Yazılar

Mevsim geçişi cildi zorluyor!

Kış aylarının soğuk, rüzgarlı ve kurutucu etkisinin ardından bahar mevsimine geçiş, cildimiz için önemli bir adaptasyon sürecini beraberinde getiriyor. Kış boyunca düşük nem, soğuk hava ve kapalı ortamlarda geçirilen uzun süreler cildin bariyerini zayıflatabiliyor ve kuruluğa neden olabiliyor. Bahar aylarıyla birlikte ise sıcaklık artıyor, nem oranı değişiyor ve güneş ışınları daha güçlü hissedilmeye başlıyor. Ayrıca bahar aylarında artan ağaç ve çimen polenleri ile küf sporları gibi çevresel alerjenler de daha yoğun hale geliyor. Bu çevresel etkenler nedeniyle, cilt bakımına dikkat edilmediğinde; ciltte kuruluk, hassasiyet, kızarıklık, pullanma, lekelenme ve yağ üretiminin artmasına bağlı akne oluşumu gibi sorunlar gelişebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, “Kışın uygulanan yoğun ve besleyici bakım rutinlerinin bahar aylarına uygun şekilde yeniden düzenlenmesi, cildin bu geçiş sürecine daha sağlıklı uyum sağlaması için çok önemlidir” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bahar aylarında cilt sağlığının korunmasında üç temel kuralın öne çıktığını belirterek, “İlk olarak, cildi sabah ve akşam nazik bir temizleyici ürünle düzenli olarak temizlemek gerekir. Her gün SPF 50 olan bir güneş koruyucu kullanmak, cilt lekelerini ve güneş hasarını önlemede büyük önem taşır. Bunların yanı sıra cilt tipine uygun, daha hafif yapılı bir nemlendiriciyle cildin nem dengesini korumak da son derece önemlidir. Bu üç basit ama etkili adım, cildin mevsim geçişine daha sağlıklı uyum sağlamasına yardımcı olur ve birçok dermatolojik sorunun önlenmesine önemli katkı sağlar” diye konuşuyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bahar aylarında cilt sağlığı için dikkat edilmesi gereken 7 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Name Cemşitoğlu

Dr. Name Cemşitoğlu

Cildinizi günde iki kez temizleyin

Bahar aylarında artan sıcaklık ve nem oranı, cildin sebum üretimini artırabiliyor. Bu durum gözeneklerin tıkanmalarına ve akne oluşumuna zemin hazırlayabiliyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, bu nedenle sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez, cilt tipine uygun nazik bir temizleyici ürünle cildin temizlenmesi gerektiğini belirterek, “Cilt pH’ına yakın temizleyicilerin tercih edilmesi cilt bariyerinin korunmasına yardımcı olur. Özellikle akşam temizliği; makyaj, güneş koruyucu ve gün boyunca biriken çevresel kirletici etkenlerin uzaklaştırılması açısından önemlidir” diyor.

Güneşten korunmayı rutin haline getirin

Bahar aylarında UV ışınlarının yoğunluğu artmaya başlıyor ve bu durum ciltte fotoaging (ışığa bağlı yaşlanma) ile pigmentasyon artışına, yani cilt lekelerinin gelişimine yol açabiliyor. Bu nedenle her gün geniş spektrumlu (UVA ve UVB korumalı) ve SPF 50 içeren bir güneş koruyucu kullanımı büyük önem taşıyor.  Dr. Name Cemşitoğlu, “Güneş koruyucular sadece plajda değil, günlük yaşamda da uygulanmalı ve dış ortamda uzun süre kalınacaksa 2-3 saatte bir yenilenmelidir” bilgisini veriyor.

Mevsime uygun nemlendirici kullanın

Cilt bariyerinin sağlıklı olması, çevresel faktörlere karşı cildin direncini artırıyor. Ancak kış aylarında kullanılan yoğun ve yağ bazlı nemlendiriciler, bahar aylarında bazı cilt tiplerine ağır gelebiliyor ve gözeneklerin tıkanmalarına neden olabiliyor. Dolayısıyla, bahar aylarında daha hafif yapılı, su bazlı veya jel formundaki nemlendiricilerin tercih edilmesi öneriliyor. Hyaluronik asit, gliserin ve seramid içeren ürünler, cildin nem dengesini korumaya ve bariyerini güçlendirmeye katkı sağlıyor.

Haftada 1-2 kez peeling yapın, ancak…

Mevsim geçişlerinde, cilt yüzeyinde biriken ölü hücreler, cildin mat ve cansız görünmesine yol açabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, cilt sağlığı için haftada 1-2 kez nazik peeling uygulamalarını önerdiklerine işaret ederek, “Peeling cildin üst tabakasındaki hücre yenilenmesini destekleyerek daha pürüzsüz görünmesine yardımcı olur. Özellikle AHA veya PHA içeren hafif eksfoliyanlar, yani ciltten nazikçe ölü tabakayı arındıran asit içerikli peelingler kontrollü şekilde kullanılabilir” diyor. Ancak aşırı peeling uygulamalarının cilt bariyerine zarar verebileceğini belirten Dr. Name Cemşitoğlu, bu nedenle peeling yönteminin hekimin önerileri doğrultusunda uygulanması gerektiği uyarısında bulunuyor.

Günde 2-2.5 litre su için

Yeterli sıvı alımı, vücudun genel metabolik fonksiyonlarının yanı sıra cilt sağlığı için de önem taşıyor. Özellikle bahar aylarında artan fiziksel aktivite ve terleme nedeniyle vücudun sıvı ihtiyacı da artabiliyor. Su tüketimi tek başına etkili olmasa da sağlıklı bir cilt bakımını destekliyor. Günlük ortalama 2-2.5 litre su tüketimi hücrelerin nem dengesini, bir başka deyişle cilt sağlığı için gerekli olan su miktarını karşılamasıyla cildin daha canlı görünmesine katkı sağlayabiliyor.

Cilt bariyerini destekleyen içerikleri tercih edin

Mevsim geçişleri bazı kişilerde cilt hassasiyetini artırabiliyor. “Bu nedenle cilt bakım ürünlerinde bariyer onarıcı içeriklerin bulunması fayda sağlayabilir” diyen Dr. Name Cemşitoğlu, şu bilgileri paylaşıyor: “Güçlü bir cilt bariyeri cildin çevresel stres faktörlerine karşı daha dirençli olmasını sağlar. Seramidler, niasinamid, panthenol ve hyaluronik asit gibi içerikler cildimizin üst tabakasında bariyer fonksiyonunu destekleyerek, ciltten su kaybını azaltmaya yardımcı olur.”

Cildi tahriş edebilen ürünlerden kaçının

Alkol oranı yüksek tonikler, yoğun parfüm içeren kozmetikler veya aşındırıcı peeling ürünleri bazı ciltlerde hassasiyeti artırabiliyor. Özellikle mevsim geçişlerinde cilt bariyeri daha kırılgan hale gelebileceği için bu tür ürünlerden kaçınılması öneriliyor. Dermatolojik olarak test edilmiş, hassas ciltlere uygun ve minimal içerikli ürünlerin tercih edilmesi cilt sağlığı açısından daha güvenli olabiliyor.

#CiltSağlığı #MevsimGeçişi #Dermatoloji #CiltBakımı #GüneşKoruyucu #Nemlendirici #PolenMevsimi #SağlıklıCilt #AkneÖnleme #LekesizCilt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Şimdi cildimizi yenileme zamanı!

Şimdi cildimizi yenileme zamanı!

Kış mevsiminin olumsuz hava koşulları, yanlış yaşam alışkanlıkları ve stres derken cildimiz iyice yıprandı. Ancak bu süreci tersine çevirmek ve bahar aylarında cildimize enerjisini kazandırıp, ışıltılı bir görünüme sahip olmak mümkün. Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz, bahar aylarına girerken günlük yaşam alışkanlıklarımızda bazı kurallara dikkat ederek hem genel sağlığımız hem de cilt sağlığımız için çok önemli kazanımlar elde edebileceğimizi belirterek “Spordan düzenli uykuya, sağlıklı beslenmeden bol su içmeye, stresi kontrol etmeyi öğrenmeden düzenli cilt temizliğine dek bazı temel noktalara dikkat ederek, kış aylarında soğuktan ve nemsizlikten kuruyan ve kırışan cildimizi yeniden sağlıklı ve ışıltılı bir görünüme kavuşturabiliriz” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz, bahar aylarında sağlıklı ve ışıltılı bir cildin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Dilara Tüysüz

Dr. Dilara Tüysüz

  • Düzenli spor yapın

Hareketsizlik cilt sağlığının en büyük düşmanlarından birisidir. Sağlıklı ve ışıldayan bir cilt için olmazsa olmazlardan biri; vücudumuzun en büyük organı olan derimizin yeterli oksijen ve dolaşıma sahip olmasıdır. Bu nedenle, dolaşımı artırıcı etkisiyle düzenli spor cildimiz için yapabileceğimiz en önemli iyiliktir. Haftada en az üç-dört gün düzenli ve tempolu yürüyüş ya da spor eğitmenleri kontrolünde yapacağımız sporlar cildimizde kısa sürede gözle görülür fark meydana getirecektir.

  • Bol su tüketin

Cilt sağlığımız için su tüketimi kritik öneme sahiptir. Özellikle soğuk kış günlerinde susama ihtiyacının azalmasıyla günü yeterince su içmeden kapatabiliyoruz. Ancak cilt sağlığı için her gün mutlaka iki litre su içmeye dikkat etmek gerekir. Hiçbir içecek suyun yerini tutmamaktadır. Çay ve kahve tüketimi hiçbir şekilde suyun yerini tutmadığı gibi, aksine suyun vücuttan atılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle kahve içtikten sonra da mutlaka bir bardak su içmeye özen gösterin. Özellikle alkali su tüketmeyi unutmayın.

  • Sağlıklı beslenin

Cilt sağlığının en önemli belirleyicilerinden biri de sağlıklı beslenme. Fast-food, asitli içecekler ve tatlılar cilt sağlığı için son derece zararlı olup cildin kuru, lekeli ve mat bir yapıya dönüşmesine yol açtığı için bu tür yiyecek ve içeceklerden uzak durmak gerekir. Gerekirse Diyetisyen eşliğinde beslenme düzenimize getireceğimiz yeniliklerle cilt sağlığımız hızla düzelecek, bahar aylarında hem fit hem de parlak bir cilde kavuşmamıza katkı sağlayacaktır.

  • Her gün cildinizi düzenli temizleyin

Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz “Özellikle kış aylarında pek çok kişi günün yorgunluğunun da etkisiyle cildini temizlemeden uyuyor. Oysa cildimizi her gün temizlemek, nemlendirmek ve güneş koruyucumuzu her gün düzenli şekilde uygulamak büyük fark yaratacaktır. Bunun yanı sıra doktorunuzun tavsiyesine göre cildin ihtiyacı doğrultusunda nemlendirici altına uygulanacak hafif yapılı serumlar da günlük rutine eklenerek parlak bir cilt görünümü elde edilebilir. Evde uyguladığımız cilt bakımının yanı sıra yılda birkaç kez yaptıracağınız medikal cilt bakımı ile cildin nem seviyesi artar ve arındırılır” diyor.

Pause Sağlık

  • Yeterli ve kaliteli uyuyun

Yapılan bilimsel çalışmalar; cilt sağlığı için yeterli ve kaliteli uykunun son derece önem taşıdığını gösteriyor. Bu nedenle her gün düzenli olarak yedi-sekiz saat kaliteli bir şekilde uyumaya özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Dilara Tüysüz “Uykusuzluk cildin erken yıpranıp yaşlanmasına neden olmaktadır. Uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu antiaging etkiye sahiptir ve cildin yaşlanmaya karşı korunmasında büyük önem taşır. Ayrıca uyku sırasında salgılanan bir diğer hormon olan büyüme hormonu da derinin kendini yenileme gücünü artırmaktadır” diyor.

  • Stresi yönetmeyi öğrenin

Dermatoloji Uzmanı Dr. Dilara Tüysüz günlük yaşamın koşuşturmacasında stresten kaçınmanın çok da mümkün olamadığını ancak aşırı stresin cildi hızla yıpratan, ciltte kırışıklığa yol açan ve erken yaşlandıran faktörlerden biri olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Stres ile vücudumuzda seviyesi artan kortizol adı verilen hormon derideki kan damarlarının kasılmasına sebep olarak derinin beslenmesine engel olmaktadır. Bunun yanı sıra kortizol hormonunun artması ile birlikte yükselen kan şekeri seviyelerimiz de derideki hücrelerde erken yaşlanmaya yol açmaktadır.”

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Kış mevsimi sadece hastalıkların en çok yaşandığı dönem değil, cilt problemlerinin de yine benzer artışta olduğu bir dönemdir. Bunun da sebeplerinin başında; kuru hava ve ısıtma sistemlerinden kaynaklı ortamdaki nemli havanın azalması gelmektedir. Cildin kendini korumasız bıraktığı bu dönemde güç kalkanı oluşturmak adına nemlendirmek çok önemli. Bununla birlikte kış güneşinin de ciltte yanma ve lekelenmelere de sebep olabileceği ihtimalini de unutmamak gerekir. Bu yüzden güneş koruma kremlerinizi de her daim çantanızda taşımanızda fayda var. Dermakozmetik işlemler için de yine uygun zaman olan kış döneminde dikkat edilmesi gerekenleri Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Doçent Dr. Anıl Gülsel Bahalı anlattı.

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Azalan nem cilt problemlerine sebep oluyor

  • Kış aylarında görülen soğuk ve kuru hava,
  • Kapalı ortamlardaki ısıtma sistemleri sonucunda nemin azalması ve
  • Artan çevre kirliliği, cilt problemlerinin sıklığında yükselişe sebep olabiliyor.

Kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetler artışta

  • Yapılan araştırmalar; düşük nem ve düşük sıcaklıkların cilt bariyer fonksiyonunun azalmasına,
  • Ciltteki nem kaybının artmasına ve cilt kuruluğunun daha fazla görülmesine sebep verdiğini ortaya koymuştur.
  • Artan kuruluk nedeni ile cildin dış etkenlere daha duyarlı hale gelmesi beraberinde; kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetlerin daha sık görülebilmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle cilt kuruluğunu azaltmaya yönelik önlemler bu aylarda daha önemlidir.
  • Kış döneminde cilt kuruluğunu ve egzamayı arttırabilecek sık ve sıcak su ile banyo yapmak yine cilt bariyerinde hasarlanmaya neden olarak kuruluk ve egzama sıklığında artışa sebep olabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar ılık su ile ve yaz dönemine göre daha az sıklıkta duş almanız cilt bariyerimizi koruma adına önemli bir basamaktır.

Uygun nemlendirici kullanımı önemli
Ciltteki kuruluğu önlemek için düzenli ve yeterli bir şekilde cildimize uygun nemlendirici kullanmak kış aylarında çok önem arz etmektedir. Özellikle dudak ve el gibi soğuğa karşı hassasiyeti daha fazla olan bölgelerin nemlendirilmesine daha fazla özen gösterilmelidir.

Kış güneşi de leke yapıyor
Kış güneşi de ciltte lekelenmeye sebep olabilir. Bu nedenle kış döneminde de UVB koruma faktörü en az SPF30 olan ve aynı zamanda UVA’ya karşı da koruyucu olan bir güneş kreminin düzenli olarak kullanılması önemlidir.

Dermakozmetik işlem için en uygun zaman

Aslında kış mevsimi cilt bakımı için uygulanabilecek birçok dermakozmetik işlem için en uygun zaman dilimidir. Bu nedenle yaz döneminde yapılması uygun olmayan işlemleri bu dönem dermatoloji uzmanı ile görüşüp yaptırabilirsiniz.

Erkekler için cilt bakımı ipuçları

Erkekler için cilt bakımı ipuçları

Nasıl her kişinin giyim zevki ve damak tadı değişikse cilt tipi de farklıdır. Cilt bakımında “herkese uyan tek beden” yaklaşımı yoktur. Birine iyi gelen diğerine iyi gelmeyebilir. Hangi cilt tipine sahip olduğunuzdan emin olmanız ve kremlerinizi, losyonlarınızı ona göre seçmeniz son derece önemli. Durduk yere cildinizde sivilce oluşmasına ya da cildinizin yağlanmasına sebep olacak ürünler seçmeye gerek yok öyle değil mi? Cildinize nasıl bakım yapacağınız konusunda Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut 6 ipucu önerisinde bulundu.

Günümüzde daha fazla erkek sağlıklı ve daha genç görünen bir cildin peşinde koşuyor; bu yazı da erkeklerin cilt bakım rutinlerini değerlendirmeleri ve vücutlarının en büyük organına nasıl bakacakları hakkında daha fazla bilgi edinmelerini sağlayacak veriler sunuyor. Erkek ve kadın cildi arasında önemli farklılıklar olsa da (örneğin, erkeklerin cildi kadınlarınkinden daha kalındır), etkili bir cilt bakımı planının temel unsurları her iki cinsiyette de aynı kalır.

Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut

Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut

Cilt tipleri:

Hassas cilt: Herhangi bir ürün kullanımından sonra ciltte acı ya da yanma hissedebilir.

Normal cilt: Olağandır, hassas değildir.

Kuru cilt: Pul pul, kaşıntılı veya pürüzlüdür.

Yağlı cilt: Parlak ve yağlıdır

Karma cilt: Bazı bölgeleri kuru, bazı bölgeleri ise yağlıdır.

Cilt tipinizi anlamak, cildinize nasıl bakım yapacağınızı öğrenmenize ve size uygun cilt bakım ürünlerini seçmenize yardımcı olacaktır.

Doç. Dr. Tuğba Özkök Akbulut

Erkeklerin sağlıklı cilt bakım rutinlerini geliştirecek 6 ipucu

  • Ürün etiketlerini ve içeriklerini göz önünde bulundurun: Seçeceğiniz cilt bakım ürünleri cilt tipinize uygun olmalıdır. Akneye yatkın bir cildiniz varsa gözeneklerinizi tıkamayacağından “yağsız” veya “komedojenik olmayan” yazan temizleyiciler ve nemlendiriciler arayın. Hassas bir cildiniz varsa hafif, “koku içermeyen” ürünler kullanın, çünkü koku içeren ürünler ciltte tahriş ve kuruluk hissi bırakabilir. Ancak “kokusuz” olarak etiketlenen bazı ürünlerde dahi cildinizi tahriş edebilecek maskeleyici kokular içerebilir.
  • Yüzünüzü her gün ve özellikle spordan sonra da yıkayın: Sıradan kalıp sabunlar genellikle cildi kurutabilecek sert maddeler içerdiğinden, yüzünüzü yumuşak bir yüz temizleyici ve ılık (sıcak değil) suyla yıkayın.
  • Tıraş tekniğinize dikkat edin: Bazı erkekler çok bıçaklı tıraş makinelerinden memnun olabilir ve cildini çok sık aralarla tıraş edebilir. Sık sık jilet darbeleri, jilet yanıkları veya batık tüylerle karşılaşıyorsanız, bunun yerine tek veya çift bıçaklı bir tıraş makinesi kullanın ve tıraş sırasında cildinizi gergin tutmayın. Tıraş olmadan önce cildinizi ve saçınızı yumuşatmak için ıslatın. Nemlendirici bir tıraş kremi kullanın ve tüylerin uzama yönünde tıraş edin. Tıraş makinesini her kullandıktan sonra durulayın ve tahrişi en aza indirmek için beş ile yedi tıraştan sonra bıçağınızı değiştirin. 
  • Cildinizi günlük olarak nemlendirin: Nemlendirici, cildinizdeki suyu hapsederek çalışır. Bu da ince çizgilerin görünümünü azaltmaya ve cildinizin daha parlak ve genç görünmesine yardımcı olabilir. En iyi sonuçları elde etmek için banyodan, duştan veya tıraştan hemen sonra cildiniz hala nemliyken yüzünüze ve vücudunuza nemlendirici uygulayın. 
  • Cildinizi düzenli olarak kontrol edin: Kaşınan, kanayan veya renk değiştiren yeni lekeler veya benler genellikle cilt kanserinin erken uyarı işaretleridir. Herhangi bir şüpheli nokta fark ederseniz dermatoloğa görünmek için randevu alın. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde cilt kanserinin en ölümcül türü olan melanom gelişme riski genel popülasyona göre daha yüksektir. Ancak erken yakalandığında cilt kanserinin tedavi edilebilirliği oldukça yüksektir.
  • Açık havada her zaman güneş koruyucu kullanın: Kırışıklara, yaşlılık lekelerine ve hatta cilt kanserine yol açabilecek güneş hasarlarını önlemeye yardımcı olmak için, dışarı çıkmadan önce saç deriniz, kulaklarınız, boynunuz ve dudaklarınız da dahil olmak üzere cildinizin güneşe maruz kalan tüm bölgelerine güneş kremi uygulayın. En iyi koruma için, geniş spektrumlu, suya dayanıklı, SPF’si 30 veya daha yüksek olan bir güneş koruyucu kullanın ve her iki saatte bir veya yüzme veya terlemeden hemen sonra yeniden uygulayın. Ayrıca gölge arayarak ve hafif ve uzun kollu gömlek, pantolon, geniş kenarlı şapka ve mümkünse UV korumalı güneş gözlüğü gibi güneşten koruyucu giysiler giyerek de cildinizi koruyabilirsiniz. Daha etkili güneş koruması için ultraviyole koruma faktörü (UPF) etiketi olan giysileri seçin.

Soğuk havada cilt sağlığını korumanın püf noktaları!

Soğuk havada cilt sağlığını korumanın püf noktaları!

Havaların soğuduğu, nem oranının azaldığı sonbaharda mevsimsel olumsuz etkenlere, çevresel faktörler ve yanlış yaşam alışkanlıklarının da eklenmesiyle cildin yapısı hızla bozuluyor, bazı sorunlarda artış yaşanıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur son günlerde özellikle egzama, kepeklenme, ellerde ve dudaklarda kuruma, çatlama ve kanama gibi sorunlara sıkça rastlandığını belirterek  “Alınacak bazı basit ama etkili önlemlerle cilt sağlığımızı korumamız mümkün. Ancak her bir cilt sorunu, cilt tipine ve hastalığın şiddetine göre farklılık gösterebildiğinden herhangi bir cilt sorunuyla karşılaşıldığında da dermatoloğa ya da uzman bir doktora görünmeyi ihmal etmemek gerekir” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur, bugünlerde en sık görülen 5 cilt sorununu anlattı, korunmaya yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ömer Gezdur

Dr. Ömer Gezdur

Atopik Dermatit (Egzama)

Sonbaharda hızla düşen nem seviyesiyle birlikte oluşan deri sorunlarının başında atopik dermatit yani egzama geliyor. Deri kuruluğu, kaşıntı, kızarıklık ve çatlama gibi belirtilerle kendini gösteren egzama zamanla bu çatlaklardan giren mikroorganizmalar nedeniyle enfeksiyonlara yol açarken, tedavisi daha uzun sürebiliyor ve günlük yaşam konforunu olumsuz etkileyebiliyor.

Korunma yolları: Egzamadan korunmak için; cidimizdeki nemi korumanın ve cilt bariyerimizi güçlendirmenin çok önemli olduğunu belirten Dr. Ömer Gezdur “Cildinizin kuruma olan bölgelerine ekstra özen göstermek ve dermatoloğunuzun tavsiyesi ile atopik cilt tipine uygun içerikli, nemlendirici ve bariyer kremler kullanmak gerekir. Ayrıca egzamalı hastaların ev temizliği, bulaşık, bahçe işleri ya da boya vs gibi aktiviteler sırasında ellerini doğru malzeme seçimi ve eldiven kullanımı ile korumaları gerekmektedir” diyor.

Deri Kuruluğu

Deri kuruluğu sonbaharda cilt bariyerimizin zorlanması sonucu oluşan ve bugünlerde en sık görülen sorunlar arasında yer alıyor. Soğuk hava ve azalan nemle birlikte, sıcak suyla banyo yapmak, yeterli sıvı alınmaması, bazı ilaçların yan etkileri ve deterjanlar da olumsuz etkileyerek cilt sorunlarına yol açıyor.

Dr. Ömer Gezdur

Korunma yolları: Dermatoloji Uzmanı Dr. Ömer Gezdur özellikle kuru ciltli hastaların mutlaka sıcak suyla duştan kaçınması ve ılık suyla banyo yapması, nemlendiricili temizleyiciler kullanması, bol su içilmesi, sert lifler ve kurutucu içerikteki sabun ve duş jellerinden uzak durması gerektiğini vurguluyor. Kaliteli nemlendirici kremle doğal nem dengesini korumak ve doğal aromatik yağlarla cildi beslerken vücudun özellikle kuruyan bölgelerine dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Gezdur “Bu dönemde hassas peeling etkisi yapacak uygulamalar ve nem sağlayıcı maskelerle cildimizi rahatlatmak, buhar banyosu gibi bakım rutinlerine özen göstermekte fayda var. Doğru ürün kullanımının yanısıra doğru giysi seçimi de cildi korumada etkili olacaktır. Soğuk hava koşullarında vücudu korumak için atkı ve eldiven kullanarak elleri ve boynu korumak cok önemlidir” diyor.

Seboreik Dermatit (Kepeklenme)

Seboreik Dermatit (kepeklenme) sorunu; ciltte seboreik bölgelerde yani saçlı deri, kaşlar ve yüz bölgesinde kızarıklık, pullanma ve kaşıntıya neden oluyor. Hastalık ayrıca iç- dış ortam arası ısı farkları ve sabit olmayan nem düzeyine bağlı olarak da tetiklenebiliyor. Normal bir kepeklenmeden farklı olan seboreik dermatitte saç derisi ve ciltte beyaz ya da sarımsı kepekler, kızarıklıklar ve pullanmalar oluşurken yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.

Korunma yolları: Soğuk ve kuru hava bu sorunun oluşumunu tetiklediğinden mevsimsel olumsuz etkenlerden korunmak ve beslenmeye dikkat etmek gerekir. Dermatoloji uzmanının önerisiyle saç derisini arındırıp rahatlatan uygun bir şampuanı kullanabilir yine doktorunuzun önereceği çeşitli kremler veya losyonlar ile kaşıntı ve kızarıklığa karşı korunabilirsiniz.

Dr. Ömer Gezdur

Dudak çatlaması

Dudak derisi cildin en hassas noktalarından biri olduğu için, en ufak ısı değişiminden bile etkileniyor. Estetik açıdan kişiyi rahatsız eden bir görüntüye yol açan dudak çatlaması, önlem alınmadığında oluşan yarık ve çatlaklardan enfeksiyon kapılmasına da yol açabiliyor. Ayrıca bazı hastalıklarda ve vitamin eksikliklerinde de dudak çatlaması görülebildiğinden sık tekrarlıyorsa bu durumu sadece mevsimsel olumsuz etkenlere bağlamamak ve doktora görünmek gerekiyor.

Korunma yolları: Soğuk ve rüzgarlı sonbahar günlerinde dudaklarımızın kuruyarak çatlamasını engellemek için dudak balsamları etkili olacaktır. Shea yağı, badem yağı, panthenol içerikli, dudakları nemlendiren ve besleyen balsamlarla dudaklara gün içinde bakım yapmanın yanısıra, bu dönemde bol su içmek ve kafein, alkol kullanımını azaltmak dudak kuruluğundan korur.

Gül Hastalığı (Rosacea)

Halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen yüzde ani kızarıklık, yanma ve deri lezyonları ile kendini gösteren, kronik sayılabilecek bir deri hastalığı olan Rosacea, soğuk hava ve rüzgarla tetiklenebiliyor.

Korunma yolları: Rosacea semptomlarını kontrol altına almak için güneşten ve rüzgardan, soğuktan korunmak önemli bir rol oynamaktadır. Beslenmeyi düzenlemek ve tetikleyici faktörlerden kaçınmak çok etkilidir. Baharatlı yiyecekler, sıcak içecekler ve alkol, Rosacea belirtilerini artıracağı için bunları tüketmemek ve süreçte tedavi planını düzenli uygulamak gerekir.

Bu hatalar akneleri tetikliyor!

Bu hatalar akneleri tetikliyor!

‘Akne’ ya da halk arasında sık kullanılan adıyla ‘ergenlik sivilcesi’ oldukça yaygın görülen bir sorun. Öyle ki 11-30 yaş arasındaki kişilerin yüzde 80’inde farklı şiddetlerde akne gelişiyor. Sanılanın aksine, akne ergenliğin bitmesiyle kendiliğinden geçmiyor; 30’lu, 40’lı ve hatta daha ileri yaşlarda bile devam edebiliyor. Genellikle yüz bölgesinde oluşan akneler kişinin öz güveninde sorun oluşturabiliyor, sosyal ilişkilerini ve günlük aktivitelerini olumsuz etkileyebiliyor. Yapılan araştırmalara göre; akne hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyen hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, günümüzde akne tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirterek, “Akne tedavinde amaç; var olan akneleri gidermek,  yeni akne oluşumunu ve gelişebilecek leke ile izleri engellemektir. Tedaviden etkin sonuç alabilmek için dermatoloji hekiminin verdiği ilaçları önerdiği şekilde düzenli olarak kullanmak çok önemlidir. Akne tedavisinin kısa süreli olmadığı ve düzensiz kullanılan ilaçların yararı olmayacağı gibi zarar oluşturabileceği de unutulmamalıdır” diyor. Ancak çoğumuz cildimizde akne oluştuğunda “Kendiliğinden geçer” düşüncesiyle hekime başvurmuyor ve doğru sandığımız bazı hatalı uygulamalarla çözüm arıyoruz. Gelişigüzel uyguladığımız yöntemler ve tedaviyi aksatmak ise ciltte aknenin şiddetlenmesine, kırmızı ve kahverengi lekelere, enfeksiyon ile kalıcı derin izler gibi önemli sorunlara neden olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, akne tedavisinde en sık yaptığımız hataları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Fulya Hastanesi

Prof. Dr. Emel Güngör

Cildi sık sık temizlemek ve ovmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Cildin sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez, cilt tipine uygun bir ürünle, nazikçe temizlenmesi yeterli geliyor. Cildi sık temizlemenin, fırçalamanın ve ovmanın aknenin kötüleşmesine yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Emel Güngör, şöyle devam ediyor: “Aknede cildin temizlenmesindeki amaç; cilt yüzeyinde biriken ter, yağ, kir ile dökülmüş hücrelerin cildi tahriş etmeden uzaklaştırılması ve tedavilere uygun hale getirilmesidir. Bu amaçla hekimin tavsiye edeceği temizleyiciler kullanılmalıdır. Bu ürünler cildin pH’sına uygun, bazlarında salisilik asit ve benzoil peroksit gibi akne azaltıcı maddelerin bulunduğu temizleyicilerdir”

Cildi sirke, soda veya gülsuyu ile yıkamak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine; sirke, soda veya gül suyu gibi maddeler akneli cilde fayda sağlamadığı gibi cildi irrite eden içerikleri nedeniyle tahrişe veya alerjiye yol açabiliyor, hatta mevcut aknelerin alevlenmesine sebep olabiliyor.

Akneleri sıkmak ve patlatmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Akneleri sıkmak, patlatmak ve sürekli aynı yerde tekrarlayan aknelerle oynamak, akne içeriğinin cildin derin tabakalarına gitmesine yol açarak yangının  artmasına ve daha derin akne lezyonları, daha çok leke ile iz gelişmesine yol açıyor. Ayrıca saçlarda kullanılan jöle gibi ürünler yüz derisine değdiğinde gözeneklerde tıkanmaya yol açacağı için akneyi de kötüleştirebiliyor. Benzer nedenlerle ellerle taşınabilecek maddelerin de akneyi kötüleştireceği için ellerin yüz bölgesinden uzak tutulmasına da özen gösterilmesi gerekiyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Güneşlenmek ve solaryuma girmek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sanılanın aksine güneş ışınları ve solaryum akneleri kurutmuyor, sadece kamufle ediyor. Üstelik 1-2 ay sonra, gözeneklerde yaptığı tıkanmalar nedeniyle sivilcelerde artış veya alevlenme oluyor.

Cilde uygun olmayan kozmetik ürünler kullanmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kişinin cilt tipine uygun olmayan kozmetikler akne oluşumuna yol açabiliyor veya var olanı kötüleştirebiliyor. Dolayısıyla hekim tarafından önerilen, akne tedavisine yardımcı olan, cilt tipine uygun ve alerji yapmayacak ürünler kullanılmalı. Yağsız, su bazlı nemlendiriciler ve makyaj malzemeleri akneli ciltler için uygun kozmetikler arasında yer alıyor. Akneli ciltlerde, maske ve peeling gibi işlemler öncesinde de mutlaka dermatoloğa danışılmalı.

Akşamları makyajı çıkarmadan uyumak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Akşamları makyajı çıkarmamak da aknelerin kötüleşmesine neden olabiliyor. Dolayısıyla her akşam makyajın çıkarılması, yüzün cilt için önerilen temizleyici ve suyla temizlenmesi son derece önemli. Saçları şekillendirmek için kullanılan jöle ve sprey gibi ürünlerin de yüze temas etmemesine özen gösterilmesi gerekiyor.

Eş dosta iyi gelen ilaçları kullanmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Aknenin tipi, şiddeti ve yaygınlığı kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Prof. Dr. Emel Güngör, zaman içinde aynı kişide bile farklı tipte ve şiddette akne gelişebileceğine dikkat çekerek, “Bu yüzden akne tedavisi standart değildir. Her kullanılacak ilacın özellikle kremlerin kullanım amacı, şekli ve süresi birbirinden farklıdır. Akne ilaçları paylaşılmamalı veya daha önce iyi gelen bir krem sürekli kullanılmamalıdır” bilgisini veriyor.

İlaçlar yan etki yaptığında tedaviyi bırakmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Akne tedavisinde krem, jel veya losyon gibi cilde sürülerek kullanılan ilaçların çoğu deride kuruma, pullanma veya bazen tahrişe yol açabiliyor. Bu tür yan etkiler nedeniyle ilaçları bırakmak yerine çözüm aranmasında fayda var.  Prof. Dr. Emel Güngör, yan etkilerin tedavinin beraberinde kullanılan kozmetik ürünlerle veya ilaçların gün atlanarak kullanılmasıyla hafifletilebildiğini söylüyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

‘Tedavi sonuç vermiyor’ düşüncesiyle ilaçları bırakmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Akne tedavisi zaman, emek ve sabır istiyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Emel Güngör, tedaviden 1-2 hafta içinde sonuç almanın mümkün olmadığını vurgulayarak, “Aksine bu dönemde aknelerde geçici bir kötüleşme bile olabiliyor. Aknelerde gözle görülür düzelme 3 ila 4. haftalarda başlıyor, maksimum düzelme için 3-4 ay beklemek gerekebiliyor. Dolayısıyla ilaçlar sabırlı ve düzenli bir şeklide kullanmalı, ‘tedavi işe yaramadı’ düşüncesiyle bırakılmamalıdır” diyor.

Tedavi sonrasında cilt bakımına özen göstermemek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Akne iyileştikten sonra tekrarlamaması için cilt bakımına ve akneye yönelik ürünlerin özenle kullanılmasına devam edilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Emel Güngör, “Akne ilaçlarına sadece akne oluştuğunda başvurulmuyor. Bu ilaçlar düzenli olarak kullanıldıklarında yeni çıkacak olan akneleri de engelliyorlar” diyor.

Mantar hastalığının en sık görülen belirtileri!

Mantar hastalığının en sık görülen belirtileri!

Ülkemizde en sık karşılaşılan cilt hastalıklarından biri olan mantarın özellikle yaz aylarında görülme sıklığı daha da artıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantarlar sıcak ve nemli ortamlarda çoğaldığı için yaz aylarında artış gösterir. Yüzeyel mantar hastalıkları deri, saç, tırnak, ağız içi ve genital bölgeyi tutabilen mikroorganizmaların yaptığı bir enfeksiyon hastalığıdır. Saçlı deriden ayak tırnaklarına kadar  tüm vücutta en sık görülen ve yerleşim yerine göre isimlendirilen deri hastalıklarından biri olup, yapılan çalışmalara göre ülkemizde her 100 kişiden 18’ini  etkilemektedir” diyor. Havuz kenarlarında terliksiz ya da kırlarda ‘stres atayım’ diye çıplak ayakla dolaşmanın mantar oluşumuna zemin hazırlayan faktörler arasında yer aldığını, hastalığın vücutta ortaya çıktığı bölgeye göre kendini özellikle kaşıntı, kızarıklık, kepeklenme, yanma hissi, renk değişikliği ve kıl ile tırnak kaybı gibi belirtilerle gösterdiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, mantar hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Mantara yol açan etkenlere dikkat!

Başka kişilerle ortak kıyafet, terlik ve özel eşyaların paylaşılması, hayvanlarla temas (kedi, köpek, küçükbaş hayvanlar) gibi etkenlerin yanı sıra dış ortamlardan da (toprak ve çimenlik alanlar, havuz kenarları, hamam, sauna, spor salonu, tuvalet vb ortak kullanıma açık zeminler)  mantar bulaşabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar enfekiyonuna neden olan funguslar, bulaşıcı dermatofitler, mikrosporumlar olabildiği gibi, vücutta bulunan saprofit (zararsız) olarak adlandırdığımız maya türü mantarlar da (kandida pitrosporum gibi) olabilir ve vücut direncinin düştüğü durumlarda fırsatçı enfeksiyonlara yol açarlar” diyor.

Çok çabuk bulaşıyor! Bulaş riskine karşı etkili önlemler!

Hastalığın çok çabuk bulaştığını bu nedenle çok dikkatli olunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Örneğin; ayak mantarlarının ülkemizde sık gözlenmesinin en temel nedeni ortak terlik kullanımıdır. Bulaş riskinden korunmak için; kıyafet, terlik, ayakkabı gibi kişisel eşyalarınızı başkalarıyla paylaşmayın, evde bile olsa çıplak ayakla dolaşmayın, hamam, sauna ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarında hijyene ve yere çıplak ayakla basmamaya dikkat edin. Genital  bölge (vajinal kandida gibi) ve bacak aralarının mantar enfeksiyonlarında yanma-ağrı hissine yol açabileceği ve partnere bulaşma riski olabileceğinden dolayı tedavi tamamlanana kadar dikkatli olun” diyor.

Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Mantar hastalığında yoğun kaşıntı en sık şikayet nedenini oluşturuyor. Vücutta mantarın ortaya çıktığı bölgede geçmeyen, yoğun ve deriyi tahriş edecek şiddette kaşıntı oluyor. Kaşıntının yanı sıra ciltte kızarıklık, kepeklenme, mantarın etkilediği vücut bölgesine göre yanma hissi, renk değişikliği ve tırnak kaybı da ortaya çıkabiliyor. Saç bölgesinde ortaya çıkan mantar saç dökülmesine ve tedavi edilmediğinde kelliğe de neden olabiliyor.

Tedavide gecikilirse!

Mantar tedavisine en kısa zamanda başlanması gerektiğini, aksi halde tedavinin güçleşeceğini ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olacağını belirten Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu mantar tedavisine yönelik şu bilgileri veriyor: “Mantar tedavisinde sınırlı, küçük bir alan etkilenmişse lokal krem-losyon tedavilerini düzenli olarak en az 3-4 hafta kullanmak yeterli olur. Ancak geniş vücut yüzeyleri, birden çok bölge tutulumu, saç ve tırnak tutulumunda sistemik (ağız yolu ile alınan tablet-kapsül) tedavi gerekir. Saçlı deri ve gövdede geniş yüzey tutulumunda mantara karşı etkili maddeler içeren saç ve vücut şampuanları da tedaviye eklenir.”

Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu

Tedavi sırasında bu yanılgıya düşmeyin!

Mantar tedavisi sırasında hastaların yaptığı başlıca yanlışları; ilaçları düzenli kullanmamak, tedaviyi erken bırakmak ve bulaştırıcı nedenlere devam etmek olarak sıralayan Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu “Mantar hastalığının yerleşim yeri ve hastalığa neden olan mantarın türüne göre tedavi değişir. Mantar enfeksiyonları tedavi edilmediği sürece artarak devam eder. Hastalık yayılır, tedavi güçleşir ve bakteri enfeksiyonlarının eklenmesine neden olur. Şikayetler azalınca tedavinin erken kesilmesi ise hem tedaviye direnç gelişmesi hem de hastalığın sık tekrarına yol açar. Ayrıca tedavi süreci sadece medikal tedaviyle sınırlı kalmayıp, mantara yol açan etkenlere karşı günlük yaşamda gerekli önlemleri almak gerekmektedir. Örneğin; ayakların nemli kalmaması, her gün aynı ayakkabıyı arka arkaya giymemek, vücudu nemli bırakmamak, pamuklu çorap giymek, çıplak ayakla dolaşmamak gibi önlemlere her gün dikkat etmek gerekir” diyor.

Bilgi kirliliğinden uzak durun!

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayten Ferahbaş Kesikoğlu, diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi mantar hastalığı konusunda da toplumda bilgi kirliliği olduğunu, özellikle tedavi noktasında internetten ya da arkadaş çevresinden edinilen yanlış bilgilerle hastalığın çok daha ilerleyebildiğini vurgulayarak “Örneğin; internette mantar tedavisi için doğal yöntemler diye birçok bilgi var; karbonatlı suda ayakları bekletmek, sirkeli su ile yıkamak ya da aloe vera bitkisinin içini açıp jelini sürmek bunlardan birkaçı. Ancak olası bir mantar belirtisinde mutlaka hekime başvurulmalı ve tıbbi yöntemlerle hastalık tedavi edilmelidir. Aksi taktirde çok daha ilerleyerek daha karışık, zorlu ve riskli bir sürece girilebilir. Örneğin; aloe vera bitkisini doğrudan sürmek cildi tahriş edebilirken, karbonatlı suda ayakları bekletmek ya da mantarlı bölgeye sirkeli su sürmek de konsantrasyon doğru ayarlanmadığında tahriş ve yanık yapabilir. Bu nedenle gelişigüzel uygulamalardan kaçınılmalıdır” diyor.

Ergenlikte kişisel bakım ve hijyen için altın öneriler!

Ergenlikte kişisel bakım ve hijyen için altın öneriler!

Günümüzde kişisel bakım ve hijyen konusunda bilinçlenme hızla artarken, ergen gençlerin olduğu ailelerde ise özellikle kozmetik kullanımı konusunda ebeveynlerle çocuklar arasında fikir ayrılığına düşülebiliyor. Birçok anne baba, çocuğunun bedensel ve hormonal değişimlerle karşı karşıya kalmasıyla kişisel bakım konusunda kozmetik ürünleri kullanmasına sıcak bakmıyor ve doğal yöntemler arayışına giriyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Armağan Kutlay “Ergenlik dönemi birçok fiziksel ve duygusal değişimin yaşandığı bir evredir. Bu süreçte, gençler bedensel ve hormonal değişimlerle karşı karşıya kalırken, kişisel bakım da büyük önem kazanır. Dış görünüşün benlik algısında önem kazandığı bu dönemde gençlerin sağlıklı bir yaşam tarzı ve hijyen alışkanlıkları geliştirmesi fiziksel görüntüleri kadar sağlıkları ve özgüven gelişimi için önemlidir” diyor. Peki, ergenlikte kişisel bakım nasıl olmalı? Nelere dikkat edilmeli? Hangi yanlışlardan kaçınılmalı? Dermatoloji Uzmanı Dr. Armağan Kutlay ergenlik döneminde kişisel bakım hakkında bilinmesi gereken 8 önemli bilgiyi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Armağan Kutlay

  1. Her gün yüzünüzü temizleyin

Ergenlikte hormonların etkisiyle yüzde ve vücutta belirli bölgelerde sebum (yağ) üretiminin arttığını belirten Dr. Armağan Kutlay şöyle konuşuyor: “Artan sebum üretimi ve ölü deri artıkları derideki gözeneklerin tıkanması ve akne oluşumuna neden olan başlıca faktörlerdir. Cildi fazla yağ ve kirden arındırmak için cilt yapısına uygun bir temizleyiciyle sabah ve akşam olmak üzere iki kez yüzü yıkamak, akne oluşumunu engellemekteki en önemli basamaktır. Temizleyiciler jel, köpük ya da sabun formunda olabilir. Cildin yağ dengesini bozmadan nazikçe temizleyecek bir yüz temizleyici ile yıkanıp temizlenen cildin nem dengesini korumak için hafif ve yağsız bir nemlendirici kullanmak da gerekebilir. Bu yaş grubunda cildin genellikle karma ya da yağlı yapıda olduğu göz önünde bulundurularak yağsız ve su bazlı ürünler tercih edilmelidir.”

  1. Sivilce ve aknede bu yanlışlardan kaçının!

Ergenlik döneminde hormonal faktörlerle ortaya çıkan ve gençlerin yüzde 90’ını etkileyen akne, özgüven sorunlarına da yol açabilen bir sağlık sorunu. Deride siyah ve beyaz noktalar, iltihaplı sivilceler, derin nodüller şeklinde görülebilen aknede tedavinin temelini; yüz temizliği, sağlıklı beslenme ve kaliteli uyku oluşturuyor. Ayrıca yüze fazla dokunmamak, sivilceleri kesinlikle sıkmamak, gözenekleri tıkayan kozmetik ürünler kullanmamak gerektiğini vurgulayan Dermatoloji Uzmanı Dr. Armağan Kutlay “Akne tedavisi kişinin ihtiyacına göre dermatolog tarafından düzenlenmelidir. Sosyal medya gibi yerlerden görülen çeşitli kozmetik ürünlerin bir uzmana danışmadan kullanılması ciltte tahriş ve leke gibi olumsuz etkilere neden olabilir” diyor.

  1. Tüy dökücü krem kullanacaksanız!

Ergenlikte kız ve erkeklerde istenmeyen tüyleri azaltmak için epilatör, tüy dökücü krem, ağda ve tıraş gibi yöntemler kullanılabiliyor ancak dikkat! Dr. Kutlay “Ergenlikte kız ve erkeklerde farklı bölgelerde tüylenme ortaya çıkar. Kızlarda genital, koltukaltı ve bacak bölgelerindeki tüylerin artışı olağandır. Erkeklerde sakal ve bıyık bölgesi, göğüs ve karın çevresi gibi bölgelerde tüylenme olması beklenir. İstenmeyen tüyleri azaltmak için kullanılan her yöntem her cilt tipine uygun olmayabilir. Örneğin; batık oluşumuna yatkın, hassas ve kolay tahriş olan ciltlerde ağda kullanımı önerilmez, ağda sonrası güneş maruziyetinden kesinlikle kaçınılmalıdır. Hassas ciltlerde tüy dökücü kremler tahrişe neden olabilir. Ergenlik süreci biten ve tüylenmesi tamamlanan gençlerde lazer epilasyon etkili bir seçenektir. Epilasyon sonrası cildi nemlendirmeye dikkat edilmelidir” diye konuşuyor.

  1. Terlemeye karşı bu önlemleri alabilirsiniz!

Ergenlik döneminde hormonların etkisiyle koltukaltı, saçlı deri, genital bölge gibi yerlerde ter bezlerinin gelişmesiyle terleme artışı görülürken, bu bölgelerde yerleşen bakteriler kötü koku oluşumuna neden oluyor. Gençlerin özgüvenini etkileyebilen bu durumla baş etmek için özellikle yaz aylarında sık banyo yapmanın çok önemli olduğunu belirten Dr. Armağan Kutlay şöyle konuşuyor: “Koltukaltı ve genital bölgedeki tüyler de teri hapsederek koku oluşumuna neden olduğundan dolayı bu bölgelerdeki tüylerin temizlenmesi önemlidir. Kıyafet seçimi ter kokusunu azaltmada önemli rol oynar; nefes alabilen, pamuklu veya diğer doğal liflerden yapılmış kıyafetler giymek terin buharlaşmasını kolaylaştırırken, sentetik kumaşlar kötü koku oluşumuna neden olabildiğinden sentetik kumaşlı kıyafetlerden kaçınılmalıdır.”

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

  1. Deodorantta dikkat!

Yaz aylarında sık duş alınsa bile kısa süre içinde tekrar ter kokusu oluşabildiğinden, ergenlik dönemindeki gençlerin deodorant kullanmak istemesi anne babaların ‘acaba ileride zararlı etkileri olur mu?’ endişesine yol açıyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Armağan Kutlay “Antiperspiran deodorantlarda bulunan alüminyum tuzlarının kanserojen olup olmadığı tartışma konusudur. Bilimsel araştırmalarda net bir kanıt ortaya konmamakla beraber alüminyum bileşenlerinin koltukaltı derisinden emilip meme kanseri, Alzheimer gibi hastalıkları tetikleyebileceği şüphesiyle aileler bu ürünleri kullanmaktan çekinmektedir. Bu durumda magnezyum tuzları içeren antiperspiran deodorantlar alternatif olarak kullanılabilir” diyor.

  1. Saç düzleştirici ve jöleyi sık kullanmayın!

Ergenlikte saçlı deride yağlanma ve terleme artışı nedeniyle saç bakım ihtiyacı artarken, kışın iki üç günde bir banyo yapmak yeterli ancak yaz aylarında her gün duş almak gerekebiliyor.  Saç spreyi ve jöle gibi maddelerin çok sık kullanılmaması, kullanıldığı zaman da saçta uzun süre kalmadan yıkanması gerektiğini belirten Dr. Kutlay, saç düzleştirme gibi uygulamalar da saça zarar verebileceğinden sık yapılmamasının doğru olacağını söylüyor.

  1. Bu yiyeceklerden kaçının!

Dengeli ve sağlıklı bir beslenmenin cilt sağlığı üzerinde de son derece etkili olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Armağan Kutlay şöyle konuşuyor: “Sebze, meyve, protein ve tam tahıllar içeren bir diyet ve bol su tüketimine özen gösterilmelidir. Glisemik indeksi yüksek gıdalar, özellikle şeker tüketiminin fazla olması ciltte yağlanma ve akne artışına neden olacağından kontrollü tüketilmelidir. Baharatlı yiyeceklerin fazla tüketilmesi kötü koku oluşumuna katkıda bulunabilir. Hem genel sağlık için hem cilt sağlığı için sigara ve alkolden kesinlikle kaçınılmalıdır.”

  1. Güneşe çıkarken bu kurallara dikkat edin!

Kontrolsüz güneş maruziyeti güneş yanığı riskinin yanı sıra leke oluşumuna da neden oluyor.  Özellikle akne izleri ve böcek ısırığı izleri güneş maruziyeti sonrası koyulaşıp leke bırakabiliyor. Dr. Kutlay, güneşin zararlı UV ışınlarına maruz kalmamak için güneş ışınlarının en yoğun ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması, çıkılırsa gölgede olmaya dikkat edilmesi, şapka takılması ve minimum SPF 30 içeren bir güneş koruyucu sürülmesi gerektiğini belirtiyor.

Cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!

Cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!

Yaz aylarında güneş altında kaldığımızda en yaygın görülen sağlık sorunlarından biri, güneş yanıkları oluyor. Genellikle açık renk tene sahip olan kişileri daha fazla etkileyen güneş yanıklarında doğru müdahale ve tedavi son derece önem taşıyor. Zira, masum sandığımız pek çok yöntem güneş yanığının daha da kötüleşmesine yol açabiliyor. Örneğin cildimize süreceğimiz yoğurt gibi süt ürünlerinde bulunan bakterilerin ikincil bir enfeksiyona neden olabilmesi gibi! Acıbadem Altunizade Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, güneş yanıklarında cildiniz iyileşmeden asla dışarıya çıkmamamız gerektiğini belirterek, “Vücudunuzdaki sıvı kaybını yerine koymak için bol sıvı tüketmeli ve tahriş etmeyecek bir nemlendiriciyle cildinizi sık sık nemlendirmelisiniz. Ağrı ve kızarıklığı hafifletmek için soğuk suyla ıslatılmış havlu gibi soğuk kompresler de fayda sağlayacaktır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, güneş yanığında dikkat etmeniz gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Ceyda Çaytemel

Cilt kanseri riskini 3 kat artırıyor!

Cildin ultraviyole (UV) ışığına aşırı maruz kalmasına verdiği tepki güneş yanığı olarak tanımlanıyor. Güneş nedeniyle hem UVA ve hem de UVB radyasyonuna maruz kalıyoruz. UVB radyasyonu eritem, bir başka deyişle kızarıklık oluşturmada UVA’dan çok daha güçlü bir etkiye sahip. Aşırı ve ani maruziyet sonucunda cilt kendisini korumak için kalınlaşıyor ve melanin denilen renk pigmentini daha fazla üretmeye başlıyor. Bunun sonucunda da güneş yanığı oluşuyor. Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, zararlı güneş ışınlarının cilt bağışıklığını baskılamasına ek olarak cilt hücrelerinde doğrudan DNA hasarına da yol açabildiğini vurgulayarak, ”Üstelik güneş ışınlarına sık maruz kaldığımızda DNA hasarı kalıcı hale gelebiliyor ve bu tablo cilt kanserleri için önemli bir risk oluşturuyor. Öyle ki 10 yılda beş güneş yanığı veya her 10 yılda bir güneş yanığı oluşumu, ölümcül bir kanser türü olan melanom riskini üç katına kadar artırabiliyor” diyor.

Kızarıklık ilk dört saat içinde başlıyor

Güneş yanığı ultraviyole ışınlarına maruz kalındıktan sonraki dört saat içinde ciltte kızarıklık ile kendini gösteriyor. Ek olarak ciltte hassasiyet, ağrı, sıcaklık ve ödem oluşumu, ileri evrelerde de su toplaması görülebiliyor. Genellikle kızarıklık hafiflemeye başladıktan ve yanıktan 4-7 gün sonra ciltte soyulmalar başlıyor. Şiddetli reaksiyonlarda ateş, titreme ile halsizlik gibi sistemik semptomlar gelişebiliyor ve termal yanıklara benzer tedavi için hastanede yatarak tedavi gerektirebiliyor.

Bu belirtilerde mutlaka doktora başvurun!

Güneş yanığı tedavisinde, orta ve şiddetli tablolarda yangıyı azaltması için düşük güçteki kortizonlu kremler problemli bölgeye kısa süreli uygulanabiliyor. Bazı ağrı kesici haplar da ağrı kontrolünde yardımcı oluyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, geniş alanları tutan yanıklarda ve ateş titreme ile halsizlik gibi şikayetlerde mutlaka hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunarak, “Zira, geniş alanları tutan şiddetli güneş yanıkları sıvı- elektrolit dengesizlikleri ile kalp ve böbrek sorunlarına yol açabiliyor. Hastanede yatırılarak takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca yaralarda iltihap ve akıntı varsa ikincil gelişebilen enfeksiyonlar açısından hekim muayenesi son derece önem taşıyor. Tedaviyle birlikte güneş yanıkları ortalama 3-5 gün içerisinde iyileşiyor ve yaklaşık bir hafta içinde ciltte soyulmalar başlıyor. Ancak şiddetli vakalarda bazen kızarıklık uzayabiliyor” diyor.

Güneş yanığında 10 önemli kural! 

Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ceyda Çaytemel, güneş yanığının hızla iyileşmesi için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor:

  • Güneş yanığı oluştuğunda iyileşmeden kesinlikle güneşe çıkmayın.
  • Vücudunuzdaki sıvı kaybını yerine koymak için bol bol su tüketin.
  • Isıyı cilde hapsederek ağrıyı daha da kötüleştirmesi nedeniyle yağlı bir krem veya merhem sürmeyin.
  • Cildinizi tahriş etmeyecek bir nemlendiriciyle cildinizi bol bol nemlendirin.
  • Ağrı ve kızarıklığı hafifletmek için soğuk kompres (soğuk suyla ıslatılmış havlu) uygulayabilirsiniz.
  • Ilık duş almanız cildinizde rahatlama sağlayabiliyor.
  • Yoğurt güneş yanıklarında sık kullanılsa da soğuk kompresten daha iyi bir etki göstermiyor. Ayrıca süt ürünlerinde bulunan bakteriler enfeksiyona yol açabileceği için önerilmiyor. Yoğurdun yanı sıra içinde bulunan maddelerin tahriş oluşturabilmesi nedeniyle cildinize diş macunu da sürmeyin.
  • Ciltte reaksiyonlara sebep oldukları için bazı ağrı kesici kremler ve lokal anestezik kremleri doktorunuza danışmadan kullanmayın.
  • Cildin nefes almasını ve kendini iyileştirmesini önlemesi nedeniyle vücudunuzu sıkan dar kıyafetler giymeyin.
  • Cildinizde oluşan kabarcıkları patlatmaya çalışmayın. Zira, kalan deri parçası doğal bir yara örtüsü görevi görüyor, böylece yaralarınızın daha hızlı iyileşmesini sağlıyor ve mikrop kapmasını önlüyor. Gerekirse gazlı bezle kapatabilirsiniz. Herhangi bir kabarcık kendiliğinden patlarsa, topikal bir antibiyotik merhem uygulayabilirsiniz.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Güneşin, denizin ve özellikle de tatil havasının üzerimizde yarattığı olumlu etkiye rağmen, yaz ayları saçlar için yıpratıcı bir mevsim olabiliyor. Gerekli önlemler alınmazsa, güneş ışınlarının yol açtığı hasarlar nedeniyle uçları kırılmış, elastikiyeti azalmış, parlaklığını yitirmiş ve rengi solmuş saçlar, özellikle açık renkli ve ince telli saçları olan kadınlar için kaçınılmaz bir hal alıyor. Havuzun klorlu suyu da tüm bu hasarların katlanarak artmasına neden oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, bu nedenle yaz aylarında cildimizin yanı sıra saçlarımızı da güneş ışınlarından korumaya özen göstermemiz gerektiğini belirterek, “Saçlarımıza vereceği zararları azaltmak için ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında güneş altında kalmamak, şapka ve eşarp gibi aksesuarlar ile korunmak büyük öneme sahip. Bunların yanı sıra UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanmak, yıpratıcı kozmetik işlemlerden kaçınmak ve nemi korumak amacıyla bu mevsime özel saç ürünlerini tercih etmek, dikkat etmemiz gereken en önemli kurallardır” diyor. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, yaz aylarında saçlarımızın yıpranmaması için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Şapka veya eşarbınızı mutlaka takın!

Yaz aylarında ‘ultraviyole ışınlarından korunma’ dendiğinde aklımıza gelen şey, cildimizi korumak oluyor. Ancak saçlarımızı da güneşin zararlı ışınlarına karşı korumayı ihmal etmememiz gerekiyor. Saçlarınızı ultraviyole ışınlarından en iyi şekilde korumayı, güneşe çıkarken kullanacağınız şapka ya da eşarp gibi aksesuarlar sağlıyor. Bu tip aksesuarları, özellikle deniz ve havuz kenarında takmayı mutlaka alışkanlık edinin.

Saçlarınızın rengini açtırmayın!

Saçlarınızı boyatıyorsanız, yaz aylarında koyu renkleri tercih etmenizde fayda var. Zira, koyu renkli kalıcı saç boyaları ultraviyole ışığını zayıflatarak, saç lifindeki proteinin hasarını azaltan pasif bir foto filtre işlevi görüyor. Boya molekülü ışığın enerjisini emerek koruma sağlıyor. Dolayısıyla saç boyasının rengi ne kadar koyu olursa, boya tarafından o kadar fazla ışık koruması sağlanıyor. Ayrıca saç tellerinin doğal ışıktan korunması melanin pigmentiyle gerçekleşiyor. Melanin ultraviyole ışınlarıyla parçalandığında, güneş ışınlarının saçlara verdiği en önemli hasar olan foto ağarma sorunu oluşuyor. Foto ağarma özellikle rengi oksitlenerek sarartılmış saçlarda belirgin görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında saçların rengini açma ve açık renklere boyama işlemlerinden kaçınmanız gerekiyor.

Yıpratıcı kozmetik işlemler yaptırmayın

Günlük yaşantımızda hatalı tarama, saçları boyamakta kullanılan oksidatif renklendiriciler, perma ya da kalıcı düzleştirme işlemleri gibi saç sağlığımızı olumsuz etkileyen çok sayıda faktör mevcut. Bu etkenler sonrasında saç hasarı; kırılma, parlaklık ve renk kaybı, kırık saç uçları ile elektriklenme şeklinde kendini gösteriyor. Güneş ışığından zarar gören saç proteinleri nedeniyle saç lifinin çekme direnci azaldığı için saçlar tarandığında, gerildiğinde ve şekillendirici uygulamalar yapıldığında saç tellerinin kırılma riski daha yüksek oluyor. Dolayısıyla yaz aylarında saçları yıpratan etkenlerden kaçınmanız ayrı bir önem taşıyor.

Sıcak su kaynaklarından uzak durun

Yaz aylarında yapılan buhar banyoları, hamam ve sauna kullanımı, sıcak suyla uzun süreli alınan duşlar ve sıcak ısıda kullanılan kurutma makineleri saçlarda belirgin yıpranmaya neden oluyor. Bu dönemde saçlarınızda ortam ısısının yol açtığı buharlaşmayı arttırmamak için kısa süreli ılık banyoları tercih edin ve saçlarınızı doğal ortamda kurumaya bırakın.

Saçları nemlendiren şampuanları tercih edin

Denizin tuzlu ve havuzun klorlu suyu nedeniyle yaz aylarında saç tellerinde belirgin kuruma görülüyor. Bu nedenle yaz aylarında nemlendirme özelliği taşıyan şampuan ve şaç kremleri kullanmanız, dikkat etmeniz gereken bir başka önemli kuralı oluşturuyor.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Yoğun nem veren maske önemli!

Yaz aylarında saç telleri aşırı kuruyabildikleri için yoğun nem veren maskeler ve durulanma gerektirmeyen nemlendirici saç yağları, bu mevsimin vazgeçilmezleri olmalı. Saçlarınıza haftada bir gün nemlendirici maske yapmayı ihmal etmeyin.

UV filtreli saç bakım ürünlerini kullanın

Saç boyalarına ek olarak, saça bir miktar ışık koruması sağlayabilen çeşitli saç bakım ürünlerinden de faydalanabilirsiniz. Bu ürünler arasında UVB ve UVA güneş koruma faktörleri eklenmiş saç kremleri, maskeler, şekillendirici jeller ve saç spreyleri yer alıyor. Ayrıca,  özellikle UVA ışınlarının boyalı saçın rengini değiştirmesi nedeniyle, boyalı saçlar için tasarlanmış olan saç bakım formülasyonlarına, saç boyasının ömrünü uzatmak amacıyla güneş koruma faktörleri de eklendi. Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, “Ancak bu tür koruma yaklaşımlarındaki temel sorun, bu ürünlerin saçta fazla süre kalmamaları ve kafadaki her bir saç telinin tüm yüzey alanını koruyan eşit bir film tabakası oluşturamamalarıdır. Sadece bu ürünlere güvenmek için henüz elimizde yeteri kadar veri mevcut değil” diyor.

Saçlarınıza gerekenden fazla şampuan kullanmayın!

Yaz aylarında daha fazla terlediğimiz için saçlarımızı sık yıkama ihtiyacı duyabiliyoruz. Ancak sık yıkadığınızda her seferinde şampuanlama yaparsanız, zaten sıcaktan nemini kaybetmiş olan saç tellerinizin daha fazla yıpranmasına, daha önemlisi saçlı deride kurumalara ve kepeklenmelere yol açabilirsiniz. Dolayısıyla, temel yapısında hasar oluşmaması için saçlarınızı günde bir kereden fazla şampuanlamaktan kaçınmalısınız.

Havuzda bone kullanın ve çıkınca hemen durulanın

Düzenli olarak klora maruz kalmak saçları kuru ve kırılgan hale getiriyor. Ancak yüzme havuzları en önemli hasarı boyalı saçlara veriyor, zira klor saçların rengini değiştirebiliyor. Bundan kaçınmak için en iyi yöntem havuz kullanımlarında bone takmaktır. Yüzdükten sonra saçlarınızı hemen temiz suyla iyice durulamak da her zaman iyi bir fikir olacaktır.

Saçlarınızı güneşten korumanın yolları!

Botanik özlerin desteğini alabilirsiniz

Botanik özlerde bulunan antioksidanlar saçlarımızı yaz mevsiminin olumsuz etkilerine karşı koruyabiliyor. Durulanmayan saç kremlerine eklenen ve antioksidan açısından zengin enginar özü (Cynara scolymus L.) ultraviyole ışınlarına maruz kalan saç tellerini yağ ve protein bozulmasından koruyabiliyor. Ayrıca pirinç özü (Oryza sativa L.) saçın gerilebilme gücünü artırırken, tanen açısından zengin nar özü (Punica granatum L.) boyalı kırmızı saçların renginin güneş ışığı nedeniyle solmasını önleyebiliyor. Yapılan çalışmalarda; antioksidan bir molekül olan kuarsetin gibi yüksek miktarlarda flavonoidler içeren hanımeli özü (Lonicera japonica Thunb.) ve çay için de benzer sonuçlar gözlenmiş.

 Güneş saçlarımızı nasıl yıpratıyor?

Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Özlem Dicle, zararlı ultraviyole ışınlarının saçlarımızı nasıl yıprattığını şöyle anlatıyor:

  • Saç telleri, proteinlerin ve yağların dizilimiyle oluşmuş, rengini tıpkı deride olduğu gibi melanin pigmentinden alan karmaşık bir yapı. Yazın yeryüzüne güçlü bir şekilde ulaşan ultraviyole ışınları, saçın bu üç temel maddesine zarar veriyor. Işınların emilmesiyle saçların yapısındaki yağlarda hasar meydana gelince parlaklık azalıyor, proteinlerin parçalanması sonucu liflerin kalitesi bozulunca kırıklar oluşuyor ve pigment hasarıyla da foto ağarma gerçekleşiyor.
  • Ayrıca yaz mevsiminde, yüzde 10 ila 15’ i sudan oluşan saç tellerinde bir yandan yüksek ısı nedeniyle oluşan buharlaşma, diğer yandan tuzlu deniz suyundaki yoğunluk farkı nedeniyle suyun dışarı çekilmesi sonucu belirgin bir nem kaybı görülüyor. Havuz kullanımlarında klorlu su, tüm bu hasarları katlayarak arttırıyor. Bunların ardından da saçlarda belirgin bir kuruma oluşuyor.