Bodrum sanata doydu

Melike, Semra Tigrel ve Erdinç Sakin’in kişisel sergileri Bodrum Marina Yacht Club, Merqezart Alternatif Sanat Mekanında açıldı.

Açılış kokteyli ile sanatseverlerin beğenisine sunulan eserler üç farklı salonda sergileniyor. Sanat dünyasının farklı renk ve perspektiflerini keşfetmek için bir araya gelen sanatseverler ve sanatçılar keyifli bir akşam geçirdi

Doğum günü hediyesini sır gibi sakladı

Aras Kargo Yönetim Kurulu Başkanı Barış Baran Aras, zarif ve güzel eşi Elif İnci Aras’a doğum gününde aldığı hediyeyi sır gibi sakladı.

Büyük bir aşk ile evliliklerine devam eden çift, özel günleri asla atlamıyor. Şimdiler Beykoz Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak eğitime destek veren Elif İnci Aras, aile şirketlerinde üst düzey yöneticiliğini de sürdürüyor. Eşine aşkını (Elif-İnci) teknesine verdiği isim ile de ifade eden Barış Bey, eşinin doğum günü her yıl olduğu gibi Bodrum’da dostları ile birlikte kutladı. Eşine aldığı doğum günü hediyesini sır gibi saklayan Aras, hediyenin ne olduğunu eşim açıklamak isterse o açıklar diyerek, herkesi meraklandırdı.  Yazı Bodrum’da geçiren çift önümüzdeki günlerde tekneleri ile Yunan adalarını da ziyaret edecek.

İtalyan Heykeltraş Lorenzo Quinn, büyük bir sergi ile sanatseverlerle buluşacak!

İtalyan heykeltıraş Lorenzo Quinn, Ekim ayında Türkiye’de gerçekleştireceği büyük sergisi ile sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Heykellerinde evrensel temaları ve insan duygularını benzersiz bir şekilde işleyen Quinn, İstanbul’un zengin kültürel mirasına olan hayranlığını sergisinde sergileyeceği özel eserlerle dile getiriyor. Sanatçının röportajında Türkiye’ye duyduğu sevgiyi, ilham kaynaklarını ve gelecek projelerini anlatan çarpıcı detaylar yer alıyor. Lorenzo Quinn ile yaptığımız özel röportajı okuyarak, sanatçının sanat anlayışı ve Ekim ayında sergileyeceği eserler hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Sanatçının Türkiye’deki hayranları, bu eşsiz sergiyi ve röportajda paylaştığı özel detayları kaçırmamalı!

Röportaj: Melis Bayraktar

Lorenzo Quinn

Heykelleriniz genellikle derin bir hareket ve duygu hissi barındırıyor. Çalışmalarınızda gereken teknik hassasiyeti, iletmeyi amaçladığınız duygusal derinlikle nasıl dengeliyorsunuz?

Hayat, sürekli bir hareket ve dönüşümün içinde. Heykellerimde derin hareket ve duygu hissi yaratmak için teknik hassasiyeti ve duygusal derinliği dengelemeye çalışıyorum. Her heykelin kendine ait bir hikayesi var. Öncelikle sanat eseri aracılığıyla iletmek istediğim mesajı belirliyorum. Sürecin kilit noktası buradan geçiyor. Eserlerimde yerçekimiyle oynayarak, hem fiziksel hem de sembolik anlamda sınırların ötesine geçmek istiyorum. Fakat maalesef henüz nesneleri havada asamıyoruz, ama gelecekte yeni malzemelerle bu mümkün olabilir.

Lorenzo Quinn

Eserlerinizde genellikle evrensel temalara yer veriyorsunuz. Thailand, Güney Amerika gibi birçok yerde meydana gelen doğal afetlere dikkat çekmek için tasarladığınız; Dünyayı bir kayış ile tutan Doğa Ana Heykelleriniz büyük kitlelerin sevgisini ve ilgisini toplamıştı.  Bize biraz bu serinizden bahseder misiniz?

Sanat, insanları bir araya getiren ve ortak duygularımızı paylaşmamızı sağlayan güçlü bir araç. Eserlerimde evrensel temalara yer vererek, izleyicilerimin kendi yaşam deneyimleriyle bağlantı kurmalarını istiyorum. İnsan doğası, ilişkiler ve duygular gibi konular hepimizi birleştirir ve bu konular üzerinde düşünmek ve konuşmak bizi daha empatik bireyler yapar. Sanatımın bu tür bir diyalog başlatmasını umarak tasarımlarımı yapıyorum.

Tabiat ana konulu eserlerimde, doğal afetlerin hepimize bir adım uzakta olabileceğini ve gerekli önlemleri almak gerektiğini yansıtmak istedim. Thailand’ta yaşanan hortum felaketinin anısına yaptığım 2.5 metrelik Doğa Ana Heykeli ile Doğa Ana’nın dünyayı nasıl savunduğunu, insan merkeziyetçiliğin sonuçlarıyla nasıl başa çıktığını sergilemek istedim ve tüm eserlerimi doğaya ithaf ettim. Heykellerin ayrı ayrı versiyonları Amerika, İngiltere, Avusturya, Monaco ve Singapur’da dikili…

Lorenzo Quinn

Heykellerinizde sıklıkla insan ellerini kullanıyorsunuz. 57. Venedik Bienalinde de iklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla Grand Canal’dan çıkan ve binanın dağılmasını bir an için durdurmuş izlenimi veren iki beyaz el tasarlamıştınız. Bu simge sizin için ne ifade ediyor ve sanatınızda neden bu kadar merkezi bir yer tutuyor?

Bedenin en meşakkatli ve teknik açıdan en meydan okuyan parçası olarak görülen eller, benim için çok güçlü sembollerden biri. Ellerdeki her hareket, her jest bir hikâye anlatıyor. Sevme gücü, nefret etme gücü, yaratma ve yok etme gücü gibi. Elleri sanatımda kullanmak, insanların birbirleriyle olan bağlantısını, iletişimlerini ve empati duygusunu temsil ediyor. Her bir heykelimde eller aracılığıyla insan doğasının farklı bir yönünü keşfetmeye çalışıyorum.

Venedik’deki Ca’Sagredo Hotel’in iki cephesini bir arada tutmaya çalışan “Support” (Destek) heykelimi Halcyon Art International ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği adına tasarladım. İklim değişiklikleri ve zamanın yıpratıcı etkisi altındaki bu ilham veren Venedik şehri, bizim ve gelecek jenerasyonların desteğine ihtiyaç duyuyor. Nitekim kanaldan çıkan ellere verdiğim isim de “Support” (destek) bu fikirle birebir örtüşüyor. Eller, ince bir jestle tarihi binayı tutuyorlar.

Lorenzo Quinn

Son projenizde, insan bağlantısı ve birlik temalarını keşfetmeye devam ettiniz. Bu temaların çalışmalarınızda nasıl evrildiğini ve hangi yeni boyutları keşfettiğinizi paylaşabilir misiniz?

Başkalarıyla iletişim kurmak benim için çok önemli. Eserlerim aracılığıyla insanlar arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum. Bu her zaman kolay olmuyor. Anlaşılabilir bir şekilde yazmam gerekiyor, adeta bir kitap yazar gibi. Özellikle kamusal alanlarda çalışırken, eserlerimi geniş bir izleyici kitlesi tarafından anlaşılabilir hale getirmek için basitleştirilmiş bir dil kullanıyorum. Herkesin sanat uzmanı olmadığını ve hatta bazı insanların sanattan hoşlanmadığını göz önünde bulundurarak çalışıyorum. Sanatın gücü, farklı insanları bir araya getirerek ortak bir anlayış oluşturmasında yatıyor. Kamusal alanlarda sergilenen heykellerim, herkesle bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Sanatın, toplumun bir parçası olması gerektiğine inanıyorum. Eserlerimle insanları düşünmeye, hissetmeye ve belki de kendileri ve çevreleri hakkında yeni perspektifler kazanmaya teşvik etmeyi umuyorum. Bu nedenle evrensel el jestleri veya diğer yöntemlerle mesajlarımı ifade etmeye çalışıyorum, böylece herkes ne anlatmaya çalıştığımı anlayabiliyor. Kamusal sanat, herkes için erişilebilir ve anlamlı olmalı.

Lorenzo Quinn

Sanat eserleriniz genellikle dönüştürücü bir şekilde kamusal alanlarla etkileşime giriyor. Çevreye ve halka bu kadar büyük ölçekte etkileşimde bulunması amaçlanan eserler oluştururken hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Kamusal sanat eserleri, kentsel alanlarda yaşamı daha zengin ve anlamlı hale getiriyor. Bu eserler, insanları bir araya getiriyor, diyalogu teşvik ediyor ve paylaşılan kimliği destekliyor. Özellikle bu dijital çağda, enstalasyonlar otantik deneyimler sunuyor ve kamusal alanları daha çekici hale getiriyor. Aynı zamanda sosyal medya aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaşıyor ve şehrin cazibesini artırıyor.

Sanat, sınırları zorlayan ve hayal gücünün özgürce dolaştığı bir alan. Ancak gerçek dünyada da bazı sınırlar ve pratik faktörler var. Örneğin, anıtsal eserlerin tasarımında çeşitli kısıtlamalar olabilir. Bu, şehir belediyesinin onayı, izinler, mühendislik gereksinimleri ve diğer faktörleri içerebilir. Ayrıca, her mekânın kendine özgü bir karakteri vardır ve bu, eserin karmaşıklığını etkiler. Yerel kültürü de göz önünde bulundurmak çok önemli: Ne yapabileceğiniz, ne gösteremeyeceğiniz ve nasıl göstereceğiniz. Bu faktörler, kamusal eserlerin tasarımını büyük ölçüde etkiliyor. Ancak bu süreç, sanatçılar için heyecan verici bir deneyim. Yeni zorlukları üstlenmek, yaratıcılığı canlı tutar ve umarım yakın zamanda engelleri aşıp Türkiye’de güzel projelere imza atarız!

Lorenzo Quinn

Sürprizi bozmak istemezdim ama önümüzdeki Ekim ayında İstanbul’a geleceğinizi duydum. Bu şehir sizin sanatsal yolculuğunuzla nasıl bir uyum içinde ve yaklaşan ziyaretinizde neler hedefliyorsunuz?

İstanbul’a gelmek için çok heyecanlıyım. Bu şehri daha önce de ziyaret ettim ve her gelişimde büyüleniyorum. İstanbul’un zengin kültürel mirası ve tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması beni çok etkiliyor. İnsanları da çok seviyorum. İstanbul’da olduğu kadar ülkenin diğer bölgelerinde de birçok Türk arkadaşım var. Türkiye’nin dört bir yanından takipçilerim var. Bu sergi için çok heyecanlıyım. Uzun zamandır Türkiye’de büyük bir sergi yapmak istiyordum, bu hayalimin sonunda gerçekleşiyor olması beni oldukça heyecanlandırıyor. Sergimde, İstanbul’un bu eşsiz karakterini ve tarihini yansıtan eserlerimi paylaşmayı umuyorum. Türkiye’de bazı kamusal çalışmalar yapma fırsatım olmuştu, ancak son anlarda işler yolunda gitmedi. Bu sergiyle, sahip olduğum projelerin hayata geçmesini umuyorum ve bu gerçekten heyecan verici ve muhteşem olacak. Umarım bu gerçekleşir. Heyecanlıyım ve umarım çok olumlu geri dönüşler alırım, bekleyip göreceğiz.

Lorenzo Quinn

Çoğu eserinizde ahlaki veya felsefi bir mesaj olduğu görülüyor. Sadece güncel olaylara tepki veren ve idealleri olan bir sanatçı değil, aynı zamanda yardımsever kişiliğiyle de birçok gence umut olmuş bir sanatçıssınız. “Empowerment” adlı serinizin satışından elde ettiğiniz geliri, gençleri desteklemek ve maddi imkan sağlamak amacıyla kurulmuş olan bir vakıfa bağışlayarak; geleceğin dünyasında gençler için bir destek de oldunuz. İzleyicilerin bu mesajları nasıl yorumlamasını bekliyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. Her izleyici, sanat eserini kendi bakış açısına ve deneyimlerine göre yorumlayacaktır. Eserlerimin her birey için farklı anlamlar taşımasını ve farklı duygular uyandırmasını istiyorum. Eserlerimdeki ahlaki veya felsefi mesajlarla, genellikle izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmeye çalışıyorum. 2018 Uluslararası Edinburgh Dükü Ödülleri için gelecek nesillere umut olacak şekilde dünyayı ellerinde tutan genç bir kadın ve erkeği tasvir eden bir heykel yarattım. Ayrıca Steve ve Alexandra Cohen Vakfı’nın ‘Give from the Heart’ heykelini tasarladım. Bu eser hayırseverliği teşvik etmek amacıyla onların ‘farkındalık yaratma, rehberlik etme ve örnek liderlikle topluma katkıda bulunma’ konusundaki kararlılığını simgeliyor. İzleyicilerimin sanatımı anlamasını, imkanı olanların da gençlerin temel eğitim ihtiyaçlarının ötesinde sosyal alanda gelişimlerini desteklemelerini ve vizyonlarını genişletmelerini umuyorum. Ayrıca, çözüm sunmak yerine gençlere çözüm üretme becerisini geliştirmeleri için katkıda bulunmalarını istiyorum. Dayanışma güzeldir.

Lorenzo Quinn

Bir takı koleksiyonunuz olduğunu biliyoruz. Bu projeye nasıl başladınız ve koleksiyonlarınızı tasarlarken nelerden ilham alıyorsunuz?

Takı tasarımına olan ilgim, heykeltraş olarak yaptığım işlerden doğdu. Heykellerimde kullandığım formları ve kavramları daha küçük boyutlarda, takı olarak insanlarla buluşturmak istedim. Takılarım da heykellerim gibi insan ilişkileri ve duygular üzerine odaklanıyor. Bu koleksiyonları tasarlarken, insanların günlük hayatlarında taşımaktan keyif alacakları, anlamlı ve zarif parçalar yaratmaya çalışıyorum. Her bir takı, kişisel bir hikaye ve duyguyu yansıtıyor.

Mücevher koleksiyonlarım, sanatımın daha taşınabilir bir biçimde ifade edilmesi için bir yol. Her parça, büyük heykellerim gibi bir hikaye anlatıyor ve insanlar bu hikayeleri yanlarında taşıyabiliyorlar. Bu koleksiyonlar, sanatımı daha geniş bir kitleye ulaştırma amacı taşıyor.Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi tasarlarken hangi kitleyi hedefliyorsunuz? 

Mücevherlerimi, sanatı seven ve taşınabilir sanat eserlerine ilgi duyan herkes için tasarlıyorum. Her yaştan ve her tarzdan insana hitap etmeyi amaçlıyorum.

Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi nereden temin edebiliriz? Satın alma süreci hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Mücevher koleksiyonlarımı online mağazamız üzerinden veya bazı seçkin sanat galerilerinden temin edebilirsiniz. Her parça, titizlikle el yapımı olarak üretiliyor ve sipariş üzerine hazırlanan bazı özel tasarımlarımız da mevcut. Web sitemizdeki koleksiyonumuzu inceleyebilir ve beğendiğiniz parçaları kolayca sipariş verebilirsiniz. Ayrıca, galerilerimizde düzenlenen özel etkinliklerde de mücevherlerimizi yakından görme ve satın alma fırsatınız olabilir.

Ying Xinxun, Gate 27’de

Uluslararası Konuk Sanatçı Programı Gate 27’nin son dönemde ağırladığı konuk sanatçı Ying Xinxun’un “Semboller ve Nakış” başlıklı projesi, sanatçının konuk programı katılımı süresince hazırladığı enstalasyonlarla tanıtıldı.

Çin Sanat Akademisi Fiber Bölümü Başkan Yardımcısı, aynı zamanda Fiber ve Plastik Sanatlar Stüdyosu Akademi Başkanı olan Dr. Ying Xinxun, kültür sanat sektöründen sanatçı, küratör ve tasarımcılarla daha önce bir araya geldiği atölye çalışmasında katılımcılardan kendi hayatlarında önemli yer tutan sembolleri nakışla işlemelerini istedi. Her bir katılımcı, sanatçının Çin’den getirdiği ve yaşam içinde sembolleri olan kumaşlar üzerine kendi hayatlarından sembolleri nakşetti. Ardından bu sembolleri birleştirerek farklı yerleştirme çalışmaları hayal edildi. Sanatçı tarafından çeşitli enstalasyonlara dönüştürülen bu semboller, ilk kez Gate 27’de gösterildi.

Gate 27 Direktörü Burak Mert Çiloğlugil’in ev sahipliğinde, Gate 27 Kurucusu Melisa Sabancı Tapan ve Gate 27 konuk sanatçısı Ying Xinxun’un katılımıyla gerçekleşen enstalasyon gösterimi, oldukça dikkat çekiciydi. Sanatçı, yanında getirdiği ısıya duyarlı iplikleri de enstalasyonunda kullanarak eserlere dinamik ve interaktif bir boyut kazandırmayı amaçladı.

Yıllar öncesinden kalan insani bir hikaye

1963 yılının bir sonbahar günü… Varan Turizm’in o zaman Ankara’da bulunan Küçük Tiyatro’nun hemen bitişiğindeki terminalinden İstanbul otobüsü hareket etmek üzere. Terminalde bir hareketlilik var.
14-15 yaşlarında, Çocuğunun elinden tutmuş bir baba, otobüse yaklaşarak kaptan şoföre: “Oğlum Galatasaray Lisesi’ne gidiyor, yatılı okuyacak. Onu yalnız gönderiyorum, İstanbul’da güvenilir bir taksiye bindirip okuluna yollar mısın?” diyip ekliyor: “Valizini de unutmasın.”
Kaptanın cevabı “Elbette siz hiç merak etmeyin,” oluyor. Endişeli baba, nemli gözlerle, hareket eden otobüsün arkasından el sallıyor.
İki gün sonra baba, telaşlı bakışlar ve heyecanlı adımlarla terminale geliyor. “Oğlumu Taksim’den Galatasaray Lisesi’ne götüren şahsın kim olduğunu öğrenmek istiyorum,” diyor.
İstanbul terminalimizi arayıp soruyoruz; fakat ilginçtir ki arkadaşlarımız bize bu şahsın kim olduğunu söylemek istemiyorlar.
Babanın telefon numarasını alıp ona sonucu bildireceğimizi söylediğimizde ise daha fazla dayanamayan baba gözyaşları içinde anlatmaya başlıyor.
“Yahu kardeşim, o kişi kimse, oğlumla beraber idareye gitmiş. Kayıt işlemlerini tek tek tamamlatmış. Bavulunu taşımış, teslim edilen eşyaları almış. Sonra yatakhanede onun çarşafını sermiş, nevresimini takmış, dolabını yerleştirmiş.” Baba hıçkırarak anlatmaya devam ediyor.
“Ben ya da annesi gitseydik biz de aynısını yapardık,” diyor. Derin bir “oh” çekiyoruz. Oysa ki hiç de alışık olmadığımız bir şikâyet dinleyeceğiz korkusunu yaşıyorduk…
Bu kez daha ısrarlı bir biçimde çocuğu okula götüren şahsın kim olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Epey uğraştan sonra da hayretle öğreniyoruz kim olduğunu.
 Çocuğu Galatasaray Lisesi’ne götüren şahıs Nevzat Hüseyin Pekuysal… Şirketin sahibi.
Yıllar sonra kendisine “Nevzat Bey, bu olayı anımsıyor musunuz?” diye sorduğumuzda, gözleri doluyor ve insanın içine işleyen bakışlarını üzerimizde gezdiriyor.
“O baba bana dünyadaki en değerli şeyini, oğlunu emanet etmiş. Ben bu emaneti başkasına nasıl emanet edebilirdim ki?” diyor.

İshak Alaton’dan ceviz hikayesi

Rahmetli iş insanı Alarko Holding ortaklarından İshak Alaton’dan mini bir hayat dersi…
76 Yaşındayım…
8 yıl sonra,
84 yaşında ceviz kıracağım….
 ALARKO’nun kurucusu Ishak Alaton’un hayat dersi niteliğindeki bir demeci:
Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur….
Herhalde iş adamı olduğum için…
 Ben, “paranın iki kişiliği vardır” derim….
Birincisi;
para bir değiş tokuş aracıdır…
Para verip yiyecek,
giyecek,
ev,
bark,
hatta sağlık satın alabilirsiniz…
İkincisi ile
gelecek korkusunu yenersiniz….
    “Yaşlılığımda çaresiz,
muhtaç,
perişan kalmam,
çünkü kötü günler için paramı bir kenara ayırdım” dersiniz…
     Ama para ötesi, yani
para-üstü bir konu daha vardır…
Bunu parayla satın alamazsınız…
 Bunun adı
zevk ve keyiftir…
Zevk almak,
keyif duymak,
ancak KÜLTÜR ile mümkündür…
Resimden zevk almak için sergiler bedava,
müzik, kaset ve diskler üç otuz para….
Ayrıca konserler de pahalı değil…
Tiyatrolar hamburger fiyatına…
Aşk ve sevgi zaten bedelsizdir…
 Güneşin batışından, denizin hışırtısından ya da bir satranç oyunundan zevk alabiliyorsanız,
kalenizle bedavaya şah çekebilirsiniz…
     Güneşi kaç paraya batırabilirsiniz..?
      Denizi hışırdatmanın fiyatı nedir..?
       Yaşlılığınız için biriktireceğiniz;
kötü gün parası kadar,
belki ondan da önemli olan bu zevkler ve mutluluklardır…
 Bunlara sahip olmak ancak kültürle mümkündür….
Para kazanmaya emek verdiğiniz kadar kültür edinmeye de emek verin !..
 İster genç olun; ister yaşlı,
yaşınızla barışık değilseniz
ihtiyarsınız demektir…
Çok genç ölen yaşlılar olduğu gibi, ihtiyar doğanlar da vardır…
Yaşlılar; ölüme daha yakın derler….
Ama ölüm, nüfus kâğıdı sormuyor Şimdiki tutkulu projem,
bir ceviz ormanı yetiştirmektir……
Fidanları dikmeye başladım bile…
 Ceviz fidanı; 8 yıl sonra ağaç olup,
ceviz verirmiş…
 Şimdi 76 yaşındayım. Yani 84 yaşımda ceviz kıracağım…Bu kez kendi cevizlerimi…..
İSHAK ALATON…

Kızı ile film seti ziyaret etti

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, kızı Leyla Koç ile birlikte Mezarlık filminin setini ziyaret etti. Koç, yakın dostu hemde filmin yönetmenliğini yapan Abdullah Oğuz ile kamera arkasına geçip film çekimleri hakkında kısa da bir sohbet yaptı hemde teknik konusunda bilgi aldı.

Başroldekilerinde Birce Akalay, Olgun Toker, Şehsuvar Aktaş olduğu filmde kızı Leyla ile birlikte oyuncularla hatıra pozu verdi.

Abdullah Oğuz, Ali Koç

 

Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi uluslararası boyuta taşınıyor

Merit Otelleri’nin nesli tükenmekte olan deniz kaplumbağalarının korunması hedefiyle kurduğu Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi, 6 yaşını doldurdu.

Merkezin bu süreçte sergilediği başarılar sayesinde proje, uluslararası standartlara taşınarak, sorumluluk ve yetki alanları genişletildi.

Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi ile KKTC Hükümeti arasında, “nesli tükenme tehlikesi altında olan deniz kaplumbağalarının korunmasına yönelik” iş birliği protokolünün kapsamı genişletilerek yenilendi. KKTC adına Başbakan Yardımcısı ve Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu ile Net Holding adına Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Hande Tibuk’un katılımıyla, KKTC Turizm Bakanlığı’nda gerçekleşti.

Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi’nin bugüne kadarki gelişimi ve tedavi oranlarındaki başarısı nedeniyle görev, yetki ve sorumluluk alanları uluslararası standartlara taşınan merkezin doğal yaşamın korunmasında üstlendiği rolü, artarak sürecek.

Kıyısal ve denizsel alanlarda tespit edilen yaralı deniz kaplumbağalarının Meritta Deniz Kaplumbağaları Rehabilitasyon Merkezi’ne transferi, barınması, beslenmesi, tedavi ve rehabilitasyon süreçleri KKTC Çevre Koruma Dairesi’yle birlikte yürütülmeye devam edecek. Protokol kapsamında ayrıca, Merkez ve Çevre Koruma Dairesi arasındaki iş birliğinin artırılması, kamu kurum, kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilişkilerin geliştirilmesi de hedefleniyor.

Range Rover House, yine çarpıcı bir davet ile Bodrum’da

Bodrum Villa Maçakızı’nın etkileyici atmosferinde gerçekleşen Range Rover House ilham veren deneyimleri ile misafirleriyle buluştu.

Borusan Otomotiv ev sahipliğinde gerçekleşen davete iş-sanat ve cemiyet hayatının önemli simaları katılım gösterdi.

Bir yılın ardından, bu sene de Range Rover House etkinliğini gerçekleştirdi. Range Rover House kapsamında misafirler, iki gün boyunca gastronomi, sanat, wellness ve gustolu yaşam konularının ele alındığı bilinenin ötesinde deneyimler yaşama fırsatı elde etti. Alanında uzman isimler, markanın dünyasını ve kendine özgü modern lüks felsefesini derinlemesine sundu. Gerçekleşen kokteyl davetinde, yurtdışından özel olarak getirilen başarılı bir ekip misafirlere keyifli anlar yaşattı.

Range Rover House projesi kapsamında, dünya çapında tanınan heykeltraş Seçkin Pirim,  Range Rover House’a özel eser seçkisiyle misafirleri sanatın büyülü dünyasıyla buluşturdu. Range Rover House deneyimiyle özdeşleşen ve geçtiğimiz yıldan beri bir çok ödüle layık görülen; Bodrum’un yerel değerlerine saygı kapsamında Slow Food Bodrum iş birliği ile yürütülen gastronomi projesi  “Local Seafood Taste Lab’’ ile Carlo Bernardini, bu yıl da  Bodrum’un yerel deniz dünyasının derinliklerini davetlilerle buluşturdu. Stand Up Paddleboard Yoga (SUP) ve Ses Terapisi’nin de yer aldığı beden ve ruhu dengeleyen wellness deneyimleri iki  gün boyunca seçkin davetlilerle buluştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Birleşik Krallık’tan Mehmet Gültekin’e ‘Eğitim Doktorası’

Horizon Group ve Tarabya İngiliz Okulları kurucusu Mehmet Gültekin’e uluslararası eğitime sunduğu katkıları nedeniyle Birleşik Krallık Bolton Üniversitesi tarafından Eğitim Doktorası verildi.

Manchester’daki Üniversite’de düzenlenen törende doktorasını İngiliz Kraliyet ailesinden St. Andrews Kontu George Windsor’un elinden aldı.

Birleşik Krallık’taki üniversitelerde alınabilecek en yüksek akademik ayrıcalık olma özelliğini taşıyan ünvanıyla kürsüye çıkan Dr. Mehmet Gültekin tören sırasında yaptığı konuşmada, “Türkiye’de eğitim alanındaki çalışmalarımız, hayal etme vebu hayalleri hayata geçirme cesaretine sahip olduğunuzda mucizelerin başarılabileceğinin bir kanıtıdır” dedi.Üniversitenin Yönetim Kurulu Başkanı Prof G E Holmes DL, üniversitenin akademik kadrosu kendisini yalnız bırakmayan eşi Emel Gültekin, Dr. Mehmet Gültekin’e tebriklerini sundu.