Yazılar

Elektronik sigaranın verdiği zararlar…

Ölümcül tüm rahatsızlıkların başlıca nedeni olan sigara, bağımlılık özelliği sebebiyle milyonlarca insanın isteyip de kurtulamadığı bir alışkanlık. Sigaradan bir türlü kopamayanların da çözümü elektronik sigaralarda aradığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Ancak elektronik sigaralar sanıldığı kadar zararsız değil. İçeriğindeki nikotin sebebiyle en az normal sigaralar kadar şiddetli bağımlılığa sebep olurken, akciğerde de çeşitli hasarlara yol açıyor” dedi.

Elektronik sigaraların buhar şeklinde solunum yoluyla akciğerlere ulaştığını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Sönmez, “Bu ürünler aromatik katkı maddeleri dışında nikotin veya THC gibi yağda çözünen ve bağımlılık yapan maddeler içerir. Bu nedenle elektronik sigaraların hava yolları ve akciğer dokusunda yarattığı hasarlara ait bildirilen vaka sayısı her geçen gün hızla artıyor” şeklinde konuştu.

Dr. Esra Sönmez

Dr. Esra Sönmez

Elektronik sigaranın ilk hedefi gençler

Tüm dünyada e-sigara kullanımının önemli ölçüde yaygınlaştığını vurgulayan Dr. Esra Sönmez, “Elektronik sigara, aslında yine tütün endüstrisinin bir ürünüdür. Özellikle ana hedef kitlesini gençlerin oluşturduğu bu ürünün kullanımı endişe verici şekilde artmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lise öğrencilerinin yüzde 20’ye yakınının elektronik sigara kullandığı bildiriliyor. Öyle ki, yakın gelecekte e-sigara satışlarının normal sigara satışlarını geride bırakabileceği bile öngörülüyor” dedi.

Uzman Dr. Esra Sönmez elektronik sigaralarla ilgili 3 büyük doğru bilinen yanlışı sıraladı:

  1. Elektronik sigaralar zararsızdır: Elektronik sigaralar, diğer tütün ürünlerine kıyasla daha az toksik madde içerir ama kesinlikle masum değildir. Elektronik sigaralar akciğere direkt toksik etkiyle hasar verir ve ölüme yol açabilir. ABD merkezli Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) yayınladığı verilere göre 2020 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde elektronik sigaraya bağlı 2 bin 807 akciğer hasarı vakası bildirildi ve bu vakaların 68’i ölümle sonuçlandı.
  2. Elektronik sigaralar bağımlılık yapmaz: Elektronik sigaralar da normal sigaralar gibi nikotin içerdiği için bağımlılığa sebep olur.
  3. Elektronik sigaralar, içiciliği bitirmeye yardımcı olur: Elektronik sigara kullanarak bu alışkanlıktan kurtulmaya çalışanların kısa sürede sigaraya geri döndüğü gözlemlenmiştir. Bu sebeple de tütün bağımlılığı tedavisinde yeri yoktur. Tıp nezdinde kendini kanıtlamış tedavi yöntemleri hakkında bilgi almak için uzman bir sağlık kuruluşundan yardım alınabilir.

Gıda intoleransı anksiyete sebebi

Günümüzde giderek artan sağlık sorunlarının önemli nedenlerinden biri olan gıda intoleransı, sıklıkla gıda alerjisiyle karıştırılabiliyor. nin daha ani ve kısa sürede ortaya çıktığını, gıda intoleransının ise daha uzun süreçte kendini gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyetinde belirtiler genellikle yavaşça oluşur ve birkaç saat ile birkaç gün arasında seyredebilir. Vücuttaki pek çok sistem bu durumdan etkilenebilir; hatta sinir sisteminin etkilenmesi anksiyeteye bile zemin hazırlayabilir” dedi.

Gıda intoleransı, vücudun bazı gıdalara karşı aşırı hassasiyet göstermesi olarak özetlenebilir. Bu durumun daha çok bir enzimin eksikliği ya da etkisizliğinden kaynaklandığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Kişinin vücudunun tepki verdiği gıdayı tüketmeye devam etmesi, kronik enflamasyona ve ardından bazı semptomların alevlenmesine neden olabilir. Yumurta beyazı, bezelye, inek sütü, arpa, kazein, maya, agar agar, mısır ve gluten en çok gıda intoleransı gösterilen gıdalar arasında sayılabilir” açıklamasında bulundu.

Doç. Dr. Serkan Tapan

Doç. Dr. Serkan Tapan

Geçmeyen yorgunluğun sebebi gıda intoleransı olabilir

Gıda intoleransının sindirim, iskelet ve sinir sistemleri, cilt sağlığı ve metabolizma düzeni üzerinde çeşitli rahatsızlıklara yol açtığını hatırlatan Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyeti sindirim sisteminde karın ağrısı, şişkinlik, gaz, mide bulantısı, ishal veya kabızlığa neden olurken; dermatolojik olarak döküntü, kaşıntı, egzama ve kızarıklığa yol açıyor. Sinir sisteminde ise migren tarzı baş ağrıları, Alzheimer ve anksiyeteye sebep olurken; kas ve iskelet sisteminde eklem ağrıları, iltihaplanma ve kronik yorgunluk olarak ortaya çıkabiliyor. Bunlara ek olarak obezite, diyabet ve haşimato gibi metabolizma hastalıkları da gündeme gelebiliyor. Bu belirtilerin varlığında gıda duyarlılığından şüphelenilmeli ve zaman kaybetmeden bir sağlık uzmanına danışılmalı” önerisinde bulundu.

Kesin tanı için test önemli

Hastalığın eliminasyon diyeti aracılığıyla teşhis edilebildiğini belirten Tapan, “Bu diyet planı, kişide duyarlılığa sebep olabilecek gıdaların belirli sürelerle beslenme düzeninden çıkartılıp, sonrasında yavaş yavaş tekrar dahil edilerek vücut reaksiyonlarının gözlenmesidir. Bu tür bir diyet, bireylerde hangi yiyeceklerin bahsedilen semptomlara neden olduğunu belirlemeye yardımcı olur” şeklinde konuştu.

Ancak kesin tanının, ileri teknoloji mikroarray testleriyle konabildiğinin altını çizen Doç. Dr. Serkan Tapan, “Her sağlık merkezinde bulunmayan bu testlerin tecrübeli yerlerde, uzman hekimler kontrolünde yaptırılması kıymetli. Bu testler sayesinde hastadan kan örneği alındıktan sonra ortalama 10 gün içinde kesin sonuca ulaşılabiliyor” açıklamasında bulundu.

Tedavide multidisipliner yaklaşım şart

Kronik inflamatuar hastalığı ya da irritabl bağırsak sendromu gibi fonksiyonel sindirim sistemi bozukluğu olan kişilerde gıda intoleransının daha sık görüldüğünü paylaşan Tapan, “Tanı ve tedavide birden fazla uzmanlık alanının iş birliği gerekli. Rahatsızlığın çeşitli boyutları ve etkilerinden dolayı doğru tanı koyabilmek ve etkili tedavi yöntemleri geliştirebilmek için farklı alanlardaki profesyonellerin birlikte çalışması önemli” şeklinde konuştu.

Sağlıklı yeni yıl sofraları

Genellikle yeni bir yılı karşılarken, iştah açıcı sofralarda sevdiklerimizle bir araya gelmek, bir araya gelmişken de lezzetli yemeklerle kendimizi şımartmak isteriz. Yılbaşı gecesi masada geçirilen sürenin uzamasıyla bazı sindirim problemlerinin de ortaya çıkabileceğini hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yılbaşı sofralarından bir anda kalkılmıyor, uzayan bir ziyafet süreci oluyor. Dolayısıyla besinleri iyi çiğneyerek yavaş tüketmek, bu süreyi daha iyi kullanmanızı sağlayarak sindiriminizi kolaylaştırır” dedi.

Herhangi bir sindirim sorunu yaşamadan, tüm geceyi keyifle geçirebilmek için hem sağlıklı hem de lezzetli menülerin imkânsız olmadığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, “Yeni yıl masasında ana yemek olarak ızgara veya fırın yöntemleriyle pişirilmiş hindi, tavuk, et ve balık düşünülebilir. Etin yanında garnitür olarak yine fırınlanmış rengarenk sebzelerle yemeğinizi zenginleştirilebilirsiniz. Ancak pilav, makarna veya börek gibi tahıllı ve unlu seçenekleri düşük porsiyonlarda tutmak önemli. Menüde illaki börek olacaksa; sebzeli ve fırında pişirilmiş olması nispeten iyi bir tercih” şeklinde konuştu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek

Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuba Örnek, yılbaşı gecesi için 9 beslenme önerisinde bulundu:

  1. Meyvenizi gün içinde 1-2 adet tüketmiş olun. Yemekten sonraya ve özellikle geç saatlere bırakmayın.
  2. Yemeğe başlamadan yarım saat önce 2-3 çatal ev yapımı lahana turşusu veya 1 bardak suyun içine ev yapımı elma sirkesinden 1 yemek kaşığı karıştırılarak tüketilebilir. Bu sayede mide asidi dengelenir ve vücut sindirime hazır hale gelir.
  3. Yemeğe bir sebze çorbasıyla başlamak, ardından gelecek yemekleri daha yavaş tüketmenize yardımcı olur.
  4. Sindirim sistemine çok faydalı olan salatalar; kırmızı pancar, avokado ve turşuyla zenginleştirilebilir. Sebzelerin dışında nohut, fasulye ve yeşil mercimek ile de salata çeşitleri hazırlanabilir. En önemlisi sızma zeytinyağı, sirke ve limonu eksik etmemektir.
  5. Salatalarınızı, humus veya piyaz gibi bakliyatlarla yapılmış soğuk mezelerle de destekleyebilirsiniz. Ancak mayonezden uzak durarak sarımsaklı ve baharatlı süzme yoğurt ile karışımlar elde etmeye dikkat edin.
  6. İçecek olarak asitli ve şekerli içecekler önermiyoruz bunların yerine sade soda veya taze sıkılmış meyve suları tercih edebilirsiniz. Yemek esnasında sıvı alımı sindirimi güçleştirebileceği için alınan miktarlara da dikkat edilmeli.
  7. Antioksidanı bol olan bal kabağının az şekerli, tahinli ve cevizli olarak tatlısını yapabilirsiniz. Başka bir alternatif olarak da cennet / Trabzon hurmasıyla ceviz, yulaf ezmesi ve çok az da fıstık ezmesi veya tahini robottan geçirerek sağlıklı bir tatlı elde edebilirsiniz.
  8. İlerleyen saatlerde kuru yemiş, çay veya kahve oyalayıcı olabilir. Kuru yemiş olarak çiğ ceviz, fındık, badem, kabak çekirdeği içi en iyi seçenekler. Ek olarak lif bakımından zengin olan kestane, bağırsaklar ve kalp sağlığı için oldukça faydalı. Ancak her ne kadar sağlıklı atıştırmalıklar olsalar da 1 küçük kâseyi aşmamak önemli.
  9. Hem alınan kaloriyi yükselten hem de sindirim sistemini zorlayacak yağda kızartılmış, aşırı şekerli veya beyaz un içeriği yüksek olan yiyeceklerden kaçınılmalı.

Gıda zehirlenmelerini önlemenin 6 yolu

Uygun koşullarda saklanmayan gıdalar zehirlenmelere neden olabiliyor. Sadece ticari kuruluşlar ve ortamlarda değil evde de gıdaların yanlış saklanması, hazırlanması, kullanılması veya pişirilmesinin gıda zehirlenmelerine yol açabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Özellikle çiğ tüketilen sebze, meyve gibi gıdalar ya da uygun koşullarda saklanmamış et ya da işlenmiş et ürünleri ve konserveler gıda zehirlenmelerinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor” dedi.

Gıda zehirlenmesi bakteriler, virüsler, parazitler ve mikroorganizmalar veya bu mikroorganizmaların oluşturduğu toksinlerin bulaştığı gıdaların sindirim sistemini etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Besin zehirlenmelerinin en yaygın belirtilerinin karın ağrısı, mide bulantısı, kusma, ishal ve bazı durumlarda da ateş olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel, “Daha şiddetli zehirlenmelerde ise kanlı ishal, nörolojik belirtiler, kas güçsüzlükleri, denge bozuklukları ve yaygın kas ağrıları görülebiliyor. Hafif belirtilerde çoğu kez 1-2 günde kendiliğinden geçen gıda zehirlenmeleri, bazen de kötü seyredip tedavi ihtiyacıyla doktora başvurmayı gerektirebilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Melih Özel

Prof. Dr. Melih Özel

20 saniye kuralını uygulayın

Evde gıda zehirlenmesini önlemek için hepimizin alabileceği en kolay ve etkili yöntem ellerimizi iyi yıkamak. Yiyeceklere el sürmeden ve hazırlık işine başlamadan önce ellerinizi ılık su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın. Benzer şekilde mutfak eşyaları ile gıda hazırlama yüzeylerinin de temiz ve kontrollü olması önemli. Bulaşıkların, kesme tahtalarının ve yemek hazırlamak için kullanılan diğer yüzeylerin sıcak, sabunlu suyla yıkanması uygundur.

Çapraz bulaşı önlemek için ayrı tutun

Hazır gıdaları çiğ yiyeceklerden ayrı tutun. Et ve hayvansal gıdaların hazırlanmasında kullandığınız yüzeylerin cam ya da seramik olması tahta olmasından daha iyidir. Tahtaları unlu mamuller ile sebzelerin hazırlanmasında tercih edebilirsiniz. Çapraz bulaşı yani zararlı mikroorganizmaların bir yüzeyden başka bir yüzeye geçmesini önlemek için de hem alışveriş sırasında hem de yiyecek ve içecekleri saklarken, hatta yemek yapmak için hazırlarken kümes hayvanları, balık ve kabuklu deniz hayvanları gibi çiğ etleri sebze ve meyvelerden uzak tutun.

Pişirme kurallarını ciddiye alın

Yiyecekleri hazırlarken pişirme kurallarına sıkıca uyun, hazırladığınız yemeklere göre uygun sıcaklıkları doğru seçtiğinizden emin olun ve yeterince pişmelerini sağlayın.

Gıdaları çözdürdükten sonra yeniden dondurmayın

Bozulabilecek gıdaları hızlıca soğutun ya da dondurun. Dondurulmuş yiyecekleri çözerken oda sıcaklığında bekletmek yerine, buzdolabını kullanın. Ya da fırınların “buz çözme” seçeneğini kullanarak çözdürün ve sonrasında hemen pişirin. Ayıca, dondurulmuş gıdaları çözüldükten sonra asla yeniden dondurmayın.

Emin değilseniz asla tüketmeyin

Eğer gıdanın güvenli bir şekilde saklanıp hazırlandığından, hijyen kurallarına uygun servis edildiğinden emin değilseniz asla tüketmeyin. Oda sıcaklığında çok uzun süre kalan yiyeceklerin, pişirilseler bile bakteri veya toksinler içerebileceğini aklınızdan çıkarmayın.

Riskli gruptaysanız daha dikkatli davranın

Küçük bebek ve çocuklar, ileri yaşta olanlar ve hamileler yani gastrointestinal direnç açısından risk taşıyan bireyler çiğ ya da az pişmiş beyaz ve kırmızı et tüketirken çok daha dikkatli olmalı. Pastörize edilmemiş meyve suları, süt ve süt ürünleri de mutlaka bu kapsamda değerlendirilmeli.

Kilo vermenin faydaları

Kilo vermek genel sağlığı iyileştirmenin ve yaşam kalitesini artırmanın etkili bir yolu. Özellikle fazla kiloları olan kişiler için 5 kilogramlık bir kaybın bile sağlık açısından birçok olumlu sonucu olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Kilo vermenin kalp sağlığını iyileştirmekten enerji seviyesini artırmaya, bağışıklık sistemini güçlendirmekten yaşam kalitesini artırmaya kadar sayısız olumlu etkisi var. Kilo vermenin neden önemli olduğunu anlamak ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemek uzun vadeli beden sağlığı ve mutlu bir yaşam için olmazsa olmaz” dedi.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, kilo vermenin 11 faydasını sıraladı.

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Sindirim sistemi sorunlarını hafifletir

Kilo vermek sindirim sistemi fonksiyonlarını iyileştirir ve bağırsak hareketlerini düzenler. Dolayısıyla sağlıklı bir diyetle gerçekleşecek ideal kilo kaybı, kabızlık ve diğer sindirim sorunlarının azalmasına yardımcı olur.

Cilt sağlığına iyi gelir

Daha sağlıklı bir kiloya sahip olmak, cilt sağlığını da iyileştirebilir. Kilo vermek sivilce ve diğer cilt problemlerinin azalmasını sağlayabilir.

Bağışıklık sistemini güçlendirir

Sağlıklı bir kiloda olmak bağışıklık sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar. Aşırı kilolu veya aşırı zayıf kişilerin bağışıklık sistemi zayıflayacağı için enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelir.

Yaşam kalitesini artırır

Vücudun enerji seviyesinin yükselmesi, kilo vermenin en önemli yararlarından biridir. Daha sağlıklı ve aktif bir yaşam tarzı kişinin yaşam kalitesini artırır ve mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olabilir.

Vücuttaki enflamasyonu azaltmaya yardımcı olur

Aşırı kilo vücutta kronik enflamasyona yol açabilir bu yüzden kilo vermek enflamasyon riskini azaltarak birçok kronik hastalığın da önüne geçer.

Kalp sağlığını destekler

Kişi fazla kilolarından kurtulduğunda kan basıncı ve kolesterol seviyesi düşer bunun sonucunda da kalp sağlığı olumlu yönde etkilenir. Hipertansiyon birçok ciddi sağlık sorununun temel nedenlerinden biridir. Kilo verildiğinde kan damarları üzerindeki baskı azalır ve kan basıncı düşer. Araştırmalar vücut ağırlığındaki küçük bir azalmanın bile kalp hastalığı riskini önemli ölçüde azaltabileceğini gözler önüne seriyor.

Eklem ağrılarını en aza indirir

Aşırı kilo eklemler üzerindeki baskıyı artırarak osteoartrit gibi sorunlarına yol açabilir. İdeal kiloda olmanın yararlarından biri de eklem ağrılarının daha az, hareket kabiliyetinin ise daha çok olmasıdır.

Tip 2 diyabet riskini düşürür

Araştırmalar vücut ağırlığının yüzde 5 ila 10’unu kaybetmenin, insülin direncini iyileştirerek diyabet riskini önemli ölçüde düşürebileceğini gösteriyor.

Uyku kalitesini yükseltir

Kilo vermek uyku apnesi gibi uyku bozukluklarının tedavisine de yardımcı olur. Uykunun kalitesini artırarak genel sağlık üzerinde iyileştirici rol oynar.

Enerji seviyesinin artmasına sebep olur

Kilo verildiğinde vücut üzerindeki fiziksel yük azalacağı için enerji seviyesi de ters oranla artmış olur. Daha az ağırlık taşımak günlük aktiviteleri daha az yorucu hale getirir.

Kişinin kendine güvenini tazeler

Kilo vermenin yararları arasında son olarak kişinin öz güvenini ve beden imajını olumlu yönde etkilemesi de bulunur. Daha sağlıklı bir vücuda sahip olmak, kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olur.

Çikolata regl ağrısını tetikleyebilir

Regl döneminden önce başlayan ve bazen regl bitene kadar devam eden ağrılar kadınların günlük hayatını olumsuz etkileyebiliyor. Regl ağrısının dönemsel de olabildiğini ve genellikle 1-3 gün arasında sürdüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ulubay, “Kadınların regl döneminde sıkça tükettiği çikolata, sanılanın aksine ağrıları artırabiliyor. Dolayısıyla bu dönemde özellikle çikolata gibi basit şeker içeriği yüksek kafeinli yiyecek ve içeceklerden uzak durmak önemli” dedi.

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ulubay, regl ağrısını hafifletmenin yollarını paylaştı:

Prof. Dr. Mustafa Ulubay

Prof. Dr. Mustafa Ulubay

Egzersiz

Düzenli egzersiz ve esneme hareketleri regl ağrılarının hafiflemesinde etkili bir rol oynar.

Karın masajı

Kasları gevşeterek ağrıların azalmasına yardımcı olmak için pelvik masaj yapılabilir.

Bitki çayları

Ihlamur gibi sakinleştirici bitki çayları regl ağrılarının hafiflemesine yardımcı olur.

Sıcak uygulamalar

Regl sancılarının verdiği rahatsızlığı azaltmak için sıcak bir banyo yapılabilir ya da karın bölgesine sıcak su torbası koyulabilir.

Beslenme

Regl sancısını şiddetlendirebileceği için gazlı içecek, soda, çikolata ve peynir gibi yiyeceklerden kaçınmak gerekir.

Dinlenme

Dayanılamayacak kadar çok ağrıların olduğu dönemde sıcak, karanlık ve sessiz bir odada cenin pozisyonunda uzanarak dinlenilebilir.

Bu yöntemler uygulandığı halde ağrılar hafiflemiyorsa mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulması gerekir.

Tatlı krizine çözüm

Tatlıya düşkünlük ve tatlı yeme isteğine karşı koyamamak sıklıkla rastlanan bir durum. Tatlı krizinin masum bir kaçamak gibi görünse de fazla şekerin vücuda verdiği zarar nedeniyle sağlığı tehdit ettiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Tatlı krizleri toplumda kendi alt kültürünü oluşturacak ölçüde yaygın görülüyor bu da ciddi bir sorunun habercisi. Tatlı krizinin nedenleri; stres, regl dönemi, genetik yapı, uyku bozuklukları ve kişinin kendini şartlandırması olarak sıralanabilir” dedi. Prof. Dr. Nevrez Koylan tatlı yeme isteğini yönetebilmenin yollarını paylaştı.

Tatlı krizlerinin genellikle öğün aralarında, akşam saatlerinde veya stresli dönemlerde daha yoğun bir şekilde kendini hissettirdiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Yoğun tatlı yeme isteği, kan şekeri düzeyinin ani düşüşü veya beyindeki ödül sistemiyle ilgili olabilir. Tatlı krizleri bir kısmı fizyolojik ve bir kısmı da psikolojik olmak üzere pek çok nedenden ötürü ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir beslenme programı, düzenli egzersiz ve stres kontrolü gibi yöntemlerle tatlı krizlerini kontrol altında tutmak mümkün” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan, sağlıklı bir yaşam sürdürmek için aşırı tatlı yeme isteğiyle baş edebilmeyi kolaylaştıran 8 öneriyi sıraladı:

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Beslenme alışkanlarınıza dikkat edin

Karbonhidrat, protein ve yağ dengesi sağlandığında kan şekeri seviyesi daha stabil olur ve tatlı isteği azalır. Yüksek proteinli gıdalar da daha uzun süre tok hissetmenizi sağlar ve kan şekeri dalgalanmalarını önler. Lifli gıdalar ise sindirimi yavaşlatarak kan şekeri seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur. Ayrıca gün içinde küçük ama sık öğünler yemek de kan şekerini dengede tutmaya yardımcı olur ve tatlı krizlerini azaltır.

Ruhsal gerilimlerinizi kontrol altında tutmayı öğrenin

Stres, tatlı krizinin başlıca nedenlerinden biridir. Stresten kurtulmak veya stresi yönetebilmek için çeşitli teknikler bulunabilir. Stresi veya diğer olumsuz duyguları kontrol altında tutmak duygusal açlığın da ortadan kalkmasına yardımcı olabilir. Bu konuda kendinizi eğiterek farkındalık kazanmaya çalışın. Gerekli olan durumlarda bir uzmanın yardımına başvurun.

Hayatınızdan hareketi çıkarmayın

Egzersiz, tatlı krizlerini yenmek için etkili bir yöntemdir. Fiziksel aktivite, kan şekeri seviyesini düzenler ve endorfin salgılanmasını artırarak tatlı isteğini azaltır.

Tatlı ihtiyacınızı sağlıklı meyvelerden giderin

Kişi hayatından tatlıyı tamamen çıkartmak yerine doğal tatlandırıcılar ve düşük kalorili tatlılar tercih edebilir. Bu çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir beslenme alışkanlığıdır.

Uyku düzeninize önem verin

Yetersiz uyku, hormon dengesizliklerine dolayısıyla da tatlı krizlerine neden olabilir. Bu yüzden yeterli, düzenli ve kaliteli bir uyku tatlı krizlerini önlemeye yardımcı olur.

Vücudunuzu susuz bırakmayın

Yeterli su tüketimi tatlı krizlerini azaltabilir. Bunun sebebi vücudun susuz kalması durumunda ortaya çıkan belirtilerin tatlı isteğiyle karıştırılabiliyor olmasıdır.

Mineral eksiklerine dikkat edin

Krom ve magnezyum eksikliği tatlı yeme isteğine yol açabileceği için yeterli düzeyde tüketilmesine dikkat edilmeli.

Gerekli noktada psikolojik destek alın

Tatlı krizleriyle baş edilemediği durumlarda iki temel uzmandan yardım alınabilir. Birincisi, bir diyetisyenden beslenme alışkanlarınızı değiştirmek için yardım talep edebilirsiniz. İkincisi de sorunun psikolojik boyutu için bir psikologdan terapi desteği alabilirsiniz.

Her baş dönmesi vertigo değil

Baş dönmesi ile seyreden ve günümüzde giderek yaygınlaşan Vertigo, çağın önemli hastalıkları arasında yer alıyor. Vertigonun tedavisi için doğru tanının çok önemli olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Baş dönmesi veya bayılma semptomları ile karıştırılmamalı. Vertigo hastalarında kendileri, çevreleri ya da her ikisi birden dönüyormuş hissi uyandıran rahatsız edici bir durum mevcuttur. Bazı durumlarda kişi, sadece bir yana doğru çekiliyormuş gibi hisseder. Denge kaybı sonucu yürüme ve sürüş güçlüğü oluşabilir” açıklamasında bulundu.

Vertigo; kısaca kişinin hem kendisinin hem de etrafınızdakilerin döndüğünü hissetmeye yol açan, sıklıkla bulantı ve denge kaybının eşlik ettiği bir yanılsama durumu olarak tanımlanabilir. Vertigoda kişinin kendisini boşlukta dönüyor, devriliyor, sallanıyor ya da düşüyormuş gibi hissedebilmesine yol açabileceğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Vertigo sıklıkla baş dönmesi olarak adlandırılmakla birlikte, hareket yanılsamasını ifade eden spesifik bir terimdir. Bütün vertigo durumlarında baş dönmesi olmakla birlikte, her baş dönmesi vertigo değildir” diye konuştu.

Prof. Dr. Ziya Saltürk

Prof. Dr. Ziya Saltürk

Dönme hissine eşlik eden bulantı, kusma ve denge kaybı belirtilerine dikkat edilmeli

Vertigonun iç kulağı ya da beynin denge ile ilgili bölümlerini etkileyen hastalıklardan kaynaklandığının altını çizen Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Dönme hissine ek olarak, bulantı, denge kaybı, duyma veya görme ile ilgili problemler ve baş ağrısı görülebilir. Doktorlar sıklıkla kişinin problemi tarif etmesine dayanarak ve fiziksel muayene sonuçlarına göre tanı koyarlar, ancak bazen başka testler de gerekebilir. Bugün VNG testi ile hızlıca tanı koyup uygun tedaviye başlanması mümkün” dedi.

İlk vertigo atakları şiddetli olabilir

Vertigonun belirtilerini sıralayan Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Vertigo nöbeti sırasında hızlı bir şekilde tekrarlayan anormal göz hareketi ile karakterize nistagmus yani gözlerde bir yöne doğru hızlı titreme hareketi ve bazen daha yavaş bir şekilde orijinal pozisyona geri dönüş, bulantı ve bazen kusma görülebilir. İç kulak hastalıklarına bağlı vertigolarda bazen bu belirtilerin yanı sıra kulak çınlaması, ilerleyici duyma kaybı, etkilenen kulakta doluluk ya da baskı hissi de oluşabilir. İç kulak hastalıklarında ağırlıklı olarak çevre dönüyor hissi vardır. İlk ataklar genellikle şiddetli olur ve bulantı kusma eşlik edebilir” hatırlatmasında bulundu.

Mevsim dönüşleri ve stres vertigoyu tetikleyebilir

Vertigonun her yaşta görüldüğünü ancak ileri yaşı daha çok etkilediğini paylaşan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ziya Saltürk, “İç kulak kanalında kalsiyum partiküllerinin yer değiştirmesiyle meydana gelen ve iyi huylu ataklar halinde seyreden pozisyonel vertigo, baş dönmelerinin en sık sebebi. Başın aniden yukarı-aşağı hareket ettirildiğinde ya da yatakta dönerken oluşabilir. Sebebi bilinmemekle beraber, üst solunum yolu enfeksiyonu, mevsim dönüşleri, duygusal ve fiziksel stres gibi faktörler ile ataklar başlayabilir” dedi.

Vertigonun rahatsız edici bir durum olmakla beraber, semptomları saniyeler içinde geçen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ziya Saltürk, “Fakat bu saniyeler içinde geçen baş dönmeleri her baş hareketi ile tekrarlar ve araç sürme, iş makinesi kullanma gibi durumlarda ciddi bir risk oluşturabilir. Pozisyonel vertigo tedavisinde etkilenen kanalın bulunması halinde kanala yönelik manevra yapılabilir. Manevra ile etkilenen kristaller yerine oturtulmakta ve hızlı düzelme elde edilebilir. Pozisyonel vertigo hastalarında ilaçlar sistemi baskılayarak hastanın semptomunu kesiyor” şeklinde konuştu.

Mutsuz evlilik kalp krizi riskini artırıyor

Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda 18,6 milyondan fazla ölüme yol açan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kötü beslenme, az egzersiz, diyabet, hipertansiyon, sigara ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin dışında kalbe zarar veren birçok unsur olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Akla ilk gelen örneklerden olmasa da vardiyalı çalışma, horlama, mutsuz evlilik veya çok televizyon seyretmek gibi alışkanlıklar kalp sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor” dedi.

Kalp sağlığı ile doğrudan ilişkilendirilmeyen bu durumların yoğun yaşam döngüsü içinde gözden kaçtığına değinen Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bu negatif çevresel etkenlerden uzaklaşmak kardiyovasküler hastalıklara karşı gardımızı almamıza yardımcı olur” diye konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan çok bilinmeyen 12 kalp sağlığı düşmanını sıraladı;

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Prof. Dr. Nevrez Koylan

Trafikte geçen süre riski artırıyor

Tampon tampona trafikte kalmış olan herkes bu durumun çok stresli olduğunu söyler. Araştırmalar da trafikte bir saat geçirmenin kalp krizi olasılığını artırdığını gösteriyor. Otoyoldaki yüksek gürültü seviyeleri de kalp hastalıklarına etki edebiliyor. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde seyahat etmekten kaçınamıyorsanız, rahatlatıcı müzikler dinleyerek stresi azaltmaya çalışın. Ya da yolculuğu paylaşın ve yol arkadaşınızla sohbet edin.

 Mutsuz evlilik kalbi yoruyor

İyi bir eş seçimi kalbinizi mutlu ve sağlıklı kılar. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, birlikteliklerinden memnun olan yaşlı yetişkinlerin kalp hastalığı riski, memnun olmayanlara göre daha düşük. Bunun muhtemel nedeni ise stres. Stresli olduğunuzda, kötü beslenme tercihleri yapmanız ve sigara gibi kalp sağlığınıza zarar verebilecek alışkanlıklara yönelmeniz daha olasıdır. Ek olarak stres hormonlarının da başlı başına kalp üzerinde olumsuz bir etkileri bulunur.

Vardiyalı çalışma “iç saatimizi” bozuyor

Kanada’daki Western Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, gece veya düzensiz saatlerde çalışmak kalp krizi riskini artırıyor. Vardiyalı çalışmanın vücudun sirkadiyen ritmi yani diğer bir deyişle “iç saati” üzerinde kötü bir etkisinin olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da kalp zarar görüyor. Bu nedenle düzenli olarak gündüz saatlerinde çalışmıyorsanız, kalp hastalığı riskinizi azaltmak için ekstra adımlar atın. Egzersiz yapın, dengeli beslenin ve doktorunuza düzenli aralıklarla kontrole gidin.

  Kalp yalnızlığı sevmiyor

Sevdiklerinizle vakit geçirmeniz stres oranınızı azaltır ve aktif kalmanıza yardımcı olur. Bu açıdan yalnız insanların kalp hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksek olabilir. Ailenizin veya yakın arkadaşlarınızın yakınında değilseniz, ihtiyacı olan birilerine yardım ederek veya bir kedi / köpek sahiplenerek sosyal bağlantılar kurmaya çalışabilirsiniz.

Diş sağlığı önemli

Diş eti hastalığı olan kişilerde kalp hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Aradaki bağlantı net değildir ancak diş etlerindeki bakterilerin kan dolaşımına geçerek kan damarlarının iltihaplanmasına ve diğer kalp sorunlarına yol açtığı tahmin ediliyor.

 Erken menopoz riski artırıyor

46 yaşından önce menopoza girenlerin kalp krizi ya da felç geçirme olasılığı, 46 yaşından sonra menopoza girenlere göre iki kat daha yüksek olabilir. Kalp dostu etkilere sahip bir hormon olan östrojen menopoz döneminde düşüşe geçtiği için erken menopoza girenlerde kalp hastalıkları riskinin arttığı sonucuna varılabilir.

 Horluyorsanız mutlaka doktora başvurun

Partneriniz düzenli olarak horladığınızı veya uyurken nefes nefese kalıyormuş gibi sesler çıkardığınızı söylüyorsa doktorunuza görünmeyi ihmal etmeyin. Bu belirtiler uyku apnesi rahatsızlığının habercisi olabilir. Bu hastalık, hava yolunuz kısmen tıkandığında ortaya çıkabilir ve nefes alıp verişlerinizde duraksamalara yol açabilir. Dolayısıyla bu bozukluk; yüksek tansiyon, düzensiz kalp atışı, felç ve kalp yetmezliği ile bağlantılıdır. Tedaviler daha kolay nefes almanıza yardımcı olabilir ve kalp hastalığı riskinizi de azaltabilir.

 Hepatit C kalpteki hücre ve dokuları etkiliyor

Araştırmacılar Hepatit C’nin kalptekiler de dahil olmak üzere vücut hücreleri ve dokularında iltihaplanmaya neden olabileceğini düşünüyor. Herhangi bir kalp semptomunuz varsa doktorunuzla birlikte takip edin.

 6 saatten az uyuyorsanız dikkat

Geceleri rutin olarak 6 saatten az uyuduğunuzda, yüksek tansiyon ve kolesterol riskinizi artırırsınız. Obez olma ve diyabete yakalanma ihtimaliniz de artar ve bunların her ikisi de kalbinize zarar verebilir. 6 saatten az uyumamak, gün boyunca uyumanız gerektiği anlamına gelmez. Düzenli olarak 9 saatten fazla yatar pozisyonda vakit geçirirseniz de kalp hastalığı için önemli risk faktörleri olan diyabet ve felç geçirme olasılığınız artar. Beyninize, vücudunuza, kalbinize iyi bakın ve gecede 7 ila 9 saat uyumayı hedefleyin.

 Göbek bölgesinde yağlanma tehlikeli

Her türlü fazla kilo kalbiniz için zorluk çıkarır ancak özellikle göbek yağları oldukça tehlikelidir. Göbeğinizdeki yağ vücudunuzun kan basıncını yükseltebilecek hormonları veya diğer kimyasalları üretmesini tetikleyebilir. Bel çevresi kadınlarda 85 cm’den, erkeklerde ise 100 cm’den fazlaysa, bir diyet ve egzersiz planı için doktora başvurmak gerekir.

 Fazla TV izlemek kalp krizi riskini yüzde 20 artırıyor

Çok fazla televizyon seyreden kişilerin kalp sorunlarına yakalanma olasılığı, televizyon sürelerini sınırlayanlara göre daha yüksektir. Günde televizyon izleyerek geçirdiğiniz her saat, kalp hastalıkları riskinizi neredeyse yüzde 20 oranında artırabilir. Oturmak bu maddenin en olası suçlusudur ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla bağlantılıdır.

 Fazla egzersiz de zarar

Egzersiz kalbiniz için harikadır. Ancak formda değilseniz veya sadece ara sıra egzersiz yapıyorsanız, yavaş başlayarak dayanıklılığın kademeli olarak artırılması gerekir. Araştırmalar, çok uzun süre veya çok sert egzersiz yapıldığında kalp krizi riskinin arttığına işaret ediyor. Bu nedenle alışkın değilseniz yürüyüş gibi hafif seçenekleri tercih edin. Yüksek kalp hastalığı riskiniz varsa, egzersiz planınız için mutlaka doktorunuzla konuşun ve egzersiz esnasında kalp monitörü kullanmayı düşünün.

Havuz keyfi ishale sebep olabilir

Havuz keyfi ishale sebep olabilir

Yaz mevsimiyle beraber ishal vakalarında da artış görülebiliyor. Çocuklar ise bu durumdan en çok etkilenen grup. Sıcak hava nedeniyle fazla sıvı alma isteğinin mikrop tehlikesini artırması, besinlerin hızlı bir şekilde bozulması ve hijyen kurallarına önem verilmemesi gibi sebeplerin sulu dışkılama şikayetlerini artırdığını ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “İshal; bakteriler, parazitler ve yaygın olarak virüslerden kaynaklanıyor. Virüs kaynaklı ishal ateş yapmıyor, yaklaşık bir gün boyunca etkisini gösteriyor ve hastayı yatağa hapsetmiyor. Bakteriler ise besin zehirlenmelerine yol açarak ishallere neden oluyor” açıklamasında bulundu.

İshal sonucu oluşan sıvı kaybı yetişkinlere göre çocukları daha fazla etkiliyor. Çocuklarda meydana gelen ishalin çoğunlukla hastaneye yatışa yol açtığını, yetişkinlerde ise ishal sebebiyle yatışın çok daha düşük bir oranda gerçekleştiğini açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, “Bu durum, sıvı kayıplarının çocukları daha fazla etkilemesinden kaynaklanıyor. Çocuklarda yüzde 10’luk bir sıvı kaybı bile sıvı dengesine zarar vererek ciddi rahatsızlıklara yol açabiliyor” şeklinde konuştu.

Dr. Ayşe Sokullu,

Dr. Ayşe Sokullu

Çocuğun halsizliği çok yüksekse vakit kaybetmeden hastaneye gidilmeli

İshal tedavisinde en önemli nokta kaybedilen sıvının geri alınması. Bu konuda ebeveynlerin bilinçli olması gerektiğinin altını çizen Dr. Ayşe Sokullu, “Sıvı dengesini koruyucu önlemleri erkenden almak çok önemli. İshal tedavisinin ilk adımı da sıvı kayıplarının ağız yoluyla yerine koyulmasıdır. Hastaneye yatış ve serumla tedaviye ne kadar az mecbur kalınırsa o kadar iyi. Kusmalara karşı da bilgilenmek çok önemli, beslenme hataları giderildikçe kusma ilaçsız bir şekilde önlenebiliyor. Kusması olmayan çocuklarda tedavi daha kolay oluyor. Ancak sıvı kaybı yüzde 10’un üzerine çıkan vakalarda, bu tip uygulamalarla zaman kaybetmeyip damar yolu ile sıvı tedavisine başlanmalı. Çocuk halsizlik yüzünden hareket edememeye başlamışsa ve ağızdan sıvı alımı sağlanamıyorsa hiç vakit kaybetmeden bir doktora başvurulmalı” dedi.

 İshali önlemek için öneriler

  1. Dışarıda kalmış yiyecekleri tüketmeyin. Hijyen şartlarına güvenmediğiniz yerlerde yemek yemeyin.
  1. İshalin bulaşıcı olduğunu unutmayın ve kişisel hijyeninize çok dikkat edin, çocuklarınızı da hijyen konusunda eğitin. Yazın özellikle havuz gibi ortak alanların kullanımının artması nedeniyle kendinizi daha dikkatli koruyun.
  2. Süt ve süt ürünlerini tüketirken çok daha dikkatli davranın. Üretim ve tüketim tarihleri ile saklama koşullarını kontrol edin. Özellikle eriyip tekrar donmuş görünen dondurmalardan uzak durun.
  3. Çocuklarda ishal başlar başlamaz ağızdan sıvı takviyesine başlayın.
  4. Hafif ishal belirtileriniz varsa daha az yağlı, fazla lif içermeyen ve pirinç, patates gibi bağırsakları az çalıştıracak besinler tercih edin.