Yazılar

Pastalardaki tehlike “Maytap”

Pastalardaki tehlike “Maytap”

Çocuğunuzun doğum günü hazırlıklarına günler hatta aylar öncesinden başlayıp organizasyonun kusursuz olması konusunda tam da her şeyi yaptığınızı düşündüğünüz noktada sizi uyarmak isteriz; madem bu kadar titizlendiniz, yeni yaşında çocuğunuza hastalık hediye etmeyin. Hamurundan kullanılan malzemeye kadar özenle hazırladığınız ya da hazırlattığınız pastanın üstüne çocuğunuz çok sevse dahi maytap koymayın. Neden mi? Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Reyhan Tamer yanıtladı.

Dr. Reyhan Tamer

Dr. Reyhan Tamer

Göründüğü kadar masum değil
Pasta üzerinde doğum günü ve özel günlerde sıkça kullandığımız maytap; aslında birçok ülkede yasaklanan bir kimyasal yanıcı ve patlayıcı bir maddedir. İçinde bulunan;

  • Demir çubuk,
  • Potasyum klorat,
  • Alüminyum toz,
  • Stronsiyum nitrat,
  • Baryum nitrat gibi kimyasal maddeler solunum ve ağız yoluyla alındığında karaciğer ve böbrek gibi hayati organlarda ciddi yan etkiler oluşturulabilir.

Pastasında sadece mum olsun
Özellikle maytabın pasta üzerinde yanmasıyla ortaya çıkan kimyasallar solunum yoluyla vücuda girer. Bunun yanı sıra pasta üzerinde yanan maytabın üzerinden düşen parçalar da pasta ile birlikte ağız yoluyla vücuda girer. Büyüme ve gelişmenin hızlı olduğu çocukluk döneminde eğlence olsun diye tekrarlayan pasta üzerindeki yanan maytaplar;

  • Karaciğer,
  • Böbrek ve
  • Akciğer gibi organlarda fonksiyon bozukluğu oluştururken,
  • Solunum güçlüğü,
  • Mide bulantısı,
  • Kusma,
  • Nefes almada güçlük,
  • Kan basıncında ve kalp ritminde düzensizlik,
  • Cilt temasında ise kimyasal yanıklar gibi önemli istenmeyen yan etkiler de oluşturabilirler.

Temas halinde ne yapmalı?
Maytap ile hava yolu ile temasta açık havaya çıkmak yararlı olur. Cilde temasında, temas edilen bölgeyi bolca sabunlu su ile yıkamak faydalı olacaktır. Ağız yolu ile alındığında ise baş dönmesi, solunum güçlüğü, kusma gibi belirtiler varsa en yakın sağlık merkezine başvurmak gerekir.

Bebeklerde RSV enfeksiyonuna dikkat!

Bebeklerde RSV enfeksiyonuna dikkat!

Sonbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte bebeklerin sağlığını ciddi şekilde etkileyebilen pek çok enfeksiyon hastalıkları kapımızı çalmaya başladı. Bu enfeksiyonlardan yaygın olarak görülen RSV (Respiratuar sinsityal virüs) özellikle prematüre bebeklerde hayatı tehdit eden boyutlara ulaşabiliyor. Bunun nedeni ise bağışıklığı henüz yeterince güçlenmemiş olan prematüre bebeklerde virüsün hızla akciğerlere ulaşıp, bronşit veya zatürreye yol açabilmesi. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, virüse karşı geliştirilmiş kesin bir tedavi olmadığı için risk grubundaki prematüre bebekleri virüsten korumanın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekerek, “Bebeklerde ev ziyaretlerinin kabul edilmemesi, bakımından sorumlu kişilerin sonbahar ile kış aylarında maske takmaları ve el hijyenine dikkat etmeleri bu virüsten korunmada en önemli üç kuralı oluşturuyor” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Dr. Mehmet Malçok

Çok hızlı ve kolay bulaşabiliyor!

RSV (Respiratuar sinsityal virüs)  çok hızlı ve kolay bir şekilde bulaşabiliyor. Virüs enfekte olmuş kişilerin öksürmeleri, hapşırmaları veya konuşmaları sonucu çevreye saçılan damlacıklarla yayılırken, bebeği öpmekle de bulaşabiliyor. Hastalığın bulaşma özelliği belirtiler ortaya çıkmadan 1-2 gün önce başlıyor ve 3-8 gün sürüyor. Ancak bağışıklığı zayıf kişilerde bulaşıcı özelliği dört haftaya kadar uzayabiliyor.

Grip benzeri belirtiler gösteriyor!

RSV enfeksiyonu bebeklerde grip ve Covid-19 hastalığına benzer belirtilerle ortaya çıkıyor. Huzursuzluk, ateş, burun tıkanıklığı, nefes almada güçlük ve ağızdan beslenememe gibi kademeli olarak artan şikayetler gelişiyor. Belirtilerin şiddeti hastalığın süresi ilerledikçe artıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, erken tanı için ebeveynlerin burun tıkanıklığı ve ağızdan beslenmede güçlük çekme gibi sorunlarda zaman kaybetmeden hekime başvurmalarının son derece önemli olduğu uyarısında bulunuyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Özellikle prematüre bebekler risk altında

Sağlık Bakanlığı verilerine göre; 0-1 yaş grubunda bebek ölümlerinin yüzde 48,4’ünden alt solunum yolları enfeksiyonları sorumlu oluyor. Bu enfeksiyonlarda en sık görülen etken olan RSV enfeksiyonu prematüre bebeklerin yoğun bakıma yeniden yatışlarına, mekanik ventilatörde tekrar izlenmelerine, hatta hayatlarını tehdit edecek kadar solunum ve kalp yetmezliğine sebep olabiliyor. Amerikan Pediatri Akademisi, daha fazla risk altında olmaları nedeniyle hamileliğin 29. haftasından önce doğan prematüre bebeklere, kronik akciğer hastalığı veya ciddi doğumsal kardiyak problemi olan bebeklere özel bir antikor ile koruyucu tedavi uygulanmasını öneriyor. Ülkemizde de bu koruyucu tedaviye risk altında olan bebeklerde başvuruluyor.

Solunum desteğine ihtiyaç duyulabiliyor!

RSV enfeksiyonunda hastalığın belirtilerini dindirmeye ve bağışıklığı güçlendirmeye yönelik destekleyici tedaviler uygulanıyor. Evde sprey veya damlalar ile bebeğin burnunun açık tutulması, ortamın nemlendirilmesi, beslenmesine dikkat edilmesi ve bol sıvı takviyesi önem taşıyor. Hastanede ise oksijen yetersizliğinin önüne geçebilmek amacıyla ilaç uygulamalarının yanı sıra cihazla solunum desteğine ve vücuttaki sıvıyı artırmak için serum tedavisine başvuruluyor.

Annelere özel emzirme tüyoları

Annelere özel emzirme tüyoları

Tek başına mucizevi bir besin olan anne sütü, bebeğinizin özellikle de ilk altı aylık gelişiminde D vitamini haricinde ihtiyaç duyduğu tüm vitamin ve mineralleri tek başına karşılayabilirken, emzirmek de anne sağlığı açısından sayısız fayda sağlıyor. Ancak bazen anneler yeterince emziremediklerini, bu yüzden bebeklerinin yeterli gelişimi gösteremeyeceğini düşünerek kendilerini başarısız hissediyorlar. Oysa emzirme istek ve bilgiye sahip her kadının rahatlıkla başarabileceği bir süreç. Kendilerini başarısız hisseden annelere verilecek destekle bu durumun çok kolay aşılabileceğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu, çiçeği burnunda annelere başarılı emzirmenin 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Çiğdem Yavrucu

Doğumdan kısa süre sonra emzirmeye başlayın

Emzirme fikrine hamilelik sürecinde hazırlanın. Bebek Dostu Hastanelerde bebek doğumdan çok kısa süre sonra anne ile buluşturulur. Zira, bebeğin emmeye en çok istekli olduğu saat, doğumundan sonraki bir saattir. Bebeğiniz çok az emse de yenidoğanın midesinin bir çay kaşığı süt ile dolacağını sakın aklınızdan çıkarmayın. Ayrıca ilk sütünüz yani kolostrum çok değerli bir süttür. Bağışıklık sistemini güçlendirecek, büyüme ve gelişmeyi sağlayacak özel bir içeriğe sahip. Mucizevi bir öneme sahip, adeta ‘aşı’ denilebilecek bu sütten bebeğinizin yararlanmasını sağlayın.

Bol su için

Emziren annenin mutlaka günde üç litre su içmesi gerektiğini, suyun anne sütünü artıran temel besin maddesi olduğunu vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu, günlük sıvı alımının üç litre olmasına, bu sıvının çoğunlukla su içilerek karşılanması gerektiğini belirterek “Suyun yanı sıra ayran, kefir, taze sıkılmış meyve suyu ve çorba da içilebilir. Ancak kahve, çay, gazlı içeceklerle bazı bitki çaylarından uzak durulmalıdır. Anne sütünün içerisinde bebeğin ihtiyacı olan su da bolca bulunduğundan bebeğinize özellikle ilk altı ayda su vermeyin. Tıbbi bir gereklilik olmadığı takdirde mamadan, emzirme döneminde ‘süt artırıcı’ olduğu iddia edilen bitkisel takviye adı altındaki ürünlerin kullanımından kesinlikle kaçınılmalıdır” diyor.

“Sütüm gelmiyor” diye emzirmeyi bırakmayın!

Çiçeği burnunda birçok annenin anne sütü yerine mamayı tercih etmesinin başlıca etkenlerinden biri sütünün gelmediği ya da az geldiği için bebeğinin aç kalabileceği endişesi oluyor. Bu endişenin yersiz olduğunu vurgulayan Dr. Çiğdem Yavrucu şöyle konuşuyor: “Annenin tıbbi bir rahatsızlığı yoksa sağlıklı ve dengeli besleniyor, bol bol su içiyor, olumlu ve güzel düşüncelerle kendini rahatlatıp emzirme tekniklerini doğru uyguluyorsa sütü bebeğine mutlaka yeterli gelecektir. Bebek memeyi emdikçe annenin beynine ‘bebek aç ve süte ihtiyacı var’ mesajı gidecek ve emzirme yolları açılarak yeterince süt üretilecektir. Öyle ki, ikiz bebekleri olan anneler bile, her iki bebeğe yetecek kadar süt üretebilirler” 

Bebeğinizi sık aralıklarla ve emmek istedikçe emzirin

Bebeğinizi emzirmek için özellikle ilk haftalarda zaman aralıkları yapmayın, sık sık ve emmek istedikçe mutlaka emzirin. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu, emzirdikçe sütünüzün geleceğini ancak memelerin yeterince boşaltılamaması durumunda süt yapımının azalacağını belirterek “Bu nedenle memeleriniz iyice boşalana kadar emzirmeye devam edin. Memeden süt gelmesi için en önemli uyaran bebeğinizin memenizle buluşması ve sonuna kadar emmesidir. Bu nedenle emzirmeye başlamadan önce memenizin ucundan birkaç damla sütü bebeğinize damlatarak motive edin. Toplumda yanlış inanışlardan biri; uyuyan bebeğin emzirme için uyandırılmaması gerektiği düşüncesi. Ancak bebeği özellikle ilk aylarda günde 10-12 kez emzirmek gerektiği için, uyuyor olsa da iki saati geçmişse uyandırarak emzirin” diyor.

 Dr. Çiğdem Yavrucu

Emzirmeden önce mutlaka ellerinizi yıkayın

Gün içerisinde en fazla kirlenen organımız ellerimiz. Eller etraftaki bakteri ve virüslerin de bulaşmasında çok önemli bir etken olduğundan ellerinizi sık sık yıkayın. Özellikle de bebeğinizi her emzirmeden önce mutlaka yıkamaya özen gösterin. Meme başınızın ve çevresinin temiz olduğundan emin olun. Meme uçlarını tahriş etmemesi için suyla temizleyin, emzirmeden sonra da memenizdeki bir iki damla sütle etrafını yumuşakça silmeniz yeterli. Meme başlarınızı sabun, ıslak mendil ve alkol içeren ürünlerle temizlemekten kaçının. Bebeğiniz için anne kokusu büyük önem taşıdığından emzirme süreniz boyunca parfüm sıkmayın.”

Meme başında çatlak ve yaraya karşı bu önlemleri alın

Birçok annenin mustarip olduğu ve bebeğini emzirmekten alıkoyan etkenlerden biri de; meme başındaki çatlaklar ve yara oluyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu, “Meme başındaki çatlak ve yaranın önüne geçmek için, bebeğinizin sadece memenin uç kısmını değil çevresindeki kahverengi kısmı da ağzına vermeye dikkat edin. Bebeğiniz sadece memenizin uç kısmını emerse çatlak ve yara oluşumuna neden olabilir ve canınız yanacağı için emzirmeye ara vermenize ya da son vermenize neden olabilir. Ancak bu basit önlemlerle bu sorunun üstesinde kolaylıkla gelebilirsiniz” diyor.

Kendi diyetinize çok dikkat edin!

Lohusalık dönemi, özel bir süreçtir. Doğru beslenmeniz emzirme sürecinizi etkileyebilir. Bu süreçte sağlıklı besinler yemeyi tercih edin. Akdeniz diyeti ve bol su, sizin için ideal olanı. Yediğiniz her besin, sütünüzün içeriğini etkiler. Bebeğinizin de yediğiniz sağlıklı gıdalardan oluşan bir süt menüsünden beslendiğini hayal edin. Her bebeğin gelişimi kendine özgü olsa da genel olarak ilk 6 ayda bebekler ortalama ayda 800 gr alırlar. Boyları da 1.5-2 cm kadar uzar. 6 aydan sonra kilo alımı ayda 200-500 gr arasına düşer, boyu da 1 cm kadar uzayabilir. Boy ve kilosu normal gelişiyorsa, siz bu işi başardınız demektir!

Size iyi gelen şeylere odaklanın

Psikoloji, fiziksel sağlık kadar önemli diyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Yavrucu, “Annelerin ruhsal olarak kendilerini iyi hissetmeleri emzirmenin devam etmesi için çok önemli. Emzirme sürecinde üzüntü yaşanması, birçok annenin sütünün azalmasına yol açar. O nedenle, anne de bilinçli davranarak, bebeğini düşünerek, çevreden gelen olumsuz etkilerden uzak durmaya çalışmalıdır. Annenin çevresindekiler özellikle babalar bu özel süreci düşünerek, anneye moral olarak destek vermelidir. Kendini iyi hisseden anneler, emzirmeye daha iyi odaklanabilirler” dedi.

Güneşten neden korunmalı!

Güneşten neden korunmalı!

Sabırla bekleyip de kavuştuğumuz güneşli günleri şüphesiz hepimiz çok özledik. Ama bu özlemle güneşe sonsuz teslim olmamak lazım. Korunmak ve özellikle güneşin dik geldiği öğle saatlerinde gölgede, evde olmayı tercih etmek en baş kurallarımız arasında olmalı. Diğer önemli kuralları Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz’e sorduk.

 

Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz

  • Gölgede kalın

UV ışınlarının en zararlı olduğu zaman gün ortasıdır. Özellikle öğle saatlerinde çocuğunuzun kapalı yerlerde olmasına özen gösterin. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise ağaç, şemsiye veya bir tente altında durmayı tercih edin.

  • Örtün

Uzun kollu t-shirtler ve pantolonlar da UV ışınlarından koruma sağlayabilir. Islak giysiler kurulara, açık renkler de koyu renklere göre daha fazla korur.

  • Şapka takın

Başı, yüzü, kulakları ve boynu gölgede tutan bir şapka çocuğunuz için iyi bir koruma sağlayacaktır.

  • Gözlük takın

UVA ve UVB ışınlarını yüzde 100 bloke eden güneş gözlüklerini tercih edin. Aksi halde UV ışınları ilerleyen yaşlarda katarakta neden olabilir.

  • Güneş koruyucu kullanın

Çocuğunuza, dışarıya her çıktığında UVA ve UVB ışınlarına karşı koruma sağlayan, en az 50 koruma faktörlü güneş kremini kullanın. Aynı zamanda kremini sürerken; burnunu, kulaklarını, dudaklarını ve ayak sırtını unutmayın. Eğer bebeğiniz 6 aylığın altındaysa doktorunuzun önerdiği güneş kremlerini kullanın. Unutmayın ki bulutlar UV ışınlarını bloke etmez. Bu nedenle bulutlu ve serin günlerde dahi güneşten korunmak son derece önemli.

Çocuğunuzu vitamine ‘boğmayın!’

Çocuğunuzu vitamine ‘boğmayın!’

Günümüzde pek çok anne baba çocuklarına sebze başta olmak üzere tencere yemeği yedirememekten dahası sağlıklı beslenme adına sözlerini geçirememekten şikayet ediyor. Hal böyle olunca sağlıklı büyüyüp gelişemeyecekleri endişesiyle arkadaş çevrelerinden aldıkları önerilerle vitamin takviyelerine yüklenebiliyor! Ancak dikkat! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, vitamin ve minerallerin çocuklar için son derece önemli olduğunu ancak bilinçsizce, gereksiz vitamin yüklemesinin fayda yerine zehir etkisi yaratabileceğini belirtiyor. Dr. İhsan Şehla gereksiz takviyelerle çocukların vücudunda oluşan vitamin fazlalığının zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Çocukların hem zihinsel hem de fiziksel gelişimlerinde vitamin ve minerallerin önemi son derece büyük. Ancak bu vitamin ve minerallerin öncelikle doğal besinlerden alınması gerekiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla, özellikle yağda eriyen ve vücutta depolanan vitaminler olan A, D, E ve K vitaminleri başta olmak üzere gelişigüzel vitamin takviyelerinin vücutta birikip hemen olmasa da ileride toksisiteye (zehir) yol açabildiğini, çok ciddi hastalıklara neden olabildiğini söylüyor. Çocuklara sebze yemeklerini sevdirmenin mümkün olduğunu bu nedenle sabırla ve şefkatle yaklaşarak, farklı hazırlama yöntemleri ve sunumlar deneyerek ayrıca çocuğa yılmadan bu besinlerin faydalarını ve gerekliliğini anlatarak başarı sağlanabileceğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Doğal besinlerle, mevsim sebze ve meyveleri yerine vitamin ve mineralleri doktora danışmadan çocuklara vermekten mutlaka kaçınılmalıdır. Herkesin vitamin ve mineral ihtiyacı ve vücudundaki değerler farklıdır. Bu değerlerine bakılıp, doktor kontrolü ve önerisi doğrultusunda ilerlemek gerekir” diyor.

Dr. İhsan Şehla

Böbreklerde hasara yol açabiliyor!

Son yıllarda yapılan çalışmalar D vitamininin faydalarının sanılandan çok daha fazla olduğunu, bağışıklığın güçlenmesinden kemiklerin gelişimine dek birçok önemli etkileri bulunduğunu ortaya koyuyor. D vitamininin başlıca kaynağını güneş ışınları oluşturduğundan dolayı güneşten bilinçli bir şekilde bol bol faydalanılması gerektiğini belirten Dr. İhsan Şehla, güneşin zararlı ışınlarının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 15 dakika güneşlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor. Buna karşın D vitamininin aşırısının da zehirli etkilere yol açabildiğinin altını çizen Dr. İhsan Şehla “D vitamininin yüksek dozda kullanılması durumunda solukluk, gevşeklik, iştahsızlık, huzursuzluk, kabızlık ve bol idrara çıkmanın yanı sıra kalsiyum atılımı, böbreklerde hasar, böbrek taşları, kalpten çıkan ana atardamar kapağında darlık, tansiyon yüksekliği, kusma, gözlerde sinir tabakasında hasar ve kornea bulanıklığı gibi sorunlara neden olabilir” diye konuşuyor.

Karaciğer hastalığına neden olabiliyor!

Gözlerden dişlere, kemiklerden cilde dek bir çok faydası bulunan A vitamininin gereksiz ve fazla kullanımının süt çocuklarında; kusma, bilinç bulanıklığı, bıngıldak kabarıklığı ve beyin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabildiğini belirten Dr. İhsan Şehla “Vitamin A’nın uzun süreli yüksek dozda kullanımı durumunda ise; iştahsızlık, kusma, kemiklerde şişlik, zayıflama, saç dökülmesi, deride pullanma ve soyulma ve ağız kenarında çatlaklar, karaciğer hastalığı, karaciğer damarlarında tansiyon artışı, karın içinde serbest sıvı birikimi ve kafa içi basıncında artışa bağlı baş ağrısına yol açabilir” diyor.

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla

Vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azaltıyor!

Vücutta gereğinden fazla, yüksek doz E vitamini bulunmasının, vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azalttığını, immün ve otoimmün hastalıkların ilerlemesini kolaylaştırabildiğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Bağışıklık sistemi olması gerekenden fazla, aşırı çalıştığında vücut kendi dokularını yabancı olarak algılayıp bu dokulara saldırarak bir çok önemli hastalığa yol açabilir. Ayrıca bazı kan sulandırıcıların etkisini azaltır” uyarısında bulunuyor.

Aşırı K vitamininin ise aşırı kan hücresi yıkımına bağlı kansızlık, sarılık ve çok yüksek sarılığın yeni doğan bebeklerde beyne yerleşip hasar vermesine neden olabildiğini beliten Dr. İhsan Şehla, aşırı B vitamini kullanımının karaciğer bozukluklarından kalpte ritim bozukluğuna dek birçok soruna yol açabileceğini vurguluyor. Dr. İhsan Şehla C vitamininin suda çözülmediği için vücutta depolanmayıp atıldığını ama onun da aşırı tüketiminin uzun dönemde böbrek taşlarına yol açabildiğini söylüyor.

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Çocuklar bu saatte mutlaka uykuda olmalılar!

Günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon gibi iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla pek çok anne baba çocuklarının geç yatmasından şikayet ediyor. Yapılan çalışmalar; çocuklarda yeterli ve kaliteli uykunun bağışıklığın güçlenmesinden zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimlerine dek çok önemli rol oynadığını ortaya koyduğundan anne babalar çocuklarının hem sağlığı hem de okul başarısı açısından endişe duyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocukların saat 22:00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini belirterek “Aksi durumda çocuğun büyümesi yavaşlar ve vücut direnci düşer. Bu da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bebeklerde ve çocuklarda yeterli ve kaliteli bir uyku en az iyi beslenmek kadar önemlidir” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı uykunun önemini anlattı, yeterli ve kaliteli uyku için 7 ipucu verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

“Bizim yanımızda yatmazsa uykuya dalamıyor!”, “Cep telefonunda oyun oynamaktan geç yatıyor!”, “Erken yatarsa uyuyamıyor!”… Bir çok anne baba, çocuklarında bu ve benzeri sorunlar nedeniyle uzmanlara başvurarak çözüm arıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda uyku bozukluklarının büyük çoğunluğunun davranışsal olduğunu belirterek “Özellikle günümüzde televizyon, tablet, akıllı telefon ve yoğun çalışan ebeveynler nedeni ile çocukların yatağa gidiş saati gecikmekte ve bu da uyku döngüsünü bozmaktadır. Uyku döngüsünün bozulması geciken uykuya veya bölünen uykuya neden olarak hem sağlık açısından hem de günlük yaşamdaki aktiviteleri açısından olumsuz etkilere yol açmaktadır” diyor. Dr. İmre Gökyar uykusuzluğun yol açacağı sıkıntıları şöyle anlatıyor: “Yeterli ve kaliteli uyumayan çocuk sürekli bitkin hisseder, bağışıklığı zayıflayarak hastalıklara çok açık hale gelir, okulda iyi bir performans gösteremez ve başarısı düşer, unutkanlık, sinirlilik ve dikkat dağınıklığı sorunu yaşar, depresyona girme riski artar. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak gelişimi sağlıklı olamayacağından hem kısa hem de uzun vadede pek çok sorunla karşılaşır. Bu nedenle çocuklardaki uyku bozuklukları doğru tespit edilerek, bu nedenleri ortadan kaldıracak önlemlerle sorun ivedilikle çözülmelidir.”

Pause Dergi

Dr. İmre Gökyar

Bu nedenlere dikkat!

Uyku döngüsünün yaşamın ilk üç ayından sonra oluştuğunu, 4-5 yaş arasında erişkin tip uykuya dönüştüğünü belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar “Uyku insan ömrünün en az üçte birini oluşturur. Vücudun dinlenmesini ve beynin gün içinde aldığı bilgileri beyne yerleştirmesini sağlar. Çocuklarda gece uyanmalarında ailenin mümkünse müdahale etmemesi ve çocuğun kendi kendine tekrar uykuya dönmesinin sağlanması önemlidir” diyor. Uykusuzluğun nedenleri arasında iki faktörün öne çıktığını kaydeden Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: “Zayıf uyku alışkanlığında; uykunun başlaması ve uykuda kalabilme beceresi bir seri biyolojik koşullar ve öğrenilmiş davranışlara bağlıdır. Organizma uykuya hazır olmalıdır. Bu nedenle alışkanlıklar oluşturarak vücudu dinlendirmesini ve uykuya hazırlanmasını sağlamak gerekir. Diğer bir faktör de stres ve kaygıya dayalı çocuk uykusuzluğudur. Çocukların rutine ihtiyacı vardır. Çocuklar aile sorunları, çocukluk korkuları veya ayrılık kaygısı nedeni ile huzursuz hissedebilirler. Bu tür uyku sorunları aniden ortaya çıkar. Genellikle neden kişisel, ailesel ve sosyal faktörlerden kaynaklanır. Bunlar geçici olabilir. Bu nedenle onları desteklemek ve korkuları hakkında konuşmak önemlidir.”

Hangi yaşta, kaç saat uyku?

Gelişim çağındaki çocukların saat 22.00’den önce mutlaka uykuya dalması gerektiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, aksi taktirde çocuğun büyümesinin yavaşlayacağını, vücut direncinin düşeceğini, bunun da zaman içinde birçok hastalığa davetiye çıkaracağını vurguluyor. Dr. İmre Gökyar, uyku süresi kişiden kişiye değişmekle birlikte, sağlık için yaş gruplarına göre uyku saatlerini şöyle özetliyor;

0-1 aylık bebekler 16.5 saat,

1-8 ay arası bebekler gündüz 3-3.5 saat ve gece 10-11 saat,

9-14 ay arası bebekler 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

15-24 ay arası gündüz tek uykuya geçiş zamanı olup 2-2.5 saat gündüz ve 10-11 saat gece,

3-5 yaş arası uyku ihtiyacı 11-13 saat,

6-13 yaş arası 9-11 saat,

Gençlikte 8-10 saat.

Gelişigüzel bitkisel ilaçlardan kaçının!

Çocuklarda uykusuzluk için bir tedaviye başlamadan önce, ciddi bir nörolojik hastalığının olup olmadığının mutlaka belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. İmre Gökyar şöyle konuşuyor: Bunu da yapacak kişi çocuk hekimi ve çocuk nöroloji uzmanıdır. Çocuk uyku bozukluğunun nedeni; zayıf uyku alışkanlığı, stres, aşırı heyecan, kaygı ya da davranışsal olsa bile tedavisi maalesef çok kolay değildir. Çocuk uykusuzluğunun üstesinden gelmek ve uyku düzeni sağlamak istiyorsanız; beyni yeniden eğitmeniz ve çocuğa uyku alışkanlığını yeniden öğretmeniz gereklidir. Hekiminiz önermedikçe bitkisel ilaçları asla kullanmayınız.”

Pause Dergi

Çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için 7 öneri!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İmre Gökyar, çocuklarda sağlıklı ve kaliteli uyku için şu önerilerde bulunuyor;

  1. Uyku vakti değişmemeli. Bir uyanma saati belirleyin ve buna en başta siz uyarak başlayın.
  2. Uyku öncesi rutini hazırlayın. Akşam yemeğinden sonra hafif oyun zamanı, banyo, diş fırçalama, bir masal veya kitap saati ve yatağa gidiş planını birlikte oluşturun.
  3. Ekranları yatmadan en az 2 saat önce kapatın. Araştırmalara göre, yatmadan hemen önce televizyon ekranı, telefon veya tabletten gelen mavi ışığa maruz kalmak, çocuğunuzun uykusunu en az 30-60 dakika geciktirir. Yatak odasını ekransız bir bölge haline getirin.
  4. Uykudan önce stresi azaltın. Stresli çocuk uyuyamaz. Bu nedenle yatmadan önceki aktiviteleri sakin tutun.
  5. Çocuğunuzun odasının çok sıcak değil, serin olmasına dikkat edin. Uyku döngüsü sadece ışığa değil ısıya da duyarlıdır. Oda sıcaklığı 18-21 derece aralığında olmalıdır.
  6. Uykuyu getiren ortam hazırlayın. Yumuşak çarşaflar, loş ışık, sessizlik çocuğun gündüzle geceyi ayırt etmesinde yardımcı olur.
  7. Uyku bozuklukları için tetikte olun. Bazen en iyi şekilde hazırlanmış planlar da iyi sonuç vermeyebilir. Çocuğunuz uykuya dalmakta güçlük çekiyorsa, sürekli ağzı açık nefes alıyorsa ya da kabus görüyorsa uyku bozukluğu olabilir. Böyle bir durumda mutlaka uzmandan yardım alın.

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Çocuklarda yüksek ateş ne zaman tehlikeli?  

Kış aylarında çocuklarda soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları oldukça sık görülüyor. Bu hastalıklarda ebeveynlerin en büyük endişelerinden biri ‘yüksek ateş’ oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, özellikle enfeksiyon hastalıklarında sık görülen bir belirti olan yüksek ateşin aslında çocuklar için zararlı değil, tam aksine yararlı olduğuna dikkat çekerek, “Zira ateş, vücudun enfeksiyon etkeni ile savaşmasını kolaylaştıran bir savunma mekanizmasıdır. Bu nedenle çocuklarda ateşi hemen düşürmeye çalışmak gereksizdir. Ancak çocuk ateşli dönemde kendini kötü hissediyorsa ve halsiz ise doktorunuzun önereceği ateş düşürücü ilaçlar ile daha iyi hissetmesini sağlayabilirsiniz” diyor. Çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin doğru müdahalede bulunmaları da büyük önem taşıyor, aksi halde hipotermiden ilaç zehirlenmesine kadar pek çok sorun gelişebiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte kaçınmanız gereken hatalı alışkanlıkları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Tarkan İkizoğlu

Hemen ilaç vermek. YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Ateş çocuğunuz tarafından iyi tolere ediliyorsa hemen ilaç vermeniz gerekmiyor. Eğer bir enfeksiyon söz konusu ise ateşi düşürmek sorunu daha çabuk çözmüyor, nedeni ortadan kaldırmıyor. Ateşi çok yüksek değilse ve çocuğunuz kendini kötü hissetmiyorsa, üzerini soyup, ılık bir duş aldırabilirsiniz. Eğer kendini iyi hissetmiyorsa, dozlarına ve dozlar arasındaki sürelere dikkat ederek ateş düşürücü ilaç vermeniz ise önem taşıyor. Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, “İlaç kullanımına rağmen ateş 72 saat boyunca düşmemiş ise mutlaka doktorunuza danışmanız gerekiyor” uyarısında bulunuyor.

Yeterince su vermemek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, yüksek ateşte çocuğunuza düzenli olarak sıvı vermenizin çok önemli olduğunu hatırlatarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Susuz kalmayı engellemek hayati bir öneme sahip. Zira hem ateşe karşı direnç hem de bağışıklık sisteminin etkin çalışmasında sıvı dengesi kilit rol üstleniyor. Bu nedenle çocuğunuz istemese bile ona bol bol sıvı vermeyi ihmal etmeyin”

‘Üşüyor’ diye odanın ısısını yükseltmek. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ortam ısısı yüksek olduğunda çocuğun ateşi daha hızlı yükseliyor. Dolayısıyla ortam sıcaklığının sabit ve 18-20°C aralığında kalması gerekiyor. Ayrıca ateşli çocuğun hava ihtiyacı artıyor, bu nedenle konforlu bir solunum için havanın çok nemli veya çok kuru olmaması gerekiyor. Odasını düzenli olarak havalandırmanız da, mikropların ortamdan uzaklaşmalarını sağlıyor.

Çocuğun üzerini örtmek YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ateşi yükseldiğinde çocuğunuzun üzerini örtmeyin. Üşüme hissini azaltmak için vücut ısısını yükseltmeyecek incelikte ve pamuklu giysi veya örtü tercih edin. Zira küçük bebekler, özellikle yeni doğanlar sıcak ortamlarda fazla kalın giydirildiklerinde, vücut ısılarını dengeleyemedikleri için ateşleri çıkabiliyor. Bu yüzden ateşlendiklerinde fazla kalın giydirmemek ve üzerlerini örtmemek gerekiyor. Ancak vücut ısısının fazla düşmesine ve üşümesine yol açacağı için ateşi takip etmeli ve düştüğünde uygun giysiler giydirmelisiniz.

Pause Dergi

Soğuk suda yıkamak. YANLIŞ!DOĞRUSU: Ateşin yükselme evresinde üşüyen çocuğu soğuk suda yıkamak kendisini daha kötü hissetmesine neden olacağı için önerilmiyor. Ateş düşürücü ilaca rağmen vücut ısısı düşmüyorsa ılık suyla duş aldırmanız ilacın etki hızını artıracaktır.

Kolonya ve sirkeli su ile ovmak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sirke gibi asidik içerikli sıvıların veya alkolün uçucu özelliği nedeniyle buharlaşmayı artırarak ateşi düşüreceği düşünülüyor. Ancak yapılan çalışmalarda bu tür sıvıların hiçbir olumlu etkisi gösterilmemiş. Aksine deriden emildikleri takdirde çocuklarda zehirlenme bulgularına yol açabiliyor.

Buz ve buz torbaları uygulamak. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Tarkan İkizoğlu, enfeksiyona bağlı gelişen yüksek ateşte ‘buz veya buz torbaları’ uygulamasının kesinlikle önerilmediği uyarısında bulunarak, “Bu tür işlemler çocuğun üşüme duygusunu artırmasının yanı sıra vücudun ısıtma mekanizmalarını daha güçlü çalıştırarak ateşin daha da yükselmesine neden olabiliyor” diyor.

Influenza’dan korunmanın etkili yolları!

Influenza’dan korunmanın etkili yolları!

Havaların iyice soğuduğu bugünlerde virüsler de tam anlamıyla kol geziyor! Özellikle kapalı ortamlarda bulaş riskinin çok kolay olması nedeniyle çocukların en sık karşılaştığı hastalıkların başında Influenza (A) yani domuz gribi geliyor.  Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Son günlerde ani başlayan yüksek ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve kas ağrıları gibi şikayetlerle polikliniklere yoğun başvurular yaşanıyor. Influenza virüsü genelde solunum yoluyla bulaştığından gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda bulaş riski son derece yüksek. Kreş ve okul çağındaki çocuklarda ortak kullanım alanları da bulaşma riskini oldukça artırıyor” diyor. Influenzanın kronik hastalığı olanlarda ve 2 yaş altındaki çocuklarda daha ağır seyrederek alt solunum yolu enfeksiyonlarına ve hastane yatışlarına dek ciddi sorunlara yol açabildiğini vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, influenza hakkında bilinmesi gereken 7 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Dergi

Dr. Betül Sarıtaş

  • En sık solunum yoluyla bulaşıyor

Domuz gribi olarak da adlandırılan Influenza-A virüsünün en sık solunum yoluyla bulaştığını vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Hapşırma ve öksürme sonrası virüsler 30-40 dakika boyunca havada asılı kalabiliyor ve bir metreden daha uzaktaki kişileri de enfekte edebiliyor. Influenza-A virüsü bulaştıktan sonra özellikle ilk 2 gün olmak üzere 5-10 güne kadar bulaştırıcılık devam edebiliyor.”

  • Hastalık 4 gün sonra ortaya çıkabiliyor!

Hem hayvanları hem de insanları enfekte edebilen Influenza-A, günümüze kadar genetik değişiklikler göstererek tarihte bilinen birçok pandemiye (İspanyol gribi, Asya gribi, Hong-Kong gribi) neden olan bir virüs. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “İnfluenza salgınları genelde ekim aylarında görülmeye başlar, ocak-şubat aylarında en üst seviyeye ulaşır ve mart-nisan aylarında sıklığı giderek azalmaya başlar. Son günlerde çok sık görülen Influenza-A virüsü çocuğa bulaştıktan sonra hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması 1-4 gün arasında değişiyor” diyor.

  • Bu belirtilerle kendini gösteriyor!

Ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, yaygın kas ağrıları, boğaz ağrısı, burun akıntısı ve öksürük influenza virüsünün en önemli belirtilerini oluşturuyor. Dr. Betül Sarıtaş, özellikle 5 günden uzun süren ateşi olan çocuklarda anne ve babaların gelişebilecek komplikasyonlar açısından dikkatli olmaları ve mutlaka bir çocuk hekimine başvurmaları gerektiğini vurguluyor.

  • Dikkat! Test negatif çıksa da!…

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Bu şikayetlerin varlığında burundan sürüntü alınarak hızlı bir şekilde influenza testi yapılabiliyor. Testin pozitif gelmesi tanı koydururken, negatif gelmesi ise kesin bir şekilde hastalığın olmadığı anlamına gelmiyor. Tedavi edilmeyen influenza hastalarında yüzde 15-50 oranında orta kulak iltihabı gelişebiliyor. Aynı zamanda hastalığın seyrinde zatüre, astım hastalarında astımın tetiklenmesi, krup, ateşli nöbetler ve nadir de olsa ataksiler görülebiliyor. Bu nedenle çocukların iyi gözlemlenmesi ve gerektiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulması gerekir” uyarısında bulunuyor.

  • Gelişigüzel antibiyotik vermeyin!

Influenza testi pozitif çıkan hastalarda antiviral tedaviye ilk 48 saat içinde başlanması gerektiğini belirten Dr. Betül Sarıtaş şöyle konuşuyor: “Influenza virüs enfeksiyonu olduğu için özellikle antibiyotik kullanılmıyor. Hastalık ilerleyip bakteriyel enfeksiyon eklenirse antibiyotik kullanılabiliyor. Bu nedenle aileler hekime danışmadan gelişigüzel antibiyotik vermekten mutlaka sakınmalıdır. Bununla birlikte bol bol sıvı tüketilmesi, yatak ıstırahati, hastanın odasının sık sık havalandırılması, uyku düzeni ve sağlıklı beslenmenin aileler tarafından desteklenmesi çocukların iyileşme sürecini hızlandırır. Aileler hekim önerilerini dikkate almalı ve gelişigüzel vitamin takviyelerinden de kaçınmalıdır.”

Pause Dergi

  • Influenza’dan korunmak için bu önerilere dikkat!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş hastalıktan korunmanın yolları ile ilgili olarak “Influenzadan korunmada en etkili yöntem aşılanmadır. Ülkemizde 6 ay üzerindeki tüm çocuklar aşılanabilmektedir. Özellikle risk grubundaki, bağışıklığı düşük ve kronik hastalığa sahip olan çocukların aşılanması büyük önem taşımaktadır. Influenza aşısının her sene tekrarlanması gerekir. Bulaşmayı önlemek için grip olanlarla yakın temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilerin bulunduğu ortamda maske takılmalı, öksürme ve hapşurma durumlarında ağız ve burun mendil ile kapatılmalıdır. Hijyen kurallarına mutlaka uyulmalı, yemeklerden önce eller mutlaka yıkanmalı, eller gün içinde yüze sürülmemelidir” diyor.

  • Bu tür yanlışlardan kaçının!

Anne babaların grip olan çocuklarını okula göndermemeleri gerektiğini vurgulayan Dr. Betül Sarıtaş, bu sayede hem virüsün bulaş riski nedeniyle başka çocuklara zarar verilmeyeceğini hem de ıstırahatın şart olduğunu söylüyor. Bazı ailelerin influenza aşısının civa içerdiği düşüncesi ile çocuklarına aşı yaptırmaktan kaçındığına da dikkat çeken Dr. Betül Sarıtaş “Ancak influenza aşısı civa içermemektedir. Aynı zamanda yumurta alerjisi olan çocuklarda da  influenza aşısı uygulanabilmektedir. Bu nedenle anne babaların hekim önerisi ile çocuklarına aşı yaptırması onların kış ayları boyunca korunmasında çok etkili olacaktır” diye konuşuyor.

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Bebek bakımında 15 önemli öneri

Anne karnında 37. gebelik haftasını tamamlamadan doğan bebekler ‘prematüre bebekler’ olarak adlandırılıyor. Dünyada her yıl kabaca 140 milyon bebek doğuyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; bu bebeklerin 15 milyonu zamanından önce dünyaya ‘merhaba’ diyor. Türkiye’de de canlı doğan bebek sayısı 2020 verilerine göre; 1 milyon 112 bin 859 iken ‘prematüre bebek’ oranı da yaklaşık yüzde 15 civarında oluyor. Diğer bir deyişle, ülkemizde her yıl yaklaşık 167 bin bebek ‘prematüre’ doğuyor.

Yüreklere su serpen haber ise son 20 yılda, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, neonatoloji (yeni doğan bebek bakımı) dalındaki gelişmeler sayesinde artık pek çok prematüre bebeğin yaşama oranlarında büyük artış görülmesi. Öyle ki 30 haftadan sonra doğan her 10 bebekten 8’inde uzun süreli sağlık veya gelişim sorunları, zamanında doğmuş bebeklere benzer seyrediyor. Ayrıca bundan 15 yıl önce 23-24 gebelik haftasında dünyaya gelen prematüre bebeklerin yaşam şansları hiç yok iken günümüzde 23 gebelik haftasında doğan bebeklerin bile üçte birinin ciddi problemler yaşamadan büyüdükleri görülüyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, bebekler zamanından ne kadar erken doğarlarsa ve ağırlıkları ne kadar düşükse buna paralel olarak sağlık problemleri yaşama risklerinin de o kadar çok arttığına dikkat çekerek, “Prematüre bebekler dış dünyaya adapte olurken vaktinde doğmuş bebeklere göre çok daha  fazla zorlukla karşı karşıya kalırlar. Tıp dünyasındaki gelişmeler prematüre bebeklerdeki yaşama şansını büyük oranda artırsa da, erken doğumun önlenmesi için anne adaylarının rutin kontrollerini ve verilen tedaviyi asla aksatmamaları gerekiyor. Ayrıca prematüre bebeklerin evdeki bakımlarında bazı kurallara dikkat etmek yaşamsal öneme sahip oluyor.” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebekler hakkında en çok merak edilen 5 soruyu yanıtladı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Aydın

SORU: Erken doğuma hangi faktörler yol açıyor?

CEVAP: Prematüre doğumların nedenini bilmek her zaman mümkün olmasa da, annenin hayatını tehdit edecek bir durum söz konusu olduğunda, sıklıkla erken doğumun tetiklendiği biliniyor. Annede gelişen enfeksiyonlar, rahimde kanama veya diğer problemler, ikiz veya üçüz gibi çoğul gebelikler, annede hamilelik sırasında gelişen diyabet, yüksek tansiyon, kalp ya da böbrek hastalıkları gibi problemlerin yanı sıra hamilelik sürecinde sigara içmek, alkol tüketmek, stres ve fiziksel travma yaşamak, erken doğumu tetikleyen faktörler arasında yer alıyor.

SORU: Erken doğum riskinde nasıl bir yol izleniyor?

CEVAP: Erken doğum tehdidi olan anne adaylarının çok yakın takip edilmeleri gerekiyor. Dr. Murat Aydın, annenin ve bebeğin sağlık durumlarını riske atmayacak şekilde hamileliği olabildiğince sürdürmenin son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü anne karnında geçirilen ilave her bir gün, her hafta bebeğin hayatta kalma şansını arttırıyor. Dolayısıyla bu durumda yenidoğan uzmanı ve kadın doğum uzmanı süreci birlikte takip ediyor ve mümkünse ilaç ile cerrahi yöntemlerle erken doğum riskini azaltıyorlar. Eğer erken doğum kaçınılmazsa ise 23-35 gebelik haftası arasındaki anne adaylarına uygulanan steroid tedavisi, doğacak prematüre bebeğin solunum sıkıntısı ve beyin kanaması riskini azaltıyor, hayatta kalma şansını belirgin oranda artırıyor” diye konuşuyor.

SORU: Prematüre bebeklerde hangi sağlık problemleri görülüyor?

CEVAP: Prematüre bebekler zamanında doğmuş bebeklere göre hastalıklara karşı daha fazla risk altındalar. Uzman Dr. Murat Aydın, bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse riskin de buna paralel olarak o kadar arttığına işaret ederek, “Ayrıca bebeğin doğum haftasından ve doğum tartısından bağımsız olarak ‘Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatarken yaşadığı sorunlar da uzun dönem sonuçları çok etkiliyor. Respiratuvar Distres Sendromu, kronik akciğer hastalığı, prematüre retionopatisi, kafa içi kanamalar, sindirim sistemi problemleri, kalple ilgili problemler prematüre bebeklerde oldukça sık görülüyor. Uzun dönemde de görme ve işitme problemleri, öğrenme güçlüğü, konuşma problemleri ile serebral palsi gibi nörolojik problemler gelişebiliyor.” diyor. Dr. Murat Aydın, bu nedenle yüksek riskli prematüre bebeklerin yenidoğan uzmanı, nöroloji uzmanı, çocuk gelişim uzmanı, oftalmolog, odyolog, konuşma terapistleri ve fizyoterapistlerle beraber multidisipliner olarak izlenmeleri gerektiğini sözlerine ekliyor.

Pause Dergi

SORU: Prematüre bebeklerde izlenen protokol nedir?

CEVAP: Prematüre bebeklerin takip ve tedavileri için uluslararası rehberlerin, ülkemizin verileriyle ve imkanlarıyla birlikte değerlendirilerek oluşturulmuş, Türk Neonatoloji Derneği tanı ve tedavi protokolleri mevcut. Dr. Murat Aydın, prematüre bebeklerin tedavi ve takiplerinin bu protokollerden faydalanılarak yapılsa da her bebeğin farklı değerlendirildiğini belirterek, “Tıpta klasik olan ‘Hastalık yoktur, hasta vardır’ tabiri bizim prematüre bebeklerimiz için de geçerli. Önemli olan, bebeğin mümkünse yenidoğan hekiminin olduğu güvenli ellerde doğması ve büyümesidir” diyor. Her bebeğin hastaneden farklı sürelerde taburcu olduğunu hatırlatan Dr. Murat Aydın, şöyle devam ediyor: “Taburculuğun belli bir günü, haftası yoktur. Bebekler kendi kendine nefes alıp vermeye başladıklarında ve solunum sıkıntısı olmadığında, vücut ısısını koruduklarında, meme veya biberonla beslenebildiklerinde ve düzenli olarak kilo aldıklarında eve gitmeye hazırdırlar.”

SORU: Evdeki bakımlarında nelere dikkat etmeli?

CEVAP: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Aydın, prematüre bebeğinizin evdeki bakımında dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin odası sessiz ve güneş alan bir ortamda olmalı.
  • Oda sıcaklığının 24-26° derecede olmasına dikkat edin.
  • Gereksiz eşyalardan ve pelüş oyuncaklar gibi toz tutan materyallerden kaçının.
  • Odanın zemininin yumuşak malzemeden kaplanmış olmasına özen gösterin.
  • Halı kullanımı önerilmiyor. Eğer kullanacaksanız antialerjik ve ince bir halı tercih edin.
  • Aydınlatma için bebeğin gözüne doğrudan gelmeyecek ve az ışık veren gece lambalarını tercih edin.
  • Standartlara uygun şekilde yapılmış, kurşunsuz ahşap boya kullanılmış, sabit parmaklığa sahip ve kenar aralıkları 8 cm’yi geçmeyen karyolaları tercih edin.
  • Ani Bebek Ölümü Sendromu’nu önlemek için yatağının yumuşak olmamasına ve karyola ile arasında boşluk kalmamasına özen gösterin.
  • Kenar yastıkları kullanmayın, zira bu tarz objeler Ani bebek Ölümü Sendromu’na neden olabiliyor.
  • Yastık kullanımı ilk bir yıl önerilmiyor.
  • Bebeğinizi yakından izleyebilmek için ilk bir yıl aynı odada kalmaya özen gösterin.
  • Pamuklu ve terletmeyen kıyafetleri tercih edin, tüylü ve kalın kıyafetler giydirmeyin.
  • Giysileri aldıktan sonra bebekler için uygun olan sabun tozu veya bebek deterjanıyla yıkayın.
  • Enfeksiyöz ve alerjen ajanların engellenmesi için ütülenmeden hiçbir giysi giydirmeyin.
  • Bebeğiniz evde üşümemeli ve terlememeli. Evde ısı stabilitesini sağlayacak şekilde giydirin.

Bu hastalık okul başarısını etkiliyor!

 

Havaların soğumaya başladığı sonbaharla birlikte çocuklarda alerjik hastalıklar da artış gösteriyor. Ancak alerjik şikayetlerin üst solunum yolu enfeksiyonları ile karışabilmesi tanı ve tedavinin gecikmesine yol açabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Sonbaharda artış gösteren alerji çocuğun hayat kalitesini olumsuz etkiliyor, okul başarısını düşürüyor. Ebeveynlerin alerjik şikayetlere karşı dikkatli olmaları ve bu yakınmaları ‘nezle ve griptendir’ diye düşünmeyip mutlaka hekime başvurmaları gerekir.” diyor. Prof. Dr. Gülbin Bingöl sonbaharda artış gösteren alerjiye karşı çocuklarda alınması gereken 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sıcaklıkların azalmaya başladığı, güneşin yerini bulutlu ve yağışlı havaya bıraktığı sonbaharla birlikte ağaçlar yapraklarını döküyor, doğa mevsime özgü güzelliğiyle büyülüyor. Ancak bu değişim zamanı özellikle çocuklu aileler için zorlu bir süreci de beraberinde getiriyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, genelde rüzgarla birlikte etrafa yayılarak kilometrelerce uzaklara taşınan ve yoğun olarak havada bulunan yabani ot ve nezle otu gibi bazı polenlerin alerjik şikayetleri artırdığını belirterek “Çocuk eğer alerjik bir bünyeye sahipse, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan bu polen taneciklerini havayolu ile soluduğunda alerjik şikayetler tetiklenerek burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, öksürük ve gözlerde kızarıklık gibi birçok şikayete yol açıyor. Bu şikayetler nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıkları ile karışabildiğinden tanı ve tedavide gecikmeye neden olabiliyor.” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gülbin Bingöl

Okuldaki risklere dikkat!

Sonbaharda havaların soğuması, okulların açılması ve kapalı mekanlarda geçirilen zamanın artmasıyla üst solunum yolu enfeksiyonlarında da artış olduğunu, enfeksiyonların kolayca bulaş imkanı bulduğunu belirten Prof. Dr. Gülbin Bingöl, enfeksiyonların da alerjik bulguları tetikleyebildiğine dikkat çekerek şöyle konuşuyor: “Kapalı ortamlarda virüslerin kolayca bulaşmaları nedeniyle oldukça sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik bünyesi olan çocuklarda daha ağır seyrediyor. Hapşırma, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, genizde kaşıntı hissi, gözlerde kızarıklık ve sulanma, özellikle düzelmeyen ve geceleri artan kuru öksürük, göğüste hışıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler hem çocuğun yaşam kalitesini düşürüyor hem de okul performansını olumsuz etkiliyor, okulda gün kaybına yol açabiliyor.”

Tanı ve tedavide gecikilmemeli!

Son yıllarda alerjik hastalıkların giderek yaygınlaştığını, ebeveynlerin çocuklarındaki alerjik belirtiler karşısında en kısa sürede hekime başvurmaları gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Gülbin Bingöl, hastalığın doğru tanı ve tedavisinin hem çocuğun hastalığını kontrol altına alarak rahatlatmada hem de gereksiz ilaç kullanımını önlemede çok büyük önem taşıdığını söylüyor. Çocuklarda alerjik öksürüklerin yüzde 80’inin alerjik astım olduğuna işaret eden Prof. Dr. Gülbin Bingöl “Alerjide erken tanı ve tedavi, ileride gelişecek kronik astım ile KOAH gibi çok daha tehlikeli hastalıkların, havayollarında oluşabilecek kalıcı hasarın önlenmesinde kritik rol oynuyor.” diyor.

 

Pause Sağlık, Pause Dergi

Çocuklarda sonbahar alerjisine karşı etkili önlemler!

Çocuk Alerji Uzmanı Prof. Dr. Gülbin Bingöl, alerjik etkenlerden korunarak şikayetlerin büyük ölçüde azaltılabileceğini belirterek, etkili önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Burun, dudak ve göz çevresine ince bir tabaka vazelin sürerek polenlerin vücuda girişini engelleyebilirsiniz.
  • Çocuklarınızı ellerini sık yıkamaları ve gün içerisinde ellerini yüzüne sürmemeleri, arkadaşlarıyla sosyal mesafeye dikkat etmeleri konusunda bilgilendirin.
  • Soğuk havalarda evde kullanacağınız ısıtıcılar odanın nem oranını düşürüp havayı kurutabileceğinden odayı düzenli aralıklarla havalandırın.
  • Çocuğunuzun uyuduğu odada çok fazla eşya bulundurmayın. Çiçek, oyuncak, battaniye, halı gibi eşyalardan da uzak tutun.
  • Çocuğunuza yünlü ve tüylü giyseler giydirmeyin.
  • Çocuğunuzun nevresimini en az 60 derecede yıkayın.
  • Çamaşırları çocuğunuzun yanında kurutmayın, boş olan bir odada kurutun.

Çocuklarda bu şikayetler alerjiden olabilir!

  • Burun akıntısı, burun tıkanıklığı, burun yanması ve burun kaşıntısı
  • Hapşırma
  • Gözlerde kızarıklık, yanma, sulanma
  • Gözaltlarında mavimsi ve mor renkli görünüm
  • Geniz akıntısı
  • Öksürük, hırıltı, nefes darlığı
  • Uykuda terleme