gören hastalarda ameliyat sonrasında da devam edebilmektedir.

  • Gastroözefageal reflü

Mide içeriğinin farklı nedenlere bağlı olarak mideden yemek borusuna doğru geri kaçışıyla ortaya çıkan gastroözefageal reflü hastalığında en sık görülen belirti mideden boğaza doğru yayılan yanma hissidir. Yemeklerden sonra veya gece yatarken yanma hissi daha fazla görülebilmektedir. Beraberinde göğüs ağrısı, yutma güçlüğü, boğazda yumru hissi, mide bulantısı ve kusma şikayetleri de yaşanabilmektedir.

  • Bağırsak tıkanıklığı

Bağırsak tıkanıklığı müdahale edilmediği takdirde hayati tehlikeye yol açabilen rahatsızlıklardan birisidir. Ani ve şiddetli karın ağrısı, karında şişlik, gaz ve gaita çıkaramama gibi belirtilerin yanında mide bulantısı ve kusma gibi şikayetler görülebilmektedir.

  • Kanser ve kanser tedavisi

Mide bulantısı kanser belirtisi olabilmektedir. Özellikle sindirim sistemi kanserlerinde hazımsızlık, şişkinlik gibi belirtilerle birlikte mide bulantısı, kusma, iştahsızlık, kilo kaybı gibi şikayetler yaşanabilmektedir. Kanser tedavisi ya da kanser tedavisinden sonra da mide bulantısı şikayetleri yaşanabilmektedir. Kemoterapi tedavisi sırasında ani mide bulantısı ve kusma şikayetleri görülebilmektedir. Mide bulantısı ve kusma şikayetleri kemoterapi sırasında olabileceği gibi sonrasında da ortaya çıkabilmektedir.

  • Vertigo (Baş dönmesi)

Hastalar farklı nedenlere bağlı olarak vertigo yani baş dönmesi yaşayabilmektedir. Şiddetli vertigo durumunda kişi genellikle hareket edememektedir ve ilk görülen şikayetler mide bulantısı ile kusma olmaktadır.

  • Kulak enfeksiyonu

Kulak enfeksiyonları genellikle şiddetli kulak ağrısı ile kendini belli etmektedir. Ancak iç kulak enfeksiyonlarında kulak ağrısına mide bulantısı, baş dönmesi gibi şikayetler eklenebilmektedir .

  • Beyin travması ve beyin tümörü

Kafa travmaları ya da beyin tümörü gibi rahatsızlıklar hastalığın şekline göre farklı belirtiler gösterebilmektedir. Beyin travması veya beyin tümörlerinde şiddetli baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, konuşma bozukluğu, kol veya bacaklarda güçsüzlük, görme bozuklukları gibi şikayetler yaşanabilmektedir.

  • Apandisit

Bağırsağın defans mekanizması ve bağışıklığı düzenlemeye yardım ettiği öngörülen apandisitin iltihaplanmasının en tipik belirtisi sağ kasık ağrısıdır. Ancak ağrı ile birlikte mide bulantısı, kusma, sindirim güçlüğü gibi şikayetler de yaşanmaktadır.

  • Migren

Migren ataklarının en belirgin özelliği zonklama şeklinde baş ağrısıdır. Ancak bu baş ağrısına; mide bulantısı, kusma, ışık ve sese karşı hassasiyet gibi şikayetler de eklenmektedir.

  • Kalp krizi

Kalp krizi sırasında yeterli oksijen alınamadığı için baş dönmesiyle birlikte mide bulantısı ve kusma şitayetleri yaşanabilmektedir.

  • Böbrek ve idrar yolu hastalıkları

Böbrek taşları veya idrar yolu enfeksiyonları şiddetli ağrının yanı sıra mide bulantısı ve kusma gibi şikayetlerle de kendini belli edebilmektedir.

 

Kanser ‘kolonoskopi’ yöntemiyle önlenebiliyor

Kanser ‘kolonoskopi’ yöntemiyle önlenebiliyor

Kolon, kalınbağırsak sindirim sisteminin son bölümünü oluşturuyor. Kolon kanseri ülkemizde en sık görülen kanserler arasında 3. sırada yer alıyor. Dünyada her yıl 2 milyon, ülkemizde de yaklaşık 20 bin kişi kolon kanseri tanısı alıyor. Dahası hatalı beslenme alışkanlıklarının ve obezitenin giderek yaygınlaşması nedeniyle son yıllarda görülme sıklığı 50 yaş altındaki kişilerde giderek artıyor. Erken dönemde hemen hiçbir belirti vermemesi nedeniyle en çok yaşam kaybına neden olan kanser türlerinden biri olan kolon kanseri aslında düzenli yapılan kolonoskopi taramasıyla önlenebiliyor. Ayrıca kanser oluşsa dahi erken tanı sayesinde hastada tamamen iyileşme sağlanabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, risk faktörü olmayan kişilerin hiçbir yakınması olmasa bile 45 yaşından itibaren her 5-10 yılda bir kolonoskopi yaptırmaları gerektiğini belirterek, “Ailesinde kolon kanseri öyküsü olan kişilerin ise tarama programına daha erken yaşlarda başlamaları gerekebiliyor. Yakın akrabalarında kolon kanseri tespit edilen kişiler, akrabasının tanı aldığı yaştan 10 yıl çıkartarak kendilerinin kolon kanseri taramasına başlama yaşını tespit edebilirler” diyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, Kolon Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanseri riskini artıran 10 etkeni anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder

Aile öyküsü

Aile öyküsü kolon kanserinin risk faktörleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Kolon kanseri teşhisi konulan hastaların yüzde 20’sinde genetik geçiş söz konusu oluyor. Bu nedenle ailesinde kolon kanseri hastası olanlar kendi tarama programları konusunda çok daha özenli olmalılar.

İleri yaş

İleri yaş kolon kanserinin önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Öyle ki kolon kanseri tanısı konulan hastaların yüzde 90’ından fazlası 40 yaş üzerinde oluyor ve bu yaştan itibaren kolon kanserine yakalanma riski her 10 yılda bir ikiye katlanarak artıyor.

Kolon polipleri

Kolonu örten tabakanın büyüyerek bağırsak kanalına çıkıntı yapması ‘kolon polipleri’ olarak adlandırılıyor. Yapılan çok sayıda çalışmaya göre; kolon kanserinin yüzde 90-95’inden, ilerleyen yaşla birlikte görülme sıklığı artan kolon polipleri sorumlu oluyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, iyi huylu tümörler olan poliplerin yüzde 10-20’sinin yaklaşık 10 yılda kansere dönüştüğü uyarısında bulunarak, “Genellikle kanserleşmeden önce herhangi bir yakınmaya yol açmadıkları için ‘gizli tehlike’ olarak adlandırdığımız polipler düzenli yapılan kolonoskopi taramaları sayesinde tespit edilip, çıkartılabiliyor. Böylece kansere dönüşmeleri önlenebiliyor” diyor.

Liften fakir beslenmek

Hatalı beslenme alışkanlığı kolon kanseri oluşumunda önemli bir risk faktörü. Özellikle lif yönünden zengin olan sebze ve meyve gibi besinlerin az tüketilmesi kolon kanserine adeta davetiye çıkartıyor. Bol meyve ve sebze içeren diyet sayesinde kabızlık önleniyor ve kolon hücrelerinin kanserojenlere maruziyeti azalıyor. Bunun yanı sıra yüksek fiberli diyetler bağırsak içindeki yararlı bakterilerin birtakım kimyasallar üretmelerine yardımcı olarak kanserin gelişme riskini azaltıyor. Dolayısıyla kolon kanserinden korunmak için liften zengin besinler sofrada düzenli olarak yer almalı.

 Mangal alışkanlığı

Uzmanlar her fırsatta mangalda pişen etin kolon kanseri riskini arttırdığı konusunda uyarıda bulunuyorlar. Bunun nedeni ise ateşe doğrudan maruz kalan etlerde heterosiklik amin ve polisiklik aromatik hidrokarbon denilen kimyasalların açığa çıkması. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Oğuz Önder, bu kimyasalların kolon kanseri riskini artırdığını hatırlatarak, “Bu nedenle etin ateşe en az 15 cm’den uzak mesafede olmasına dikkat edilmeli. Ayrıca etin dumanla temas etmesi de kanser riskini arttırıyor”

Pause Sağlık, Pause Dergi

Sigara ve alkol

Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara ve alkol kullanımının pek çok kanserin yanı sıra kolon kanseri açısından da ciddi bir risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor. Yapılan bir araştırmada; sigara içenlerin kolon kanserine yakalanma risklerinin içmeyenlere göre 18 kat daha fazla olduğu ortaya kondu. Yapılan çok sayıda araştırma da günde 50 ml veya daha fazla alkol tüketen kişilerde kolon kanserinin hiç içmeyenlerle kıyaslandığında 1.5 kat arttığı tespit edildi.

Obezite

Çağımızın önemli bir problemi olan obezite pek çok hastalığın yanı sıra kolon kanseri riskini yüzde 50 oranında yükseltiyor. Obezite, insülin/IGF-1 ve kandaki iltihap hormonlarını arttırarak kanserin gelişmesini kolaylaştırıyor. Ayrıca obezite hastalarında kötü beslenme alışkanlığı daha fazla görülüyor.

İşlenmiş et ürünleri

Salam, sucuk, sosis ve pastırma gibi işlenmiş et ürünleri kanserojen besinler arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra kırmızı et tüketiminde aşırıya kaçmak da özellikle kolon kanseri riskini artırıyor.

Bazı iltihabi hastalıklar

İltihaplı bağırsak hastalıkları olan ülseratif kolit ve Crohn hastalığı kolon kanseri riskini arttıran etkenlerden. Hastalık tanısından 5 yıl sonra kanser riskindeki artış belirgin düzeye ulaşıyor. Bu nedenle iltihabın baskılanması ve durdurulması büyük önem taşıyor.

Hareketsiz yaşam

Hareketsiz yaşam; obezite ve birçok kanserle birlikte kolon kanseri riskini arttırıyor. Öyle ki kolon kanseri riski yüzde 30 oranında yükseliyor. Yaşınıza uygun bir programla haftada 2 gün egzersiz yapmanız, kalp-damar hastalıklarıyla birlikte kanser riskini de azaltıyor.

Ağız kuruluğu bazı hastalıkların habercisi olabilir

Ağız kuruluğu bazı hastalıkların habercisi olabilir

Ağız içindeki tükürüğün azalmasıyla ortaya çıkan ağız kuruluğu, birçok nedene bağlı olarak gelişebiliyor. Kserostomi olarak da bilinen ağız kuruluğu, diş çürükleri ve ağız içi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bazı ciddi hastalıkların belirtisi de olabilen ağız kuruluğundan kurtulmak için altta yatan nedenin belirlenmesi gerekiyor. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Kaplan, ağız kuruluğu ve nedenleri hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Mustafa Kaplan

Tükürük üretilmezse ağız kuruluğu görülür

Ağız kuruluğu, tükürük bezlerinin ağız içini ıslak tutmak için yeterli tükürük üretemediği bir durumu ifade etmektedir. Tükürük, bakteriler tarafından üretilen asitleri etkisiz hale getirerek, bakteri üremesini sınırlar ve diş çürümesini önlemeye yardımcı olur. Tükürük ayrıca tat alma yeteneğini geliştirir ve çiğneme ile yutmayı kolaylaştırır. Ayrıca tükürükteki enzimler sindirime yardımcı olmaktadır. Azalmış tükürük ve bunun sonucunda ortaya çıkan ağız kuruluğunun, diş ve diş eti sağlığına, iştah ve yemekten aldığınız zevk üzerinde büyük etkisi olacaktır. Ağız kuruluğu genellikle belirli ilaçların yan etkisinden, yaşlanmaya bağlı sorunlardan veya kanser tedavilerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu belirtilere dikkat!

Ağız içinde yeterince tükürük üretilmemesi şu belirtilere neden olabilmektedir:

  • Ağızda kuruluk veya yapışkanlık hissi.
  • Sık sık susama.
  • Dilde karıncalanma hissi.
  • Tükürük bezlerinde büyüme.
  • Kalın ve lifli görünen tükürük.
  • Ağız kokusu.
  • Çiğneme, konuşma ve yutma güçlüğü.
  • Boğaz ağrısı ve ses kısıklığı.
  • Kuru veya oluklu dil.
  • Değişen bir tat alma duyusu.
  • Protez takma sorunları.

Ağız kuruluğunun nedeni bu sorunlar olabilir

İlaçlar:  Depresyon, yüksek tansiyon ve anksiyete tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yanı sıra antihistaminikler, dekonjestanlar, kas gevşeticiler ile ağrı kesici ilaçlar ağız kuruluğu yapabilir.

Yaşlanma:  Birçok kişi yaşlandıkça ağız kuruluğu yaşar. Bu duruma katkıda bulunan faktörler arasında belirli ilaçların kullanımı, vücudun ilaçları işleme yeteneğindeki değişiklikler, yetersiz beslenme ve uzun süreli sağlık sorunları yer alır.

Kanser tedavisi: Kemoterapi ilaçları tükürüğün yapısını ve üretilen miktarı değiştirebilir. Baş ve boynuna uygulanan radyasyon ya da ışın tedavileri tükürük bezlerine zarar vererek tükürük üretiminde belirgin bir azalmaya neden olabilir.

Sinir hasarı: Baş ve boyun bölgesindeki sinir hasarına neden olan bir yaralanma veya ameliyat, ağız kuruluğuna neden olabilir.

Diğer sağlık koşulları: Diyabet-şeker hastalığı, felç, ağızdaki mantar enfeksiyonu (pamukçuk) veya Alzheimer hastalığı, Sjögren sendromu veya HIV/AIDS gibi otoimmün hastalıkları ağız kuruluğu yapabilir.  Böbrek yetmezliği,  tiroid hastalıkları, kansızlık, verem gibi hastalıklar da ağız kuruluğunun nedenidir.

Burun tıkanıklığı: Ağızdan nefes almak, horlamak ve oda havasının kuru olması da ağız kuruluğuna katkıda bulunabilir.

Tütün ve alkol kullanımı: Alkol ve sigara içmek veya tütün çiğnemek ağız kuruluğu şikayetlerini artırabilir.

Uyuşturucu kullanımı: Metamfetamin kullanımı şiddetli ağız kuruluğuna ve “meth ağzı” olarak da bilinen dişlere zararlı bir duruma sebep olur. Esrar da ağız kuruluğuna neden olabilir.

Ağız kuruluğu için önemli öneriler

Tedavinin belirlenmesi ağız kuruluğunun nedenine bağlı olarak yapılmalıdır. Uzman hekim veya diş hekimi şunları yapabilir:

  • Ağız kuruluğuna neden olan ilaçlar değiştirilebilir. Eğer bu mümkün değilse belki doz miktarı azaltılabilir.
  • Ağızı nemlendirecek ürünler kullanılabilir (Ağız gargaraları, yapay tükürük veya nemlendiriciler olabilir). Ağız kuruluğu için tasarlanmış, özellikle ksilitol içeren ağız gargaraları, diş çürümesine karşı koruma da sağlar.
  • Tükürüğü uyaran ilaçlar kullanılabilir.
  • Dişleri korumak önemlidir. Çürükleri önlemek için florürlü ilaçlar veya haftalık klorheksidin kullanılabilir.